
9.028
Arşivlenen Tez
33
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Küçük ve orta ölçekli işletmelerde dijital pazarlama araçlarından sosyal medya kullanımı: Türkiye örneği
İçinde yaşadığımız yüzyılda internet ve teknolojinin olağanüstü hızda ilerleyişi hem sosyal yaşamın hem de kurumsal hayatın işleyişinde köklü değişimleri beraberinde getirmiştir. İnsanların davranış şekilleri ve alışkanlıkları teknoloji kullanımının etkisiyle değişirken, tüketici davranışları da farklılaşmıştır. Bu süreçte pazarlama strateji ve araçlarında da yenilikçi yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. İşletmeler teknolojik yeni ürünler, bu ürünlerin kullanımı için geliştirilmiş hizmetler, yapay zeka tabanlı fiyatlandırma, yenilikçi stok kontrol, dağıtım ve ödeme yöntemleriyle hedef kitleye erişmenin, ilişki kurmanın yeni yollarıyla uyumlu dijital pazarlama gibi yenilikçi kavramlarla karşılaşmaktadır. Dünyada sayıları 2020 yılı itibariyle 213 milyona ulaştığı tahmin edilen Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ), faaliyet gösterdikleri ülkelerde istihdam yaratma ve çevresel faktörlerde değişiklikler meydana geldiğinde adapte olabilme hızları açısından ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkı sağlamaktadır. Bu yönleriyle KOBİ'lerin, rekabet güçlerini artırıp, gelişen teknolojik ve sosyal senaryolara ayak uydurmaları ülke ekonomileri için önem arz etmektedir. Bu nedenle teknolojik gelişmeler dolayısıyla dijitalleşme de KOBİ'ler için hızla adapte olunması gereken bir değişimdir. Dijital pazarlama işletmelere müşterilerinin istek ve ihtiyaçlarını kavrayarak, ürün ve hizmetlerin, istedikleri yerde, zamanda ve şartlarda ulaştırılmasında katkı sağlayabilmektedir. Böylece KOBİ'lerin zaman ve mekandan bağımsız faaliyet gösterme ve maliyetleri düşürme gibi işletmelerin performansına potansiyel faydalar sağlaması beklenir. Bu çalışma ile Türkiye'de tüm işletmeler içindeki oranı %99'u aşan KOBİ'lerin dijital pazarlama araçlarından sosyal medya kullanımına adaptasyonunun firma performansı üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlamaktadır. Ayrıca, teknolojik, organizasyonel ve çevresel etkenlerin KOBİ'lerin dijital pazarlama araçlarından sosyal medya kullanımına adaptasyonu üzerinde etkisinin araştırılması da amaçlanmaktadır. Bu amaçla hazırlanan ilk anket formuyla 3358 KOBİ'den elde edilen dönüş ile KOBİ'lerin en sık kullandığı dijital pazarlama aracının sosyal medya platformları olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında yapılan anket çalışmasıyla ise KOBİ'lerin dijital pazarlama araçlarından sosyal medyanın kullanımına adaptasyonun firma performansı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çevrim içi anket yöntemiyle 3425 KOBİ'den toplanan veriler, ayıklandıktan sonra regresyon analizine tabi tutulmuştur. Bulgular KOBİ'lerin dijital pazarlama araçlarından sosyal medya kullanımına adaptasyonu üzerinde teknolojik, organizasyonel ve çevresel etkenlerin pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Ayrıca, KOBİ'lerin dijital pazarlama araçlarından sosyal medya kullanımına adaptasyonunun firmaların performansları üzerinde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Mesleki tükenmişlik ve iş doyumunun çalışan motivasyonuna etkisi: Öğretmenler üzerine görgül bir araştırma
Bu tez çalışmasında, mesleki tükenmişliğin en çok görüldüğü mesleklerin başında gelen öğretmenlerin mesleki tükenmişlik düzeylerinin ve iş doyumlarının çalışan motivasyonlarına etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmada veriler, Adana ilinde öğretmen olan 311 kullanıcıdan çevrimiçi anket yöntemi ile toplanmıştır. İstatistik paket programından yararlanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; mesleki tükenmişliğin iş doyumu üzerinde beklendiği gibi anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna, mesleki tükenmişliğin çalışan motivasyonu üzerinde beklendiği gibi negatif düzeyde anlamlı bir etkisinin olduğu sonucuna, iş doyumunun çalışan motivasyonu üzerinde beklendiği gibi anlamlı bir etkisinin olduğu sonucuna, çalışan motivasyonunun iş doyumu üzerinde beklendiği gibi anlamlı bir etkisinin olduğu sonucuna ve mesleki tükenmişlik ile iş doyumunun çalışan motivasyonuna doğrudan anlamlı bir etkisinin olmasına karşın mesleki tükenmişlik ile çalışan motivasyonu arasındaki ilişkide iş doyumunun beklenildiği gibi dolaylı bir aracılık etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yoksulluk tüketimi: Yoksul tüketicilerin tüketim davranış kalıpları
