İnönü University
Discipline

Orthopedics and Traumatology

İnönü University

639

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Modifiye ucu eğilmiş tel tekniği ile perkütan vida uygulanan asetabulum anterior kolon kırıklarının klinik sonuçları

ÖZET Modifiye Ucu Eğilmiş Tel Tekniği İle Perkütan Vida Uygulanan Asetabulum Anterior Kolon Kırıklarının Klinik Sonuçları Amaç: Asetabulum kırıkları, pelvik halkanın karmaşık ve zor tedavi edilen kırıkları arasında yer alır. Anterior kolon kırıkları, genellikle yüksek enerjili travmalar sonrası meydana gelir ve geleneksel açık cerrahi plak vida ile tespit yöntemine alternatif olarak, yumuşak doku bütünlüğünü korumak ve erken mobilizasyonu sağlamak amacıyla minimal invaziv teknikler son yıllarda ön plana çıkmıştır. Bu çalışmada, asetabulum anterior kolon kırığı nedeniyle modifiye ucu eğilmiş tel tekniği ile perkütan vida uygulanan olgularda, klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirilmeyi amaçladık. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında 2021-2024 yılları arasında tedavi edilen asetabulum/pelvis yaralanmalı hastalar tarandı; bunlar arasından asetabulum anterior kolon kırığı olup perkütan vida tekniği ile tedavi edilen hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, mesleği, ek hastalıkları, beden kitle endeksleri, yaralanma mekanizmaları, ek ortopedik yaralanmaları, ek diğer sistem yaralanmaları, cerrahiye kadar geçen süre, hastane yatış süresi, tam yük vererek yürütme süresi, komplikasyonlar, cerrahi tespit yöntemi ve kırık sınıflandırmaları kaydedildi. Hastaların güncel ve daha önce elde edilen radyolojik tetkikleri değerlendirilerek kırık kaynama zamanı, cerrahi sonrası redüksiyon derecesi ve Matta değerlendirme ölçeğine göre radyolojik değerlendirmeleri kaydedildi. Hastaların fonksiyonel değerlendirilmeleri modifiye Merle d'Aubigne ve Postel kriterleri, Majeed pelvik skoru ve Harris kalça fonksiyon skoru ile yapılmıştır. Ağrı düzeyini değerlendirmek amacıyla da Visual Analogue Scale (VAS) skoru kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 21 hastanın 24 kırığı dahil edildi. Hastaların 11'i kadın, 10'u erkekti ve ortalama yaş 45,3 (aralık=18–71 yaş) idi. Ortalama takip süresi 105,9 haftaydı (25–180 hafta) . Altı hastada ek hastalık bulunmaktaydı. Kırıklar sağ ve sol kalçada eşit sayıda (12'şer) gözlendi. Kırık nedenleri arasında en sık yüksekten düşme (%42,9) yer alırken, trafik kazaları ve enkaz altında kalma gibi diğer nedenler de mevcuttu. Hastaların tamamında asetabulum dışı pelvik yaralanmalar bulunmaktaydı ve 14 hastada (%66,7) alt ekstremite kırıkları da eşlik etmekteydi. Ek olarak 9 hastada üst ekstremite, toraks, vertebra gibi bölgelerde travmalar da vardı. Kırıkların Judet-Letournel sınıflamasına göre %75'i anterior kolon, %25'i anterior kolon+posterior hemitransvers; Nakatani sınıflamasına göre ise %66,7'si Tip 2, %33,3'ü Tip 3 olarak değerlendirildi. Travma ile cerrahi arasındaki süre ortalama 3,9 gün; hastanede yatış süresi ise ortalama 26,6 gündü. Üç hastada bilateral kırık mevcut olup, tamamı perkütan teknikle tedavi edildi. İlk cerrahi girişimde 23 kırıkta antegrad, 1 kırıkta retrograd yöntem kullanıldı. Redüksiyon kalitesi Matta kriterlerine göre değerlendirildiğinde 20 kırıkta (%83,3) anatomik, 4 kırıkta (%16,7) başarılı redüksiyon elde edildi. Ortalama kırık kaynama süresi 12,08 hafta (7–24 hafta), tam yük vermeye geçiş süresi ise ortalama 12,6 haftaydı. Matta'nın radyolojik kriterlerine göre 20 kırık (%83,3) mükemmel ve iyi, Modifiye Merle D'Aubigne-Postel skoruna göre ise 20 kırık (%83,3) mükemmel ve iyi olarak değerlendirildi. Majeed skoru ortalaması 92,3(75-100) ,Harris Kalça Skoru ortalaması 91,83 (76–100 arası) ve VAS ağrı skoru ortalaması 1,63 (0–5) idi. Toplamda 4 hastada (%19) komplikasyon gelişti. Bunlar arasında 2 posttravmatik artroz, 1 pulmoner emboli ve 1 vidanın cut-outa gitmesi yer aldı. Artroz gelişen iki hastada artroz sebebinin sırasıyla femur boyun ve femur baş kırığı olduğu görüldü. Pulmoner emboli gelişen hastada ise komplikasyona enkaz altında uzun süre kalmasının sebep olabileceği düşünüldü. Bir olguda vidanın cut-outa gitmesi nedeniyle revizyon gerekmiş, böylece nihai olarak 22 kırık antegrad, 2 kırık retrograd yöntemle tedavi edilmiş oldu. Hastaların hiç birinde nörovasküler yaralanma görülmedi. Sonuç: Bu çalışma, anterior kolon asetabulum kırıklarının tedavisinde modifiye ucu eğilmiş kılavuz tel kullanılarak uygulanan perkütan vida fiksasyonunun; güvenli, etkili, düşük komplikasyon oranına sahip ve fonksiyonel sonuçları tatmin edici minimal invaziv bir yöntem olduğunu ortaya koymakta, mevcut literatüre katkı sağlayarak bu tekniğin cerrahi uygulamalarda tercih edilebilirliğini desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: Asetabulum, anterior kolon kırığı, superior pubik ramus kırığı, perkütan fiksasyon

Fırat Al
İnönü University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalkaneus kırıklarında prognostik faktörlerin belirlenmesi

ÖZET Kalkaneus Kırıklarında Prognostik Faktörlerin Belirlenmesi Amaç: Kalkaneus kemiği, ayakta yük taşıma ve hareketin sağlanmasında, ayak ve ayak bileğindeki diğer anatomik yapılarla birlikte, güçlü bir biyomekanik uyum ve fonksiyonel korelasyon içerisindedir. Genel olarak, yüksekten düşme gibi yüksek enerjili travmalar sonrası kalkaneus kırığı ortaya çıkmaktadır. Kalkaneus kırıkları sonrasında uygulanacak takip ve tedavi süreci hem fonksiyonel hem de yapısal iyileşme açısından klinik önemini korumaktadır. Çalışmada, prospektif olarak kalkaneus kırık sebebiyle konservatif ve cerrahi yöntemle tedavi edilen hastaların bir yıl boyunca takibi sonucu klinik sonuçları etkileyen prognostik faktörleri değerlendirdi. Aynı zamanda kalkaneus kırığı gelişen hastalarda konservatif veya cerrahi tedavi sonrasında, kalkaneusun tomografik olarak ölçülen hacimsel değişimin klinik ve fonksiyonel sonuçlar ile ilişkisi değerlendirildi. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde, Ekim 2023 itibariyle kalkaneus kırığı sebebiyle konservatif ya da cerrahi işlem yapılan hastaların klinik, fonksiyonel ve radyolojik ölçüm sonuçları prospektif olarak incelendi. Hastalar 3. ay, 6. ay ve 12. aylarda periyodik olarak kontrollere çağrıldı. Fizik muayene ile birlikte VAS, AOFAS, FAAM ve SF-12 gibi fonksiyonel skorlamaları uygulandı. Son kontrollerinde (12. Ayda) tüm hastalara her iki ayağı içerecek şekilde bilgisayarlı tomografi (BT) çekildi. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 38 hastanın ortalama yaşı 46 (18–77) olup, takip süresi ortalama 12 aydı. Hastaların 32'si erkek, 6'sı kadındı. Olguların 6'sı konservatif, 32'si cerrahi yöntemle tedavi edildi. Cerrahi uygulanan hastaların 25'ine açık redüksiyon internal fiksasyon (ORIF), 7'sine vida ile tespit işlemi yapıldı. Hastaların 18'i sigara kullanıcısıydı ve 9'unda politravma mevcuttu. Ortalama beden kitle indeksi 23 (20–30) idi. Kırıklar, Sanders sınıflamasına göre; 22'si Tip 2, 8'i Tip 3 ve 8'ide Tip 4 olarak değerlendirildi. Parsiyel yük verme ortalama 45. günde, tam yük verme ise ortalama 90. günde başlatıldı. Tedavi öncesi 28 hastada eklem içi basamaklanma mevcutken, takip sonunda tüm hastalarda eklem içi uyumun sağlandığı gözlendi. Takip sürecinde 21 hastada subtalar artroz gelişti. Ayrıca, 11 hastada ayakkabı numarası değişimi gerekmiş olup, cerrahi sonrası kalkaneus hacminde anlamlı artış saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda, kalkaneus kırığı cerrahisi sonrasında hastalarda kalkaneus hacminde artış saptanmıştır. Kalkaneus kırığı cerrahisi sonrası hacim artışının erken dönemde tespiti ve uygun ayakkabı seçiminin sağlanmasıyla, hastaların klinik ve fonksiyonel iyileşmesine olumlu etkisi ortaya konulmuştur. Anahtar sözcükleri: Kalkaneus kırıkları, Açık redüksiyon internal fiksasyon, Sanders sınıflaması, Kalkaneus hacmi, Klinik ve Fonksiyonel iyileşme

Ömer Acet
İnönü University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst ekstremite minör replantasyon ve revaskülarizasyon uygulamalarının değerlendirilmesi

Üst Ekstremite Minör Replantasyon Ve Revaskülarizasyon Uygulamalarının DeğerlendirilmesiParmak veya ekstremite replantasyonlarında başarı ölçüsü sadece kopan parçayı yaşatmaktan ibaret değildir. Replante edilen parçanın fonksiyonlarının bir protezden daha iyi olması, motor, duyu fonksiyonları ve eklem hareketlerinin en az %60-80'inin kazanılması durumunda başarıdan sözedilir. Sonucun iyi olması kopan uzvun tüm yapılarının, yani kemik, kas, tendon, damar ve sinir gibi oluşumlarının hepsini uygun şekilde karşı karşıya getirilmesine bağlıdır.İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde 2008-2011 tarihleri arasında 30 hasanın üst ekstremitelerine minör replantasyon ve revaskülarizasyon uygulandı. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde 2008?2011 tarihleri arasında üst ekstremitelerinde travma sonucu total veya subtotal amputasyon oluşan 30 hastanın 35 parmağı ameliyat edildi. Total ampute 15 hastanın 15 parmağına replantasyon, ve subtotal ampute 15 hastanın 20 parmağına revaskülarizasyon yapıldı. Tedavi edilen tüm hastaların erken dönem sonuçları ile ortalama 17 ay (6 ay ? 3.5 yıl) izlenen 28 hastanın 30 parmağı retrospektif olarak incelenip literatürle karşılaştırıldı.Motor güç ve duyu geğerlendirmelerinde British Medical Researc Council Skorlaması, geç dönem fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesinde Chen Kriterleri kullanıldı.Erken dönem sonuçlar incelendiğinde, yaşama oranları; replantasyon yapılan parmaklarda %93,3, revaskülarizasyon yapılan parmaklarda %80; zon 2 seviyesindeki yaralanmalarda %66,6, zon 3 seviyesindeki yaralanmalarda %92,3; giyotin tipi yaralanmalarda %100, ezilme- avülsiyon tipi yaralanmalarda %68,8 olarak bulunmuştur. Yaralanma şekillerine göre fonksiyonel sonuçlar değerlendirildiğinde, giyotin tipi kesi ile yaralanan olguların %89.9'unda çok iyi-iyi, ezilme ve avulsiyon tipi kesi ile yaralanan olguların %33,3`ünde çok iyi-iyi sonuç bulundu.Sonuç olarak, x2 testi ile yapılan istatiksel değerlendirmede giyotin tipi kesilerle yaralanan olguların tedavi sonrası distal parçalarda yaşama oranları ve fonksiyonel sonuçlarının ezilme ve avulsiyon tipi yaralanmalara göre anlamlı olarak daha iyi olduğu bulunmuştur.Anahtar sözcükler: Replantasyon, Revaskülarizasyon, Total Ampütasyon, Subtotal Amputasyon

AmpütasyonEkstremitelerEl+4
Seyfullah Doğan
İnönü University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriyatrik hastaların intertrokanterik kırıklarında eksternal fiksatör ile tedavi sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

2001-2011 yılları arasında, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda; yaşlı, cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan 49 hastaya unilateral (Orthofix) eksternal fiksatör uygulandı. Uygulamalarımız literatür bilgisi ile değerlendirildi. Altı ay içinde ölen sekiz hastamız ve kaynamama nedeni ile çalışma dışı bıraktığımızbir hastamız hariç, ortalama 15 ay (7-24) takibini yaptığımız 40 hastada; Foster kriterlerine göre anatomik olarak 21 hastada (%52,5) mükemmel, 16 hastada (%40) iyi, 2 hastada (%5) orta ve 1 hastada da (%2,5) kötü sonuç elde edildi.Fonksiyonel olarak da 21 hastada (%52,5) mükemmel, 18 hastada (%45) iyi, 1 hastada da (%2,5) orta sonuç elde edildi. Anatomik olarak 1 hastada kötü sonuç alınmasının nedeni; hastanın mevcut ameliyat riskleri nedeniyle operasyonunçok kısa süre içinde bitirilmeye çalışılması nedeniyle kırık redüksiyonuna çok dikkat edilememesidir.Hastaların mevcut tıbbi sorunları ve bu sorunlar nedeniyle cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan hastalarda, ameliyat süresinin çok kısa olması, kan kaybının yok denecek kadar az olması, ameliyat kapalı yapıldığı için kırık hematomunun boşaltılmaması nedeni ile biyolojik tespit olması,ameliyat sonrası cerrahi yara ağrısının az olması ve hastanede kalış süresinin kısa olması avantajlarındandır. Ayrıca hastaların erken dönemde hareket kabiliyetini kazanması nedeni ile bası yaraları, pulmoner ve ürinerkomplikasyonlar ve fiksatöre bağlı komplikasyonlar daha az görülmektedir. Bunlara ek olarak kaynama olduktan sonra fiksatörün çıkarılması veya mekanik bir yetmezlik durumunda fiksatörün yeniden düzenlenmesinde anestezi gerekmemesi ve uygulama sırasında lokal anestezi altında uygulanabilmesi deönemli avantajlarındandır. İntertrokanterik femur kırıklarının cerrahi tedavisinde eksternal fiksatör kullanımının seçilmiş olgularda etkili ve başarılı bir tedavialternatifi olabileceği düşünülmektedir.

Femoral kırıklarGeriatriKalça+4
Serdar Koluaçık
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Önkol median ve ulnar sinir kesilerinde uzun dönem tamir sonuçları

ÖZETÖnkol seviyesindeki periferik sinir yaralanmaları, fonksiyonel kayba ve ciddisosyal sorunlara neden olabilen durumlardan biridir. Biz çalışmamızda el bileği vedirsek seviyesi arasında median ve ulnar siniri kesilmiş ve kliniğimizde tedavi edilmiş50 hastayı otonom, motor ve duyu iyileşmesini retrospektif olarak değerlendirdik.Çalışmaya dahilen olguların yaş aralığı 7-71 (ort=33,16), takip süresi 1-17 yıl(ort=7,16 yıl), 50 olgunun 40'ı erkek, 10'u kadın idi. En sık etyolojik neden cam kesisi(33, %66) olarak belirlendi. Olguların 30 (%60)unun sağ üst ekstremitesi, 20'sinin(%40) sol üst ekstremitesi yaralanmıştı. Olguların 34'ü (%64) dominant ekstremitesiniyaralamıştı.1996-2011 yılları arasında önkol seviyesinde median ve ulnar sinir kesisinedeniyle kliniğimizde tedavi edilmiş 150 hastadan (dirsek ve el bileği arası, radiyalsinir kesisi hariç) son kontrollere gelen ve kayıtlardan ulaşılabilen 50 hasta retrospektifolarak incelendi.50 hastanın 21'inde median sinir, 19'unda ulnar sinir , 10'unda damedian ve ulnar sinir kesisi mevcuttu.Olguların 8'inde izole sinir kesisi, 15 olguda sinirve tendon kesisi, 27 olguda sinir, tendon ve arter kesisi mevcuttu. 50 hastadan 49'unaerken primer onarım uygulandı. Primer tamir uygulanan 49 olgudan 3'üne erken primeronarım esnasında defekt olması nedeniyle greft uygulandı.1 hastaya geç başvurduğuiçin nöroma eksizyonu ve sekonder onarım uygulandıSeddon değerlendirme ölçütlerine göre iyi ve çok iyi sonuç elde edilen mediansinir kesisi 19 (%90,5), ulnar sinir kesisi 17 (%89,5), ulnar ve median sinir kesisi 4(%40) olarak belirlendi. İzole sinir kesisi olan grupta seddon değerlendirme ölçütlerinegöre iyi ve çok iyi sonuç elde edilen olgu sayısı 6 (%75), sinir ve tendon kesisi olangrupta 14 (% 93,3) , sinir-tendon-arter kesisi olan grupta 20 (% 73,3) olarak belirlendi.Yaş gruplarına göre olgular incelendiğinde 0-18 yaş arası tüm olgularda (%100) çok iyisonuç alınırken, 46 yaş üzeri olgularda ise iyi ve çok iyi sonuç oranı ancak % 55,5 idi.Çalışmaya dahil edilen olguların 45'inde steriognosis mevcut idi(%90), 50olgudan 23'ünde VAS'a göre ağrı mevcuttu (%46).50 hastanın 5'inde PAM mesafesi

KolMedyan sinirRetrospektif çalışmalar+6
Coşkuner Kalın
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vertebra korpus kırıklarında kifoplasti uygulamasının klinik sonuçları

Osteoporoz günümüzün ileri yaşta hasta grubunda sıkça karşılaştığımız hastalığıdır. En ciddi sonuçlarından biri vertebra kompresyon kırıklarıdır. Kifoplasti ise bu kırıklar için kullanılan minimal invazif cerrahi tekniktir. Tedavide amaç spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Bu tezde kliniğimizde kifoplasti ile tedavi edilen vertebra kompresyon kırıklarının sonuçları bildirilmiş ve litaratür bilgileri tartışılmıştır. Çalışmada TEMMUZ 2011-HAZİRAN 2013 tarihlari arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji ana bilim dalında vertebra kompresyon kırığı nedeni ile kifoplasti uygulanan 18 hastanın 25 seviyesi incelenmiştir. Hastaların 9(%50) u kadın 9(%50) u erkekti. Yaş ortalamaları 67.5 (52-82) du. Olguların klinik değerlendirilmeleri ADI, ODS, SF-36 kriterlerine göredir. Radyolojik tanıda hastaların vertebral kolon ön-arka ve yan direkt grafileri rutin olarak çekildi. Yine hastalara MRG ve gerek görülen urumlarda BT cekildi. Kifoplasti işlemi yapılan 25 seviyenin dağılımı ; T3 seviyesine 1 (%4), T4 seviyesine 1 (%4), T11 seviyesine 2 (%8), T12 seviyesine 4 (%16), L1 seviyesine 7 (%28), L2 seviyesine 5 (%20), L3 seviyesine 4 (%16), L5 seviyesine 1 (%4) seviye şeklindeydi. Kifoplasti ile hastaların ADI i 9.2 den 2.1 e gerilerken ODS da hastaların hemen hemen hepsinde bel ağrısı kifoplasti işlemi sonrasında hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmamakta, yine SF-36 ya göre de kifoplasti sonrası hastaların günlük yaşam destek aktivitelerinde azalmanın anlamlı derece olduğu görüldü. Hastaların kifoplasti işlemi sonrasında mevcut vertebra korpus yüksekliklerinin ortalamasının da %43 arttığı görüldü. Osteoporotik vertebra kırıklarının tedavisinde kifoplasti minimal invazif bir cerrahi yöntemdir. Bu işlem ile kırık stabilizasyonu, ağrı azaltılması, vertebra duvar restorasyonu, oluşabilecek spinal deformiteyi engelleme, kısa sürede mobilizasyon ve erken normal yaşama dönme sağlayan altın standart minimal invasif bir cerrahi tekniktir.

