
1.648
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Yetiştirme teorisi bağlamında televizyon programlarının suç mağduriyet korkusuna etkisi: "Gaziantep örneği"
Korku, bireylerin tehlike unsuru taşıyan durumlarda hissettiği bir duyguyken suç mağduru olma korkusu, suç oranlarındaki artışla beraber bireylerin suç veya suçla bağdaştırdıkları sembollere yönelik hissettikleri duygu olarak tanımlanmaktadır. Bireylerin hissettiğin suç mağduriyet korkusu, modern toplumlarda özellikle kitlesel medyanın yaygın olarak kullanılması ile birlikte suç ve şiddet içerikli görsellerin aktif olarak sunulmasıyla daha fazla artmaktadır. Bireylerin hissettikleri korkunun bireysel olmaktan çıkıp toplumsal bir alana yayılmasına toplumda güvensizlik ortamı oluşmasına sebep olmaktadır. Bu durum, hissedilen korkuyu arttırdığı gibi toplumda bireyler arasındaki etkileşimin azalmasına, bireylerin birbirlerine yabancılaşmasına ve toplumsal refahın bozulmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla araştırılması ve çalışılması önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu çalışma, yetiştirme teorisi çerçevesinde, televizyonda yayınlanan kriminal reality/suç programlarının suç mağduriyet korkusuna etkisini konu edinmektedir. Çalışma, Türkiye'de televizyonda yayınlanan kriminal reality/suç programlarının, suç mağduriyet korkusuna etkisini, bireylerin toplumsal gerçeklik ve riske ilişkin algı biçimlerini, George Gerbner'in Kültürel Göstergeler ve Yetiştirme (Kültüvasyon) teorisi ile incelenmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Gaziantep'te, yürütülen bu saha araştırmasında, amaçlı örneklem tekniği ile "Müge Anlı ile Tatlı Sert" ve "Esra Erol'da" programlarını izleyen 18-30 yaş arası ile 50 yaş ve üstü 20 kadınla yarı yapılandırılmış soru araçları kullanılarak nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine yüz yüz görüşme yapılmıştır. Toplanan verilerin analizi sonucunda televizyon programlarının, suç mağduriyet korkusunu etkilediği ve bireylerde yetiştirme etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Bu çerçevede katılımcıların, programlara maruziyet düzeyi arttıkça, korku düzeylerinde artış olduğuna ve kendilerini acımasız ve tehlikeli bir dünyada görme eğilimi gösterdiklerine; 50 yaş ve üzeri gruptaki katılımcıların kendilerinden çok, gençler ve çocuklar için korku duyduklarına dair bulgulara ulaşılmıştır. Bu çerçevede, elde edilen bulguların literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir.
Suriyeli sığınmacıların perspektifinden Türkiye vatandaşlığı
Vatandaşlık, bireyin hak, ödev ve aidiyetini tanımlayan çok katmanlı bir kavram olup, artan göçlerle birlikte entegrasyonun en ileri aşamalarından biri olarak görülmektedir. Bu araştırmanın konusu, Şanlıurfa'da yaşayan Suriyelilerin Türkiye vatandaşlığına ilişkin algıları ile vatandaş olma ve ol(a)mama deneyimleridir. Araştırma, Türkiye vatandaşlığı kazanmış Suriyeli göçmenler ile Türkiye vatandaşlığı kazan(a)mamış geçici koruma statüsü altında yaşayan Suriyeli sığınmacıların deneyimlerinin ve vatandaşlık algılarının karşılaştırmalı analizine dayanmaktadır. Vatandaşlığa sahip olma ve ol(a)mama durumunun; kimlik, aidiyet, haklara erişim ve ödevler, vatandaşlık algısı, istihdama katılım, entegrasyon süreçleri ve gelecek noktasında etkisinin nasıl işlediği çalışmada detaylı olarak tartışılmaktadır. Çalışma, vatandaşlık konusunu hukuki tanımlamaları ile birlikte sosyolojik boyutu ile ele almış; odağına Türkiye vatandaşlığı olan Suriyeli göçmenler ile birlikte geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin vatandaşlığa ilişkin algı ve deneyimlerini alarak mevcut literatüre özgün bir katkı sunmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, fenomenolojik desen kullanılmıştır. Amaçlı örneklem tekniği ile ulaşılan, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü'de yaşayan 13'ü Türk vatandaşlığına sahip, 13'ü ise geçici koruma kapsamında bulunan toplam 26 Suriyeli katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları, vatandaşlığın Suriyeliler açısından haklara erişim, siyasal katılım, toplumsal bütünleşme, aidiyet hissi ve gelecek planlaması açısından belirleyici ve kolaylaştırıcı bir statü olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle seyahat, dava açabilme ve siyasal sürece katılım gibi haklara erişim açısından vatandaşlık olumlu etkiler yaratırken; vatandaş ol(a)mayan bireylerde ise aidiyet duygusunda zayıflama, haklara erişimde sorunlar yaşama ve gelecek perspektifinde belirsizlik gözlemlenmiştir.
Erken yaşta ve zorla yapılan evliliklerin ekonomik, sosyal ve kültürel dinamikleri: Şanlıurfa örneği
Erken yaşta ve zorla yapılan evlilikler, sadece bireylerin hayatını değil, toplumsal yapının kendisini derinden şekillendiren çok katmanlı bir sosyal olgudur. Bu çalışma, evlilikleri salt bir zorunluluk ya da kültürel gelenek olarak değil, sembolik etkileşimcilik kuramının ışığında, bireylerin anlam dünyalarında inşa edilen, toplumsal cinsiyet rolleriyle iç içe geçmiş bir süreç olarak ele almaktadır. Şanlıurfa örneğinde, erken yaşta evlilikler genç bireylerin kimliklerini, rıza ve zorlamanın sınırlarında şekillendirirken; ataerkil düzenin baskın normları, "kadınlık" ve "erkeklik" sembolleriyle yeniden üretilmektedir. Araştırma, 31 katılımcıyla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerle yürütülmüş ve tematik analiz yöntemiyle veriler çözümlenmiştir. Bu yöntem, evliliklerin toplumsal cinsiyet temelli anlamlarının ve zorlayıcı sosyal mekanizmaların açığa çıkarılmasını sağlamıştır. Sonuç olarak tez, erken yaşta ve zorla evliliklerin yalnızca toplumsal bir pratik değil; aynı zamanda bireylerin gündelik yaşamında sürekli olarak yeniden üretildiği, direnç ve uyum arasında gidip gelen dinamik bir sembolik alan olduğunu ortaya koymaktadır.
Boşanmalar üzerine sosyolojik bir araştırma: Van örneği (2001-2016)
Tarihsel süreçte toplum yapılarının çoğunda aile kurumu önemli bir yer tutmuştur. Günümüz modern toplumlarında da değişen koşullara ve algılara rağmen ailenin birey ve toplum hayatında parsellediği geniş bir alandan söz edilebilir. Fakat diğer taraftan da hem geçmişte hem de günümüzde neslin devamı, cinsel hayatın tanzimi, duygusal beraberlik, sosyo-kültürel ve dinsel normların kuşaktan kuşağa aktarımı gibi hayati öneme sahip olan aile birliğinin çeşitli sebeplerle zayıflaması ve çözülmesi ile boşanmalar gerçekleşmiştir ve gerçekleşmeye devam etmektedir. Özellikle II. Dünya Savaşı'nın ardından tüm dünyayı, 2000'li yıllarla birlikte de Türkiye'yi etkisi altına alan boşanmalar, sosyo-ekonomik ve kültürel gelişmelere bağlı olarak artış kazanmaya başlamıştır. Modernleşmeyle birlikte birey ve toplum hayatında yaşanan sosyo-ekonomik dönüşümler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de evlilik kurumunu etkileyerek boşanma eğilimlerini de arttırmıştır. Boşanmaların sadece modern toplumsal kesitlerde kendini gösteren bir olgu olmadığı bunun yanı sıra bireyin yaşam alanını kuşatan ve bu konuda dirençli bir tavır takınan geleneksel dokularda da kendini hissettirdiği görülmektedir. Bu çalışmanın amacı bir taraftan sosyo-ekonomik bileşenler üzerinden modern bir toplumsal desen diğer taraftan da barındırdığı gelenek, kültür ve aşiret dokusuyla yoğrulmuş geleneksel bir yapı özelliğine sahip Van'da 2001-2016 yılları arasında gerçekleşen boşanmaları sosyolojik açıdan incelemektir. Van'daki boşanmaları merkeze alan bu çalışma, konuyu Doğu Anadolu Bölgesi ve Türkiye'deki genel boşanmalar ile birlikte tartışmayı da hedeflediğinden 2001-2016 yılları arasında bu cephedeki boşanmaları da etüt etmektedir. Van'daki boşanmaları geniş bir açıdan değerlendirmeye çalışan bu araştırmada konu, TUİK (2001-2016), Aile Mahkemesi (2013-2016), Van Barosu Adli Yardım Bürosu (2013-2016) ve nitel görüşmelerden elde edilen geniş bir veri seti üzerinden anlamlandırılmaya çalışıldı. Van'da boşanmalar hem kadın hem de erkek açısından kültürün ve geleneğin bütün anlaşmazlıklara rağmen ertelemeye ya da kamufle etmeye çalıştığı bir durum olmaktan çıkmış görünmektedir. Boşanmaların ard alanına bakıldığında evlilik kurgusu, evlilik biçimi, aile sermayeleri kadar kentin barındırdığı sosyolojik dokunun da etkili olduğu ortaya çıkmaktadır.
Van ilinde yaşamakta olan mültecilerin/sığınmacıların yaşadığı sağlık sorunları ile ilgili bir araştırma
Türkiye birçok ülkeye geçiş güzergȃhı olmasından dolayı özellikle Ortadoğu ve Asya ülkelerinden oldukça yoğun bir göç almaktadır. Göç edilen ülkelerin başında da İran, Afganistan, Irak ve Suriye gelmektedir. Özellikle Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle neredeyse tüm kentlere yoğun bir göç hareketi yaşanmaktadır. Yaşanan bu göçler Türkiye'yi de birtakım önlemler almaya, gelen kişileri insani şartlarda yaşatmaya dönük politikalar üretmeye ve bu politikaları uygulamaya yöneltmektedir. Göç etme nedenleri farklılık göstersede göç ettikleri ülkelerde insani ihtiyaçlardan kaynaklanan sorunlar yaşamaktadırlar. Bunların başında da sağlık sorunları gelmektedir. İnsani bir hak olan sağlık hakkı, her bireyin ulaşılabilir ve eşit bir şekilde hizmet almasını gerektirir. Ülkesinde dini, siyasi, ekonomik, cinsiyet kaynaklı ve birtakım bireysel nedenlerle zulme veya haksızlığa uğrayacağından korkan ve bu sebeplerden dolayı ülkesini terk etmek durumunda kalan mülteciler / sığınmacılar, sığındıkları ülkelerde her türlü sağlık hakkından faydalanmak durumundadırlar. Bu araştırma, Van ilinde yaşanan bu sorunların tespitini bizzat mültecilerin / sığınmacıların anlatımıyla ortaya çıkarmaktadır. Araştırma sadece sorunların ortaya çıkarılmasını değil aynı zamanda sunulan sağlık hizmetlerinin kapsam ve niteliğini objektif bir şekilde çalışmaya konu edinmiş ve sorunların çözümüne dönük öneriler de bu perspektifle oluşturulmuştur.
Türkiye'de yaşlılık olgusu yaşlılara ilişkin tutumların kültürel temelleri üzerine bir alan araştırması Van-Muğla örneği
Bu çalışmanın konusu hem dünyada hem de Türkiye'de değişen nüfus yapısı ve artan yaşlı nüfus oranıyla birlikte önemli bir toplumsal gerçekliği içinde barındıran yaşlılık ve yaşlanma olgusudur. Yaşlılık, takvimsel yaşın artması sonucu bireyde görülen fiziksel, bilişsel ve sosyal düzeyde fonksiyonel yetersizlik ve düşüşlerin görülmesidir. Yaşadığımız çağda bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ilerlemesi ve önem kazanması toplumun demografik yapısını da değiştirmiştir. İnsan ömrünün uzaması ve doğum oranlarının düşmesi, giderek Türkiye'deki yaşlı nüfusunu arttırmıştır. Bu nedenle diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye de hızla yaşlanan ülkeler arasına girmiştir. Araştırma, Türkiye'nin doğusu olarak nitelendirilen ve daha çok geleneksel tutum ve değerleri ile öne çıkmış Van ili ile Batı ili olarak kabul edilen görece modern, seküler bir yaşam tarzının hâkim olduğu Muğla ilinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Türkiye'nin iki önemli ili olan Van ve Muğla'da yaşayan bireylerin kültürel düzeyde yaşlılığa bakış açıları, yaşlılığa yükledikleri anlamlar, yaşlı bireylere ilişkin algı ve tutumlarını ele almayı amaçlamıştır. Araştırma kapsamında Türkiye'deki yaşlılara yönelik algı ve tutumlar nicel ve nitel veriler üzerinden incelenmiştir
Öğretmenlikte örgütsel sessizlik ve örgütsel sinizm ilişkisi: Van örneği
Çalışmanın amacı, örgütsel sessizliğin örgütsel sinizm üzerinde olumlu veya olumsuz herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Örgütsel sessizlik; kabullenici sessizlik, savunmacı sessizlik ve örgüt yararına sessizlik olmak üzere üç boyutta ele alınmıştır. Örgütsel sinizm; bilişsel sinizm, duyuşsal sinizm ve davranışsal sinizm olmak üzere üç boyutta ele alınmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda Van ilindeki devlet okullarında çalışan 314 öğretmenden, kolayda örnekleme yöntemiyle toplanan veriler Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, kabullenici sessizliğin örgütsel sinizmin üç boyutu olan bilişsel sinizm, duyuşsal sinizm ve davranışsal sinizmi arttırdığı tespit edilmiştir. Savunmacı sessizlik çalışanlar arasında duyuşsal sinizmi arttırırken, bilişsel ve davranışsal sinizm üzerinde bir etkiye sahip değildir. Örgüt yararına sessizlik, duyuşsal sinizm üzerinde anlamlı bir etkiye sahip iken, bilişsel sinizm ve davranışsal sinizm üzerinde anlamlı bir etkiye sahip değildir. Bu sonuçların yanı sıra yaş ve cinsiyet değişkenlerinin de örgütsel sinizm üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışanların yaşının örgütsel sinizm tutumları üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Kadın çalışanların erkek çalışanlara nazaran davranışsal sinizm boyutunda daha fazla sinist davranışlar sergilediği tespit edilmiştir.
