
302
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Geçmişten günümüze animasyon filmlerinde mekân kullanım analizi
Mekân ve sinema arasındaki bağ günümüzde önemli bir konudur. Birbirinden farklı gibi görünen bu iki disiplin, filmlerdeki sanal karakterlerin yaşadığı üçboyutlu mekânların tasarım aşamasında birbirine oldukça yakındır. Mimarinin gelişim sürecine bakıldığında gelişen ve değişen yaşam şartları ile birlikte geleneksel çizimden bilgisayar destekli tasarıma doğru hızla ilerleyen bir teknoloji söz konusudur. Mimarlık sunum aşamasında animasyonu anlatım dili olarak kullanırken animasyon sineması da mimarlığı tasarım aşamasında anlatım dili olarak kullanmaktadır. Bu anlamda çalışmada, günümüz animasyon sinemasında mekân kullanımı ve zaman içindeki değişiminin irdelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, literatür araştırmasına ve film analizlerine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Konu ile ilgili filmler izlenerek incelenmiş ve animasyon filmlerinin mekânsal analizleri; mekân-karakter, mekân-kurgu bağlamı üzerinden irdelenmiştir. Bu doğrultuda, dört bölümden oluşan tez çalışmasında sinema ile mekânın birbirlerine olan faydaları ve iki farklı alanın gelişimine katkıları ele alınmıştır. Animasyon sinemasının başlangıcından günümüze yapım özelliği, izlenme oranı, eleştiriler dikkate alınarak ödüllü filmler arasından 11 adet film seçilmiştir. 1929 yılından günümüze dönem özelliklerine göre isim yapan animasyon filmlerinin mekân ve karakter odaklı yaklaşımlar bağlamında, sinema kurgusunun mekân üzerinden izleyiciye nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu anlamda çalışmada Animasyon tarihi ve animasyon filmlerinde tasarıma yönelik literatür araştırması yapılmış, kaynaklar incelenmiş, ilgili filmler izlenmiş, mekân, sinema kavramları ve animasyon filmlerinde mekânsal özellikler irdelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, seçilen Animasyon filmlerinin mekânsal analizleri mekân, karakter, renk, anlatı değişkenleri üzerinden yapılmıştır. Araştırma sonucunda üç boyutlu animasyon filmlerindeki sahneler, mimari yaklaşımlarla birlikte değerlendirilerek incelenmiş ve filmlerin arka planlarını oluşturan sahne tasarımındaki mimari öğelerin filmin asıl karakterleri kadar önemli olduğu tespit edilmiştir.
Müze sergileme vitrinleri ve mağaza vitrinlerinin aydınlatma tekniği kuralları açısından karşılaştırılması
Sergileme vitrinlerinde görsel konfor, nesnelerin doğru algılanabilmesini sağlayan önemli bir unsurdur. Bu doğrultuda günümüzde vitrin aydınlatması, giderek önem kazanan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında, müze ve mağaza sergileme vitrinlerindeki aydınlatma ilkeleri karşılaştırılarak sergi nesnelerinin ışığa duyarlılıklarına göre elde edilmesi gereken maksimum aydınlık düzeyleri, ışıklılık sorunları ve doğru görme koşullarının sağlanabilmesi için alınacak önemleler araştırılmıştır. Ayrıca sergileme hacmi içersindeki aydınlatma sistemleri ve nesnelerin algılanmasına etkisi üzerinde durulmuştur. Araştırma kapsamında aydınlatma kavramı, doğal ve yapay aydınlatma konuları ele alınıp, aydınlatmanın mekân kavramı ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Sergileme mekânlarında aydınlatma tasarımı, aydınlatmanın işleyişine ve kişilerin görsel algısı üzerindeki etkisi ayrıca ele alınmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında aydınlatma, aydınlatma tekniği ve ışık kaynakları başlığı altında, doğal (günışığı) ve yapay aydınlatma sistemleri ve ışıklıklar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde müze ve mağaza vitrinleri incelenmiş, aydınlatma düzenleri değerlendirilmiştir. Bu kapsamda sergileme düzeni sabit tutularak araştırmanın koşulları sınırlandırılmıştır. Çalışmanın son aşamasında aydınlatmanın, tasarımla bir bütün olarak düşünülmesi ve bütün süreçlerde bu ilkeyle hareket edilmesi gerektiğinden yola çıkılarak, müze sergileme vitrinleri ile mağaza vitrinleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuş olup sergileme düzeni ile aydınlatma düzeninin birlikte tasarlanmasının önemi vurgulanmıştır
Lüks restoranlarda aydınlatma tekniği kurallarının uygulanması ve örnek restoran incelemeleri
Kişinin yeme – içme ihtiyaçlarını karşıladığı mekânlardan biri restoranlardır. Kullanıcı memnuniyetini sağlamak için o mekânın algıyı etkileyen faktörlerine dikkat edilmelidir, bu doğrultuda müşteriye aktarılmak istenen restoran kimliği görsel ve işitsel algıyla sağlanır. Mekân ambiyansının görsel ve işitsel olarak tasarımcı tarafından rahatsızlık uyandırmayan özelliklerle oluşturulması, müşterinin restoranda uzun süre geçirebilmesi o mekânı tercih etmesinde büyük role sahiptir. İç mekânda tasarlanan detayları algılayabilmemiz için aydınlatma tekniği kurallarına uyarak oluşturulan aydınlatma düzeniyle neredeyse algılama hatasına hiç olanak bırakmayabiliriz. Mekân algısıyla birlikte müşterinin sosyal etkileşimini, yemek yeme eylemini minimum sorunla sağlamak lüks restoranların temel amacıdır. Lüks restoranların diğer yeme-içme işletmelerinden yemek ve mekân özelliklerine göre daha zengin bir mutfak ve mekânın fiziksel niteliklerinin müşteriyi tatmin etmelidir. Mekânın fiziksel işlevinin doğru aktarılabilmesi için yapay aydınlatmalar kullanılarak sağlanır. Bu çalışma, teknik kuralları göz önüne alarak altı ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde aydınlatma ve mekân ilişkisinin çalışmadaki amacın belirlenmesini içermektedir. İkinci bölümde aydınlatmanın genel kavramı ve aydınlatmanın amacına değinilmektedir. Üçüncü bölüm, mekânın doğru aydınlatılabilmesi için aydınlatma tekniği genel kurallarını ele alarak, aydınlık kavramının nitelik, nicelik konularına göre yüzey özellikleri değişen nesnelerde nelere dikkat edilmesi gerektiğini içerir. Dördüncü bölümde ise ışık kaynaklarının özelliklerini ve iç mekânda nasıl kullanılacağı ele alınmaktadır. Beşinci bölümde, restoranlarda uygulanması gereken aydınlatma tekniği kurallarının seçilen lüks restoranlara göre incelemesi yer almaktadır. Altıncı bölümde, genel değerlendirme sonucunda edilen bilgilerden yola çıkarak restoranlarda aydınlatma tekniğinde uyulması gereken kurallara bir katkı amaçlamaktadır.
Yeşil binaların sürdürülebilirlik açısından önemi ve Türkiye Müteahhitler Birliği yapısı analizi
Günümüzde sürdürülebilirlik kavramının önemi giderek artmaktadır. Bu kavram birçok alanda olduğu gibi mimarlık alanında da önemli bir noktadadır. Sürdürülebilir mimari Türkiye'de gündemde olan ve bu alanda çalışmaların yoğunlaştığı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde çevre koruması açısından mimari alanda yaşanan olumsuzlukların önüne geçmek ve daha ekolojik binalar inşa etmek için sürdürülebilir mimarlık yaklaşımına duyulan ilgi her geçen gün artmaktadır. Bu araştırma sürdürülebilir mimaride doğal kaynakların kullanımını ifade etmek amacıyla hazırlanmıştır. Hazırlanan çalışmada ilgili literatür taraması neticesinde sürdürülebilirlik ve yeşil bina kavramları ifade edilmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise sürdürülebilir yapı sertifikalandırma sistemlerinden LEED incelenerek Türkiye Müteahhitler Birliği binası LEED sertifikası açısından analiz edilmiştir.
Mobilya tasarımında ahşap malzeme kullanımının değerlendirilmesi: Bursa İnegöl mobilya firmaları örneği
Ahşap, en eski yapı malzemesi olarak insanoğlunun barınma, korunma gibi temel ihtiyaçlarını sağlayan doğal yapı malzemelerinden biridir. Diğer yapı malzemelerinden farklı olarak sıcak ve doğal bir malzeme olduğu için yapılarda daha çok iç mekânlarda kullanılmaktadır. Ahşap yapı malzemeleri dış cephe kaplamalarında, taşıyıcı sistemde, doğrama, tavan-döşeme kaplamalarında, pencere, kapı yapımında kullanılsa da daha çok mobilya üretiminde ve iç mekân bitirme malzemesi olarak kullanılmaktadır. Başlangıçta yapı üretiminde kullanıldığı, ahşap çatkı vb. olarak uzun yıllar bu amaçla kullanılmaya devam edildiği, ilerleyen dönemlerde ise ahşap tüketiminin artmasıyla doğal kaynak korunumunu sağlamak için yapı üretiminde kullanımının bir dereceye kadar azaldığı görülmektedir. Bununla birlikte ahşap malzemenin iç mekânda ve mobilya üretiminde kullanımı devam etmiştir. Günümüzde ormanların çeşitli nedenlerle zarar görüp, azalması kullanımını bir miktar azaltsa da ahşap farklı formlarda hâlâ sık kullanılmaktadır. Bu sebeple bazı işlemler görerek ekonomik amaçlı, doğal ahşaptan üretilen kompozit malzemeler kullanılmaktadır. Ahşabın talaşı, tozu, arta kalan parçaları farklı işlemler görerek ve teknolojinin gelişmesi, kullanılan kimyasal maddelerle birlikte yeni bir ahşap malzemesi elde edilmektedir. Bu da ahşabın dayanımını olumlu yönde etkilemektedir. Farklı şekilde elde edilmiş ahşap malzeme türleri mobilya sektöründe en sık kullanılan malzeme türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu amaçla kullanılan malzeme ithal edilerek veya yerli ahşaptan elde edilerek kullanımı sürmektedir. Türkiye ahşap mobilya sanayinde İnegöl ilçesinde bulunan üretici firmaların üretim kapasiteleri, tasarımı yapılan ürünlerin miktarına ilişkin veriler, mobilya üretimi gerçekleştirilirken kullanılan malzemelerin ithal ve yerli olması gibi konular işlenerek mobilya sektörünün Türkiye'deki konumu incelenmiştir. Çalışmanın bu doğrultusunda birinci bölümünde tezimizin giriş bölümü bulunmaktadır. İkinci bölümde mobilyanın tarihsel gelişimi, üçüncü bölümde ahşabın yapısı, teknolojik özellikleri, ağaç sınıflandırılması, ağacın bozulması, onarımı ve korunması ele alınmıştır. Dördüncü bölümde Türkiye'de ve Dünya'daki mobilya sektörünün durumu, beşinci bölümde ise Bursa-İnegöl'deki mobilya firmaları incelenmiş olup firma yetkilileri ve tasarımcılarıyla anket çalışması yapılmıştır. Bu kapsamda Türkiye de Bursa-İnegöl şehrindeki mobilya üretici firmaları araştırılmış ve tasarımcılarıyla görüşmeler yapılarak firmaların tasarımlarının piyasada ne konumda oldukları, ihracat oranları ve tasarıma ne derecede önem verildiği anketler ve yüz yüze görüşmeler sayesinde veriler toplanmıştır. Sonuç olarak firmaların mobilyalarında hangi malzemeleri kullanarak üretim gerçekleştirdikleri, bu mobilyalar için malzemelerinin ne kadarını yerli kullanıp, ne kadarını ithal ederek üretildiği verilerine ulaşılmıştır. Firmaların tasarıma verdikleri önemi ve tasarım departmanları olmasına rağmen neden dışarıdan tasarım desteği alındığı incelenmiştir.
İç mekân tasarımında bitirme öğelerinin insan psikolojisine ve mekân algısına etkisi
İnsanoğlu varoluşundan bu yana uzun bir gelişim süreci yaşamıştır. Tarih öncesi çağlarda ilk insanlar doğal ortamdan sağladıkları yiyeceklerle hayata tutunmuşlar, vahşi doğa ve hayvanlardan kendilerini korumak için ağaç kovukları ve mağaralardan yararlanmışlardır. Barınma, kişinin kendini çevreden koruması ve çeşitli eylemlerini daha rahat devam ettirebilmesi için bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç zaman geçtikçe ve teknoloji geliştikçe farklı türlerde bir çok mekânın oluşmasına sebep olmuştur. Bu sebeple insanlar yaşantılarının büyük bir bölümünü farklı fonksiyonlara sahip mekânlarda geçirdikleri için mekânlar, geçmişten günümüze değişen teknoloji ile birlikte gelişmiş ve sürekli yenilenmiştir. Mekânlar, insanlar için önemli yaşam alanları olduğundan dolayı insanların gereksinimlerine ve isteklerine göre tasarlanmaktadır. Tasarlanan, oluşan her mekân kendine özgü bir kimliğe bürünmektedir. Mekânlarda çeşitli bitirme öğeleri kullanılmaktadır. Sınırlayıcı öğeler, malzeme, bitki, ışık ve rengin kullanımı mekânda farklı kimliklerin oluşmasında etkin olmaktadır. Kullanılan bu öğeler kullanıcının psikolojisini, olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bireyin hayatını ve çalışma alanınındaki performansını arttırırken, bazen de azalmasına sebep olmaktadır. Mekânların kişiliği ile kullanıcının kişiliği, birbiriyle etkileşim halindedir ve mekân algısı kavramını oluşturur. İnsanlar yaşadıkları mekâna göre şekillenir ya da mekânları kendi tarzlarına göre şekillendirir. Bu doğrultuda kullanılan her ürün insanı fiziksel ve psikolojik olarak etkiler. Bu çalışmada iç mekân tasarımında kullanılan bitirme öğelerinin; mekanları oluşturan sınırlayıcı elemanların, malzemelerin, ışığın ve rengin insan üzerinde yarattığı algının saptanması amaçlanmıştır. Farklı malzeme, renk ve ışık ile oluşan mekânların insan üzerinde etkileri incelenmiştir. Mekânda kullanılan bitirme öğelerinin insan algısı üzeride etkisinin incelenmesi için algı ve mekân algısının oluşumu ele alınmıştır. Malzemenin türüne ve kullanıldığı duruma göre insanda yarattığı farklı etkiler analiz edilmiştir. Çeşitli fonksiyondaki mekânlarda kullanılması uygun ya da uygun olmayan ürünler incelenmiştir.