Kırıklar-kemikOrtopedik cerrahiOsteoporoz+1
Metehan Özen
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut spinal yaralanmanın tedavisinde riluzol, metilprednisolon ve bu iki ilacın kombinasyonunun spinal dekompresyona etkisinin in vivo sıçan modelinde karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda amaç riluzol, MPS ve iki ilacın kombinasyonun akut spinal travma oluşturulmuş bir sıçan modelinde medikal tedavi etkinliğinin elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak belirlenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 59 adet sıçan kontrol, riluzol, MPS ve riluzol + MPS olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Akut spinal travma, sıçanlara laminektomi uygulanıp epidural aralıkta ilerletilen embolektomi kateterinin şişirilmesi yöntemiyle yaratılmış ve denekler 7 gün boyunca izlenmiştir. Medikal tedavi uygulanmış, nöromonitörizasyon ile elektrofizyolojik kayıt yapılmış ve gruplar arası amplitüd–latans değerleri karşılaştırılmıştır. 7 gün sonunda denekler sakrifiye edilmiş ve gruplar arası histopatolojik inceleme ve karşılaştırma yapılmıştır. Bulgular: İstatistiksel olarak deney prosedürünün benzer akut spinal travma yaratması ve deneklerin elektrofizyolojik olarak homojen olması test edilmiştir. Spinal kord hasarı gerçekleştirilmesi sonrası alınan amplitüd ve latans değerlerinin farklılığı açısından anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. İlaç üstünlükleri de karşılaştırılmış ve amplitüd açısından riluzol tedavi grubu amplitüd değerinde en fazla artışı sağlamasına rağmen, hiçbir tedavinin kontrol grubuna göre anlamlı bir iyileşme sağlamadığı görülmüştür. Tedavi gruplarının birbirlerine üstünlüklerine bakıldığında ise riluzol ve riluzol + MPS tedavi gruplarınn, MPS tedavi grubuna göre amplitüdde anlamlı olarak daha fazla iyileşme sağladığı gözlenmiştir. Latans açısından, hiçbir tedavinin kontrol grubuna göre ve birbirlerine göre anlamlı bir iyileşme sağlamadığı görülmüştür. Son olarak histopatolojik inceleme, alınan medulla spinalis kesitlerinde kavitasyon alanı hesabına dayanarak yapılmış ve riluzol tedavi grubunda, kontrol grubuna ve MPS tedavi grubuna göre anlamlı olarak daha az kavitasyon alanı olduğu görülmüştür. Bunlara karşılık MPS ve riluzol + MPS tedavi gruplarının kontrol grubuna göre anlamlı bir fark sağlamadığı gözlenmiştir. Sonuç: Akut spinal yaralanmada klasik MPS tedavisinin fayda göstermediği görülmektedir. Elektrofizyolojik sonuçlara anlamlı düzeyde etki etmemesine rağmen histopatolojik iyileşme olarak riluzolün kendini kanıtladığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Riluzol, Metilprednisolon, Akut spinal yaralanma.

DekompresyonMetilprednizolonRiluzol+3
Cem Önder
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus cismi kaynamama tedavisinde çözüm çift plak ile yapılan tespit midir? Karşılaştırmalı sonuçlar

Bu çalışmada amacımız humerus kaynamamaları tedavisinde uygulanan tek plak osteosentezi ile çift plak osteosentezi yapılan hastaların klinik ve fonksiyonel sonuçlarını karşılaştırmak. 2009-2020 yılları arasında kliniğimizde humerus cismi kaynamama tanısı alan; tek plak ve çift plak osteosentezyapılan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi.Çalışmaya 18 yaşından küçük olanlar,intramedüller çivileme yapılanlar, eksternal fiksatör ile tedavi edilenler, akut veya geçirilmiş enfeksiyonu olanlar, radial sinir hasarı olan hastalar ve verilerine ulaşılamayan hastalar dahil edilmedi. Ortalama takip süreleri 23,6 aydı.Cerrahi tedavi anterolateral veya posterior yaklaşımlar kullanılarak yapılmıştı.Cerrahi yaklaşımda radial sinir bulunup korundu, segment uçları debride ve dekortike edilmişti. Tek plak veya çift plak ile fiksasyon sağlandı. Her hastaya iliak kanattan otojen kemik grefti uygulanmıştı. Tek plak ile osteosentez ile çift plak ile osteosentez yöntemleri kaynama oranları, kaynama süreleri, fonksiyonel sonuçlar ve komplikasyonlar açısından mukayese edildi. Fonksiyonel sonuçlar Quick Disability of shoulder arm and hand scale(QuickDASH), Vizuel Analog Scala(VAS) ve Steawert and Hundley classification ile değerlendirildi. Çalışmaya45 hasta dahil edildi ve 28'ine tek plak uygulaması 17 hastaya ise çift plak ileosteosentezuygulaması yapılmıştı. Kaynama oranlarıtek plak uygulananlarda %89,3, çift plak uygulananlarda %100'dü. Kaynama süreleri ortalamaları tek plak uygulananlarda5,4±1,04 ay, çift plak uygulananlarda ise3,79±1,08 aydı. Her iki gruptada 1'er hastada radial sinir arazı ve 1'er hastada da yüzeyel enfeksiyon görüldü. İki yöntem için kaynama oranları arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. Çift plak ile osteosentez uygulanan grupta kaynama süresi anlamlı daha kısaydı. Fonksiyonel sonuçlar ve komplikasyonlar açısından anlamlı fark yoktu.

Humeral kırıklarHumerusKemik plakları+3
İrfan Açıkgöz
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel aşil tendon yaralanması yapılan sıçanlarda Sildenafil'in (fosfodiesteraz-5 inhibitör) tendon iyileşmesi üzerine etkisi

İnsan vücudundaki en dayanıklı tendon olan aşil tendonu, aynı zamanda en sık yaralanan tendonlardan da birisidir. Sildenafil Sitrat, selektif fosfodiesteraz-5 inhibitörüdür. Etki mekanizmasının sonucu olarak vazodilatasyon, trombosit agregasyonunu inhibe etmek, anjiyogenezi uyarmak ve proanjiyogenik faktör upregulasyonu, apoptozis ve fibroblastların adezyonunu uyarmak ve inflamasyonu azaltmak gibi etkileri vardır. Bu çalışmamızda daha önce literatürde olmayan Sildenafil Sitrat'ın aşil tendonun iyileşmesi üzerine etkisini gösteren bir çalışma yaparak, cerrahi uygulanmış aşil tendonlarına Sildenafil Sİtrat'ın histopatolojik ve biyomekanik etkilerini araştırmayı amaçladık. Ağırlığı 350-400 gram olan, 48 adet Wİstar-albino cinsi sıçan randomize olarak sırasıyla her bir grupta 6 tane olmak üzere Sildenafil Sİtrat verilen çalışma grubu ve salin verilen kontrol grubu olmak üzere gruplara ayrıldı. 48 adet sıçan ketamin ve ksilazin anestezisi altında aşil tendon rüptürü modeli oluşturularak ve yeniden onarılarak Sildenafil verilen grup ve kontrol grubu olmak üzere yirmidörderli 2 gruba ayrıldı. Her bir grup da kendi aralarında dört gruba ayrılarak toplamda sekiz grup oluşturuldu. Tüm deney süresinde sıçanlar altışarlı olarak sekiz ayrı kafeste barındırıldı. Birinci grubun çalışma grubu ve kontrol grubu 1 hafta sonunda sakrifiye edilip aşil tendon numuneleri alındı. Bundan sonra sırasıyla ikinci grup 14 gün, üçüncü grup 21 gün ve dördüncü grup 28 gün sonunda sakrifiye edilerek aşil tendon numuneleri alındı. Alınan aşil tendonları histopatolojik ve biyomekanik olarak incelendi. Çalışmamızda biyomekanik açıdan incelenen aşil tendonlarının ulaştıkları maksimum kuvvetleri haftalara göre değerlendirildi. Grup 1'in Sildenafil Sitrat verilen grubu ile kontrol grubu kıyaslandığında anlamlı farklılık oluşmadığını gördük. Grup 2'nin de çalışma ve kontrol grubu arasında biyomekanik açıdan anlamlı farklılık oluşmadı. Grup 3 yani yirmi bir gün boyunca Sildenafil Sitrat verilen grup ile kontrol grubu oluştukları maksimum kuvvetler açısından değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel anlamlı farklılık oluştuğunu saptadık (p:0,008). Aynı şekilde Grup 4'ün de çalışma grubu ve kontrol grubu kendi aralarında biyomekanik açıdan kıyaslandığında aralarında anlamlı farklılık oluştuğunu gördük (p:0,004). Histopatolojik açıdan aşil tendonunun iyileşmesi değerlendirmek amacı ile neovaskülarizasyon, fibroblastik proliferasyon, fibrosiz ve inflamasyon parametreleri değerlendirildi. Gruplar neovaskülarizasyon açından değerlendirildi istatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğunu gördük (p:0,001). Aynı şekilde gruplar fibroblastik proliferasyon açısından değerlendirdiğimizde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğunu saptadık (p:0,035). Gruplar fibrosiz açısından değerlendirildiğinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılık oluştuğu saptandı (p:0,017). Son olarak gruplar inflamasyon açısından değerlendirildiğinde istatistiksel açıdan anlamlı fark oluştuğu görüldü (p:0,036). Yaptığımız çalışmada; Sildenafil sitratın akut dönemde biyomekanik olarak tendonun mukavemetine etki etmediği fakat ilaç verilen gün sayısı arttıkça biyomekanik olarak tendon iyileşmesini hızlandırdığı ve daha güçlü bir tendon oluşturduğunu söyleyebiliriz. Histopatolojik açıdan ise Sildenafil Sitrat'ın tendon iyileşmesine olumlu yönde etki ettiğini söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Sildenafil, sıçan, aşil tendon, rat, PDE-5

Aşil tendonuFosfodiesteraz inhibitorleriHayvan deneyleri+6
Vahap Kurt
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak tanılı hastaların kanlarındaki bazı oksidan ve antioksidan düzeyleri amputasyon açısından bir risk faktörü müdür?

Diyabet; dünya genelinde görülme sıklığı her geçen gün artan ciddi komorbiditeler ve mortalite ile sonuçlanabilen hiperglisemi ile karakterize bir metabolizma bozukluğudur. Diyabetli hastalar için geliştirilen tedavi modaliteleri ile diyabetli hastaların ortalama yaşam süreleri artmaktadır. Bu durum diyabete bağlı komplikasyonların görülme sıklığını da arttırmaktadır. Bu komplikasyonların gelişiminin önlenmesi ve tedavisinin düzenlenmesinin önemi her geçen gün artmaktadır. Diyabete bağlı gelişen komplikasyonlardan önemli birisi de diyabetik ayaktır. Diyabetik ayak; ayakta farklı seviyelerde diyabetik ayak yaralarından başlayarak sonucunda amputasyona kadar ilerleyebilen bir diyabet komplikasyonudur. Diyabetik ayak nontravmatik alt ekstremite amputasyonlarının en sık nedenidir. Diyabetik ayak tanılı hastaların amputasyona gidişindeki risk faktörlerinin belirlenmesi ve amputasyona gidişin önlenmesi konusunda henüz tatmin edici tedavi yöntemleri geliştirilememiştir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniğine başvurup diyabetik ayak tanısı alan hastalardan kan örnekleri alınmıştır. Hastalardan alınan kan örneklerinden önemli bir antioksidan olan tiyol-disülfit ve oksidan mekanizmanın önemli bir göstergesi olan 8-OHdG düzeyleri çalışılmıştır. Ortalama 9,6(6-16) aylık takip sonucunda amputasyona giden hastalar bu parametreler açısından incelenmiştir. Tiyol-disülfit ve 8-OHdG düzeyleri ölçülerek oksidatif ve antioksidatif mekanizmanın amputasyon açısından risk faktörü olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hastaların yaş, cinsiyet, Wagner seviyesi ile amputasyon arasında ilişki olup olmadığına bakılmıştır. Yaptığımız çalışma sonucunda diyabetik ayak tanılı hastalarda amputasyona gidiş ile 8-OHdG düzeyleri ve tiyol-disülfit düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Amputasyona giden hastaların yaş ortalaması ve Wagner seviyesi gitmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur.Erkek cinsiyette kadınlara göre amputasyon daha fazla görülmüştür. Sonuç olarak antioksidan kapasiteyi değerlendirmek için kullandığımız tiyol-disülfid ve oksidan durumu değerlendirmek için kullanıdığımız 8-OHdG değerleri amputasyon açısından risk faktörü olarak görülmemiştir. Diyabetik ayak tanılı hastalarda amputasyona gidişte oksidatif stres ve antioksidan kapasite arasında ilişki bulunamamıştır.Daha önce tanımlanmış olan nöropati, mikrovasküler bozukluk, kötü glisemik kontrol, yaş, ayak bakımı gibi faktörler amputasyona gidişte daha önemli görünmektedir. Amputasyona gidişi önlemek için bu faktörlerin tedavisi ve hastaların eğitim ve bilinçlendirilmesinin daha faydalı olacağı anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Diyabetik ayak, Amputasyon, Oksidatif stres, Tiyol disülfit, 8-OHdG

8-hidroksi deoksiguanozinAmpütasyonAntioksidanlar+7
Kamil İnce
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radius distal kırığı nedeniyle cerrahi yapılan hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Distal Radius uç kırıkları özellikle yetişkin yaş grubunda üst ekstremitenin sık görülen kırıklardır. Yaş dağılımı olarak 6-10 yaşları ile 60-69 yaşları olmak üzere bimodal dağılım göstermektedir. Bilgisayarlı Tomografi üzerinden ölçülen Hounsfield Unit (HU) ile kemik yoğunluğu arasında korelasyon olduğunu gösteren literatürde birçok çalışma mevcuttur. Çalışmamızın amacı, Radius distal uç kırığı nedeni ile tarafımızca ameliyat edilen hastalarda Hounsfield Unit'in klinik ve radyolojik sonuçlar ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışma 2018-2021 yıllarında kliniğimize başvuran ve Radius distal uç kırığı nedeni ile ameliyat edilen 59 hasta üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) üzerinden Radius distalinde bulunan kırık hattından ayrı ayrı 3 kesit alınarak HU değerleri ölçülüp not edildi. HU skalasına göre <140 kötü, 140-220 orta, >220 iyi olarak değerlendirmeye alınmıştır. Cerrahi sonrası el bileğinin klinik sonuçları Modifiye Mayo El Bilek Skoru ile değerlendirilmiştir. Çalışmamıza katılım kriterlerine uyan 59 hasta dahil edildi. Hounsfield Unit (HU) ile AO sınıflamasına göre A tipi kırık, B tipi kırık ve C tipi kırık paterni istatistiksel olarak değerlendirildiğinde aralarında anlamlı fark oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Kırık kaynama süresi ile yine kırık paterni arasındaki ilişki değerlendirildiğinde kaynama süresinin kırık paterninden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Operasyon sonrası klinik sonuçları değerlendirmek üzere kullanılan Modifiye Mayo El Bilek Skorlaması ile kırık tipleri arasında anlamlı farklılık oluşmamıştır (p>0,05). Ölçülen HU değerleri ile Modifiye Mayo El bilek Skorları ile de anlamlı korelasyon oluşmamıştır (p>0,05). Bunların yanında distal Radius kırıklarına yönelik ölçülen HU değerleri ile kaynama süreleri arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05) (r: -,474). Literatürde birçok çalışmada HU değeri ile DEXA ile ölçülen kemik yoğunlukları arasında benzerlik olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda HU skalasına göre iyi olarak değerlendirilen hastalarda kaynama sürelerinin daha hızlı olduğu görülmüştür. Bunun yanında HU değerlerinin ölçümlerinin pratik olması, maliyetinin düşük olması ve ekstra radyasyon maruziyeti yaratmaması nedeni ile rutin olarak kullanılması önermekteyiz.

Kırıklar-kemikOsteoporozRadius+3
Ali İhsan Alpsoy
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur başı avasküler nekrozunda nötrofil/lenfosit, monosit/lenfosit, platelet/lenfosit oranı prognoza ve evreye etki ediyor mu?

Femur başının avasküler nekrozu (FBAN) femurun proksimaline kan akışının bozulmasına neden olan travmatik veya travmatik olmayan nedenlerle gelişen iskemi ile osteositlerin ölümü nedeniyle gerçekleşen bir osteonekroz türüdür. FBAN'ın kesin patomekanizması henüz belirsizdir. FBAN'a neden olan altta yatan koşullar; vasküleriteyi etkileyen, osteosit mekanizmasını değişmesine sebep olan çevresel ya da genetik faktörleri içerir. En yaygın etyolojik faktörler olarak kortikosteroid tedavisi, alkol, kırıklar ve eklem çıkıkları olarak bilinmektedir. Tedavi edilmeyen FBAN kalça artroplastisi gerektiren sekonder kalça artritine yol açar. Bu nedenle erken evrelerde tanı ve teşhisi konservatif ya da cerrahi tedavi uygulanabilirliği açısından önemlidir. Klinikte tam kan sayımı (CBC) daha ekonomik ve ulaşılabilirliği daha pratiktir. Tam kan sayımı ile bakılan nötrofil, lenfosit, monosit, platelet miktarları ve bunlar arasındaki oranlar son zamanlarda çeşitli enfeksiyöz ve enfeksiyöz olmayan uyaranlara karşı kolay erişilebilir ve güvenilir immün yanıt belirteci olarak hemen hemen tüm tıbbi disiplinlerde kullanılmaktadır. Nötrofil/Lenfosit (NL), Monosit/Lenfosit (ML), Platelet/Lenfosit (PL)oranları genellikle malignite, romatolojik hastalıklar, KOAH ve diğer birçok otoimmün hastalıkta etkilenimleri araştırılmış olmasına rağmen literatürde femur başı avasküler nekrozu ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tez kapsamında amacımız, femur avasküler başı tanılı olgularda NL, ML, PL oranlarının prognoza ve evreye göre etkisini incelemektedir. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesine 2012-2022 yılları arasında başvuran ve çalışma dahil edilme kriterlerine uyan 106 ( 30 kadın; 76 erkek) hasta dahil edildi. Çalışma grubu ile demografik özelliklerce eş bir sağlıklı konrol grubu oluşturuldu.Hastane Bilgi sistemi üzerinden hemogram değerleri, Pelvis X-ray ve MR görüntüleri alındı. Çalışma grubuna dahil olan bireyler Ficat-Arlet sınıflandırılmasına göre Evre I,II ve III olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışma grubu ile kontrol grubu nötrofil, lenfosit, monosit, platelet miktarları ve NL, ML, PL oranları açısından kıyaslandı. Gruplar arası karşılaştırılan Lenfosit, monosit, platelet ortalama değerleri arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). Çalışma ve kontrol grubunun Nötrofil değerleri incelendiğinde ise çalışma grubunda nötrofil değeri 4,94 ± 1,89; kontrol grubunun ise 4,21 ± 1,17 olarak ölçüldü, ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ( p<0.05). Nötrofil/Lenfosit Oranına bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı bir farkın oluştuğu görülmüştür. Nötrofil Lenfosit oranı çalışma grubunda (2,11 ± 0,85), kontrol grubuna (1,75 ± 0,44) göre daha yüksek bulunmuştur. NL oranı ROC analizine göre kesim değeri 2,13 olarak belirlendi (sensivite %47,17 (%95 CI (37,4- 57,1)); Spesifisite=84,91 %95 GA (76,6-91,1)). Cut-off değerinin sensivitesi ve spesifisitesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Ficat-Arlet'e göre oluşturulan gruplar arasında hemogram parametreleri açısından fark yoktu. NL oranı FBAN hakkında bilgi verebilir ancak diğer parametreler yeterli immun yanıt oluşturulmanın yetersizliğinden dolayı, FBAN'da bağımsız bir belirleyici oluşturmada yetersiz olabileceği düşünülmektedir. Standart ve çok boyutlu analize izin veren yöntemlerle daha geniş örneklemli ileri çalışmalar planlanmalıdır.