Bir mahallenin sosyolojisi: Göç ve yoksulluk bağlamında Seyrantepe örneği
Bu çalışma güvenlik nedeniyle, 1990 ve sonrasında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nin kırsal yerleşimlerinden, özellikle Bitlis, Şırnak, Ağrı, Hakkâri ve Van'ın ilçe ve köylerinden kitlesel ve zorunlu olarak Van ilinin Tuşba ilçesine bağlı Seyrantepe Mahallesi'ne göç etmiş göçmenleri konu edinmektedir. Göç sürecinin göçmen nüfusu nasıl etkilediği, göçten sonra kente tutunmalarında nasıl bir strateji geliştirdikleri, göçe bağlı ortaya çıkan yoksullukla nasıl mücadele ettikleri ve göçmen nüfusun yeni yaşamlarına nasıl uyum sağladıkları araştırılmaktadır. Çalışmada, göçmen nüfusun göç öncesi ve göç sonrası yaşam farklılıklarına değinilerek, zorunlu göçün etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde konu ile ilgili daha önce yapılmış olan literatüre değinilmiştir. Göç ve yoksulluk olguları ele alınmış, ilgili tanımlar ve tartışmalar (kentsel ve mekansal yoksulluk, kentleşme, vb.) üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise araştırmanın yöntemine değinilmiş, araştırmada veri toplama tekniklerinden anket tekniğine başvurulmuş ve 300 hane halkına anket uygulanmıştır. Son bölümde ise çalışmanın yapıldığı Van iline bağlı Seyrantepe mahallesindeki göçmen nüfusun, ekonomik, demografik, sosyo-kültürel özellikleri yoksulluk bağlamında araştırılmış ve saha çalışmasından elde edilen bulgular yorumlanmıştır.
Çevreci sivil toplum örgütleri üzerine sosyolojik bir araştırma: Van kent merkezi örneği
Bu çalışmanın amacı, Van kent merkezinde faaliyet gösteren çevreci sivil toplum örgütlerinin çevrecilik çerçevesinden incelenmesidir. 19. yüzyılda Batı Avrupa ülkelerinde başlayan endüstrileşme, toplumların sosyal ve ekonomik refah anlayışlarını değiştirmiştir. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan çevre riskleri başta önüne geçilebilecek sorunlar olarak algılanmıştır. Ancak zamanla doğal kaynakların tükeniyor olması, biyolojik çeşitliliğin azalması ve ormansızlaşma önüne geçilemeyecek riskleri ortaya çıkarmıştır. Çevrecilik yaklaşımı da bu toplum yapısı içerisinde doğmuştur. Çevreci sivil toplum örgütleri itici bir güç haline gelerek kamu kurumlarına karşı baskı oluşturma özelliğine sahip olmuşlardır. Ancak zaman içerisinde değişime uğrayan sivil toplum örgütleri farklılaşmıştır; çevre tahribatlarına karşı daha reformist ve ılımlı olan çevrecilik anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Tez araştırmasında nitel araştırma yönteminin yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine uygun olarak görüşme formları hazırlanmıştır. Van kent merkezinde faaliyet gösteren iki vakıf ve on üç derneğe ulaşılmış; görüşmeyi kabul eden on beş erkek ve beş kadınla birlikte 20 görüşme yapılmıştır. Deşifre edilen görüşmeler temel alınarak gerçekleştirilen veri analizi sonucunda belirli temalar ortaya çıkmıştır. Bulgularda, çevreci sivil toplum örgütlerinin projecilik, gönüllülük, profesyonellik, çatışma ve lobicilik özellikleri dikkat çekmektedir. Van'daki çevreci sivil toplum kuruluşları çevre felaketlerine karşı ılımlı, çatışmadan uzak, projeler üreten kuruluşlar olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye'deki Suriyeli göçmenlerin girişimcilik faaliyetleri üzerine bir araştırma: İstanbul/Esenyurt örneği
Göç; toplumsal değişimin en önemli dinamiklerinden biri, bireylerin ve toplulukların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel dönüşümlerinin hem nedeni hem de sonucu olan bir süreçtir. Göç sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkan göçmen girişimciliği olgusu; göçmenlerin çeşitli ilişkiler ve bağlamlar içinde göç ile gelinen ülkede kendi hesabına çalışması olarak tanımlanabilir. 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sonrasında Türkiye'ye göç ile gelen üç buçuk milyonu aşkın Suriyeli, Türkiye'nin çeşitli kentlerinde hayatlarını sürdürmektedir. Savaşın sekiz yıldır devam etmesi ile birlikte Suriyeli göçmenlerin ülkelerine geri dönme umudu azalmakta ve geleceklerini Türkiye'de kurma ve buraya yerleşme motivasyonları güçlenmektedir. Bu eğilimin etkisiyle, Türkiye'deki göçmen girişimcilik faaliyetlerinde ciddi bir artış gözlenmektedir. Bu bağlamda, bu çalışma göç öncesinde, göç sırasında ve göç sonrasında var olan ve/veya oluşturulan ilişkilerin ve ağların Suriyeli göçmenlerin işletme sahibi olmalarında nasıl bir rol oynadığını ortaya koymayı amaçlamıştır. Bunun yanında, Suriyeli göçmen girişimcilerin işletme kurma süreçlerinde farklı sermaye biçimlerinin nasıl bir rol oynadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Suriyeli göçmenleri girişimciliğe yönlendiren nedenlerin ne olduğu, göçmenlerin işletme kurma ve işletmeyi devam ettirme süreçlerinde karşılaştıkları hukuki, kültürel ve ekonomik zorlukların neler olduğu ve bu zorlukların nasıl aşıldığı gibi soruların da cevaplanması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş sonrasında Türkiye'ye gelen ve Esenyurt ilçesinde bir işletmeye sahip olan Suriyeli göçmenlere ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılarak Suriyeli göçmen girişimcilerin deneyimleri kendi doğal ortamlarında anlaşılmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Sahadan elde edilen bulgular çerçevesinde Suriyeli göçmen girişimcilerin ayırımcılık, dil bilmeme, işsizlik, düşük ücret gibi problemlerden dolayı girişimciliğe yöneldikleri görülmüştür. Ancak bunun yanında kültürel ve ekonomik sermayesi yüksek girişimcilerin göç ile gelinen ülkedeki durumu fırsata dönüştürme arzusuna sahip oldukları gözlemlenmiştir.
Bir hafıza çalışması: Kolektif bellek üzerinden 2011 Van depremlerine bakmak
Bu tez çalışması, depremin toplumsal hafıza bağlamında incelenmesini konu almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, sosyolojik düzlemde hafıza ile deprem arasındaki ilişkiye odaklanarak, Van kenti örneğinde depreme ilişkin toplumsal hafızanın oluşumunu ve aktarılmasını araştırmaktır. Kolektif bellek, insanların zihinlerinde var olmakla birlikte bireysel bir belleğin dışında var olan ve aynı zamanda bireysel belleği de etkileyen ve şekillendiren hatırlama pratiklerinin toplamıdır. Toplumda kurulan ilişkilere paralel olarak, kolektif bellek katmanları oluşmaktadır. Bir olayın ya da durumun toplumsal belleğe alınması için, birden fazla insanın yaşanılan olay ya da duruma tanıklık etmiş olması gerekir. Depremler de tüm toplumsal hayatı ve aynı zamanda bireysel olarak insanları sarsıntıya uğratan travmatik olaylar olarak, toplumsal belleği derinden etkilemektedirler. Bu bağlamda bu tez çalışmasının temel konusu, 2011 yılında Van ve çevresinde arka arkaya gerçekleşen ve ağır can ve mal kaybıyla sonuçlanan depremlerin, Van'da yaşayan ve iki depremi de deneyimlemiş olan kent halkı tarafından nasıl hatırlandığı ve aktarıldığıdır. Genel anlamda 2011 Van depremlerinin, özel olarak ise ikinci depremle beraber beklenmedik biçimde yıkılan Bayram Otel'in yıkılışının kolektif bellekte nasıl yer aldığı ve depremi yaşayan insanlar tarafından nasıl hatırlandığının ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Bu doğrultunda deprem deneyiminin hafızada nasıl yer aldığı ve bu duruma ilişkin nelerin hatırlanıp nelerin unutulduğu ortaya çıkarılacaktır. Bu çalışma nitel bir araştırma olup, Van'da gerçekleşen depremler süresince başka bir yere gitmeyip şehirde kalan insanlarla yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Bunun sonucunda, birinci ve ikinci depreme ilişkin nasıl bir kolektif hafızanın geliştiği ve buna bağlı olarak sembolik bir mekân haline gelen Bayram Otel'in yıkılışına dair neler hatırlandığı, insanların sözlü anlatıları aracılığıyla analiz edilecektir.
Kent ve afet: Depremler açısından Van kent merkezinin zarar görebilirliği
Bu çalışma afet araştırmalarında giderek kabul gören zarar görebilirlik paradigması bağlamında Van kent merkezinin kırılganlığını ele almıştır. Geçmişinde depremler nedeniyle birçok kayıp yaşamış ve bulunduğu aktif sismik risk bölgesi nedeniyle gelecekte de muhtemel şiddetli depremlere maruz kalabileceği öngörülen Van kent merkezinin sosyomekansal, sosyal ve ekonomik zarar görebilirliği, ulusal ve yerel kaynaklardan edinen veriler etrafında değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında kent merkezini oluşturan Edremit, İpekyolu ve Tuşba ilçelerinin 37 mahallesinde ikamet eden 473.913 kişinin barındığı zarar görebilir konut stoku ile yaşlı, engelli, kadın, çocuk, okuryazar olmayan, yoksul kırılgan grupların dağılımları tespit edilmiştir. Benzer araştırmalardan farklı olarak her bir zarar görebilir unsurun müstakil özelliğinden hareketle, kentin hangi bölgesinin hangi özelliği açısından ne düzeyde zarar görebilir olduğu tablo ve haritalar eşliğinde izah edilmiştir. Yapılan araştırmada 2011 yılında hasar almış konut stokuyla ilgili iyileştirme çalışmalarının yetersizliği başta olmak üzere mevcut konut stokunun %93,3'ünün ruhsatsız diğer bir ifadeyle kaçak olması ve poliçeli yapı oranının %17 ile sınırlı kalması kent merkezinin sosyomekansal açıdan yüksek düzeyde zarar görebilir olduğunu göstermektedir. Özellikle kaçak yapılaşma ve poliçesiz yapı stokunun çevre mahallelerde yoğunlaştığı dolaysıyla merkezden çevreye doğru riskin arttığı tespit edilmiştir. Hasarlı ve hala onarılmamış konut stokunun ise tüm kent merkezi coğrafyasına yayıldığı gözlenmiştir. Sosyal göstergeler açısından yine çevre mahallelerin merkeze oranla çok daha zarar görebilir olduğu tespit edilmiştir. Özellikle yüksek orandaki okuryazar olmayan grupların varlığı, afetlerden sakınım konusunda bilinç düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. Yine ortalama hane halkı büyüklüğünün 5 ve üzerinde seyretmesi, işsiz ve niteliksiz kadın nüfusu, güvencesiz yaşlı nüfusu ile yoğun çocuk nüfusu kentin sosyal özellikleri açısından risk teşkil eden diğer taraflarıdır. Merkez nüfusunun %26'sına tekabül eden 123.087 kişinin vakıflardan çeşitli oranlarda yardım aldığının yanı sıra 44.360 çok zayıf, zayıf veya normal nitelikteki hane sayısı kentin ekonomik açıdan da fazlasıyla kırılgan olduğunu göstermektedir. Özellikle 8.273 çok zayıf veya zayıf düzeydeki hane, mevcut halleriyle afet olmadan afet koşullarını yaşamaktadırlar. Özellikle ekonomik zarar görebilirliğin merkezde kalan mahallelere oranla çevre mahallelerde çok daha belirgin olduğu tüm bu özellikleri nedeniyle Van kent merkezinin sismik risk açısından sosyomekansal, sosyal ve ekonomik açıdan yüksek düzeyde zarar görebilir olduğu tespit edilmiştir. Yine kentin çeperindeki mahallelerin merkezdeki mahallelere oranla çok daha fazla kırılgan oldukları bu araştırma ile tespit edilip haritalarla görselleştirilmiştir.