Yoksulluğun nedenleri, yoksulluğu azaltma veya yoksulluktan kurtulma, kısaca "asgari düzeyde insana yakışır bir yaşam" birçok sosyal disiplinin uzun zamandır ilgilendiği konular olmuştur. Sanayileşmiş ülkelerde tüketim günlük yaşamda önemli bir rol oynamaktadır. Tüketim toplumu içinde normallik tüketme kabiliyeti ile eşittir. Tüketicilerin pazarın cazibesine en son ve en iyi tüketim mallarını alarak yanıt vermeleri beklenmektedir. Toplumun varlıklı üyeleri bu beklentiyi yerine getirirken, tüketim pazarının cazibesine cevap verme yetenekleri sınırlı olan yoksul tüketiciler ise toplumdan ayrıştırılıp "istenmeyen", "tüketmeyen" ve "kusurlu tüketiciler" olarak görülmektedirler. Düşük gelirli tüketicilerin bu şekilde görülmesi veya tanımlanması pazarlamacıların bu tüketicileri görmezden gelmelerine neden olmaktadır. Ve bu tüketiciler hedef pazarlar olarak yüksek önceliğe sahip olmadıklarından pazar araştırmalarında arka planda kalmaktadırlar. Oysa gelişen bilgi teknolojileri ve hızlı küreselleşme çağında tüketim kültürünün mesajlarına maruz kalan yoksul tüketiciler "modern" yaşam tarzının bir parçası olmayı istemekte ve sosyal olarak kabul edilebilirliği sağlamak için kurallara uyma ihtiyacı duymaktadırlar. Kendilerini bu mesajlardan soyutlayamayan yoksul tüketiciler her ne kadar finansal kısıtlamalara sahip olsalar da bu duruma ayak uydurmaya çalışmaktadırlar. Ve bunu tüketim ile gerçekleştirmektedirler. Yoksul tüketicilerin riskli, karsız olduklarına ilişkin bir dizi inanış vardır. Yoksul tüketiciler hakkında yaygın olarak kabul edilen bu inanışların kırılması gerekmektedir. Bu çalışma, bu inanışları kırmayı ve yoksulların tüketim davranış kalıpları ile ilgili daha geniş bir çerçeve çizmeyi amaçlamaktadır. Yoksul tüketicilerin tüketim davranış kalıplarının belirlenmesi amacı ile nitel araştırma yürütülmüş; 30 yoksul tüketici ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde betimleyici analiz ve içerik analizi kullanılmıştır. Nitel araştırma bulguları sosyal karşılaştırma ve materyalizm değişkenlerinin yoksul tüketicilerin satın alma davranışı açısından önemli olduğunu göstermiştir. Bu bulgular doğrultusunda sosyal karşılaştırma ve materyalizmin bilinen markalı beğenmeli malları satın alma davranışı üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla nicel araştırma yürütülmüştür. Nicel araştırmada planlı davranış teorisi temel alınmıştır. Bu doğrultuda 430 tüketiciye yüz yüze yöntem ile anket çalışması uygulanmıştır. Toplanan verilerin analizinde keşfedici faktör analizi, çoklu regresyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Nitel araştırma sonuçlarına göre yoksul tüketiciler dokuz kategoride (satın alma alışkanlıkları, alışveriş yeri tercihleri, yoksullukla baş etme stratejileri, alışveriş motivasyonları, fiyat bilinci, kalite bilinci, marka bilinci, marka bağlılığı, görece daha fazla ödeme yapmak zorunda kalmaları) incelenmiştir. Nicel araştırma bulgularına göre sosyal karşılaştırmanın ve materyalizmin bilinen markalı beğenmeli malları satın almaya ilişkin tutum üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Subjektif norm, tutum ve algılanan davranış kontrol değişkenlerinin niyeti pozitif etkilediği bulunmuştur. Son olarak niyetin davranış üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç kısmında, nitel ve nicel araştırma bulguları doğrultusunda, işletmelere ve gelecekteki çalışmalara yönelik öneriler tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Yoksulluk, tüketim, sosyal karşılaştırma, materyalizm, planlı davranış teorisi
Üretim ve hizmet işletmelerinde faaliyete dayalı maliyet sisteminin çeşitli yönleriyle incelenmesi: Bir kamu kurumunun yemekhanesinde uygulama
Geçtiğimiz yüzyıl itibariyle tüm dünya pazarlarında olduğu gibi ülkemizde de yaşanan köklü değişimler, yeni üretim ortamlarının oluşumuna öncülük ederek; üretim ortamlarında otomasyonun yaygınlaşması, üretimin her aşamasında bilgisayar kontrolündeki makinelerin kullanılmaya başlanmasının önünü açmıştır. Zaman içinde emek yoğun işletmeler yerini teknoloji yoğun işletmelere bırakmıştır. Bilgiye daha hızlı ve daha kolay ulaşılabilmesi mümkün olmuştur. Bu gelişmeler, işletmeleri daha kaliteli, ucuz ve hızlı üretim yapmaya yönelttiği gibi esnek üretim ortamlarına zemin hazırlamış ve küresel rekabet olgusunu da tetiklemiştir. Sürekli değişen ve gelişen dünya ekonomik koşulları ile birlikte işletmeler yoğun bir rekabet ortamının içerisine girmişlerdir. Bu durum, işletmelerin üretmeyi ya da sunmayı planladıkları ürün ya da hizmetlerin birim maliyetlerini doğru ve gerçeğe en yakın şekilde hesaplamalarını zorunlu kılmıştır. İşletmelerin küresel ekonomi şartlarında hizmet veya ürün fiyatlama ile ilgili doğru karar verebilmeleri, üretilen malın veya hizmetin maliyetini gerçeğe en yakın olarak tespit edebilmeleri gerekir. Bu noktada işletmelerin, satış fiyatını ve yöneticilerin planlama ve kontrol süreçlerine ışık tutacak kararları en doğru ve rekabet ortamına en uygun şekilde saptaması için üretimde kullanılan maliyet unsurlarını tam ve gerçekçi olarak belirlemeleri gerekir. "Üretim ve Hizmet İşletmelerinde Faaliyete Dayalı Maliyet (bundan sonra FDM olarak ifade edilecektir.) Sisteminin Çeşitli Yönleriyle İncelenmesi: Bir Kamu Kurumunun Yemekhanesinde Uygulama" adı verilen bu çalışmada, geleneksel yöntemlerin yetersiz yönlerini ortadan kaldıran FDM sisteminin uzun vadede kuruma sağlayacağı faydaya vurgu yapılarak karar alınması, hem üretim hem de hizmet işletmelerinde ne ölçüde geliştirilebileceği ile maliyetlerin nasıl daha sağlıklı hesaplanarak yöneticilerin stratejik kararlar almasına yardımcı olabileceği hususları göz önünde tutularak önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: FDM, Birim Maliyet, Toplam Maliyet
Sistem dinamikleri yaklaşımı ile tersine lojistik ağ tasarımı: Çimento endüstrisi örneği