FemurFemur başıMonosit/lenfosit oranı+4
Alp Yekta Gökalp
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plantar fasiit tedavisinde trombositten zengin plazma (TZP), kuru iğneleme ve kortikosteroid etkinliğinin karşılaştırılması

Plantar fasiit (PF), genellikle plantar fasyanın aşırı yüklenmesi olarak tanımlanır ve yetişkinlerde topuk ağrısının en sık sebebidir. Oluşum mekanizması olarak tekrarlayıcı mikrotravmalar sonucu plantar fasyada oluşan mikro yırtıklarından kaynaklanan inflamatuar bir süreçtir. PF genel olarak her yaş ve cinsiyette görülmesine karşın sedanter yaşamı olan bayanlarda ve özellikle koşu sporu yapan atletlerde daha sık görülmektedir. Plantar fasiit tedavinde non-steroidal anti inflamatuvar ilaçlar, kortikosteroid enjeksiyonları, ortezler ve fizik tedavi modaliteleri sıralanabilir. Bu tez kapsamında amacımız, tanısı konulan plantar fasiit hastalarının tedavi sürecinde kolay ve aynı zamanda ucuz bir metod olan ve manuel yöntemle aldığımız Trombositten zengin plazmanın ağrılar ve fonksiyonel etkilerini belirlemek ve klinikte sıkça kullanılan kortikosteroid enjeksiyonu ve kuru iğne uygulamaları ile üçlü şekilde prospektif olarak karşılaştırmaktır. Kronik plantar fasiit teşhisi alan toplamda 75 adet hasta 3 grup olarak bölündü. TZP grubu olan Grup A' da bulunan hastaların (n=25) antekubital venlerinden kan alınıp manuel olarak elde edilen TZP, tek doz şeklinde uygulandı. Steroid grubu olan Grup B'de bulunan hastalara (n=25), tek doz 40 mg/2ml metilprednizolon uygulandı. Kuru iğneleme grubu olan Grup C' deki hastalara kuru iğneleme yöntemi uygulandı. Her gruba ayrı ayrı olarak sırasıyla tedavi öncesinde, 3. haftada, 3. ayda ve 6. ayda vizuel ağrı skalası (VAS), Amerikan Ortopedik Ayak ve Ayak Bileği Derneği Arka Ayak Klinik Değerlendirme Sistemi (AOFAS) ve Roles ve Maudsley Ağrı Skorlaması (RMS) anketleri uygulanıp çalışmanın sonunda istatistiksel analizleri yapıldı. TZP grubunda ortalama VAS skoru tedavi öncesinde 8,56, 3. haftada 5,24, 3. ayda 3,44 ve 6. ayda ise 1,44'e düşmüştür (p<0,05). TZP grubunda ortalama AOFAS skorları tedavi öncesinde 46,08, 3. haftada 66,1, 3.ayda 74,8 ve 6.ayda ise 87,4'e yükselmiştir (p<0,05). Yine TZP grubunda RMS skorları tedavi öncesinde 3,48, 3. haftada 2,6, 3. ayda 2 ve 6. ayda ise 1,36' ya düşmüştür (p<0,05). Steroid grubunda tedavi öncesi ve 6.ay ortalama VAS skoru 8,64'den 3,92'ye düşmüş, AOFAS skoru 41,6'dan 74,96'ya yükselmiş ve RMS skoru ise 3,48'den 1,84' e düşmüştür (p<0,05). Kuru iğneleme grubunda tedavi öncesi ve 6. ay ortalama VAS skoru 8,64'den 4,60'a düşmüş, AOFAS skoru 42,9'dan 70,28'e yükselmiş ve RMS skoru ise 3,48'den 2,08'e düşmüştür (p<0,05). 3. haftanın sonunda steroid grubunun VAS ve AOFAS skorlarının TZP ve Kİ uygulanan gruplara göre olumlu yönde değişiklikler gösterdiği ve görülen farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). 6 ayın sonunda TZP grubunun VAS, RMS ve AOFAS skorlarındaki değişimin steroid ve Kİ gruplarına göre yüksek olması anlamlı bulunmuştur (p<0,05). 6 ayın sonunda steroid grubu ile Kİ grubu arasında VAS, AOFAS ve RMS skorları yönünden anlamlı farklılık oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Kronik plantar fasiit tedavisinin akut döneminde kortikosteroid uygulaması faydalıdır. Uzun dönem takiplerde TZP uygulamasının steroid ve kuru iğnelemeye görece, yöntem olarak ağrı ve fonksiyon üzerine daha da etkili bulunduğunu söyleyebiliriz.

KetosteroidlerKuru iğnelemePlantar fasiit+2
Çağrı Karabulut
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel uzatma modelleri oluşturularak yapılan ratlarda Z şeklinde (oblik) yapılan osteotomi ile klasik osteotominin histolojik, radyolojik ve klinik olarak incelenmesi

Deneysel Uzatma Modelleri Oluşturularak Yapılan Ratlarda Z Şeklinde(Oblik) Yapılan Osteotomi ile Klasik Osteotominin Histolojik, Radyolojik ve Klinik Olarak İncelenmesi,Tıpta Uzmanlık Tezi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Gaziantep, 2023Distraksiyon osteogenezi, konjenital hastalıklar, travma ve tümörün neden olduğu iskelet deformitelerini ve kusurlarını tedavi etmek için kullanılan değerli bir klinik tekniktir. Distraksiyon sırasında, osteotomi bölgesinde oluşturulan kuvvetler hassas bir şekilde kontrol edilebilir, bu da bu tekniği mekanik stimülasyona biyolojik yanıtların in vivo çalışmaları için çok yararlı kılar. Kallus sertliği, kırık iyileşmesi sürecinde artar ve böylece kallus yoluyla yüklerin iletiminin artmasına izin verir. Kallus miktarı arttıkça yük verme ve normal hayata dönüş kolaylaşır. İyileşme belirteci olarak da kullanılabilinir. Bu nedenle, en fizyolojik eksternal fiksatör veya osteosentez cihazı, daha hızlı kırık kaynaması sağlamak için sertliğini kemik iyileşme durumuna göre ayarlayabilmelidir. Birleşme ilerledikçe, kallusun kendisi kemik fiksatör düzeneğinin sertliğine katkıda bulunur ve yükün bir kısmı kırığın içinden taşınır, böylece yük fiksatör yoluyla azaltılır. Araştırmamızın amacı hem sert hem de dinamik koşullar altında harici olarak sabitlenmiş enine ve oblik osteotomilerde, kallus eksenel sertliğinin gelişimini, histolojik olarak osteotomiler arasındaki gelişme sürelerini incelemekti. Çalışmamız iki ana grup her 2 ana grubun 3 adet alt grup olacaktır. İlk gün sıçanların sağ tibiasından fiksatör yerleştirilerek bir gruba klasik ostetomi diğer gruba oblik osteotomi modeli oluşturduktan sonra 7. Gün tibia uzatmaya başlanacaktır. 7 gün boyunca tibia uzatması düzenli aralıklarla belirlenen miktarda yapılacaktır. Uzatması tamamlanan sıçanlar 2 hafta,4 hafta ve 6 haftalıkkonsolidasyon bekleme sonrasında sıçanlardan klinik görünüm, x ray çekilecek. Konsolidasyon süresi sonrasında sıçanlar sakrifiye edilecektir. Son aşamada sakrifiye edilen sıçanlar histolojik olarak incelenmek üzere uzatma modeli oluşturuan tibia kemiği alınacaktır. Her gruptaki sıçanların distraksiyon bitiminden 2,4 ve 6 hafta sonraki radyolojik görüntüleme sonuçları karşılaştırılarak skorlandı. Grup I, II ve III'deki sıçanların Modifiye Lane ve Sandhu Skorlama Sistemine göre puanlandırıldı. Modifiye Lane Ve Sandhu Radyolojik Skorlaması puanları üzerine süre ve cerrahinin anlamlı etkisi gözlendi. Grup 3 istatiksel olarak grup 2 ve grup 1 den modifiye lane ve sandle radyolojik skorlamasına göre istatiksel olarak anlamlı çıkarken grup 1 ile grup 2 arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark çıkmadı. Modifiye Lane Ve Sandhu Radyolojik Skorlaması puanları üzerinden cerrahi teknik olarak bakıldığında oblik ile düz osteotominin istatiksel olarak bakılıdığında anlamlı bir fark olduğu görüldü. Her gruptaki sıçanlar distraksiyon bitiminden 2 hafta,4 hafta ve 6 hafta sonra Heiple ve ark. tarafından modifiye edilen Lane ve Sandhu histolojik değerlendirme sistemine göre yapıldı. Grup I, grup II ve grup III olarak kendi içinde de süre bazlı olarak kıyaslandı. Gruplar haftalık olarak kendi aralarında değerlendirildiğinde Modifiye Lane ve Sandhu Histolojik Skorlaması açısından istatiksel olarak anlamlı fark vardı. Sıçanlar sakrifiye edilmeden önce tibiları incelendi. Bunlar enfeksiyon varlığı, nekroz, redüksiyon problem, kaynamama ve manipülasyona göre incelendi. Her grup kendi içinde incelendi. Enfeksiyon varlığının farklı zamanlarda Oblik ve düz cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup Ive grup II de istatiksel olarak anlamlı fark yokken grup III te oblik osteotomi ile düz osteotomi arasında anlamlı fark vardı. Yüzeyel nekroz varlığının farklı zamanlarda Oblik ve düz cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup I, grup II ve grup III arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Redüksiyon problemi varlığının farklı zamanlarda oblik ve düz cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup I de istatiksel olarak anlamlı fark varken grup II ve grup III te istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Kaynama durumu varlığının farklı zamanlarda oblik osteotomi ve düz osteotomi cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup I ve grup IIde istatiksel olarak anlamlı fark varken grup III te oblik osteotomi ile düz osteotomi arasında anlamlı fark yoktu. Manipülasyonun cerrahi teknik açısından karşılaştırıldığında oblik osteotomi ile düz osteotomi arasında anlamlı fark vardır. Biz yaptığımız çalışma sonucu sıçan tibia metafizer bölgeden yapılan düz ve oblik osteotomilerin hafta bazlı araştırıldığında oblik osteotominin radyolojik ve histopatolojik açıdan daha iyi kemik iyileşmesini sağladığını gözlemledik. Aynı zamanda makroskobik ve komplikasyonlar açısından değerlendirildiğinde oblik osteotominin daha üstün olduğunu gördük. Sıçan tibia metafizier bölgeden yapılan uzatma modellerinde daha az komplikasyonve daha iyi radyolojik ve histolojik sonuçlar açsısından oblik osteotomi kullanılmasını öneriyoruz.

HistolojiNasırOsteojenez+2
Ahmet Mesut Kayacan
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artmış posterior tibial eğimin 18-30 yaş arası hastalarda görülen menisküs yırtıklarına etkisi

Menisküs yırtıkları, çoğunlukla atletik aktiviteler sırasında gerçekleşen ve ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmaları ile birliktelik gösteren bir durumdur. Genel olarak menisküs yırtıkları için risk faktörleri intrinsik ve ekstrinsik olarak 2'ye ayrılmaktadır. Posterior tibial eğim (PTE) gibi intrinsik anatomik faktörlerin belirlenmesi, şüpheli menisküs yırtığı olan vakalarda ortopedik cerrahlara tanı koyma ve tedavi algoritmasının belirlenmesi aşamasında yardımcı olabilmektedir. Çalışmamızın amacı, menisküs yırtığı nedeni ile artroskopik olarak ameliyat edilen hastalarda ölçülen posterior tibial eğim açısının kontrol grubu ile kıyaslanarak menisküs yırtığına etkisini araştırmaktır. Çalışma 2015-2022 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na diz ağrısı şikayeti ile başvuran 190 hasta üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya Manyetik Rezonans Görüntülemede (MRG) menisküs yırtığı ve ÖÇB yırtığı olmayan bireyler ile menisküs yırtığı tanısı konulan ve artroskopik olarak ameliyat edilen hastalar dahil edildi. Medial menisküs yırtığı olanlar Grup A (n=67), Lateral menisküs yırtığı olanlar Grup B (n=31) ve kontrol grubu ise Grup C (n=92) olarak adlandırıldı. Lateral grafi üzerinden her grubun medial posterior tibial eğim açıları ve lateral posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı ve Receıver Operatıng Characterıstıc (ROC) analizleri yapıldı. Çalışmaya katılım kriterlerini sağlayan 190 hasta üzerinden menisküs yırtıkları ile posterior tibial eğim açısı arasında korelasyon varlığının olup olmadığı araştırılmıştır. Grupların ( Medial menisküs yırtığı olan, Grup A; Lateral menisküs yırtığı olan, Grup B; Normal, Grup C) Medial tibial eğim açısı ile lateral tibial eğim açı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür (p<0,05). Grup A ve Grup B'nin normal gruba kıyasla hem medial tibial eğim açısı hem de lateral tibial eğim açısı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Medial Menisküs yırtığı olan hastalar ile kontrol grubu hastaların medial posterior tibial eğim açısının değerlendirmesinin yapıldığı ROC analizinde; medial posterior tibia eğim açısının cut-off değeri 9,2 olduğu görülmüştür. Sensitivitesi %64,18, spesifitesi ise %80,43'tür (p<0,01). Lateral menisküs yırtığı olan hastaların kontrol grubu ile lateral posterior tibial eğim açısının değerlendirmesinin yapıldığı ROC analizinde; lateral posterior tibial eğim açısının cut-off değeri 9,9, sensitivitesi %58,06, spesifitesi ise %81,52 olarak bulunmuştur (p<0,01). Artmış posterior tibial eğim açısının menisküs yırtık oluşumunda predispozan bir faktör olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte direkt grafi üzerinden ölçülen medial posterior tibial eğim açısının 9,2° üzerinde olması durumunda sensitivitesi düşük fakat spesifitesi yüksek olmak üzere medial menisküs patolojisi yönünde belirteç olarak yön göstermektedir. Aynı şekilde lateral posterior tibial eğim açısının 9,9° üzerinde olması durumunda lateral menisküs patolojisini kuvvetle desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Menisküs Yırtığı, Posterior Tibial Eğim, PTE

MenisküsOrtopediTibia+1
Musa Alperen Bilgin
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotominin posterior tibial eğim açısına etkisi

Eklem kıkırdağı ve subkondral kemik yıkımı ile yapımı arasında ilişkinin bozulması ile meydana gelen hastalığa osteoartrit (OA) denir. Tek kompartman osteoartritine en sık sebepler genel olarak mekanik aks kaynaklı sorunlardır. Varus dizlerde genellikle medial kompartman artrozu görülür ve çizilen mekanik aks eklemin medialinden geçer. Bu problemin çözülmesi için medial kompartmana binen yükü azaltmak ve yük dağılımını eşitlemek için yüksek tibial osteotomi (YTO) tekniği gündeme gelmiştir. Çalışmamızın amacı medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastalar posterior tibial eğim açısının değişimini incelemektir. Çalışma 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ortopedi ve travmatoloji bölüme diz ağrısı nedeni ile başvuran, çekilen direk grafilerde medial kompartmanda varus deformitesi olan, bu nedenle medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan 63 hasta üzerinden gerçekleşmiştir. Lateral grafi üzerinden her grubun posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Medial açık kama osteotomi (MAKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 8,08 ± 3,93 ve Post-op PTEA değeri 9,26 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Buna göre MAKO yapılan hasta grubunda ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası arasında PTEA arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Lateral kapalı kama osteotomi (LKKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 7,75 ± 3,43 ve Post-op PTEA değeri 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur (p>0,05). MAKO yapılan grubun ameliyat sonrası posterior tibial eğim açıları ortalaması 9,26 ± 4,03 iken, Ameliyat sonrası LKKO yapılan grubun PTEA ortalaması 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür p<0,05). Medial açık kama yüksek tibial osteotomi sonrası posterior tibial eğim açısının arttığı görülmüş ve bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası ameliyat öncesi posterior tibial eğim açısı ile ameliyat sonrası eğim açısında fark olduğu ve kapalı kama yüksek tibial osteotomide eğimin azaldığı çalışmamızda gösterilmiş ve literatür ile desteklenmiştir.

Cerrahi işlemler-operatifDizDiz eklemi+4
Alperen Akyıldız
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Unikondiler diz protezinde postoperatif dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkileri

Amaç: Medial kompartman gonartroz tedavisinde unikondiler diz ptotezi (UDP) uyguladığımız hastaların, ameliyat sonrası dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin görülmesi amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmamızda 2011- 2014 yılları arasında UDP uyguladığımız 55 hastadeğerlendirildi. Bu hastaların 6 tanesine aynı seansta bilateral uygulandı. Toplam 61diz çalışmamıza dahil edildi. Hastalarımızın takip süresi ortalama 18.3 (9 – 43) aydır. Hastaların 49'u (%89.1) kadın, 6'i (%10.9) erkekten oluşmaktadır. Hastaların ortalama yaşı 63 (46 – 82)'dür. Hastalarımız ameliyat sonrası dizilimlerine(Mekanik aks) göre üçe ayırılmıştır. Zone 1'den geçenlere 1. Grup, Zone 2'den geçenlere 2. Grup , Zone C'den geçenler ise 3. Grup olarak adlandırılmıştır. Hastaların klinik ve fonksiyonel değerlendirilmeleri ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 9. ayda Diz Cemiyeti(Knee Society) Skorlaması , WOMAC ve VAS skorlarına göre yapılmıştır. İstatiksel sonuçları SPSS 19.0 programı kullanılarak hesaplanmıştır. Bulgular: Her üç grubun yaş dağılımı ve VKİ(Vücut kitle indeks) birbirine benzer bulunmuştur. Diz cemiyeti(Knee socitey) skoruna göre 2. ve 3. gruplar sırasıyla 80, 90, 92.5 bulunmuş ve bu üç gruptaki farklılık statistiksel olarakanlamlı çıkmıştır. WOMAC skalasına göre sırasıyla 1. 2. ve 3. gruplar31.8, 24.9 ve 23.0 bulunmuştur.1. grup ile2. ve 3. gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır(p<0.001). VAS skoruna göre ise 1. 2. ve 3.gruplar sırasıyla 2.0, 1.33 ve 0.89 bulunmuştur. 1. grup ile3. gruparasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.001). Sonuçlar: Medial kompartman gonartrozun tedavisinde, deneyimli ellerde yapılması ve ameliyat öncesi hastanın hassas değerlendirilmesi şartıyla UDP yüksek klinik başarıya sahiptir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi alt ekstremite dizilimin(mekanik aksın) optimum noktaya getirilmesidir. Bu çalışmamız göstermektedir ki; dizilimin diz ekleminin ortasından geçtiği(Zone C) vediz eklemimin hafif medialinden(Zone 2) geçtiği hastalarda, hem diz fonksiyonu hem de hasta memnuniyeti açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diz, Unikoniler diz protezi, Dizilim, WOMAC,

DizDiz proteziHasta memnuniyeti+3
Ahmet Can Erdem
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Basit kemik kistinde lokal steroid enjeksiyonlarının sonuçları

Amaç: Basit kemik kistlerinde kist içine steroid enjeksiyonu basit tedavi seçeneklerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, basit kemik kisti tedavisinde lokal steroid enjeksiyonu sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışma planı: Basit kemik kisti saptanan 17 hasta (11 erkek, 6 kız ; ort. yaş 12.4; dağılım 2-39) iki iğne tekniği kullanılarak kist içine metilprednizolon asetat (MPA) enjeksiyonuyla tedavi edildi. Kist altı olguda humerus proksimaline, iki olguda kalkaneusa (olgulardan biri bilateral), yedi olguda proksimal femura ve iki olguda da tibiaya yerleşmişti. Üç hastada steroid enjeksiyonu öncesinde patolojik kırık oluşmuştu. Patolojik kırığı olan bu üç hastaya metilprednizolon asetat (MPA) enjeksiyonu kırıkları iyileştikten sonra yapıldı. Hastalara sekiz hafta arayla, herbiri 40-160 mg metilprednizolon asetat içeren en fazla dört enjeksiyon uygulandı. Hastalar enjeksiyon sonrasında birinci, üçüncü, altıncı aylarda ve birinci yılda çekilen düz grafiler ile takip edildi. İlk yıldan sonra hastalar yılda bir kez düz grafilerle takibe alındı. Hastaların ortalama takip süresi 22 ay (dağılım 3-48 ay) idi. Kist iyileşmesi Neer sınıflandırmasına göre değerlendirildi. Sonuçlar: Metilprednizolon asetat tedavisi on kistte (%55) tamamen, üç kistte (%17) rezidüel lezyonla iyileşme sağladı. Üç hasta (%17) steroide hiç yanıt vermedi; iki hastada kist tekrarladı (%11). Tamamen veya rezidüel lezyonla iyileşen hastalardaki sonuçlar tatminkar bulunurken (%72), beş hastada (%28) steroid tedavisi başarısız bulundu. Kistin tekrarladığı hastalar küretaj ve greftlemeyle veya küretaj ve sementleme ile tedavi edildi. İşlemle ilgili hiçbir hastada komplikasyon görülmedi. Çıkarımlar: Bulgularımız, basit kemik kistlerinde lokal steroid enjeksiyonunun tatmin edici sonuçlar sağladığını ve agresif tedaviler öncesinde düşük morbiditeli bu tedavinin denenebileceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Kemik kisti/ilaç tedavisi; enjeksiyon, intralezyonal; metilprednizolon/terapötik kullanım; steroid/terapötik kullanım.