Şırnak'ta seçmen davranışı (1973-2019)
Bu çalışma, 1973-2019 yılları arasında Şırnak il genelinde seçmen davranışlarını konu edinmektedir. Bu bağlamda 1973'ten 1990 yılına kadar ilçe statüsünde olan Şırnak genelindeki (milletvekilliği, referandum) seçimleri incelendikten sonra, 1990 ve 2019 yılları arasında ise il statüsünde olan Şırnak'ın genel (milletvekilliği, referandum ve cumhurbaşkanlığı) seçimleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Siyasal aktörlerin yaş, cinsiyet, doğum yerleri, eğitim durumları ve aday oldukları siyasi partiler, il genelinde siyasi parti tercihleri, seçimlere katılım oranları, oy kaymaları, partilerin konumlandığı siyasi yelpazeler, seçmen tercihlerini yönlendiren toplumsal ve politik ortam gibi konular kritize edilip seçmen davranışı correspondence analiz yöntemi ile anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca 2014 ve 2019 yerel seçimleri Şırnak merkez ve tüm ilçelerin seçim sonuçları üzerinden, seçmen davranışlarında yaşanan değişim ve dönüşümler, seçmen tercihlerini yönlendiren yerel ve ulusal politik ortam ile özgün dinamikler bütüncül bir perspektifle anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Özetle Şırnak seçmeni 1973'ten 2000'li yıllara kadar gerçekleşen genel seçimlerde sosyolojik yaklaşım modelinin ön gördüğü şekilde seçmen davranışında bulunurken, 2000'den 2019 yılına kadar ise sosyo-psikolojik yaklaşım modeline göre siyasal pratiklerde bulunmuştur. Son olarak 2019 yerel seçimlerinde Şırnak seçmen davranışları rasyonel yaklaşım modeli ile açıklanabilmektedir
Geçici koruma statüsünde olan Suriyelilerin hayata tutunma stratejileri üzerine sosyolojik bir araştırma: Şanlıurfa örneği
Bu çalışmada 2011 yılından itibaren iç savaştan kaynaklı Suriye‟den Türkiye‟ye göç ederek sığınanların ev sahibi toplum içindeki dönüşümleri, ev sahibi toplumda yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel etkileri ve varış noktasında hayatlarına devam edebilmek için geliştirdikleri stratejiler incelenmiştir. Michel de Certeau‟nun gündelik yaşam pratiklerinde ortaya koyduğu taktik ve strateji kavramları üzerinden Suriye‟den Türkiye‟ye zorunlu göçle gelen grupların ve bireylerin geldikleri yerleşim yerlerinde geliştirdikleri direnme biçimleri, tutunma biçimleri, gündelik pratikleri ele alınmıştır. Bu çalışmada göç kuramları etrafında Suriyeli grupların göç etme biçimleri, göçün itici ve çekici nedenleri, göç eğilimleri, göçün yarattığı sonuçlar incelenmiştir. Çalışma temelde Suriye‟den zorunlu göçle gelen grupları ve bireyleri ele aldığı için göçün farklı disiplinlerde ne anlam ifade ettiği ve göç türleri içinde hangi kategorilerde ele alındığı açıklanmıştır. Çalışma aynı zamanda Türkiye‟deki göç politikalarına ve mevzuatına, göç literatürüne farklı boyutlarda bakmamıza imkan sunmaktadır. Bu çalışmada Suriye‟den göçle gelen bireylerin ve grupların var olan baskın ya da egemen iktidara ve yerli olana karşı kendi düzenini kurma ve kendini içeriye dahil etme pratikleri gündelik hayat deneyimleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmada Pierre Bourdieu‟nun alan, habitus ve mücadele alanı kavramları üzerinden Suriye‟den göç eden grupların mekansal deneyimlerinin okuması yapılmıştır. Göçün hayatın mevcut olan her alanına etkisi göz önünde bulundurularak çalışmanın görüşme soruları hazırlanmıştır. Çalışmada saha olarak Şanlıurfa il merkezi ve merkez ilçeler tercih edilmiştir. Saha çalışması olarak belirlenen Şanlıurfa il merkezi ve merkez ilçelerinde veriler çalışmanın doyuma ulaşılması sağlanan kadar devam etmiştir. 5 Arap kadın, 5 Arap erkek, 5 Kürt kadın, 5 Kürt erkek, 5 Ezidi kadın ve 5 Ezidi erkek olmak üzere toplamda 30 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleşmiştir. Görüşmelerde nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Katılımcılara ulaşabilmek için kartopu örnekleme uygulanmıştır. Bu çalışmada Suriye‟den göç eden grupların göç hikayeleri, geldikleri yerleşim yerinde yaşadıkları sorunların neler olduğu, bu sorunlarla başa çıkarken geliştirdikleri stratejiler, göç mevzuatında göç aktörlerinden hangi gruba dahil oldukları, Türkiye‟de kalıcı ve geçici olma durumları, mekansal yoğunlaşmaları, göçün getirdiği dönüşümün etkileri gibi niteliksel veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler bulgular kısmında katılımcıların anlattıkları aktarılarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Habitus, Göç, Geçici Koruma Statüsü, Sığınmacı, Strateji, Savunmasız.
Sokak çocukları üzerine bir araştırma: Süleymaniye örneği
Irak Kürdistan Bölgesi sınırları içinde bulunan yerleşim yerleri yer altı zenginlikleri açısından geniş rezervlere sahip olmasına rağmen, toplumun büyük bir kısmının sosyoekonomik açıdan söz konusu oranda güçlü olmadığı söylenebilir. Kırsal yaşam kodlarını barındıran bir nüfus, üretime dayanmayan bir ekonomi, eğitim göstergeleri açısından zayıf bir demografik yapı, çok çocuklu aile yapısı gibi değişkenler üzerinden bakıldığında genelde Irak'ın özelde ise Irak Kürt Bölgesi'nin kadim bir kenti olan Süleymaniye'de tablonun zayıf bir toplumsallığa işaret ettiği görülmektedir. Bu çalışma, Süleymaniye'de sokakta çalış(tırıl)an çocukların sosyo-demografik yapılarını, içinde yaşadıkları ailenin sosyo-ekonomik özelliklerini betimleyici bir çerçevede ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nicel araştırma yönteminin tercih edildiği bu çalışmada veri toplama tekniği olarak anket uygulanmıştır. Amaçsal örneklem tekniğiyle 100 kişiye ulaşılmıştır. Sokak çocukları olgusunun Süleymaniye'deki örneğinde aile, sosyoekonomik özelliklerinin düşük, okulla ilişkisi zayıf, ekonomik açıdan yetersiz, çok çocuklu aile yapısı ile örülmüş bir toplumsallıkla başat bir şekilde kendini göstermektedir. Süleymaniye'deki sokak çocukları içinde kız çocuklarının göz ardı edilmeyecek bir oran oluşturması literatürde ön plana çıkanlardan farklı bir bulguya işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk işgücü, Irak, sokak çocukları, Süleymaniye
Çölyak hastaları üzerine sosyolojik bir çalışma -Van örneği-
Yerleşik hayata geçmenin sonucu olarak ortaya gelen yeni beslenme alışkanlıklarından kaynaklı olarak, gıdaların mide tarafından tolere edilememesi Çölyak gibi bazı hastalıklara sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışma, glüten kaynaklı ve sıkı bir diyet dışında başkaca bir tedavisi henüz bulunmayan Çölyak hastalığının bir sosyolojik bakış açısıyla incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, söz konusu hastalığın sosyal yönleri ele alınmı ve sosyo-ekonomik ve demografik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mevcut araştırmanın temel iddiası, buğday intoleransı kaynaklı genetik ve çevresel etkileri ile çölyak hastalığının düşük sosyo-ekonomik profil sergileyen toplumlarda oransal olarak daha fazla görüldüğü üzerine kurulmuştur. Bu açıdan bölgede bu hastaların başvuracağı en büyük sağlık kurumu olan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Dursun Odabaş Tıp Merkezi temelli araştırma yapılarak 3088 kişilik hazır veri ile 81 kişi üzerine incelenme gerçekleşmiştir. Araştırmada sosyo-demografik, yaşam biçimleri, ekonomik durumları, tedaviye ilişkin algıları ve çevre ile ilişkileri gibi durumlarına dair 50 sorudan oluşan bir anket çalışması yapılarak bir hastalık haritası elde edilmiştir. Sosyoloji ve tıp bilimlerini buluşturması açısından büyük ehemmiyet taşıyan mevcut çalışmam neticesinde düşük gelir grubu ile hastalık arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada, hastalığın durumu, Van şehrinin mahallelerinin sosyo-ekonomik özelliklerine nazaran kente sonradan eklemlenmiş ve göçler sonrası oluşmuş olan mahalleler açısından, Vangölünün güney ve kuzeyinde bulunan ilçeler açısından ve toplumsal cinsiyet açısından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Hastalık, Sağlık, Tedavi, Diyet, Fakirlik
Yerel basın'da şehir: Van postası gazetesi örneğinde Van (1976-1980)
Yerel gazeteler bir kentin ya da bölgenin hafızasını oluşturan yazılı belgelerin başında gelir. Yerel gazete sayfalarına yansıyan haberler; bir kentin sosyo- ekonomik ve fiziki yapısı, kent kültürü, eğitim, o kente dair planlanan ya da hayata geçirilen projeler hakkında önemli bilgiler vermekte ve kent yaşantısı hakkında fikir yürütmemize olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada, Van Postası Gazetesi'nin 1976-1980 yılları arasında yayımlanan sayılarında yer alan kente dair projeler, kentin sosyo-ekonomik ve fiziksel yapısı ile ilgili haberler incelenerek elde edilen verilerin kentin hafızasına kazandırılması amaçlanmıştır. Bu haberlerde; ekonomik yapı, fiziksel yapı ve projeler sınıflandırılmıştır. Haberler materyal analizi yöntemi ile incelenip, yorumlanmıştır. Van Postası Gazetesi'nin incelenen beş yıllık arşivinden elde edilen verilere göre; ülke genelinde hâkim olan ekonomik krizin Van özelinde de çok etkili olduğu görülmüştür. Buna rağmen il genelinde çoğu devlet destekli birçok proje planlanmış ve bazı önemli yatırımlar da gerçekleştirilmiştir. İncelenen haberlerde planlanan bazı projelerin başlamadığı ya da yarım kaldığı da göze çarpmaktadır. İncelenen dönem içinde yayımlanan haberlerde temel gıda maddeleri, akaryakıt, elektrik ve odun-kömür gibi ihtiyaç malzemelerinin yokluğu büyük sıkıntılara sebep olduğu ve kent yaşamını olumsuz etkilediği görülmüştür. Günümüzde de yaşanan ekonomik kriz sonrasında çok konuşulan tanzim satış ofisleri gibi ekonomik tedbir uygulamalarının o dönemlerde yerel yönetimlerce de uygulandığı yayımlanan haberlerden anlaşılmıştır. Öte yandan ekonomik sıkıntıların hissedilir şekilde yaşanmasına rağmen, kentleşme anlamında Van'da hızlı ve kayda değer ilerlemeler de görülmüştür. Bu dönemde hem yerel gazetelerin hem de sivil toplum kuruluşlarının kentin gelişimi ve sorunlarının merkezi hükumete taşınması anlamında çok büyük çabalar gösterdiği gözlenmiştir. Bu çabalar sonucu Van kentine dair bazı sorunlara yönelik çözümler üretildiği de gazeteye yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır.
Osmanlı modernleşmesi ve yerel yönetimler: Van örneği (1847-1915)
Osmanlı ve Safevi devletleri arasında cereyan eden savaşlar sonucunda 1548 yılından sonra kesin olarak Osmanlı egemenliğine giren Van şehri, Birinci Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı medeniyeti içerisinde farklı etnik ve dini yapıların bir arada yaşama iradesi gösterdiği en iyi örneklerden birini teşkil etmektedir. Van kenti, Osmanlı Devleti'nin modernleşme sürecindeki en büyük tarihsel kavşaklarından biri olan Tanzimat yapılanmasına büyük bir direnç göstermiş, 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı, sekiz yıllık bir gecikmeyle 1847 yılında Van'ı kapsamına alabilmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı modernleşmesinin temel ayaklarından olan genel idari dönüşüm süreci içerisinde, yeni mülki idare düzenlemesi ve mahalli idare teşkilatlarının kurulmasıyla kendi modernleşme evresinin tarihsel sürecine girmiştir. Bu dönemde Van kenti, iktisadi, politik ve sosyolojik anlamda büyük değişimler yaşamıştır. Bu tez çalışmamızın ana amacı, Osmanlı modernleşme sürecinde, mahalli idarelerin kurulum ve gelişimini merkeze alarak, modernleşmenin doğruduğu sosyolojik ve politik değişimleri aydınlatmaktır. Bu kapsamda Van'ın iktisadi ve kentsel gelişim performansı da çalışmamızın temel ayaklarından birini oluşturmuştur. Tarihsel sosyoloji perspektifiyle ele aldığımız bu çalışmamızda belgesel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Van örneğinde elde ettiğimiz bulgular, Osmanlı modernleşmesinin doğu vilayetlerindeki genel yansımalarını önemli ölçüde aydınlatmıştır.
Gençlerin siyasallaşması ve siyasal katılımında kimlik ve din etkisi: Bingöl örneği
Bu araştırmanın amacı, siyasal katılımda kimlik ve din etkisini analiz etmektir. Siyasal katılım, genel olarak sosyolojik ve psikolojik etkilere bağlı olarak gerçekleşmektedir. Fakat bu çalışma sadece kimlik ve din değişkenleriyle sınırlı tutulmamıştır. Siyasal katılımı etkileyen birçok değişken bulunmaktadır. Aile, kitle iletişim araçları, akran grupları, eğitim, meslek bilgisi, yaş, toplumsal statü vb. değişkenlerin etkisi de araştırma sürecinde incelenmiştir. Çalışmada gençlerin; din, dini yaşantı, siyasi tercih ve kimlik aidiyeti hakkındaki görüşleri ele alınmıştır. Araştırma kapsamında, gençlerin siyasi yatkınlıkları, siyaseti algılama biçimleri ve siyasal katılım pratiklerine yönelik bir tespit yapılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Nitel veri toplama tekniklerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, çalışmanın amacına uygun 18-30 yaş aralığında 35 genç katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma, Bingöl ili sınırları içerisinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada örnekleme tekniği olarak amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme türü tercih edilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi olan birinci bölümde; kimlik, din, gençlik, siyaset ve siyasal katılım kavramlarına ilişkin teorik bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, çalışmanın konusu, amacı ve önemi belirtilmiş, alan araştırması ile ilgili gerekli bilgiler açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, saha çalışmasından elde edilen verilerin analizleri ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Sonuç ve değerlendirme bölümüyle çalışma tamamlanmıştır.
Engelli bireylerin siyasal tercihlerini belirleyen faktörler: Van'da engelli dernekleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma engelli bireylerin siyasal tercihlerini belirleyen faktörleri araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma evreni olarak Van merkezde bulunan engelli derneklerinin üyeleri belirlenmiştir. Nitel araştırma metodu benimsenerek, yarı yapılandırılmış görüşme formuna dayalı bir araştırma yürütülmüştür. Çalışma kapsamında işitme, görme ve bedensel engelli bireylerden oluşan 10'u kadın toplam 30 kişi ile görüşülmüştür. Görüşmeler ana temalara ayrılarak veri analizi yapılmış olup aile, aşiret, din, STK ve engellilik gibi değişkenlerin, engelli bireylerin siyasal tercihlerine ne oranda etki ettiği değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları itibariyle, bölgenin demografik yapısından kaynaklı aile, aşiret, din gibi kurumların birer aktör olarak engelli bireyler üzerinde de farklı düzeylerde etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, siyasal yaşama katılma hakkı büyük oranda engellenen bireylerin, siyasi partilere güven duymadıkları tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak, engelli bireylerin, oy verme gibi fazla çaba gerektirmeyen siyasal etkinliğe katılım sağlama; seçilme gibi aktif çaba gerektiren siyasal etkinliklerden ise kaçınma eğilimi sergiledikleri görülmüştür.