Günümüzde tüketicilerin bilinçlenmesi, doğal kaynakların sonsuz olmadığınının farkına varılması, küresel ısınma, iklim değişikliği gibi sebeplerin yanında yasal ve küresel düzenlemeler sebebiyle işletmeler iş yapış biçimlerini gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Bir işletmenin en temel süreçlerinden biri olan tedarik zinciri kavramı geleneksel ileri yönlü olmaktan çıkmış ve tersine lojistik, zincir içinde önemli bir yere sahip olmuştur. Nihai ürünler, ara mamuller, ambalaj malzemeleri veya süreçlerde oluşan atıklar, gerek kendi sektöründe gerek başka sektörlerde birer değer haline gelmektedir. Bu noktadan yola çıkarak tez çalışmasında tersine lojistik ve tersine lojistik ağ tasarımı, tasarımdaki engeller ve itici güçler ile ilgili konular incelenmiştir. Ahşap paletler, birçok endüstride taşıma ve depolama sürecinde ambalaj ve nakil malzemesi olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ahşap paletler kullanıldıktan sonra da ciddi bir ekonomik değere sahiptir ve geri kazanım için uygun geridönüş sistemleri ile tersine lojistik ağına girebilmektedir. Tez çalışmasının öncelikli konusu olarak ahşap paletler seçilmiş ve ahşap paletlerin geri kazanımı ele alınmıştır. Ahşap palet kazanımı için tersine lojistik ağı oluşturmada yöntem olarak tersine lojistik ağ tasarımında etkili ve son yıllarda yaygınlaşan bir araç olan sistem dinamikleri yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmada, çimento sektöründe ahşap palet kazanımı için tersine lojistik ağı oluşturmaya yönelik vaka çalışması yapılmış ve Stella programında farklı senaryolar üreterek üç tür geri kazanım yöntemi ile (yeniden kullanım, yeniden imalat ve geri dönüşüm) ahşap paletlerden ekonomik ve çevresel fayda sağlanabileceği gözlenmiştir. Çalışmada sektörel gerçek veriler ve kabuller kullanılmış, kalite oranı, motivasyon gibi etkenlerin yanı sıra zincirdeki tüm elemanlara ait maliyet ve satış fiyatlarındaki değişimlerin sistemi nasıl etkilediği incelenmiştir. Tersine lojistik ağ tasarımında sistem dinamikleri yöntemi kullanan çalışmaların literatürde az sayıda olması sebebiyle bu çalışmanın teorik katkısı önem arz etmektedir. Buna ek olarak modelin gerçek bir uygulama şeklinde denenmesi konusunda işletmeden olumlu bir geri dönüş sağlanması, sektör ve uygulama hakkında yapılan yönetimsel çıkarımlar sabebiyle, uygulama açısından da çalışmanın katkı sağladığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilir tedarik zinciri, tersine lojistik, tersine lojistik ağ tasarımı, sistem dinamikleri, ahşap palet, çimento endüstrisi.
Türkiye'nin 500 büyük sanayi kuruluşunun yatırım projesi değerlendirmede kullandıkları sermaye bütçelemesi yöntemlerinin araştırılması
Ekonomik anlamda sınırların ortadan kalkması işletmeleri uluslararası rekabetin yoğun olduğu piyasalara yönlendirmiştir. Bu durum ulusal kalkınmada önemli bir paya sahip olan işletmelerin stratejik yatırımlar konusunda daha duyarlı davranmalarına sebep olmuştur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki sınırlı olan kaynakların, ülke refahına katkıda bulunacak yatırım projelerinde kullanılması büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla, bir yıldan fazla süreyle sabit sermayeye yapılan yatırımları kapsayan sermaye bütçelemesi kararları işletmelerin firma değerini maksimize etmesinde ve rekabetle başa çıkabilmesinde önemli bir role sahiptir. Bu bağlamda, yapılan bu çalışmanın amacı Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşunun yatırım projelerini değerlendirirken tercih ettikleri sermaye bütçelemesi yöntemlerinin kullanım oranının tespit edilmesidir. Ayrıca çalışmada, hem Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşunun hem de pay senedi Borsa İstanbul'da işlem gören işletmelerin tercih ettikleri sermaye bütçelemesi yöntemleriyle firma büyüklüğü, ihracat, firma yaşı, finansal risk, yöneticilerin eğitim durumu, sektör ve firma performansı gibi belirleyiciler ile arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; hem Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşundaki hem de pay senedi Borsa İstanbul'da işlem gören işletmelerdeki yüksek lisans eğitimine sahip olan yöneticilerin eğitim durumu, sektör ve firma yaşı ile tercih edilen yöntemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşundaki işletmelerin tercih ettikleri yöntemler ile firma büyüklüğü arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, pay senedi Borsa İstanbul'da işlem gören işletmelerin tercih ettikleri yöntemler ile firma büyüklüğü arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. İhracat değişken ile, Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşundaki işletmelerin tercih ettikleri yöntemler ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş ancak pay senedi Borsa İstanbul'da işlem gören işletmeler ile ihracat ve firma performansı ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Son olarak hem Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşundaki hem de pay senedi Borsa İstanbul'da işlem gören işletmelerin finansal risk oranı ile tercih edilen yöntemler arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Yapılan bu çalışmada, ortaya konulan sonuçlar alan yazın kapsamında değerlendirilmiş ve ilerde yapılması planlanan çalışmalara önerilerde bulunulmuştur.
