
54
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Yardım davranışının gönüllülerin psikolojik ve spiritüel iyi oluşlarına etkisi
Bu çalışmada yardım davranışının birey üzerindeki psikolojik ve spiritüel etkileri araştırılmıştır. Araştırmaya 18 yaş ve üzerindeki gönüllü ve gönüllü olmayan bireylerden oluşan 667 kişi katılmıştır. Araştırma verileri araştırma sorularımıza istediğimiz çeşitlilik, kapsam ve yeterlilikte yanıt sağlamaya uygun ölçekler kullanılarak online platformlar üzerinden elde edilmiştir. Gönüllülük ve yardım etme davranışının motivasyon ve sıklığının da sorulduğu sosyo-demografik bilgi formuna ek olarak, katılımcıların psikolojik iyi oluşunu ölçmek için PERMA İyi Oluş Ölçeği; manevi iyi oluşunu ölçmek için Spiritüel İyi Oluş Ölçeği; dünyaya, kendine ve diğer insanlara yönelik algısını ölçmek için ise Dünyaya İlişkin Varsayımlar (DİV) Ölçeği kullanılmıştır. Elde ettiğimiz bulgular, "iyilik iyileştirir mi?" araştırma sorusu bağlamında oluşturduğumuz hipotezleri büyük oranda desteklemektedir. Veriler üzerinde yaptığımız istatistiksel analizler, gönüllülük deneyimi ve yardım etme sıklığı ile PERMA İyi Oluş Ölçeği, Spiritual İyi Oluş Ölçeği ve DİV Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Gönüllülük deneyimi ve yardım etme davranış sıklığı yüksek olan katılımcıların PERMA İyi Oluş Ölçeği (olumlu duygular, olumlu ilişkiler, anlamlılık, başarı ve sağlık alt boyutları) puanları gönüllülük ve yardım etme deneyimi olmayan veya seyrek olan katılımcıların puanlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı şekilde gönüllülük ve yardım etme davranış sıklığı yüksek olan katılımcıların Spiritual İyi Oluş Ölçeği anomi alt boyutu ve Dünyaya İlişkin Varsayımlar (DİV) Ölçeği (şans varsayımı, rastlantısallık varsayımı, kendilik değeri varsayımı, kontrol varsayımı alt boyut) puanlarının gönüllülük ve yardım etme deneyimi olmayan veya daha seyrek olan katılımcılara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Yabancı uyruklu öğrencilerin Uluslararası Anadolu İmam Hatip Lisesi (UAİHL) tecrübesi ve din-dindarlık algı ve anlayışlarındaki değişim
Uluslararası Anadolu İmam Hatip Lisesi (UAİHL) Türkiye Diyanet Vakfı ve Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü iş birliğiyle kurulmuş bir imam hatip lisesi programıdır. Bu tezde bu okullardan mezun olmuş yabancı uyruklu öğrencilerin UAİHL deneyimleri ve bu deneyimlerin din-dindarlık algı ve anlayışlarında sebep olduğu değişim ortaya konmuştur. Nitel bir araştırma olan bu çalışmada fenomenolojik araştırma deseni seçilmiş, bu yöntem ve desenin gerektirdiği şekilde UAİHL mezunu on altı kişiyle yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan mülakatlarda UAİHL deneyiminin temel yapısı/özüne nüfuz etmeyi ve bu deneyimin katılımcıların din-dindarlık algı ve anlayışına etkisinin anlaşılmasını sağlayacak sorular yöneltilmiştir. Yapılan mülakatlardan; okuldan haberdar olma ve karar süreci, okula geliş süreci ve ilk duygu-izlenimler; okuldaki fiziksel ortam ve şartlar, sosyal ortam-ilişkiler, alınan eğitim ve müfredatın içeriği hakkında veriler elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda UAİHL deneyiminin özüne dair bir betimleme -ve tanım- geliştirilmiş, katılımcıların din-dindarlık algı ve anlayışında yaşadığı değişiklikler dindarlığın beş boyutlu tipolojisi üzerinden yorumlanmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların dindarlık boyutlarından en çok dinî etkiler ve dinî bilgi boyutunda değişim yaşadığı tespit edilmiş, bu süreçte din-dindarlık algı ve anlayışlarında gerçekleşen değişimin sosyalleşme kuramı perspektifinden en iyi şekilde açıklanabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
The sufi tariqahs and their stances on French colonialism in North Africa: Tunisia and Algeria as a case study
After the expansion of Islamic conquests and the decline of the Abbasid Caliphate, different emirates and kingdoms emerged in the Maghreb. This region became a target for Crusades from 1095 to 1291 AD and later faced increased targeting with the emergence of Spanish kingdoms in the 15th century AD. As external threats grew, societies in Arab Maghreb found themselves compelled to confront this colonialism directly through various social frameworks, including tribes and Sufi Tariqahs at their core. The present study investigates the attitudes of Sufi Tariqahs in Algeria and Tunisia toward French colonialism. It delves into the diverse factors impacting their responses, resulting in resistance and support. The findings reveal that the Tariqahs' stances were shaped not only by religious and doctrinal considerations but also by economic, political, and social factors. Additionally, the colonial powers exploited the Tariqahs' desire to safeguard their social and political interests, manipulating them as a means of coercion to alter their attitudes toward colonialism. This research seeks to provide greater insight into these complexities. The study discusses the emergence of Sufi Tariqahs in the Maghreb since the 12th century AD. It referred to the political and social situation of that time, which facilitated the understanding of these Tariqahs in their social and political context. It also provided an overview of the most essential Sufi Tariqahs, their ideas, beliefs, followers, and endowments. The study briefly presents the founders of these Tariqahs and their teachings. Additionally, it mentions the critical branches of these Tariqahs, some of which played an active role in French colonialism. Keywords: French Colonialism, North Africa, Socio-Economic, Sufi Tariqahs.
Ebu'l Kelam Azad ve Mahatma Gandhi'nin dini düşüncelerinin Hindistan'da başlatılan sivil itaatsizlik eylemlerine etkileri
Dini düşünceler ve inanışlar, toplumsal değişim ve dönüşüm süreçleri üzerinde önemli bir role sahiptir. İnsanların kültürel değerleri, ahlaki ilkeleri ve siyasi düşünceleri üzerinde derin etkiler bırakan dini düşünceler ve inanışlar, toplumsal hareketler ve ortaya konulan eylem modelleri üzerinde de önemli bir etkiye sahip olmuştur. Nitekim dini motivasyonla başlatılan toplumsal hareketler, ortaya konulan eylemlere aşkın bir hüviyet kazandırarak hareket üyeleri arasındaki bağların da güçlenmesine sebebiyet vermektedir. Bu durum neticesinde ise gerçekleştirilen eylemler normalden daha güçlü kılınarak hareketin başarıya ulaşma şansı da artmış olur. Bu çalışmada, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinin önde gelen iki ismi olan Ebu'l Kelam Azad ile Mahatma Gandhi'nin dini düşüncelerinin ortaya koymuş oldukları toplumsal hareketlere sivil itaatsizlik eylemlerine etkisi incelenecektir. Bu doğrultuda, çalışmada evvela toplumsal hareketler ve sivil itaatsizlik literatürü değerlendirilecek olup, meselenin teorik arka planına yer verilecektir. Ardından ise Ebu'l Kelam Azad ile Mahatma Gandhi'nin hayatı, dini ve siyasi düşüncelerin gerçekleştirdikleri eylem modelleriyle paralel bir şekilde incelenecektir. Son olarak ikilinin başlatmış oldukları toplumsal hareketler ve bu hareketlerin bir eylem modeli olan sivil itaatsizliğin günümüze etkileri ve bıraktıkları miras değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Ebu'l Kelam Azad, Mahatma Gandhi, Hindistan, sivil itaatsizlik, toplumsal hareketler
Hıristiyanlık ve İslam'a göre evlilikte kadın erkek rolleri
Bu çalışma, Hıristiyanlık ve İslam dininin evlilik bağlamında karı-koca rollerine ilişkin teolojik bakış açılarını ve öğretilerini incelemektedir. Amaç, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim/ Hadis-i şerifler gibi dini metinleri inceleyerek; Aziz Augustine (354-430), Thomas Aquinas (1225-1274), İmam Maturidi (863-944) ve Gazali (1058-1111) gibi etkili şahsiyetlerin yazılarını analiz ederek, Hıristiyanlık ve İslam'da evlilik ilişkisini şekillendiren inanç, değer ve temeline ışık tutmaktır. Böylece, karşılaştırmalı bir teolojik mercek aracılığıyla, betimleyici ve tarihsel yöntemler kullanarak iki gelenek arasındaki ortaklıkları, farklılıkları ve potansiyel diyalog alanlarını belirlemek ve dini bir bağlamda evlilik anlayışımızı zenginleştirmek hedeflenmektedir. Çalışma, her iki geleneğin evlilikle ilgili farklı yönlerini keşfeden üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Kitab-ı Mukaddes incelenerek Hz. İsa'nın ve Pavlus'un öğretileri ile Augustine ve Thomas Aquinas gibi şahsiyetlerin görüşleri araştırılmıştır. Buradan yola çıkılarak Hristiyan geleneğinin karı-koca rollerine ilişkin anlayışlarına başlıklar halinde ışık tutulmuştur. İkinci bölümde, İslam geleneğinin temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in sünnetinde evlilikle ilgili öğretiler ele alınmıştır. Ayrıca, İmam Gazali ve İmam Maturidi gibi tanınmış alimlerin görüşleri değerlendirilerek, İslam geleneğinde karı-koca rolleri hakkında önemli perspektifler sunulmaktadır. Üçüncü bölümde, Hristiyanlık ve İslam arasında çeşitli temalar incelenerek karşılaştırmalı bir analiz gerçekleştirilmektedir. Bu temalar arasında evlilikle ilgili yaratılış hikayelerinin karşılaştırılması ve kadının konumu temelinde evlilik anlayışı geliştirilmesi, Tanrı akdi ve medeni akit kavramları, boşanma konusu, evliliğe karşı bekarlık tartışması ve kocaların liderliği sorunsalı yer almaktadır. Sonuç olarak, Hristiyanlık ve İslam arasında evlilik ve karı-koca rolleri konusunda benzerlikleri, farklılıkları ve olası diyalog noktaları belirlenmiştir.
Toplumsal cinsiyet ve dindarlık ilişkisi- Ağrı örneği
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyet algılarına ilişkin meseleler hem psikolojik hem de dini söylemlerde temel tartışma konuları olmaya devam etmektedir. Bu tartışmalar dil, etnik köken, coğrafya, ebeveyn eğitimi ve din gibi diğer sosyo- kültürel değişkenlerden ayrı tutulamaz. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Türkiye'de toplumsal cinsiyet konusunu incelerken bu faktörleri hesaba katmak elzemdir. Ağrı'da ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde bu konuda karşılaştırılabilir bir tez çalışmasının olmaması, bu araştırmanın temel motivasyonunu oluşturmuştur. Bu çalışma, toplumsal cinsiyet algılarının şekillenmesinde aile dinamiklerinin önemini vurgulamaktadır. Çalışma, teorik çerçevede toplumsal cinsiyet eşitliğine hem muhalefeti hem de desteği vurgularken, İslami feminizmin kadın sorunlarına bakış açısını ve bu sorunlara önerdiği çözümleri araştırmaktadır. Çalışmanın ampirik bileşeni, Ağrı'da ikamet eden bireylerin dindarlık ve toplumsal cinsiyet algılarına odaklanmaktadır. Toplam 352 katılımcıya (160 erkek ve 192 kadın) Dini Tutum Ölçeği ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği kullanılarak anket uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 27.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, dindarlık düzeyleri ile toplumsal cinsiyet algısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, erkek katılımcıların kadın katılımcılara kıyasla daha yüksek dindarlık düzeyleri sergiledikleri tespit edilmiştir. Hipotezler daha sonra bu sonuçlar ışığında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Dindarlık, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği.
Günümüz 4-11 yaş çocuklarının ahlaki yargı gelişimlerinin Piaget'nin ahlaki yargı gelişim kuramına göre incelenmesi
Bu araştırmada, günümüz 4-11 yaş çocuklarının ahlaki yargı gelişimleri Piaget'nin ahlaki yargı gelişim kuramına göre incelenmiştir. Çalışmanın evrenini İstanbul'un Üsküdar, Kağıthane, Kadıköy, Başakşehir ve Esenyurt ilçelerinde, Sakarya'nın Ferizli, Kocaeli'nin İzmit ve Ankara'nın Yenimahalle ilçesi oluşturmaktadır. Çalışmaya 52 erkek, 48 kız çocuğu olmak üzere toplam 100 çocuk katılım sağlamıştır. Çocuklar yaşlarına göre 20'şerli gruplara ayrılmıştır. 4-5 yaş çocukları; 6-7 yaş çocukları; 8-9 yaş grup çocukları aynı gruplar içerisinde; 10 yaş ve 11 yaş çocukları münferit gruplar halinde incelenmiştir. 4-11 yaş çocuklarının ahlaki yargı düzeyleri, Sözer Çapan (2005) tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve ahlaki yargı ölçeğine göre belirlenmiştir. Bu araştırmada, ilişkisel tarama prototipi adı verilen bir nicel inceleme metodu kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 2023 Nisan ayında araştırmacı tarafından toplanmış olup bunun için gerekli izinler alınmıştır. Bu süreçte, her çocuğa şahsi olarak ölçekte yer alan hikayeler anlatılmış, çocuklara belirlenen sorular sorulmuştur. Daha sonra cevaplara göre "Ahlaki Yargı Ölçeği (AYÖ)" doldurulmuştur. Söz konusu uygulama her çocuk için ortalama olarak 20-25 dakika arasında sürmüştür. Veri toplama sürecinde 4-11 yaş aralığındaki çocuklardan elde edilen veriler IBM SPSS programı ile incelenmiştir. Araştırmamızın alt problemleri doğrultusunda ahlaki yargı ölçeğine ilişkin betimsel istatistikler; ahlaki yargı ölçeğine ilişkin araştırmaya katılan 4-11 yaş aralığındaki çocukların elde ettikleri puanların cinsiyet, yaş, kardeşinin olup olmadığı durumu, anne babanın eğitim seviyesi değişkenleri açısından farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak adına t testi; tek yönlü varyans analizi (ANOVA) gerçekleştirilmiştir.