EnjeksiyonlarKemik hastalıklarıKemik kistleri+5
Vahdet Uçan
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça protez enfeksiyonlarında teikoplanin ve gentamisinli spacer kombinasyonu kullanımı sonrası kısa dönem sonuçlarımız

AMAÇ: Çalışmamızda; kliniğimizde tedavisi yapılan kalça protez enfeksiyonlarında teikoplanin ve gentamisinli spacer kombinasyonu uygulamasının kısa dönem sonuçlarını sunmayı amaçladık. MATERYAL-METOD: Çalışmamızda; periprostetik eklem enfeksiyonu(PEE) nedeniyle iki aşamalı revizyon tedavisi planlanıp, kliniğimizde tedavisi yapılan 38 hasta incelenmiştir. Enfeksiyonun eradikasyonu açısından değerlendirilen bu hastaların; eradikasyon sonrası bir seneden daha fazla süre geçenleri çalışmaya dahil edilmiştir. Şubat 2011 – Kasım 2015 tarihleri arasında takibi yapılan bu hastalara teikoplanin ve gentamisinli spacer uygulanıp, Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ile koordineli bir şekilde intravenöz antibiyoterapi yapılmıştır. Ayrıca bu hastalar yaş, cinsiyet, taraf, enfeksiyonun tipi, laboratuvar parametreleri, enfeksiyondan sorumlu mikroorganizma, spacerli yaşam süresi, intravenöz antibiyoterapi süresi, ameliyat sonrası komplikasyonlar ve takip sürelerine göre kategorize edilerek incelenmiştir. Çalışmaya klinik takipten çıkan, tedavinin devamı sırasında yaşamını yitiren ve enfeksiyon eradikasyonu sonrası bir seneden daha az süre geçen hastalar dahil edilmemiştir. BULGULAR: PEE tanısı konulduğunda preoperatif olarak tüm hastaların 11 tanesinde parsiyel kalça protezi(PP), 19 tanesinde total kalça protezi(TKP), 8 tanesinde revizyon total kalça protezi(RTKP) mevcuttu. 3 hasta klinik takibe gelmediğinden, 4 hasta spacer uygulaması sonrası antibiyoterapi döneminde ex olduğundan, 14 hasta da enfeksiyonun eradikasyonu sonrası bir seneden daha az süre geçtiğinden çalışmadan çıkarılmıştır. Eradikasyon sonrası bir seneden daha fazla süre geçen 17 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bu hastaların 3 tanesinde parsiyel kalça protezi(PP), 8 tanesinde total kalça protezi(TKP), 6 tanesinde revizyon total kalça protezi(RTKP) mevcuttu. Hastaların yaş ortalaması 65,94 (min.25-maks.89), ortalama takip süresi 952 gündü (min.365gün-max.1684 gün). Bu hastaların 4 tanesini erkek, 13 tanesini kadın hastalar oluşturmaktadır. Hastaların 8 tanesinin sağ kalçasında PEE tanımlanmışken, 9 tanesinin sol kalçasında PEE tanımlanmıştır. Yine hastaların 9 tanesinin cerrahi bölgesinde fistül-trakt varlığı gözlemlenirken, 8 tanesinde fistül-trakt olmadığı görülmüştür. Tüm hastaların PEE tipi Tsukuyama sınıflamasına göre belirlenmiştir. Buna göre hastaların hiçbirinde tip 1 enfeksiyon yoktu, 9'unda tip 2, 6'sında tip 3, 2'sinde tip 4 enfeksiyon saptanmıştır. Çalışmanın sonlandırıldığı tarih göz önüne alındığında; çalışmaya dahil edilen hastaların hiçbirinde enfeksiyon nüksü görülmemiştir. Bunlardan 11 tanesine revizyon kalça artroplastisi, 3 tanesine Girdlstone protokolü uygulanmıştır. 3 hasta ise enfeksiyon eradike edildiği halde kalça revizyon artroplastisini reddetmiş ve halen spacer ile yaşamını sürdürmektedir. TARTIŞMA-SONUÇ: Kalça protez enfeksiyonu nedeniyle kliniğimizde tedavi gören hastalarda, son literatürlerin ışığında Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ile koordineli bir biçimde yürütülen çalışmalar sonucu bir seneden daha uzun takip edilen hastalar için kısa dönem başarı oranımız %100'dür.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarCerrahi yara enfeksiyonu+6
Necdet Demir
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

18 aydan büyük gelişimsel kalça displazili hastaların kapalı redüksiyon ile tedavisinin sonuçları

Amaç: Bu çalışmada kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçı ile tedavi edilen 18 aydan büyük gelişimsel kalça displazili hastaların klinik ve radyolojik sonuçları incelenip, tekniğin başarısını etkileyen nedenlerin tartışılması amaçlandı. Hastalar ve Yöntemler: Mart 2011 ve Haziran 2014 tarihleri arasinda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 18 aydan büyük kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçı uygulaması ile tedavi edilmiş gelişimsel kalça displazili 2'si erkek, 11'i kız 13 hastanın 20 kalçası değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 4'ünde sağ, 2'sinde sol ve 7'sinde bilateral tutulum mevcuttu. Tedavi başlandığında hastaların ortalama yaşları 19,4 ay ve ortalama takip süresi 27,7 ay idi. Hastaların redüksiyon öncesi radyolojik değerlendirmeleri için direkt grafilerde Tönnis tarafindan tanımlanan yer degiştirme derecesi, Hilgenreiner metodu ile asetabular indeks ölçümü, asetabular açı ve femur boyun cisim açıları ölçüldü. Hastaların redüksiyon sonrası değerlendirmelerinde ise son kontrol tarihinde yapılan poliklinik muayenesi ve radyolojik olarak Hilgenreiner metodu ile asetabular indeks ölçümü, asetabular açı, Wiberg'in CE açısı ve femur boyun cisim açısı kullanıldı. Radyolojik sonuçları değerlendirmek için Tönnis'in normal toplum değerlerinin standart sapma değerlerine göre oluşturduğu tablodan yararlanıldı. Bulgular: Tönnis yer değiştirme kriterine göre redüksiyon öncesi 20 kalçanın pelvis AP grafisi değerlendirildi. Kalçaların 2'si Tönnis tip 1, 6'sı Tönnis tip 2, 7'si Tönnis tip 3 ve 5'i Tönnis tip 4 idi. Takip süresince 20 kalçadan 8'inde (%40) tedavinin yetersizliğine bağlı sekonder displazi gelişmesi nedeniyle ilk kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçılamadan ortalama 5,2 ay sonra asetabular osteotomi uygulandı. 12 kalçada (%60) ise stabil redüksiyon sağlandığı düşünüldü ve ek bir cerrahi girişim ihtiyacına gerek duyulmadan kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçılama yapıldı. Tek taraflı GKD'si olan hastaların çıkık kalça ile sağlam olan tarafı karşılaştırıldığında; çıkık kalçada sağlam kalçaya göre redüksiyon öncesi ve redüksiyon sonrası AI değerlerinin yüksek çıktığı gözlemlendi. Sağlam kalçalarda redüksiyon öncesi ortalama AI değeri 27,75 derece iken en son takip grafilerinde ortalama AI değeri 18,75 derece idi. Çıkık kalçalarda ise redüksiyon öncesi ortalama AI değeri 39,25 derece iken en son takip grafilerinde ortalama AI değeri 22,5 olarak bulundu. Sonuçlar: Bu çalışmanın takip süresi boyunca elde edilen veriler ışığında radyolojik ölçümler de göz önünde bulundurularak 18 ay ve üzeri hastalarda kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçı uygulaması tercih edilebilecek yöntemlerden biri değildir. Ayrıca bu hastalarda tedaviye başlanıldığı anda Tönnis'e göre displazi derecesinin yüksek olduğu kalçalarda hem displazi açısından hem de ikincil cerrahi işlemlerin gerekliliği açısından dikkatli olmak gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel kalça displazisi, 18 ay üzeri, kapalı redüksiyon, pelvipedal alçı

Şafak Sayar
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlı çok parçalı proksimal humerus kırıklarında uygulanan ters omuz artroplastisi ve hemiartroplasti sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Yaşlı proksimal humerus kırıklarının hemiartroplasti (HA) ile tedavisi sonrası tüberkül kaynama sorunları ya da rotator manşet yırtığı nedeniyle fonksiyonel kısıtlılık görülebilmektedir, bu nedenle son yıllarda ters omuz artroplastisi (TOA) uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmamızda yaşlı çok parçalı proksimal humerus kırıklarında uygulanan HA ve TOA sonuçlarının karşılaştırılmasını amaçladık. Hastalar ve Yöntemler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine 2011-2015 yılları arasında başvuran ve üç-dört parçalı, kapalı, patolojik olmayan proksimal humerus kırığı olan 60 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi. Yirmi beş hastaya HA, 33 hastaya ise TOA uygulandı. Neer sınıflandırmasına göre HA yapılan grupta 11 hastada tip 3, 14 hastada tip 4 kırık vardı. TOA yapılan grupta ise yedi hastada tip 3, 26 hastada tip dört kırık vardı. Hastalara ameliyat öncesi ve sonrası direkt grafiler ile gerekli görülenlere bilgisayarlı tomografi çekildi. Hastalar ameliyat sonrası kontrollerinde Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları (ASES), Kol, Omuz ve El Sakatlıkları (DASH) ve Constant skorları, aktif ve pasif hareket açıklıkları ve kuvvet ölçümleriyle değerlendirildi ve sonuçlar birbiriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı HA yapılan grupta 66 (60-85), TOA yapılan grupta ise 73 (60-83)'tü. Sırasıyla, ortalama ASES skoru 44,6 ve 70 (p=0,06), Constant skoru 24 ve 49 (p=0,013), DASH skoru 62,5 ve 44 (p=0,126)'tü. Ortalama aktif aduksiyon 50° ve 90° (p=0,001), fleksiyon 70° ve 120° (p=0,002), dış rotasyon 30° ve 50° (p=0,210) olarak ölçüldü. Sonuçlar: Çalışmamızın sonuçlarına göre, yaşlı üç ve dört parçalı proksimal humerus kırıklarının tedavisinde TOA, HA'ye göre anlamlı ölçüde daha iyi fonksiyonel sonuçlar vermektedir. Çalışmamızın ilerleyen dönemde, proksimal humerus kırıklarında uygulanan TOA'nin uzun dönem sonuçlarını inceleyen çalışmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Humerus üst uç kırıkları, hemiartroplasti, ters omuz artroplastisi

Suat Batar
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibial tüberkül osteotomisinde üç farklı tespit yönteminin biyomekanik olarak karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada dana tibialarında tibial tüberkül osteotomisi sonrası kanüllü vida, serklaj ve sirküler kablo ile tespit yöntemlerinin biyomekanik olarak kıyaslanması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışma amacı ile 24 adet dana dizi kullanıldı. Alınan örnekler kemik mineral yoğunluğu(BMD) ölçümü sonrası homojen eşit sayıda üç gruba bölündü. Ardından tüm örneklere standart düz tibial tüberkül osteotomisi yapıldı. Tespit amacı ile grup 1 de iki adet 6,5 mm'lik kanüllü vida, grup 2 de üç adet kablo (cable), ve grup 3 te ise üç adet serklaj teli kullanıldı. Örnekler patellar tendon ile osteotomi hattı arasındaki açı 0 derece olacak şekilde test cihazına yerleştirildi ve dinamik siklik yüklenme sonrası statik yüklenme ile failure gerçekleştirildi. Sonuçlar: Üç grupta da siklik yüklenme boyunca failure görülmemiştir. Statik yüklenme sonuçlarına göre kanüllü vida ile tespitin anlamlı derecede daha stabil fiksasyon sağladığı görülmüştür. Tartışma: Tibial tüberkül osteotomisi sonrası tespit yetersizliğine bağlı komplikasyonlardan kaçınılması amacı ile biz tespitte öncelikli olarak kanüllü vidanın kullanılmasını uygun olmayan vakalarda ise kablo (cable) ile tespiti öneriyoruz. Anahtar Kelimeler: Tibial tüberkül osteotomisi, kanüllü vida, kablo, serklaj.

Tunay Erden
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst ve alt ekstremite benign kemik tümörlerinde çimento üzerine demineralize kemik matriksi uygulaması kısa dönem sonuçlarımız

AMAÇ: Benign kemik tümörleri tedavisinde küretaj sonrası sementleme üzerine DBM (Demineralize Bone Matriks) uygulamasının etkinliğini incelemektir. MATERYAL-METOD: Çalışmamıza şubat 2010-2014 arasında ekstremite benign kemik tümörü tanısı konulup kliniğimizde küretaj ve sementleme sonrası sement üzerine DBM uygulanan ve en az 1 sene takip edilen 32 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş, cinsiyet, tümör lokalizasyonu, tarafı, histopatolojik tanısı, Enneking evresi, tümör büyüklüğü, tümöre ulaşılmak için açılan kemik kapağın boyutu, profilaktik fiksasyon kullanımının varlığı, ameliyat sonrası işe dönüş zamanı, MSTS fonksiyonel skoru, varsa tümör nüksü ve ameliyattan 1 sene sonra çekilen BT'de DBM'nin kemik gelişme stimülasyonu açısından etkisi not edildi. Verinin normal dağılım gösterip göstermediği Shapiro-Wilk testi, Normal dağılmayan sürekli veri için ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis Testi, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Mann-Whitney testi, normal dağılmayan değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman Korrelasyon katsayısı ile incelendi. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hastaların %19'unda basit kemik kisti, %44'ünde enkondrom, %3'ünde anevrizmal kemik kisti, %3'ünde fibröz displazi, %9'unda NOF, %3'ünde kondroblastom, %19'unda dev hücreli kemik tümörü mevcuttu. Hastaların 23'üne profilaktik fiksasyon yapılmazken, 9'u plak ile stabilize edildi. Çalışmaya katılan hastaların medyan tümör hacmi 17,2cm3 (2,8-139,6) ,Tümöre ulaşılmak için açılan kapağın medyan alanı 8,3cm2 (1,6-28,4), Medyan postoperatif MSTS skoru 84,5 (66-97) bulundu. 1. seneki çekilen BT'de medyan olarak kemik oluşumu Evre 2(%25-50) ve 10 hastada kapağın tamamına yakın kemik oluşumu (Evre 4) saptandı. Profilaktik fiksasyon kullanımı ile fonksiyonel sonuçlar (p<0.001) anlamlı olarak daha kötü bulundu ve fiksasyon kullanımı ile kapak büyüklüğü arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptandı (p=0.013). Yaş ile yeni kemik oluşumu açısından düşük düzeyde negatif yönde korrelasyon, (p:0.046, r:-0.356) işe dönüş zamanı ile fonksiyonel skorlar arasında orta düzeyde negatif yönde korrelasyon(p:0.004, r:-0.498), kapak büyüklüğü ile fonksiyonel skorlar arasında orta düzeyde negatif yönde korrelasyon saptandı (p:0.001, r:-0,577). Komplikasyon olarak sadece 1 tane dev hücreli kemik tümörü hastasında nüks oluştu. TARTIŞMA-SONUÇ: Kemik tümörlerinde küretaj sonrası sement üzerine DBM uygulanması efektif ve biyolojik bir tedavi metodudur. Bu metot araştırılmaya açık olup, kontrollü çalışmalarla desteklenerek histolojik olarak da değerlendirilmesinin gelecekteki tümör tedavi yöntemlerine ışık tutacağı kanaatindeyiz.

Mehmet Anıl Pulatkan
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan anterior omuz instabilitesinde uygulanan latarjet ameliyatında korakoid greftinin yerleşimi ve osteolizisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlara etkisi

Çalışmanın amacı; Açık ve artroskopik Latarjet cerrahisi uygulanan hastalarda greftin glenoid kenarına mediolateral ve superioinferior yerleşiminin ve greft lizisin fonksiyonel sonuç etkisini değerlendirmek. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 01.12.2009 ile 31.01.15 tarihleri arasında 15'i açık (grup A) ve 33'u artroskopik (grup B) Latarjet prosedürü uygulanan 48 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların klinik değerlendirmede her iki omuzun öne fleksiyon, dış rotasyon ve iç rotasyon hareket açıklığı ve her iki omuz dış rotasyon ve iç rotasyon kas gücü, Rowe, WOSİ ve VAS skorları kaydedildi. Preop ve Postop BT görüntüleri değerlendirilerek preop defekt büyüklüğü, greftin mediolateral ve superioinferior yerleşimi, vidanın yönelimi ve postop greft lizisi değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 29,5 yıl (alt- üst) olarak bulundu. Ortalama takip süresi 30,5 ay (grup A 40,8 ay (12-62), grup B 25,9 ay (13-50)). Superioinferior greft yerleşimi için en-face görüntüde greftin konumu saat yöntemi ile ortalama greft yerleşimi 01:55:00 ile 04:49:00 arasında olduğu görülmüştür (grup A 02:05:00- 04:55:00, grup B 01:51:00 04:47:00). Greftin mediolateral yerleşiminde Grup A'de çok medial yerleşim görülmemişken grup B'de %6,1 çok medial yerleşim izlendi. Diğer yandan grup A'da %13,3lateral yerleşim varken grup B' de %9,1 olarak izlenmiştir. α açısı olarak ölçülen vidanın medial tilti grup B'de 19,2° ± 9,4 iken grup A'da 11° ± 8,3 olarak ölçüldü(p=0,004). Ortalama osteoliz oranı %30,2 iken Grup B %34,3 (±21,3) ve grup A %21,3 (±23,3) (p=0,087). Fonksiyonel değerlendirmede sağlam taraf ile internal rotasyon farkı grup B'de 14,4°, grup A'da 8,7° olarak bulunmuştur(p0,044). WOSİ skoru grup A 31,9, grup B 21,3 olarak bulunuldu (p=0,017). Komplikasyon oranları grup A: %12,12 iken grup B: %13,3 olarak değerlendirildi. Tüm hastalar ele alındığında lizis miktarı Gerber indeksi (rs=0,336-p=0,019) ve defekt yüzdesi ilişkili bulunuldu. Anterior omuz instabilitesi cerrahi tedavisinde hem açık hem artroskopik Latarjet cerrahisi sonrasında iyi fonksiyonel sonuçlar elde edilmektedir. Greftin mediolateral ve superioinferior konumlandırılmasının fonksiyonel sonuçlara etkisi gösterilememiştir. Greft lizis miktarı, fonksiyonel sonuçlar ve rekürrens gelişimi ile ilişkili bulunmasa da persistan apprehension pozitifliği ile ilişkili bulunmuştur.

OmuzOmuz ağrısıOmuz eklemi+1
Jotyar Alı
Bezmialem Vakıf University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Modifiye stoppa yaklaşımıyla cerrahi tedavi edilen asetabulum kırıklarının fonksiyonel ve radyolojik sonuçları

Amaç: Kliniğimizde Modifiye Stoppa yaklaşımı ile opere edilen asetabulum kırıklarının fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: 2012-2020 yılları arasında asetabulum kırığı nedeniyle kliniğimize başvurup, Modifiye Stoppa yaklaşımıyla cerrahi tedavisi gerçekleştirilen ve en az 1 yıl takibi olan 40 hasta bu çalışmaya dâhil edildi. Kayıtlar, yaş, cinsiyet, travma oluşum şekli, kırık tipi, eşlik eden yaralanma, ameliyata kadar geçen süre, ameliyat süresi, perioperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu, komplikasyonlar ve takip süresi açısından retrospektif olarak gözden geçirildi. Ameliyat sonrası redüksiyon kalitesi ve son kontrollerdeki radyolojik sonuçlar, Matta kriterlerine göre değerlendirildi. Fonksiyonel değerlendirme için hastaların son kontrollerinde Harris Kalça Skoru, Merle d'Aubigne skoru ve Kısa Form 12 skoru uygulandı. Opere edilen taraf kalça eklem hareket açıklıkları ölçülerek kaydedildi. Bulgular: Ortalama yaş 37,4±16,3 yıl (14-69) ve ortalama takip süresi 32,6±23,9 ay (12-102) idi. Hastaların 24'ü erkek, 16'sı kadın idi. Travma oluşumundan operasyona kadar geçen süre ortalama 4,5±2,9 gündü (1-10). Yaralanma mekanizması, 22 hastada motorlu araç kazası, 14 hastada yüksekten düşme ve 4 hastada basit düşme idi. Judet-Letournel sınıflamasına göre 8 hastada anterior duvar, 8 hastada anterior kolon, 4 hastada transvers, 7 hastada anterior kolon+posterior hemitransvers, 10 hastada her iki kolon, 2 hastada transvers+posterior duvar ve 1 hastada T tipi kırık olduğu görüldü. Matta'nın redüksiyon kalitesi kriterlerine göre 30 hastada anatomik, 6 hastada kabul edilebilir ve 4 hastada kötü redüksiyon vardı. Matta'nın radyolojik evrelemesine göre radyografik sonuçlar 23 hastada mükemmel, 10 hastada iyi, 3 hastada orta, 4 hastada kötüydü. Elementer kırıklarda radyolojik evre, kompleks kırıklardan anlamlı derecede daha iyiydi. (p=0,02) Merle d'Aubigné Kalça Skoru 17 hastada mükemmel, 19 hastada iyi, 3 hastada orta ve 1 hastada kötüydü. Matta Redüksiyon Kriterlerine göre Anatomik redüksiyon sağlanan vakaların Merle D'aubigne Skoru ortalamaları, Kabul edilebilir veya Kötü redüksiyon sağlanan vakaların ortalamalarından anlamlı derecede daha yüksekti. (p=0.036) Harris Kalça Skoru 22 hastada mükemmel, 15 hastada iyi, 2 hastada orta, 1 hastada kötüydü. 2 hastada intraoperatif iliak ven yaralanması, 1 hastada postop yüzeyel enfeksiyon, 2 hastanın takiplerinde kasık fıtığı geliştiği saptandı. Sonuç: Bu çalışmanın verileri, modifiye Stoppa yaklaşımının, birçok karmaşık asetabulum kırığı için, tatmin edici radyolojik ve fonksiyonel sonuçlarla birlikte, başarılı bir yaklaşım olduğunu göstermektedir.