Mekânda evrensel tasarım ilkeleri ve bu ilkelerin ayazağa ışık okullarında irdelenmesi
Bu çalışmanın amacı, iç mimarları, şehir planlayıcılarını, endüstri tasarımcılarını, eğitimcileri, yöneticileri ve yatırımcı gibi meslek gruplarını kapsayan evrensel tasarım kavramına dikkat çekmektir. Evrensel tasarım, çoğu insanın yaş, beceri ve koşullardan bağımsız olarak tüm ürünleri ve ortamları kullanmasına izin veren bütünsel bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, ürün tasarımı, mimari, kentsel tasarım ve çevre kontrolü için karmaşık bilgi teknolojileri gibi çeşitli konuları ve sistemleri kapsamaktadır. Evrensel tasarımda önemli olan konu öncelikle kullanıcıdır; bu nedenle evrensel tasarım kavramı sadece engellileri değil tüm bireyleri kapsamaktadır. Bu kavramda ana fikir, yaş veya beceri kaybı nedeniyle, herkesin belirli bir derecede dezavantajlı olarak kabul edilmesi ve bu anlayışa dayalı olarak tasarlanan ortamın, adaptasyon olmadan herkes tarafından kolaylıkla kullanımını sağlamaktır. Evrensel tasarımın temel amacı, mekânın insanla en uygun şekilde örtüşmesini sağlamaktır. Tasarımcının görevi, kullanıcıların özelliklerine göre, ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için uygun, kullanışlı mekânlar oluşturmaktır. Bu bağlamda, evrensel tasarımın amacına uygun olarak, tasarımcı farklı kullanıcıların ihtiyaçlarını dikkate alarak alanın verimliliğini arttırmalı ve kullanıcıların alanı kolay ve güvenilir bir şekilde kullanmasını sağlamalıdır. Evrensel tasarım konsepti, standartı ve ilkeleri, binaların ve çevrelerinin tasarımına genel bir kavramsal yaklaşım kazandırmaktadır. Evrensel tasarım prensipleri gözetilerek hazırlanan mekân tasarım değerlendirme kriterleri; mekânların erişilebilirliğini ve kullanılabilirliğini artırarak toplumsal refahı sağlamaya yardımcı olmaktadır. Bu çalışmada evrensel tasarım uygulamasına yönelik; birinci bölümde Ayazağa Işık İlköğretim Okulu'nun Evrensel Tasarım ilkelerine uygunluğu açısından değerlendirilmesi doğrultusunda Evrensel Tasarım ile ilgili temel kavramlar, ikinci bölümde mekân kavramı ve çeşitleri, üçüncü bölümde Evrensel Tasarım ve ilkeleri hakkında bilgi sunulmuştur. Dördüncü bölümde Ayazağa Işık ilköğretim Okulu'nun Evrensel Tasarım ilkeleri açısından incelenmesi, beşinci bölümde verilerin değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bağlamda genel olarak binaların planlama ve inşaat aşamalarında, Evrensel Tasarım ilkelerine göre inşa edilmesine dikkat çekmek amaçlanmaktadır.
Ofis oturma elemanlarının ergonomik ve antropometrik ölçütler açısından değerlendirilmesi
Çalışma hayatında verim almanın çeşitli yöntemleri vardır. Çalışma ortamlarının konforlu ve rahat olması çalışanlarda verimliliğin artmasına neden olmaktadır. Ofislerde, verimliliği arttıran pek çok etkenden söz etmek mümkündür. İşletmelerde ofisi oluşturan ekipmanların çalışma verimini ve insan sağlığını etkilediği bilinmektedir. Ofis mobilyaların fiziki ya da ergonomik özelliklerinin insan vücuduna uygunluğu önemlidir. Bu nedenle, insan rahatlığı ve sağlığı için seçilen oturma elemanlarının ergonomik olması ve kullanıcı antropometrisi ile uyumunun sağlanması gerekmektedir. Bu çalışamnın amacı; ofislerdeki oturma elemanlarının çalışanın performansını nasıl etkilendiğini belirlemek ve uygunluk değerlendirmesi yapmaktır. Bu amaca göre, tez çalışmasında ofis elemanlarının ergonomik ve antropometrik ölçütlere göre uygunluğu, teknolojik gelişmelere bağlı ofis çalışma ortamlarının gelişimi konusunda inceleme yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda ofis elemanların fiziki ve ergonomik tasarımının insan özelliğine göre nasıl tasarlanması gerektiği konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Otel yapılarında doğal taş bozulmalarına ilişkin bulguların örnekler üzerinden irdelenmesi ve analizi
Günümüzde otellerin tasarımı ve bu tasarımın oluşturduğu atmosfer, otellerin konaklama harici tercih edilen mekanlar olmasına sebep olan etmenlerdendir. Mekan kavramı ise duyular ile deneyimlenmekte ve bu duyuların harekete geçmesine mekanda kullanılan malzemeler yardımcı olmaktadır. Özellikle kullanılan bu malzeme insanın varoluşundan beri yanında olan doğal taş ise, duyularla beraber oluşan mekan da farklılık göstermektedir. Doğal taş malzeme kullanılarak oluşturulan mekanlar "yaşayan mekan" olarak adlandırılmaktadır. Taşların mekanlara bu sıfatı vermesinin ana sebebi, her canlı gibi doğal ve birtakım gereksinimlere ihtiyaç duymasıdır. Gereksinimleri karşılanmayan doğal taşlar, zaman içerisinde birçok etmen ve koşul sebebiyle çeşitli bozulmalar göstermektedir. Bu durumlar, doğal kaynaklı olabildiği gibi yapay yani insan kaynaklı da olabilmektedir. Hava koşulları, doğal afetler, coğrafi konum vb. birçok doğal etmen taşlarda bozulmalar yaratmaktadır. Ancak günümüzde oluşan taş bozulmalarının ana sebebi yapay kaynaklı bozulmalar haline gelmiştir. Örneğin bunlar; doğal taş seçimi yaparken taş özelliklerinin bilinmemesi, taşın yanlış yerde kullanımı veya kullanım alanına uygun olmayan taş seçimi, taşın hatalı malzemeler ile temizlik, onarım vb. işlemlerinin yapılması, taşların fiziko-mekanik ve kimyasal özelliklerinin dikkate alınmaması gibi sebeplerdir. Her iki sebepten oluşan bozulmalar, birtakım temizleme işlemleri ve sağlamlaştırma çalışmaları ile ortadan kaldırılabilir veya bu bozulmaların bozulma hızı düşürülebilir. Taşların bu gibi gereksinimleri periyodik olarak karşılandığı takdirde, her iki bozulma sebebi de engellenebilir. Bu sebeple çalışmada; öncelikli olarak doğal taş tanım ve özelliklerinin incelenmesi ile elde edilen bilgilere dayanarak, seçilen taşların ne tür bozulmalar gösterdiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tez kapsamında seçili otellerde kullanılan doğal taş malzemesinde ki bozulmalar incelenmiştir. Bu bağlamda yöresel taşlara sahip Mardin, Denizli ve Nevşehir ziyaret edilerek, bu şehirlerde belirlenen otellerdeki taşların bozulma türleri tespit edilmiştir. Doğal taş malzemesi ve bu malzemedeki bozulma türlerinin araştırılmasında kitap, makale, tez, internet gibi kaynakların yanı sıra yerinde inceleme ve konuda ilgili kişilerle röportajlar yapılmıştır.
From the early republic to the present the reflection of the fashion consept in the context of consumption on the space
Political, economic and technological policies have been effective in the modernization transformation of societies. In the formation of Turkish society, especially in the 1923 and 1950s, a social transformation took place with the understanding of socio-economic and cultural development supported by science and technology. The need for clothing and shelter, which is a necessity, varies according to time and living standards. Since the 1950s, domestic and foreign policy policies in Turkey have led to social changes and transformed the basic need of the individual for shelter and clothing. The year 1980 was an important turning point in which radical cultural changes were experienced depending on the political and economic structure of Turkey. Transition to the neoliberal economy in the 1980s In the 1990s, a new social structure brought about by consumption emerged, and in the 2000s, a period in which the consumption culture gained momentum. The space produced according to the needs within the scope of the economic and political structures that Turkey is in has also become a part of the consumption patterns over time. Thus, within the scope of space and individual consumption, the variability of fashion has taken its place in its temporality. Günümüzde siyasi, teknolojik, kültürel, toplumsal, ekonomik tüm olgular tüketim kavramı ile ilişkilendirilmektedir. This relationship is based on the fact that consumption is constantly stimulated and produces new needs. The acceleration of consumption in the globalizing world has led to an increase in people's taste and accessibility, and thus a rapid transformation of societies. This fast and modern life imposed by consumerism has come under the threat of being directed by consumption patterns. In this sense, the study deals with the transformation of time, space and user integrity in the context of fashion within the logic of consumption, and due to the individual's need for differentiation, the bond between time-space-human relationship is periodically examined. In the modernization of Turkish society, it is aimed to examine the fashion phenomenon, the transformation of the individual and the interior space, iii based on temporary innovations, through the production of space and the clothing of the individual. Within the scope of the study, the transformative effect of the concept of fashion trend on space design has been examined periodically within the scope of user, space production/design, belonging, cultural stratification, fashion, consumption culture. Today, the modern city dweller; In the multi-layered social structuring of the city, the production and consumption patterns that change over time in the dressing of the individual's body and the built physical environment were examined. In a process where the transition to "flexible accumulation" in the new world order and the discriminating possibilities of the global economic system through fashion trends, the identification of space and the user has been transformed into the focus of consumption dynamics. As a result, in the current social structure within the scope of the transformations; dressing the body and space, in the context of consumption it has been determined that the designer is also overshadowed by its original content independent of space and time, the boundaries are blurred, and it turns into something produced to be consumed without a floor.
Art nouveau akımı, Osmanlı'da Pera-Galata bölgesine yansımaları ve pera palas oteli iç mekânları üzerinden analizi
18. yüzyılın son yıllarında ortaya çıkıp 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar sürmüş olan Art Nouveau, tüm Avrupa'yı ve Amerika'yı saran bir sanat akımı olmuş, farklı sanat ve tasarım disiplinlerini etkisi altına almayı başarmıştır. Art Nouveau uluslararası bir akım olmasına rağmen, her ülkenin kültürel yapısına göre farklı karakteristik özellikleri benimsemiştir. Akım ismini Paris'te Sanat Tüccarı Bing'in açmış olduğu "La Maison de L'Art Nouveau" dan almış, her ülkede farklı isimlerle anılmıştır. Birçok araştırmaya konu olmuş Art Nouveau akımı hakkında mimarlık ve iç mimarlık disiplinlerinde; üslubun aktörleri ve yapıları, yapı cepheleri, fresk ve sgrafitto, çini, cam ve seramik eserler üzerine çalışmalar yürütülmüş ancak, iç mekânlara ait çalışmalar kısıtlı kalmıştır. Bu nedenle bu tez çalışmasında Art Nouveau akımı tarihsel süreçleriyle beraber Avrupa genelinde ve Osmanlı'da araştırılmış, tarihsel dönüm noktaları ortaya konulmuş ve akıma ait iç mekânlar incelenmiştir. Akımın Avrupa genelinde araştırılmasında; yabancı dönem kaynaklarından, kitaplardan ve kataloglardan yararlanılmıştır. Ayrıca uluslararası tez çalışmalarından destek alınmıştır. Akımın Osmanlı genelinde detaylı olarak araştırılması ve köklerinin bulunması amaçlandığından, öncelikle akımın etkilerinin ilk olarak görülmeye başladığı Pera ve Galata bölgeleri mimari ve sosyokültürel bakımdan incelenmiştir. Bu bağlamda, dönem gazeteleri başta olmak üzere, 19. yüzyılı konu alan dönem kitapları ana kaynak olarak alınmıştır. Akımın iç mekân bağlamındaki araştırmaları; akıma dair özgün iç mekân örnekleri vermiş olan Avrupa ülkelerinde, Pera ve Galata Bölgesinde ve kuruluş amacıyla işlevini halen devam ettiren sürdürülebilir bir Osmanlı Art Nouveau mirası olan Pera Palas Otel'de yapılmıştır. Akıma ait iç mekânlar üç ana kategori üzerinden incelenmiştir. Bu kategoriler; tavan, duvar ve zemin yüzeyleri; vitraylar, bezemeler, demir işleri; mobilyalar olmuştur. Art Nouveau yapılarının tamamının kendi içinde bütüncül anlamda bir Art Nouveau mimari tasarıma sahip olduklarını söylemek mümkün değildir. Tıpkı Avrupa'da da olduğu gibi Osmanlı Art Nouveau mimarisinde de Art Nouveau özellikleri, motifleri ve biçimleri başka üslupların karakterleri ile belli oranda birleşmiş ve eklektik bir tarz benimsemişlerdir. Osmalı'da eklektik olmayıp tamamen Art Nouveau üslubunda tasarlanmış olan ilk yapı Botter Apartmanı olmuştur. Fakat Art Nouveau etkilerinin Botter Apartmanı'ndan daha önce görülmeye başladığı eklektik yapılar da vardır. Bu nedenle Osmanlı'da ulaşılabilmiş olan Art Nouveau yapılarının tarihsel ve üslupsal yapılarının gelişim sürecinin gözlemlenebilmesi amacıyla, yapıların tarihsel süreç üzerinden değerlendirildiği bir çizelge oluşturulmuştur. Çizelge incelendiğinde, 19. yüzyıldan önce yapılmış olan yapıların çoğunlukla Neo-Klasik etkilerin de yoğun olduğu eklektik yapılar olduğu görülmüş, 19. yüzyılın başlaması ile Art Nouveau üsluplu eklektik yapılar yerini tıpkı Botter Apartmanı gibi, tamamen Art Nouveau üslubuna ait yapılara bırakmışlardır. Yüzyıl sonunda yine eklektik tarzdaki yapılar artış göstermiştir. Pera ve Galata bölgesinde incelenmiş olan iç mekânların üslupsal ve stilistik çeşitliliğinin temel nedeni Art Nouveau akımının uluslararası bir akım olması ve bir çok Avrupa ülkelerinde farklı tarzda bir tasarım algısının gelişmiş olmasıdır. Art Nouveau akımının Osmanlı'da görülmeye başladığı dönem, özellikle Pera ve Galata bölgesinde yabancı mimarlar çoğunlukta olmuştur. Art Nouveau yapıların yabancı mimarlar tarafından tasarlanmış olması da yapılar ve iç mekânlar arasında üslupsal farklılıkların doğmasına neden olmuştur. Avrupa'daki, Pera ve Galata bölgesindeki ve Pera Palas Oteli'ndeki iç mekânların üç ana kategori bağlamında araştırılmasıyla elde edilen verilerle, iç mekânların karakteristik özellikleri değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak incelenmiş olan tüm iç mekânlar bir bütün olarak ele alındığında Osmanlı Art Nouveau iç mekânlarının iki farklı tutumu benimsediği görülmüştür. Birinci tutum geometrik kökenli Viyana Art Nouveau'su iken, ikinci tutum bitkisel kökenli İtalyan Art Nouveau'su olmuştur. Pera Palas Otel bu bağlamda incelendiğinde İtalyan Art Nouveau kökenine daha yakın olduğu görülmüştür. Tez çalışmasının dördüncü bölümünde Pera Palas'ın daha detaylı araştırılabilmesi için, öncelikle otelin mimarı Alexandre Vallaury incelenmiş; mimarın diğer yapıları, eğitim almış olduğu kurumlar, benimsediği mimari üslup ve aile kökeni araştırılmıştır. Otelin tarihsel sürecinin araştırılmasında; dönem gazeteleri ve arşiv kaynaklarından yararlanılmıştır. Otelin iç mekân incelemesinde yazar tarafından yerinde gözlem ve fotoğraflandırma yapılmış, tez kaynaklarından ve dönem kitaplarından yararlanılmıştır. Bölümün en sonunda ise otelin geçirdiği yapısal değişikliklere yer verilmiştir. Çalışmada Art Nouveau akımının Osmanlı'daki tarihsel sürecinin ve köklerinin bulunması amaçlanmıştır. Aynı zamanda, Pera-Galata bölgesindeki ve Pera Palas Oteli'ndeki iç mekânların, Avrupa örnekleri ile benzerlik ve farklılıklarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu tez çalışması Osmanlı Art Nouveau'su ve iç mekânları konusuna dair yapılacak olan çalışmalara zemin oluşturabilme hedefi ile tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Art Nouveau, Osmanlı, Pera-Galata Bölgesi, 19. Yüzyıl, İç- Mekân.
