
194
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Metal oksit katkılı Al2O3 biyoseramiklerin 3D yazıcıyla üretimi, yapısal, mekanik ve biyolojik özelliklerinin araştırılması
Biyoseramikler, yüksek mekanik dayanımları, aşınma dirençleri ve biyouyumlulukları nedeniyle ortopedik ve dental uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Geleneksel üretim yöntemleri, biyoseramiklerin gözeneklilik kontrolü ve mikro yapı homojenliği açısından sınırlamalar gösterirken, eklemeli üretim (3D baskı) teknolojileri, özellikle Dijital Işık İşleme (DLP) yöntemi, bu sorunlara etkili çözümler sunmaktadır. Bu çalışmada, Al₂O₃'e %1, %3, %5 ve %10 oranlarında Y₂O₃, CaSiO₃ ve BaO katkıları eklenerek kompozit seramikler DLP yöntemiyle üretilmiştir. Elde edilen numunelerin; yoğunluk, büzülme, faz analizi, mikroyapı karakterizasyonu, mekanik testler (sertlik, kırılma tokluğu, eğilme ve basma dayanımı) ve biyolojik analizler açısından değerlendirilmiştir. Sonuçlar, Y₂O₃, CaSiO₃ ve BaO katkılarının yoğunlaşma üzerinde belirgin etkiler yarattığını göstermiştir. En yüksek bağıl yoğunluklar, %3 Y₂O₃ (%95,12, 3,80 g/cm³), %5 CaSiO₃ (%95,35, 3,75 g/cm³) ve %3 BaO (%94,95, 3,82 g/cm³) katkılarında elde edilmiştir. Büzülme analizleri, DLP yöntemine özgü katmanlı yapı nedeniyle Z ekseninde daha fazla büzülme olduğunu ortaya koymuş; en yüksek hacimsel büzülmeler %5 CaSiO₃ (%61,31), %3 BaO (%57,62) ve %3 Y₂O₃ (%53,68) katkılarında gözlemlenmiştir.XRD analizi, katkı maddelerine bağlı olarak çeşitli ikincil fazların oluştuğunu göstermiştir. Y₂O₃ katkısıyla YAG ve YAP, CaSiO₃ ile CaAl₂Si₂O₈ ve CaAl₂O₄, BaO ile ise BaAl₁₂O₁₉ ve BaAl₂O₄ fazları tespit edilmiştir. Mikroyapı analizleri, Y₂O₃ ve CaSiO₃'ün ince taneli yapı oluşturduğunu, BaO'nun ise ikincil faz kümelenmesine neden olduğunu ortaya koymuştur. En yüksek sertlik değerleri %3 Y₂O₃ (17,43 GPa), %5 CaSiO₃ (17,59 GPa) ve %3 BaO (16,79 GPa) katkılarında kaydedilmiştir. Kırılma tokluğu da aynı katkı seviyelerinde 6,04 MPa-m1/2 (Y₂O₃, %3), 6,71 MPa-m1/2 (CaSiO₃, %5) ve 6,41 MPa-m1/2 (BaO, %3) maksimum değerleriyle benzer bir eğilim izlemiştir. Maksimum basma dayanım değerleri %3 Y₂O₃ için (1241,79 MPa), %3 CaSiO₃ (1319,81 MPa) ve %3 BaO (1192,31 MPa), için kaydedilirken, daha yüksek katkı seviyeleri önemli dayanım düşüşlerine neden olmuştur. Biyolojik özellik sonuçları ise CaSiO₃ katkılı seramiklerin biyoaktif kalsiyum fosfat tabakaları oluşturma kabiliyetleri nedeniyle üstün biyoaktivite sergilediğini, Y₂O₃ ve BaO katkılı seramiklerin ise orta düzeyde biyouyumluluk gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, DLP yöntemiyle yüksek mekanik dayanım ve biyolojik uyumluluk gösteren biyoseramik malzemelerin üretilebileceğini ortaya koymuştur. Elde edilen malzemeler, kemik greftleri, ortopedik implantlar ve biyomedikal mühendislik uygulamaları için potansiyel kullanım alanlarına sahiptir. Bu bulgular, biyoaktif ve yüksek mukavemetli seramik kompozitlerin geliştirilmesine katkı sağlamakla birlikte, DLP teknolojisinin biyoseramik üretimi için verimli bir yöntem olduğunu göstermektedir
Ceylanpınar kuru koşullarında farklı ayçiçeği (Helianthusannus L.) çeşitlerinin/genotiplerinin verim ve verimunsurlarının belirlenmesi