Kutsal kitap arkeolojisi: William Foxwell Albright örneği
Bu tez, interdisipliner bir çalışma örneği olarak arkeoloji ve dinler tarihi bilimlerini ortak paydada buluşturan Kutsal Kitap arkeolojisini ve yapmış olduğu önemli çalışmaları ile bu alana "altın çağını" yaşatan William Foxwell Albright'ın (ö. 1971) metodist bakış açısı ile Tell el-Fûl'de/Gibeah of Saul'da (1922-23 ve 1933) gerçekleştirdiği arkeolojik kazıları konu edinmektedir. Çalışmanın amacı, Albright'ın koyu bir metodist bakış açısıyla Kutsal Kitap anlatısının doğruluğunu ortaya koymak için arkeoloji biliminden nasıl yararlandığını Tell el-Fûl'de/Gibeah of Saul'da gerçekleştirdiği arkeolojik kazılar örnekleminde ortaya koymaktır. Nitekim dinler tarihi disiplininin, bilgi birikiminden en fazla istifade ettiği bilimlerin başında arkeoloji gelmektedir. Arkeoloji, geçmişte yaşamış insan topluluklarına ait sosyal, kültürel ve toplumsal yaşayış ve düzenlerini, yaşadıkları dönemden günümüze kadar gelen maddi kalıntıları merkeze alarak araştıran, kayıt altına alan ve yorumlamaya çalışan bilim dalıdır. Kutsal Kitap terimi en genel haliyle Yahudi ve Hristiyanlar tarafından kutsal sayılan Eski Ahit ve Yeni Ahit kitaplarıdır. Kutsal Kitap arkeolojisi terimi ise Eski ve Yeni Ahit metinlerinde geçen anlatıların tarihsel, coğrafi gibi daha pek çok alanın arkeoloji bilimi ile olan ilişkisini ifade etmektedir. Kutsal Kitap arkeolojisine, sıkı bir metodist dini arka plan hazırlandığında arkeoloji disiplininin maksimum düzeyde nasıl kullanıldığını Albright'ın Tell el-Fûl'de/Gibeah of Saul'da yapılan arkeolojik kazılarla gündeme getirmeyi amaçlayan bu çalışma, bir giriş, iki ana bölüm ve sonuç olmak üzere toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezin amacını, önemini, metodunu, sınırlılıklarını ve kaynaklarını konu edinmektedir. Birinci bölümde Kutsal Kitap arkeolojisinin Albright merkezli arkeolojisi ablatılmaktadır. Başka bir ifadeyle bu bölüm, Kutsal Kitap arkeolojisi kavramının Albright merkezli tarihsel gelişimini, isimlendirme sorununu ve önemli ekollerini ele almaktadır. Tezin ikinci ve en önemli bölümünde ise William Foxwel Albrigt'ın metodist dini arka planını, Kutsal Kitap anlatısında geçen Gibeah'ı, Albright'ın bu anlatının doğruluğunu ortaya koymak amacıyla Tell el-Fûl/Gibeah of Saul örneğinde gerçekleştirmiş olduğu arkeolojik kazıları ve daha sonra bu arkeolojik çalışmalara yöneltilen eleştirileri konu edinmektedir. Çalışmanın son bölümünü ise sonuç kısmı oluşturmaktadır.
Yahudi dini literatüründe Yeremya Peygamber
Yeremya, "Yirmiyahu-ירמיהו" M.Ö. 640-570 tarihleri arasında yaşamış olduğu düşünülen ve Tanah'ta kendisine atfedilen Yeremya Kitabı ile bilinen bir peygamberdir. Politeist din algısından tekrar Yahudi monoteizmine geçme ve tek Tanrı inancını yeniden hâkim bir inanç unsuru haline getirme çabaları ile Yahudilik tarihinde önemli peygamberlerden biri olmuştur. Radikal dini reformlar gerçekleştiren Kral Yoşiya'nın (ö. M.Ö. 609) dini reformları ile bağlantısı olabileceği düşünülen Yeremya, M.Ö. 586 yılında son safhası gerçekleşen Babil Sürgünü'ne tanıklık etmiş ve "sürgün peygamberi" olarak Yahudilik tarihinde önemli bir yer edinmiştir. O, Yeremya Kitabı başta olmak üzere Ağıtlar Kitabı ve Yeremya'nın Mektubu isimli eserlerin yazarı olarak adres gösterilmiştir. Ayrıca Yeremya, Hristiyan dini literatüründe kendi kitabına başvurulan bir isim olmuş ve aynı zamanda İslamî literatürde tefsir, makalat (reddiye literatürü), tarih ve peygamberler tarihi türü eserlerde bir İslam peygamberi olarak nitelendirilmiştir. İslami kaynaklarda Yeremya, İrmiya bin Hilkiya şeklinde isimlendirilmiş ve Yahudi kaynaklarında anlatılan Yeremya ile pek çok açıdan benzer özelliklere sahip biri olarak tasvir edilmiştir. Bu çalışma, Yeremya'yı Yahudilik tarihinde ele almayı ve ona atfedilen eserlerin kritik bir analizini içermekte ve Hristiyanlık ve İslam kaynakları üzerinde Yeremya'nın ve kendisi ile ilgili literatürün etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Yahudilik, Peygamberlik, Peygamber Yeremya, İrmiya, Yeremya Kitabı.
Gönüllü sade yaşam tarzı ve dindarlık ilişkisi
Temeli sanayi devrimine kadar uzanan ve 20. yüzyılın başlarından itibaren zirveye ulaşan materyalizm, tüketimi bir kültür haline getirmiştir. Mutluluk, huzur gibi kavramlarla ilişkilendirilen tüketim, zamanla ihtiyaçları karşılamak değil, bizzat ihtiyacın kendisi olarak kabul görmeye başlamıştır. İ nsanların endüstrinin gelişmiş olduğu ş ehirlere yerleşmeye başlaması, "Tüketim Toplumu" olarak adlandırılan ve ü retimden ziyade tüketime ağırlık veren bir toplum türünün ortaya ç ıkmasını sağlamıştır (Baudrillard, 1998). Ancak yapılan araştırmalar bazı insanların artık tüketim ile mutlu olmadığını, daha derin ve anlamlı ilişkilere yöneldiklerini ortaya koymaktadır. İ lk olarak 1936'da Richard Gregg tarafından "Hedefe odaklanma, içten ve dürüst, sade ve samimi bir hay at felsefesi, ayrıca yaşamın ana amacı ile ilgisi olmayan birçok mülkün karmaşasından kaçınma" (Gregg, 1936) olarak tanımlanan gönüllü sadelik, bir yaşam tarzı olarak bireyin maddi olan ile ilişkisini gönüllü olarak kısıtlı hale getirip daha ç ok anlama, ha yatlarına değer katan ş eylere yönelmesidir. Dindarlık, bireylerin davranışlarını ş ekillendirmede önde gelen motivasyon kaynaklarındandır. Bu araştırma gönüllü sade yaşam tarzı ile dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırmada nicel araştırma yö ntemi kullanılmıştır. Örneklem, 387 katılımcıdan oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak Özgül tarafından geliştirilen Gönüllü Sade Yaşam Tarzı Ölçeği (2010), Kaplan ve Barak (2021) tarafından geliştirilen Dini Tutum Ölçeği ve Sosyo -Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz verilerin analiz sonuçlarına göre, dindarlık ile gönüllü sade yaşam tarzı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu sonuç, dindarlık düzeyi arttıkça gönüllü sade yaşam tarzını benimseme oran ının da arttığını göstermektedir. Analiz sonuçları dindarlığın bireyin gönüllü sade yaşam tarzını seçmesinde etkili bir faktör olduğunu göstermektedir. Ayrıca, dindar, daha yüksek gelir grubuna mensup ve evli bireylerde gönüllü sade yaşam tarzını benimseme oranın yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Gönüllü Sade Yaşam Tarzı, Maneviyat, Minimalizm, Tüketim.
Çalışan Kuran kursu öğreticilerinin çeşitli rollerinin dini hayatlarına etkisi
Bu araştırma, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı kurslarda görev yapan Kuran Kursu Öğreticilerinin eş olma, anne olma, iş hayatındaki rolleri ve dini hayatları arasındaki ilişkiyi anlamak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan araştırma, Sakarya ili Ferizli İlçesi ve Düzce ilinde ikamet eden, kadın, annesi çalışmamış kendisi çalışan evli ve çocuklu 8 katılımcıdan mülakat tekniği ile veriler toplanmıştır. Görüşmeler, eş olma, anne olma, iş hayatı ve dini hayat temelli sorular etrafında yapılmıştır. Gönüllü katılımcılardan elde edilen veriler, içerik analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. İş hayatı merkeze alınarak, çalışmanın eş olma, anne olma ve dini hayata etkileri araştırılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın alt problemleri doğrultusunda, görüşme soruları vasıtasıyla katılımcıların rol düzlemindeki rolleri arasındaki ilişkiler, rol beklentileri ve rol çatışmaları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Annelik, Dini Hayat, Eş Olma, Kadın.
Ebeveyn tutumu ve içsel dini motivasyon ilişkisi: Yetişkin bireyler üzerine nicel bir araştırma
Bu çalışma, çocukluk döneminde maruz kalınan ebeveyn tutumlarıyla bireylerin yetişkinlik dönemindeki dini inançlar, motivasyon ve yaşadıkları dini değişimler arasında nasıl bir ilişki olduğunu incelemektedir. Araştırmada 186 yetişkin örneklem alınmış ve ebeveyn tutumlarıyla söz konusu bireylerin dini yönelim, motivasyon ve dini değişimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma neticesinde demokratik tutumla yetiştirilmiş bireylerin din algısının daha olumlu oldukları, içsel dini motivasyonlarının yüksek olduğu ve dini dönüşüme daha az meyil gösterdikleri görülmüştür. Buna karşılık aşırı koruyucu/istekçi ebeveyn tutumu ile yetişen bireylerin içsel dini motivasyonlarının düşük olması ile dış güdümlü dindarlık eğiliminde olmadıkları, daha seküler bir yaşama ve dini değişime yönelme eğilimlerinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Son olarak, otoriter tutum ile yetişen bireylerin ise dini motivasyonlarının düşük olduğu, daha seküler bir yaşama ve dini değişime eğilimli oldukları sonuçlarına varılmıştır.
Dine uzak ölüme yakın: Dehşet yönetimi kuramı bağlamında Türkiye'de dine uzak ı̇nsanların ölüm ve hayat algısı
Paradigmalar içi ölüm ve hayat algısı, karşılıklı olarak birbirini şekillendiren iki unsurdur. Dinler müntesiplerine hayatı anlamlandırma ve ölüm ile ilgili fikir ve davranış kalıpları sunar. Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de dine uzak insanların ölüm ve hayatı nasıl anlamlandırdığı merak konusudur. Bu bağlamda bu çalışmada Dehşet Yönetimi Kuramı çerçevesinde Türkiye'de dine uzak bireylerin hayatı ve ölümü nasıl anlamlandırdığını ölüm algısı, zorlu durumlarla başa çıkma stratejileri ve hayat amacı başlıkları çerçevesinde incelenmektedir. Türkiye'nin yedi bölgesinin yedi şehrinden onar kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmış, veri Atlas-ti programında kodlanarak söylem analizine tabi tutulmuştur. Elde ettiğimiz bulgular çerçevesinde Türkiye'de dine uzak insanların ölüm anlayışlarında dört (mutlak son, bilinemez, önemli değil ve alternatif görüşler), başa çıkmada dört (telkin/rasyonalizasyon, dua, sosyal ilişkiler, bir dünya yaratma) ve hayatın anlamına dair üç (yok, bireysel, toplumsal) ana desenin ortaya çıktığı görülmüştür. Bu üç başlığın birbiri ile ilişkisi bağlamında katılımcılar söylemleri bakımından kozmik kazazedeler, uçaktaki ateistler, fularlılar ve adanmışlar olarak dört kısma ayrılmıştır.