Doğal afet eğitimi kapsamında arama kurtarma faaliyetlerine sosyolojik bir bakış: Van ili örneği
Bu araştırmada başta deprem olmak üzere sel, erozyon ve diğer doğal kaynaklı afetlerin yanı sıra KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer) gibi insan ve teknolojik yapımı tehlikelere karşı arama kurtarma birimlerinin kapasitelerinin sosyolojik açıdan incelenmesi hedeflenmektedir. Bu çalışma ayrıca 2011 yılında iki büyük depreme maruz kalan Van ili ve ilçelerinde, deprem tarihinden günümüze kadar arama kurtarma faaliyetleri yürüten kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerindeki arama kurtarma birimlerinin kapasitelerine sosyolojik bir bakış açısı geliştirmeyi hedeflemektedir. Van ilindeki arama kurtarma birimlerinin; kapasiteleri, çalışma prensipleri, kurum veya dernek içi eğitim aşamaları ile bu kurum ve kuruluşların hem toplumla hem de kendi birimleri arasındaki ilişkilerinin tespiti de araştırmanın konusu içinde yer almaktadır. Doğal ve beşeri afetlerin birçoğuna maruz kalabilme riskinde olan Van ilinin arama kurtarma kapsamında nasıl bir çalışma içerisinde olduğu veya olması gerektiği, doğal afetlerin yoğun olarak yaşandığı Van İlinde risk teşkil eden faktörlerin toplumu nasıl etkilediği ve bu etkileşimin olumlu yönde gerçekleşebilmesi için ne tip farkındalık eğitimlerinin yapıldığı veya kamu kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarınca yapılması planlanan etkinlikler de araştırılarak değerlendirilmiştir. iv Bu çalışma, Van İlinde arama kurtarma faaliyetlerini tespit etmek, ulusal ve uluslararası arama kurtarma faaliyetleri ile gerek kamu kuruluşları gerekse sivil toplum kuruluşlarının arama kurtarma kapsamında Van ili için kamusal bir gerçekliği oluşup oluşmadığını, halka yönelik eğitimlerin arama kurtarma için ulusal ve uluslararası standartlardaki akreditasyonun sağlanıp sağlanamadığını ve bu standartlar çerçevesinde çalışma koşullarını ve yöntemlerini konu edinmiştir. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Sosyolojisi, Arama Kurtarma, Doğal Afet, Kriz Yönetimi, Van Sayfa Adeti: XIV+87 Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Fatma GÜNGÖRER
Türkiye modernleşmesi ve İslamcılık düşüncesi; Ehli Sünnet dergisi örneği
Bu çalışmada Türkiye'nin modernleşme süreci, dönem içinde ortaya çıkan fikir akımlarından olan İslamcılık akımı bağlamında ele alınacak, ayrıca İslamcı düşünürlerin Türkiye modernleşmesini nasıl okudukları ortaya koyulmaya çalışılacaktır. Dönemin en önemli düşünce paylaşım platformu olan dergileri, İslamcı düşünürler de etkin bir şekilde kullanmış ve görüşlerini bu şekilde ifade etmişlerdir. Bu sebeple çalışmanın bir süreli yayın üzerinden yapılması uygun görülmüştür. Çalışma için de, tek parti döneminin sonu ile çok partili dönemin ilk yıllarını kapsayan aralıkta çıkan ve İslamcı bir dergi olan Ehli Sünnet Dergisi tercih edilmiştir. Ehli Sünnet Dergisi 1947-53 yıllarında İslamcı, Kürt bir düşünür olan Abdurrahim Zapsu tarafından İstanbul'daki memuriyetini yürütürken özellikle çocuklara ve gençlere dinî bilgiler verilmesi yanında din aleyhtarlarına karşı yayın yapmak üzere toplamda 140 sayı olarak neşredilmiştir. Çalışma Türkiye modernleşmesini, Ehli Sünnet Dergisinde ortaya koyulan İslamcılık düşüncesi üzerinden anlamaya yönelik bir çaba olup; sonuç kısmında ise derginin yayın hayatı boyunca Türkiye modernleşmesine tepkileri ve varsa katkıları tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler : İslamcılık, Modernleşme, İslamcı Dergi, Ehli Sünnet Dergisi, Abdurrahim Zapsu
Beruk köyünde din ve gündelik yaşam: Sosyolojik bir inceleme
Siirt-Pervari' ye bağlı Beruk (Karasungur) Köyü, Botan Vadisi havzasında engebeli coğrafyaya kurulmuş bir köydür. Seyyid Hacı Kasım Bağdadî' nin Seyahatname' sine göre Beruk (Karasungur) Köyü' nün tarihi yaklaşık 700 yıla dayanmaktadır. Aynı zamanda 'seyyid' yani Hz. Muhammed' in soyu olarak bilinen Beruklular' ın tamamı, Esved-ur Ra's (Siyah Baş) lakaplı Seyyid Ahmed' in soyundan ve akrabadırlar. İşte bu çalışmayla yedi asırlık geçmişiyle Beruk Köyü' nde şekillenen sosyal, dinî kavram ve değerler tanıtılmıştır. Sosyal dokuya dair Beruk Köyü' ndeki aile yapısı, evlilikler, karar alma mekanizmaları ele alınmıştır. Dinî yapıya ait olarak ise özellikle 'türbe' mefhumu etrafında şekillenmiş köy yaşamı ve köy çevre ilişkisi ele alınırken aynı zamanda 'veli' kültünün toplumsal tezahürleri ele alınmıştır. Kerametleri ve kadın veliye kişiliğiyle öne çıkan Amine Hala, kendisine ait tarihi zikirhânesiyle takva ve iffet sahibi bir zahide olarak köy'ün manevi dokusunun şekillenmesinde nasıl bir etkisi olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. Yedi asırlık köy/aile kabristanı; köy ve medrese hocalarının köy içinden belirlenmesi gibi uygulamalar aynı şekilde Beruk Köyü' nü etrafından ayıran karakteristik taraflar olarak öne çıkmaktadır. Özellikle köy halkının Rumî Takvim' e göre 1 Şubat' la başlayan ve zorluk, belalar, musibetlerle dolu olduğuna inandıkları Adaruk Ayı' nı selametle atlatmak adına yaptıkları Kur'an-ı Kerim mukabeleleri ve dualar, bizlere din/gelenek bağlamında kadim ipuçlarını sunmaktadır. Çalışmanın ek'inde de verilen Seyyid Hacı Kasım Bağdadî' nin Seyahatname' si ışığında, Beruklular' ın mensubiyetlerini, tarihlerini, sosyo-kültürel değerlerini ve günümüzdeki durumunu betimlemeye yönelik bu çalışmayla aynı zamanda bir köyün beklenenden şaşırtıcı tarihsel, dinî ve sosyo-kültürel arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Psiko-dinamik müfredatın beden eğitimi öğrencilerinin zihinsel gelişimi ve başarı eğilimlerine etkisi: Duhok ve Salahaddin Üniversiteleri örneği
Beden eğitim fakülteleri, bünyesinde barındırdığı müfredat ile toplum için faydalı bireyler yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu müfredatın, öğrencilerin zihinsel ve bedensel yeteneklerini geliştirecek deneyimler, beceriler ve sosyal hayatta karşılaşacağı gerçeklerle onları donatarak, kişiliklerindeki farklı yönlerin gelişmesini amaçlayan teorik ve uygulamalı yönlere odaklanması gerekmektedir. Bu çalışma, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde bulunan öğrencilerin hedefe doğru yönelmelerini ve zihinsel becerilerini geliştiren beden eğitim fakültelerindeki öğretim müfredatının rolünü açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma ayrıca; beden eğitimi fakültesinde okuyan öğrencilerin zihinsel beceri ve hedefe doğru yönelme seviyelerinin genel durumunu, öğrencilerin üniversite, cinsiyet, yaş ve sınıf değişkenlerine göre zihinsel beceri hem de hedefe doğru yönelme seviyelerindeki farklılıkları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma aynı zamanda bu fakültelerde okutulan öğretim müfredatlarının, öğrencilerin zihinsel becerileri ile hedefe doğru yönelmelerini geliştirmedeki etkisini ortaya çıkarmayı da amaçlamaktadır. Çalışmada, Duhok ve Salahaddin üniversitelerindeki beden eğitim fakültelerinden amaçsal örneklem tekniği ile belirlenen 422 öğrenci ile görüşüldü. Bu ii öğrencilerden 164'ü kadın 258'i ise erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin sınıflara göre dağılımları ise, 1. sınıftan 111 (kadın-erkek), 2. sınıftan 118 (kadın-erkek), 3. sınıftan 134 (kadın-erkek) ve 4. sınıftan ise 80 (kadın-erkek) öğrenci şeklinde bir dağılım göstermektedir. Bu çalışmada, veri toplamak ve değişkenleri ölçmek amacıyla iki araç kullanmıştır. Bu araçlardan biri araştırmacının, zihinsel becerilerin ölçümünde önceki çalışmalarda kullanılan araçlara ve teorik ritüellere dayanarak tasarladığı ölçek türü, ikincisi ise yine araştırmacının, hedefe doğru yönelimlerin ölçümünde önceki çalışmalarda kullanılan araçlara ve teorik ritüellere dayanarak tasarladığı ölçek türüdür. Çalışmada kullanılan ölçeklerden biri Elliot & Church'un geliştirdikleri ölçektir. Çalışmada eğitim öğretim yılının başında ve sonunda uygulanan ölçeklerden elde edilen verileri SPSS aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde (Aritmetik Ortalama- Standart Sapma- Basit Korelasyon Katsayısı (Pearson) –Varyans Analiz Testi ( F) – Simetrik Örnekler Testi (t-test)-yüzdelik oran ) kullanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda; Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde bulunan beden eğitim fakültelerinin müfredatları, bu müfredat üzerine eğitim gören öğrencilerin zihinsel becerilerini geliştirmekte olumlu şekilde katkı sağladığı görülmüştür. Yine bu fakültelerde uygulanan öğretim müfredatının, beden eğitim fakültesi öğrencilerinin hedefe doğru yönelmelerini geliştirmede büyük rol oynadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak farklı parametreler üzerinden yapılan analizler, beden eğitim fakültelerinde uygulanan öğretim müfredatının öğrenciler üzerinde olumlu etkiler bıraktığını göstermiştir. Nitekim bu müfredatın düşünce gelişimi ve zihinsel yönleri ele alan öğretimdeki modern eğilimlerle de bağdaştığı yapılan çalışmada ortaya çıkmıştır.
İranlı yüksek vasıflı mültecilerde statü kaybı: Van örneği
Bu çalışmada göç ettikten sonra mesleğini yapamayan yüksek vasıflı mültecilerin yaşadığı statü kaybının incelenmesi amaçlanmıştır. Statü kişinin toplumdaki konumudur. Bu konum verilmiş statü ve kazanılmış statü olarak ikiye ayrılmaktadır. Buna göre, verilmiş statü kişinin doğuştan sahip olduğu cinsiyet, yaş, etnisite, din iken kazanılmış statü eğitim, meslek ve unvanları içermektedir. Çalışmada nitel yöntem kullanılmıştır. Kartopu örneklem yoluyla 5'i kadın 7'si erkek olmak üzere 12 İranlı yüksek vasıflı mülteci ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmeler Mayıs 2019 ve Eylül 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Alan araştırmasına katılan bu mültecilerin Van'a geldikten sonra meslek kaybı ile beraber nasıl bir statü kaybı yaşadıkları tezin temel problemi olmuştur. İranlı yüksek vasıflı mülteciler, zorunlu göç kapsamında siyasi, dini, etnisite ve şiddet gibi nedenlerden dolayı Türkiye'ye göç etmiş eğitimli kişilerdir. Yüksek vasıflı mülteciler ile yapılan görüşmeler göstermiştir ki, İran'da iyi bir ekonomik gelire ve iyi bir yaşam tarzına sahip mülteciler göç ettikten sonra meslek kaybı ile beraber, sınıfsal bir düşüş yaşamışlardır. Bu durum statüyü doğrudan etkilemiş ve mültecilerin sağlık, barınma, tüketim, gündelik hayat deneyimlerine yansımıştır. İranlı yüksek vasıflı mültecilerin gündelik hayat pratikleri ve çalışma deneyimlerinin birbirinden farklı gerçekleştiği görülmüştür. Bu bağlamda Türkiye iş gücü piyasasına girme süreçleri üzerinde durulmuştur. İş gücü piyasasına farklı vasıflarla girmelerinde cinsiyet, meslek, din, dil bilme durumları ve etnisitelerinin belirleyici birer etken olduğu anlaşılmıştır. Bu mültecilerin Van'da birbirinden farklı nitelikte işlerde, kötü çalışma koşullarında düşük ücretlerde çalışması Türkiye iş gücü piyasasının mülteciler için şu an için uygun olmadığını ya da bu piyasada hayatta kalma durumunun mültecilerin kişisel çabasına bırakılmış olduğunu göstermiştir. Bu noktada en çok yüksek vasıflı göçmen barındıran ülkelerden Kanada ve Almanya'nın yüksek vasıflı göçmen politikaları incelenmiş olup, Türkiye'ye gelen yüksek vasıflı mültecileri istihdam etmesi açısından çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Göç, İş gücü, Statü, Yüksek vasıflı göçmen
Göç ve suç ilişkisi: Van kent merkezi örneği
Türkiye, konumu ve çevre ülkeleri ile geçmişten günümüze oluşturduğu kültürel bağları göz önüne alındığında özellikle komşu ülkeler bağlamında neredeyse her dönemde göçler için cazibe sahibi bir ülke olmuştur. Türkiye'nin coğrafi yapısı ve konumu, çevre ülkelerden göç etmeyi düşünen insanlar için tercih edilen ülkelerden biri olmasına neden olmaktadır. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş zamanlarından beri bireysel anlamda yapılan göçler yerini kitlesel göçlere bırakmış; itici faktörler sebebi ile göç eden kişilerin sayısında ciddi bir artış gerçekleşmiştir. Bu artışların bazı nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenler, ekonomik, siyasi ve sosyal etkenler olmanın yanında göçler üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Bununla beraber, göç edenlerin Türkiye'yi hedef ülke olarak algılamaları göç alan ülkelerde tartışmalara sebep olduğu gibi Türkiye'de de bu duruma yol açmıştır. Ortadoğu'da yapılan göçler ve bu bölgenin yüksek göç potansiyelinin yanında, Türkiye'ye göç eden kişilerin suç işleme ihtimali, son dönemler de çalışma başlıkları içinde bulunmaktadır. Göç ve suç arasındaki ilişki birbirine paralel olarak sürmektedir. Bazı araştırmacılar, göç edenlerin hedef ülke bireyleriyle kıyaslandığında suça karışma potansiyelinin çok daha fazla olabileceğini ve birçok suçun direkt olarak göç etmiş kişiler tarafından işlendiğini, kimileri ise, suçun göç etmek ile bir ilgisinin olmadığını öne sürmektedir. Göç ve suç ilişkisi bağlamında bu iki düşünce araştırmaların hepsini oluşturmamaktadır. Fakat literatüre baktığımızda, bu iki görüşün çoğunlukta olduğu görülmektedir. Bu sebeple, bu araştırma göç ve suç arasındaki ilişkiyi Van kent merkezi örneği ile incelemektedir. Bu bağlamda, Van'da yaşayan mahalle sakinleri ile anket yapılarak konu açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmada, göç ve suç arasındaki ilişki göz önünde bulundurularak genel bir sonuç çıkarılmaktadır. Buna ilave olarak; anketlerden elde edilen veriler tablolar ile istatiksel olarak açıklanarak konu Van kent merkezi üzerinden örneklendirilmektedir.