Bu çalışma, 2024 yılı üretim sezonunda Şanlıurfa ili Ceylanpınar ilçesi kuru koşullarında farklı ayçiçeği (Helianthus annuus L.) çeşitlerinin verim ve verim performanslarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, tesadüf blokları deneme desenine göre dört tekerrürlü, ana ürün olarak kurulmuş ve toplam 20 farklı ayçiçeği çeşidi materyal olarak kullanılmıştır. Denemede; bitki boyu, tabla çapı, tohum bağlama oranı, parselde tabla sayısı, tane verimi, bin tane ağırlığı, yağ ve protein oranları ile fenolojik gözlemler değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda, tüm incelenen parametrelerde çeşitler arasında verim alınmayan yedi farklı ayçiçek çeşidi (TTAE 13, 15, 63, 70, 72, 85, KİARA) haricinde %1 önem düzeyinde anlamlı farklar tespit edilmiştir. En uzun bitki boyu 80 cm ile P64 LP 146, en kısa ise 46 cm ile SY KIARA çeşidinde gözlenmiştir. Tabla çapı bakımından en geniş değer 11 cm ile SUN 2259 CL, en dar tabla çapı ise 3 cm ile SY KIARA çeşidinde kaydedilmiştir. Tane verimi en yüksek 28,96 g/bitki ve 84,67 kg/da ile SUN 2259 CL, en düşük ise 9,43 g/bitki ve 21,63 kg/da ile GRANİT çeşidinde belirlenmiştir. Bin tane ağırlığı 48,55 g ile SUN 2259 CL'de, 32,75 g ile SY CHELSEA'de ölçülmüştür. En yüksek yağ oranı %43,20 ile GRANİT, en düşük ise %39,88 ile TTAE 2022 84 çeşidinde tespit edilmiştir. Protein oranı bakımından en yüksek değer %22,50 ile TTAE 2022 84, en düşük değer ise %15,47 ile P64 LE 145'te gözlenmiştir. Elde edilen bulgular, SUN 2259 CL ve P64 LE 145 çeşitleri yüksek verim ve uyum yeteneği gösterirken, GRANİT çeşidi erken gelişim süreci ve yüksek yağ oranına (%43,2) sahip olup, tane verimi düşük kalmıştır.
Otoklavlanmış gazbeton atığı agregasının uçucu kül vesilis dumanı esaslı geopolimer harçların mühendisliközellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmada otoklavlanmış gazbeton atığı agregasının uçucu kül ve silis dumanı esaslı geopolimer harç üretiminde doğal kum yerine kullanımı ve geopolimer harçların mühendislik özellikleri üzerine olan etkisi deneysel olarak araştırılmıştır. Uçucu kül ve silis dumanı malzemeleri belirli oranlarda kullanılarak alkali aktivatörlerle birlikte çimento üretiminden kaynaklı karbon ve sera gazı salınımının önüne geçilmek istenmektedir. Aynı zamanda otoklavlanmış gazbeton atığının agrega olarak doğal kum yerine kullanılması atıkların geri dönüşümü açısından çevreci bir çalışma olacaktır. Otoklavlanmış gazbeton atığı agregasının uçucu kül ve silis dumanı esaslı geopolimer harç üretiminde doğal kum yerine kısmi kullanımının geopolimer harçların akışkanlık, basınç dayanımı, eğilme dayanımı, taze ve kuru birim ağırlık, görünür porozite, su emme, kılcal su emme, aşınma, ultrases geçiş hızı ve ısıl iletkenlik özelliklerine etkisi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla prekürsör(öncü malzeme)olarak sadece uçucu kül ve %90 uçucu kül ve %10 silis dumanı kullanılan iki seri geopolimer harç karışımı tasarlanmıştır. Alkali aktivatör olarak 1,5/1,0 oranında sodyum silikat-sodyum hidroksit karışımı kullanılmış olup, bu karışımdaki sodyum hidroksit çözeltisinin molaritesi 12 M olarak belirlenmiştir. Alkali aktivatör/prekürsör oranının sabit 0,5 olduğu her harç karışımı serisinde doğal kum yerine, otoklavlanmış gazbeton atığından elde edilmiş üç farklı tane boyut fraksiyonuna sahip (0.125-4 mm, 0.125-2 mm ve 0.125-1 mm) geri dönüşüm kum hacimsel olarak %10, %20, %30, %40, %50 ve %60 oranlarında kullanılmıştır. Böylece her bir karışım serisinde 1'i kontrol karışımı 18'i otoklavlanmış gazbeton