İnönü University
Discipline

Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı

İnönü University

3

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

3 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer nakli yapılan hastaların kan kültüründe üreyen karbapenem dirençli enterobacteriacea suşlarında fosfomisin duyarlılığı ve fosfomisin direnç genlerinin araştırılması

Amaç: Karaciğer nakli son dönem karaciğer hastalığı veya akut karaciğer yetmezliğinde etkin ve güncel olan tek tedavi yöntemidir. Bu hasta grubunda immünsüpresif ajanların kullanılması nedeniyle enfeksiyon riski daha fazla olup, özellikle bakteriyemi ve sepsisin mortalitesi yüksek komplikasyonlardan biri olduğu bilinmektedir. Önceleri oral tedavi olarak kullanılan eski bir antibiyotik olan fosfomisinin, son yıllarda intravenöz formülasyonunun kullanıma girmesiyle birlikte dirençli enfeksiyonlarda kullanılması gündeme gelmiştir. Ülkemizde fosfomisin duyarlılığı ve direnç genleri üzerine oldukça az sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda kan kültürlerinde üremiş olan KDE suşlarında fosfomisin duyarlılığının agar dilüsyon yöntemiyle saptanması ve fosfomisin enzimatik dirence neden olan fosA, fosA3, fosC2 direnç genlerinin PZR yöntemiyle saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü Hastanesinde yatarak tedavi edilen ve karaciğer nakli yapılan, yaşları 18 ve üzerinde olan yetişkin hastalardan 1 Ocak 2017-31 Aralık 2019 tarihleri arasında kan kültüründe en az bir KDE üyesi bakteri üremesi olan hastalar değerlendirmeye alındı. Antibiyotik duyarlılık profilleri fosfomisin için agar dilüsyon yöntemi, diğer antibiyotikler için disk difüzyon yöntemiyle belirlendi. fosA, fosA3 ve fosC2 genleri PZR ile araştırıldı. Bulgular: Hastaların 24 (%72,7)'ü erkek, 9 (%26,5)'u kadın olup; medyan yaş 55 (Min:30, Maks:70) idi. Çalışmaya alınan 34 izolat incelendiğinde 14 (%41,2)'ü Escherichia coli, 20 (%58,8)'si Klebsiella pneumoniae idi. Tüm izolatlar ertapenem dirençli saptanmış olup, meropenem direnci E. coli'de %14,3; K. pneumoniae'da ise %75'ti. İmipenem direnci E. coli ve K. pneumoniae'da sırasıyla %14,3 ve %45 idi. Escherichia coli izolatlarında fosfomisin duyarlılığı %64,3 olarak saptanırken, K. pneumoniae izolatlarında duyarlı izolat tespit edilmedi. Toplam 34 izolatta ise, fosfomisin direnç oranı %73,5 iken, %5,9 oranında fosA geni saptandı. fosA geni sadece iki K. pneumoniae izolatında mevcuttu. Hiçbir izolatta fosA3 ve fosC2 geni tespit edilmedi. Sonuçlar: Bu çalışma hastanemizin Karaciğer Nakil Enstitüsünde KDE izolatlarında fosfomisin direnç profilinin değerlendirildiği kesitsel bir çalışmadır. Ükemizde karaciğer nakli gibi özellikli hasta grubunda, kan kültürü izolatlarında fosfomisin direnç genlerinin araştırıldığı ilk çalışmadır. Çalışmamızın verileri KDE'da karbapenem direnç oranlarının yüksek olduğunu, alternatif veya kurtarma tedavisinde düşünülmesi gereken forfomisinin ise, çalışma grubunda her ne kadar sadece iki direnç gen pozitifliği saptanmış olsa bile, başka direnç mekanizmalarına bağlı olarak direnç sorununun büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Bakteriyemi, Enterobacteriaceae, fosA, fosA3, fosC2, fosfomisin direnci, karaciğer nakli

EnterobacteriaceaeFosfomisinGenler+5
Yakup Gezer
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis ve ağır sepsis tanılı hastalarda TREM-1, HLA-G5 ve HLA-DR düzeylerinin ve aralarındaki ilişkinin araştırılması