Turkey migration management and instituonal migration authority head office sample
Migration is an important phenomenon that all societies have encountered throughout the human history. Societies have migrated for various reasons; propelled either by forced migration such as war, natural disaster; change of political regime, and security issues, or voluntarily for better life conditions. Migration cannot be described only as replacing. It is an international and a complex process with many aspects including social, psychological, and economic factors. Turkey has historically been at the center of mass migration as both emigrant and host country for its geostrategic position. Turkey has also become a transit country. It is observed that especially in recent years, our country faces an intense migration movement from the neighbouring countries. Even though the legal and institutional infrastructure of migration exists in Turkey, the events that took place in the country's geography and new international circumstances necessitated more comprehensive legal and institutional regulations. For this massive and intense migration movement, migration policies, Directorate General of Migration Management was established under the Ministry of Interior Affairs as the first center for taking institutional responsibility and centralizing the management of migration movement. In this study, firstly a conceptual and theoretical framework for migration, international migration, migration management and its necessity is drawn by considering the related issues. Following, the approaches to migration and migration movements from the Republic to the present day that shaped the migration policies are analysed. In this respect, the administrative organization of Migration Policies, Directorate General of Migration Management is discussed together with its operations and importance from a historical perspective. Accordingly, an extensive literature research is conducted, comparatively considering the subject.
Engelli bireylerin afet deneyimleri: Van örneği
Fiziksel, sosyal, politik, ekonomik ve kültürel engeller, engelli bireylerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürme olanaklarını kısıtlayan önemli etkenlerdir. Deprem zamanlarında afetlerden en çok etkilenen grupların başında gelen engelli bireyleri kısıtlayan ve engelleyen bu faktörler daha çok belirginleşmektedir. Engelli bireylerin afetle mücadelede yer almamaları, afetler meydana geldiklerinde temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmeleri, erişilebilir eğitim, sağlık, ulaşım, tahliye, barınma, erişilebilir destek alma ve kamusal hizmetlere ulaşmakta zorluk yaşamaları afetlerle baş etme dirençlerini zayıflatmakta ve kırılganlıklarını arttırmaktadır. Bu çalışma, Van kent merkezinde ikamet eden ve 2011 yılında meydana gelen Van depremlerinin ortopedik engelli, görme engelli ve işitme engelli bireylerin zarar görebilirlikleri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile yürütülen bu araştırmada engelli bireylerin 2011 Van depremlerinde yaşadıkları sorunların temel sebeplerinin neler olduğu ve depreme hazırlık süreçlerinin nasıl şekillendiği, tahliye sürecinde karşılaştıkları problemler, barınma sorunları, erişilebilir destek sorunları, afet zamanlarında toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl şekillendiği, deprem sürecinde AFAD ve Kızılay ile olan deneyimleri ve ayrımcılık, göç, yoksulluk gibi sosyoekonomik durumların engelli bireylerin zarar görebilirlikleri üzerindeki etkisi betimsel yöntemle analiz edilmiştir.
Üniversitede okuyan Z kuşağının evlilik ve aile hakkındaki tutumları üzerine sosyolojik bir çalışma: YYÜ örneği
Bu çalışma; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde eğitim gören gençlerin aile ve evlilik hakkındaki tutumlarını sosyolojik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Aile, insanlığın varoluşundan beri toplumsal yapının merkezinde yer almış ve toplumu her daim yeniden var ederek sürekliliğini sağlamıştır. Avcı toplayıcı aileden, modern aileye kadar birçok süreçten geçerek günümüze kadar gelen aile yapısı ve evlilik olgusu, gençler arasında önemini korumaya devam etmektedir. Popüler kültürün etkisinde kalan ve Z Kuşağı olarak tanımlanan gençlik kesimi, aile ve evlilik kavramlarına daha önceki kuşakların yüklediği anlamlardan daha farklı anlamlar yüklemekte ve yaşam biçimlerini bu anlamlandırmaya göre şekillendirmektedir. Bu konuda, üniversite okuyan Z Kuşağı gençliği, eğitimlerini sürdürmenin yanı sıra yaşlarına ve içinde yaşadıkları çevresel koşullara bağlı olarak; evlilik ve aile kavramlarını daha yakından takip etmektedir. Bu kapsamda araştırma evreni içerisindeki örneklem grubunun, günümüz ailesini nasıl değerlendirdiği ve ailenin gerekliliği konusunda tutumlarının neler olduğu incelenmiştir. Ayrıca sanal mecralar üzerinden gelen anlık bilgiler, farklı kültürlere sahip bireylerin evliliği, boşanma oranlarının artışı, eğitim kurumlarından mezun olduktan sonra işsiz kalma durumları, geleneksel aile yapısının gençler üzerindeki baskılayıcı etkileri ve alternatif yaşam biçimlerinden biri olan birlikte yaşam gibi konular irdelenmiştir. Tez çalışması; nitel araştırma yöntemlerinden, yarı yapılandırılmış görüşme formları yoluyla ve derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak 15 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler betimleyici içerik analizi yoluyla incelenmiş ve sosyolojik açıdan değerlendirilmiştir. Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde okuyan Z Kuşağı gençliğinin, evlilik olgusu ve aile kurumuna yönelik tutumlarına bakıldığında, geleneksel aile yapısına ait değerlere sahip çıkmalarıyla birlikte yaşanan toplumsal değişimlerin sonucu olarak modern aile yapısına ait yaşam pratiklerini de tercih ettikleri görülmüştür.
Kent yoksulluğu üzerine bir araştırma: Van kent merkezi örneği
Kent yoksulluğu, sosyal bilimlerde tartışılan yeni bir kavramdır. Yoksulluğun kentsel ortamlardaki tezahürlerine işaret eden bir bağlama sahiptir. Çünkü dünya artık bir kent çağı özelliği göstermektedir. Genel olarak dünya nüfusunun dörtte biri artık kentlerde yaşamaktadır. Türkiye'de de benzer bir kentleşme çizgisi kendini göstermektedir. Türkiye kentlerinin önemli bir kısmında sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri minimize etmeye dönük politikalar son dönemlerde devreye konulmasına rağmen kentlerde farklı şekillerde kendini gösteren bir kent yoksulluğu söz konusudur. Türkiye'de kent yoksulluğu ekseriyetle göç almış mahallelerde, gecekondu alanlarında daha çok görünür haldedir. Bu araştırmanın amacı, Van Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlanan destek verilerinden hareketle, kentin yoksulluğuna ilişkin bir saptama yapmak, söz konusu kent yoksulluğunun nedenlerini ortaya koymak ve bu yöndeki politikalara yön verecek çıkarımlar yapmaktır. Bu amaçla, Van Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlanan destek verileri SPSS 27 programına girilerek ikincil veri analizi yapılmıştır. Ayrıca ArcGIS programı kullanılarak yoksulluğun Van'daki dağılımı oluşturulan haritalar üzerinden gösterilmiştir. Çalışma bulgularına göre çocuk sayısı ve yaşlılıkla yoksulluk arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca İlçelere göre alınan yardım türünün de farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Çalışmada, kent merkezinde olan fakat sosyoekonomik açıdan alt gelir skalasında yer alan nüfusun yaşadığı mahalleler ortaya konmuştur. Sonuç olarak Van Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlanan desteklerin sosyoekonomik dağılımına ulaşılmıştır.
Mirastan pay alamayan kadınlar üzerine sosyolojik bir araştırma: Van kent merkezi örneği
Miras konusu hem aile içi ilişkilerini hem de toplum düzenini derinden etkileyen önemli bir konudur. Günümüzde bir kişinin ölümü sonrası mal varlığının kimlere ve nasıl dağıtılacağı, hukuki ve ahlaki açıdan birçok tartışmaya yol açabilmektedir. Bu doğrultuda, İslam Miras Hukuku ve Medeni Miras Hukuku mal varlığı bölüşümü hakkında farklı bakış açıları sunmaktadır. İslam Miras Hukuku nimet-külfet dengesine dayalı bir paylaşımı esas alırken, Medeni Miras Hukuku kanun önünde eşitlik ilkesine dayanmaktadır. Miras hukuku hakkındaki farklı yaklaşımlar miras dağılımı hakkında bilgi verirken aynı zamanda kadınların miras paylaşımı noktasındaki konumunu da ortaya koymaktadır. Bu bağlamda bu çalışma, çoğunluğu İslami ve örfi geleneklere sahip ve yasal olarak cinsiyetler arası eşit mal paylaşımı öngören bir toplumda yaşayan kadınların miras sürecindeki konumunu ve miras paylarını belirlemede öne sürülen/ölçüt alınan gerekçelerin nasıl temellendirildiğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, konunun teorik çerçevesi ve uygulamalı araştırma yöntemleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın teorik kısmında miras konusunun İslam Miras Hukuk Sistemi ile Medeni Miras Hukuk Sistemi'nde nasıl ele alındığı incelenmiştir. Uygulamalı araştırma kısmında ise kadınların miras düzenindeki konumunu, haklarını belirlemek ve mirastan pay alma sürecinde yaşamış oldukları sorunların kaynağını tespit etmek amacıyla hazırlanmış olan ölçek, Van'da mirastan pay alamayan 21 kadın katılımcıyla yapılan yüz yüze derinlemesine mülakatlara dayandırılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Katılımcıların deneyimleri ve miras sürecindeki yaşadıkları sorunlar detaylı bir şekilde analiz edilmiştir.Yapılan araştırmada elde edilen bulguların ilgili alan yazına katkı sağlayacağı ve konuyla ilgili yapılacak olan yasal düzenlemelerin ve uygulamaların geliştirilmesine yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Özel gereksinimli bireylere sahip ailelerin toplumsal alanda karşılaştıkları sorunlar: Van kent merkezi örneği
Bu tezin konusu engelli bireylere sahip ailelerin toplumsal alanda karşılaştıkları sorunlar ve maruz kaldıkları sosyal dışlanma olgusudur. Toplumun dezavantajlı grubunu oluşturan engelliler; eğitim, sağlık, ekonomi, ulaşım, toplumsal kabul gibi alanlarda çeşitli bariyerlerle karşılaşmaktadır. Engelli bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları güçlüklerin ortadan kaldırılması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir. Araştırma kapsamında Van Kent Merkezinde ikamet eden engelli bireylerin aileleri ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 30 aile üyesi ile gerçekleştirilen nitel görüşme sonucunda ailelerin engelli bireye sahip olmalarından dolayı yaşadıkları problemler incelenmiştir. Nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülen çalışmada, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Çalışmanın kuramsal temelini, sosyal model üzerinden Sosyal Dışlanma ve İnsan Hakları Modeli oluşturmaktadır. Engellilik olgusu çalışmada sosyal çevre ve engelli bireylerin hakları üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın bulgular kısmında elde edilen veriler incelendiğinde, engelli bireye sahip ailelerin toplumsal alanda farklı sorunlar yaşadıkları ve bunların da özellikle sosyal dışlanma, sosyal uyum ile birlikte; yalnızlık, ötekileştirilme, sosyal aktivitelere zaman ayıramama ve gelecek kaygısı gibi sorunlar oldukları görülmüştür.