atığı kumu içeren olmak üzere toplam 19 karışım tasarlanmış ve üretilmiştir. Otoklavlanmış gazbeton atığının doğal kum yerine agrega olarak kullanılması ile geopolimer harç karışımlarının 28 günlük basınç ve eğilme dayanımlarında düştüğü görülmüştür. Bunun nedeni otoklavlanmış gaz beton atığının doğal kuma kıyasla daha yumuşak ve daha boşluklu bir yapıya sahip olmasıdır. Bununla birlikte otoklavlanmış gazbeton atığı kullanılan ve ikame oranı arttırılan karışım serilerinde termal iletkenlik katsayılarının düştüğü yani termal iletkenlik performansının arttığı gözlemlenmiştir. Yine gazbeton atığı içeren geopolimer harçlarda ultrases geçiş hızlarında sistematik düşüşler olduğu tespit edilmiştir. Silis dumanının uçucu kül yerine ağırlıkça %10 oranında kullanılması ile birlikte basınç ve eğilme dayanımlarında artışlar gözlenmiştir. Termal iletkenlik açından ise silis dumanlı geopolimer harçların termal iletkenlik katsayılarında daha yüksek değerler elde edilmiştir. Silis dumanının uçucu kül yerine kullanıldığı karışımlarda ultrases geçiş hızı değerlerinde artışlar meydana geldiği tespit edilmiştir.
Çarpım benzeri riemann manifoldlarının hiperyüzeyleri
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, tez konumla ilgili daha önceki çalışmalardan ve öneminden bahsedildi. İkinci bölümde, Riemann manifoldları üzerinde afin koneksiyonların temel özellikleri ifade edilmiştir. Levi-Civita konneksiyonunun varlığı, tekliği ve Cristoffel sembolleri ile ilişkisinden bahsedilmiştir. Özel altmanifoldlar ve istatistiksel manifoldlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, çarpım benzeri istatistiksel manifoldlar ve hiperyüzeyleri başlığı altında çarpım benzeri istatistiksel manifoldlar, hemen hemen çarpım benzeri Riemann manifoldlarının hiperyüzeyleri ve lokal çarpım benzeri istatistiksel manifoldların teğetsel hiperyüzeyleri verilmiştir. Dördüncü bölüm ve son bölümde ise teğetsel hiperyüzeylerin kesitsel eğriliklerine ait sonuçlar ve teğetsel hiperyüzeylerin Ricci eğriliğine ait sonuçlar ele alınmıştır.
Kayısının Türkiye ekonomosindeki yeri ve önemi
Bu çalışmada Türkiye'nin kayısı üretimi ve ihracatı incelenerek mevcut durum kapsamlı bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca SWOT analizi kullanılarak Türkiye'nin kayısı üretimindeki güçlü ve zayıf yönleri belirlenmiş, fırsatlar ve tehditler değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Türkiye'nin özellikle kuru kayısı olmak üzere kayısı ihracatında lider konumda olduğu ortaya konuşmuştur. Rusya, Almanya, İngiltere, ABD Fransa ve İtalya kayısı ihracatı yapılan önemli ülkelerdir. Swot analizinden elde edilen sonuçlara göre Türkiye'nin dünya lideri konumunda olması, coğrafi yapının uygun olması, kalitenin yüksek olması ve ihracat potansiyelinin yüksekliği gibi güçlü yönlerinin olduğu, diğer taraftan ise üretim maliyetlerinin yüksekliği, pazarlama eksiklikleri, iklimsel riskler, işletmelerin küçük olması ve aktif üretici birliklerinin olamaması gibi zayıf yönlerinin olduğu ortaya konulmuştur. Diğer taraftan, ihracat hacminin ve verimliliğin artırılabilir olması, organik üretim ve yan ürün geliştirme imkânları gibi fırsatlar sektörün gelişimi için önemli avantajlar sunarken, iklim değişikliği, hastalık ve zararlılar, ticaret engelleri, döviz kuru dalgalanmaları ve küresel rekabet gibi tehditlerin sektördeki sürdürülebilirliği zorlaştırdığı