Kalite fonksiyon göçerimi yaklaşımı ile müşteri memnuniyetinin analizi: Üçüncü parti lojistik hizmet sağlayıcılarında deneysel bir uygulama
Dünya da artan rekabet firmaları birçok açıdan yeniden yapılanmaya zorlamıştır. İşletmeler kalite, ürün çeşitliliği veya esneklik kabiliyeti gibi konularda fark yaratamadıkları nokta da tedarik zincirlerine odaklanmıştır. Bazı sektörlerdeki işletmeler birbiriyle tedarik zincirinin işleyişi ile rekabet eder hale gelmiştir. Tedarik zincirinin sorunsuz akışını sağlamak doğru ürünün, doğru miktarda, doğru yerde, doğru zamanda ve müşterinin kabul edeceği fiyatta olmasını sağlamak demektir. İşletmeler bu akışı sorunsuz bir biçimde gerçekleştirip, aynı zamanda kendi temel yetkinliklerine odaklanmayı başaramadıklarında üçüncü taraf lojistik firmalarının önemi artmaya başlamıştır. Ülkemiz de üçüncü taraf lojistik hizmetleri hala çok yaygın bir şekilde kullanılmamaktadır. Zamanla gelişmesi beklenmesine rağmen, "var olan ilişkileri geliştirmek üzere ne yapılabilir?" sorusuna bu çalışmada yanıt aranmaya çalışılmıştır. Uygulama perakende sektöründe faaliyet gösteren bir marketler zincirinin 3 PL hizmeti satın aldığı lojistik firmasında, hizmet satın alan ve tedarik eden arasındaki ilişkileri geliştirmek amacıyla gerçekleştirilmiş, yöntem olarak ise Kalite Fonksiyon Göçerimi seçilmiştir. Müşteri beklentileri üzerine kurulu bu yöntemde, müşteri istek ve ihtiyaçlarını doğru toplama ve değerlendirme son derece önemlidir. Çalışmada müşteri kitlesinin küçüklüğü avantaj olarak kullanılarak, derinlemesine görüşmelere başvurulmuş beklentiler birinci elden toplanmıştır. Belirlenen beklentileri derecelendirmek üzere ise çok kriterli karar verme tekniklerinden AHS (Analitik Hiyerarşi Süreci) yöntemi kullanılmıştır. Görüşme formu ile müşteri beklentilerinin önem düzeyi belirlenmiştir ve firmanın bu beklentilere nasıl cevap vereceği belirlenmiştir. Buna göre Kalite Evi oluşturulmuştur. Son olarak, müşteri memnuniyetini artırmak için, işletmenin kıt kaynaklarını nasıl daha verimli kullanabileceği konusunda çıkarımlar yapılmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma için tersine lojistikte katı atık geri dönüşüm merkezlerinin önemi ve merkez seçimine ilişkin AHP yöntemiyle bir değerlendirme
Lojistik sektörü artan ekonomik etkinlikler, küreselleşme ve ulaşım olanaklarının artması ile ilgilidir ve son yıllarda gittikçe artan önem kazanmaktadır. Öte yandan, tersine lojistik benimsenen tedarik zinciri işlemlerinden biridir ve ekonomik ve ekolojik koşullar, idari ve sosyal sorumluluklar, sürdürülebilir gelişme, çevre koruma yasaları ve malzeme ve kaynak kullanımı amacı nedeniyle çok daha önemli olmaktadır. Atıklar, üretim ve tüketim işleminin en son ürünleridir. Geri dönüştürülebilir atık malzemelerin değişik geri dönüşüm yöntemleri ile işlenerek imalatta kullanmak üzere hazırlanması olayına geri dönüşüm adı verilmektedir. Özellikle, kağıt, cam, plastik ve metal gibi 'ambalaj atık' diye adlandırılan kullanılmış malzemeler ekonominin lehine yeniden değerlendirelebilir. Birçok ülkede, yerel yöneticiler toplama, taşıma ve yok etme gibi atıkları çözümleme konularından sorumludurlar. Atık yönetimi ile ilgili olarak, atıkların bütün üretim çevrimi, depolanması, toplanması, taşınması, en son işleme tutulması ve yok edilmesi düşünülür. Ülkemizde, belediyelerin büyük bir kısmı sınırlı kapasiteleri nedeniyle yerel yetkilerini kullanmada bazı zorluklarla karşı karşıya kalırlar. Endüstriyel etkinliklerin ve doğal kaynakların kontrol edilemeyen