AsetabulumCerrahiKırıklar-kemik+2
Ahmet Huzeyfe Çetin
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyluk yumuşak doku sarkomlarında cerrahi sınırın lokal nüks ve sağkalıma etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı hem en sık görülen yer olması hem de homojen bir grup üzerinden değerlendirebilmek adına uyluk yerleşimli yumuşak doku sarkomlarında ne kadar cerrahi sınırın yeterli olduğunu öğrenmektir. Gereç ve yöntem:Tanımlayıcı ve retrospektif çalışma niteliğindedir. Çalışma, 2007 ile 2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniğine başvuran ve yapılan tetkikleri sonucunda uyluk bölgesi yumuşak doku sarkomu tanısı koyulmuş ve opere edilmiş hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Belirtilen tarihler arasında 75 hastaya ulaşıldı. Çalışmanın dışlama kriterleri sonrasında 55 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ve cinsiyeti kaydedildi. Hastaların cerrahi öncesinde hesaplanan "Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA)" skoru analizlere dahil edildi. Tümörün tarafı ve hesaplanan tümör volümü kaydedildi. "Amerikan Kanser Komitesi (AJCC) evrelemesine göre tümörün evresi belirlendi. Hastaların patoloji raporlarında belirtilen tümör histolojileri değerlendirildi. Bunlara ek olarak hastalarda uygulanan cerrahinin tipi, cerrahi süresi, hastaların takip süresi, perioperatif dönemde aldıkları kemoterapi ve radyoterapi tedavileri, cerrahi sonrası nüks, metastaz ve mortalite gibi prognostik belirteçler çalışmada değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamızda uyluk bölgesi yumuşak doku sarkomlarında cerrahi sınırı negatif olduğunda, cerrahi sınırı 1 mm ve altı olanlar ile, 1 mm üzeri olanlar arasında nüks, metastaz ve mortalite açısından anlamlı farklılık olmadığı izlendi. Bulgularımız uyluk bölgesi yumuşak doku sarkomlarında negatif cerrahi sınır varlığında cerrahi marjinlerin prognostik etkisinin azaldığına ve negatif cerrahi sınır varlığında rezeksiyon sınırının klinik açıdan daha az önemli olduğuna işaret etmekteydi. Uyluk bölgesi yumuşak doku sarkomlarında negatif cerrahi sınır varlığında dahi nüks (%14,5), metastaz (%38,2) ve mortalite oranları (%36,4) yüksektir. Özellikle yüksek evre yumuşak doku sarkomlarında ve yaşlı hastalarda prognoz daha kötüdür.

CerrahiFemurNeoplazmlar+4
Kanan Mırızada
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur boyun kırığı olan yaşlı hastaların tedavisinde uygulanan çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Yaşlanan nüfusun ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, osteoporoz nedeniyle 55 yaş üstü hastalarda kalça kırıklarına sıklıkla rastlanmaktadır.[1] 2050 yılında dünya genelinde 6.3 milyon femur boyun kırığı olgusunun görüleceği tahmin edilmektedir. [2] Hemiartroplasti, yaşlı hastalarda femur boyun kırıklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır .[3] Ancak bu işlem sırasında femoral stem fiksasyonunda kemik çimentosu kullanımı konusunda net bir fikir birliği yoktur. Çalışmamızın amacı ileri yaş femur boyun kırığı nedeniyle çimentolu ve çimentosuz parsiyel protez tedavisi uygulanan hastaların sonuçlarını geriye dönük ( retrospektif ) olarak karşılaştırmaktır. Yöntemler: Bu retrospektif çalışmada, femur boyun kırığı nedeniyle çimentolu ve ya çimentosuz bipolar hemiartroplasti tedavisi uygulanan 529 hastanın verilerini karşılaştırtık.En az 1 yıllık takibi olan 60 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi.529 hastadan 353 hastaya çimentolu, 176 hastaya çimentosuz bipolar hemiartroplasti tedavisi uygulanmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, ASA skoru gibi demografik bilgileri , Spotorno indeksi, ameliyat süresi, anestezi yöntemleri not edildi.Proteze bağlı ve proteze bağlı olmayan komplikasyonlar,bir yıllık mortalite oranı , revizyon yapılan operasyonlar kaydedildi.Çalışmamızda postoperatif dönem sonrası en az 1 yıllık takip süresi olan (115 hasta) hastaların fonksiyonel skorları (Harris, Womac, Oxford kalça skorları ) değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda hemiartroplasti ile tedavi edilen 529 hasta incelendi. Bu hastalardan 353'ü (%66,7) çimentolu grubta , 176'sı (%33,3) çimentosuz grupta idi. Toplam 529 hastanın 187 'si (%35,3) erkek, 342 si (%64,7) kadındı. Çimentolu gruptakı bayan hastaların sayısı daha fazlaydı.İstatiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,009). 529 hastadan 206 hasta (%38,9) 1 yılı tamamlamadan vefat etmişler. Bu hastalardan 146'sı ( %41,4 ) çimentolu grubunda, 60 'ı (%34,1) ise çimentosuz grubundakı hastalardı .Çimentolu grubun mortalite oranı %41,4 ,çimentosuz grubun mortalite oranı %34,1 idi. Vefat eden 206 hastanın %70,9'u çimentolu, %29,1'i çimentosuz grupda idi.Bir yıllık mortalite açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0.64). Periprostetik kırık, periprostetik enfeksiyon, dislokasyon ,tekrari operasyon gibi proteze bağlı komplikasyonlarda istatiksel olarak anlamlı fark görülmedi.Derin ven trombozu, miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli gibi komplikasyonlarda da istatiksel anlamlı farklılık görülmedi.Postoperatif transfüzyon gereksinimleri çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti ile tedavi edilen hastalar arasında önemli ölçüde farklılık gösterdi.529 hastamızdan 221(%41,8) hastamıza kan transfüzyonu yapılmıştır. Bunlardan 158 (%44,8) hasta çimentolu , 63 (%35,8 ) hasta çimentosuz grupta idi. Gruplar arasında istatiksel olarak fark vardı (p=0,03). Çimentolu hemiartroplasti yapılan hastaların diğer grupla kıyasla daha fazla kan transfüzyonu ihtiyacı olmuştur. Kalça Harris skoru, kalça Womac skoru, kalça Oxford skoru sonuçlarında gruplar arasında istatistik anlamlı farklılık görülmedi (p=0,514). Sonuçlar: Çalışmamızda ,çimentolu grupta daha fazla kan transfüzyonu ihtiyacı olduğunu gördük. 1 yıllık mortalite oranı açısından gruplar arasında fark yoktu.Periprostetik kırık, periprostetik enfeksiyon ,dislokasyon , revizyon cerrahisi gibi protezle ilgili komplikasyonlarda anlamlı fark görülmedi. En az 1 yıllık takip süresi olan hastaların fonksiyonel skorları karşılaştırıldığında gruplar arasında fark yoktu.Miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli, derin ven trombozu hastalıkları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Bu çalışmada , çimentolu ve çimentosuz hemiartroplasti implantları arasındaki sonuçların çoğunlukla eşdeğer olduğunu gösterdik.Femur boyun kırıklarında tedavi yönteminin karar verilmesinde hastanın yaşı, kırığın şekli, kemiğin kalitesi, hastada mevcut diğer ek patolojilerin varlığı gibi birçok faktör rol oynamaktadır.

ArtroplastiFemoral kırıklarFemur boynu kırıkları+4
Aghamazahır Aghazada
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik rotator manşet yırtıklarında tünel içi tamir ve anatomik primer tamir sonuçlarının biyomekanik ve histolojik olarak karşılaştırılması - deneysel hayvan modeli

Amaç: Bu çalışmanın amacı kronik retrakte tam kat rotator manşet yırtıklarında tünel içi tamir ile anatomik primer tamiri biyomekanik ve histolojik olarak karşılaştırmaktır. Materyal&Metod: 36 adet Yeni Zelanda tavşanının toplam 72 omuz eklemi kullanıldı. Omuz eklemi üzerinden yapılan bir kesi ile girildi. Deltoid kası split olarak geçirildi. Subskapularis tendonu kemik tutunma yerinden tamamen kaldırıldı. Tendon güdüğünün iyileşmesini ve çevre dokulara yapışmasını önlemek için tendon penröz dren ile sarılarak 2 ay beklendi. 2 ay sonra sol omuzlar primer olarak 2.0 PDS sütürlerle anatomik insersiyona onarıldı. Sağ omuzlarda, küçük tüberküle açılan kemik tünel içerisine 2.0 PDS sütur kullanılarak tamir yapıldı. Onarım sonrası 4., 8. ve 12. haftalarda 12 tavşan (sol omuz: Grup I, sağ omuz: Grup II) sakrifiye edildi. Her sakrifikasyonda 6 tavşan biyomekanik, 6 tavşan histolojik deneyler için kullanıldı. Bulgular: Biyomekanik deneylerde Grup-I'de maksimum kopma kuvveti 4.haftada 133N (95-142), 8.haftada 106N (91-122), 12.haftada 100N (64-130) olarak kaydedildi. Grup-II'de maksimum kopma kuvveti 4.haftada 123N (93-137), 8.haftada 98N (84-118), 12.haftada 112N (93-121) olarak kaydedildi. Grup-I'de sertlik 4.haftada 3.7N/mm (2.4-4), 8.haftada 4.2N/mm (3.4-4.9), 12.haftada 2.6N/mm (1.8-2.8) olarak kaydedildi. Grup-II'de sertlik 4.haftada 3.7N/mm (1.9-4.2), 8.haftada 4.4N/mm (3.5-5.2), 12.haftada 4.5N/mm (3.8-4.8) olarak kaydedildi. Grup-I ve Grup-II karşılaştırıldığında, sadece 12. haftada 2. grupta sertlik anlamlı olarak daha yüksek bulundu.(p=0.025) Grup-I ve Grup-II grup içi karşılaştırıldığında, anlamlı fark sadece 1. grupta 8. ve 12. hafta sakrifikasyonlarında sertlik değerlerinde bulundu.(p=0.002) Histolojik incelemede Grup-I'de tendon matürite skoru 4.haftada 17 (12-23), 8.haftada 19 (16-21), 12.haftada 25 (24-27) olarak kaydedildi. Grup-II'de ise 4.haftada 18 (18-21) , 8.haftada 18 (17-20), 12.haftada 21 (16-22) olarak kaydedildi. 12.hafta sakrifikasyon grubunda Grup-I'deki tendon matürite skoru, Grup-II'ye göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.004). Sonuç: Tünel içi tamir ve primer anatomik tamir rotator manşet cerrahisinde tercih edilebilecek iki başarılı tekniktir. Çalışmamızın biyomekanik sonuçlarına göre primer anatomik onarım ile tünel içi onarım arasında tendonun sağlamlığı ve dayanıklılığı açısından fark yoktur. Tendon matüritesi değerlendirildiğinde ise primer anatomik onarım grubu histolojik olarak üstündür.

Muzaffer Ağır
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başarısız kalça çivilemesi sonrası yapılan kalça artroplastilerinde uzun femoral protez seçimi gerekli midir? Biyomekanik çalışma

Amaç: İnstabil intertrokanterik kırık (İTK) tedavisinde kullanılan proksimal kalça çivisinin (PKÇ) başarısız olması sonucunda artroplastiye dönüşüm gerekebilmektedir. Çalışmamızın amacı PKÇ sonrası artroplastiye dönüşümde distal kilitleme vida deliği defektini iki korteks uzunluğunda geçen çimentolu ve çimentosuz femoral stemler ile defektin proksimalinde sonlanan çimentosuz femoral stemlerin periprostetik kırık riski açısından biyomekanik olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: AO A2.1 instabil İTK kırık modeli oluşturulmuş 15 adet osteoporotik sentetik femur modeli 3 eşit gruba (Grup I: Çimentolu, vida deliğini geçen stem; grup II: çimentosuz, standart stem ve grup III: çimentosuz, uzun stem) ayrıldı. Modellerin tümüne standart PKÇ uygulandıktan sonra implantların tamamı çıkarıldı ve femoral stemler uygulandı. Tüm modellere, aksiyel (15 N - 350 N; 10000 siklus) ve rotasyonel (0,5 Nm - 10 Nm; 10000 siklus) yükler uygulandıktan sonra aksiyel yetersizlik yüklenmesi (15 mm/dk) uygulandı. Aksiyel ve rotasyonel düzeneklerde, modellerin siklik yüklenme öncesi ve sonrası dayanıklılıkları (stiffness) ve modellerde yetersizlik oluşturan kuvvetler (failure load) hesaplanarak gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Modellerin siklik rotasyon ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3903 (3430–4247) Nmm/°, grup II'de 3392 (2487–3586) Nmm/°, grup III'te 3512 (3295–3884) Nmm/° olarak bulundu. Gruplar arasında ilk 1000 siklus başlangıç sertlikleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p= 0,208). Son sertlik (10.000 siklus) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3817 (3699–4459) Nmm/°, grup II'de 3408 (2963–3546) Nmm/°, grup III'te 3476 (3246-3806) Nmm/° olarak bulundu. Grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,09). Grup I ile grup III arasında (p=0,104) ve grup II ile grup III arasında (p=0,322) anlamlı bir fark bulunamamıştır. Modellerin siklik aksiyel yüklenme ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 930 (864–1034) N/mm, grup II'de 739 (682–807) N/mm, grup III'te 930 (902–1033) N/mm olarak bulundu. Grup I ile grup II arasında, grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Son sertlik (10.000 siklus sonrası) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 956 (927–1074) N/mm, grup II'de 775 (701–830) N/mm, grup III'te 919 (910–1050) N/mm olarak bulundu. Grup I ile II arasında, grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Modellerin aksiyel yüklenme sonrası ortalama aksiyel yetersizlik yüklenmesi (failure load) medyanları (Q1-Q3) grup I'de 5537 (5229 – 5857) N, grup II'de 4101 (3938 – 4195) N, grup III'te 4851 (4432 – 5752) N olarak bulundu. Grup I ile II arasında grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,002). Grup II ile III arasında grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,024). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,437). Sonuç: Osteoporotik, instabil intertrokanterik kırıklar için yapılan proksimal kalça çivisi sonrası kalça artroplastisine dönmek gerektiğinde, çimentolu veya çimentosuz tespit yapmanın, rekonstrüksiyonun dayanıklılığını anlamlı derecede değiştirmediği ancak femoral stemin uzunluğunun, çıkartılan çivinin distal kilitleme vidasını iki korteks kadar uzunlukta geçecek şekilde belirlenmesinin periprostetik kırık riskini azaltacağını göstermektedir.

ArtroplastiBiyomekanikKalça eklemi+3
Okan Tezgel
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator manşet yırtığı tedavisinde tam artroskopik ve artroskopi yardımlı mini açık teknikle yapılan tamir sonuçlarımız ve bu iki tekniğin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda ; rotator manşet yırtığı tedavisinde günümüzde, dünyada ve ülkemizde en sık kullanılan iki yöntem olan artroskopik tamir ve artroskopik yardımlı mini açık teknikle yapılan tamirinin sonuçlarının hasta sağlığı ve ülke ekonomisine yansımaları açısından değerlendirmeyi amaçladık. Materyal metot: 2008-2010 Yılları arasında polikliniğimize omuz şikayetleri ile başvuran ve yapılan incelemeler sonrası değişik derecelerde rotator manşet yırtığı tespit ettiğimiz 42 hastanın 42 omuzu çalışmaya dahil edildi. Hastalar rutin olarak ameliyat öncesi ve sonrası manyetik rezonans görüntüleme,supraspınatus çıkış grafisi ve Constant omuz skorlama sistemi ile değerlendirildi. Sonuçlar: Artroskopik tedavi yapılan 20 hastanın ameliyat öncesi Constant skoru ortalaması 57.35 iken ameliyat sonrası bu değer 71.5 bulunmuştur. Bu grupta ameliyat süresi ortalama 102.6 dakika olarak bulunurken , hastaneden taburcu olma süresi 1.27 gün olarak bulundu Artroskopik yardımlı mini açık teknikle ameliyat edilen 22 hastanın ameliyat öncesi Constant skor ortalaması 54.86 iken ameliyat sonrası Constant skorlaması 77.181 olarak bulunmuştur. Ameliyat süresi ortalama 82.68 dakika bulunurken hastaneden taburcu olma süresi ortalama olarak 1.94 gün olarak bulundu. Çıkarımlar: Mini açık teknikle yapılan tamirin klinik ve fonksiyonel sonuçlarını, tatmin edici bulduk. Deltoid kas disfonksiyonu açısından artroskopik teknikle kıyalandığında anlamlı bir fark gösterilemedi. Artroskopik tekniği kolaylaştıran ekipmanların gelişmesi, cerrahların eğitim eğrisinin ilerlemesi ve tekniğin zaman içerisinde daha ucuz bir maliyete ulaşması artroskopik cerrahi tedavinin gelecekte rotator manşet yırtığı tedavisinde ağırlığını daha da arttıracağını düşünmekteyiz.