Sanal gerçeklik ortamı ile uyarılmış pozitif huşu ve tehdit edici huşunun özgecilik üzerindeki etkisinde gruplararası ilişkiler
Keltner ve Haidt'in (2003) prototipik huşu modeline göre huşu, iki merkezi -genişlik ve akomode etme ihtiyacı- özelliğe sahip ve beş periferik -tehdit, güzellik, yetenek, erdem, doğaüstülük- özellik ile ilişkili olan kompleks bir duygudur. Bu araştırma kapsamında, Yaden ve ark. (2018) tarafından, prototipik huşu modelinden bu yana yapılan deneysel araştırma bulgularına dayalı olarak geliştirilen AWE-S'in Türkçe uyarlaması (HDDÖ) yapılmıştır. AFA uygulaması sonucunda ölçekteki 16 maddenin 4 alt boyutta toplandığı ve faktörlerin, toplam varyansın %82.379'unu açıkladığı görülmüştür. HDDÖ (α=.92) bireylerin hissettikleri anlık huşu duygusunu, değişmiş zaman algısı (α=.82), bağlanılmışlık (α=.96), genişlik (α=.94) ve akomode etme ihtiyacı (α=.93) olmak üzere dört boyutta ölçmektedir. Araştırmalar, huşu deneyimlerinin özgecilik üzerindeki pozitif etkisine vurgu yapmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, VR ortamı ile uyarılmış tehdit edici huşu (TEH) ve pozitif huşu (POH) deneyimlerinin, özgecilik (para bağışlama senaryosu ile ölçülen) üzerindeki etkisini iç grup- dış grup ayrımına dayalı olarak ölçmek ve POH/TEH uyaranlarının dini bağlamda pozitif (DİPOH)/dini bağlamda tehdit edici (DİTEH) olarak sunulduğu koşulda özgecilik üzerindeki etkilerini ele almaktır. İki başörtülü kadın grubu, DİPOH/DİTEH koşulları için POH/TEH uyaranları sunulmadan önce teorik olarak bu uyaranlar ile içerik bakımından ilişkili olduğu düşünülen Kur'ân-ı Kerim'deki ayetlere maruz bırakılmıştır. Literatürde TEH ve POH deneyimlerini uyarmada güçlü etkileri olduğu bulgulanan VR içerikleri (POH için doğa manzaralarını, TEH için volkan patlamalarını içeren) kullanılmıştır. 6 deney ve 2 kontrol koşulundan oluşan bir deney tasarlanarak 112 kadın katılımcı (70 başörtülü/42 başörtüsüz kadın) ile bu araştırma yürütülmüştür. POH, TEH ve kontrol koşullarındaki katılımcıların dış gruba yönelik özgeci davranış ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Fakat kontrol koşullarındaki katılımcıların iç gruba yönelik özgeci davranışlarının huşu koşullarındaki katılımcılara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu ve DİPOH/DİTEH koşullarında TEH ve kontrol koşullarına kıyasla dış gruba yönelik özgeci davranışların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu görülmüştür. Bulgular, ilgili huşu modelleri ve gruplararası ilişkiler kuramları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gruplararası İlişkiler, Huşu, Özgecilik, Pozitif Huşu, Tehdit Edici Huşu
Sûfîlerde hayatın anlamı: Sûfî olmayanlarla karşılaştırmalı bir araştırma
Bu araştırmanın genel amacı, sûfilerde hayatın anlam-amaç düzeyini ölçmek ve sûfî olmayanlarla karşılaştırma yapmaktır. Bu bağlamda literatüre katkı sunmak ve alandaki boşluğu doldurmak hedeflenmektedir. 264 kişi ile yapılan bu korelasyonel desenli araştırmanın çalışma grubu, 18-65 yaş aralığındaki sûfî ve sûfî olmayan bireylerdir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ve İzmir merkez olmak üzere Türkiye'nin her yerinden katılımcıyı içermektedir. Katılımcıların 131'ini sûfîler, 133'ünü ise sûfî olmayanlar oluşturmaktadır. Anket tekniği kullanılan araştırmada katılımcıların dini tutum ve çelişkilerini ölçmek için "Ok-Dini Tutum Ölçeği ve İnançta Gerilim Ölçeği", anlam-amaç düzeylerini ölçmek için "Anlam-Amaç Kısa Formu ve Hayatın Amacı Ölçeği", pozitif psikoloji kavramlarından mutluluk ve iyimserliği ölçmek için "Mutluluk Ölçeği ve Karamsarlık Ölçeği" ve mistik deneyim düzeyini ölçmek için "Francis-Louden Mistik Yönelim Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verileri incelendiğinde, sûfî ve sûfî olmayanların anlam-amaç, dindarlık, ruh sağlığı (mutluluk ve iyimserlik) ve mistik deneyim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Buna göre sûfîlerin, sûfî olmayanlara göre anlam-amaç, dindarlık, mutluluk, iyimserlik ve mistik deneyim yaşama düzeyinin anlamlı bir şekilde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlam-amaç, hayatın anlamı, mistik deneyim, sûfî, tasavvuf, tasavvufî deneyim
Son dönem Osmanlı'sında bir mühtedi: Abdülehad Davud
Bu tez, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Müslüman olan Abdülahad Davud'un, eserlerini incelemektedir. 1904'te Müslüman olan ve 1931'e kadar çeşitli gazete ve dergilerde yazan Abdülehad Davud'un eserleri dikkate alındığında, onun çok katmanlı bir kişi olduğu ve başta dini konular olmak üzere, pek çok konuda görüşlerini açıkladığı görülür. Teolojik anlamda Davud'un Hıristiyanlık karşıtı yazılarının büyük oranda kendisini önceleyen İslam reddiye geleneğinin bir devamı niteliğinde olduğu görülür. Davud, özellikle Kitâb-ı Mukaddes'in tahrifi ve tebşirat gibi konularda Ali b. Rabben et-Taberî, Kādî Abdülcebbâr, İbn Hazm ve İbrahim Müteferrika ile büyük ölçüde aynı örnekleri kullanmış ve aynı sonuçlara ulaşmıştır. Davud gazete yazıları ve reddiyelerinde, teolojik konuların yanı sıra, yaşadığı çağın toplumsal ve politik olayları hakkındaki düşüncelerini paylaşır. Davud'un ilk defa bu tezde derinlemesine incelenen gazete yazıları aracılığıyla çağının problemleri hakkındaki düşüncelerini paylaşmaktayım. Sonuç olarak, İslami reddiye eserlerinin on dokuzuncu yüzyıla gelinceye kadar giderek kalıplaşmış bir forma ulaştığını ve Davud'un bu nedenle kendisini önceleyen reddiye yazınını ciddi şekilde tekrarladığı görülmektedir. Öte yandan, reddiye eserlerinin sadece teolojik açıdan ele alınmak yerine, dönemin politik konjonktürünün anlaşılması açısından da incelenebileceği açıktır. Zira her reddiye eseri yazıldığı çağın zihniyetinin bir yansımasıdır.
Siyonizmin Yahudi radikalizmi üzerindeki etkisi
İsrail'de dini söylemler üzerinden meşruiyet devşiren radikal hareketlerin, kökenlerinin, ideolojilerinin ve eylemlerinin incelendiği bu çalışma, geçtiğimiz üç asırda büyük dönüşümler yaşayan Yahudi kimliğinin radikalleşmesine tesir eden ana faktörleri tarihsel akış içerisinde sunmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda öncelikle, modernleşme kuramıyla birlikte Yahudiliğin sabit biçimde yüzyıllardır dönen çarkının kırılmasıyla başlayan Emansipasyon ve Haskala süreçleri incelenerek Avrupa'daki Yahudi probleminin zuhuru irdelenmiştir. Akabinde, antisemitizmin itici gücüyle nihai bir çözüm önerisi olarak sunulan Siyonizme, Yahudi cemaatlerinin verdikleri tepkiler tetkik edilmiş ve dini Siyonist söylem üzerinde durulmuştur. Nihayetinde, Siyonizmin birleştirici gücüyle kurulan İsrail Devleti'nin inşa yıllarından başlayarak günümüze varana dek benimsediği radikal tutum tahlil edilmiştir. Görülmüştür ki, devletin kuruluş safhasında Siyonizm çatısı altında bir araya gelen seküler ve dindar kesimin arasındaki eğreti bağ zaman içerisinde koparak yerini husumete bırakmıştır; dini söylemler laik değerlerden arındırılarak ayrı bir yol izlemiştir. Dine biçilen rol, devletin iç ve dış politikada attığı adımlardan toplumsal düzene varana dek birçok hususta tartışma konusu olmuştur. Bu durum zamanla isteklerini kabul ettirme noktasında terör eylemlerine başvuran uzlaşılmaz radikal dini grupların oluşmasına sebebiyet vermiştir. Şiddet eylemlerini meşru kılmak için dini kaynaktan beslenen bu grupların mazisinin bilinmesi, günümüzde hem İsrail'de artış gösteren sağın kökeninde bulunan şovenist Yahudi tutumun anlaşılmasına hem de Siyonizmin Yahudi kimliğinin üzerindeki etkisini kavramaya imkân sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İsrail, Kimlik, Radikalleşme, Siyonizm, Yahudilik
Christiaan Snouck Hurgronje'nin hayatı, alan çalışmaları ve düşünceleri
Bu çalışmada, Hollandalı oryantalist Snouck Hurgronje'nin (1857-1936) hayatı, oryantalist düşünce yapısı ve akademik-politik alanlarda gerçekleştirdiği çalışmalarda izlediği yol ele alınmaktadır. Özellikle eğitim hayatı, Mekke'ye yaptığı seyahati ve günümüzde Endonezya olarak bilinen Hollanda sömürge yönetimi altındaki Takımadalar'da verdiği danışmanlık süreci ön plânda tutulmaktadır. Aynı zamanda, Takımadalar'daki faaliyetleri ile bağlantılı olarak Hollanda'nın istila girişiminde bulunduğu Açe Darüsselam Sultanlığı ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler ve Pan-İslamcı politika da bu çalışma kapsamında değerlendirilmektedir. Ele alınan bu konular doğrultusunda, modern İslam çalışmalarının kurucularından biri olarak anılan bu ismin Leiden Üniversitesi'ndeki eğitim yapısı incelenerek ortaya koyduğu akademik ve siyasî faaliyetlerinin anlaşılması hedeflenmektedir. Bu çerçevede, Snouck Hurgronje'nin İslam'a ve Müslümanlara yaklaşımı değerlendirildiğinde akademik çalışmalarda benimsediği rasyonel metot ile Avrupa akademisinde önemli bir yer edindiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Devleti'nin kendisinden oldukça uzak bir bölge olan Takımadalar'daki Müslümanlarla ilişkisi ve bu ilişkilerde temel rol oynayan Pan-İslamcı politikanın Hollanda sömürge yönetimi üzerindeki etkilerinin önemi görülmektedir.
Augustinus'un teslis anlayışı
Hıristiyanlık'ın ihtilaflı olan fakat aynı zamanda da temelini oluşturan Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun tanrısallığını ifade eden teslis öğretisi üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda şekillenmeye başlamış bir öğretidir. Teslis fikri her ne kadar doğrudan Hıristiyanlıkla ilişkilendirilse de Hıristiyanlık öncesi toplumlarda da üçlü tanrılar; tek bedende üç kafa taşıyan tanrılar veya tek bir kafada üç yüz taşıyan tanrılar olarak açığa çıkmıştır. Kutsal Kitap'ta da izi sürülen teslis ancak çıkarımsal bir yolla elde edilmiştir çünkü ne Eski Ahitte ne de yeni Ahitte kelime ya da doktrin olarak mevcut değildir. Hıristiyanlığın temel taşı olan teslisin tarihsel gelişim süreci beraberinde konsiller tarihinin oluşumunu da getirmiştir. Bu çalışmada üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda şekillenmeye başlamış teslis doktrinini anlamak için, günümüz Batı Hıristiyanlığının ilk evresini oluşturmuş olan Aziz Augustinus'un teslisi anlamada izlediği yolu ve kullandığı yöntemi araştırdım. Dördüncü yüzyıl Kapadokya babaları olarak bilinen Kayseriye piskoposu Basil, Nazianus'lu Gregory ve Nyssalı Gregor'un geliştirdikleri "öz" (Gr. ousia) ve "şahsî varlık" (Gr. hypostasis) gibi bazı teolojik ve ontolojik kavramlar teslis anlayışı üzerinde etkili olmuştur ve Augustinus da bu kavramları kendi anlayış çerçevesine yerleştirmiştir. Dolayısıyla Augustinus kendinden önceki teslis öğretisini anlamaya ve beraberinde getirdiği problemleri de analoji yöntemini kullanarak aşmaya çalışmıştır. Bu tezin amacı teslisin tarihsel gelişimini inceleyerek problem-çözüm aşamasını Batı Hıristiyanlığının dönüm noktası olmuş olan Aziz Augustinus'un yöntemi üzerinden anlamaya çalışmak ve Hıristiyanlığın gelişiminde felsefenin etkisini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Analoji, Augustinus, Öz, Teslis
Türbe ziyaretleri ve manevi destek ilişkisi üzerine bir araştırma: Aziz Mahmut Hüdai Türbesi örneği
İnsanlık yaşamın anlamını arama, bulma, koruma, bu anlamı yeniden hatırlama, değiştirme ve dönüştürme çabasıyla yaşar. Din, insanoğlu var olduğundan beri onun bu anlam arayışının bir parçası olarak onunla birlikte varlığını sürdürmüştür. İnsan yaşadığı yalnızlık, çaresizlik, korku, keder, hastalık, kayıp, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven verebilecek bir sığınak aramıştır. Kutsalla kurulan bağ insana acı ve üzüntüler karşısında dayanma gücü sağlamıştır. Türbeler insanların maddi manevi sıkıntılardan kurtulmak ve ibadet etmek için ziyaret ettiği kutsal mekanlardır. Türbeleri ziyaret amaçları göz önünde bulundurulduğunda, insanların hayatlarında önemli kırılma noktalarına denk düşen zamanlarda türbe ziyaretleri yaptıkları dikkat çekmektedir. Araştırmanın amacı, din psikolojisi bağlamında türbeleri ziyaret etmenin, ziyaret edenlere manevi destek yönüyle nasıl bir etkisinin olduğunu ve türbelerle manevi destek arasında bir ilişki bulunup bulunmadığını anlamaktır. İstanbul'da Eyüp Sultan Türbesi'nden sonra en çok ziyaret edilen türbe olması nedeniyle Aziz Mahmut Hüdayi Türbesi araştırma sahası olarak seçilmiştir. Türbeyi ziyaret eden 25 kişiyle mülakat yapılmıştır. Türbe ziyaretleri ve manevi destek ilişkisini ortaya koymaya yönelik bir çerçeve çizilmiştir. Elde edilen verilere dayalı olarak din psikolojisi açısından türbe ziyaretleri ve manevi destek arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya yönelik betimsel analiz yapılmıştır. v Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Manevi Destek, Popüler Dindarlık, Türbe, Türbe Ziyareti.