A sociological research on the individual and socialconsequences of substance addiction: The case of Erbil
M.Sc. Thesis Aram Neamat MEZWRI VAN YUZUNCU YIL UNIVERSITY INSTITUE OF SOCIAL SCIENCE AUGUST, 2024 A SOCIOLOGICAL RESEARCH ON THE INDIVIDUAL AND SOCIAL CONSEQUENCES OF SUBSTANCE ADDICTION: THE CASE OF ERBIL ABSTRACT This research aimed to examine the individual and social consequences of substance addiction of young people between the ages of 18-35 who are incarcerated in prisons in Erbil, from a sociological perspective. The research used a mixed method in which qualitative and quantitative methods were used together. Therefore, research data was obtained and analyzed using both qualitative and quantitative data collection and analysis techniques. The research found findings that substance addiction causes serious biological, psychological and sociological effects and consequences on young people. In addition, it has been found that substance addiction causes health problems such as weakened immune system, nutritional disorders and chronic diseases in young people, psychological problems such as depression, anxiety and low self-esteem, and family conflicts, social isolation, and different problems in social life areas such as education and business life. Thus, the study found negative individual and social consequences, such as the prevalence of substance addiction among young people threatening social security, increasing crime rates, negatively affecting economic growth by reducing the productivity of the young population, and increasing the economic burden on health services. In the research, in order to combat the negative individual and social consequences of substance addiction, dissemination of awareness-oriented training programs for young individuals, raising awareness against substance addiction in the society, creating support programs for families, increasing accessibility to treatment and rehabilitation services, cooperation between non-governmental organizations, local governments and state institutions. Suggestions such as strengthening cooperation were presented. Keywords: A Sociological Research, Erbil Example, Individual and Social Consequences, Substance Addiction. Quantity of Page: xi +139 Supervisor: Assoc. Prof. Dr. Abdurrahman MENG
Sosyo-politik açıdan bir mahalle:Van Hacıbekir Mahallesi örneği
Kent sosyolojisi bağlamında mahalle, yalnızca fiziksel bir yaşam alanı olmaktan ziyade toplumsal ilişkilerin şekillendiği, aidiyet duygusunun inşa edildiği bir sosyal mekân olarak değerlendirilmektedir. Mahalle, bireylerin gündelik hayatlarını sürdürdüğü, ortak değerler etrafında kolektif bir yaşam inşa ettiği ve belirli sosyo-kültürel normların yeniden üretildiği bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Ancak kentleşme süreçleri mahallelerin bu özgün yapısını dönüştürmüş, özellikle dezavantajlı grupların yoğunlaştığı bölgelerde sosyal eşitsizliklerin derinleşmesine neden olmuştur. Değişim ve dönüşümün mahalle örgütlenmelerinin sosyolojik çalışmalara konu olması bu açıdan önem arz etmektedir. Özellikle dezavantajlı mahallelerin, kentsel mekânda nasıl konumlandığı ve damgalanma süreçlerinin sosyal yapıya nasıl yansıdığı, kentleşme sürecinin mahalleler üzerindeki etkisine dair önemli bir tartışma alanı sunmaktadır. Hacıbekir Mahallesi örneği üzerinden yapılan bu inceleme, kentleşme ve mahalle ilişkisini derinlemesine anlamaya katkı sağlamaktadır. Bu çalışma Van kent merkezinde bulunan Hacıbekir mahallesini sosyo-politik bir çerçevede ele almaktadır. Hacıbekir Mahalle'sinin kent içerisinde ki konumunun kimliğe olan etkisi ve mahallenin sosyo-kültürel durumunu irdelemek bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Hacıbekir Mahallesi, kent merkezine olan yakınlığına rağmen, sosyo-ekonomik ve kültürel bağlamı nedeniyle kentsel mekânda damgalanmış bir alan olarak öne çıkmaktadır. Hacıbekir Mahallesi, kentin diğer bölgelerinden farklı olarak etnik, kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan görece heterojen bir görünüm sergilemekte; bu durum hem toplumsal ilişkileri hem de mahallede yaşayan bireylerin kentle kurduğu bağı etkilemektedir. Nitel araştırma yönteminin tercih edildiği bu çalışmada veri toplama aracı olarak derinlemesine mülakat kullanılmıştır.
Toplumsal hafıza ve sel; Van Başkale Esenyamaç köyü örneği
Bu tez çalışması, 2021 yılında Van ili Başkale ilçesine bağlı Esenyamaç köyünde meydana gelen sel felaketinin, köy sakinlerinin toplumsal belleği üzerindeki etkilerini sosyolojik bir perspektiften ele almayı amaçlamaktadır. Doğal afetlerin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel etkiler yarattığı düşüncesinden hareketle, çalışma kolektif hafıza kuramları, afet sosyolojisi, mekân ve kimlik ilişkileri bağlamında yapılandırılmıştır. Sel gibi yıkıcı olayların bireylerde ve topluluklarda nasıl hatırlandığı, hangi anlatılar aracılığıyla aktarıldığı ve bu anlatıların zamanla nasıl dönüştüğü, çalışmanın temel inceleme alanlarını oluşturmaktadır. Fenomenolojik yaklaşım çerçevesinde nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Derinlemesine görüşme tekniği aracılığıyla veriler elde edilmiştir. Derinlemesine görüşmeler yoluyla bireysel ve kolektif anlatıların içeriği, travma sonrası sessizlik biçimleri, hafıza mekânlarının oluşumu ve hatırlama pratikleri analiz edilmiştir. Ayrıca çalışmada gözlem yoluyla köyün mekânsal hafıza yapısı da değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, afetin yalnızca fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda toplumsal bellek üzerinde travmatik izler bırakan bir kırılma noktası olduğunu göstermektedir. Sessizlik, bastırma ve anlatı aracılığıyla şekillenen bu hafıza süreci, aynı zamanda topluluğun gelecekteki benzer afetlere karşı geliştirdiği kolektif direnç stratejilerinin de temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, çalışma yalnızca akademik literatüre değil, aynı zamanda afet yönetimi politikaları açısından da önemli katkılar sunmayı hedeflemektedir.
Sağlık sosyolojisi perspektifinden diyabet hastalığı: Van ili örneği
Biyolojik olarak ele alındığında sağlık ve hastalık olgularının genellikle sağlık bilimlerinin inceleme alanı olarak görüldüğü anlaşılabilmektedir. Ancak sağlık ve hastalık olgularının toplumsal sorunlar olarak görülmesi ile birlikte inceleme alanının sağlık bilimlerinin yanı sıra genel anlamda sosyal bilimler, özelde ise sosyoloji alanlarına doğru genişlediği söylenebilir. İnsanlık tarihinin her döneminde, dönemin koşullarına bağlı olarak belirli hastalıklar görülmüştür. Günümüz dünyasının bir sonucu olan kentleşme, toplumsal yapıda gerçekleşen değişimler, toplumsal eşitsizlikler, tüketim kültüründe değişimler gibi faktörler diyabet hastalığının artışında rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, diyabet hastalığının biyolojik yönlerinin değil toplumsal yapıda nasıl bir yerde durduğu, bireylerin gündelik yaşam pratikleri, aile ve sosyal yaşamda bıraktığı etkileri, hasta bireyin yaşadığı zorluklar ve bu hastalıkta yapılan eksikler ile beklentilerin neler olduğudur. Bununla birlikte hastalığın bir kent üzerindeki yansımasının, özellikle Van il merkez ilçelerinde ki dağılımın ortaya konması da çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmada hem nitel hem de nicel araştırma yöntemini içeren karma yöntem kullanılmıştır. Nicel veri toplama sürecinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 1 Ocak 2024 – 1 Ocak 2025 tarihleri arasında başvuru yapan ve araştırmanın evrenini temsil eden bireyler örneklem grubu olarak kabul edilerek verileri kullanılmıştır. Nitel veri toplama sürecinde ise olasılığa dayalı olmayan amaçlı örneklem tekniği kullanılarak, araştırmanın evrenini temsil eden 25 bireyden örneklem grubu oluşturulmuş ve yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre; düzenli takip, tedavi yönetimi tercihi ve düzenli egzersizde cinsiyeteler arasında değişkenler olduğu; hasta imgesinin eksik, düşük hayat kalitesine sahip, dinç olmayan, imtihan edilen, kısıtlanmış olarak şekillendiği; diyabet hastalığının bireyin aile ve sosyal yaşamı üzerinde etkilerinin olduğu; toplumsal yapıda diyabet hastalığı ile ilgili bilinç düzeyinin eksik olduğu; hastalık yönetiminde alternatif sağlık uygulamalarına yönelim olduğu anlaşılmaktadır.
Yaşlılık sosyolojisi bağlamında ailesinde Alzheimer hastası olan bireylerin bakım verme sürecinde yaşadığı sorunlar: Van kent merkezi örneği
Son yıllarda sağlık koşullarındaki iyileşmeler ve doğum oranlarındaki düşüş, yaşam süresinin uzamasına yol açmış bunun sonucunda Türkiye'de ve dünyada yaşlı nüfus oranlarında artış gözlemlenmiştir. Bu demografik değişim, bireysel ve ailesel olmanın ötesinde toplumsal açıdan da ele alınması gereken bir olgu niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla sosyal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerekmektedir. Yaşlı nüfusun artışı hem bireysel hem de toplumsal olarak yeni fırsatlar ve zorluklar oluşturmaktadır. Yaşlanma süreciyle birlikte bakım ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bakım ihtiyacının gereği hem bireyi ve aileyi etkilemekte hem de toplumsal olarak yeni bir süreci de beraberinde getirmektedir. Artan bakım ihtiyacı, aile üyeleri arasında bakım yükünü arttırmakta, bakım verenler üzerinde fiziksel, psikolojik ve ekonomik anlamda önemli etkiler oluşturmakta ve profesyonel bakım hizmetlerine olan talebi yükseltmektedir. Bu durum, toplumsal olarak bakım modellerinin geliştirilmesi hem bakım alanların hem de bakım verenlerin desteklenmesi ve yaşlı bakımında yaşam kalitesini yükseltmek adına çözüm önerilerinin sunulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, Van ili özelinde, yaşlılık sosyolojisi bağlamında Alzheimer hastalarının yakınlarının yaşadıkları zorluklar ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Alzheimer; toplum tarafından bunama olarak bilinmektedir. Toplumun tam olarak farkındalık kazanamadığı ve kültürel olarak da kabullenilemeyen bir hastalıktır. Alzheimer hasta yakınlarının, hastalığın bakım sürecinde neler yaşadığı, aile içinde görev dağılımını nasıl yaptıkları, sosyal hayatlarının nasıl şekillendiğini, hastalığın kabullenilmesi ve hastalığın bakım verme aşamasında hangi konularda sorun yaşadıklarını ortaya çıkarmak araştırmanın problemini oluşturmaktadır. Hastalık yavaş bir şekilde ilerlemekte ve bakım süresi de uzun bir süreci kapsamaktadır. Bu çalışma kapsamında informel bakım veren Alzheimer hasta yakınlarının hastalık sürecindeki bakım verme destekleri ve Alzheimer hasta yakınlarının karşılaştıkları sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerileri sunulması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, Van'da bulunan 10 Alzheimer hastası yakınıyla, yarı yapılandırılmış soru formları kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen veriler nitel araştırma yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir.
Kapaklı ilçesinde göç hareketliliği
Bu tez çalışması, Tekirdağ ili Kapaklı ilçesinde yaşanan göç hareketliliğini sosyolojik, ekonomik ve mekânsal boyutlarıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Türkiye'de son yıllarda sanayileşmeyle birlikte artan iç göç dinamikleri, özellikle Marmara Bölgesi'nde belirli kent ve ilçelere yoğunlaşmaktadır. Kapaklı ilçesi, hızlı sanayi yatırımları ve gelişen işgücü piyasası nedeniyle yoğun göç alan bir merkez hâline gelmiştir. Bu bağlamda araştırmada, ilçeye gelen bireylerin göç etme nedenleri, demografik profilleri, kentsel yaşamla bütünleşme düzeyleri ve karşılaştıkları temel sorunlar anket yoluyla elde edilen veriler aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda göçün temel nedenleri arasında işsizlik, düşük yaşam koşulları, aile birleşimi ve sosyal ağların etkisi öne çıkmaktadır. Göç eden bireylerin çoğunluğunun düşük eğitim düzeyine sahip olduğu ve mavi yaka işlerde çalıştığı görülmektedir. Ayrıca kamu hizmetlerine erişim, barınma ve sosyal uyum gibi alanlarda çeşitli sorunlar yaşandığı belirlenmiştir. Bulgular, göç kuramları çerçevesinde değerlendirilmiş; özellikle itici-çekici faktörler yaklaşımı, göç ağları kuramı ve yeni ekonomik göç kuramıyla uyumlu sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırma, yerel yönetimlerin göçü dikkate alan kapsayıcı politikalar geliştirmesi gerektiğini vurgulamakta; Kapaklı'nın gelecekteki kentsel yapısının bu dinamikler doğrultusunda şekillenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Güvenliğin günümüz toplumsal ilişkilerine etkileri: Göçün güvenlikleştirilmesi
Güvenlik kavramı, bireylerin, grupların veya devletlerin karşı karşıya kalabileceği tehditlerden korunma durumu olarak ifade edilir. Güvenlik kavramı, geleneksel olarak devlet merkezli olup, bir devletin dış tehditlere karşı sınırlarını, egemenliğini ve vatandaşlarını koruma yeteneği olarak anlaşılmıştır. Göç, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını sürdüren ve etkisini devam ettiren bir olgudur. Göç kavramı, insanların oldukları bölgelerden ayrılarak başka bir bölgeye yerleşmesi olarak tanımlanabilmektedir ve bu yer değiştirme ise farklı nedenlere bağlı olmaktadır. Güvenlik ve göç kavramı tarihsel süreç içerisinde tanımları ve işlevselliği değişim ve dönüşüme uğramıştır. Günümüzde göç konusunun, bireyler, toplumlar, devletler ve ekonomik güvenlik üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğu iddiasıyla giderek konu güvenlik alanına kaydırılmaktadır. Başlangıçta, göç olayının yalnızca sınırlarla, ulusal güvenlikle ve toplum bütünlüğüyle ilgili bir tehdit oluşturduğu ileri sürülmüştür. Ancak zamanla, güvenlikleştirici aktörler konuşmalarının halk üzerinde daha fazla etki yaratması ve korku uyandırabilmesi amacıyla göçün toplum içerisinde tehdit unsuru olarak belirmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda ise göç hareketleri devletler tarafından sıklıkla güvenlik endişeleriyle ilişkilendirilir. Özellikle kitlesel göç dalgaları, hükümetleri ve toplumları güvenlik riskleriyle başa çıkmaya zorlayabilmektedir. Göçmenlerin geldiği bölgelerdeki ekonomik zorluklar, savaşlar gibi unsurlar, göçmenlerin güvenlik ihtiyaçlarını artırabilmekte ve hedef ülkelerdeki güvenlik endişelerini tetikleyebilmektedir. Bu çalışma, Thomas Hobbes'un doğal durum teorisi ve John Locke'un doğal haklar doktrini çerçevesinde ilerlemektedir. Hobbes, güvenliği sağlamak için güçlü bir devlet otoritesine ihtiyaç duyulduğunu savunurken, Locke, güvenliği toplum sözleşmesi ve birey hakları temeli üzerinden değerlendirmektedir. En temel ayrım, devletin genel mutluluğu ve güvenliği sağlama adına bireyin özgürlüğünün kısıtlanması noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu mesele, günümüz toplumlarında oldukça tartışmalı bir konudur. Bu bağlamda, devlet otoritesinin bireysel özgürlükler üzerindeki etkisi ve güvenliğin sağlanması konusunda iki filozofun sunduğu farklı perspektifler incelenmektedir. Bu karşılaştırmalı analiz, modern güvenlik politikalarının şekillendirilmesinde önemli teorik çıkarımlar sunmayı hedeflemektedir. Çalışmada diğer önemli bir teorik kısım ise göçün güvenlikleştirilmesi ve güvenlik ile ilişkisi Kopenhag Okulu'nun güvenlikleştirilme teorisi ile desteklenmiştir. Nitel bir çalışma yöntemi çerçevesinde Uşak'ta yaşayan Afganlılarla derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Göç ile güvenlik arasındaki ilişkinin karmaşıklığı ve çeşitliliği, bu çalışmanın önemli noktalarından birini oluşturmaktadır.