Alternatif konut olarak 'Tiny house' tasarım yaklaşımları ve çatalca bölgesi örneği
Antik Çağ'dan 21. yüzyıl ilk çeyreğine kadar geçen süreç içerisinde insanlar kendilerine ihtiyaçları doğrultusunda yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilecekleri, kimi zaman zarfında da olumsuz zorlu iklim şartlarından korunacakları alanlar yaratmıştır. Zaman içerisinde sosyokültürel değişimler modern konut kavramının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Küreselleşen dünyada bireyin ihtiyaçları, yaşam alanlarından beklentileri ve yaşam tercihleri hızla değişmektedir. Bireysel, sade ve sürdürülebilir yaşam talepleri kullanıcılar için farklı yaklaşımlar ortaya çıkarmıştır. Bu alternatif yaklaşımlardan biri olan 'tiny house', düşük maliyetli ev sahibi olma fikri ile tercih edilmeye başlanmıştır. Çalışmanın amacı; Türkiye'de 'tiny house' birimlerin, bir konut alternatifi olarak kullanılabilirliği ve tercih edilmesindeki sebepler neler olabilir sorularına cevap aramaktır. 'Tiny house' konusunun daha açık anlaşılması için öncelikle çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturan mobil konut, mikro konut tanımlarına ve konut kavramına değinilmiştir. Konuyla ilgili literatür taranarak 'tiny house' kavramının, ekonomik, sosyal, çevresel, teknolojik etkenleri kullanıcıya sunduğu alternatif yaşam biçimi ortaya koyulmuştur. Araştırmanın yöntemi, nitel yöntemlerden faydalanılarak betimsel durum analizi olarak tercih edilmiştir. Çalışmanın kapsamı; İstanbul Çatalca ilçesinde yapılan geniş ölçekli projeler görüşme tekniğiyle incelenmiştir. Hareketliliği, geçici konumu ve sürdürülebilirliği, incelenen çalışmalara dayanarak 'tiny house' yapılarını alternatif bir barınma seçeneği olarak uygun kılmaktadır. Yapılan araştırma ve görüşmeler sonucunda, Çatalca ilçesinin alternatif konut yerleşkesi projeleri için uygun olduğu görülmüştür. Kapsam dahilinde yer alan 3 yaşam alanı alternatiflerinin sürekli ya da kısa süreli barınma mekânı olarak kullanım potansiyelleri irdelenmiştir. İstanbul'da yaşayan bireylerin doğayla iç içe olmak için, sürekli veya kısa süreli tercih edebilecekleri geçici mekan çözümleriyle konaklamaya uygun olduğu görülmüştür. Bu yapılar, yüksek konut maliyetleri göz önüne alındığında düşük maliyetli tercih edilen bir alternatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tiny House, Tasarım Yaklaşımları, Konut, Çatalca.
Okul öncesi eğitim yapılarındaki mekanların tasarım yaklaşımları ile birlikte montessori eğitim modeli bağlamında incelenmesi
0-6 yaş okul öncesi eğitim dönemi çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimlerinin hızla gerçekleştiği bir periyot olmanın yanı sıra hayatlarının geri kalanının şekillenmesine etki eden bir dönem olmaktadır. Okul öncesi dönemdeki eğitim programı çocuğun çok yönlü gelişimini desteklemektedir. Okul öncesi eğitim yapılarındaki mekânların tasarımları çocukların tüm ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olması gerekmektedir. Mekanlar bireysel özgürlüklerini yaşayabilecekleri, kendilerini keşfetmeye olanak sağlayan, yeteneklerini ortaya çıkarmaya imkân tanıyan alanlar olarak kurgulanmaktadır. Alternatif okul öncesi eğitim modellerinden olan Montessori eğitim modelindeki mekanların çocuğun gelişimine olumlu katkı sağladığı birçok araştırma ile belirlenmektedir. Tez çalışmasının amacı; Montessori okullarında uygulanması gereken tasarım kriterlerini ve bu kriterlerin eğitime olan katkısını incelemektir. Tez çalışmasında nitel araştırma yöntemlerinden betimsel durum analizi seçilerek; verilere, gözleme dayanarak faydalanılmıştır. Tez çalışması kapsamında, yapılan literatür analizinin ardından dünyadaki Montessori eğitim yaklaşımını uygulayan okul öncesi eğitim yapılarından seçilen örneklerin tasarımları ve mekânsal kurguları incelenmiştir. İncelenen okullardaki iç ve dış mekânların Montessori eğitim yaklaşımının tasarım kriterlerine göre kurgulandığı, çocukların gelişimine, doğayla ilişkili olmalarına imkân verir nitelikte olduğu görülmüştür. Tez çalışmasında; Montessori eğitim modelinin diğer eğitim modellerinden farkları nelerdir? Okul öncesi eğitimde hangi etkinlik alanlarına neden ihtiyaç duyulmaktadır? Montessori eğitim modeli yapılarında iç ve dış mekân tasarım yaklaşımlarına ne şekilde uygulama gerçekleşmiştir? Araştırma sorularına yanıt verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Okul Öncesi Eğitim Yapıları, Montessori Eğitim Yaklaşımı, Eğitim Mekanları
Mobil ev uygulamaları ve afet sonrası geçici barınma potansiyelleri
İnsanların temel ihtiyaçlarından biri barınmadır ve barınmaya ilişkin yeni çözümler üretilmektedir. Öncelikle Amerika ve Avustralya'da ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan küçük ev akımı bu çözümlerden biridir. Küçük ev akımı çoğunlukla sürdürülebilir, erişilebilir ve konforlu bir yaşam tarzını benimseyen kişiler tarafından tercih edilmektedir. Küçük evlerin bir çeşiti olan, mobil evler, taşınabilen ve modüler yapıya sahip konutlardır ve çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bu amaçlar arasında tatil evi, konuk evi, seyahat edenler için konaklama, afet sonrası barınma ve hatta kalıcı konut olarak kullanımı bulunmaktadır. Mobil evler, genellikle bir römork veya şase üzerine yerleştirilmiş olup, taşınabilirliklerini artırmak için küçük boyutlarda tasarlanmaktadır. Her ülkede görülen doğal afetler toplumlara, devletlere ve afetleri yaşayan insanlara birçok fizyolojik ve psikolojik hasar vermektedir. Afet sonrası oluşan bir dizi ihtiyacın başında barınma konusu gelmektedir. Özellikle barınma alanındaki ihtiyaçlara devletler ve kuruluşlar hızla çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Bu tez de afet durumlarına hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edebilmek amacıyla mobil ev uygulamalarının ve geçici barınma potansiyellerinin değerlendirilmesini konu almaktadır. Afet sonrası acil barınma ihtiyaçlarına yönelik çözümleri inceleyerek, iç mekân donanımlarına sahip, sürdürülebilir, dayanıklı, modüler ve erişilebilir mobil ev tasarımlarını analiz etmektedir. İlk olarak, mobil ev uygulamalarının avantajlarına ve dezavantajlarına bakıldı. Bu uygulamaların mobilite, enerji verimliliği (sürdürülebilirliği) ve erişilebilirliği incelendi. Ardından, afet durumlarında acil barınma ihtiyacını karşılamak üzere tasarlanan geçici barınma çözümleri ele alındı. Bu kapsamda, taşınabilir barınma birimleri, konteyner evler ve benzeri uygulamaların avantajları ve sınırlamaları değerlendirildi. Tez de farklı mobil ev tasarımlarının afet durumlarında nasıl kullanılabileceğini ve bu evlerin geçici barınma potansiyellerini araştırarak, tartışılmaktadır. Ayrıca, bu tasarımların toplumların ihtiyaçlarına uygunluğunu ve afet sonrası hızlı müdahale için ne kadar etkili olduklarını belirlemeye yönelik bir çalışma sunmaktadır. Sonuç olarak, afet durumlarında hızlı ve etkili bir barınma çözümü sağlamak üzere mobil ev uygulamalarının ve geçici barınma potansiyellerinin sistematik bir şekilde incelenmesini amaçlamaktadır.
Ticari yapıların evrensel tasarım ilkelerine göre incelenmesi: Alışveriş merkezi örneği
İçinde yaşadığımız çağda, mekânların herkes tarafından kullanabilen bir tasarıma sahip olması oldukça önemlidir. Tarihsel süreç içerisinde yaşanan gelişmeler hem kentleşmeyi hem de insanların yaşayış şeklinin değişikliğe uğratmıştır. Tasarımla ilgili her alan insan odaklı bir hale gelmiştir. 19. Yüzyılda ortaya çıkan evrensel tasarım 20. Yüzyılda kavram olarak önem kazanmıştır. Evrensel tasarım kavramı mekanların her yetkinlik seviyesindeki birey tarafından kullanılmasını amaçlamaktadır. Alışveriş merkezleri sahip oldukları tasarımları ve mekanlarıyla bireyler tarafından alışveriş eyleminin yanı sıra sosyalleşme, aktivitelere katılma, toplanma ve bir araya gelmek amacıyla da kullanılmaktadır. Kamusal mekân görevi gören ve ticari yapı olan alışveriş merkezleri her yaş, beceri ve yetkinlik seviyesindeki birey için sağladığı birçok imkanla çekim merkezi konumundadır. Alışveriş merkezlerinin herkes tarafından rahatlıkla kullanılabilir olması için evrensel tasarım düşüncesi dikkate alınarak tasarlanması oldukça önemlidir. Çalışmada evrensel tasarım kavramı ve ilkeleri açıklanmıştır. Evrensel tasarım ve kullanıcılar arasındaki ilişkiye değinilmiş sonrasında evrensel tasarım çerçevesinde kamusal mekanlarda dikkat edilmesi gerekenler açıklanmıştır. Devamında alışveriş merkezleri olgusunun anlaşılması amacıyla sırasıyla alışveriş merkezlerinin sınıflandırması, gelişim süreci, planlama ve tasarım kriterleri ve mekân kurgusu konuları ele alınmıştır. Çalışmanın amacı alışveriş merkezinin evrensel tasarım ilkelerine göre incelenmesi ve sonucunda öneriler getirilmesidir. Yöntem olarak seçilen saha çalışmasında alışveriş merkezinin giriş-çıkışında, yaya yürüme yolları ve koridorlarında, sosyalleşme mekanlarında, WC'lerinde, otoparkında, asansör ve yürüyen merdivenlerinde fotoğraflama ve ölçümlemeyle gözlem yapılmıştır. Elde edilen bulgular evrensel tasarım ilkelerine göre incelenmiştir. Veriler değerlendirildiğinde alışveriş merkezinin erişilebilirlik kapsamında tasarımlara sahip olduğu ama bazı donatı elemanlarının evrensel tasarım ilkelerini tam olarak karşılamadığı görülmüştür. İncelemeler sonucunda alışveriş merkezinin evrensel tasarıma sahip olabilmesi için evrensel tasarım ilkeleri kapsamında öneriler getirilmiştir.
Kültür merkezi yapılarında esneklik kavramının evrensel tasarım bağlamında iç mekana etkileri: atatürk kültür merkezinin incelenmesi
Ülkemizde özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi Büyükşehirlerde son dönemlerde örnekleri ve kültürel alanda faaliyet gösteren kültür merkezlerinden örnek olarak Atatürk Kültür Merkezi işlevleri doğrultusunda yapısal ve etken özellikleri sınıflandırılarak tasarımlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmanın bir diğer amacı da ülkemizde dönemsel olarak yapılan kültür merkezlerinin iç mekanlarında sunulan esnek tasarımların her bir kullanıcı tarafından erişilebilir olması için ilerleyen zamanlarda yapılması planlanan kültür merkezlerinin iç mekân fonksiyonlarının değerlendirilerek tekrardan işlevlendirilmesi hedeflemektedir. Tezin ana amacını kültür merkezleri iç mekanlarında esnek tasarımlar kullanılarak kullanıcı beklentisi ve memnuniyetlendirilmelerinin araştırılması, mekân kurgularının ortaya konmasıyla iç mimari önerilerde ve geleceğe yönelik öngörülerde bulunarak yapının incelenmesi hedeflenmektedir. Esnekliğin, etimolojik olarak ele alındığında bir dış gücün etkisi altında uzatma, kısaltma, bükülme vb. şekil değişiklerini yansıttıktan sonra etkinin kalkması ile beraber tekrardan eski formuna geri dönebilmesi özelliklerine sahip, esneyebilen, esneklik kavramına yatkın ve elverişli anlamlarını kaldırabilene söylenmektedir. (İslamoğlu,2018). Uzun süregelen yıllardır mimarlık kavramlarının terimsel olarak diğer düşünce ve niteliklerin esnekliğin bir parçası haline geldiği görülmüştür. Esnekliğin ve uyabilirliğin benzer nitelikleri olduğu fakat Yürekli (1983) yazdığı ve iki başlık olarak incelediği kavramlar terimsel açıdan karmaşıklaştığını söylemiştir. "Statik esneklik", "büyüme esnekliği" ve "sürekli esneklik" olmak üzere, Karakaş ve Sönmez (2019) mimarideki esnekliği üç kategoriye ayırmıştır. Bu sınıflandırma, yukarıdaki ifadenin doğruluğunu göstermektedir. Tez çalışmasının ana konusu olan kültür merkezlerine değinmeden önce esneklik ve evrensel tasarım bağlamında ki etkileri, ilişkileri ve kullanıcı ile olan ilişkilerine dair bilgi verilecektir. Alan çalışması gerçekleştirilerek 'AKM' Atatürk Kültür Merkezi irdelenerek incelenmesi yapılacaktır. Genel çerçeve ulaşılmak istenen; Türkiye'nin yeni nesil kültür merkezini ne kadar benimsediği ne kadar işlevsel bir biçimde evrensel olarak tasarlandığını ve tasarım olarak yapının iç mekanlarında esnek tasarımlarının nedenli yansıtıldığının tespitidir.