Süleyman Semih Dedeoğlu
Bezmialem Vakıf University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radius alt uç eklem içi kırıklarında artroskopi yardımlı osteosentez

Amaç: Radius alt uç eklem içi kırıklarında, anatomik eklem restorasyonu amacıyla, kırık redüksiyonu artroskopi yardımıyla fluoroskopi kontrolünde yapılarak, eşlik eden eklem içi patolojilerinin sıklığı ve şiddeti araştırılıp, prospektif olarak olguların sonuçları değerlendirildi. Yöntemler: Distal radius eklem içi kırığı olup, redüksiyon sağlanamayan veya instabil kırığı olan on iki erişkin hasta çalışmaya alındı. Eksternal fiksatör ile distraksiyon sağlandı. Eklem yüzeyi artroskopik gözlem altında restore edildikten sonra fluoroskopi kontrolünde K-telleri ile stabilize edildi ve eksternal fiksatör kilitlendi. Klinik değerlendirmelerde DASH (disabilty arm shoulder hand) anketi, Gartland&Werley skorunun Sarmiento modifikasyonu (GWSM) ve Mayo modifiye el bileği skoru (MWSM) kullanıldı. Bulgular: Altı hastada TFCC (triangular fibrokartilaj kompleksi) yırtığı (%50), beşinde SLIL (skafolunat interosseoz ligament) lezyonu (%41,6) saptandı. TFCC yırtığı olan hastaların dördünde (%66) skafolunat bağ lezyonuda vardı. Takip süresi ortalama 1,5 yıl (16-23 ay) olan hastaların son radyografilerinde radiusta dorsal açılanma, uzunluk veya radial açılanma kaybı olmadığı saptandı. DASH skoru ortalama 6,1 (0-15,4) bulundu. GWSM'na göre üç hastada iyi sonuç, dokuz hastada mükemmel sonuç saptandı. MWSM'na göre dört hastada iyi, sekiz hastada mükemmel sonuç alındı. Sonuç: Distal radius eklem içi kırıklarında osteosentez fluoroskopi kontrolünde artroskopi yardımı ile yapıldığında, radiusun eklem yüzeyinin anatomik restorasyonu sağlanabilir. Aynı zamanda eklem içi bağ yaralanmalarının ve kondral lezyonların tespit edilip, gereğinde debridman veya tamiriyle ileride oluşabilecek komplikasyonlardan artroskopisi yardımlı cerrahi ile kaçınılabilir

Bilek eklemiRadius kırıkları
Erdem Özden
Bezmialem Vakıf University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zoledronik asidin cerrahi osteosentez yapılan intertrokanterik femur kırıklarında mortalite ve iyileşme üzerine etkisi

AMAÇ: Çalışmamızda Zoledronik asitin osteoporoz tedavisindeki etkinliğini ve intertrokanterik kırık cerrahisi sonrasındaki etkilerini araştırmayı amaçladık. MATERYAL-METOD: Cerrahi olarak tedavi ettiğimiz 65 yaş üstü intertrokanterik femur kırığı olan hastaları 1 yıl boyunca randomize, prospektif olarak izledik. Kemik mineral yoğunluğu ölçümü sonrasında hastalarımızı iki gruba ayırdık; post-operatif 5 mg/yıl iv zoledronik asit verilen 56 (%49) hasta ile 58 (%51) hastalık kontrol grubu. Bir yıllık mortalite ile birlikte, Harris Kalça skoru ve Merle d?Aubigne kalça skoru ile fonksiyonel sonuçlar değerlendirildi. Ayrıca yaş, cinsiyet, taraf, ek hastalık, ameliyata alınma zamanı, anestezi tipi, yapılan ameliyat, ameliyat sonrası komplikasyonlar ve takip sürelerine göre kategorize edilerek incelendi. Çalışmaya ikiden fazla komorbidite yaratacak ek hastalığı olanlar dahil edilmedi. BULGULAR: Hastaların 70 (%61,4)?i kadın, 44 (%38,6)?sı erkek ve ortalama yaşı 78,56 (65-93) idi. Evans-Jensen sınıflamasına göre 24 hasta( %21,1) Tip 2, 28 hasta (%24,6) Tip 3, 16 hasta (%14) Tip 4 ve 46 hasta (%40,4) Tip 5 kırık olarak değerlendirildi. 38 hastaya(% 33,3) DHS, 76 hastaya (%66,7) PFN uygulandı. Zoledronik asit verilen hastaların post-operatif T skorlarında kontrol grubuna göre anlamlı artış izlendi (p<0,001). Zoledronik asit grubunda mortalite %14,3 iken kontrol grubunda %34,5 olup anlamlı olarak fazlaydı (p=0,012). Her iki skorlama sistemine göre Zoledronik asit yapılan grupta anlamlı olarak daha iyi fonksiyonel sonuçlar elde edildi (Harris Kalça skoru için p=0,025 ve Merle d?Aubigne kalça skoru için p= 0,020). TARTIŞMA-SONUÇ: Osteoporotik 65 yaş üstü intertrokanterik femur kırığı cerrahi tedavisi sonrası Zoledronik asit kullanımı, mortaliteyi azaltan, fonksiyonel sonuçları iyileştiren yılda tek doz kullanımı ile yan etkileri az olan güvenilir bir tedavi modalitesidir.

OsteoporozZoledronik asit
Ömer Cengiz
Bezmialem Vakıf University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntertrokanterik femur kırığı nedeniyle osteosentez ve hemiartroplasti yapılan hastalarda fonksiyonel sonuçların karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda intertrokanterik femur kırığı nedeniyle osteosentez ve hemiartroplasti yapılan 65 yaş üstü hastaların fonksiyonel sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem: 2006-2011 yılları arasında Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji A.D'nda ve 2009-2001 yılları arasında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde intertrokanterik femur kırığı nedeniyle kayıcı kalça vidası veya proksimal femoral çivi ile osteosentez ve hemiartroplasti yapılan 20'şer kişilik toplam 60 hasta inceleme kapsamına alındı. Hastalar retrospektif olarak incelendi. Demografik özellikleri ortaya kondu, muayeneleri ile beraber fonksiyonel skorlamaları yapıldı ve radyolojik incelemeleri tamamlandı. Fonksiyonel düzeyler Haris, Merle d'Aubigne ve SF-36 skorlarıyla belirlendi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak incelendi. Her üç grup arasında fonksiyonel sonuçlar kıyaslandı. Fonksiyonel sonuçlarla demografik özelliklerin arasında ilişki olup olmadığı araştırıldı. İstatistik çalışmada ANOVA, ki-kare ve nonparametrik korelasyon testleri kullanıldı.Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 75,9 idi (35 kadın , 25 erkek). Ortalama takip süresi 21,4 ay olarak belirlendi. Harris kalça skorları ortalaması kayıcı kalça vidası yapılan grupta 66,07 proksimal femoral çivi yapılan grupta 74,73 ve hemiartroplasti yapılan grupta ise 64,45 olarak hesapladı. Merle d'Aubigne skorları ortalaması sırasıyla (12,15), (2,90), (12,30) idi. SF-36 skorları ortalaması ise sırasıyla (pcs: 34,81, mcs: 43,95), (40,46/42,87), (37,26/40,33) idi. Gruplar arasında Harris, Merle d'Aubigne ve SF-36 skorları karşılaştırıldı, anlamlı farklılıklar saptanmadı. Ancak proksimal femoral çivi yapılan grupta skorların daha iyi olduğu görüldü. Ayrıca kayıcı kalça vidası yapılan grupta yaş ile Harris kalça skoru arasında negatif ilişki bulundu. Kemik kalitesi, kırığın tipi ve stabilitesi, takip süreleriyle fonksiyonel sonuçlar arasında anlamlı ilişki bulunmadı.Tartışma ve Sonuç: Günümüzde intertrokanterik femur kırıklarında komplikasyonları nedeniyle konservatif tedavilerden uzaklaşılmış cerrahi tedavi esas alınmıştır. Literatürde cerrahi seçeneklerin birbirlerine üstünlüklerini gösteren birçok çalışma vardır. Bununla birlikte uzun dönem fonksiyonel sonuçların benzer olduğunu gösteren çalışmalar çoğunluktadır. Çalışmamızdaki hasta gruplarında fonksiyonel sonuçların ülke ortalamalarının altında kaldığını ancak genel literatüre uygun şekilde sonuçlar arasında anlamlı farklılık olmadığını saptadık. Cerrahi tercihi yaparken hastanın yaş, ek hastalıklar, önceki fonksiyonel durum ve sosyoekonomik durumunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Güncel fonksiyonel skorlamalara yürüme analizinin de eklenmesinin gelecekte planlanacak randomize prospektif çalışmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz.

Ayhan Erzincanlı
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bazoservikal femur boyun kırıklarında proksimal femoral çivi, dinamik kalça vidası, monolateral eksternal fiksatör ve kanüllü vida ile tespitin biyomekanik olarak karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bazoservikal femur boyun kırığı modelinde proksimal femoral çivi, dinamik kalça vidası, monolateral eksternal fiksatör ve kanüllü vidanın tespit dayanıklılığını karşılaştırmaktı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada PFN, üç delikli DHS, EF ve üçgen konfigürasyonlu üç kanüllü vida ile tespit yapılarak dört grup oluşturuldu ve her grupta sekizer kompozit proksimal femur yapay kemik modeli kullanıldı. 70? açılı osteotomi yapılarak Pauwels Tip 3 bazoservikal femur boyun kırığı modeli oluşturuldu. Her piyes için 100 N kuvvet ile ön yükleme yapıldı. Orta hattan 16? açıyla 100 N ? 1000 N kuvvetle 3 Hz'de 10000 devir ile siklik yükleme yapıldı. 10 mm/dk hızla piyesler kırılana dek aksiyel yükleme uygulandı. Kırılma yükü, kırılma paterni ve kırılma yükünde deplasman miktarı not edildi.Bulgular: Ortalama kırılma yükü PFN grubunda 2182,5±377,9 N, DHS grubunda 2008,75±278,4 N, EF grubunda 1941,25±171,6 N, ve CS grubunda 1551,6±236,2 N'du. Ortalama deplasman değerleri sırasıyla 15,6±4,5 mm, 15,5±6,7 mm, 11,7±1,9 mm ve15±1,7 mm olarak not edildi. Tespit dayanıklılığı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. CS grubundaki tüm piyesler siklik yüklemeyi tamamlayamayarak kırıldı. Sonuç: Elde ettiğimiz veriler bazoservikal femur boyun kırığı modelinde PFN, DHS ve EF'nin CS'ye göre daha iyi tespit dayanıklılığına sahip olduğunu göstermiştir. PFN, DHS ve EF arasında tespit dayanıklılığı açısından anlamlı fark bulunamadıysa da, PFN'nin daha yüksek kırılma yüklerine çıktığı, DHS ve EF'ye kıyasla biyomekanik yararları olduğu gözlenmiştir.

Yunus İmren
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ön çapraz bağ anteromedial ve posterolateral bandlarının fleksiyon ve ekstansiyondaki uzunluk farkları (Kadavra çalışması)

Amaç: Çalışmamızda ön çapraz bağın AM ve PL bandlarının fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunluklarını ölçmeyi ve istatistiksel olarak incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumunda 10 kadavranın hem sağ hem de sol dizi olmak üzere toplam 20 kadavra dizi üzerinde çalışıldı. 10 kadavranın hepsi erkekti (%100). Diz anterior longitudinal insizyonla girildi. Cilt, cilt altı geçildikten sonra medial parapatellar insizyonla diz eklemine ulaşıldı. Ön çapraz bağ AM ve PL bandlarınının fleksiyon ve ekstansiyondaki uzunlukları milimetrik fleksibl cetvel kullanılarak ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistiksel çalışmada wilcoxon testi kullanıldı.Bulgular: Ortalama yaş 46.5'tu (32-62). AM ve PL bandların fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunlukları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Ön çapraz bağın AM ve PL bandlarının boyları fleksiyon ve ekstansiyonda istatistiksel olarak anlamlı olarak değişmektedir. ÖÇB'nin AM ve PL bandlarının fleksiyon ve ekstansiyon esnasında oluşan uzunluk farkları birbirleri arasında incelendiğinde ise anlamlı fark saptanmadı (z=0,085, p=0,932).Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda AM ve PL bandların fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunlukları istatistiksel olarak anlamlı değiştiği görüldü. Tek bant yöntemi ile yapılan ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunda ön çapraz bağın sadece anteromedial bandı rekonstrükte edilir. Çift bant tekniğinde ise ön çapraz bağın hem anteromedial hem de posterolateral bandları rekonstrükte edilmektedir. Çift bant tekniği ile yapılan ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun ön çapraz bağ fonksiyonel anatomisine daha fazla uyacağını ve stabiliteye daha fazla katkı sağlayacağını düşünüyoruz. AM ve PL bandlar farklı fleksiyon derecelerinde farklı davranış sergilerler ve uzunluklarında farklılıklar meydana gelir. Ön çapraz bağ yaralanması olan hastalarda ön çapraz bağ rekonstrüksiyon tekniği belirlenirken bu bilgilerin göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Ön çapraz bağ, anteromedial bant, posterolateral bant, uzunluk farkları.

DizDiz eklemiDiz yaralanmaları+2
Tahsin Çayır
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus üst uç kırıklarında konservatif tedavi seçeneklerinin klinik ve radyolojik olarak karşılaştırılması. Prospektif ve randomize kontrollü çalışma

Amaç: Proksimal humerus kırığında(PHK), konservatif tedavinin yeri gün geçtikçe artmaktadır. Buna rağmen konservatif tedavinin protokolü literatürde net değildir. Protokollerden birisi olan immobilizasyonun şekli konusu literatürde araştırılmamış, önemli bir konudur. Çalışmamızda amaç ise; kolun değişen rotasyonlarında tespit sağlayan 3 farklı omuz kol askısı çeşidinin, radyolojik ve fonksiyonel sonuçlara etkisini, prospektif randomize olarak araştırmaktır. Hastalar ve Yöntemler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Ortopedi Birimi'ne Aralık 2020-Mart 2022 tarihleri arasında başvuran ve konservatif tedavi kararı verilen PHK hastalarına, daha önce yapılan randomizasyona göre 3 farklı omuz askısı türünden biri verilerek, bir yıl prospektif olarak takip edildi. Hastalar yaralanma sonrası 1.yıl kontrolünde; Görece Omuz Değeri (SSV), Visual Analog Skala (VAS), Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları (ASES), Kol, Omuz ve El Sakatlıkları (DASH), Constant Skorlarına, eklem hareket açıklık derecelerine ve radyolojik sonuçlarına göre değerlendirildi. Bu sonuçlar, her biri farklı askı türü ile tedavi edilmiş 3 grup arasında istatistiksel olarak analiz edildi. Toplam 120 hasta ile başlanan çalışma, verileri eksiksiz toplanabilen 105 hasta ile tamamlandı. Bulgular: Velpau bandaj verilen Grup A'da 34 hasta, normal omuz kol askısı verilen Grup B'de 39 hasta, yastıklı omuz kol askısı verilen Grup C'de ise 32 hastanın verileri incelendi. Tüm hastalar için ortalama yaş 60.6 ± 15.9 yıldı ve hastaların 67'si (%63,8) kadındı. Grup A,B ve C arasında yapılan analizde; gruplar arasında Neer Sınıflaması'na ve yaşa göre homojen bir dağılım olduğu tespit edildi. Gruplar arasında; SSV,VAS,ASES,DASH Skorları ve eklem hareket açıklık dereceleri açısından anlamlı fark bulunamadı. Radyolojik olarak yapılan değerlendirmede de, 120 hastamızdan 5'inde (%4,1) kaynamama, 105 hastamızın 24'ünde (%22,9) yanlış kaynama görüldü. Kaynamama görülen 5 hasta, sonuç analizine alınmadı. Yanlış kaynama görülen hastaların gruplar arası dağılımında, istatistiksel anlamlı fark bulunamadı. Sonuçlar: Çalışmamızın sonucuna göre; konservatif tedavide kullanılan kol askısı tipi, hastaların fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarınını etkilememektedir. Konservatif tedavi edilecek PHK'larda askı tipi seçilirken, hasta konforu ve maliyete göre karar verilebilir. Standart tedavi protokollerinin geliştirilebilmesi için konservatif tedavinin her bir parametresi; iyi planlanmış, yüksek kaliteli çalışmalarla araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Humerus üst uç kırıkları, konservatif tedavi, omuz kol askısı

Humeral kırıklarHumerusKonservatif tedavi+4
Murat Sarıkaş
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elit futbol oyuncularda pandemi sonrası yeniden spora dönüşte hamstring ve quadriceps kas gruplarının fonksiyonel durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Covid-19 pandemisi profesyonel ve amatör çoğu spor branşında antrenman ve müsabakaları durdurmuştur. Bu çalışmanın amacı oyuncularında pandemi sonrası spora dönüş aşamasındaki elit futbol oyuncularında hamstring/quadriceps kas gruplarının fonksiyonel durumunun değerlendirilmesidir. Yöntem: Pandemi sonrasında spora dönüş yapan altyapı futbolcuları (U19) spora dönüş öncesinde ve sezon öncesi hazırlık dönemi değerlendirildi. Çalışma Bezmialem sporcu sağlığı merkezi ve Beşiktaş Futbol Akademisinde yürütüldü. Pandemi sürecinde minimum 6,5 ay (ortalama;12,5 ay (6,5-15 ay) spordan uzak kalan 22 elit akademi oyuncusu değerlendirildi. İzokinetik test ile pik tork (PT) değerleri 60˚/s 4 tekrar ve 180˚/s 15 tekrar olacak Dominant (D) ve non-dominant (ND) şekilde ölçüldü. Ölçümler esnasında eş zamanlı olarak yüzeyel-Elektromiyografi (y-EMG (Neurocess)) cihazı ile non-invazif olarak hasmtring (H) ve quadriceps (Q) kas gruplarının kontraksiyon büyüklükleri ve bilateral asimetri indeksleri değerlendirildi. İstatistiksel analizler için SPSS 25 programı kullanıldı. Niceliksel verilerin değerlendirilmesinde Student t testi kullanıldı. Yüzeyel EMG kontraksiyon büyüklükleri ile izokinetik test ilişkisi Pearson korelasyon testi ile tespit edildi. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: PTNDH 60˚/s ve PTNDH 60˚/sn arasında anlamlı fark tespit edildi (p<0,01). PTDQ 60˚/sn ve PTDH 60˚/sn s-EMG maksimum kontraksiyon büyüklükleri arasında r=.65, PTDQ 180˚/sn ve PTNDQ 180˚/sn ile s-EMG maksimum kontraksiyonları arasında r=.62 ilişki tespit edildi. Pandemi sonrasında sezon öncesi ortalama bilateral asimetri indexi s-EMG ile hamstring gurubu için % 33,8 ve quadriceps için %25,6 olarak ölçüldü. Çıkarımlar: Dominant ve non-dominant kas gruplarında s-EMG ile izokinetik test korelasyonu maksimum kuvvet- pik tork ilişkisi için orta seviyede korelasyona sahiptir. Bilateral asimetri indeksleri hasmtirng ve quadriceps kas grupları için sezon başı yaralanma açısından riskli olarak değerlendirilmiştir.

EMGHamstring tendonlarıKuadriceps femoris
Göksel Dikmen
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın futbolcularda yere iniş hata puanlama sistemi (İHPS) ve alt ekstremitenin üç boyutlu (3D) hareket analizi

Amaç: Sporcuların alt ekstremite dizilmlerinin ve dinamiklerinin bağ yaralanmalarında önem arz ettiği bilinmektedir. Voleybolcularda dinamik inceleme ve temassız (çarpışma veya kontakt olmadan) bağ yaralanması ilişkisi araştırılmıştır. Ancak diğer spor dallarında, özellikle kadın futbolcularda bağ yaralanmaları yaygın olmasına rağmen zıplama dinamiklerinin kantitatif olarak incelendiği ve bağ yaralanması ile ilişkisinin araştırıldığı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, sıçrama sonrası yere iniş hatası puanlama sistemi (İHPS) ve üç boyutlu (3D) hareket analizinin entegrasyonu yoluyla kadın futbolcularda temassız ön çapraz bağ yaralanmalarının önlenmesi ve iniş mekaniği hakkında daha detaylı bilgi elde etmektir. Yöntem: 28 profesyonel kadın futbolcu (yaş 18-30 yıl) çalışmaya dahil edildi. Sporcuların İHPS puanıları iki kere 30 cm yüksekliğindeki bloktan aşağı zıplama ve ardından düşülen noktada gerçekleştirilen 2. zıplama ile hesaplandı. İHPS puanlarına göre futbolcular iyi zıplayan (5 ve daha düşük puan alanlar) ve kötü zıplayanlar (6 ve daha yüksek puan alanlar) olarak ikiye ayrıldı. Sıçramalar sırasında futbolcuların hareketleri 3D hareket analiz sistemi ile değerlendirildi, alt ekstremite eklemlerindeki hareket dereceleri ölçüldü. Zıplamalar esnasında yerde oluşan kuvvetler ölçülerek her bir ekleme binen yük hesaplandı. İyi zıplayan ve kötü zıplayan grupların eklem hareketleri ve eklemlerine binen yükler istatistiksel yöntemler kullanılarak kıyaslandı. Bulgular: Gruplar arasında yaş, futbol oynama süresi, baskın ayak, vücut kitle endeksi açısından anlamlı fark bulunmadı. İyi zıplayan grupta İHPS skoru anlamlı daha düşüktü (4.4±0.8 ve 8.1±1.2, p<0.<001). İHPS skoru hesaplanmasında değerlendiriciler arası güvenirlik yüksek bulundu (Kappa = 0.848) İyi zıplayan grupta maksimum dikey yer reaksiyon kuvveti ve ilk temasta ayak bileği ve diz kuvveti anlamlı daha düşüktü (Sırasıyla 17.3±3.8N ve 20.9±2.6N, p=0.006, 2.8±0.8N ve 4.5±1.2N, p<0.001, 7.5±0.8N ve 8.8±1.0N p=0.001). Gruplar arasında ilk temasta kalça kuvvetleri arasında fark yoktu. Açı ölçümlerine bakıldığında, ilk temasta diz ve kalça fleksiyon açı derecesi iyi zıplayan grupta anlamlı daha yüksekti (Sırasıyla 58.0±11.3 ve 16.5±10.6 p<0.001 ve 53.4±10.3 ve 31.5±10.5 p<0.001). İyi zıplayan grupta dizin ilk temastaki koronal plan diziliminin ortalam değerinin 2.9 derece varustaydı kötü zıplayan grupta koronal dizilim anlamlı farklı ve 5.2 derece valgusta izlendi (2.9±8.6 ve -5.2±7.4 p=0.013)Her iki grupta ilk temasta kalça abdüksiyon açısı ve ayak bileği inversiyon açısı benzerdi. Sonuç: İHPS skorlarına göre kadın futbolcular iyi zıplayan ve kötü zıplayan olarak ikiye ayrıldığında, gruplar arasındaki en önemli farkların özellikle iniş anında yer ile ilk temasta kalça ve diz fleksiyonlarının iyi zıplayanlarda kötü zıplayanlara göre artmış olması ve maksimum dikey reaksiyon, ayak bileği ve diz kuvvetinin daha az olmasıydı. Gruplar arasında dize doğrudan binen kuvvetler iyi zıplayanlarda anlamlı daha düşüktü ve dizin bulunduğu fleksiyon açısının ve kalça fleksiyon açısının yüksek olmasının kuvveti daha iyi absorbe etmeyi sağladığı düşünüldü. Açı ölçümlerinde dizin iyi zıplayanlarda koronal plan diziliminde varus açılarda olduğu, kötü zıplayan grupta ise valgus açıda olduğu görüldü. Bununla birlikte kalça abdüksiyonu pozisyonunda farklılık yokru. Bu çalışmada İHPS skoru yüksek olan kötü zıplama mekaniğine sahip sporcularda ÖÇB yaralanmasının bilinen risk faktörleri olan, ekstansiyon ve valgustaki dize yüksek yüklerin bindiği 3D hareket analizi ile gösterildi. İHPS skoru yüksek olan sporculara yönelik ÖÇB yaralanma riskini azaltmak için zıplama eğitimlerinde, 3D hareket analizi ile kalça ve diz fleksiyon derecelerinin arttırılması ve dizin koronal plandaki diziliminin optimize edilmesi ile iniş mekaniklerinin düzeltilmesi araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: ön çapraz bağ, kadın, futbolcu, zıplama, analiz