ortaya konulmuştur. Sahip olunan güçlü yönler Türkiye'nin dünya pazarındaki lider konumunu pekiştirmektedir. Ancak, bu liderliğin sürdürülebilmesi için zayıf yönlerin değerlendirilerek giderilmesi, fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi ve tehditlere karşı proaktif önlemlerin alınması ve bu doğrultuda politikaların uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Zeytin yaprağından oleuropein zenginleştirilmesinde adsorbtif köpük kromatografi yönteminin kullanımı: Matematiksel modelleme tabanlı parametre optimizasyonu
Endüstriyel ölçekte üretim yapılması gereken biyoaktif bileşiklerin doğal ve ekonomik yöntemlerle elde edilmesi, atık maddelerin değerlendirilerek sürece entegre edilmesi, akademik ve endüstriyel araştırmaların odaklandığı kritik alanlardan biri haline gelmiştir. Bu bağlamda, Adsorbtif Köpük Kromatografisi (AKK) yöntemi kullanılarak zeytin yaprağı ekstresinde oleuropeinin zenginleştirilmesi amaçlanmıştır. AKK süreç öncesinde biyoetken madde bakımından yüksek kalitede zeytin yaprağı ekstraktı (ZYE) elde etmek için Reflüks Ekstraksiyon (CE), Mikrodalga Destekli Ekstraksiyon (MAE) ve Maserasyon (Mc) ile çeşitli çalışma parametreleri uygulanmış ve en uygun ekstraksiyon yöntemi belirlenmiştir. Optimizasyon iki temel başlıkta gerçekleştirilmiş olup, ilk çalışma antioksidan aktivite, toplam fenolik ve flavonoid madde içeriğine odaklanmış, ikinci çalışma ise eksrenin oleuropeinin ve biyoaktif bileşen kompozisyonuna yönelik optimizasyonu kapsamıştır. Yanıt yüzeyi metodolojisi (RSM), Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı (SPSS) ve Temel Bileşen Analizi (PCA) gibi istatistiksel yöntemleri kullanılarak yapılan kapsamlı optimizasyon çalışması sonucunda, 90 dakikalık ekstraksiyon süreci ile CE yöntemi en uygun ekstraksiyon metodu olarak belirlenmiştir. AKK süreci boyunca yüzey aktif madde olarak soya lesitin kullanılmış ve yüzey aktif madde derişimi, beslenme numunesinin pH değeri, gaz akış hızı, kolon uzunluğu ve zenginleştirme süreleri gibi kritik parametreler optimize edilmiştir. Oleuropein (Olp) başta olmak üzere hidroksisinnamik asit (Hc-Ac), kuersetin (Qrc), luteolin (Ltl), kafeik asit (Cf-Ac), hidroksibenzoik asit (Hyb), alizarin (Alz), kurmin (Crm), ellajik asit (El-Ac), protokateşuik asit (Pr-Ac), timokinon (Thq), resveratrol (Rsv), phloridzindihirat (Phl) ve sirinjik asit (Sy-Ac) gibi biyoaktif bileşenlerin zenginleştirme oranları ve ekstrenin yığın kütlesine yönelik Ekstrakt zenginleştirme oranı (EZO) ve ekstrakt gerikazanım yüzdesi (Re %) matematiksel modeller ile incelenmiş, farklı çalışma parametrelerinin etkileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. AKK yöntemi ile oleuropein zenginleştirilmesine yönelik yapılan optimizasyon çalışması sonucunda, en yüksek oleuropein zenginleştirme oranı %12.66 olarak elde edilmiştir. Optimum çalışma koşulları, 14.28 g/L yüzey aktif madde derişimi, pH 5, 1.5 mL/s gaz akış hızı, 50 cm kolon uzunluğu ve 15 dakikalık zenginleştirme süreci olarak belirlenmiş olup, elde edilen sonuçlar 0.859 kabuledilebilirlik değeri ile doğrulanmıştır. Elde edilen bulgular, AKK yönteminin oleuropein ve fenolik bileşiklerin saflaştırılmasında etkin ve uygulanabilir bir teknik olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, farmasötik, gıda ve kozmetik endüstrileri için önemli bir bilimsel referans niteliği taşımaktadır.