Metropolde yaşamak: farklı yaşam eşı̇klerı̇ne bağlı olarak dönüşebı̇len esnek konut ı̇ç mekanları
Dünya genelinde metropollerde yaşayan nüfusun artmasıyla beraber metropolde yaşam farklılaşmakta, kalabalıklaşan kent mekanlarında yaşam zorlaşmakta, konutlarda farklı ve çeşitli kullanıcı tipleri için farklı ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bireyler, yaşam döngülerindeki eşiklere bağlı olarak yaşam mekanlarına farklı zamanlarda farklı adaptasyon süreçleri yaşamaktadırlar. Tez çalışmasının amacı, konut mekanlarının metropol yaşamı ve yaşam döngüsündeki eşiklere bağlı olarak oluşan farklı durumlara adapte olabileceği esnek mekan tasarımları üzerine fikirler üretmektir. Bu bağlamda amaç; metropolde farklı yaşam biçimleri için kolektif, paylaşım ve dayanışma odaklı, ekonomik, esnek ve sürdürülebilir konut iç mekan tasarımlarını araştırmak ve geliştirmektir. Çalışma kapsamında öncelikle metropolde dönüşen yaşam biçimleri, İstanbul'da metropol yaşamı, konut iç mekanlarında esneklik ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. Sonraki aşamada, İstanbul metropolünde seçilen bir alanda alan araştırması yapılmış; ve alan araştırması sonucunda bu alan için farklı ölçeklerde kent ile ilişkili olarak esnek bir iç mekan ve yaşam sistemi tasarlanmıştır. Alan araştırması üç aşamadan oluşmaktadır; öncelikle, alan çalışması yapmak üzere seçilen Maslak Sanayi Bölgesi analiz edilmiş, mevcutta ve gelecekteki durumu ile ilgili bilgiler toplanmıştır. İkinci aşamada alan çalışması yapmak üzere seçilen Maslak Sanayi Bölgesinde mevcut kullanıcı grupları ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda mevcut durumu anlamak için röportaj, anket ve gözlemler yapılmıştır. Üçüncü aşamada, İstanbul metropolünde yaşamakta olan potansiyel kullanıcı tiplerini, ihtiyaçlarını ve yaşam biçimlerini anlamaya yönelik araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda ortak ihtiyaç ve farklılaşan ihtiyaçların belirlenmesi için röportaj, anket ve gözlemler yapılmıştır. Tezin sonucunda alan araştırması sonucu elde edilen bilgi ve veriler doğrultusunda esnek bir iç mekan ve yaşam sistemi önerisi getirilmiştir. Önerilen malzemeler, üretim şekilleri, sosyal alanların ve atölyelerin çalışma prensipleri, yaşam biçimleri, vb. farklı boyutlarıyla projenin bütüncül bir sistemi tanımlaması amaçlanmıştır. İstanbul metropolünde alternatif bir yaşam önerisi olan bu proje çalışması ile, temelde her bireyin hakkı olan fakat günümüzde bunu elde etmenin bir lüks olarak sayıldığı her yaşta konforlu yaşam hakkına nasıl ulaşabileceği araştırılmaktadır.
Wellbeing and its spatial experience: development of SPA design and contemporary spa spaces
Wellbeing as a notion gains importance day by day hand in hand with the status of healthiness. World Health Organization (WHO) defines health as "state of complete physical, mental and social well-being and not merely the absence of disease or infirmity" on the one hand; on the other hand, Global Wellness Institution (GWI, 2017) stresses wellness as intellectual, religious and medical movements and modern concept with ancient roots beginning with the Ayurveda treatments followed by Traditional Chinese Medicine, Ancient Greek doctrines, Roman Medicine and movements in United States and Europe in 19th century. Today, wellbeing and being healthy are the ultimate goals that are difficult to endure due to increasing stress level in modern world, working environment with high-intensity and expectations from civilized human. As a result of these, people need to have treatments and experiences to relax and stay strong. In this content, spa spaces compel attention. As the word spa literally refers to the abbreviation of sanus (salus/ sanitas) per aquam that means health coming from water in Latin. The relation between human beings and water starts in the mother womb and continues in many forms. People are always attracted to water and this interest originates from different aspects like need for bathing, religious and spiritual rituals and the belief to curative powers of water. Bathing can take place where water exist as bathtub, shower or even river, sea, ocean, lake. While human baths throughout the history, the forms of bathing shaped according to different reigns, beliefs and politics. Thus, personal and public bathing spaces emerged in relation to these routines and rethorics . In this thesis study, well-being and its spatial experience and spa design development and contemporary spa spaces, further to that, the emerging role of Turkish Hamam spatiality and its atmospherical penetration in contemporary spa design is also examined and discussed. Thesis consist of five main chapters: In first chapter; the purpose of thesis, literature review and hypothesis are stressed. To comprehend the definition of spa, the construction of spa spaces and the history behind these spaces and experiences literature study is done. In addition to that, a future projection is stressed throughout the evolution of spa in the context of hypothesis. In second chapter; the roots of bathing need, spa culture and their spatial typologies and the emergence of them are examined. In order to fully understand, spa rituals throughout the history beginning with Indus Valley, following to that Ancient Greek, Romans, Asia and Ottoman Empire Eras are discussed; further to that, the essential thresholds are examined in a timeline. In third chapter; planning a spa is analyzed deeply. In this content; spa types, determination of spa concept, spa design principals and obligations, spa components and spatial requirements, layout needs and user flows are revealed. In fourth chapter; under the indications and inputs of previous chapters, the spatial aspects and criteria that affect spa experience are specified. In this content, since in modern world, the boundaries between spa types are getting ambigous and the spas are evolved into "days spas" where users can reach any time they want and "destination spas" where users need to plan a journey to use in practical use; one destination spa in Turkey (Canyon Ranch Kaplankaya) and one resort hotel spa outside of Turkey (Joali Maldives), one city hotel spa outside of Turkey (Villa Magna Madrid) and one city hotel in Turkey (Fairmont Quasar Istanbul) are dismantled in relation to defined criteria set. In considerations of these evaluations, the increasing demand to Turkish Hamam is observed and stressed. In fifth chapter, concluding remarks and future projections are discussed. In this part; in addition to the evaluations and sectional results, it is stressed that the significance of Turkish hamam is getting more and more important gradually with its flexible and corvertible spatial aspects and utilization of spatial characteristics of Turkish Hamam emerges as an increasing demand in the design of contemporary spa ambient, while this find out is stressed and the reasons are briefly discussed on the final chapter.
Biogenic building material formation by the treatment of natural stone waste with microbial induced calcite precipitation
Revitilization of certain wastes of the natural stone industry through biological processes to obtain a sustainable building material and the necessary material oriented analyses.
Mekan algısı ve psiko-sosyal kalitenin ölçülebilirliği üzerine bir araştırma: Armada Hayat Sokağı örneği
İnsan ve mekan ilişkisi nasıl şekillenir? Bu etkileşim sürecine algısal ve davranışsal durumların etkisi nelerdir? Mekanda insanların görsel olarak dikkatini çeken ögeler nelerdir ve bu ögeler neye göre belirlenir? İnsan ve mekan etkileşimi hem geleneksel hem de güncel teknikler kullanılarak nasıl analiz edilebilir? Tez çalışmasında bu sorulara cevap olabilecek; mekanın kullanıcısı tarafından nasıl algılandığı ve hangi mekansal ögelerle iletişim kurulduğu ve neden bu noktaların dikkati çekmiş olabileceği fiziksel, algısal ve psiko-sosyal boyutta irdelenmekte ve tartışılmaktadır. Öte yandan mekansal ihtiyaçların ne ölçüde karşılandığının, mekansal memnuniyet düzeylerinin, algısal ve davranışsal durumların analiz edilmesi çalışma kapsamını oluşturan diğer konulardandır. Bu çerçevede; çalışma alanı olarak, Ankara'da bulunan 'Armada Hayat Sokağı' seçilmiştir. İki AVM yapısı ve iş kulesi arasında kalan, kentli kullanımına ve erişimine açık, tüketim dayatmasından bağımsız olarak vakit geçirilebilen bu alanda Armada Hayat Sokağı adında bir sokak oluşturulmuştur. Bu yönüyle bilindik içe dönük AVM tipolojilerinin aksine, insanların bir araya gelmesine ve sosyal, kültürel aktivitelerin üretilmesine olanak tanınmıştır. Armada Hayat Sokağı aynı zamanda; kentteki diğer akslarla birleşerek uzayabilecek bir yaya yolunun parçası olması bakımından da önemli bir lokasyon olarak kabul edilmektedir. İnsan ve mekan arasındaki çift yönlü etkileşimin algısal ve davranışsal analizlerinin Armada Hayat Sokağı özelinde yapılması, alan çalışmasının kapsamını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmasında; değişen koşul, durum ve mekansal ihtiyaçlar ekseninde, çalışma alanının kullanıcılar tarafından nasıl algılandığı, mekansal memnuniyet ve mekansal tatminlerinin ne düzeyde olduğu ve buna paralel olarak kullanıcı davranışlarının nasıl şekillendiği irdelenmiştir. Bununla birlikte kullanıcıların hangi mekansal ögeler ile görsel iletişim kurduğunun, hangi ögelerin görsel dikkati çektiğinin ve hangi sebeple bu noktalara odaklanılmış olabileceğinin analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
İstanbul metropolünde değişen yaşam dönüşen konut algısı: Varyap Meridian örneği
Küreselleşmeyle, teknolojide ve bilişim sistemlerinde yaşanan hızlı gelişmeler, yaşam koşullarının değişmesine yol açmaktadır. Kısıtlı ve homojen bir kitle barındırmakta olan kentler, endüstrileşmeyle birbirine eklemlenerek büyümekte ve metropol kentleri meydana getirmektedir. Metropol kentler, ekonomik anlamda büyük kitlelere istihdam sağlama potansiyeline sahip ve bireylere daha iyi şartlarda yaşama imkanı sağlayabilecek cazip merkezler olarak görülmektedir. Merkezin güçlü çekimi; kırsaldan kente göçü hızlandırmaktadır. Artan göç, çok kültürlülüğe, hızla değişen değerlere, yaşam tarzında ve toplumsal yapıda değişimlere sebep olmakla birlikte yapısal çevrenin dönüşümünü de beraberinde getirmektedir. Metropolleşmeyle değişen yaşam koşulları, insan gereksinimlerinin farklılaşmasına sebep olmakla birlikte, insanın yaşama alanı olan konut algısını da dönüştürmektedir. Farklılaşan gereksinimler, beklentiler, arzular ve istekler kullanıcıların konuta bakışını ve algısını da etkilemektedir. Konut algısındaki değişim, kaçınılmaz olarak konutta da değişimine yol açmakta ve bu iki süreç birbirini etkilemektedir. İnsan ve mekan (çevre) arasında kurulan iletişim ne kadar güçlü ve uyumlu ise, bireyin yaşamsal kalitesi ve kullanıcı olarak konut memnuniyeti de o kadar yüksek olmaktadır. Kullanıcıların ihtiyaçlarına göre tasarlanmayan ve günümüzde tüketim nesnesi olarak inşa edilen ve pazarlanan konut projeleri kullanıcısına, kentlileşen toplumun tüketim kültürünün şekillendirdiği bir kimlik, bir yaşam biçimi dayatmaktadır. Özellikle metropol kentlerde yaşayan orta-üst ve üst sosyo-ekonomik gelir grubuna mensup olanların lükse yönelik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak tasarlanmakta olan "lüks karma yaşam projeleri"; her geçen gün daha da kalabalık ve kaotik bir hal alan kentten uzaklaşmak ve güvende hissetmek isteyenler için "ötekiler"den arındırılmış, benzer sosyo-kültürel grubu barındıran bir yaşam alanı sunmaktadır. Ayrıca; kullanıcılarına ayrıcalıklı, prestijli, konforlu ve lüks bir yaşam vadetmektedir. Gelişmişliğin ve modernitenin göstergesi olarak görülen, yeni nesil kapalı ve güvenlikli karma yaşam projeleri, barındırdıkları sosyal imkanlar, donatılar, teknolojik fonksiyonlar ve en ince detayına kadar kurgulanmış iç mekan tasarımlarıyla birlikte kendi kendine yeten kentsel ölçekte küçük yerleşimler olarak karşımıza çıkarken; onlara sahip olamayan düşük gelirli kesim için de bir ütopyayı tariflemektedir. Bu kapsamda tezin amacı; İstanbul metropolünde değişen yaşam koşullarının, konut ve konut çevresi memnuniyeti kapsamında, hangi yaşamsal beklentilerin ve önceliklerin kullanıcı açısından önemini arttırdığını ve hangilerinin azaldığını saptamak ve konut algısının nasıl değiştiğini ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmasında; küreselleşme, kent, metropol, insan ve davranışı, konut, konut algısı ve konutta kullanıcı memnuniyeti üzerinde durulmaktadır. Tez çalışmasının birinci ve giriş bölümünde; tezin amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde; kent kavramının günümüz metropol kentinin doğuşuna dek olan serüveni, küreselleşme ve metropolleşme kavramlarına değinilerek irdelenmektedir. Üçüncü bölümde; "metropolleşme ile değişen yaşam" konu başlığı altında, insanın temel iletişim süreci, insan davranışı ve gereksinimleri irdelenmektedir. Ayrıca; toplumsal yaşamdaki değişimler ile birlikte toplumun, kültürün ve ailenin değişen yaşamsal koşullarından bahsedilerek, bu koşulların ne tür değişim ve dönüşümlere maruz kaldığı üzerinde durulmaktadır. Bunun yanı sıra, metropolleşme ile farklılaşan yaşamsal beklentiler ve öncelikler örneklerle açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde; metropolleşme ile dönüşen konut kavramı irdelenmektedir. İnsanın çevre ile girdiği ilişki biçimleri üzerinde durularak, mekan kavramı tanımlanmakta ve konut ve konutta kullanıcı memnuniyeti irdelenmektedir. Böylece; metropolleşme ile dönüşen konut algısı irdelenmektedir. Beşinci bölümde; tez çalışmasının alan çalışması kapsamında; "Varyap Meridian" örneği ele alınmakta ve örnek çalışma, İstanbul'u dünya finans merkezleri arasında önemli bir yere taşıyacağı öngörülen "İstanbul Uluslararası Finans Merkezi" ve benzer karma projelerle birlikte değerlendirilerek, "Varyap Meridian" projesinin alan çalışması kapsamında pilot çalışma olarak seçilme sebepleri üzerinde durulmaktadır. Altıncı bölümde bulgular yer almaktadır. Bu bölümde; değişen konut algısı; "lüks bir karma yaşam projesi" olan Varyap Meridian örneği üzerinden irdelenmekte ve gerçekleştirilen anket çalışmasından elde edile bulgular, "Konut İhtiyaçları Hiyerarşisi" (Israel, 2003) ve "Kullanım Sonrası Değerlendirme" (Francescato, 1989) kapsamında, "Eminönü ve Çevresindeki Toplu Konutlar" da (Kellekci, Berköz, 2006) ve "Mashattan Konutları"nda yapılan çalışmalar (Durmuş, 2010) ile karşılaştırmalı olarak irdelenmektedir. Tez çalışmasının yedinci ve sonuç bölümünde ise; tüm dünyayı saran küreselleşmenin ve metropolleşmenin etkisiyle, İstanbul'da değişen yaşam koşullarının konut algısını kültürel, ekonomik, toplumsal, sosyal ve psikolojik anlamda nasıl dönüştürmekte olduğu üzerinde durulmaktadır.