Edip Yılmaz
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Elit futbolcularda baş üstü uzun ve kısa top fırlatmada omuz kas gruplarının performans analizinin değerlendirilmesi

Amaç: Futbol müsabakası iki takımdan on birer oyuncu ile oynanan spordur. Dikdörtgen şeklindeki sahadan topun uzun kenardan dışarı çıkmasıyla taç atışı kullanılarak oyuna tekrar başlanır. Etkili uzun ve kısa mesafe atış yetenekleri, üst ekstremite kaslarının yanında, atışla uyumlu el bileğinin hız ve kuvvet oluşturabilmesinin sağlanmasını gerektirir. Farklı atış teknikleri elektromiyografik aktiviteyi değiştirip yorgunluğa neden olabilir bu nedenle kas gruplarının yorgunluk seviyeleri hakkında veri toplamak önemli faydalar sağlayabilir. Yöntem: Tanımlayıcı istatistikler, yaş, kilo, boy, vücut kitle indeksi (BMI) ve profesyonel oyun yılları için ortalama ve standart sapmalar (SD) dahil olmak üzere profesyonel futbolcuların demografik özelliklerini özetlemek için kullanıldı. Hakim tarafın oyuncular arasındaki dağılımını tanımlamak için frekanslar ve yüzdeler kullanıldı. Kısa ve uzun taç atışı ölçümleri sırasında aynı anda olarak yüzeyel-Elektromiyografi (y-EMG (Neurocess) ) makinesi non-invazif şekilde omuz çevresi kas grupları değerlendirildi. Verilerin normalliğini test etmek için Kolmogorov-Smirnov testi kullanıldı. Kısa ve uzun dokunma atışları sırasında omuz kas gruplarının maksimum elektriksel aktivite (Vmax) değerlerini karşılaştırmak için eşleştirilmiş örnekler t-testleri kullanıldı. Analiz, her kas grubu için iki atış türü arasında Vmax değerlerinde anlamlı farklılıklar olup olmadığını belirlemeyi amaçladı. Bu testlerin 0,05'ten küçük bir p değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Eşleştirilmiş örnek t-testi sonuçları, profesyonel futbolcuların kısa ve uzun temas atışları özellikleri arasındaki tüm omuz kas gruplarının Vmax değerlerinde yaş, kilo, boy ve vücut kitle indeksine ilişkin ortalama ve standart sapmalar (SD) dahil olmak üzere anlamlı farklılıklar ortaya çıkardı. Analiz, her kas grubu için iki atış türü arasında Vmax değerlerinde anlamlı farklılıklar olup olmadığını belirlemeyi amaçladı. Tüm testler için 0,05'ten küçük bir p değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 27,8 (SD = 3,6) olan ve 21 ile 35 arasında değişen 35 profesyonel futbolcu dahil edildi. Oyuncuların ortalama ağırlığı 67,0 kg (SS = 4,1) olup, aralığı 60 ila 75 kg idi. Ortalama boy 173,7 cm (SD = 5,8) olup, 160 ile 185 cm arasında değişmektedir. Ortalama BMI 22,2 kg/m² (SD = 1,5) idi ve 20 ile 26 kg/m² arasında değişiyordu. Katılımcıların 27'si (%77,1) sağ baskın, 8'i (%22,9) sol baskındı. Ortalama profesyonel oyun süresi 9,2 yıldı (SS = 3,6), 2 ile 16 yıl arasında değişiyordu. Ortalama kısa dokunma atışı 7,4±1,2 m (aralık, 4,8-9,6), ortalama uzun dokunma atışı 16,2±2,4 m (aralık, 11,8-22,2) idi. Eşleştirilmiş örnek t-testi sonuçları, kısa ve uzun dokunma atışları arasında tüm omuz kas gruplarının Vmax değerlerinde önemli farklılıklar olduğunu ortaya çıkardı. Çıkarımlar: Bu çalışmada fırlatma hareketinin diğer sporlardaki baş üstü atışlardan farklı kas aktivasyon modellerine sahip olması nedeniyle antrenman programlarının ve rehabilitasyon protokollerinin geliştirilmesine, genel performanslarının daha da iyileştirilmesine ve kasla ilgili yaralanma riskinin azaltılmasına amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: yüzeyel emg, omuz kasları, taç atışı

Faruk Aykanat
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı Crowe Tip 3 ve Crowe Tip 4 kalça displazisi olan hastalarda total kalça artroplastisi sonrası alt ekstremite ve omurgada oluşan değişikliklerin klinik ve radyolojik sonuçları

Amaç: Tek taraflı Crowe tip 3 ve Crowe tip 4 kalça displazisi olan hastalarda total kalça artroplastisi sonrası kısa dönem alt ekstremite ve omurgada oluşan değişikliklerin klinik ve radyolojik sonuçlarını göstermek. Gereç ve yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı tarafınca Crowe sınıflandırılmasına göre Tip 3 ve Tip 4 kalça displazisi olan hastalar prospektif olarak değerlendirildi. Çalışma öncesi Clinical Trials'a çalışma kaydı yapılmıştır. Hastaların demografik ve ameliyat özelliklerine ek olarak preoperatif ve postoperatif 1. yılda ayakta ön-arka pelvis grafi, ön-arka bacak uzunluk grafisi, ayakta ve oturarak lumbosakral ön- arka ve lateral grafisi istendi. Harris kalça skoru(HHS), Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), Kısa form 12(SF-12) yaşam kalitesi ölçeği, Kujala patellofemoral ağrı Skoru, Oxford diz skoru, Oswestry Bel ağrısı Engellilik anketi(ODI), Roland Morris engellilik anketi, American Orthopedic Foot-and-Ankle Society Ankle-Hindfoot Score(AOFAS), Ayak ve ayak bileği engellilik indeksi (FADI) Skorları alınıp değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 52,70±11,83 olan 33 hasta dahil edildi. Ortalama takip süresi 18,27±7,04 aydır. 13 (%39,3) hastanın Crowe tip 3 ve 20(%60,6) hastanın Crowe tip 4 kalçası vardı. HHS ipsilateral taraf (p<0,001), WOMAC ipsilateral taraf (p<0,001), HHS kontralateral taraf (p:0,001), WOMAC kalça kontralateral taraf (p:0,003), SF-12 skorları(p<0,001), ODI (p:0,014), Roland Morris engellilik anketi (p:0,004) ve WOMAC diz ipsilateral taraf (p:0,038) skorlarında postoperatif anlamlı bir iyileşme gösterildi. Radyolojik ölçümlerde ameliyat sonrası MAD ipsilateral taraf anlamlı olarak azaldı(p<0,001), uzunluk farkı anlamlı olarak azaldı (p<0,001), JLCA ipsilateral taraf anlamlı olarak arttı(p:0,024), AJLO ipsilateral taraf anlamlı olarak arttı(p:0,049), SS anlamlı olarak arttı(p:0,027) ve LLA anlamlı olarak azaldı(p<0,001). Sonuç: Vakalarımızın kısa dönem sonuçlarında literatürle uyumlu şekilde alt ekstremite dizilimi opere edilen tarafta ameliyat öncesi valgus dizilimi karşı tarafta varus dizilimi hakimken, opere edilen tarafta ameliyat sonrası valgusun azaldığı ancak nötre gelmediği karşı tarafta varus diziliminin değişmediği gösterildi. Spinopelvik parametrelere baktığımızda SS preoperatif ve postoperatif normal sınırlar içinde bulunmuş ve istatiksel olarak postoperatif anlamlı artış gösterilmiştir. LLA ise preoperatif ve postoperatif normal sınırlar içinde olsa da postoperatif istatiksel olarak anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Aynı zamanda bakılan kalça skorları, SF-12, lomber skorlar ve WOMAC ipsilateral diz skorunda postoperatif anlamlı iyileşme gösterildi. Anahtar kelimeler: erişkin kalça displazisi, crowe tip 3, crowe tip 4, total kalça artroplastisi, subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi

Hakan Batuhan Kaya
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Amatör futbolcularda hamstring gerginliği ile lomber lordoz ilişkisinin değerlendirilmesi

Futbol, yön değiştirme, sprint, sıçrama ve ani duruş gibi tekrarlayıcı alt ekstremite hareketlerini içeren, yüksek fiziksel talepli bir spordur. Bu yoğun yüklenmeler, özellikle hamstring kasları, lomber lordoz ve sagittal pelvik dizilim gibi postür ve hareket kontrolünde rol oynayan yapılarda fonksiyonel adaptasyonlara yol açabilir. Futbolun kas-iskelet sistemi üzerindeki etkilerini omurga, pelvis ve kas dokusu düzeyinde eş zamanlı ve çok yönlü değerlendiren, radyolojik, elastografik ve klinik verileri bir araya getiren bütüncül çalışmalar literatürde sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, aktif lisanslı amatör erkek futbolcularda lomber lordoz, sagittal pelvik dizilim ve hamstring kas özelliklerini incelemek ve bu parametreleri sporla aktif lisanslı olarak ilgilenmeyen sağlıklı erkek bireylerle karşılaştırarak, futbolun bu anatomik yapılar üzerindeki olası etkilerini ortaya koymaktır. Bu çalışma, 2024–2025 sezonunda Kahramanmaraş ili amatör futbol liglerinde aktif olarak forma giyen, 18–30 yaş aralığındaki 50 lisanslı erkek amatör futbolcu (A Grubu) ile aynı yaş aralığında, aktif olarak lisanslı spor yapmayan 50 sağlıklı erkek bireyden (B Grubu) oluşan iki ayrı grup üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), dominant bacak yönü ve futbolcularda ayrıca lisans yılı bilgisi kaydedilmiştir. Kas-iskelet sistemi veya nörolojik hastalık, alt ekstremite ya da lomber bölge cerrahisi, son altı ayda hamstring yaralanması, son bir yılda klinik olarak anlamlı bel ağrısı öyküsü, VKİ ≥30 ve sistemik kronik hastalıklar dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Çalışmada dört ana veri seti oluşturulmuştur: (1) Radyografik ölçümler (lomber lordoz ve sagittal pelvik parametreler), (2) Shear-Wave Elastografi (SWE) ile elde edilen hamstring kas elastisite değerleri, (3) Demografik veriler (yaş, boy, kilo, VKİ, lisans yılı ve dominant bacak), (4) Klinik esneklik test sonuçları (Aktif Diz Ekstansiyonu, Düz Bacak Kaldırma, Otur-Uzan). Tüm ölçümler aynı uygulayıcılar tarafından, standardize protokoller doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Veri setlerinin alt değişkenleri A ve B grupları arasında bağımsız örneklem t-testi veya Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmış; gruplar içinde ise aynı veya farklı veri setleri arasındaki ilişkiler Pearson ya da Spearman korelasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Dominant ve non-dominant bacak karşılaştırmaları Wilcoxon testiyle yapılmış, tüm testlerde p < 0.05 istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edilmiştir. A Grubu'nda hamstring SWE değerleri ve klinik muayene testleri genel olarak anlamlı derecede yüksek saptanırken (p < 0.001), B Grubu'nda yaş (p < 0.05), vücut ağırlığı (p < 0.05) ve VKİ değerleri (p < 0.01) anlamlı olarak daha yüksekti. Lomber lordoz ve sagittal pelvik parametreler açısından ise iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Lomber lordoz ve sagittal pelvik parametrelerin her iki grupta da genel olarak anlamlı korelasyon gösterdiği, SWE değerlerinin ise A Grubu'nda, B Grubu'na kıyasla daha belirgin korelasyonlar gösterdiği, her iki grupta da yaş-vücut ağırlığı (p < 0.05), vücut ağırlığı-boy uzunluğu (p < 0.001) ve vücut ağırlığı-VKİ (p < 0.001) arasında anlamlı korelasyonların bulunduğu; ayrıca, her iki grupta tüm klinik testlerin birbiriyle korelasyon gösterdiği saptandı (p < 0.001). Her iki grupta da lomber lordoz ve sagittal pelvik parametreler ile SWE değerleri arasında anlamlı korelasyon saptanmazken, lomber lordoz ile yaş, vücut ağırlığı ve VKİ; pelvik insidans ile vücut ağırlığı ve boy uzunluğu arasında pozitif korelasyonlar izlendi. Lomber lordoz ile esneklik testleri arasında yalnızca B grubunda ADET ve DBKT ile anlamlı negatif korelasyon saptandı (p < 0.01). SWE değerleri, her iki grupta da demografik veriler ve esneklik testleri ile ilişkili bulunmadı. A grubunda boy uzunluğu ile Otur-Uzan testi arasında pozitif (p < 0.001), VKİ ile negatif korelasyon saptanırken (p < 0.05); B grubunda yaş, vücut ağırlığı ve VKİ ile klinik testler arasında anlamlı negatif korelasyonlar gözlendi. A Grubu'nda sağ bacağı dominant bireylerde Semimembranosus, sol bacağı dominant bireylerde Semitendinosus kasının SWE değeri dominant bacakta anlamlı yüksek bulunurken (p < 0.05); diğer kaslar ve testlerde fark saptanmadı. B Grubu'nda sağ bacağı dominant bireylerde Semimembranosus kası dominant bacakta (p < 0.01), Semitendinosus ve Biceps Femoris kasları ise non-dominant bacakta anlamlı olarak daha yüksek bulunurken (sırasıyla p < 0.05 ve p < 0.01), bu bireylerde yapılan esneklik testleri de dominant taraf lehine anlamlı fark gösterdi (p < 0.05) ve sol dominant bireylerde ise yalnızca DBKT testinde non-dominant taraf lehine anlamlı fark saptandı (p < 0.01). Futbolcularda, sağlıklı bireylere kıyasla lomber lordoz ve sagittal pelvik parametreler açısından anlamlı bir farklılık gözlenmezken; hem hamstring kas sertliğinin hem de esnekliğin belirgin olarak yüksek bulunması, bu kas grubunda spora özgü fonksiyonel adaptasyonların geliştiğini göstermektedir. Bacak dominansı açısından futbolcularda esneklik asimetrisi saptanmamış olması, futbolun her iki bacakta dengeli bir fonksiyonel adaptasyon sağladığını ortaya koyarken; sağlıklı bireylerde bu asimetrinin mevcut olması, hamstring kas grubunun kompleks işlevsel doğasına işaret etmektedir. Spinopelvik parametrelerle hamstring esnekliği arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış olması, bu anatomik yapıların birbirinden farklı biyomekanik mekanizmalarla etkilendiğini düşündürmektedir. Bulgularımız, hipotezimizin 'futbolculardaki hamstring kas sertliğinin sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek olacağı' kısmını doğrularken spinopelvik parametrelerdeki beklenen farklılıkları desteklememiş, bu da futbolun lomber-pelvik yapılardan ziyade hamstring kas dokusunda adaptif değişikliklere yol açabileceğini göstermiştir. İleri çalışmalarla, bu adaptasyonların uzun dönem etkileri ve sporcu performansıyla ilişkisinin multidisipliner yöntemlerle araştırılmasına ihtiyaç vardır.

Adaptasyon-fizyolojikKas-iskelet fizyolojik fenomenleriKayma rijitliği+3
Numan Mercan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğum felcinin sekel dönemi cerrahi tedavisi

Doğum sırasında brakial pleksus'un traksiyonu sonucu gelişen doğum felcinde erken tedavi yapılsın veya yapılmasın, bazı olgularda, üst ektremite kaslarında paralizi ve kontraktür gelişebilmekte ve bunların tedavisi için rekonstrüktif cerrahi girişimler gerekli olmaktadır. Doğum felci nedeniyle Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dah'nda Ocak 1990 - Mayıs 2001 tarihleri arasında sekel döneminde ameliyat edilen 24'ü erkek, 37'si kız 61 hastanın 62 ekstremitesi çalışmaya alındı. Bu ekstremitelerin 42'sinde (%67.7) C5-6, 15'inde (%24.2) C5-6-7, 5'inde (%8.1) C5-T1 tutulumu mevcuttu. Bu hastaların ikisinde bilateral tam kol tipi ağır sekel mevcuttu ve bunlardan birisinin tek ekstremitesi öpere edildi. 22 sol (%35.5), 40 sağ (%64.5) üst ektremite tutulumu mevcuttu. Ortalama ameliyat yaşı 10.29 (4-22) bulundu. Omuz çevresinde yumuşak doku girişimi yapılanlarda ortalama yaş 8, kemik girişimi yapılanlarda 13.3'idi. Omuz çevresi ameliyatlarının ikisi trapezius transferi, biri Harmon deltoid transferi, ikisi ISp-TMn uzatma, ikisi SSc origosundan sıyırma, 23 hastaya anterior gevşetme ve tendon transferi, biri omuz artrodezi, 2 Fi derotasyon osteotomisiydi. Üst ekstremitede çeşitli ameliyatlar yapılan hastaların 51.5 ay (6-138) ortalama takip süresi sonrası sonuçlan analiz edildi. Ameliyat sonrası hareketlerinde belirgin değişiklik olmayan bir hasta dışında tüm hastalar ve aileleri sonuçtan memnundu. Omuz çevresi tendon transferi yapılan hastalarla derotasyon osteotomisi yapılan hastalar karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark bulunamadı. Doğum felcinde her hastada uygulanacak cerrahi müdahaleler, hastanın yaşı, tutulum tipi ve derecesi, omuz hareket genişliğinde kısıtlama, adele güçleri ve glenohumeral eklem durumu, cerrahın tecrübesine göre değişmekte olup, standardize edilmiş bir tedavi yöntemi yoktur. Anahtar kelimeler: Brakiyal pleksus, derotasyon osteotomisi, doğum felci, omuz deformitesi, tendon transferi IV

Aydıner Kalacı
Çukurova University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu cerrahi tedavi sonrası iyileşme süresinin değerlendirilmesi

ÖZET Bu çalınmada Mayıs 1990- Haziran 1993 tarihleri arasında Ç.ü. Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde KTS tanısı konularak cerrahi tedavi yapılan olguların» pre ve postoperatif klinik muayene ve EM6 tetkiklerinin karşılaştırmaları yapılarak postoperatif iyileşme nisa prospektif olarak incelenmiştir. 25 olgunun 23(%92)'ü bayan, 2(%8)'si erkek olup. ortalama yas 48.5 idi. 25 olgunun 29 eline karpal tünel gevşetme operasyonu yapıldı. Olgularımız postoperatif ortalama 13.7 ay (en az 3, en fazla 41 ayî takip edilerek değerlendirmeleri yapıldı. 25 olgunun tamamına yakanında karpal tünel gevşetme operasyonu sonrası KTS sübjektif bulguları kısa zamanda geçmesine karsın, postoperatif EMG takibinde elektrof izyolojik değerlerin düzelmesinin daha uzun zaman aldığı, tam düzelmenin ilk aylardan çok, 6. aydan sonra tamamlandığı, yakınma süresi kısa olanlarda düzelmenin daha erken olduğu sonucu elde ©dildi. 47