Tüketici dindarlığı ve alışveriş tutumu üzerine bir inceleme
Geçmişten günümüze, dini inançların inanan birey üzerinde çok yönlü bir etki gücüne sahip olduğu görülmektedir çünkü din, insanhayatına nüfuz ettiği ölçüde bireyin duygu, düşünce ve davranışının şekillenmesinde rol oynar. Bu çerçevede dinin insan üzerindeki etkisi sadece namaz, oruç, hac gibi ibadet eksenli ritüellerle sınırlı olmayıp gündelik hayata dair davranışlarda da görülmektedir.Bu bağlamda göze ilişen olgulardan biri tüketim davranışıdır. Dolayısıyla dini inançların etkili olduğu insan davranış türlerinden biri de tüketim tutum ve tercihleridir. Bu araştırmada dindarlık ve tüketim davranışı arasındaki ilişki incelenmiştir. Gıda ve kıyafet gibi zaruri ihtiyaçlardan eğlence ve tatil gibi bazen lüks kabul edilen tüketim tutumu ve tercihleriyle dindarlık arasında nasıl bir ilişki vardır? Tüketici tutum ve tarzlarında dindarlığın rolünü inceleyen bu nicel araştırma kapsamında 1106 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların tüketici tarzlarını belirlemek için Sproles ve Kendall (1986) tarafından geliştirilen Tüketici Tarzları Envanteri (TTE) ve dindarlık düzeylerini ölçmek için araştırma kapsamında tarafımızca geliştirilen Dini TutumÖlçeği (DTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS- 24 programıyla analiz edilmiştir. Ölçeklerin arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Gruplar arasındaki farkı belirlemek için Anova ve bağımsız grup t-testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre Dini Tutum Ölçeği (DTÖ) puanları ile Tüketici Tarzları Envanter (TTE) puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişkinin mahiyetine baktığımızda dindarlık ile tüketici tarzlarının alt faktörlerinden Marka Odaklılık, Yenilik-Moda Odaklılık, Düşünmeden AlışverişYapma, Alışkanlık (marka bağlılığı), Bilgi Kargaşası Yaşamaile negatif yönde;Fiyat Odaklılık ve Alışverişten Kaçınma alt faktörleri ile pozitif yönde ilişki olduğubelirlenmiştir. Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu ise dini inançların araştırmamıza katılan bireylerin gıda, kıyafet, tatil ve banka tercihlerinde en belirleyici faktör olduğudur. Elde edilen sonuçlar, araştırmanın örneklemi bağlamında dindarlığın tüketim tarzve tercihleri üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Din, Din Psikoloji, Dindarlık, Tüketim, Tüketici Dindarlığı, Tüketim Tarzları
Avrupa'da yaşayan muhafazakâr Türklerde değer algısı: Almanya örneği
Bu çalışma 60'lı yıllardan sonra Avrupa'ya başlayan işçi göçü hareketiyle Almanya'ya giden ve birkaç kuşaktır orada yaşayan Türklerin değerler dünyasındaki değişim ve dönüşümü incelmeyi hedeflemekte ve böylece göçün göçmen bireyler ve aileler üzerinde oluşturduğu sonuçları irdelemektedir. Nicel bir çalışma olan bu araştırmanın örneklemi Almanya'da yaşayan ve araştırmaya gönüllü olarak katılan farklı kuşaklardan, farklı yaşlarda 668 Türk göçmenden oluşmaktadır. Katılımcılar gönüllülük ilkesine göre rastgele seçilmiştir. Araştırma verileri online anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın genel çerçevesinin çizildiği giriş metni, araştırmanın konusu, amacı, önemi, sınırlılıkları, konuyla ilgili çalışmaları, araştırma soru ve hipotezlerini ve son olarak araştırmanın yöntemi yer almaktadır. İkinci bölümde çalışmanın kavramsal çerçevesini, Üçüncü bölümü, Almanya'ya göç süreci ve sonrasına ilişkin değerlendirmeleri içermektedir. Bu çerçevede Almanya'ya göç süreci, sebepleri, Türk göçmenlerin yaşadığı uyum sorunlarını çeşitli boyutlarıyla ele alınmıştır. Bu sorunlar dil, din, değerler, eğitim, kimlik, barınma ve işsizlik sorunları olarak alt başlıklarda incelendi. Dördüncü bölümde saha araştırmasından toplanan verilerin istatistiksel analizi ve sonuçları rapor edilmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Farklı kuşaklardan katılımcıların değer algısında bazı değişim ve dönüşümler tespit edilmiştir. Özellikle kızların flört etmesine bakış açılarında dikkat çekici bir farklılık görülmektedir. Son nesil, flört ilişkilerinde kendilerinden önceki nesillerden farklı düşündüğünü ifade etmiştir. Her ne kadar bazı hususlarda üçüncü neslin düşüncelerinde farklılıklar belirse de Almanya'daki Türkler 'de geleneksel ve dini değerlere bağlılığın devam ettiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Almanya, Değer algısı, Göç, Göçmen, Nesiller, Türk göçmenler.
Ergenlik dönemi dini obsesif kompulsif bozukluk (OKB): Din eğitimi alan öğrenciler üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Obsesyonlar bireylerin günlük yaşayışlarını etkileyen bastırılamayan, tekrarlayıcı düşünceler, dürtülerdir. Kompulsiyonlar ise bu düşüncelere bağlı olarak kaçınmayla ortaya çıkan, yineleyici eylemlerden oluşan ruhsal problemlerdir. OKB'nin bir türü olan dini OKB ise bu bozukluğun dini içerikli unsurlar içerdiği halidir. Bireyin günlük yaşamını olumsuz yönde etkilediği gibi dini yaşantısını da sekteye uğratabilmektedir. İstanbul'da Ortaokul'da, İmam Hatip Ortaokulu'nda ve Hafızlık eğitimi veren kurumlarda dini eğitim alan 13-15 yaş arası ilk ergenlik dönemindeki gençlerde dini OKB eğilimi ve din eğitimi açısından karşılaştırılması araştırmanın temel konusudur. OKB ve dini OKB hakkında bilgi vermek, ergenlik dönemi gelişim evrelerini incelemek, Türkiye'de dini OKB konusunu ele alan ampirik çalışmaları tespit etmek, OKB ve dini OKB düzeyi açısından Erken ergenlik döneminde din eğitimi alan öğrencilerin aldıkları dini eğitime, hafızlık yapma durumuna, bazı demografik değişkenlere, anne-baba yetiştirme tarzına ve din eğitimi/ hafızlık eğitimi alınan din eğitimcisinin eğitim tarzına göre karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Dini OKB temelinde literatürdeki çalışmaların yetersiz olması, hafızlık öğrencileri üzerinde dini OKB ekseninde müstakil bir çalışmanın bulunmaması, erken ergenlik döneminde ortaya çıkma eğiliminde olan OKB'nin bu dönemdeki katılımcıların örneklem olarak seçilmesi bu araştırmayı önemli kılmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi anketi, OK Ölçeği, Penn Dinsel Obsesyonlar Ölçeği, Dini Kompulsiyonlar Ölçeği uygulanmıştır. Veriler Ortaokul'da, İmam Hatip Ortaokulu'nda ve hafızlık eğitimi veren kurumlarda öğrenim gören 13-15 yaş arasındaki ergenlerin rastgele seçilmesi ile elden toplanmıştır. Dini eğitim alınan kuruma göre OKB ve dini OKB düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmiştir. Hafızlık yapma durumuna göre hafızlık yapanlarda OKB ve dini OKB düzeyi diğerlerine göre daha düşük olarak tespit edilmiştir. Demografik değişkenler, anne-baba yetiştirme tarzı, din eğitimcisinin yetiştirme tarzı açısından OKB ve dini OKB düzeyleri arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir.
Kore Savaşı ve sonrası süreçte (1950-1958) Türk Tugayı ve tabur imamlarının Korelilerin İslam anlayışına etkisi
Geçmişten günümüze Kore'de İslamiyet'in tarihi incelendiğinde erken dönemlerde gerçekleşen temaslara rağmen Kore'de İslam dininin Kore Savaşı'na kadar kalıcı bir varlık gösteremediği anlaşılmaktadır. 20.yüzyıla kadarki süreçte, gerçek bir Koreli Müslüman topluluk oluşmadığı için Kore'de İslam dininin yayıldığı asıl olay, Kore Savaşı olarak kabul edilmektedir. Kore Savaşı ve sonrası süreçte, Türk tugayı ve beraberindeki tabur imamlarının Koreli toplum üzerindeki etkisi neticesinde İslam dini Koreliler arasında yayılmıştır. Bu bağlamda, çalışma, modern Kore Cumhuriyeti'nde (Güney Kore) İslamiyet'in ve Koreli Müslüman varlığının yeniden vuku bulmasında Türk tugayı ve Türk tugay imamlarının etkisini ortaya koymaktadır. Tez, bu amaçla Kore Savaşı ve sonrası süreçte Kore'de görev yapan Türk tabur imamlarının Kore'deki İslam algısına etkisini, Türk askeri kültürü ve Türk tabur imamlarının İslami faaliyetlerinin arka planı üzerinden tahlil edecektir. Kore'de gerçekleştirdikleri çalışmalarla öne çıkan üç tabur imamının hayatı ve faaliyetlerine odaklanarak Kore Türk Tugayı'nın Kore'deki İslamiyet için sundukları katkılar irdelenecektir. Bu incelemeler, Güney Kore'de ve Türkiye'deki kütüphanelerde ilgili kaynaklar göz önünde bulundurularak verilmiş olup tez çalışması resmi ve kişisel arşivler üzerinden zenginleştirilmiştir. Araştırmaya, bu imamlarla birebir görüşen şahıslar ve aile bireyleriyle gerçekleştirilen mülakatlar üzerinden ışık tutulmuştur. Çalışmada, Kore Türk tabur imamlarının tutumlarını diğer din adamlarından ayıran özellikler ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda, Kore'ye askeri yardım amaçlı gelen Türklerin gösterdikleri insani davranışlar ve ahlaki motiflerin Korelilerin İslam dinine olan ilgilerinin ana etkeni olduğu tespit edilmiştir. Türk tugayı imamlarının yaptıkları katkının arka planında Türk askeri kültürü ve Türk tabur imamlarının dini neşretme hususundaki hassas tavırlarının etkili olduğu anlaşılmıştır. Tez çalışmasında, ilk kez gün yüzüne çıkarılacak resmi ve kişisel arşiv belgeleri sayesinde, Türk askerleri ve tabur imamlarının, Kore'de İslam için sundukları katkıyı daha yakından okumak mümkün olacaktır.
İslam düşünce geleneğinde hüzün
İnsan hayatta iyi ya da kötü olaylar yaşar. Bu olaylar neticesinde kaçınılmaz olarak birbirinden farklı duyguları hisseder. Mutluluk, huzur, heyecan, umut gibi olumlu duygular insan hayatında olduğu kadar hüzün, depresyon, melankoli ve yas gibi duygular da hayatın bir gerçeğidir. Biz bu çalışmada "hüzün" duygusunu ele aldık. Bu çerçevede ilk önce hüzün ve komşu (melankoli, depresyon ve yas) kavramlar konuya giriş mahiyetinde psikolojik açıdan ele alınmıştır. Daha sonra, bu çalışmanın ana konusunu teşkil eden İslam düşünce geleneğinde hüzün konusuna yaklaşım ele alınmıştır. Bu bağlamda önce Kur'an ve sahih hadisler incelenmiş, ardından Kindî'den Muhyî-yi Gülşenî'ye uzanan klasiklerde yer alan hüzün risaleleri ve ek olarak, tasavvuf geleneğinde hüzne yaklaşım ele alınmıştır. Çalışmamızda son olarak İslam düşünce geleneğinde hüzünle ilgili dinî, felsefî ve tasavvufî yaklaşımların maneviyat danışmanlığı ve rehberlik hizmetlerinin teori ve pratiğine katkı sağlama imkânı tartışılmıştır.