Neural network method for fractional order black scholesdifferential equation
This dissertation presents a novel approach using neural networks (NNM) to tackle the fractional-order Black-Scholes differential equation (FOBSDE). This equation is crucial in financial mathematics for option pricing, as it takes into account memory effects and non-local dynamics. The proposed method cleverly combines spectral approximation with shifted Legendre polynomials and neural network optimization, allowing for effective handling of fractional derivatives and boundary conditions. The solution is expressed as a series of Legendre basis functions, with weights that are fine-tuned iteratively through gradient descent to reduce the Frobenius norm of the residual error matrix. Extensive numerical tests demonstrate the method's accuracy and efficiency, proving it outperforms traditional numerical techniques. For instance, with parameters r = 0.05, σ = 0.2, and fractional order α = 0.5, the method achieves a maximum error of 1.23×〖10〗^(-3) and a relative L^2-error of 2.87×〖10〗^(-4). These results underscore the potential of neural networks in solving complex fractional partial differential equations, laying a strong foundation for financial modeling. This research bridges spectral techniques and machine learning, providing a flexible and scalable tool for modern financial engineering.
Makine öğrenmesi ile öğrenci başarı durumunun tahmin edilmesi
Bu çalışmada, öğrenci başarısının tahmin edilmesi amacıyla Kaggle platformundan beş farklı veri seti kullanılmıştır. Veri seti 1, 6607 gözlem ve 20 değişken; Veri seti 2, 10.000 gözlem ve 15 değişken; Veri seti 3, 1388 gözlem ve 5 değişken; Veri seti 4, 10.000 gözlem ve 6 değişken; Veri seti 5 ise 2392 gözlem ve 15 değişken içermektedir. Veri setleri üzerinde eksik ve aykırı değer analizi gerçekleştirilmiş, gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Kategorik değişkenler label encoding yöntemiyle sayısal formata dönüştürülmüş, ardından korelasyon analizi yapılarak düşük korelasyona sahip değişkenler çıkarılmıştır. Ridge, Lineer, Lasso, Random Forest ve Destek Vektör Regresyonu (DVR) algoritmaları kullanılarak 10 kat çapraz doğrulama ile modellerin performansları belirleme katsayısı (R²), ortalama mutlak hata (MAE) ve kök ortalama kare hata (RMSE) metrikleri üzerinden değerlendirilmiştir. Standartlaştırma işlemi Z-skor yöntemiyle uygulanarak modeller tekrar eğitilmiş, hiperparametre optimizasyonu ise GridSearchCV ile gerçekleştirilmiştir. En iyi sonuçlar veri seti 1'de Random Forest algoritmasıyla (R²: 0.9553, MAE: 0.5586, RMSE: 0.7211), veri seti 2'de DVR ile (R²: 0.9407, MAE: 3.6525, RMSE: 4.2676), veri seti 3'te Random Forest ile (R²: 0.9940, MAE: 0.5378, RMSE: 0.7358), veri seti 4'te DVR ile (R²: 0.9999, MAE: 0.0762, RMSE: 0.1858) ve veri seti 5'te Lineer Regresyon ile (R²: 1.000, MAE: 0.000, RMSE: 0.000) elde edilmiştir. Son aşamada, öğrenci başarısının tahmin edilmesini sağlayan modelin gerçek veriler üzerinde nasıl çalıştığını gözlemlemek amacıyla bir web uygulaması geliştirilmiştir. Bu uygulama, öğrencilere özel başarı tahminleri sunarak kişiselleştirilmiş eğitim süreçlerinde karar destek mekanizması olarak kullanılabilirliğini göstermiştir. Çalışma sonucunda, veri ön işleme, model seçimi ve optimizasyon adımlarının tahmin doğruluğunu önemli ölçüde artırdığı ve makine öğrenimi modellerinin öğrenci başarısını yüksek doğrulukla tahmin edebildiği ortaya konmuştur.