Gün ışığı almayan kapalı mekanlarda gün ışığı etkisi yaratan uygulamaların kullanıcı algısına etkisi üzerine bir çalışma
Gün ışığı almayan mekanlardaki artış ile gün içinde zamanlarının bir kısmını bu alanlarda geçiren veya bu mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde gün ışığından uzak kalmanın fizyolojik ve psikolojik olumsuz etkileri gözlemlenmektedir. Bu tez, gün ışığı almayan mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde oluşan olumsuz etkilere engel olmak amacıyla önerilebilecek aydınlatma sistemleri için araştırma yapmak amacını taşımaktadır. Tezin birinci bölümünde; tezin konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınarak, diğer bölümlere genel bir çerçeve çizilmiştir. Geçmişten günümüze insanların ihtiyaçlarındaki değişiklik sebebiyle değişen mekan yapısı ve algısı, mekanın sadece duyularla algılanan somut bir kavram olmadığını göstermektedir, mekan aynı zamanda duyusal girdinin yorumlanarak ortaya çıkan algısal imaj ile algılanan bir kavramdır. Bu algısal imaj oluşumunda, hem duyusal girdiler hem de kişisel ve toplumsal bilgi ve deneyimler etkilidir. Tezin ikinci bölümünde; mekansal algı ve mekanı oluşturan öğelerin algısal boyutta ışık ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Mekan algısında, görsel algı ön planda yer alır ve mekanın görsel değerlerini mekanın nicel özellikleri oluşturur. Yani mekanı oluşturan 'biçim, malzeme ve renk' öğelerini mekanın nicel özelliklerinin oluşturduğu söylenebilir. Mekanı oluşturan bu öğelerin ışık ile etkileşimi, bu öğelerin algısal olarak değer bulmasına, kimi zaman da algısal olarak değişimine sebep olabilir. Bu algısal değişimleri sağlamak için görsel algı yöntemlerinden algı sabitlikleri ve algı yanılsamaları kullanılır. Bu iki görsel algı yöntemine bağlı olarak, ışığın mekan içinde yarattığı algısal değişimler, ışığın mekanın nicel değerleri ile ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca ışığın mekan ile ilişkisi kullanıcı bağlamında ele alındığında, görsel konfor kavramı ve bileşenleri incelenerek görsel algı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Işık, mekanın oluşumunda önemli bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda üçüncü bölümde yapay ışık ve doğal ışık kavramları ele alınarak, doğal ışığın görsel algı ve insan sağlığı üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkileri ortaya konmuştur. Gün ışığının en temel özelliği mevsimden mevsime, günden güne hatta gün içinde sürekli değişiklik gösteren bir yapıda olmasıdır. Bu sebeple mekan içinde gözlemlenen görsel etkisi de sürekli değişiklik gösterir ve görsel konforda olumsuzluk oluşturabilir. Bu noktada görsel konforun sağlanması için gün ışığının mekan içine kontrollü alınması gerekmektedir. Bunun yanısıra doğal ışığın mekan içinde anlamlandırma gücü çok yüksektir ve mekana farklı anlam yüklemek için simgesel öğe olarak kullanılabilir. Doğal ışığın varlığı, insanların sirkadyan ritmindeki döngüyü sağlayarak uyku, açlık, vücut sıcaklığı ve hormon üretimi gibi fizyolojik değişiklikleri düzenler. Aynı zamanda gün ışığın azlığına veya yokluğuna bağlı olarak gözlenen psikolojik rahatsızlıkların depresyona sebep olduğu görülmüştür. Bunun yanısıra, güneşin D vitamini eksikliğinin sebep olduğu zayıf kemik gelişimi ve yaşlılardaki kemik kırılganlığı risklerini azalttığı bilinmektedir bu sebeple herkese güneş ışığının kansere sebep olan tehlikeli ışınlarından korunarak gün ışığı ile temas halinde olmaları önerilir. Gün ışığının mekan içinde yarattığı etkiler ve mekan içine nasıl alındığı bilinmeden, gün ışığı etkisi yaratan sistemlerin etkileri hakkında bir değerlendirme yapılabilmesi mümkün olmadığı için doğal ışığın yatay ve düşey açıklıklardan mekana taşınma yöntemleri üçüncü bölümde ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise doğal ışığın mekana taşınma yöntemlerinin uygulandığı örnek projeler, mimari detaylar mekansal algı bağlamında incelenmiş ve yapay ışık ile mekana gün ışığı alınıyormuş etkisi oluşturulan mimari proje ve ürün tasarımı örnekleri incelenerek mekansal algı üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Tezin beşinci bölümünde, gün ışığı almayan kapalı mekanlarda kullanıcı algısının belirlenmesi amacıyla anket yöntemi kullanılarak deneysel bir çalışma düzenlemiştir. Birinde gün ışığı etkisi yaratan bir sistemin, diğerinde tavana gömme aydınlatma aygıtlarının olduğu iki farklı odadaki aydınlatma düzeni görsel konfor açısından ve katılımcılar üzerindeki algısal etkileri açısından karşılaştırılmış ve yapılan analizlere istinaden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise yapılan anket çalışmasının sonuçları ele alınarak değerlendirme yapılmış ve bu tez çalışmasının daha sonra yapılacak çalışmalara hangi noktalarda ışık tutabileceği üzerinde durulmuştur.
The human centric lighting concept: A proposal for an office interior
As people spend more time indoors, their contact with daylight decreases, and do not benefit sufficiently from daylight. Therefore, physical and psychological disorders occur in the human body. The international lighting standards consider only the visual effects of light; there is also non-visual effects of light which have been not enough placed in them. Considering this in lighting designs, a new lighting concept has been developed: Human Centric Lighting. In this study, the HCL concept has been explained, and how significant in people's lives. With the requirements of this concept, an office interior lighting design was implemented.
Highly-skilled migrants' adaptation process through participatory urban interior design
In this thesis the migration process of highly-skilled migrants is examined from a psychological viewpoint, especially with regards to factors supporting or hindering the adaptation process. The terms migrant and urban interior are linked to each other as a notion, by their temporality and mobility. A participatory urban interior design project is proposed as a measure to ease the adaptation process of highly-skilled migrants. With creating a participatory urban interior design platform, it is argued that becoming citizen is a condition that appears through spatial and expressive negotiations between the local society and the mobile people.
Yeme içme mekanlarında endüstriyel mutfak tasarım kriterleri
Mutfak evlerde, otellerde, hastanelerde gıda maddelerinin muhafaza edilip, hazırlandığı özel bölümlere denir. Eski devirlerden bu yana var olan mutfak, günümüzde de evlerin çok önemli bölümlerindendir. Eskiden evlerin dış kısmında veya giriş katında bulunan mutfak, bugün yerini geniş pencereli, ferah ve güneş alan, günümüze uygun yemek odası ve yemek salonlarına bırakmaktadır. Günümüz mimarisinde mutfağa çok önem verilmektedir. Evlerde aileye yetecek kadar pişirilen yemekler en fazla 8-10 kişilik piştiği için gerekli olan mutfak ekipmanları da küçük boyutlarda olmaktadır. Ancak insanların artık toplu yerlerde yemek yeme alışkanlıklarının artması veya mecbur oldukları durumlarda dışardan yemek yemeleri bir mekânda binlerce insanın aynı anda yemek yemesi endüstriyel mutfak ürünleri gereksinimini doğurmuştur. Ülkemizde endüstriyel mutfak 1980'li yıllarda turizm sektöründe yapılan yatırımlarla gelişmeye başlamıştır. Geleneksel yöntemlerle ve tasarımlarla üretim yapan endüstriyel mutfak sektörü bu bağlamda büyük otel ve marka zincirlerinin ülkemize yaptığı yatırımlarla dünya standartlarına uygun imalatlara göre kendini tekrardan yapılandırmıştır. 1990'lı yıllardan itibaren ayaküstü yemek sektörünün gelişmesi ve ülkemizin büyük bir nüfusa sahip olması endüstriyel mutfak sektörünün olumlu yönde ilerlemesine neden olmuştur ve bu sektöre olan yatırımlar hızla artmıştır. Endüstriyel mutfak planlaması yapılırken çok dikkat edilmeli ve profesyoneller tarafından yapılmalıdır. İnsanlar her zaman ne şekilde olursa olsun yeme-içme hizmetinin en üst düzeyde olmasını isterler. İşte bu yüzden mutfak tasarımcıları her zaman en iyi mutfağı tasarlamak zorundadır. Endüstriyel mutfaklarda yerleşim planının amacı iş akışını en hızlı ve en güvenli şekilde yapabilmeyi sağlamaktır. Plan yapılırken çalışmanın uzun vadeli olacağı düşünülmeli dikkatli planlanması zorunludur. Aksi takdirde işletme sahiplerini uzun yıllar boyunca uğraştırabilir ve faaliyet süresi boyunca birçok maliyetle karşı karşıya bırakabilir. Müşterinin talebine en kısa sürede cevap vermek sektörde rekabet adına çok önemlidir. Burada amaç müşterinin tedarik isteğine en kısa sürede cevap verip en kısa sürede satış akdini gerçekleştirmektir. Bir mutfak planlanırken mutfağa girecek gıda maddesinin nereden gireceği belirlendikten sonra nereden çıkacağına karar verilir ve buna uygun tasarım yapılır. Mutfak bölümlere ayırılır. Mutfağın bölümlere ayrılması hem mutfak düzenini hem de iş akışının düzenini sağlar. Mümkün oldukça geriye dönüş yapmadan ürün servise sunulmaya çalışılır. Literatüre bakıldığı zaman endüstriyel mutfak tasarım kriterleri hakkında pek bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmada endüstriyel mutfak tasarım kriterleri, endüstriyel mutfak projeleri, endüstriyel mutfak tesisat projeleri, endüstriyel mutfaklarda bulunması gereken fiziksel özellikler ve endüstriyel mutfaklarda kullanılan malzemeler açıklanmaya çalışılmış ve nasıl olması gerektiği hakkında bilgi verilmiştir.
Hayvan klinik ve hastanelerinin Türkiye'deki örnekler üzerinden incelenmesi
Hayatımızda önemli bir yere sahip olan hayvanların sağlığı için rahat güvenli klinik mekânları tasarımında incelenmesi bakımından referans yaratmayı hedefleyen bu tez çalışmasında, evcil hayvan kliniklerinin iç mekân tasarımı ele alınmıştır. Bu tezin amacı; evcil hayvan klinikleri tasarlanırken önemli ve aynı zamanda dikkat edilmesi gereken faktörlerdir. Ek olarak, evcil hayvan kliniklerinin tasarımında dikkat edilmesi gereken hususlar klinik bölgelerinin ve bölümlerinin analizi ile ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Ayrıca, refakatçi klinik projelerinin kullanımı incelenmiştir. Çevre bakımının ve halk sağlığının önemi dikkate alınmaktadır. Mekânın tasarımı için oluşturulan koşullar ile mekân hazırlıklarının etrafında incelenip öğrenilen konu; hayvanların ve halkın sağlığını dikkate alarak, yeterli alana ve ihtiyaca sahip, konfor koşullarını karşılayabilen iç mekan tasarımını düzenlemeye çalışmıştır. Bu çalışmanın başlangıcı veteriner hekimlerin tanımını ve amacını açıklamak, bulunduğu hayvan hastanesinin tarihini incelemektir. Türkiye'deki veteriner okullarının tarihsel gelişiminden bahsetmişken, sayısal veriler, ayakta tedavi kliniklerini, kapsamlı klinikleri ve veteriner tesislerinin hayvan hastanelerini analiz etmek için kullanılmıştır. Evcil hayvan kliniklerinin mekânsal tasarım koşulları olarak; bulunduğu konumu, iç ve dış mekân üzerine durulmuştur. Mekânın konumunun önemi ve tasarıma olan etkisi incelenmiştir. Bu tez çalışmasının en önemli bölümü iç mekân tasarımıdır. Koşullar doğrultusunda iç ve dış mekânların görsel ve fonksiyonel ayrımları yapılmış olup bunun üzerine araştırılmış ve eklenmiştir. Fonskiyonellik hayvan kliniklerinde önemli bir yere sahiptir. Fonksiyonelliğin iç mekân tasarımında kullanılan yapı malzemeleri, ses kontrolleri, havanın kalitesi gibi koşullara bağımlı kalarak çözülmesi gerekmektedir. Bu sebeple iç mekânın tasarımsal özelliklerinin adı altında hava sıcaklığı, nem kontrolü, yapı malzemeleri, koku ve ses kontrolleri konularına bu çalışma içerisinde detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Görsel olarak tamamlanabilmesi için iç mekânın anlaşılabilir olması ve rahatlığı sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle mekânları sırası ile ölçüm ve orantı, renk, aydınlatma, doku ve yapı donatımları konuları altında da ele alınmıştır. Mekânların koşulları ve gereksinimleri sağlanarak mekan düzenlemeleri araştırılıp incelenmiştir. Hal ve çözüm önerileri incelenerek ve teknolojik olanaklar istikametinde imar edilen tavsiye ve teklifler bütün mekânlar için akıcı ve ayrıntılı bilgi sunabilmek maksatıyla planlar ve görseller ile bildirilmiştir. Sonuç bölümünde yapılan incelemeler, numuneler ve araştırmalar ile ele alınan bilgiler doğrultusunda mekânların iç mekânsal açıdan irdelenmesi ve değerlendirmesi yapılmıştır.
Perakende mağazacılıkta aydınlatma armatürlerindeki ışık renginin tüketiciler üzerinde yarattığı duygu durumu ve tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarına etkisi
İnsan yaşamındaki değişiklikler ve gelişen teknolojinin sonucu olarak doğal ortamdan uzaklaşılmış, suni ortamlarda yaşamak ve çalışmak zorunda kalınmıştır. Bunun sonucu olarak yapay aydınlatma sistemlerinin kullanımı zorunlu olmuştur. Gün içerisinde yeterli düzeyde gün ışığına alamamanın sonucu olarak insan vücudundaki sirkadiyen ritmin bozulduğu, bu durumun hem ruhsal hem de fiziksel hastalıklara neden olduğunu gösteren pek çok çalışma ve bilimsel yayınlar bulunmaktadır. Bu nedenle son yıllarda yapay aydınlatma sistemlerinin insan sağlığı odaklı olarak geliştirilmesine yönelik çalışmalar başlamıştır. "Biodinamik Aydınlatma", "İnsan Odaklı Aydınlatma" veya "Sirkadiyen Aydınlatma" gibi isimlerle anılan bu yeni aydınlatma sistemleri insan metabolizması ve psikolojisi göz önüne alınarak geliştirilmektedir. Bu tez çalışması ile aydınlatma kavramı, aydınlatma tasarımı ve parametreleri ile aydınlatma konularına değinilmiş, literatür taraması yapılmıştır. Mağazacılıkta aydınlatmanın önemi ve işlevi hakkında ve biyodinamik aydınlatmanın İnsan sağlığına etkisi hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Işık renginin müşterilerin alışveriş davranışına olan etkilerinin irdelenmesi ve konvansiyonel aydınlatma ile LED aydınlatmanın enerji verimliliği açısından karşılaştırılması yapılmıştır. Bu bağlamda Mavi Giyim Maltepe Piazza A.V.M. mağazası örneği üzerinden, mevcutta kullanılan LED aydınlatma sistemi ile konvansiyonel ve biyodinamik aydınlatma sistemi simülasyonlarının karşılaştırması yapılmıştır.