Göçmen karşıtı tutum ve davranışlar üzerine bir inceleme: Şanlıurfa örneği
Bu çalışma, Suriye'den Türkiye'ye yaşanan göç tecrübesinde en çok etkilenen illerden biri olan Şanlıurfa halkının, Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilere yönelik tutum ve davranışlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Gruplararası Tehdit Teorisi tartışılmakta ve bu teorinin Şanlıurfa şehrinde geçerliliği etnik faktörler üzerinden test edilmektedir. Mevcut literatüre bakıldığında Avrupa ve Amerika tecrübesi üzerinden bir bilgi birikimi görülmektedir ve bu tecrübenin istisnaları olsa da çoğu noktada birbirine zıt kültürler üzerinden yaşanmıştır. Bu durum, gelen göçmenlerin yabancı olarak değerlendirilmesine, algılanan tehdidin ve dolayısıyla göçmen karşıtlığının artmasına neden olabilmektedir. Ancak Şanlıurfa ili sakinleri, daha önce gelen Suriyeli göçmenlerle birçok açıdan yakın bir kültüre sahiptirler, ortak bir tarih ve sınırı paylaşmaktadır ve hatta çoğunlukla akrabalık bağları bulunmaktadır. Ancak kentte yükselen göçmen karşıtlığı hem yerel medyaya hem de yapılan araştırmalara yansımaktadır. Bu çalışma, derinlemesine görüşme tekniği ile nitel bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma için seçilen örneklem, görüşmecilerin göç sonrası dönüşümü nasıl algıladıklarını öğrenmek için Şanlıurfa'da göç öncesi dönemden bu yana ikamet eden sakinler arasından seçilmiştir. Bulgular, etno-kültürel ortaklıktan bağımsız olarak tehdit algısının göçmen karşıtlığında etkili olduğunu göstermektedir. Sahada hem sembolik hem de 'gerçekçi' tehdit algılarına dair anlatılar birlikte aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Etno-Kültürel, Göç, Göçmen Karşıtlığı, Öteki, Tehdit Algısı, Yabancı Düşmanlığı.
Mardin'de din değiştirme anlatıları: Kimlik ve aidiyet
Din değiştirme kişinin tüm çevresini, hatta kuşakları etkileyen bir tecrübe olmakla birlikte kalıplara sığdırılamayacak kadar komplekstir. Süreç içerisinde aidiyet, etnisite ve kimlik gibi birçok olguyu etkileyen bir eylem olan din değiştirme olgusuna konu Seyfo (1915) sırasında ve sonrasında Müslüman olan Süryaniler olunca bu kavramlar etrafındaki tartışmalar daha da derinleşmektedir. Bu tez çalışması, etnografik bir alan araştırmasına dayanmakta, Seyfo ve sonrası süreçte din değiştiren Süryanilerin hikâyelerini aktardıkları son kuşak torunlarına ve bu anlatılar üzerinden son kuşağın gündelik hayattaki aidiyet ve kimlik deneyimlerine odaklanmaktadır. Bu anlamda aile geçmişine dair anlatıların son kuşak üzerindeki etkilerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, bireysel hikâyelerin içeriden ve dışarıdan yapılan baskıyla nasıl gizlenmeye çalışıldığından günümüzdeki kimlik taleplerine kadar birçok duruma dikkat çekmektedir. Bu çalışma, "müslümanlaştırılmış veya müslümanlaşmış" denilerek pasif olarak algılanan Süryanilerin ve torunlarının aslında aktif özneler olduklarını göstermektedir. Son kuşağın Hristiyan ve Müslüman ve bu iki dinle özdeşleştirilen Kürt ve Süryani etnisiteleriyle olan bağlarına rağmen iki taraf içinde inşa edilen ötekiliği nasıl deneyimledikleri incelemektedir. Çalışmanın özneleri din değiştiren Hristiyan Süryani aile geçmişine sahip kişilerdir.
Nöroteoloji ve dini deneyim
Bu çalışma nörolojik olarak dînî deneyimi ve Tanrı'nın varlığını hissetme durumu gibi spritüel birçok konuyu bilimsel olarak inceleyen nöroteoloji bilim dalının dînî deneyimle ilgili kısmını araştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda nöroteolojinin kapsadığı nöroloji, teoloji, biyoloji ve psikoloji alt bilim dallarından faydalanıp konuyla bağlantılı kısımlarını ele alarak meseleye açıklık kazandırılacaktır. Nöroteoloji yakın zamanda ortaya çıkan ve gelişmekte olan bir alan olmakla birlikte son dönemde kullanılan beyin tarama aletleri ile kayda değer sonuçlar elde edilmiştir. Bununla beraber bilim insanları çok eski dönemlerden beri beyni ve beynin fonksiyonel bozukluğu sebebiyle ortaya çıkan hastalıkları ele alan eserler kaleme almışlardır. Bu anlamda konuyla ilgili ilk ve önemli isimlerden biri olarak Kamilu's Sınaatu't Tıbbiyye adlı eseri ile Ali b. Abbas el-Mecusi'yi görüyoruz. Tezimizde dînî duygu, düşünce ve deneyimlerin beyinde nörolojik olarak hangi bölgelere etki ettiği veya hangi beyin bölümlerinin bu işlemlerden sorumlu olduğunun ele alınmasının yanı sıra beyin süreçlerinin bilincimize etki etmesi yönüyle de bilinç konusuna değinilmiştir. Bu çerçevede dînî deneyimin zihne ait bir konu olması ve kişinin kendisine ait öznel bir tarafı olması sebebiyle açıklanmasının zor hatta imkânsız bir mesele olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte bu alanda birçok bilim adamı yaptıkları deney ve araştırmalar ile farklı modellemeler üretmişlerdir. Özellikle mânevî ve mistik deneyim esnasında beyin üzerinde gerçekleştiren deneylerde görüntüleme cihazları ile elde edilen bilgiler nöroteolojinin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Beyin, dinî deneyim, nöroloji, nöroteoloji, psikoloji, tanrı.
Dinî Obsesif Kompulsif Bozukluk eğilimi: Üniversite öğrencileri üzerine karşılaştırmalı bir araştırma
Giriş: Geçmişten günümüze çeşitli psikopatolojiler insanların yaşamını etkilemiştir. Bunlardan biri de obsesif kompulsif bozukluğun (OKB'nin) bir alt türü olan dinî OKB'dir. Dinî OKB, insanların dinî yaşam kalitesini düşüren ve dinle olan olumlu ilişkilerini sekteye uğratan bir psikopatolojidir. Konu: Çanakkale ve İstanbul illerinde İlahiyat/İslami İlimler, Tıp, Sağlık Bilimleri ve Eğitim Bilimleri Fakültelerinde okuyan öğrencilerdeki dinî OKB eğilimi araştırmanın konusudur. Amaç ve Önem: OKB ve dinî OKB eğiliminin bazı sosyodemografik değişkenlerle ilişkisini belirlemek; dinî obsesyon eğiliminin dinî bilgi edinilen yer ve kendini dinî inanç açısından değerlendirme ile ilişkisini belirlemek ve OKB ve dinî OKB ile çocuk yetiştirme tarzları arasında ilişki bulunup bulunmadığını tespit etmek araştırmanın amaçlarıdır. Dinî OKB'li bireylerin çoğunlukla semptomlarını gizlemesi nedeniyle geç tanı aldığı ve bu psikopatolojinin yirmili yaşlarda başladığı göz önünde bulundurulduğunda, bu araştırmanın dinî OKB tanısı almayan genç örneklemde dinî OKB eğilimini ortaya çıkarması açısından ehemmiyetli olduğu düşünülmektedir. Yöntem: Nicel türde yapılan bu araştırmada veriler, 2020-2021 eğitim öğretim yılında; Tıp, Sağlık Bilimleri, Eğitim Bilimleri ve İlahiyat/İslami İlimler fakültelerinde okuyan üniversite öğrencilerinin çevrimiçi olarak katılımına sunulan anket formuyla toplanmıştır. Veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sosyodemografik bilgi formu, OKB eğilimi ölçeği (BOCS), penn dinî obsesyonlar ölçeği (PIOS) ve dinî OKB eğilimi ölçeği araştırmada kullanılan veri toplama araçlarıdır. Bulgular: Katılımcıların cinsiyetleri ile dinî obsesyon eğilimleri arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Katılımcıların üniversite alanları ile OKB eğilimi ve dinî obsesyon eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların dinî bilgilerini edindikleri yer ile dinî obsesyon eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların kendilerini dinî inanç açısından değerlendirmeleri ile OKB ve Dinî OKB eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Anne ve babanın çocuk yetiştirme tarzına göre OKB eğilimi ölçeği, Penn Dinî Obsesyonlar ölçeği ve Dinî OKB eğilimi ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Kader algısı ile otoriteryen kişilik arasındaki ilişki üzerine bir inceleme
Bu araştırmada yıkıcı davranış dinamikleri ile bağlantılı olarak II. Dünya savaşı sırasında ve sonrasında sosyal psikolojide ele alınan otoriteryanizm (yetkeci kişilik) ile teistik kader algısı arasındaki ilişki üzerinde odaklanılmıştır. Araştırma, "katı, dogmatik, hoşgörmez ve itaatkâr" özellikleri içinde barındıran davranış biçiminin teistik kader algısı ile arasında ne tür bir ilişki olduğunu açığa çıkarmayı ve böylece bu değişkenlerin arasındaki ilişkileri anlamada bazı bulgulara ulaşarak ileride konuyla ilgilenecek olan araştırmacılar için yol göstermeyi hedeflemektedir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş arası 500 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların % 29,8'i erkek, % 70,2'si kadındır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, "Dindarlık Ölçeği", "Teistik Kader Algısı Ölçeği" ve "Sağ Kanat Yetkeciliği Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada kader algısı, otoriteryen (yetkeci) kişilik ve sosyo-demografik değişkenler arasında ilişkiler tespit edilmiştir. Otoriteryen kişilik ile sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Kaderci tutum ile otoriteryen kişilik arasında pozitif yönde anlamlı ilişki tespit edilirken, özgür iradeci tutum ile otoriteryen kişilik arasında negatif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca dindarlık düzeyi ile otoriteryen kişilik ve teistik kader algıları arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular yaşamda karşılaştığı olaylar karşısında kendini pasifleştirerek olayları Allah'a yükleyen kaderci tutumun otoriteryen kişilik ile doğru orantılı; yaşamda kendine aktif pozisyon tayin eden özgür iradeci tutumun otoriteryen kişilik ile ters orantılı olduğunu göstermektedir.
Tarikat ve Mehdi algısı: İlahiyat Fakültesi öğrencileri üzerine bir inceleme
Kurtarıcı inancının dünya üzerindeki birçok kültürde ve inanç sisteminde var olduğu bilinmektedir. Bu inanç, İslam dinînde tarikat ve cemaat gibi dinî gruplarda güçlü bir şekilde görülmektedir ve özellikle tasavvuf düşüncesinin halk inancının oluşumunda etkili olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de dinî eğitimin sistematik bir şekilde verildiği ilahiyat fakültelerinde okuyan öğrencilerin dinî algıları, bazı noktalarda halk inancı ile farklılık göstermektedir. İlahiyat fakültesi eğitiminin, öğrencilerin tarikat ve mehdi algısını nasıl etkilediğini ölçmek amacıyla bir anket geliştirilmiştir. Anket çalışması, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Uşak Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nin hazırlık, 1. sınıf, 2. sınıf, 3. sınıf ve 4. sınıfında eğitim gören 467 öğrenciyle çevrim içi olarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan araştırmanın sonucunda ilahiyat eğitiminin mehdi inancını zayıflattığı görülürken öğrencilerin tarikatlara yaklaşımlarının sınıf düzeyi arttıkça olumlu yönde değiştiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mehdi, kurtarıcı inancı, tarikat, dinî gruplar
Öğretmenler ve ebeveynler gözüyle ergenlerde deizm yönelimi: İnanç gelişimi üzerine bir inceleme
Her çağın beraberinde getirdiği birtakım olgular bulunur. Değişen hayat şartları, modernizm ve post-modern süreçlerin etkisi altında kalan kimi günümüz insanı geleneksel Tanrı tasavvurunun dışına çıkarak inanç biçiminde kendi dünyasına uygun yeni anlayışlara yönelebilmektedir. Deizm bu yönelimlerden biridir. Bu görüşle; ontolojik olarak Tanrı fikrinden tamamıyla kopamayan insanoğlu, birey merkezli tutumunu inancına yansıtmaktadır. Bu gelişmeler daha çok Batı'da kendine yer bulabilmiş ancak İslam inancına sahip bölgelerde son zamanlarda gündeme geldiği görülmüştür. Medyada yer alan deizmin yaygınlaştığı ve liseli gençler tarafından benimsendiğine dair kimi haberlerin çıkması, durumun böyle olduğu izlenimi verebilir ama gerçekte böyle midir? Acaba gerçek yansıtıldığı gibi midir? Konunun gerçekliğini ortaya koymak için çok sayıda alan araştırmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda çalışmamızda liseli gençlerin gelişim, değişim ve dönüşümü ebeveyn ve öğretmenler üzerinden incelenerek deizm eğiliminin gerçekliği araştırılmıştır. Araştırma, gençlerin en yakınında bulunan onların duygu, düşünce ve davranış gelişimlerine şahit olan ebeveynlerin ve öğretmenlerin değerlendirmelerine başvurularak gerçekleştirilmiştir. İstanbul ilinin farklı ilçelerinde ortaöğretim kurumlarında görev yapan PDR, Rehberlik, Felsefe, DKAB ve İHL Meslek Dersi öğretmenleriyle toplamda 18 öğretmen ve lise düzeyinde en az bir çocuğu öğrenim gören 12 ebeveynle yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, popüler kültürün gençler üzerindeki etkisi ve ergenliğin kendine has karakteristik özellikleri ön plana çıkmıştır. Ebeveyn ve öğretmenlerden elde edilen bulgular ergenlerin tipik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşadığını, inanç dünyalarının da bu süreçten etkilendiğini, bazı gençlerin inanç konularına mesafeli ve ilgisiz dururken bazılarının beklenildiği gibi bir sorgulama ve arayış içerisinde olduğunu anlaşılmaktadır. Ancak, bazı belirgin vakalar olmakla beraber, deizm eğiliminin medyaya yansıdığı kadar yaygın olmadığı tespit edilmiştir.