tüketimindeki hızlı artış, kaçınılmaz çevresel problemlere neden olduğundan bir çok firma günümüzde sürdürülebilir çevreyi destekleyen etkinliklerle ilgilenmektedir. Türkiye'nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, büyük şehir ve otuz ilçe belediyelerine sahiptir. Büyükşehir belediyesi ve bazı geri dönüşüm firmalarının yetkililerinden alınan öneriler ve görüşlere göre, bu çalışmanın uygulama bölümünde, İzmir şehrinde uygun bir ambalaj atık geri dönüşüm merkezinin seçimi için analitik hiyerarşi yöntemi kullanılarak bir uygulama gerçekleştirilmiştir. AHP'i destekleyen Expert Choice yazılımı istatistiksel olarak analiz edilebilecek veriler sağlamıştır ve sonuçlar ayrıntılı olarak verilmiştir. Anahtar Kelimeler: AHP, Ambalaj Atık, Geri Dönüşüm, İzmir, Sürdürülebilir Kalkınma,Tersine Lojistik
Örgütsel demokrasi ve örgütsel muhalefet ilişkisi: Beyaz yakalılar üzerine bir araştırma
Araştırmanın amacı, Ege ve Marmara Bölgelerinde, sanayi ve hizmet sektörlerinde istihdam edilmekte olan beyaz yakalı çalışanların örgütsel demokrasi algıları ile örgütsel muhalefet davranışları arasındaki ilişkiyi anlamaktır. Araştırma sorunsalını çözümlemek amacıyla nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Öncelikle, ilgili bilimsel literatürün kapsamlı bir incelemesi yapılarak kuramsal temeller ortaya konmuş; bunu, oluşturulan hipotezlerin test edilmesi amacıyla yürütülen saha araştırması izlemiştir. Araştırmada veri toplamak için anket tekniğinden faydalanılmıştır. Kullanılan anket formu, iki ölçek ile örneklemin demografik yapısını belirlemeye yönelik soru formu olmak üzere üç temel bölümü içermektedir. Anketler, Mayıs 2014 ile Mayıs 2015 tarihleri arasındaki bir yıllık süreçte uygulanmış ve 387 kişilik bir örnekleme ulaşılmıştır. Örneklemin örgütsel demokrasiye ilişkin algısını ölçmek amacıyla, bir ölçek uyarlama çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçek, örgütsel demokrasiyi; yapısal faktörler, inisiyatif, bilgi paylaşımı, iletişim ve eğitim olmak üzere beş alt boyutta ölçmektedir. Örgütsel muhalefet olgusunun ölçümü için ise Kassing (1998) tarafından geliştirilmiş olan örgütsel muhalefet ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin orijinali; açık, örtük ve dışsal muhalefet olmak üzere üç boyuttan oluşmaktadır. Araştırma verileri, bundan bir miktar farklı olarak, dört boyutlu bir yapı ortaya koymuştur. Buna göre açık muhalefet boyutuna ilişkin maddeler, sorgulayıcı açık muhalefet ve yapıcı açık muhalefet olmak üzere iki boyut altında toplanmıştır. Her iki ölçeğin de geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinden elde edilen sonuçlar olumludur. Araştırma sonucunda, örgütsel demokrasinin alt boyutları arasında en yüksek ortalamaya sahip olanın yapısal faktörler olduğu; bununla birlikte tüm boyutların ortanın üzerinde ve yüksek skorlara sahip olduğu görülmüştür. Buradan, demokrasiyi oluşturan unsurların, örgütlerde iyi seviyede varlık gösterdikleri anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılanların en fazla tercih ettikleri muhalefet stratejisinin ise yapıcı açık muhalefet olduğu sonucu elde edilmiştir. Araştırma sonuçları, örgütsel demokrasi ile örgütsel muhalefet olguları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Bir diğer önemli bulgu ise örgütsel muhalefetin örgütsel demokrasiyi açıklamada anlamlı bir değişken olduğudur. Buna göre, araştırma sonuçları, bir örgütte muhalefet düzeyinin artmasının, demokrasi algısının artmasına neden olduğunu istatistiksel olarak ispatlamaktadır.