Analysis of traditional house examples within the scope of biophilic design
Research and observations of natural materials are being conducted to understand the appropriate uses for a material within natural systems. Since the dawn of time, humans sought shelter in natural structures for survival. To meet their basic needs, solutions were sought from time to time against nature, from time to time by exploring nature. Humans, being users at design, had sought natural spaces first to protect their bodies, and then to store food. While searching for these places, they developed solutions to shelter in different geographical conditions and cultures. They created living spaces for their lives with or against their own species and other living things. With the transition of humans from hunting-gathering to farming and specialized trades in the Neolithic period, their search for shelter was shaped by their physical surroundings. The first local settlements formed and cultures began to meet their needs and search for places in this period. Since the Neolithic period, the only place where humans have settled and sheltered by continuing the mutual struggle with nature and observations parallel to nature has been the "house". It has been seen that more successful and healthy results are often obtained when the user creates solutions with the living creatures in nature and local material contents, rather than against them, and when the user can make plans sensitive to himself and his geography in search of space. The traditional house concept, suitable for each culture's own local texture, will be analyzed by considering the definition of "Biophilic Design" as the most up-to-date nature approach in architecture and other fields of science, through examples from Turkey.
Akondroplazisi olan kişilerin fiziksel erişilebilirliği konusunun konutlar üzerinden incelenmesi
Erişilebilirlik kavramı, kişinin sosyal hayata katılabilmesi ve daha hızlı adapte olabilmesi için gerekli bir unsur olup, engelli kişiler için oldukça önemli bir yere sahiptir. Engelli kişiler sosyal yaşama, çevreye, kültürel aktivitelere, eğitime ve hatta bunlardan önce kişisel hayatlarına adapte olma konusunda zorlanmaktadırlar. Günümüzde engelli kişiler için yapılan sosyal aktivite ve yardımlaşma kampanyaları ne kadar önemli bir yere sahip olsa da, bu çalışmalar henüz yeterli kalmamaktadır. Engelli grubunda yer alan Akondroplazi, diğer adıyla anormal derecede boy kısalığı hastalığı olan kişiler, konutlarında yaşadıkları fiziksel zorluklar yüzünden sosyal hayata ve çevreye odaklanamayıp içe kapanık bireyler haline gelmektedirler. Yapılan bu çalışma, literatür taramasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Yedi bölümden oluşan bu tezin amacı, akondroplazisi olan kişilerin fiziksel erişilebilirliğinin konutlar üzerinden incelenmesi olarak açıklanmıştır. Seçilen konu örneği üzerinden akondroplazisi olan kişiler için ulusal ve uluslararası engelli standartlarının konutlara nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Giriş bölümünde tezin amacı, yöntemi ve kapsamı belirtilmiştir. İkinci bölümde, engelli tanımı, engelli sınıflandırılması ve engelliler ile ilgili düzenlenen mevzuatlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde akondroplazi tanımı yapılmıştır. Dördüncü bölümde konut tanımı ve tipleri, konutların iç mekan özellikleri ile alakalı yapılan akademik çalışma ve kaynaklar incelenmiştir. Beşinci bölümde, fiziksel erişilebilirlik tanımı, önemi, kapsamı, mevzuatları ve kavramları incelemiştir. Altıncı bölümde ise engellilerin konutta fiziksel erişilebilirliği ile alakalı akademik çalışma ve kaynaklar incelenmiştir. Yedinci ve son kısımda yapılan literatür araştırması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında, akondroplazisi olan kişilerin konut yaşamını erişilebilir kılacak öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: akondroplazi, konut, erişilebilirlik, engelli, fiziksel erişilebilirlik, konut erişilebilirliği, iç mekan tasarımı
Mikro hacimlerde mobilya sistemleri
Kent yaşamı ile beraber konut kavramı değişmeye başlamış ve sektörde, yaşanılabilir en küçük hacim arayışlarına doğru bir yönelim gerçekleşmiştir. İnsanın içinde bulunduğu çağımız metropollerinde, mekânda huzurlu ve konforlu yaşama isteği yerini doğaya dönüş ve standart dışı yaşama bırakmıştır. İhtiyaç duyulan hacim git gide küçülmüş ve insanların nerdeyse bedenlerinin bir parçası gibi hareket eden mekânlar oluşmaya başlamıştır. Özellikle Japon kültürü ve yaşam alanları tasarım dünyasının takip ettiği bu gelişimeye ayak uydurmuş ve küçük, yalın hacimler üretmeye başlamıştır. Bu noktada modülasyon, standardizasyon, esneklik ve değiştirebilirlik gibi kavramlar mikro hacimler içerisinde yeni sistem arayışlarına tasarımcıları yönlendirmiştir. Teknolojik gelişmeler ile birlikte, mikro tasarımlar mobilya üreticilerinin de kendilerini geliştirmelerini ve kompakt mobilya kavramının gelişmesine katkı sağlamıştır. Böylelikle mekânlar hem form hem de mobilya bakımından gelişime açık hale getirilmiştir. Hacimlerin mikro-kompakt ölçeğe gelmesi, tasarımcılarda yeni mobilya sistemleri, hızlı üretim, taşınabilirlik gibi kavramları düşünmeye itmiştir. Tasarım dünyası gelecekte mikro yaşam alanına kavuşma ve yalınlaşma isteğinin artmasıyla, yeni sistemler geliştirecek ve insanlar neredeyse kendi bedenleri haline gelmiş hacimleri beraberlerinde götürebileceklerdir. Anahtar Kelimeler: Mikro Hacim, Kapsül, İç Mekân, Mobilya, Esneklik
21.yy'da yapılarda uygulanan pencere çözümleri üzerine bir inceleme
Binaların en önemli yapı unsurlarından biri olan pencereler; binanın dış dünyayla bağlantısını sağlamamızı veya tercihlerimize göre sınırlandırmamızı sağlar. Güvenlik anlamında korunma, ısı izolasyonu, rüzgar ve yağmur izolasyonu, dış ortam gürültüsünün izolasyonu gibi dış ortamla irtibatı sınırlandırma işlevlerinin yanında, gün ışığından faydalanma, ortamı havalandırma, dış ortam manzarasına ulaşabilme, görünümleri açısından iç ve dış mekan görselliği gibi bir çok ihtiyacı ve beklentiyi karşılamak durumundadır. Pencerelerin tarihsel gelişiminden başlayarak, mimarideki önemi, teknolojik gelişmeler sayesinde günümüzde sahip olduğumuz olanaklarla pencere imalatında kullandığımız malzeme ve işleme teknikleri çeşitliliğinde pencere seçenekleri değerlendirilmektedir. Pencerelerin sıraladığımız ana görevlerinin yanında; bina iç ortamının ısıtma veya soğutmasının korunması sayesinde termal konfor ve enerji tasarrufu sağlaması ve güneşin olumsuz etkilerinden koruması gibi işlevleri incelenmiştir. Yapı elemanı olarak uzun ömürlü olmaları, bakım gerektirmemeleri ve görünüm açısından, estetik olmaları açısından malzeme seçenekleri kıyaslanmıştır.
Evrensel tasarım yaklaşımı bağlamında üniversiteler: Sütlüce bölgesinde bulunan üniversiteler örneği
Günümüzde, doğanın ve evrenin yaşam döngüsü içerisinde mimari ile ortak buluşma alanlarının işlenişi önemli bir rol oynamaktadır. Yapısal bütünlüğü sağlamak ve bu bağlamda tasarım sürecinde uygulama alanını hızlandırmak amacı ile insan faktörünün ikinci planda ele alınması, yapının tasarım yönünü güçlendirse de kullanım bakımından adil yaklaşım içerisinde eşitliği sağlayamamaktadır. Tasarlanan yapıların kullanım alanları göz önüne alındığında doğaya ve oluşabilecek doğal alanlara müdahale edilmekte, aynı zamanda doğal kaynakların kullanımı, alternatif olarak değerlendirilerek sorumsuzca tüketilmektedir. Evrensel tasarım, sonuç ve gelecek odaklı olduğu için kullanıcı kitlesini toplumun tümünü baz alarak, herkes için kapsayıcı unsurları ele almaktadır. Bu unsurlar kamusal mimarinin ve iç mimarinin örnekleri olarak, aynı zamanda üniversitelerin mimari anlamda bütünsellik ile ele alınması çok kullanıcılı ve minimum alan ile maksimum sonuç almayı hedeflemektedir. Evrensel tasarım oluşumunda süreç geçmişi yansıtmaz. Ayrıca bu süreç; başlangıç ile bitiş arasındaki zaman diliminde gelecek düşünülerek tamamlandığı için kullanım olarak doğru sonucu vermektedir. Bu kapsamda evrensel tasarımın Sütlüce bölgesindeki üniversiteler ile ele alınmasındaki amaç tez çalışmasının kuramsal temeline dayanmaktadır. Bu temel; adil eşitlikçi kullanımı, kullanımda esneklik, geleceğe tasarım alanları ve uygulamaları ile iç mimarlık tasarımının bütünlüğü ve açıklığı, erişilebilirliğin tanımlanması üzerine kurulmuştur. Bu bağlamı oluşturan tez çalışmasında, yaşama duyarlı ve yapısal bütünlük ile evrensel tasarım kullanım pratiğinin çevreye duyarlı gelişim sürecinde; Türkiye ve diğer ülkelerin sahip olduğu kentsel planların, iç mimarlık ve tasarım alanlarının oluşumu ele alınarak incelenmesi hedeflenmiştir. Türkiye'deki üniversitelerde işlenen evrensellik bütünlüğü, evrensel tasarım ilkeleri ve çevresel yaklaşımının oldukça sınırlı kaldığı durumların yanı sıra tasarım bütünüyle kullanıcıların benimsediği duyarlı, yalın ve özgün tasarım anlayışının iç mimari alanındaki yerinin örneklerle tartışılması amaçlanmıştır.
Mutfak mekanlarının değişimi ve akıllı mutfak teknolojileri
DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR.
İç mekan tasarımı temsilinde 3D görselleştirme teknikleri
"İç Mekan Tasarımı Temsilinde 3D Görselleştirme Teknikleri" konulu yüksek lisans tezimde iç mimarlık alanında yapılan tasarımların çizim ve sunum süreçleri ele alınmıştır. Tasarımın ve iç mimarlığın tarihsel süreçteki gelişimi, bilgisayar destekli tasarım programlarının adaptasyonu ve uygulama yöntemleri, tasarım süreçleri ve sonuçları incelenmiş, konuya yönelik örnekler vasıtasıyla elde edilen sonuçlar aktarılmıştır. Tez; giriş ve onu takip eden bölümlerin ardından gelen sonuç bölümü ile birlikte 5 ana başlıktan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, tez çalışmasında yapılan araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemine değinilmiştir. İkinci bölümde, "iç mimarlık nedir?" sorusu ele alınarak iç mimarlığın tanımı, kapsamı ve tarihsel süreci aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, iç mimarlık alanında kullanılan bilgisayar destekli çizim programları yardımıyla tasarımın evreleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, iç mimari tasarımlarda kullanılan bilgisayar destekli programlar ve yazılımlar incelenmiştir. Beşinci bölümde ise el çizimi ve bilgisayar destekli tasarım ile gerçekleştirilen projelerin, iç mimari sunum aşaması incelenmiştir.
Kentsel alanlarda bulunan yenilikçi kent mobilyalarının araştırılması: Bağcılar ilçesi örneği
1992 yılından itibaren ilçe statüsüne kavuşmuş olan Bağcılar, merkezi bir konumda bulunmaktadır. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde biri ilçe sınırları içerisinde yaşamaktadır. Yapılmakta olan raylı sistem ağları ile ulaşım sorunu çözüleceği düşünülen Bağcılar'ın, yapılmakta olan büyük konut projelerinin bitmesine müteakip bir cazibe merkezi haline geleceği ve daha fazla göç alacağı için nufüsunun daha da artacağı aşikardır. Kentin her mekanında kullanılan kent mobilyaları, toplumsal ve bireyler arası iletişimini sağlayan ve hatta kolaylaştıran bir olgu olmasından dolayı son derece önemlidir. Tüm bu bilgiler ışığında Bağcılar'da yaşayan nufüsun günlük yaşamında bir şekilde kullandığı kent mobilyalarının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmadaki esas amaç şehir sorunlarından biri olan, ayrıca fiziki olarak günlük yaşamda sürekli kullanılan kent mobilyalarının güncel tasarımları ve bu kent mobilyalarının yaşam kalitemize olan etkisi hakkında araştırma yapmaktır. İlk etapta kent ve kentsel mobilyalar hakkında genel bilgiler verilerek, arasındaki ilişki ile gelişimi izah edilmeye çalışılmıştır. Kentsel mekanların ve bu mekanlarda kullanılan kent mobilyalarının insan hayatındaki önemi vurgulanmış ve bu kent mobilyalarının yaşam kalitemizle olan ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kent mobilyası kavramı farklı açılardan incelenerek bazı sınıflandırılmalara sokulmuştur. Bu çalışmalara paralel olarak kent mobilyaları genel olarak ele alınmış, işlevinin arttırılması, kent estetiğine olumlu katkı sağlaması ve yaşam kalitemizi artırması açısından bazı kriterler oluşturulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak kent mobilyalarının; kente yakışan ve çağdaş şehircilik ilkeleri doğrultusunda, yaşayan canlı faktörleri öncelikli olarak gözetilmesi sonucu ne şekilde üretilip uygulanması gerektiği ifade edilerek, yaşam kalitemize nasıl daha olumlu katkı sağlayabileceği yönünde daha sistematik çalışmalar yapılması gerekliliği Bağcılar ilçesi örnekleriyle anlatılmaya çalışılmıştır.