Iustinus Martyr'in Birinci Apologia'sı Kapsamında Pagan Düşünce
Bu tez, 2'nci yüzyılın önde gelen kilise babalarından Iustinus Martyr'in (y.100-y.165) pagan inanç sistemini ele alış biçimini ve bu inanç sistemine karşı argümanlarını, onun Birinci Apologia isimli eseri özelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Teorik çerçeve kapsamında çalışma üç ana bölüm altında sınıflandırılmıştır. Birinci bölüm, "Bir Kilise Babası olarak Iustinus Martyr" ismini taşımakta olup, burada, Iustinus Martyr'in yaşamına dair bilgi verilmiş ve onun Hıristiyanlığı benimseme süreci görece detaylandırılmıştır. İkinci bölüm, "Apologia'nın Tanımı ve Önemi" başlığını taşımakta olup "apologia" ve "apolojist" gibi kavramları tanımlama ve bunların literatürdeki kullanımlarını okura aktarma amacı ve ayrıca apologia türünün önemini vurgulama hedefi öncelenmektedir. Üçüncü ana kısım, "Iustinus Martyr'in Birinci Apologia Eserinde Paganizmi Ele Alışı ve Ona Yönelik Eleştirileri" başlığını taşımaktadır. Bu kısım, başlıktan da anlaşılacağı üzere tezin odak noktasını oluşturmaktadır. Bu itibarla burada, Iustinus'un Birinci Apologia'sında paganizmin ele alınış biçimi esas iskeleti oluşturmak kaydıyla beş ayrı kısım yer almaktadır. İlk kısımda, Iustinus Martyr'in, pagan inanç sistemindeki tanrı anlayışı hakkındaki eleştirileri ele alınacaktır; ayrıca, onun, pagan tanrıları ile iblisleri mukayese eden satırları ve pagan halkın bu tanrılara yönelik ibadetlerine ilişkin analizleri incelenecektir. İkinci kısımda, Iustinus Martyr'in başta Pagan filozof Platōn olmak üzere filozofları, felsefeyi ve logos kavramını ele alışı üzerine durulacaktır. Logos kavramı, yazarın İsa Mesih'i "logos'un vücuda gelmiş hâli" olarak tanımlamasından dolayı ayrıca önemlidir. Üçüncü kısımda, Iustinus Martyr'in, Hristiyanların, Roma İmparatorluğu'nun siyasi otoritesine başkaldırma gibi bir niyete sahip olmadıklarına dair görüşleri yer bulacaktır. Dördüncü kısımda, Iustinus Martyr'in Paganların adalet anlayışından ve konu Hristiyanlık olunca Paganların sergilediğini öne sürdüğü tutumlardan yakınması yer alacaktır. Beşinci ve son kısımda ise Iustinus Martyr'in, Iuppiter'in oğulları, Mercurius, Perseus ve Asklepios gibi pagan karakterler üzerinden Hristiyanlık ile Paganizm arasındaki etkileşime dikkat çeken satırları analiz edilecektir. Sonuç itibariyle, Iustinus Martyr'in Birinci Apologia isimli eseri, Hristiyanlığın erken dönem literatürü ve batı reddiye geleneği özelinde oldukça önemli bir eserdir. Tez çalışmamız da bu bağlamda Roma Dünyası'nda 2'nci yüzyılda Paganizm'in ne olduğuna ya da nasıl anlaşıldığına dair Hristiyan bakış açısını yansıtan söz konusu esere yönelik bir incelemedir.
Dini takıntı ve dindarlık ilişkisinde düşünce-eylem kaynaşması, suçluluk duygusu ve kaygının rolü
Dini takıntı, nedeni net olarak anlaşılamayan ve pek çok kimsede tedavi arayışlarına cevap vermeyen bir psikolojik rahatsızlık türüdür. Literatürde dindarlık ile ilişkisini inceleyen pek çok çalışma olmasına rağmen, dini takıntının nedenine ve tedavisine yönelik bütüncül bir yöntem geliştirilememiştir. Buna katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirilen mevcut çalışmanın ana hedefi, dini takıntı ve dindarlık arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide düşünce-eylem kaynaşması, suçluluk duygusu ve kaygı hissinin rolünü belirlemektir. Bu amaçla korelasyonel desene bağlı olarak 18-60 yaş aralığında ve uygunluk (convenience) örnekleme yöntemi ile seçilen 202 kişiye (Erkek=66, Kadın=136) içinde ölçeklerin yer aldığın anket uygulanarak veriler elde edilmiştir. Ankette; kişisel bilgi formu (cinsiyet ve yaş), "Genel Kaygı Düzeyi", "Düşünce-Eylem Kaynaşması Ölçeği", "Obsesif-Kompulsif Bozukluk Ölçeği", "Dini-Ahlaki Suçluluk Duygusu Ölçeği", "Nevrotiklik/Kaygılı Kişilik Özellikleri Ölçeği", "Suçluluk ve Utanma Ölçeği" ve "Dindarlık Profilleri Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, sorgulayıcı dindarlık düzeyi yükseldikçe, dini takıntı seviyesinin azaldığı; sufi ve geleneksel dindarlık arttıkça ise dini takıntı belirtilerinin de arttığı gözlenmiştir. Aynı zamanda erkeklerin kadınlardan daha fazla dini takıntı rahatsızlığından mustarip olduğu görülmüştür.
Hindistan'da kast sistemi ve Müslüman dalitler
The caste system is one of the most extreme forms of social stratification. When one thinks about the stratification system in the world, India is the first place that springs to mind. Although the Indian caste system is primarily organized into four divisions, there is another group called Dalits that falls outside of this categorization and is regarded as an outcast among all of these castes. While the caste system is associated with Hinduism, Indian Muslim, and Christian Dalit caste groups have emerged in recent centuries after their conversion. The Caste system is supported not just by Hindu holy texts allowing Hindus to practice it, but it has also spread in numerous forms among various religious groups, particularly among Indian Muslims. This thesis examines the caste system and Dalits as represented in Hindu sacred scriptures, as well as contemporary scholars' perspectives on the subject. This study also focuses on Dalit Muslims, who establish Dalit identities after converting to Islam to obtain political, economic, and employment reservations from the government in the same way that Hindu Dalits do. Even though there have been numerous studies on this topic throughout the world, this thesis aims to provide a fresh addition to the field of Religious Studies in Turkey because Dalit Muslims is a subject that has not been studied in depth by Turkish academics. Keywords: Dalit; Dalit Muslims; Indian Caste System; Religious Conversion.
Tanrı imgesinin ilahi adalet eğilimi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, hukuk ve ilahiyat alanında eğitim almış bireylerin Tanrı tasavvuru ile ilahi adalet inancı eğilimi incelenmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızın ilk bölümünde araştırma konusunun amacı, önemi, problemleri ve yöntemi üzerinde durulmuş, devamında Tanrı tasavvuru, Tanrı imgesi ve gelişim dönemleri, ilahi adalet inancı ve kutsal kaynakların ilahi adalet anlatımı ele alınmış ve ülkemizde yapılmış ilgili araştırmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi, dördüncü bölümde elde edilen verilerin analiz ve değerlendirmesi rapor edilmiştir. Nicel bir çalışma olan bu araştırmanın evreni hukuk ve ilahiyat alanında eğitim almış ve almakta olan bireylerden oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi bu evrenden ulaşılmış 18–57 yaş aralığında 282 katılımcıdan oluşmaktadır. Seçilen bu örneklem grubuna Kaplan (2012) tarafından geliştirilen "İlahi Adalet İnancı Ölçeği" ve Yıldız (2020) tarafından geliştirilen "Tanrı İmgesi Ölçeği" nden oluşan anket formu uygulanmıştır. Araştırmada değişkenler arasındaki ilişkiyi ele almak amacıyla bağıntısal yöntem uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile İlahi adalet inancı (nihai ve içkin adalet) ve Tanrı imgesi (güven ve korku) puanları arasında istatistiksel olarak bazı anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Tanrı imgesi güven ve korku puanları ile içkin ve nihai adalet algısı puanları arasında da bazı anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir.
Dijital oyunlarda kutsal sembolizmi ve oyuncularına yansımaları
Günümüzde birçok kavramın dijitalleşebildiği bir çağda, oyunlar ve oyunlara yerleştirilen bazı kavramlar dijitalleşmiştir. Dijital oyunlardaki kutsal kavramı da bunlardan bir tanesidir. Bu bağlamda dijital oyunlardaki kutsal sembolizmine oyuncuların herhangi bir tutum geliştirip geliştirmediğini saptamak için bir ölçek geliştirme çalışması yapılmıştır. Geliştirilen bu ölçekle dijital oyunlardaki kutsal ögelere yönelik oyuncu tutumlarının ölçülmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak, bu tutumlar ile demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, yaşanılan yer, mesleki durum, dine verilen önem düzeyi) arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örnekleminde, evrenin temsiliyetini sağlaması amacıyla ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Örneklem, 361 katılımcıdan oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen Dijital Oyunlardaki Kutsal Ögelere Yönelik Oyuncu Tutumları Ölçeği (DOKOTÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ölçek bazı aşamalardan geçerek son şeklini almıştır. Bunlar, amaca uygun maddelerin belirlenmesi, uzman görüşlerinin alınması, deneme uygulaması, geçerlilik ve güvenirlik analizleridir. Ölçek maddelerinde ters kodlama yapılmamıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, geçerliliği ve güvenirliği olan iki alt boyutlu (dijital oyunlardaki kutsal ögelere yönelik "olumlu tutumlar" ve "olumsuz tutumlar"), 15 maddelik "Dijital Oyunlardaki Kutsal Ögelere Yönelik Oyuncu Tutumları Ölçeği (DOKOTÖ)" elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, oyuncuların dijital oyunlardaki kutsal sembolizmine yönelik tutum geliştirdiklerini ve bu tutumların demografik değişkenlere göre farklılaştığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dijital oyun, Kutsal, Oyuncu, Sembol, Tutum, Ölçek Geliştirme
Japonlarda din algısı
Japonya'da tarih boyunca Şintoizm, Budizm, Konfüçyüsçülük gibi politeist karakterli dinler hakim olagelmiştir. Günümüzde ise Japonların büyük bir kısmı kendilerini dinsiz olarak tanımlamalarına rağmen günlük yaşamlarında dini ritüellere yüksek oranda katılım göstermektedirler. Bu çelişkili görünen durum, Şintoizm, Budizm ve Konfüçyüsçülük'ün Japon kültürüyle iç içe geçmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Şintoizm, ahiret inancından yoksun ve doğa merkezli bir yapıya sahipken, Budizm Japonya'da ağırlıklı olarak cenaze törenleriyle ilişkilendirilmiştir. Konfüçyüsçülük ise dini bir inanç olmaktan çok ahlaki ilkeler üzerine yoğunlaşmıştır. Bu tez, Japon toplumunda dinin algılanışını dilsel, tarihsel ve sosyokültürel öğeler bağlamında ele alarak analiz etmektedir. Japonya'da "din" kavramı Batı'dan gelen "shūkyō" terimiyle ifade edilir. Bu terim, kurumsal din anlamından ziyade ideolojik ve siyasi çağrışımlar yapar. Yine "din" konusundaki tasnif yöntemi de din algısındaki görüşleri etkilemektedir. Tarihsel bağlamda, Şintoizm, Budizm ve Konfüçyüsçülük yüzyıllar boyunca birbirine entegre olmuş ve Japon toplumunda dinin bireysel bir inançtan çok merkezi otoriteyi güçlendiren, ast-üst ilişkilerini düzenleyerek toplumsal düzeni koruyan bir yapı olarak işlev görmesini sağlamıştır. Meiji Restorasyonu ve modernleşme süreciyle birlikte din, devlet kontrolünde bir araç haline gelmiş ve özellikle savaş sonrası dönemde sekülerleşme hız kazanmıştır. Bununla birlikte dini örgütlerin sebep olduğu terör olayları ve Japon karakterine özgü birtakım özellikler de din algısının şekillenmesinde etkili olmuştur.