Cerrahi tedaviKarpal tünel sendromuOrtopedik cerrahi+1
Mehmet Arıkoğlu
Çukurova University
1994
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole menisküs yırtıklarında artroskopik menisektomi

İZOLE MENISKUS YIRTIKLARINDA ARTROSKOPIK MENİSEKTOMİ ÖZET: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Kasım 1990 ile Mayıs 1996 tarihleri arasında, izole meniskus yırtığı nedeniyle artroskopik menisektomi uygulanan ve en az 6 aylık takipleri bulunan 218 hastanın 232 dizinin fonksiyonel skorları Lysholm, aktivite düzeyleri ise Tegner kriterlerine göre değerlendirildi. Ayrıca postoperatif 1 yıldan fazla takip edilen olguların diz grafileri çekilerek Fairbank radyolojik dejenerasyon bulguları açısından, preoperatif grafileri ile kıyaslanarak değerlendirildi. Bu çalışma ile hastaların yaşı, preoperatif semptomatik sürenin uzunluğu, yırtığın tipi ve eklem kıkırdak dejenerasyon düzeyinin fonksiyonel sonuçlar üzerinde etkili olduğu, radyolojik dejenerasyon bulguların ilerlemesi ise çıkarılan meniskus miktarı ile ilgili olduğu sonucuna varıldı. Artroskopik menisektominin tatminkar fonksiyonel sonuçları ve düşük morbidite ile komplikasyon oranı, yöntemin tercih edilen bir prosedür olmasındaki en önemli faktörlerdir. Meniskus yırtıklarının tedavisinde, önemli fonksiyonları nedeniyle, parsiyel menisektomi gibi meniskusları korumaya yönelik girişimlerin tercih edilmesi gerektiği kanısındayız. Anahtar kelimeler: artroskopi, menisektomi, meniskus yırtığı. ARTHROSCOPIC MENISCECTOMY IN ISOLATED MENISCAL TEARS SUMMARY: Between November 1990 - May 1996, 232 knees of 218 patients underwent arthroscopic meniscectomy for isolated meniscal tear in the Department of Orthopaedics and Traumatology of Çukurova University, Faculty of Medicine. Patients who followed minimum of 6 months were evaluated by Lysholm's functional scores and Tegner criterions of activity level. Preoperative and the latest postoperative knee roentgenograms of patients followed more than 1 year were also compared according to Fairbanks degenerative X-ray findings. As a result of this study, it is concluded that functional scores were all affected by age, preoperative symptomatic duration, tear type and degeneration level of cartilage. Moreover derangement of radiological findings of degeneration was directly proportional to the amount of meniscus removed. Satisfactory functional results, low morbidity and complication rates are the main factors that popularized arthroscopic meniscectomy. Since the functions of the meniscii are very important, procedures like partial meniscectomy should be prefered in meniscal tear treatment. Key words: arthroscopy, meniscectomy, meniscal tears. 57

ArtroskopiDiz eklemiMenisci-tibial
Metin Manouchehr Eskandari
Çukurova University
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elin tümör ve tümör benzeri lezyonları

ÖZETElin Tümör ve Tümör Benzeri LezyonlarıVücutta fark edilen bir kitle malignite olasılığı nedeniyle toplumda genellikle korkuylakarşılanır. El ve el bileği yerleşimli yumuşak doku ve kemik kökenli tümörlerin çoğubenigndir. Tanı ve tedavileri özen gerektiren bu lezyonlarla ilgili çalışmaların çoğu geriyedönük incelemeler ve küçük serilerden oluşur.Bu çalışmada el ve el bileği yerleşimli tümörlerin sıklık, cins, yerleşim, dağılımözellikleri ve tedavi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu amaçla ÇukurovaÜniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 01.01.1977-31.12.2005 tarihleriarasında cerrahi olarak tedavi edilen 579 olgu incelendi.Çalışmamızdaki 579 olgunun % 63,6'sı kadın (368), % 36,4'ü erkek (211), yaşortalaması 32,5 olarak saptandı. Lezyonların % 98'i benign olmak üzere, olguların% 59,6'sı tümör benzeri lezyonlar, % 29,7'si benign yumuşak doku tümörleri, % 8,6'sıbenign kemik tümörleri, % 2,1'i malign tümörler olarak dağılım göstermekteydi.Patolojilerin % 49,7'sini ganglionlar, % 11,6'sının tendon kılıfı dev hücreli tümörleri,% 7,1'inin glomus tümörlerinden oluştuğu görüldü. En sık görülen malign kemik tümörükondrosarkom, sarkomlar içinde en sık görülen epiteloid sarkom bulundu.El ve el bileği tümörlerinin çoğunda tanı basit bir fizik muayene ve radyolojik işlemlekonulabilir. Tedavide temel tümör ve el cerrahisi kurallarına uymak gerekir. Benigntümörlerin çoğunda tedavi eksizyonel biyopsidir. Bazen rekonstrüktif girişimlergerekebilir. Malign tümörlerde tedavi multidisipliner yaklaşımla planlanmalıdır.Anahtar Kelimeler: Benign,el, malign, metastaz,tümör.vi

Ömer Sunkar Biçer
Çukurova University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibia üst uç eklemi ilgilendiren kırıkların cerrahi tedavi sonuçları

ÖZETTibia Üst Uç Eklemi İlgilendiren KırıklarınCerrahi Tedavi SonuçlarıCerrahi teknik ve tespit materyallerindeki gelişime rağmen, farklı derecelerde eklemçökmesi, ayrışma ve yumuşak doku hasarıyla birlikte, geniş yaralanma spektrumuna sahiptibia plato kırıkları güçlük yaratan bir klinik problem olmaya devam etmektedir.Bu calışmanın amacı Ç.Ü. Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim DalındaNisan 1985-Ağustos 2005 tarihleri arasında tibia plato kırığı tanısıyla cerrahi olarak tedaviedilen olguların uzun dönem fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi ve kıyaslanması,olgularımızdakı başarı oranını ve ortaya çıkmış olan komplikasyonları belirlemek,gruplandırılmış olguları kaşılaştırılarak kırık tipinin, yaşın fonksiyonel sonuç ve başarı oranıüzerindeki etkisini ortaya koymaktır.Çalışmaya alınan 52 (1 olguda bilateral) olgunun 44'ü erkek, 8'i kadındı. Yaralanmaanında yaş ortalaması 38,3 (17-69) idi. Trafik kazaları (% 64) etyolojik sebepler arasında ilksırada görüldü. 33 olguda açık redüksiyon internal tespit, 11 olguda kapalı redüksiyoninternal tespit ve 9 olguda eksternal fiksasyon tedavileri uygulandı.Postoperatif 1 olguda derin enfeksiyon, 2 olguda kaynamama gibi majorkomplikasyonlar, 5 olguda ise minor komplikasyonlar gelişti. Ortalama 7,9 yıllık takipsonunda Rasmussen kriterlerine göre % 64,2'lik klinik, % 58,5'lik radyolojik iyi vemükemmel sonuçlar alındı. Kırık tipinin fonksiyonel sonucu ve başarı oranını etkileyenönemli bir faktör olduğu, yaşın ise fonksiyonel sonucu ve başarı oranını etkileyen bir faktörolabileceği tespit edilmiştir.Tibia plato kırıkları eklemi ilgilendiren kırıklar olduğundan kemik ve yumuşak dokuhasarları dikkate alınarak uygun cerrahi yöntem seçilmelidir. Ağrısız, fonksiyonel hareketaralığına sahip, uygun hizalanmış stabil eklem kazandırmak için eklem yüzeyininredüksiyonu anatomik veya kabul edilebilir sınırlar içerisinde olmalı ve erken hareketikolaylaştırmak için stabilitesi yüksek olan tespit uygulanmalıdır.Anahtar Sözcükler: Rasmussen kriterleri, Schatzker sınıflandırması, Tibia plato kırıklarıvi

Efgan Ceferov
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Enfekte total diz protezlerinde iki aşamalı revizyon yapılan hastalarda orta ve uzun dönem sonuçlar

Amaç: Mart 2000 ? Aralık 2005 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim'dalında enfekte total diz artroplastisi nedeniyle değerlendirilen hastalardan tedavi yöntemi olarak iki aşamalı revizyon seçilen hastaların orta ve uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi ve literatürle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hasta dosyaları retropektif olarak incelenmiş son muayeneleri tekrarlanmıştır. 27 hasta çalışmaya alınmıştır. 27 hastanın hepsine iki aşamalı revizyonun birinci aşama ameliyatı yapılmış; ikinci aşama ameliyat ise 22 hastaya yapılmıştır. Kalan 5 hastaya -hasta istekleri- ile artrodez uygulanmıştır. Hastalarımıza enfeksiyon tanısı koyarken dizin klinik muayenesi, eritosit sedimentasyon hızı (ESR), C reaktif protein(CRP), beyaz küre (BK) değerleri, sintigrafi, aspirasyon, peropaeratif alınan kültür sonuçları değerlendirilmiştir. Laboratuvar parametreleri ayrıca enfeksiyon takibinde de kullanılmıştır. Hastalar preopertif ve postoperatif olarak Amerikan diz cemiyetinin klinik ve fonksiyonel skorlama sistemine göre değerlendirilmiştir Bulgular: Hastalarımızın ortalama yaşı 66,09'dur. Hastalarımızın 21'i kadın, 6'sı erkektir. Hastalarımızın 3'ünde erken, 17'sinde geçikmiş, 7'sinde geç enfeksiyon tespit edilmiştir. Ortalama takip süresi iki aşamalı revizyon yapılanlar için 55,5 ay, artrodez yapılanlar için 43,8 aydır. Preoperatif klinik skor 36,59 iken postoperatif 72,55'e; fonksiyonel skor preop 38,86 iken postop 65,91'e çıkmıştır. Ortalama fleksiyon derecesi preoperatif 38,86° iken postoperatif 101,82°; ortalama fleksiyon kontraktürü preoperatif 2,95° iken postoperatif 0,91° olarak bulunmuştur. Tüm hastalarımızın revizyon öncesi döneme göre ağrı düzeyleri azalmış, yürüme mesafeleri artmıştır. Sonuç: Sonuç olarak enfekte total diz protezlerinde iki aşamalı revizyon yapılan hastalarımızın orta ve uzun dönem sonuçları : enfeksiyonu eredike etmede , radyolojik değerlendirmeler olarak ve postoperatif klinik ve fonksiyonel skorlar olarak literatürle uyumlu bulunmuştur. Vakalara daha standartize ve sistematik yaklaşarak başarı oranı arttırmak mümkündür.

Mustafa Çeliktaş
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkinlerin humerus alt uç eklemi ilgilendiren parçalı kırıklarında cerrahi tedavi sonuçları

Erişkinlerin Humerus Alt Uç Eklemi İlgilendiren Parçalı Kırıklarında Cerrahi Tedavi SonuçlarıAmaç: Humerus alt uç kırıkları eklemi ilgilendiren ve genellikle yer değiştiren kırıklar olması nedeniyle cerrahi tedavi gerektirir. Bu çalışmada humerus alt uç eklemi ilgilendiren parçalı kırıklı hastalara uyguladığımız cerrahi tedavinin sonuçları ve fonksiyonel sonuçlara etki eden faktörler değerlendirildi.Gereç ve Yöntem: 1997- 2008 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında humerus alt uç eklemi ilgilendiren parçalı kırık tanısıyla cerrahi tedavi edilen erişkin 28 hastanın 29 kırığı retrospektif olarak incelendi. Hastalarımızın 17(% 61)'si erkek, 11(% 39)'i kadın olup ortalama yaş 38,9 (20?68) idi. AO sınıflandırmasına göre hepsi Tip C olan kırıkların 9(% 31)'u Tip C1, 10 (% 34)'u Tip C2, 10 (% 34)'u Tip C3 olarak değerlendirildi. Kırıkların etiyolojik nedenleri; 2 (% 8) olguda ateşli silah yaralanması, 8 (% 27) olguda basit düşme, 8 (% 27) olguda yüksekten düşme, 11 (% 38) olguda trafik kazası olarak saptandı. Kırıkların 6 (% 21)'sı açık kırık şeklindeydi. Hastalar travmadan ortalama 4,9 (0-14) gün sonra ameliyat edildi. 25 (% 86) dirsekte posterior, 1 (% 3,5) dirsekte lateral, 2 (% 7) dirsekte medial, 1 (% 3,5) dirsekte çift (lateral ve medial) insizyon kullanıldı. Posterior insizyon kullanılan 25 dirseğin 20 (% 80)'inde olekranon osteotomisi, 2(% 8)'sinde triseps fasiasını dil şeklinde kesilmesi, 3 (% 12)'ünde ise triseps fasiasını medial ve lateralden ayırma tekniği kullanıldı. Kırık tespiti amacıyla kırıkların 10 (% 35)'unda dik açılı çift plak, 6 (% 21)'sında paralel kilitli çift plak, 5 (% 17)'inde tek plak, 8 (% 28)'inde K teli- vida kombinasyonu ile osteosentez yapıldı.Bulgular: Hastalarımızın ortalama izleme süresi 50,9 (6?132) ay idi. Biri hariç kırıkların hepsi kaynadı. Kaynamayan olguya yapılan tespit yenilemesi sonrası bu kırık da kaynadı. Ortalama dirsek fleksiyonunun 111,5º (90º-135º), ortalama ekstansiyon kaybının 21,8º (5º-60º) olduğu saptandı. Mayo dirsek performans skorlama sistemine göre 7 (% 24) olguda çok iyi, 15 (% 52) olguda iyi, 5 (% 17) olguda orta, 2 (% 7) olguda kötü sonuç elde edildi. Çok iyi ve iyi fonksiyonel sonuç oranının erkeklerde, 18?40 yaş arasındaki olgularda, kapalı kırıklarda, yaralanma sonrası erken cerrahi uygulamalarında, transolekranon yaklaşım kullanılanlarda ve çift plak ile osteosentez uygulanan olgularda daha yüksek olduğu belirlendi.Sonuçlar: Humerus alt uç eklemi ilgilendiren parçalı kırıklarının tedavisinde anatomik düzenliliğin sağlanmasının, sıkı tespit sistemlerinin ve erken rehabilitasyonun başarıyı arttırdığı; kırık tipi ve yaşın sonuçlar üzerinde etkili olduğu sonucuna varıldı.Anahtar Sözcükler: Humerus distal uç kırıları, internal tespit,

Önder Bellur
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkinlerde eklemi ilgilendiren instabil radius distal uç kırıklarının cerrahi tedavi sonuçları: Volar kilitsiz ve kilitli anatomik plakla tespit yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Eklemi ilgilendiren instabil radius distal uç kırıklarının cerrahi tedavisinde volar girişimle uyguladığımız kilitsiz ve kilitli anatomik plakla tespit yöntemlerinin sonuçlarını karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2005 ile Mayıs 2009 arasında AO sınıflandırmasına göre C grubunda yer alan radius distal uç kırığı nedeniyle açık redüksiyon ve iki değişik volar plak tespitiyle tedavi edilen erişkin 35 distal radius kırıklı hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların 27'si (% 77) erkek, 8'i (% 23) kadın olup yaş ortalaması 40,4 (18-71) idi. Hepsi Tip C olan kırıkların alt grupları 16 (% 46)'sı C1, 9 (% 26)'u C2, 10 (% 28)'u C3 şeklindeydi. Ortalama takip süresi 20 ay (6-50 ay) idi. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 17.0 paket programı kullanıldı. Grup 1'deki 13 hastaya volar kilitsiz plak, Grup 2'deki 22 hastaya volar anatomik kilitli plak uygulandı. Gruplar arsında yaş, cins ve kırık tipi yönünden istatistik olarak anlamlı fark yoktu. Grupların son kontrollerindeki klinik bulguları Gardland ve Werley klinik değerlendirme sistemine göre, radyolojik bulguları Knirk ve Jupiter'in artritik skorlama sistemi ile Stewart ve ark.'nın radyolojik değerlendirme sistemine göre yapıldı.Bulgular: Kilitsiz plak kullanılan Grup 1'de dış tespit süresi 6 hafta, kilitli anatomik plak kullanılan Grup 2'de 2 hafta idi. Hastaların son kontrollerindeki önkol rotasyon ve el bilek ortalama hareketleri; Grup 1'de fleksiyon 75,3º, ekstansiyon 74,6º, radial deviasyon 25º, ulnar deviasyon 39,2º, supinasyon 73°, pronasyon 76°; Grup 2'de fleksiyon 70,2º, ekstansiyon 63º, radial deviasyon 21º, ulnar deviasyon 37,2º, supinasyon 65°, pronasyon 65° olarak bulundu. Kavrama gücü yüzdesi Grup 1'de %81,7 iken Grup 2'de % 78,1 idi. Gartland ve Werley klinik değerlendirme kriterlerine göre Grup 1'de % 86 mükemmel-iyi, % 14 orta sonuç; Grup 2'de % 77 mükemmel-iyi, % 23 orta sonuç alındı. Her iki grup için eklem hareket açıları kavrama güçleri ve klinik değerlendirme sonuçları arasında istatistik olarak fark yoktu. Hastalarımızın radyolojik değerlendirmesinde; Grup 1'de radial yükseklik 10,2 mm, radial inklinasyon 18,2º, volar eğim 4,4º; Grup 2'de radial yükseklik 11 mm, radial inklinasyon 20,8º, volar eğim 9,4º idi. Stewart radyolojik değerlendirmesine göre mükemmel-iyi sonuç Grup 1'de % 100, Grup 2'de % 91 olarak bulundu. Gruplar arasında istatistik olarak fark yoktu, ancak kilitli anatomik plak yapılan grupta radyolojik düzelme daha iyiydi.Sonuçlar: Radius distal uç kırıklarının eklemi ilgilendiren kompleks kırıklarının kilitsiz veya kilitli anatomik volar plaklarla tedavisinden iyi fonksiyonel sonuçlar alınmış, geç dönemde iki yöntem arasında fonksiyonel ve radyolojik sonuçların yönünden fark bulunamamıştır. Ancak, kilitli anatomik plaklar distalde çok sayıda ve düşük profilli vida içerdiği için daha iyi radyolojik düzelme sağlamakta ve sıkılıkları nedeniyle erken harekete izin vermektedir

BilekBilek eklemiCerrahi tedavi+6
Engin Kesgin
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur başı avasküler nekrozunda kor dekompresyon tedavisinin fonksiyonel sonuçları

Amaç: 1996-2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı polikliniğine başvurup femur başı avasküler nekrozu tanısı konulan ve kor dekompresyon yöntemi ile tedavi edilen hastaların sonuçlarının incelenmesi.Gereç ve Yöntem: Femur başı avasküler nekrozu tanısıyla kor dekompresyon tedavisi uygulanan 33 hastanın 44 kalça eklemi incelendi. Avasküler nekroz evresi Ficat-Arlet evreleme sistemine göre gruplandırıldı. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası aktivite düzeyleri ile fonksiyonel durumları Harris kalça skorlama sistemine göre değerlendirildi. Ek cerrahi girişim gerekliliği ve süresi ile bunlara neden olabilecek durumlar incelendi.Bulgular: Hastaların 11'i kadın, 22'si erkek, ortalama yaşı 34,8 yıl (16-57 yıl) idi. 12(% 27,3) si Evre 1, 27 (% 61,4) si Evre 2, 5 (% 11,3) i Evre 3 olarak tespit edildi. Hastalar, kor dekompresyon uygulandıktan sonra ortalama 89 ay (17- 171 ay) takip edildi. Takip edilen 44 kalça ekleminin 16 (1'i Evre 1, 11'i Evre 2, 4'ü Evre 3) sında ortalama 37,8 ay sonrasında, kor dekompresyon tedavisine rağmen ileri derecede dejeneratif artrit gelişmesi üzerine bu kalçalara total kalça artroplastisi uygulandı. Bu hastalarda cerrahi öncesi Harris kalça skoru ortalaması 57,9 (32-78) iken son takipte Harris kalça skoru ortalaması 92,8 ( 65-100) olarak saptandı (p<0,001).Sonuç: Femur başı avasküler nekrozu ilerleyici bir hastalık olup, erken evrede tanı konulabildiği durumlarda kor dekompresyon gibi eklem koruyucu girişimler ile hastalık durdurulabilmekte ve dejeneratif artrit gelişmesi engelleyerek total kalça artroplastisi ihtiyacını azaltmaktadır. Erken evrede yapılacak olan kor dekompresyon tedavisi hastanın kalça eklemi fonksiyonlarını da koruyarak hastanın ağrısız ve rahat hareketine olanak sağlamaktadır.Anahtar Sözcükler: femur başı avasküler nekrozu, kor dekompresyon, fonksiyonel sonuçlar

Cerrahi tedaviDekompresyonFemur+5
Mustafa Tekin
Çukurova University
2011
00