Etkin kriz yönetiminde sosyal medyanın rolü ve önemi
Krizler, işletmelerin temel unsur ve yapıtaşları ile birlikte bu kuruluşların finansal yapısına ve itibarına zarar veren olaylar olarak tanımlanabilir. Kriz yönetimi ise bu tür olayların olumsuz etkilerini gidermek veya azaltmaya ilişkin karar verme sanatıdır. Günümüz iş dünyasında işletmeler beklenmedik krizlerle mücadele edebilmek için kapsamlı kriz yönetim planlarına ihtiyaç duymaktadır. Son zamanlarda dünyaca bilinen çok büyük şirketlerinin yaşadıkları krizler, kriz yönetim süreçlerini daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale getirmiştir. Sosyal medya, Facebook ve Instagram gibi online iletişim kanallarından oluşmaktadır. Günümüzde işletmeler sosyal medya üzerinden gittikçe daha fazla miktarlarda kriz durumuyla karşılaşmakta bu krizler işletmelerin itibarını, marka değerini, güvenilirliğini ve paydaşların bağlılığını tehdit etmektedir. İşletmelerin sosyal medya üzerinden karşılaştıkları bu tür krizler yeni ve yaratıcı kriz yönetim süreçlerine ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bu çalışmada sosyal medyada kriz yönetimi konusu ve uygulamaları çeşitli örnek ve vaka analizi çalışmaları üzerinden incelenmiştir. Araştırma kapsamında ele alınan örnek olaylar krizle karşı karşıya kalan işletmelerin, işletme içi ve işletme dışı iletişime önem vermeleri gerektiğini, kriz yönetimi stratejilerinde sosyal medya konusunda uzman paydaşların da bulunmasının yararlı olacağını açık bir şekilde göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kriz, Kriz Yönetimi, Sosyal Medya
Denetim komitesi özelliklerinin finansal raporlama şeffaflığına etkisi: Kurumsal yönetim endeksinde yer alan şirketler üzerine bir araştırma
Kurumsal yönetim uygulamalarının yetersiz olmasının ve düşük kalitedeki finansal raporların neden olduğu muhasebe skandalları neticesinde sermaye piyasalarında şirketlerin sunmuş oldukları finansal bilgilere duyulan güven azalmıştır. Paydaşların haklarını güvence altına alabilmek ve kamu güvenini yeniden kazanabilmek adına şeffaflık düzeyi yüksek finansal raporların hazırlanması bir gereklilik olmuştur. Bu bağlamda, denetim komitesinin kurumsal yönetim anlayışı içerisinde sorumlulukların yerine getirilmesinde ve finansal raporlama sürecinin iyileştirilmesinde kilit rol oynadığı ileri sürülmektedir. Bu noktadan hareketle; bu çalışmanın amacı, denetim komitesi özellikleri ile şirket tarafından sunulan finansal raporların şeffaflık düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, 2007-2021 yılları arasında Borsa İstanbul Kurumsal Yönetim Endeksi'nde işlem gören finansal olmayan kuruluşlardan elde edilen 402 firma/yıl verisi en küçük kareler yöntemi ve sabit etkiler modeli ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, denetim komitesinde kadın üyenin varlığı ve denetim komitesinin yıl içerisinde gerçekleştirdiği toplantı sıklığı ile sunulan finansal raporların şeffaflık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ilişkinin olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca denetim komitesinin üye sayısı ile sunulan finansal raporların şeffaflık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer taraftan çalışmanın bulguları, denetim komitesinin tecrübesi ve uzmanlığı ile finansal raporların şeffaflık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilemediğini göstermektedir. Araştırmanın sonuçları; politika yapıcılara, yatırımcılara ve muhasebe meslek mensuplarına denetim komitesi özelliklerinin kurumsal raporlama süreçlerinin izlenmesinde söz konusu komite etkinliği ile ne yönde ilişkili olduğu konusunda kanıtlar sunmaktadır. Anahtar kelimeler: Kurumsal yönetim, denetim komitesi, finansal raporlama şeffaflığı.
Bağımsız denetim sürecinde BDS 610 çerçevesinde iç denetçi çalışmalarının kullanılma düzeylerinin incelenmesi: SPK'ya kayıtlı bağımsız denetim firmalarına yönelik bir araştırma
Günümüzde bağımsız denetçilerle iç denetçilerin rolleri her ne kadar farklılık gösterse de ikisi arasındaki iş birliğinin, uyum ve koordinasyonun sağlanması giderek daha fazla önem kazanmış, denetimin kalitesinin ve etkinliğinin artması yanında, denetlenen kurum, iç ve dış denetçi açısından da çeşitli faydaların elde edilmesine katkı sağlamıştır. Özellikle her iki denetçinin çalışmalarının odak noktası olan iç kontrol sisteminin anlaşılması ve değerlendirilmesi bakımından iç denetçilerle yapılacak iş birliği ve onların çalışmalarının kullanılması aynı çalışmaların gereksiz yere tekrarını önleyerek emek ve zamandan tasarruf edilmesini, denetim prosedürlerinin türü ve sayısı ile denetim kanıtlarının azaltılmasını, kaynak israfının önlenmesini, denetim maliyetinin azaltılmasını ve sonuç olarak denetim riskinin azaltılarak daha rahat ve etkin bir denetim gerçekleştirilmesini sağlayacaktır. Bu çalışmada temel olarak, BDS 610 çerçevesinde bağımsız denetçilerin iç denetçilerin çalışmalarını kullanma düzeylerinin belirlenmesi ve bağımsız denetim çalışmalarına olan katkısının araştırılması amaçlanmıştır. Yapılacak çalışma sayesinde daha özelde; bağımsız denetçilerin iç denetçilerin çalışmalarını kullanıp kullanmama konusunda etkili olan faktörlerin ve önem düzeylerinin, iç denetçilerin ve çalışmalarının hangi kriterlere göre değerlendirildiğinin, iç denetçilerin çalışmalarının hangi alanlarda kullanıldığının, iç denetçilerin çalışmalarının kullanılmasının bağımsız denetçilere olan katkısının ve son olarak iç denetçilerin doğrudan yardım sağlamak amacıyla kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada araştırma modeli olarak, tanımlayıcı araştırma modeli kullanılmış, verilerin elde edilmesi amacıyla SPK'ya kayıtlı 105 bağımsız denetim firmasına yönelik anket çalışması yapılmış, elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiş ve sonuçlar tablo ve grafikler halinde gösterilerek daha anlaşılır hale gelmesi sağlanmıştır. Çalışmada sonuç olarak, ankete katılan bağımsız denetim firmalarının büyük bir çoğunluğunun iç denetçilerle işbirliği yaptıkları ve onların çalışmalarından yararlandıkları ve bu kararlarına etki eden faktörlerin başında; iç denetçilerin işletmenin bir çalışanı olarak işletmeyi ve iç kontrol sistemini dahi iyi bilmeleri, iç kontrol sisteminin etkinliğinin incelenmesi ve değerlendirilmesi konusunda benzer çalışmaları yapmalarının etkili olduğu tespit edilmiştir.