Consumerism under critique: A comparative study of Herbert Marcuse and Abdelwahab el-Messiri
The contemporary world has witnessed a significant increase in consumerism as a direct result of the development of the capitalist system, triggering a wave of intellectual critique in both the East and the West. The epistemological backgrounds underlying these critiques also vary, the most prominent of which has been leftist criticism, particularly Herbert Marcuse. Herbert Marcuse offered a critique of capitalism and consumer society and developed key concepts such as "false needs" and the "one-dimensional human" as fundamental concepts for understanding consumerism in contemporary society. On the other hand, El-Messiri, a former Marxist, also offered a significant critique of consumerism. However, his critique is based on ideas with a clear Islamic religious dimension. His critique is based on the replacement of the Western intellectual system with a new one that does not focus solely on the material aspect of humanity. This thesis aims to compare Marcuse's critical approach to consumerism with El-Messiri's critique of the same idea. The thesis highlights similarities and differences, while also considering the epistemological and intellectual differences that give rise to these differences. The thesis concludes that consumerism is not a natural consequence of abundance, but a social and cultural project based on the creation of desires and the subjugation of humanity. While Marcuse exposes mechanisms of control through false needs and a one-dimensional human, El-Messiri explains that the roots of the problem lie in a materialist intellectual and moral framework that reduces humans and nature to mere tools for use. The thesis then calls for the construction of an interpretive framework that combines Marcuse's tools of liberation and El-Messiri's moral compass to resist consumerism and formulate a more meaningful life.
Tataristan'da İslam'a geçiş ve kimliğin yeniden inşası: Nitel bir psikososyal çalışma
Religion remains one of the central components in shaping a person's worldview and identity. Particularly during periods of social change, personal crisis, or instability, individuals often turn to belief systems that can provide them with a sense of stability, meaning, and belonging. This phenomenon can be observed in different parts of the post-Soviet world, including the Republic of Tatarstan. Over the past few decades, the Islamic revival in Tatarstan has led to a significant increase in the Muslim population, particularly among individuals aged 18–35. This includes both ethnic Tatars re-engaging with Islam and converts from non-Muslim backgrounds. These individuals often experience profound shifts in worldview and self-understanding as they integrate Islamic beliefs into their lives. Within this context of Islamic revival, this research explores the psychological, social, and educational dimensions of religious conversion to Islam in Tatarstan. It argues that conversion is a gradual, multi-layered process in which Islamic education plays a critical role in fostering meaningful and conscious religious integration. The study examines three key phases: life before conversion, the process of embracing Islam, and life after conversion. Through qualitative methods—primarily in-depth interviews and narrative analysis—it identifies recurring themes between two participant groups: ethnic Tatars and individuals from non-Muslim backgrounds. Findings highlight that conversion is often preceded by internal psychological struggles, followed by exposure to Muslim communities and an active search for knowledge and belonging. Post-conversion, access to Islamic education and supportive communities prove vital in sustaining sound religious identity. This study positions the Islamic revival in Tatarstan not merely as a cultural phenomenon, but as a deeply personal journey of transformation.
Arnavutluk'ta sivil din: Tarihsel, kültürel ve nitel bir analiz
Bellah'a (1991) göre Amerikan sivil dini, belirli bir mezhebe veya kilise öğretisine dayanmayan, kendi kutsal semboller setine sahip müstakil bir dindir. Önce Amerika'da sekülerizm ve politik söylemler ekseninde çalışılmaya başlanan bu kavram, zamanla İngiltere, İsveç, Kanada, Avustralya, Türkiye, İsrail ve Nijerya gibi birçok ülkede de araştırma konusu olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Arnavutluk'ta sivil dinin tarihsel, kültürel ve toplumsal düzeylerdeki görüngülerini incelemektir. İki aşamalı bu araştırmada ilk olarak, yakın dönem Arnavutluk tarihinde sivil dinin izleri ve kültürel motifler değerlendirilmiş; sivil-dinî teopolitika analiz edilmiştir. İkinci aşamada ise Arnavut halkının sivil dini ne ölçüde deneyimlediği/benimsediği ve Arnavutluk'ta sivil dinin bölücülük-bütünleştiricilik eksenindeki bir spektrumun hangi noktasında yer aldığı sorgulanmıştır. Maksimum çeşitlilik ile elverişli örnekleme yöntemlerinin kullanıldığı bu çalışmada beş ana temaya dayalı olarak 26 katılımcıyla derinlemesine mülakatlar (çevrimiçi) gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA programından faydalanılarak analiz edilmiştir. Tarihsel veriler, 19. yüzyılda Pashko Vasa'nın "Arnavutluk'un dini Arnavutizm'dir." ifadesinde yer bulan sivil-dinî anlayışın, Komünizm döneminde Enver Hoca tarafından din karşıtlığını meşrulaştırmak için kullanıldığını göstermiştir. 1990 sonrası dönemde ise sivil dinin, politik söylem düzeyindeki etkisi azalsa da farklı bir biçimde halk nezdindeki etkisini sürdürdüğü tespit edilmiştir. Arnavutluk'ta sivil-dini görüngülerin üç düzeyde ele alınabileceği görülmüştür. Tarihsel ve kültürel düzeyde, Amerika örneğinde kurgulanan millet/devlet ile Tanrı/din arasındaki doğrudan ilişkiler yerine, Arnavutluk'ta milli değerlerin bağımsız kutsanmasının tercih edildiği bulgulanmıştır. Medya, entelijansiya ve reel politik düzeyinde Avrupa'ya uygun bir Arnavut kimliğinin inşası öne çıkmış, kamusal alanda İslam'ın görünürlüğünü/etkinliğini sınırlandıran dışlayıcı söylemlerle karşılaşılmıştır. Toplumsal düzeyde ise sivil din, kısmi olarak bütünleştirici bir rol üstlenmiştir. Arnavut örnekleminde sivil dinin birey düzeyindeki boyutlarına ilişkin bulgular, Amerika örneğiyle örtüşmüş, konumsal düzeyi ise herhangi bir karşılık bulmamıştır. Araştırma sonuçları, Arnavut halkının sivil dini, Amerika örneğinden farklı bir biçimde deneyimlediğini ortaya koymuştur. Bulgular kültürlerarası bir perspektifle yorumlanmıştır. Arnavutluk'ta sivil dinin ilk kez incelendiği bu çalışmanın, alana interdisipliner yaklaşım kazandırabilecek kapsamlı bir araştırma modelinin ilk adımları olabileceği umulmaktadır.
Olumlu çocukluk yaşantılarının tanrı tasavvuru üzerine etkisi: Yetişkin bireyler üzerine nicel bir araştırma
Bu araştırmada, olumlu çocukluk yaşantıları ile Tanrı tasavvuru arasındaki ilişki konu edinilmiştir. Tanrı tasavvuru, din psikolojisinin temel inceleme alanlarından biri olup bireylerin çocukluk döneminde yaşadıkları deneyimlerin dinî kavrayışları ve Tanrı algıları üzerindeki rolü, bu alandaki kritik araştırma problemlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, olumlu çocukluk yaşantıları ile Tanrı tasavvuru arasındaki ilişkiyi ve yönünü tespit etmektir. Bu temel amacın yanı sıra hem olumlu çocukluk yaşantıları hem de Tanrı tasavvurunun yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, çocukluk dönemindeki sosyo-ekonomik durum, kardeş sayısı, çocuklukta kiminle büyüdüğü ve din eğitimi durumu değişkenlerine göre farklılaşma olup olmadığını ortaya koymaktır. Araştırmada, nicel yöntem belirlenmiş olup, anket tekniği ile veriler toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, olumlu çocukluk yaşantıları ölçeği ve Tanrı tasavvuru ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmanın evreni Türkiye'de ikamet eden yetişkinler olarak belirlenmiştir. Çalışmada örneklem seçiminde basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem ile toplamda 315 birey örnekleme dahil edilmiştir. Toplanan veriler SPSS programında analiz edilerek iki grup arasındaki farklılıkları belirlemek için t-testi, çoklu grup analizleri için Anova testi uygulanmıştır. Ayrıca, olumlu çocukluk yaşantıları ile Tanrı algısı arasındaki ilişkinin yönü ve gücü korelasyon analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın teorik kısmında araştırmanın kavramsal çerçevesi çizilecek, çocukluk yaşantıları ve Tanrı algısı kavramları din psikolojisi perspektifinden ele alınacaktır. Pozitif çocukluk yaşantılarının Tanrı algısının oluşumundaki etkileri, din psikolojisi kuramları doğrultusunda detaylandırılacaktır. Uygulama bölümünde ise ölçeklerden elde edilen bulgular doğrultusunda olumlu çocukluk yaşantısı ile Tanrı tasavvuru arasındaki bağıntı ve sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşma düzeyleri analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre sosyo-demografik değişkenlerin olumlu çocukluk yaşantıları ve Tanrı tasavvuruna yönelik tutumlarda farklılaşmaya sebep olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmada, olumlu çocukluk yaşantıları ile Tanrı'ya yönelik olumlu duygular boyutu arasında istatistiksel açıdan anlamlı pozitif bir ilişki bulunurken; uzak/umursamaz Tanrı boyutu arasında anlamlı negatif bir ilişki saptanmıştır.
Down sendromlu bireylerde din ve maneviyat algısı
Din ve maneviyat hayatın pek çok alanında izi görülebilen olgulardır. Özel gereksinimli bireylerin bu kavramlarla ilişkisi de araştırılmaya değer bir konudur. Bu bağlamda zihinsel bir yetersizlik olan Down sendromunun kişilerde uyandırdığı farklılıkların din ve maneviyat algısına etkileri araştırılmak istenmiş, soyut kavramların nasıl ele alındığı merak konusu olmuştur. Bu çalışma, Down sendromlu bireylerin din ve maneviyat algısını incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle Tanrı imgesi, mistik tecrübe, dini kavram ve semboller gibi unsurların bu bireyler tarafından nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı araştırılmıştır. Çalışma kapsamında nitel bir yöntem benimsenerek, 18 yaş üstü Down sendromlu bireylerle cinsiyet gözetmeksizin yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiş, bireylerin dini yaşantılarında ve manevi dünyalarında hangi unsurların ön plana çıktığı ortaya konulmuştur. Araştırma dahilinde elde edilen bulgularda Down sendromlu bireylerin dini-manevi kavramlara karşı ilgisiz olmadıkları, hakkında bilgi sahibi oldukları konular olduğu ve sınırlı olsa da görüşlerini ifade edebildiklerine ulaşılmıştır. Somut kavramları algılama ve tanımlamada daha başarılı olurken soyut kavramlar hakkında konuşmakta zorlanmışlar ve yer yer belirsizlik yaşadıklarını belirtmişlerdir. Çalışmada dini ve manevi bağlamın sosyalliğe bir katkı ve anlam arayışına bir destek sağlanmasıyla Down sendromlu bireylerin cevapları yorumlanmıştır.
Ebeveyn tutumları ile tanrı algısı arasındaki ilişki: Uluslararası imam-hatip lisesi öğrencileri üzerine bir araştırma
Aile içindeki ilişkiler, bireylerin din ve değer sistemlerinin, inançlarının ve davranışlarının temellerinin atıldığı en önemli çevreyi oluşturur. Uluslararası imam-hatip lisesi öğrencileri, farklı kültürlere mensup ve çeşitli dini değerler taşıyan, bununla birlikte taşıdıkları bu değerleri Türk dini eğitim sistemine dahil olarak etkileşim haline bürünmüş bir grup öğrenci topluluğudur. Bu bağlamda, farklı kültürel geçmişlere sahip ailelerin çocukları olarak, bu bireylerin Tanrı algıları ve dindarlık düzeyleri üzerinde ebeveyn tutumlarının nasıl bir yansıma gösterdiği, toplumda dini algıların farklılaşmasında önemli bir etken olabilir. Bu araştırma, özellikle uluslararası öğrenciler üzerinde bu etkilerin ne şekilde ifade bulduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi benimsenmiş olup, ebeveyn tutumları ile öğrencilerin Tanrı Algıları ve Dindarlığın inanç, ibadet-sosyal hayat alt boyutlarıyla arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ve Ankara'da bulunan öğrenim gören yabancı uyruklu 296 kız lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler, Ebeveyn Tutumları Ölçeği, Tanrı tasavvuru ölçeği, Dindarlık ölçeği ölçme araçları kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler homojen olmadığı ve normallik dağılımı göstermediği için SPSS-26 programında, Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis-H Testi, Mann Whitney-U testi ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Bununla birlikte değişkenler arasında var olan ilişkileri görebilmek adına çok değişkenli doğrusal regresyon uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Uluslararası imam-hatip lisesi öğrencilerinin dindarlığın inanç alt boyutuna çok yüksek düzeyde sahip oldukları, ibadet ve sosyal hayat alt boyutuna ise orta düzeyde sahip oldukları tespit edilmiştir. Aşırı koruyucu ebeveyn tutumuna sahip bireylerin dindarlık alt boyutları ve Tanrı algıları ile istatiksel olarak olumlu veya olumsuz ilişkisinin görülmediği; duygusal sıcaklık içeren tutum sergileyen ebeveynlere sahip bireylerin, dindarlığın inanç, ibadet ve sosyal hayat alt boyutları ve Tanrı'yı sevgi odaklı algılaması ile pozitif; reddedici ebeveyn tutumuna sahip bireylerin ise dindarlığın inanç, ibadet ve sosyal hayat boyutlarıyla negatif bir ilişki içinde olduğu ve bu tutumun bireyin korku ve ceza yönelimli Tanrı algısı oluşturmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır.