Teknoloji ile değişen konut kavramı ve bu değişimin konut ıslak hacmi üzerindeki etkisinin incelenmesi
İnsanlar, yaşamın başlangıcından, günümüze kadar kendilerini olumsuz iklim koşullarından, doğadaki zararlı bütün canlılardan ve tüm dış etmenlerden koruyacağı alanlara ihtiyaç duymuşlardır. Bu alanlar onların hayati ihtiyaçlarını karşıladığı alanlar olması yönünden çok önemlidir. İnsanların yemek, uyumak, boşaltım ve temizlenmek gibi en temel ihtiyaçlarını karşıladıkları barınma alanları ağaç kovuklarından başlayıp, günümüz son teknolojik donanımlara sahip akıllı ev seviyelerine ulaşmıştır. Çalışmanın amacı, literatür taramasıyla tarihsel süreçte barınma ve konut kavramı, konut ve kent ilişkileri, ıslak hacimlerin tarihsel süreçteki oluşumları incelenecektir. Bu süreçte, konut ve ıslak hacim kavramları hangi kültürde nasıl ortaya çıkıp, ne gibi farklı şekillerde kullanılmaya başlandığı, hangi araç gereçlerle ıslak hacim ihtiyaçlarını karşıladıkları, günümüze kadar ne gibi değişiklere uğradığını araştırılarak; günümüz konutlarının, teknolojinin etkisiyle nasıl akıllı konuta ve akıllı ıslak hacimlere dönüştüğüne dair detaylı bilgilere ulaşmaktır. Bir konutun akıllı konut kabul edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerektiğine dair bilgi araştırılması yapılacaktır. Çalışmanın araştırmaları sonucu oluşan verilerle uygulanmış yeni model barınma modeli olan tiny house'lara uygulanmış iki adet akıllı ev proje örneği incelenecektir. Bu örneklerin teknolojinin etkisiyle akıllı ev oluşum sürecinde, planlamasından, üretimlerinde ve uygulanmalarında hangi kısımlarda uygulandığı örneklerle, görsellerle ve teknik çizimlerle desteklenerek açıklanacaktır. En son olarak da bu incelenen akıllı evlere, akıllı ürünlere ne gibi yenilikler getirilerek geliştirilebileceği sonuçlar çıkarılarak yeni öneriler sunulacaktır.
İç mimaride aydınlatmanın tanımı ve ofis mekanlarında aydınlatma kriterlerinin incelenmesi
Günümüzde kişiye özgü hizmetler sunan, müşteriye özel imkânlar sunan, yaratıcı ve lüks ofis tasarımları yapılmaktadır. Bu çalışmada ki amaç ve hedef, ofislerde aydınlatma tasarımlarının gün ışığından etkin şekilde faydalanıp, yapay enerjiyi iç mekânda günışığının etkisi azaldığında, doğru aydınlatma sistemleriyle kullanımının hareket edilmesidir. Ofislerin tasarımları ve kullanılan yöntemlerin ışığın nasıl daha verimli kullanılacağını ve ofis tasarımları yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği anlatılmıştır. Birinci bölümde; aydınlatmanın tarihçesi ve tanımı, aydınlatmanın çeşitleri, amaçları bakımından aydınlatma çeşitleri ve ışığın yönlendirilmesine göre aydınlatma çeşitleri anlatılmıştır. İkinci bölümde; ışık nedir? Işığın algılanması, ışık kaynakları ve ışık psikolojisi ele alınmıştır. Çalışma ortamlarımızda ışığın önemi insan üzerinden ki psikolojik yanlarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; ofisin tanımı ve ofis binalarının sınıflandırılması anlatılmıştır. Bir ofis tasarlanırken ele alınması gereken unsurlar ve yerleşim planının aslında çalışanlar için ne kadar önemli olduğu anlatılmıştır. Dördüncü bölümde; ofis mekân algısında ışığın rolü anlatılmıştır. Günümüz ofislerde ışığın insanlar üzerinde ki etkileri ve ışığın günümüzde ki rolü anlatılmıştır. Beşinci bölüm ise sonuç bölümüdür. Bu tez çalışması ile elde edilen sonuçlar belirtilmiştir. Burada ışık ve aydınlatmanın ofis için önemi, gelişmiş aydınlatma sistemlerinin ofis mekânlarına katkıları, teknolojinin gelişmesiyle günışığından yararlanmanın önemi vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ofis, Ofis aydınlatması, ışık, ofis tasarımları, aydınlatma tasarım.
Topkapı Sarayı incelemesi ve harem dairesi iç mekan organizasyonu
Türkiye'de, tarihin bıraktığı değerli yapılar bulunmaktadır. Bugün, çoğu müze olarak değerlendirilen bu yapılar, geçmişi bize aktaran önemli kaynaklardır. Örneğin; eski dönemlerde yaşamış olan insanların kimlikleri, yaşam biçimleri, alışkanlıkları ve kullandıkları teknoloji bu kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılabilmektedir. Tarihte İstanbul'un fethi; Osmanlı Devleti'nin imparatorluk olma özelliğine kavuşması, ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi, Orta çağın bitip Yeniçağın başlaması gibi önemli sonuçlar doğurmuştur. Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun tamamen yok olması sonrası Osmanlı İmparatorluğunun yükselme dönemine geçişini sağlayan bu önemli dönüm noktası, Karadeniz ile Egeyi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul'a yerleşimi başlatmıştır. Bugün tarihi yarımada üzerinde ayakta olan Topkapı Sarayı, bir yönetim merkezi olarak Osmanlının yükseliş döneminin, Eski Saray'dan sonra inşa edilen ilk yapısıdır. Bu anlamda günümüze taşınmış en önemli birincil kaynaklardan biridir. Topkapı Sarayı mekânları; padişahın, valide sultanın, padişahla ilişkili olan diğer kadınların, şehzade ve sultanların, ayrıca tüm bu kimselerin hizmetinde olan insanların, bağlı olduğu ve içinde yaşadığı bir kurumdur. Bu özelliği sebebiyle saray mekânları, saraylarda yaşayışları bakımından her zaman merak konusu olan padişah ve ailesinin kendi yaşam alanlarını barındırması açısından inceleme konusu olarak tercih edilmiştir. Bu çalışma, Osmanlının yükseliş dönemine rastlayan Topkapı Sarayı'nın, karma bir üslupta şekillenen mekânlarının, nasıl giydirildiği ve iç mimarlık açısından ortaya çıkan sonuçlar hakkında fikir verecektir. Anahtar Kelimeler: Topkapı Sarayı, Tarihi Mekân, Harem, Harem İç Mekanları
Safranbolu Evleri'ne iç mimari yaklaşım
''Safranbolu Evlerine İç Mimari Yaklaşım'' konulu tez; Türkiye'de geleneksel konut mimarisinin tarihsel gelişim sürecini, plan tipleri ve iç mekân kurgusunu, geleneksel konut mimarisinin en iyi korunduğu yer olan Safranbolu Evleri'ni ele almaktır. Geleneksel Türk Evi planlama ve yapısal kurgu açısından ele alınarak, plan tipleri, cephe özellikleri, kullanılan malzeme ve uygulanan teknikler açısından araştırılmakta ve tarihsel gelişim sürecine göre plan tipleri anlatılmaktadır. İç mekân kurgusu açısından temel öğe olan oda ve oda içindeki donatılar işlevselliklerine ve yöresel özelliklerine göre irdelenmektedir. Sonuç olarak; 19.yy açısından değerlendirilen Geleneksel Türk Evi ve Safranbolu Evleri iç mekân açısından irdelenerek; Geleneksel Türk Evi'nin yapısal ve kurgusal özelliklerinin, Safranbolu Evlerindeki yansımaları anlatılmaktadır.
Konutlarda seramik malzeme kullanımının iç mekan tasarım ilkeleri bağlamında incelenmesi
Günümüzde konut iç mekânlarında seramik malzeme sıklıkla kullanılmaktadır. Bu malzemenin doğru ya da yanlış kullanımları mekânın anlatımını değiştirmektedir. Seramik, renk, doku, ebat, yüzey olarak mekâna bir kimlik kazandırmaktadır. Tasarımcının amacı, seramiği en doğru şekilde kullanarak, mekânın ruhuna ve işlevine uygun bir kompozisyon ortaya koymaktır. Seramiğin kille başlayan serüveni günümüze kadar ulaşmıştır. Kilden yapılan seramik, mermer görünümlü, ahşap görünümlü, taş görünümlü gibi farklı özelliklere sahip olabilir. Ürün çeşitliliği -gelişen teknoloji ile birlikte seramik sektöründe rekabet ortamı yaratmaktadır. Yaptığımız kompozisyonda seramiği en doğru şekilde kullanmalıyız. Farklı ebat ve renk dokularındaki seramiklerin ne gibi etki yaptıkları bu tezde resimlerle incelenmiştir. Yapılan gerçek uygulama resimleriyle de örnekler çoğaltılmıştır. Açık tonda olan seramikler mekânı daha geniş ve ferah göstermektedir. Koyu tondaki seramikler ise, mekânı daraltan ve aydınlık olmayan bir etki oluştururlar. Büyük ebatlı seramikler daha bütünsel ve yekpare olurken, küçük ebatlı seramikler fazla tekrar eden ve göz yorucu bir etki oluştururlar. Parlak seramikler ışığı yansıtıcı bir etki yaparken, mat yüzeyli seramikler daha çok kaydırmazlık özelliğinden dolayı tercih edilmektedirler. Doğal bir malzeme olmayan seramik, yapısındaki maddelerden dolayı daha uzun ömürlü ve sağlam özellikler kazandığı için kimi doğal malzemeye göre tercih sebebi olmuştur. Seramiğin yapılan komposizyonda doğru kullanılması tasarım için bir gerekliliktir. Bu tezde seramik maddesinin doğuşundan başlanılmış, seramiğin tarihteki sürecine değinilmiştir. Temel tasarım ilkeleri dikkate alınarak seramik örnekleri tek tek ele alınmış, yapılan gerçek müşteri örnekleriyle hangi temel tasarım ilkesine göre tasarım yapıldığı irdelenmiş örneklerle de çoğaltılmıştır. Bu tezin amacı, tasarımcılara temel tasarım ilkeleri bağlamında seramiğin nasıl kullanılacağı anlamında katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Seramik kaplama, ıslak mekân tasarımı, iç mekân tasarımı, temel tasarım ilkeleri.
Tasarlanan mekanın retoriği
21. yüzyıl başından itibaren hızla gelişmekte olan nörobilim alanlarında yapılan araştırmalar insanların tüm düşünce, duygu ve davranışlarının beyinlerinde meydana gelen bir dizi elektrokimyasal reaksiyon sonucu oluştuğunu göstermektedir. Kişilerin çevrelerindeki mekândan aldıkları duyusal uyaranlar, vücutlarının içsel durumu hakkında bilgi veren duyguları ve önceki deneyimlerinden arta kalan anılarıyla birlikte, eylemlerini belirlemektedir. Dolayısıyla her mekân, o mekânı deneyimleyen kişiler için o veya bu şekilde davranmalarına neden olacak mesajlar içermektedir. İnsan-mekân etkileşimlerini inceleyen mevcut araştırmalar, konuya daha çok yapılı çevre üzerinden kullanıcı ekseninde yaklaşmakta; tasarımcıların malzeme, strüktür ve organizasyon tercihleriyle mekân kullanıcıları üzerinde ne tür etkiler oluşturabileceklerini inceleyen tasarımcı eksenli araştırmalar bulunmamaktadır. Bu çalışmada algı ve davranış yönetimi konusunda disiplinler arası bir çalışma alanı olan retorik, mekân tasarımı bağlamında ele alınmış; tasarımcıların retorik stratejilerini kullanarak mekân kullanıcılarını belli düşünce, duygu ve davranışlara sevk edebilecekleri öngörülmüştür. Algı ve davranış sistemlerinin nörolojik altyapısı üzerine temellendirilen çalışmanın ana bölümleri Aristoteles'in ikna kategorileri olan Logos, Pathos ve Ethos olarak belirlenmiştir. Logos bölümünde mekânsal söylemi oluşturan ışık, renk, form, ses gibi öğelerin algılanma biçimleri ve kişiler üzerinde oluşturabilecekleri etkiler incelenmiş; retorik figürlerin mekân tasarımında kullanım biçimleri açıklanarak örneklenmiştir. Pathos bölümünde tüm insanlarda ortak olan temel duygu sistemleri ve bunların mekân tasarımıyla ilişkileri irdelenerek mekânı deneyimleyen kişilerde bu temel duyguların nasıl uyandırılabileceği araştırılmıştır. Ethos bölümünde ise farklı mekân tiplerinde mekânsal karakter oluşumları örnekler üzerinde incelenmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde retorik stratejilerinin mekân tasarımı dâhil iletişim kaygısı güden her alanda kullanılabileceği düşünülmektedir.
İnteraktif mekan kavramının akıllı evler üzerinden incelenmesi
Teknoloji ve mekanın tarihi, insanlığın evrimi ve kültürel gelişimiyle birlikte iç içe geçmiş bir hikayeyi anlatır. İlk insanlar, basit araçlar ve ateşi kontrol etme yeteneğiyle, doğayla etkileşimlerini şekillendirme konusunda teknolojik bir evrim geçirdi. Antik çağlarda, medeniyetlerin gelişimiyle birlikte mimari ve inşaat teknikleri de gelişti, şehirler kuruldu ve mekanlar sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamın merkezi haline geldi. Orta Çağ'da kitap basımı gibi icatlar, bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayarak bilgi teknolojisinin temellerini attı. Sanayi Devrimi, makineleşme ve fabrikasyonla birlikte mekanları daha verimli hale getirdi. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise, bilgisayar teknolojisi ve internetin yükselmesi, mekanların dijitalleşmesini ve küresel bağlantılarını güçlendirmektedir. Günümüzde, teknoloji ve mekan, akıllı şehirler, akıllı evler, sanal gerçeklik, IoT ve yapay zeka gibi inovasyonlarla daha önce hayal edilemeyen bir entegrasyon yaşamaktadır. Bu evrim, teknoloji ve mekanın, insanlığın geçmişten geleceğe kadar süregelen etkileşimli ilişkisini yansıtmaktadır. İnteraktif mekan, teknolojinin evrimiyle birlikte ortaya çıkan ve kullanıcılarla fiziksel ve dijital etkileşimde bulunma yeteneği olan bir kavramı ifade etmektedir. Kullanıcıların alışkanlıkları, ihtiyaçları ve zevklerine göre tasarım oluşturulurken, kullanıcılardan gelen verilerle tasarım güncellenmektedir. Akıllı ev sistemlerinin gelişmesi ve etkileşimli kişiye özgü ürünlerin tasarlanması interaktif kavramının akıllı evlerde kullanımını sağlamaktadır. İnteraktif mekan teknolojisinin akıllı evlere entegrasyonu, akıllı evleri interaktif kurgulu ya da tasarımlı hale getirmektedir. Bu evler, teknolojik özelliklerle donatılmış ve yaşam alanlarına daha yenilikçi, benzeriz ve kişiselleştirilmiş konseptleri adapte etmektedir. Akıllı evler, gelecekteki yaşam tarzlarımızı ve evlerimizin nasıl tasarlandığını değiştirmeye devam edecektir. Bu nedenle, interaktif mekan kavramının bu dönüşüm sürecindeki rolünü anlamak, akıllı evlerin gelecekteki potansiyelini daha iyi değerlendirmemize yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın odak noktası olan interaktif mekan kavramı çerçevesinde, dünya genelinden çeşitli interaktif mekan ve akıllı ev örnekleri, mekan bileşenleri, etkinliği ve teknolojileri üzerinden detaylı bir şekilde irdelenmektedir. Anahtar Kelimeler: İnteraktif, Etkileşim, Teknoloji, İnteraktif Mekan, Akıllı Evler
Mikro konutların iç mekân tasarımının incelenmesi
Dünyanın metropol kentlerinin çoğunda nüfus yoğunluğunun hızla artması sebebiyle yükselen arsa ve konut fiyatları insanların yaşam alanlarını daha da daraltarak küçük boyutlardaki mekanlarla sınırlandırmıştır. Kişisel özgürlüklerin alabildiğine desteklendiği çağımızda bireysel yaşam tarzının bir hayli yaygınlaşması neticesinde bir veya iki kişiye yetecek düzeyde olan ve içinde her türlü yaşamsal gereksinimin rahatlıkla karşılanabildiği küçük konutlar gitgide daha çok ön plana çıkmaktadır. Mikro konut kavramı tam da bu noktada günümüz mimarisinin ilgi odağı haline gelmiştir. Küçük alanların doğru iç mekân tasarımı ile geniş ve ferah alanlara dönüştürüldüğü mikro konutlar akıllı tasarımlar sayesinde mekân içerisindeki her türlü ihtiyaca rahatlıkla cevap verebilmektedir. Mikro konutlar daha az yer kapladığı için yapı birim fiyatı açısından daha ekonomik olmakta, akıllı iç tasarımı ve iç mekânda kullanılan işlevsel donatı elemanlarıyla birlikte bizlere yakın gelecekte tasarruflu ve kolay bir yaşam sunmaktadır. Bu çalışmada konut kavramı çerçevesinde konut sorununa sebep olan çeşitli etmenlere değindikten sonra mikro konut kavramı üzerinde durulmuş ve dünyada çeşitli ülkelerdeki mikro konutların özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca mekân mobilya ilişkisi kapsamında çeşitli kavramlar gözden geçirilerek mikro konut tasarımında kullanılabilecek modeller incelenmiştir. Son olarak mikro konut iç mekân tasarımına uygun mobilya ve donatı elemanları ve bunların değişik özellikleri etraflıca ele alınmıştır. Bu mobilya ve donatı elemanlarının yerden tasarruf sağlaması, bir üniteden diğerine dönüştürülebilir olması, işlevselliğinin yüksek olması ayrıca alan genişlemeye ve bölümlemeye imkân vermesi gibi özelliklere sahip olması mikro konut iç mekân tasarımında önemli ölçüde fayda sağlamaktadır. Yaptığımız bu inceleme ve araştırmada ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve kültürel şartlar göz önüne alınarak özellikle iş, sağlık ve öğrenim gibi bazı alanlarda mikro konut projelerinin uygulanmasının yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.