Borsa İstanbul firmalarında maddi olmayan sermaye bileşenlerinin piyasa değerine etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı, maddi olmayan sermaye kapsamında AR-GE, patentler, patente atıflar ve reklam olarak ele alınan dört temel bileşenin piyasa değeriyle ilişkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda, hedonik piyasa değeri yaklaşımı takip edilerek 2006 yılından 2020 yılı sonuna kadar payları Borsa İstanbul'da sürekli işlem gören 167 imalat firmasından oluşan bir örneklem kullanılmıştır. Modeldeki içsellik endişelerinden dolayı Sistem GMM tahmincisi kullanılmıştır. Bulgular, patent atıfları dışındaki tüm maddi olmayan sermaye bileşenlerinin değişen derecelerde pozitif piyasa değerine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, önceki çalışmaların aksine patente atıfların piyasa değeri üzerinde kısmen olumsuz bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, maddi olmayan sermayenin uzun vadeli değerini belirlemek için doğrusal olmayan parametre tahmin kombinasyonları kullanılarak hedonik piyasa modeli için ikincil bir analiz yapılmıştır. Sonuç olarak, uzun vadede AR-GE, patent ve reklamın piyasa değeri daha da yukarıya çıkarken patente atıfın negatif etkisi anlamsız hale gelmektedir. Patentler AR-GE temelli inovasyon sürecini hızlandırırken, patente atıflar Türk imalat sanayisindeki değer yaratma döngüsünü kesintiye uğratmaktadır. Dolayısıyla, Türk imalat sanayisinin AR-GE ile ürettiği bilgiyi etkin bir şekilde rekabet avantajına dönüştüremediği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma, Türk imalat sanayisinde maddi olmayan sermayenin nasıl değerleneceğine ilişkin mevcut literatüre katkıda bulunmaktadır.
Tüketici yenilikçiliği ve gösterişçi tüketimin sağlıklı gıda tüketim niyeti üzerine etkisi
21. yüzyılda birçok ülkede yaşam standartlarının yükselmesi, sağlık alanındaki gelişmelere paralel olarak ortalama insan ömrünün uzaması ve ilerleyen yaşlarda sağlıklı kalabilmede sağlıklı beslenmenin öneminin fark edilmesi ile tüketiciler satın aldıkları gıdaların nitelikleri ve sağlık üzerindeki etkileri konusunda daha duyarlı ve bilinçli olmaya başlamışlardır. Yine bu dönemde kalp-damar hastalıkları, kanser, diyabet, obezite vb. hastalıklarda ve sağlık harcamalarında görülen artış, büyük ölçüde beslenme ile ilişkili olan bu hastalıkların önlenmesi ve kontrolünde koruyucu yaklaşım çerçevesinde sağlıklı gıda seçimini ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmanın amacı, bireylerin sağlıklı gıda satın alma davranışını etkileyen bireysel, psikolojik, sosyokültürel ve demografik faktörlerin ve bunların etkilerinin ortaya konmasıdır. Araştırmanın modeli, ilgili literatürden ve araştırma kapsamında yapılan nitel araştırmadan elde edilen değişkenlerle oluşturulmuş, tüketici yenilikçiliği ve gösterişçi tüketimin sağlıklı gıda tüketim niyeti üzerine etkileri araştırılmıştır. Karma veri toplama yöntemi kullanılan çalışmada, nitel araştırma kapsamında diyetisyenler ve gıda tüketicileri ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş, nicel araştırma kapsamında ise 425 katılımcıya çevrimiçi anket uygulanarak geçerli 402 anket formu elde edilmiştir. Analizler sonucunda sağlıklı gıda ürünlerine yönelik yarar algısının dış görünümü iyileştirme güdüsü ve sağlığı koruma güdüsü üzerinde olumlu etkisinin olduğu, dış görünümü iyileştirme güdüsü tüketici yenilikçiliği ve gösterişçi tüketimi olumlu yönde etkilerken sağlığı koruma güdüsünün tüketici yenilikçiliğini olumlu yönde etkilediği ancak gösterişçi tüketim üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Tüketici yenilikçiliği sağlıklı gıda tüketim niyetini olumlu yönde etkilerken gösterişçi tüketimin sağlıklı gıda tüketim niyeti üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Sağlıklı gıda tüketim niyeti üzerine etkileri araştırılan engellerden sağlıklı gıdaların tadının beğenilmemesi ve bu gıdalar hakkında bilgi eksikliğinin sağlıklı gıda tüketim niyeti üzerinde negatif etkisinin olduğu, güvensizlik, ulaşılabilirlik ve fiyat engellerinin ise etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Tüketici yenilikçiliği, gösterişçi tüketim, sağlıklı gıda, sağlığı koruma güdüsü, dış görünümü iyileştirme güdüsü
Altyapı ve sosyal kalkınma mali destek programları karşılaştırmalı etki değerlendirme analizi: Çukurova Kalkınma Ajansı örneği
Piyasada etkinliğin artırılması, yabancı yatırımcı ile rekabet düzeyinin iyileştirilebilmesi ve orta gelir tuzağı gibi bir takım basamakların aşılması adına devletler sosyo ekonomik gelişmeyi sağlamak için piyasaya politikalarıyla dolaylı veya doğrudan çeşitli müdahalelerde bulunurlar. Bu müdahaleler, amaçlar doğrultusunda belirlenen programlar vasıtası ile planlanmaktadır. Bu programlardan biri de mali destek programlarıdır. Mali destek programlarının çeşidi ve bütçeleri günümüzde giderek artmaktadır. Desteğin sağlanmaya başlaması ile yaygınlaştırma çalışmalarının ardından desteklerin ne derece amaçlarına ulaştığı, etkin olup olmadıkları, etkililiklerinin dereceleri ve oluşturdukları etkiler tartışılmaya başlanmıştır. Değerlendirmelerin sonuçlarına göre programlar yeniden tasarlanabilmekte, gereksiz görülen uygulamalar yürürlükten kalkmaktadır. Bugüne kadar dünya genelinde birçok program değerlendirilmiş, nicel analizler yapılmış ve sonuçları değerlendirilip yayınlanmıştır. Benzer verilerle farklı sonuçların elde edilmesi program değerlendiricileri açısından yöntemler üzerinde çalışılması gerekliliği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Destek programlarının yaygınlaşması ve çeşitlenmesi de bu çalışmaların önemini arttıran bir diğer unsurdur. Tez çalışmasında, program tasarımı sırasında belirlenen politikaların gözden geçirilmesi amacıyla etki analizinin Çukurova Kalkınma Ajansı 2010-2015 yılları arasında yürütülen sosyal kalkınma ve altyapı mali destek programına uygulanması, resmi kayıtlar ve anket ile hazırlanacak veri setinin Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemiyle değerlendirilmesi sağlanacaktır.