Narratives of the prophets in early childhood: A qualitative and comparative analysis of Coptic Christian and Muslim parenting approaches
This thesis examines how parents interpret and tell religious stories to their children, focusing on prophets' stories in Islam and Bible stories within Coptic Christianity. It explores how parents understand these sacred narratives, communicate them to their children, and why they regard them as effective tools for nurturing moral understanding, spiritual awareness, and character formation. Through selected case studies, the research highlights parents who regularly share stories of divine figures, showing how they adapt moral lessons to children's level of comprehension and their observations such as greater kindness, thoughtfulness, respect, and spiritual awareness. The study addresses key questions about how Muslim and Coptic Christian parents interpret and transmit prophetic stories, how they communicate their religious and moral lessons, what emotional and spiritual values they emphasize, and how storytelling integrates with modern technology. Using qualitative analysis methods, the research combines theoretical perspectives on religious storytelling with practical observations, analyzing specific prophetic stories from both traditions in terms of their theological and moral interpretations. Twenty parents participated in interviews—ten Muslims and ten Christians—sharing experiences with storytelling practices, their personal understanding of the stories, and how they convey these meanings to their children. Findings suggest that parents act as interpreters between sacred texts and children's comprehension, using storytelling to connect abstract spiritual and moral ideas with everyday experiences. By engaging with religious narratives, children encounter positive role models who embody honesty, gratitude, forgiveness, courage, mercy, and altruism. Parents adjust tone, detail, and focus to match children's understanding, shaping how religious meaning is received and internalized. This research contributes to religious studies by illuminating how parents transmit prophetic stories as frameworks for moral reflection and spiritual formation within contemporary Muslim and Christian family life. Key Words: Bible Stories, Prophets' Stories, Religious Education, Storytelling
Kişilik ve dindarlığın müziğe yönelik eğilimlerle ilişkisi üzerine nicel bir araştırma
Bu çalışma, bireylerin kişilik özellikleri ile dinî yönelim biçimlerinin müziğe yönelik tutum ve eğilimleriyle olan ilişkisini incelemektedir. Araştırma, kişilik ve dindarlığın müzik yönelimi üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlayan ilişkisel tarama modeline dayalı nicel bir tasarım çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan 18 yaş ve üzeri 424 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler çevrim içi anket yöntemiyle toplanmış; veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Müzik Yönelim Ölçeği ve Müzikal Unsurlar Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Ölçeği kısa formu ile Yeniden Yapılandırılmış Müslüman Dinî Yönelim Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiş; betimsel istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Bulgular, müziğe yönelik yönelim ile dinî yönelim arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Kişilik boyutları açısından ise özellikle uyumluluk ve deneyime açıklık ile müzik yönelimi arasında düşük ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre, kişilik özellikleri ve dinî yönelim değişkenlerinin birlikte ele alındığı model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş ve müziğe yönelik yönelimdeki varyansın yaklaşık %13'ünü açıkladığı belirlenmiştir. Modelde en güçlü yordayıcı değişkenin dinî yönelim olduğu, uyumluluk boyutunun ise sınırlı düzeyde katkı sağladığı görülmüştür. Elde edilen bulgular, müziğe yönelik yönelimin yalnızca kişilik özellikleriyle değil, aynı zamanda dinî yönelim biçimleriyle de ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu durum, müzikle kurulan ilişkinin bireysel psikolojik özelliklerin yanı sıra inanç temelli yönelimler çerçevesinde de şekillendiğine işaret etmektedir. Çalışma, kişilik, dindarlık ve müzik yönelimi arasındaki ilişkileri birlikte ele alarak ilgili literatüre katkı sunmaktadır.
Mehmed Sıdkı Esif Dede'nin hayatı ve O'nun Dîvânındaki tasavvuf anlayışı
Bu çalışmada Mehmed Sıdkı Esif'in tasavvufi yönü incelenmiştir. Bu inceleme Esif Dede'nin hayatı, eğitimi, eserleri, hizmetleri, intisab ettiği tarikatlar ve öncülüğünü yaptığı oluşumlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Mehmed Sıdkı Esif 1698 yılında Tavşanlı'da dünyaya gelmiştir. Tavşanlı Mevlevîhane'sinin kurucusu olması mutasavvıfın öne çıkan özelliğidir. Tavşanlı'nın simgesi olarak bilinen Arslanbey'in dördüncü kuşak torunudur. Çocuk yaşlarda babasının tesiriyle Halvetî tarikatına mensup olup, Halvetî kültüründe büyüyen sûfi, yine babasının teşvikiyle Mustafa Sakıb Dede'nin talebesi olarak Mevlevîliğe intisap etmiştir. Kütahya Mevlevîhane'sindeki eğitimini tamamlayıp tekrar Tavşanlı'ya dönmüştür. Tavşanlı'da bir Mevlevîhane kuran Esif Dede altı seneden fazla bu zâviyede irşad vazifesi yapmıştır. 35 yaşında vefat edip, bânisi olduğu Mevlevîhanenin bitişiğine defnedilmiştir. Mehmed Sıdkı Esif içine doğduğu kültürün de etkisiyle tasavvufî bir yaşam sürdürmüştür. Ataları tarikat ehli olan sûfi, hem Halvetîlik, hem de Mevlevîlik kaynağından beslenmiştir. Bu kültür ve mâna zenginliği içerisinde kısacık hayatına pek çok hizmet ve eser sığdırmıştır. Yerel anlamda bizlere örneklik teşkil edebilecek, mutlaka incelenip doğru okunması gereken bir yaşantıya sahiptir. Bu çalışmada Mehmed Sıdkı Esif'in yaşantısındaki tasavvufî vurgular incelenmiştir. Öncelikle hayatındaki bu vurguların kaynağı olan ailesi, eğitim hayatı, intisabı ve tarikatları ele alınmıştır. Devamında tek eseri olan Dîvanındaki tasavvufî yön araştırılmıştır. Gerek yaşantısında, gerek eserinde altını çizmiş olduğu tasavvufî terimler tespit edilerek aynı bakış açısıyla açıklanmıştır. Esif Dede'nin daha ziyade Mevlevîlik üzerine olan manevi yaşantısına alt yapısını oluşturan Halvetîliği de incelenererek genel bir tasavvuf penceresinden bakılmıştır. Esif Dede'nin yaşadığı çağ olan 18. yüzyıldaki irşad, tarikat, şeyh gibi tasavvuf geleneğinin temel dinamikleri sayılan bu kavramların günümüzdeki ifadeleri araştırılıp incelenerek geçmişten günümüze bir köprü kurulmaya çalışılmıştır.
Günümüz 4-11 yaş çocuklarının ahlaki yargı gelişimlerinin Piaget'nin ahlaki yargı gelişim kuramına göre incelenmesi
Bu araştırmada, günümüz 4-11 yaş çocuklarının ahlaki yargı gelişimleri Piaget'nin ahlaki yargı gelişim kuramına göre incelenmiştir. Çalışmanın evrenini İstanbul'un Üsküdar, Kağıthane, Kadıköy, Başakşehir ve Esenyurt ilçelerinde, Sakarya'nın Ferizli, Kocaeli'nin İzmit ve Ankara'nın Yenimahalle ilçesi oluşturmaktadır. Çalışmaya 52 erkek, 48 kız çocuğu olmak üzere toplam 100 çocuk katılım sağlamıştır. Çocuklar yaşlarına göre 20'şerli gruplara ayrılmıştır. 4-5 yaş çocukları; 6-7 yaş çocukları; 8-9 yaş grup çocukları aynı gruplar içerisinde; 10 yaş ve 11 yaş çocukları münferit gruplar halinde incelenmiştir. 4-11 yaş çocuklarının ahlaki yargı düzeyleri, Sözer Çapan (2005) tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve ahlaki yargı ölçeğine göre belirlenmiştir. Bu araştırmada, ilişkisel tarama prototipi adı verilen bir nicel inceleme metodu kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 2023 Nisan ayında araştırmacı tarafından toplanmış olup bunun için gerekli izinler alınmıştır. Bu süreçte, her çocuğa şahsi olarak ölçekte yer alan hikayeler anlatılmış, çocuklara belirlenen sorular sorulmuştur. Daha sonra cevaplara göre "Ahlaki Yargı Ölçeği (AYÖ)" doldurulmuştur. Söz konusu uygulama her çocuk için ortalama olarak 20-25 dakika arasında sürmüştür. Veri toplama sürecinde 4-11 yaş aralığındaki çocuklardan elde edilen veriler IBM SPSS programı ile incelenmiştir. Araştırmamızın alt problemleri doğrultusunda ahlaki yargı ölçeğine ilişkin betimsel istatistikler; ahlaki yargı ölçeğine ilişkin araştırmaya katılan 4-11 yaş aralığındaki çocukların elde ettikleri puanların cinsiyet, yaş, kardeşinin olup olmadığı durumu, anne babanın eğitim seviyesi değişkenleri açısından farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak adına t testi; tek yönlü varyans analizi (ANOVA) gerçekleştirilmiştir.
Kore Savaşı ve sonrası süreçte (1950-1958) Türk Tugayı ve tabur imamlarının Korelilerin İslam anlayışına etkisi
Geçmişten günümüze Kore'de İslamiyet'in tarihi incelendiğinde erken dönemlerde gerçekleşen temaslara rağmen Kore'de İslam dininin Kore Savaşı'na kadar kalıcı bir varlık gösteremediği anlaşılmaktadır. 20.yüzyıla kadarki süreçte, gerçek bir Koreli Müslüman topluluk oluşmadığı için Kore'de İslam dininin yayıldığı asıl olay, Kore Savaşı olarak kabul edilmektedir. Kore Savaşı ve sonrası süreçte, Türk tugayı ve beraberindeki tabur imamlarının Koreli toplum üzerindeki etkisi neticesinde İslam dini Koreliler arasında yayılmıştır. Bu bağlamda, çalışma, modern Kore Cumhuriyeti'nde (Güney Kore) İslamiyet'in ve Koreli Müslüman varlığının yeniden vuku bulmasında Türk tugayı ve Türk tugay imamlarının etkisini ortaya koymaktadır. Tez, bu amaçla Kore Savaşı ve sonrası süreçte Kore'de görev yapan Türk tabur imamlarının Kore'deki İslam algısına etkisini, Türk askeri kültürü ve Türk tabur imamlarının İslami faaliyetlerinin arka planı üzerinden tahlil edecektir. Kore'de gerçekleştirdikleri çalışmalarla öne çıkan üç tabur imamının hayatı ve faaliyetlerine odaklanarak Kore Türk Tugayı'nın Kore'deki İslamiyet için sundukları katkılar irdelenecektir. Bu incelemeler, Güney Kore'de ve Türkiye'deki kütüphanelerde ilgili kaynaklar göz önünde bulundurularak verilmiş olup tez çalışması resmi ve kişisel arşivler üzerinden zenginleştirilmiştir. Araştırmaya, bu imamlarla birebir görüşen şahıslar ve aile bireyleriyle gerçekleştirilen mülakatlar üzerinden ışık tutulmuştur. Çalışmada, Kore Türk tabur imamlarının tutumlarını diğer din adamlarından ayıran özellikler ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda, Kore'ye askeri yardım amaçlı gelen Türklerin gösterdikleri insani davranışlar ve ahlaki motiflerin Korelilerin İslam dinine olan ilgilerinin ana etkeni olduğu tespit edilmiştir. Türk tugayı imamlarının yaptıkları katkının arka planında Türk askeri kültürü ve Türk tabur imamlarının dini neşretme hususundaki hassas tavırlarının etkili olduğu anlaşılmıştır. Tez çalışmasında, ilk kez gün yüzüne çıkarılacak resmi ve kişisel arşiv belgeleri sayesinde, Türk askerleri ve tabur imamlarının, Kore'de İslam için sundukları katkıyı daha yakından okumak mümkün olacaktır.
"Benim yerimde olsaydın (Namazı) bir kadın olarak mı kılardın bir erkek olarak mı?" transseksüel bireylerin transseksüel olma deneyimleri ile dini deneyimleri arasındaki ilişki
Transseksüellik, kendi içinde birçok tartışmayı barındırması sebebiyle Türkiye'de üzerinde çok konuşulmayan araştırma alanlarındandır. Son günlerde tüm dünyadan farklı görüşlerle tartışılan ve sorunsallaştırılan bu konu Türkiye'de birçok kesimden insanı etkilemesine rağmen görmezden gelindiğini söylemek yanlış olmaz. Alanda yapılan çalışmaların birçoğu belli bir bakış açısıyla gerçekleştirilmektedir. Özellikle farklı dini, kültürel ve ahlaki değerlere sahip toplumlardaki bakış açıları ve yaklaşımlar, bununla birlikte özneler ve deneyimler göz ardı edilmektedir. Bu alandaki toplumsal çalışmalara, çatışmalara ve çözüm önerilerine Türkiye'nin bağlamını da göz önünde bulundurarak katkı sağlamak amacıyla transseksüel bireylerin transseksüel olma deneyimleri ile dini deneyimleri arasındaki ilişkinin araştırılması önem arz etmektedir. Bu araştırmanın saha çalışması kendisini ya da deneyimini transseksüel olarak tanımlayan bireyler ile yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat, odak grup görüşmeleri ve katılımcı gözlem yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda Müslüman transseksüellerin sosyal bir gerçeklik olarak var oldukları, Türkiye'nin sosyo-kültürel yapısı sebebiyle Müslüman oldukları için bazı LGBTİQ+'lar tarafından, transseksüel oldukları için de bazı muhafazakar Müslümanlar tarafından görünmez kılındıkları bulgusuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte bireylerin kültürel ve dini bağlamları sebebiyle kendi kimliklerini dini bir çerçeveden kurgulamaktan vazgeçmedikleri, bu bağlamda dini pratiklerini özgün bir şekilde ürettikleri ve transseksüel bir bireyin otomatik olarak din dışı addedilmesinin yanlış bir kanı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.