Alışveriş merkezi iç mekanlarının aydınlatma tasarımı açısından incelenmesi
ALIŞVERİŞ MERKEZİ İÇ MEKÂNLARININ AYDINLATMA TASARIMI AÇISINDAN İNCELENMESİ Teknolojinin hızla ilerlediği ve küreselleşmenin hemen her ülkeye ulaştığı çağımızda, aydınlatma ve aydınlatmanın etkileri üzerine birçok farklı çalışma yapılmaktadır. Aydınlatma, insan fizyonomisi üzerinde ciddi etkilere sahiptir. Gündelik ve çalışma yaşamında insan psikolojisi üzerine ciddi etkileri olduğu bilinen aydınlatma, çalışma yaşamında birçok kurum ve işletme üzerinden satış teknikleri ve pazarlama alanında kullanılmaktadır. Küresel piyasa ekonomisinde aydınlatma üzerine ciddi boyutlarda özel çalışmalar ile yapılmaktadır. Konfor, ışık ve aydınlatma küresel piyasa ekonomisinde, alışveriş merkezlerinde satış ve pazarlama için özel tasarımlarla kullanılmaktadır. Özellikle büyük alışveriş merkezleri aydınlatma için çok özel çalışmalar yapmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, ışık ve aydınlatmanın kavramsal çerçevelerinden hareketle, ışık, gölge ve tasarım ilişkileri analiz edildikten sonra örnek bir alışveriş merkezi üzerinden aydınlatmanın nasıl yapıldığına ve bu konuda nelere dikkat edildiğine ayrıca tasarımının nasıl yapıldığına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Işık, Aydınlatma, Gölge, Alışveriş
1920 den bugüne modern mutfağın gelişimi ve teknolojik değişimler ışığında gelecek mutfakları
Bu çalışma mutfak teknolojilerinin dünü, bugünü ve yarını ile ilişkilidir. Çalışma mutfak kavramını ve mutfaklarda kullanılan teknolojileri ilk bölümünde ayrıntılı bir şekilde açıklarken mutfağın tanımını yaparak tarihsel gelişimini ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. Mutfak planlaması ve mutfak tiplerine göre mutfakta kullanılan aksesuarları ve mutfak teknolojilerindeki değişimi ilerde işlenecek olan başlıklarda daha ayrıntılı bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Çalışmanın ana amacı mutfakta kullanılan teknolojilerin tanımlanmasıdır. Bu bağlamda 1920 den bu yana mutfakların gelişimindeki teknoloji incelenmiştir. Bu incelenme yapılırken öncelikle mimari gelişim ve değişim süreci ele alınmış, peşi sıra mutfaklarda kullanılan teknolojiler ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Yine çalışma içerisinde mutfak gelişiminde toplumların kültürel etkileri de göz önünde bulundurularak 100 yıllık bir süreçteki mutfak teknolojilerinin evrim süreci resmedilmeye çalışılmıştır. Son bölüme gelindiğinde ise yüz yıllık bir süreçte gerçekleşen değişim ve gelişimleri göz önüne alınarak gelecek mutfakları ile ilgili bir takım çıkarımlar ve bulgular elde edilmeye çalışılmıştır. Teknolojinin gelişim miktarına bakılarak gelecekte mutfaklardaki olası gelişimler irdelenmiş çalışma finalinde bütün çalışma ile ilgili bulgularla beraber bir takım öneriler yer almıştır.
Narmanlı Han'ın yeniden işlevlendirilmesi üzerine bir inceleme
İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları alanlar vardır. Bu alanlarda ki birliktelikler bir bütün olup tamamlayıcı bir unsur oluşturur. Bu unsur uyumdur. İnsanlar arasındaki uyumdan çıkarak yapılar üzerinde de aynı etkiyi görebiliriz. Yapılar arası uyum daha büyük ölçekli olup, yansımaları daha büyük olmaktadır. Organizasyon içerisindeki insanlar aynı etkiyi yapılarda görmek isterler. Daha da önemlisi sonradan yapılan bir yapı ya da renovasyon yapılmış eski bir yapının yeniden işlevlendirilmesi durumlarında tüm yapıların birbiri içindeki uyumuna dikkat ederler ve organizasyonu sağlanmamış bir parça olarak görürler. Bütüne bakıldığında dağınık halde görülen yapılar bütünlüğü sağlayamadığında yeniden işlevlendirme yapılan yapının ya da restorasyonun üzerinden bir değerlendirme yaparlar. Narmanlı han Beyoğlu'nda bulunan bir tarihi yapıdır. Bu tarihi yapı da 2014-2016 yılları arasında renovasyon yapılmış ve yeniden işlevlendirme yapılarak mekân bir tüketim mekânına dönüştürülmüştür. Renovasyonun yapılmaya başlandığı tarihten bugüne kadar birçok eleştiri almıştır. Bu eleştirilerin çoğunu çevresel faktörlerden dolayı ve tüketim mekânına dönüştürülmesi üzerine almıştır. Bu çalışmada eleştiri aldığı konularda değerlendirilmiştir. Mekânın yerinde incelenerek çevresiyle birlikte değerlendirmeye alınması yöntemi ile hareket edilmiştir. Bu mekânın konumlandığı çevre incelenmiş olup çevresel bağlamı bu şekilde değerlendirilmiştir. Mekânda bulunan tüketim mekânları ise yeniden işlevlendirmede çevresel etki açısından incelendiğinde yine aynı sorunla karşılaşılmıştır. Bu tez çalışmasında tüm mimari faktörlerin yeniden işlevlendirilen yapılardaki etkilerinin, mekânın yeniden kullanıma adaptasyonunu ve adapte olma konusunda ki kriterlerini ve Narmanlı han örneği üzerinden bu faktörlerin incelenmesi yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümlerinde istiklal caddesi tarihi anlatılmıştır. Yeniden işlevlendirme incelemesi yapılırken eskiden kullanımının göz önünde bulundurulması önemli etkenlerdendir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise yeniden işlevlendirme ve renovasyon kavramının detaylı bir şekilde ele alınmasıyla inceleme yapılacak Narmanlı hanın daha doğru bir analizi yapılacaktır. Daha sonraki bölümlerde ise yeniden işlevlendirmenin istiklal caddesi üzerindeki bazı mekânlara yansımasını inceleyip Narmanlı Han örneği üzerinden karşılaştırması açık bir şekilde yapılabilecektir. Yeniden işlevlendirmedeki çevresel faktörün önemi üzerinde durulacaktır. Son bölümde ise tüm bu değerlendirme ve analizler Narmanlı Han örneği üzerinden anlatılacaktır.
Tekstil tasarımın iç mekanda kullanımının incelenmesi
VII ÖZET TEKSTİL TASARIMIN İÇ MEKANDA KULLANIMININ İNCELENMESİ Tekstil, insanın dış etkenlerden korunma ve örtünme ihtiyacı sonucunda ortaya çıkmıştır. Tasarım ise günümüzde kullanılan anlamına, Endüstri Devrimi sonrasında yaşanan zanaat ve makine birlikteliği ile ulaşmıştır. Bu bağlamda tekstil tasarım tarihinin, Endüstri Devrimi'nden günümüze kadar olan süreci kapsadığı söylemek mümkündür. Dokuma, örme, baskı ve giyim tasarımı alt başlıklarında ele alınan tekstil tasarım tarihinin zanaattan dijitale kadar değişimi, 20. yüzyıldan günümüze teknolojik ilerlemeler ile sosyo-kültürel yapı ekseninde ele alınmıştır. Amaç, dönemlerin öne çıkan tasarımları üzerinden tekstil tasarım tarihinin değişim sürecinin ana hatlarını çıkarmak ve bundan sonra yapılacak araştırmalara bir basamak oluşturmaktır. Tekstil ürünlerinin kullanım amacı ve üzerine yüklenilen anlamlar zamanla farklılık gösterdiğinden tüm tekstil ürünlerinin günün koşullarına ve toplumların kültürel yapılarına göre şekillendikleri bilinmektedir. Bu yönden tekstil ürünleri materyal, form ve tasarımları açısından toplumların özelliklerini yansıtarak günümüze taşıyan kültürel unsurlar olarak kabul görmektedir. Sanayi Devrimi'nden sonra gelişmiş toplumlarda egemen olan tasarım kültürü ve bağlamı diğer tüm sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de üretim tekniklerinin gelişmesine, yeniden yorumlanmasına ve farklı malzeme kullanımı ile tasarım arayışlarına gidilmesine neden olmuştur. Bu araştırmanın amacı tekstil kullanımının iç mekan tasarımına yansımalarını incelemektir.
Alternatif aydınlatma kaynaklarından biyolüminesansın mekanla ilişkisinin örnekler üzerinde incelenmesi
Bu tezde, ''Alternatif Aydınlatma Kaynaklarından Biyolüminesansın Mekanla İlişkisinin Örnekler Üzerinde İncelenmesi'' konusu araştırılmıştır. Birinci bölümde, Teze giriş yapılmış ve içeriği hakkında kısa bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Aydınlatmanın tarihi tanımı ve ışık kaynakları konuları incelenmektedir. Aydınlatma kaynakları konusunda genel bilgiler verilmektedir. Üçüncü bölümde, Aydınlatma kaynaklarından ''Doğal Aydınlatma'' hakkında kısa bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde, '' Canlıların Işık Kaynağı Olan Biyolüminesans '' konusu deney ve görsel örneklerle incelenmektedir. Beşinci bölümde '' Enerji konusunda genel bilgiler verilmektedir. Altıncı bölümde, ''Alternatif Aydınlatma Kaynağı Olan Biyolüminesans'ın Mekanla ''ile ilişkisi konusu resimlerle incelenmektedir. Tezin sonuç bölümünde ile; Dünyada oluşan ciddi enerji sorununun getirdiği alternatif arayışlar ve aydınlatmada önerilen ve henüz yeni keşfedilmeye başlanılan biyolüminesans olayının önemi ortaya çıkarılmaktadır.
Kısıtlı konut iç mekanlarındaki mobilya tasarımları
Tez çalışmasında, değişen kullanıcı ihtiyaçları ve yaşam standartları ile birlikte konut iç mekânlarının küçüldüğü ve ortaya çıkan kısıtlı mekânlarda, mobilya tasarımlarına önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır. İkinci bölümde, kısıtlı mekân kavramının ortaya çıkışı, nelerden etkilendiği ve kısıtlı konutlarda mobilya tasarımlarına yer verilmiştir. Mobilyanın özellikleri anlatılarak çözümler irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, kısıtlı iç mekân konutlarına farklı ülkelerden örnekler gösterilerek yapılan mobilya tasarımlara ve çözümlerine yer verilmiştir. Mekânlar incelenerek, değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm, yaşamsal bütün faaliyetler için mekânda, mobilya tasarımlarına çözüm önerileri sunulmuştur. Kısıtlı iç mekânlar için mobilya çözüm önerileri anlatılmıştır. Beşinci bölüm, bu kısım sonuç ve değerlendirme bölümü olarak kısıtlı iç mekân konutlarının kullanım şekilleri ve mobilya tasarımlarında öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Konut, Kısıtlı Mekân, Mobilya
İç mekan tasarımında işitsel peyzajın kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmesi
Kentsel alanlardaki bireyler, çevrenin çeşitliliği nedeni ile bilinçli veya bilinçsiz, birçok duyular tarafından algılandığı deneyimler edinmektedir. Bireyler her zaman mekânın algılanmasını görme duyusuyla algılandığını düşünürken, aslında işitme, dokunma ve koklama gibi diğer duyular da mekânı daha derin anlaşılması ve algılanmasını sağlamaktadır. Kent planlamacıları ve mimarlar yıllardır bu alanların kalitesini yalnızca görsel algıya göre sınıflandırıp, değerlendirmektedirler. İster yükseklik kontrolü, ister malzemeler ve isterse renkler olsun çekici bir alan yaratarak, görme duyusuna her zaman bir öncelik verilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan farklı çalışmalarda koklama ve işitme duyularına dayanarak görünmez alanlara odaklanılmıştır. Bireyler hoş seslerin ve kokuların bulunduğu alanların kalitesini gözle görünmeyen duyular tarafından algılamaktadırlar. Mekânda tüm duyuların algılanması, çağdaş tasarımcılar tarafından ne yazık ki göz ardı edilen bir konudur. Bir mekânın algılanmasında görme duyusu kadar işitme, dokunma ve koklama duyusu da etkilidir. Beyoğlu pasajları, İstanbul kentsel yapılarında her zaman dinamik ve aktif bir rol oynamış ve kent sakinlerin fonksiyonel ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Sosyal faaliyetlerin bireyler için kolektif anılarının oluştuğu bir ortamdır. Bu nitel analizde işitme duyusunu göz önünde bulundurarak pasajların nasıl ağılandığı ve aidiyet duygusunu daha iyi anlamak için farklı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma doğrultusunda işitsel peyzajın kavramının incelenmesi ve ardından mekâna ait olma duygusu çeşitli uzmanların bakış açılarının incelenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Algı, Mekân algısı, İşitsel peyzaj, Aidiyet duygusu