Güneş takipli çift yüzeyli PV sistemlerin performans analizi ve modellenmesi
Bu tez çalışmasında, Şanlıurfa'nın meteorolojik koşulları altında sabit ve tek eksenli güneş takip sistemlerine kurulu çift yüzeyli PV ve tek yüzeyli PV panellerden oluşan sekiz farklı konfigürasyon üzerinde deneysel analizler gerçekleştirilmiştir. Bir yıl boyunca her 15 dakikada bir kaydedilen PV enerji üretimleri, panel yüzeyine gelen güneş ışınımı, ortam sıcaklığı, modül sıcaklığı, rüzgar hızı ve mutlak nem verileriyle kapsamlı bir veri seti oluşturulmuştur. Bu veri seti kullanılarak yıllık enerji üretimi karşılaştırmaları, performans analizleri, panel kirliliğinin etkileri, PVsyst simülasyon doğrulamaları, tarımsal voltaik uygulamalar için fizibilite çalışmaları, karbon emisyonu analizleri ve derin öğrenme tabanlı modelleme çalışmaları yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, tek eksenli güneş takip sisteminin sabit sisteme kıyasla çift yüzeyli PV panellerde %18.57 daha yüksek yıllık enerji üretimi ve %9.91 daha fazla çift yüzeylilik kazancı sağladığı, tek yüzeyli PV panellerde ise %8.23 oranında daha yüksek enerji üretimi elde edildiği belirlenmiştir. Güneş takipli bPV konfigürasyon, sabit mPV konfigürasyona göre %23.07 daha fazla yıllık enerji üretimi sağlamıştır. IEC 61724-1 standardına göre hesaplanan yıllık ortalama performans oranı değerleri, güneş takipli bPV için 0.86, güneş takipli mPV için 0.83, sabit bPViçin 0.86 ve sabit mPV için 0.85 olarak tespit edilmiştir. En yüksek watt başına enerji üretimi 2067 Wh/W ile güneş takipli bPV konfigürasyondan elde edilmiştir. PVsyst simülasyonları, deneysel sonuçlara göre yıllık ortalama %10 daha yüksek enerji üretimi öngörmüştür. Modelleme aşamasında; CNN, MLP, LSTM, CNN-LSTM, Stacked LSTM ve Bidirectional LSTM mimarileri kullanılmış, tüm modellerin ortalama R2 değeri 0.989 olarak hesaplanmıştır. Özellikle Bidirectional LSTM ve LSTM mimarileri, birçok konfigürasyonda diğer modellere kıyasla daha düşük hata oranları (RMSE, MAE, MSE) ve daha yüksek R2 değerleri ile öne çıkmıştır.
Su stresi koşullarında biber bitkisine (capsicum annuum L.) yapraktan hümik asit uygulamasının bitki gelişimi ve biyokimyasal parametrelerine etkisinin belirlenmesi
Bitkiler uygun çevre şartlarında normal gelişim gösterirler. Bitkileri çevresel stres faktörleri olumsuz etkilemektedir. Çevresel stresler biotik ve abiotik olarak sınıflandırılırlar. Günümüzde en yaygın abiotik streslerden olan su stresi bitkisel üretimi, büyüme ve gelişimi, metabolik savunmayı etkilemektedir. Su stresi ile karşı karşıya kalan bitki, bazı savunma mekanizmaları ile kurak koşullara adapte olmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada, biber bitkisine faklı su stresi (kontrol; %100 saksı nem kapasitesi (tarla kapasitesi), kontrole verilen su miktarının %80' i, kontrole verilen su miktarının %40'ı, kontrole verilen su miktarının %20'si) ile iyileştirici olarak yapraktan 50 ppm hümik asit (HA) uygulanmıştır. Uygulamaların bitkideki bitki gelişim parametreleri (bitki boy, bitki yaş ağırlığı, bitki kuru ağırlığı, kök yaş ağırlığı ve kök kuru ağırlığı, elektiriksel sızıntı (ES) ve biyokimyasal parametreler (klorofil a klorofil b, prolin, lipid peroksidasyonu (MDA), hidrojen peroksit (H2O2), antioksidant enzim (POX ve CAT), ve mineral madde (N, P, K, Ca, Mg, Fe ve Zn) içerikleri incelenmiştir. Artan su stresi koşullarında bitki gelişim parametrelerinde azalmaların olduğu belirlenmiştir. HA uygulanan bitkilerde uygulanmayanlara göre bitki gelişiminde artışın olduğu görülmüştür. Bitki su stresi koşullarında biyokimyasal tepkiler göstermiş, prolin, MDA ve H2O2 oranı kontrole oranla artmıştır. Su stresi ile HA birlikte uygulanan bitkide savunma mekanizmaları artmış ve savunma mekanizmasını devreye koyarak bitkinin stresten daha az etkilenmesini sağlamıştır. Yine HA' nın yapraktan uygulanması bitkinin besin elementi alımını teşvik etmiş ve böylece bitki gelişiminde önemli katkı sağlamıştır.