Sepsis, enfeksiyonlara bağlı gelişen sistemik inflamatuar yanıt sendromu olarak tanımlanmaktadır. Enfeksiyon odağının etkin bir şekilde ortadan kaldırılamadığı veya uygun tedavi edilemediği durumlarda ağır sepsis, septik şok ve çoklu organ yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Sağlık bakımı ve enfeksiyon hastalıklarının yönetimi, tanı veya tedavisindeki ilerlemelere rağmen, sepsiste uygunsuz veya geç gelen tanı mortalitenin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, mikrobiyolojik test sonuçları elde edilene kadar, enfeksiyöz veya enfeksiyöz olmayan durumları ayırt edebilen yöntemler, sepsisli hastalara doğru ve zamanında yaklaşım konusunda klinisyenlere yardımcı olmaktadır. Günümüze kadar bu amaçla değişik parametreler araştırılmıştır. C-reaktif protein ve prokalsitonin seviyelerindeki artış sepsis tanısında yol gösterici olabilse de, bilim adamları yeni ve daha özgül belirteçleri araştırmaya devam etmektedirler. Çalışmamızda; sepsis ve ağır sepsisli hastalarda sTREM-1, sHLA-G5 ve lenfosit alt tiplerinin düzeylerini değerlendirmeyi hedefledik. Amacımız sepsis immünopatogenezinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve sepsisin erken veya ayırıcı tanısında bu belirteçlerin değerini göstermekti. Yirmi sağlıklı kontrol grubu ile, sepsis ve ağır sepsis tanısı almış 20 hasta çalışmaya alındı. Antimikrobiyal tedavi başlamadan önce, hasta serumlarında ELISA yöntemi ile sTREM-1 ve sHLA-G5 düzeyleri; akım sitometri yöntemi ile lenfosit, monosit, granülosit, CD14+ monosit, CD14+HLA-DR+ hücreleri, CD3+, CD3+HLADR+, CD4+ ve CD8+ T-lenfosit, CD19+ B-lenfosit, NK ve NK-T hücre düzeyleri çalışıldı. Hasta grubunda CD14+ monosit ve CD3+HLA-DR+ T-lenfosit düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olduğu saptanırken (p<0,05), diğer lenfosit alt tipleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). sTREM-1 düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksekti (p<0,05). sHLA-G5 düzeyleri açısından hasta ve kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak, sepsis patogenezi hala tam olarak aydınlatılamamıştır ve sepsisin tanısında duyarlılık ve özgüllüğü daha yüksek altın standart bir belirteç bulunmamaktadır. Daha fazla hasta sayısı içeren ileri çalışmaların patogenezi daha iyi açıklayacağı ve hızlı tanıyı kolaylaştıracağı kanısındayız.

HLA DR antijenleriHLA antijenleriHLA-G+3
Gülistan Gül Işıkber
İnönü University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel nötropenik rat modelinde sistemik kandida enfeksiyonu üzerine ankaferd blood stopper (ABS) etkisinin araştırılması

Hematolojik malignite hastalarında gelişen febril nötropenik ataklar hastanede yatış gerektirebilen ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir komplikasyondur. Fırsatçı mikroorganizmalar arasında yer alan Candida albicans nötropenik hastalarda yüzeyel enfeksiyonlardan çoklu organ tutulumuna kadar ilerleyebilen klinik tablolara yol açmakta ve önemli bir morbidite ve mortalite etkeni olmaktadırlar. Antifungal ilaçlara karşı artan direnç sıklığı ve mevcut yan etkiler antifungal tedavi alanında yeni seçeneklere ihtiyaç duyurmaktadır. Bu amaçla çeşitli bitkilerden elde edilen preparatların yeni antifungaller olarak kullanılımıyla ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Ankaferd Blood Stopper (ABS) Thymus vulgaris (kekik), Glycyrrhiza glabra (meyan kökü), Vitis vinifera (asma), Alpinia officinarum (havlıcan) ve Urtica dioica (ısırgan otu) bitkilerinin standardize karışımından oluşturulmuş bir üründür. Türk hekimliğinde hemostatik ajan olarak kullanılmakta olan ABS'nin in vitro olarak aktif antibakteriyel ve antifungal etkinliğinin olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Çalışmamızda ABS'nin in vivo ortamda kandida enfeksiyonu üzerine olan histopatolojik etkinliği incelenmiştir. Bu amaçla 24 adet rat siklofosfamid enjeksiyonu ile nötropenik hale getirildi. Ardından intraperitoneal olarak candida albicans inoküle edilerek sistemik kandida enfeksiyonu oluşturuldu.12'şer iki gruba ayrılan ratlardan bir gruba oral ABS solüsyonu verilirken diğer gruba oral serum fizyolojik verildi. Yedi günün sonunda sakrifiye edilen ratların karaciğer, akciğerler ve böbrekleri çıkarılarak patolojik olarak incelendi. Çalışma sonucunda ABS alan ve almayan grupların sistemik kandida enfeksiyonu sonrası organ histopatolojik bulguları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır ( p>0,05).Ankaferd Blood Stopper'in in vitro çalışmalarda antimikrobiyal etkinliği rapor edilmesine rağmen bu çalışmada gruplar arasında belirgin fark olmaması ABS'nin yeterli dozda verilememiş olması ve yeterli kan/serum konsantrasyonun sağlanamamış olmasına bağı olabileceği düşünüldü. Ayrıca ratlarda kemoterapiye bağlı gastrointestinal mukoza harabiyeti oluşmuş olabileceğinden oral yolla verilen ABS'nin yeterli biyoemiliminin olmamış olabileceğini de düşündürmüştür. Ankaferd Blood Stopper'in in vivo antimikrobiyal etkinliğini incelemek amacıyla ABS'nin farmakokinetik ve farmokodinamik yönden de değerlendirilebilineceği daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ankaferd kanama durdurucuAntienfektif ajanlarKandida+4
İnci Yılmaz Nakir
İnönü University
2014
00