Aile çiftçiliğinde beka stratejileri: Nazilli'de incir üreticiliği örneği
Bu araştırma, 2000'li yıllardan itibaren uygulamaya konulan tarımsal uyum politikaları ve tarımsal emtia piyasalarında korumacılığın ortadan kalktığı ve küreselleşmenin etkilerinin özellikle küçük üreticilerin varlıklarını sürdürmelerini zorlaştırdığının iddia edildiği bir bağlamda, aile çiftçiliğinin bekasını konu edinmekte ve ampirik veriler ışığında alana müdahil kuramsal iddiaların ve açıklamaların bir değerlendirmesini yapmaktadır. Araştırmanın temel iddiası, neoliberal kapitalist piyasaların, köylülüğün bekası üzerinde tek doğrultuda ilerleyen veya tek biçimli bir dönüşüm meydana getirmediği ve bekanın tek bir nedensel unsur temelinde açıklanamaz olduğudur. Bu iddia, toplumsal yapının olumsal, ilişkisel, çok katmanlı ve çoklu nedensellik üzerine kurulu hüviyetinden hareketle ileri sürülmektedir. Araştırmanın ampirik verileri, Batı Anadolu'da yer alan Aydın/Nazilli'ye bağlı Işıklar Köyü'nde 2018 yılında yapılmış olan saha araştırması yoluyla derlenmiştir. Işıklar, küçük ölçekli aile çiftçilerinin önemli ölçüde emek yoğun ve ağırlıkla ihracata yönelik olarak yapılan kuru incir üreticiliğinde uzmanlaştığı bir vakayı temsil etmektedir. Bu köy aynı zamanda literatürde sıkça dile getirilen yoksulluğun kırsallaştığı ve köylülüğün çözüldüğü yönündeki iddiaların da geçerliliğinin sorgulanmasına olanak sunan bir maddi refah düzeyine sahiptir. Bu nedenle, köy, küçük köylü ya da aile çiftliklerinin varlıklarını tehdit ettiği düşünülen çeşitli faktörlere nasıl tepki verdikleri ve onlarla nasıl mücadele ettiklerinin değerlendirilmesi adına ilgi çekici bir vakayı temsil etmektedir. Çalışma, neoliberal kapitalist piyasa koşullarını, modernleşmenin etkisi altında meydana gelen toplumsal ve kültürel değişim örüntülerini ve çeşitli yasa ve düzenlemeleri çiftçi topluluklarının varlığını sürdürmeleri üzerindeki üç temel dışsal baskı unsuru olarak ele almaktadır. Ancak hanehalkları bu baskı unsurlarına, sahip oldukları maddi ve toplumsal kaynakları ve kültürel normları, kendilerini iktisadi ve toplumsal olarak yeniden üretebilmek için örgütlemek ve harekete geçirmek suretiyle direnç göstermektedirler. Araştırmanın bulguları, neoliberal tarım politikalarının önemli olmakla birlikte, beka üzerinde asli değil ikincil bir baskı mekanizması olarak tanımlanabileceğini göstermektedir. Buna karşılık modernleşmeye ve iktisadi gelişmeye bağlı olarak artan tüketim düzeyi, değişen yaşam tarzı ve standartlarının doğurduğu yeni ihtiyaçlar ve toprağa erişime ilişkin toplumsal ve yasal kurallar çiftçiler üzerinde daha büyük bir baskı unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, bu baskılar giderek derinleşen bir yoksulluk ve köylülüğün çözülmesine yol açan tek tip bir dönüşüm üretmemekte ve fakat tarım dışı gelir kaynaklarına artan bir bağımlılık ortaya çıkmaktadır.
Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ile yüksek öğretime giriş arasındaki ilişki: Sudan-Hartum üniversitesi örneği
Bu çalışma yükseköğretime erişim (access to higher education) ile ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ya da sosyal sınıf konumu arasındaki nedensel ilişkinin mahiyeti hakkındadır. Bu ilişki Sudan Cumhuriyeti'nde Hartum Üniversitesi'nde yapılmış bir vaka çalışması yoluyla incelenmektedir. Araştırmanın temel sorusu, öğrencilerin sınıfsal kökenleri ile üniversitede kaydoldukları bölümler arasında ne türden ve ne yönde bir nedensel ilişki olduğu ve bu ilişkinin eğitim politikaları, toplumsal dışlanma ve mahrumiyet üretme kabiliyetinde olan diğer toplumsal etmenler ve bireysel vasıflar ile nasıl bir etkileşim içinde şekillendiğidir. Çalışma, sınıf kuramları ve toplumsal sınıf konumu ile eğitimsel başarı arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışan kuramsal yaklaşımlar dikkate alınmak suretiyle nitel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın ampirik verileri 2017-2018 eğitim yılı itibariyle Hartum Üniversitesi'nde kayıtlı bulunan ve toplam sayıları 27,000'i aşan lisans öğrencisi arasından kendilerine kartopu örneklemi yöntemiyle erişilmiş olan 40 öğrenci ile yapılan derinlemesine mülakatlar vasıtasıyla derlenmiştir. Bu 40 öğrenci, öğrencilerin üniversiteye kabul edilme puan aralığı dikkate alınarak oluşturulmuş olan beş farklı tabakada yer almakta olup, araştırma sürecinde her bir tabakada yer alan 6 ila10 öğrenci ile mülakat yapılmıştır. Araştırma verileri hem tabaka içi hem de tabakalar arası (yani vaka-içi ve vakalar-arası) karşılaştırma yoluyla, toplumsal sınıf konumunun ve toplumsal dışlanma biçimlerinin ifadesi olan etkenlerin yine belli sınıf konumlarına erişimin mesleki temelini oluşturan belli akademik bölümlere erişimi nasıl etkilediğini ortaya koyacak şekilde niteliksel olarak analiz edilmiştir. Bu analizin amacı sınıf kökeni ve toplumsal dışlanma örüntülerinin eğitim kurumu üzerinden başlangıçtaki toplumsal sınıf konumlarının değişen şartlar altında yeniden üretilmesi ve sürdürülmesine nasıl bir katkı sağladığı ve nedensel mekanizmalarının nasıl işlemekte olduğuna dair nedensel bir değerlendirme yapmaktır. Araştırma bulguları, bir bütün olarak, eğitim hareketliliğinde bireylerin gösterdikleri veya gösterebilecekleri performans veya başarının derecesinin onların bireysel biyografilerinin ve yeteneklerinin birçok yapısal eşitsizlik biçimleri ve bunları ifade eden avantaj ve dezavantajlar ile tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl kesiştiği ile alakalı olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda üst ve üst-altı sosyal sınıfların eğitim hareketliliği yoluyla kendi konumlarını sürdürmede avantajlı bir durumda oldukları görülmektedir. Onlar bunu öncelikli olarak sahip oldukları toplumsal, iktisadi ve kültürel sermayelerini erken yaştan itibaren çocuklarının daha kaliteli bir eğitim almalarını sağlayarak onların "prestijli fakülteler"e girebilmek için ihtiyaç duydukları liyakate yani üniversiteye giriş için gerekli yeterli puana dönüştürmek suretiyle yapmaktadırlar. Giriş puanının yetersiz olduğu durumda ise özel kabul yoluyla, yani yetersiz olan puanı telafi etmek için belirlenmiş bir çerçeve içinde özel öğrenim ücreti ödemek yoluyla sağlamaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Sınıf, Toplumsal Cinsiyet, Eğitimsel Başarı, Toplumsal Dışlanma, Kır, Kent, Hartum Üniversitesi, Yükseköğretim
Teknoloji toplumunun inşası ve sinema: Beş kült postmodern Hollywood filmi üzerinden bir görsel analiz
Bu çalışma bilgisayar teknolojilerinin kullanımının yükseldiği; yaşamsal her alanda dijitalleşmenin yaşandığı, yapay zekânın ve robotların yaygın olarak kullanıldığı teknoloji toplumunda sinemanın sosyal işlevlerini anlamayı hedeflemiştir. Bu amaçla geniş kitlelere ulaşmış popüler kült postmodern Hollywood filmleri incelenmiştir. Bu bağlamda, önce sosyal bilimler literatüründe tartışılan teknoloji toplumunun yapısal özellikleri araştırılmıştır; özellikle değişen üretim/emek süreçleri (postfordizm), filizlenen yeni kültürel değerler (postmodernizm) ve farklılaşan denetim ve kontrol mekanizmaları üzerine yapılan tartışmalar aydınlatıcı olmuştur. Bu kapsamda, temalar oluşturulmuş ve teknoloji konulu postmodern Hollywood filmleri içinden araştırma kriterlerine uygun olduğu tespit edilen beş film (Westworld, Blade Runner, Truman Show, Simone, Blade Runner 2049) seçilmiştir. Sonrasında oluşturulan temaların bu beş filmdeki karşılıkları aranmıştır. Bu amaçla çalışmada nitel araştırma deseni temelinde görsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular üzerinden sinemanın geleceğin toplumuna ilişkin bir hipermetin yazdığı ve bunun üzerinden bir hipergerçeklik inşa ederek adeta geleceğin toplumunun bir öngösterimini yaptığı tespit edilmiştir. Bu eksende, sinemanın kitleler üzerinde geleceğe ilişkin bir algı, bir görsel dışlaşma yaratarak bir anlamda hipermetinlerin nesnelleşmesine yol açtığı kanaatine varılmıştır. Böylelikle sinemanın bir ideolojik aygıt olarak işe koşulduğu, yeni değer ve normların oluşumuna endüstriyel kültürel varlık alanlarının somutlaştırılmasına hizmet ettiği sonucu çıkarılmıştır. Anahtar Sözcükler: Postmodernizm, teknoloji, sinema, hipergerçeklik, görsel analiz.
Behice Boran'ın yazıları ve söylemlerinde kadın söylemi
Bu çalışma Türkiye'deki akademik ve siyasal çevreler tarafından sosyalist ve sosyolog kimliğiyle öne çıkarılmış olan Behice Boran'ın kadın kimliğine ve kadın söylemlerine odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı bu söylemlerin ortaya çıkarılması ve Boran'ın Türkiye'deki sosyalist eril yapı içindeki kadın kimliğine dair bir çıkarım yapılmasıdır. Bu çıkarımlara ulaşılabilmek için Boran'ın biyografisine, yazılarına ve söylemlerine odaklanılmaktadır. Çalışmanın yöntemi nitel bir içerik analizi olarak düşünülmüştür. Yazılar ve söylemlerin analizi tematik bir analiz yöntemi kullanılarak yapılmaktadır. Farklı makaleler ve metinlerden Boran'ın aile içinde kadının konumuna, iş bölümüne, cinsiyet rollerine, kadın örgütlenmesine, feminizm söylemlerine ve Türkiye'deki kadınların konumuna kadar geniş alanda temalardan bahsettiği söylenebilmektedir. Çalışmanın odaklandığı ikincil nokta ise Boran'ın kadın söylemlerinin belli noktalarda feminizm söylemleriyle belli noktalarda sosyalist liderlerin ve düşünürlerin söylemleriyle kesişmesidir. Bu temaların incelenmesi ve sonuca vardırılması Boran'ın söylemlerinin yalnızca siyaset bilimi ve sosyoloji alanlarının değil aynı zamanda kadın ve toplumsal cinsiyet çalışmaları alanı için de araştırılmaya değer olduğunu göstermektedir. Bu anlamda çalışmanın literatüre yeni bir katkı sunduğunu söylemek gerekmektedir. Sonuç noktasında çalışma, sosyalist bir lider ve sosyalist bir kadın olan Boran'ın ortaya çıkarılmamış kadın kimliğini ve kadın temalarını ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye'de belediyelerin kadınlara yönelik hizmetleri üzerine bir araştırma: Ankara ve Gaziantep büyükşehir belediye örnekleri
Bu çalışmanın amacı, sosyal belediyecilik ve kadına duyarlı belediyecilik anlayışlarını, kavramsal ve tarihsel açıdan değerlendirerek Türkiye özelinde bu sürecin gelişimini örnekler üzerinden incelemektir. Araştırma "Sosyal belediyecilik anlayışının, kadına duyarlı belediyecilik uygulamalarını kapsadığı ve bu uygulamaları toplumsal cinsiyet bakış açısı ile geliştirildiği söylenebilir mi?" sorusu üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nitel içerik analizi yöntemi ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin faaliyet raporları, yazılı ve online bültenleri ve yayınları incelenmiştir. Destekleyici veriler olarak da her iki belediyenin ilgili birimlerin personelleri ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte İnsanca Yaşam ve Demokratik Toplum Derneği "Deneyim Paylaşım Toplantısı"nda her iki belediyenin de faaliyetlerine yönelik yapılan sunumlar üzerinden de inceleme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular ışığında, sosyal belediyecilik anlayışının kadına duyarlı belediyecilik anlayışı için bir zemin oluşturabileceği ancak bir belediye faaliyetlerinin toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklediğini söylemek için belirli noktaların da öne çıktığı sonucuna varılmıştır. Bu noktalar; toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir motivasyona sahip olunması, kadın katılımcılığının desteklenmesi ve bu çerçevede ihtiyaç tespit çalışmalarının yapılması, Yerel Eşitlik Eylem Planları gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen bir yol haritasının oluşturulması ve bu planın hayata geçirilmesi için de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme çalışmalarının yapılması şeklindedir. Dolayısıyla, sosyal belediyecilik anlayışını benimseyen bir belediyenin, kadına duyarlı bir belediyecilik anlayışını da benimsediğini söyleyebilmek için belirtilen noktalara yönelik de çalışmaların stratejik öncelik haline gelmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'deki Suriyeli çocukların entegrasyon süreçlerine yönelik yapılan akademik çalışmaların sosyolojik analizi
Suriyeli çocukların entegrasyonları önemli bir konudur, çünkü gelecekte Suriyelilerin Türkiye'deki profillerini bu çocuklar oluşturacaktır. Bu nedenle çalışmada, Türkiye'de yaşayan Suriyeli çocukların entegrasyon düzeyleri ile bunu kolaylaştıran ve zorlaştıran faktörler Türkiye'de Suriyeli çocuklarla ilgili yapılan tezler üzerinden vaka çalışması ile incelenmiştir. Çalışmada, entegasyona ilişkin çeşitli anahtar kelimelerle yapılan detaylı taramalar sonucu araştırma sorunsalıyla bağlantılı olan ve YÖKTEZ'de yayınlanan 32 yüksek lisans, 8 doktora tezi olmak üzere 40 tez analiz birimine dahil edilmiştir. Araştırmada kodlamalar ve analizler MAXQDA Plus 2022 programı ile analiz edilmiş ve görselleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, Suriyeli çocukların eğitime dahil olma düzeyinin hala istenilir durumda olmadığı görülmüştür. Eğitime erişimde ise yetersiz ekonomik kaynak ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önemli engeller teşkil ettiği görülmüştür. Suriyeli çocukların eve katkı sağlamak ve kadın aile üyelerinin çalışmaması için fedakârlık yapmak amacıyla çalışma hayatına dahil oldukları tespit edilmiştir. Sosyal, kültürel ve kimliksel entegrasyon düzeyleri ise yapısal entegrasyona göre çok daha düşük düzeydedir. Türkiye'de yer alan Suriyelilerin büyük bir bölümünü Suriyeli çocuklar teşkil etmektedir ve Suriyeli çocukların entegrasyonlarının sürdürülebilir olması için başta dil eğitimlerinin sağlanması ve genel olarak eğitime erişimlerinin arttırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi elzemdir.
Etnisite ve engellilik: Bir çifte dezavantajlılık durumu mu?
Engelli bireyler, engelli olmalarından dolayı tarihsel süreç boyunca toplumun olumsuz bakış açısını deneyimlemişlerdir ve bundan dolayı damgalayıcı ve ayrımcı pratiklere maruz kalmışlardır. Bu araştırma 'engellik' ve 'etnisitenin' birlikte 'çifte dezavantaj' bir durum yaratıp yaratmadığını Türkiye bağlamında göstermeye çalışmıştır. Engel durumunun sosyal etkileşimler neticesinde neden olduğu olumsuz deneyimler, görme ve bedensel/fiziksel engeli olan bireylerin anlatımları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Nitel araştırma tekniklerinin kullanıldığı ve Batman'da gerçekleştirilen araştırmada yedisi tekerlekli sandalye kullanıcısı ve dördü görme engelli olan on bir katımcı ile derinlemesine görüşmeler ve katılımlı gözlemler yapılmıştır. Araştırmanın veri analizi Excel programı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın kuramsal çerçevesi sosyolojik kuramlardan olan sosyal inşacı yaklaşım ve bu yaklaşımın bir uzantısı olarak gelişen engelliliği açıklayan modellerden olan işlevsel-ekolojik modeldir. Bu araştırmada engelliliğe ilişkin tartışmalardan hareketle engelliliğin bireysel olmaktan ziyade toplumsal anlamda sorun oluşturduğu görülmüştür. Engelli bireylerin kendilerine olan bakıştan ziyade engelliliğin kültürel tanımlaması ve sosyal organizasyonsuzluk sosyal yaşamlarını engelleştirmektedir. Araştırmanın esas odağını oluşturan 'engellilik' ve 'etnisite' kesişiminde ise 'engelliliğin' tek başına dezavantaj yarattığı ve her alanda yoksunluk yaşamalarına neden olduğu görülmüştür. Saha aşamasında toplumsal cinsiyete ilişkin vurgulardan dolayı 'engelli' ve 'kadın' olmaya ilişkin tartışmalardan hareketle bu araştırma açısından baskın ve 'çifte dezavantaj' bir durum yaratmaktadır. Araştırmada saha aşamasında iken Kovid-19'un yaygın olmasından dolayı katılımcılarla yürütülen tartışmalar sonucunda Kovid-19'un engelli bireylerin çoğunluğunu daha da engelleştirdiği görülmüştür.
Türk edebiyatındaki kadın yazarların romanlarında annelik temsillerinin feminist kuramlarla analizi: Aysel Özakın, Erendiz Atasü, Peride Celal, Sevgi Soysal
Bu araştırmada, Aysel Özakın, Erendiz Atasü, Peride Celal ve Sevgi Soysal'ın romanlarındaki annelik temsillerinin nasıl işlendiği konu edilmiş ve bu temsillerin feminist kuramlarca analizi yapılmıştır. Bu kapsamda her yazarın ikişer romanı ele alınarak, romanlar nitel içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Bu romanlar: Tante Rosa, Yürümek, Genç Kız ve Ölüm, Alnında Mavi Kuşlar, Üç Yirmidört Saat, Güz Şarkısı, Bir Yaşdönümü Rüyası ve Güneş Saygılı'nın Gerçek Yaşamı'dır. Bu çalışmanın amacı, tartışmalı bir mesele olan annelik olgusunun feminist kuramlarla birlikte edebi metinler üzerinden nasıl işlendiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu şekilde incelenen yazarların feminist kuramlardan (liberal, varoluşçu, radikal) ne şekilde etkilendiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda ilgili literatürde annelik kavramının gelişimi, tarihçesi ve yapılan araştırmalarla feminist kuramların bu konuya yönelik tartışmaları yer almıştır. Tematik analiz birimlerinin tespitiyle birlikte araştırma verileri altı temaya ayrılmıştır. Bu temalar; Ataerkiyi Sorgulayan Annelik, Ataerkiyi Pekiştiren Annelik başlığı altında Annelik ve Kadınlıkla İlgili Kalıp Yargılar, Anne-Çocuk (Kız) İlişkileri, Hamilelik ve Doğum, Doğum Kontrolü ve Kürtaj ve Üvey Anneliktir. Araştırmanın sonucunda belirlenen yazarların romanlarında en çok varoluşçu ve radikal feminizmin etkileri görülürken liberal feminizmin etkisinin sınırlı olduğu tespit edilmiştir.
Birleşmiş Milletler raporlarında toplumsal cinsiyet perspektifinden Türkiye'deki Suriyeli kadınlar
Suriye'de 2011 yılında halk ayaklanmalarıyla başlayan ve sonrasında küresel çapta bir etkiye yol açan kriz, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu büyük ölçekli bir göç dalgasına sebep olmuştur. Bu kriz sonucunda ortaya çıkan mülteci nüfusu, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra görülmüş en yüksek sayılarla ifade edilen uluslararası bir mülteci krizine yol açmıştır. Bu eksende, bütün ülkeler arasında en yüksek Suriyeli nüfusa ev sahipliği yapan ülke olarak Türkiye karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple uzman Birleşmiş Milletler örgütleri Türkiye çapında kamu ve sivil toplum işbirlikleriyle kapsamlı çalışmalar yürütmektedir. Bu nitel çalışmada Birleşmiş Milletler raporlamalarında Suriyeli kadınların ele alınış biçimi, toplumsal cinsiyet perspektifinden içerik analizi ile incelenmiştir. Analiz içeriğine Birleşmiş Milletler'in Türkiye'deki Suriyelileri kapsayan raporları arasından 24 rapor dâhil edilmiştir. Çalışma sonucunda Suriyeli kadınlara yönelik projelerin daha çok sosyal yardım, mesleki beceri eğitimleri gibi konulara eğildiği; hak temelli uygulamalar ve sosyal bütünleşmeyi sağlayacak faaliyetlerin yeterli düzeyde olmadığı görülmüştür. Ayrıca, Türkiye'deki Suriyeli kadınların durumunu toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alan çalışma, proje ve rapor sayısının son derece yetersiz olduğu ve bu konuda geniş kapsamlı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğunu saptamıştır. Anahtar Sözcükler Birleşmiş Milletler, göç, Suriyeli kadınlar, toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyet perspektifinden göç
Kültürel ve sosyal sermayenin kaynağı ve taşıyıcısı olarak dil: Eklemeli iki dillilik
Bu tez çalışması, bir etkileşim aracı olan dil ile bu etkileşimin sebebi ve sonucu olarak değerlendirilen sosyal ve kültürel sermaye kavramlarının eklemeli iki dillilik üzerinden bir analizini yapmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda tez, Türkiye'de doğup büyümüş non-native ebeveynlerin erken yaştan itibaren çocuklarını iki dilli yetiştirme gayretlerini, bireysel bağlamda dil ideolojilerini, dile dair yaklaşım ve fikirlerini konu edinmiştir. Bu eylem ve yaklaşımların ebeveynlerin sahip olduğu sosyal ve kültürel sermaye ile ilişkisine ve çocuklarına vermek istedikleri sosyal kazanımlara etkisinin ne olduğuna odaklanmıştır. Türkiye'de iki ve çok dillilik üzerine yapılan çalışmaların temel odağı azınlık dilleri ve bu dilleri konuşan aile ve çocukların okuldaki başarıları, toplumla ilişkilerinin etnisite bağlamında ele alınmasıdır. Yurtdışında ise Türkiye'deki çalışmalara benzer araştırmaların yanı sıra iki dilliliğin birey açısından ne türden kazanımlar getirdiğine, ülkelerin bu durum karşısındaki politikalarının nasıl şekillendiğine, küreselleşme ve çok dillilik arasındaki ilişkiye odaklanan çalışmalar mevcuttur. Tez, Türkiye özelinde bu bağlamda bir başlangıç çalışması olarak önem arz etmektedir. Tezin dil bilim ve sosyoloji literatüründen ileri gelen iki ana kuramsal çerçevesi bulunmaktadır. Dil bilim bağlamında Steve McCarty, Hamzeh Moradi and Annick De Houwer'in görüşlerine yer verilirken sosyolojik çerçeve Pierre Bourdieu, James Coleman ve Robert Putnam'ın görüşlerinden faydalanarak sınırlandırılmıştır. Çalışma, nitel bir yaklaşım benimsemiştir. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış mülâkat formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler, MaxQda programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen sonuçların kuram ile büyük oranda paralellik gösterdiği görülmüştür. Katılımcıların iki dilliliği artı bir değer olarak gördükleri ve kültürel ve sosyal kazanımlarının bir aracı ve bir sermaye biçimi olarak değerlendirdikleri sonucuna varılmıştır. Bu değer ve kazanımların çocuklarına aktarımı bir mirası aktarmak gibidir ve önemlidir. Çalışma sonunda aile sermayesinin önemi ve kullanımı; ilk habitusun gelişimi; dilin bireyin hayatındaki yeri ve görünümlerine yönelik tespitler elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler: iki dillilik, sosyal sermaye, kültürel sermaye, aile dil politikası, etki inancı.
Sosyolojik kuramda yapı - eylem tartışmaları çerçevesinde Türk aile yapısı ve akrabalık ilişkileri: Malatya örneği
Bu çalışma, bireylerin gündelik hayat içerisindeki düşünme, hissetme ve eylemde bulunma biçimleriyle aile ve akrabalık ilişkilerinin nasıl bağlantılı olduğunu sosyolojik kuramda yapı – eylem tartışmaları bağlamında anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. Çalışmanın nihai hedefi, aile ve akrabalık ilişkilerinin bireysel eylem üzerindeki etkisini katılımcıların kendi anlam dünyaları ve bakış açılarından hareketle incelemektir. Bu amaç doğrultusunda bireysel eylem alanları olarak (i) siyasi ve ideolojik düşünce (ii) dini inanç ve ibadetler ve (iii) gündelik yaşam pratikleri olmak üzere üç alan belirlenmiştir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntem ve teknikleri kapsamında bir saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın saha çalışması kısmı Malatya'da yapılmıştır. Çalışmamız kapsamında Malatya'yı önemli kılan unsur, şehrin hızlı bir sanayileşme ve kentleşme sürecine girmiş olması; bununla birlikte hem geleneksel değerleri hem de modern kent hayatının "kentli" yaşam biçimini bir arada barındırmasıdır. Bu sebeple çalışmanın konusu ve amacı gözetilerek nitel araştırma yöntem ve teknikleri kapsamında Malatya'nın Battalgazi ve Yeşilyurt ilçelerinde ikamet eden 24 katılımcı ile yüz yüze ve derinlemesine görüşme yapılmıştır. Sahadan elde edilen veriler üzerinde tematik analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularından hareketle, bireylerin gündelik hayat içerisindeki düşünme, hissetme ve eylemde bulunma biçimlerinin, aile ve akrabalık ilişkisi içerisindeki insanlarla olan etkileşimlerine bağlı olduğu; bireylerin eylemlerini, hayatlarındaki en önemli değerlerin başında gelen aileleri ile girmiş oldukları etkileşimler çerçevesinde karşılıklı bir şekilde inşa ettikleri; dolayısıyla bireylerin eylemlerini gerçekleştirirken hem ailelerinin beklentilerini hem de kendi istek ve arzularını dikkate aldıkları sonucuna ulaşılmıştır.