Denetim komitesi ve iç denetim birimi arasındaki iletişimin etkinlik düzeyinin finansal raporlama kalitesi üzerine etkisi: BİST'de bir araştırma
İşletmeler iç ve dış çevreleriyle birlikte vardırlar. İşletmenin ticari işlemleri sonucu meydana gelen finansal bilgiler finansal tablolar aracılığıyla iç ve dış paydaşlara aktarılır. Finansal bilgi aktarımı aracı olan bu finansal raporların sunmuş oldukları bilgilerin gerçeği yansıtması, bilginin karar alma sürecinde kullanılması açısından önemlidir. Çalışma Borsa İstanbul (BİST)'da kayıtlı ve imalat sektöründe yer alan işletmeleri kapsamaktadır. Veriler imalat sektöründe yer alan 81 firmaya ait 2015-2019 dönemi içermektedir. Çalışmaya dâhil edilen işletmelerin 2015-2019 yılı verileri iki aşamada elde edilmiştir. Birinci aşamada işletmelerin iç denetim birimi ile denetim komitesi arasındaki iletişimin düzeyini ölçmek için anket ile veri toplanmıştır. İkinci aşamada ise işletmelerin finansal raporlama kalitesini temsil eden ihtiyari tahakkukların hesaplanması için ihtiyaç duyulan bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosu Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) ve işletmelerin resmi internet sitelerinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler Ewievs 10 ve Stata 14.1 ekonometri paket programı üzerinden panel veri analiz yöntemi kullanılarak regresyon analizine tabi tutulmuştur. Çalışma esas olarak iç denetim birimi ile denetim komitesi arasındaki iletişim düzeyinin finansal raporlama kalitesi üzerindeki etkisine odaklanmaktadır. Elde edilen bulgulara göre denetim komitesi toplantı sıklığı finansal kaldıraç oranı, dışpaydaş oranı ve CEO görev süresi bağımsız değişkenleri ile finansal raporlama kalitesi bağımlı değişkeni arasındaki ilişki istatiksel olarak anlamlı ve pozitiftir. Denetim komitesi bağımsızlığı, denetim komitesi büyüklüğü, denetim komitesi uzmanlığı, denetim komitesi ile iç denetim yönetimin katılmadığı toplantılar yapması, etkin denetim komitesi ile iç denetim yönetimin katılmadığı toplantılar yapması, yönetim kurulu bağımsızlığı, iç denetimin varlığı, firma büyüklüğü, zarar, denetim komitesi görev süresi, dış paydaş oranı ve yöneticinin ortaklık payı değişkenleri istatiksel olarak anlamsız çıkmıştır.
Üretim maliyetlerinin faaliyete dayalı maliyet sistemi ve kısıtlar teorisi entegrasyonu yoluyla bir üretim işletmesinde incelenmesi
Küresel ortamda işletmeler ulusal ve uluslararası rekabet üstünlüğü sağlayabilmeleri için, maliyetleri kontrol etmek istemektedirler. Çünkü artan rekabet işletmelerin doğru maliyet bilgilerine olan ihtiyacı arttırmıştır. Geleneksel maliyet sistemlerine göre hesaplanan maliyet bilgileri üretim maliyetlerinin yanlış bir şekilde hesaplanmasına sebebiyet verebilmektedir. Geleneksel maliyet sistemlerinin günümüz koşullarında yetersiz kalmasından dolayı çağdaş bir maliyet/yönetim muhasebesi aracı olan Faaliyet Dayalı Maliyetleme (FDM) Sistemi ve Kısıtlar Teorisi (KT) yaklaşımı önem kazanmaktadır. FDM, doğru bir şekilde ürün maliyeti sunmasının yanı sıra kaynaklar, faaliyetler ve ürünler arasındaki ilişkilerin detaylı bir analizini ortaya koymaktadır. Ancak FDM, üretim sürecinde bu kaynakların ve faaliyetlerin işletmeye yarattığı kısıtlara yönelik bilgi sağlamamaktadır. KT ise, üretim faaliyetleri gerçekleştirilirken işletmedeki kaynaklardan ne kadar yararlanılabileceğini ve bu kaynakların kapasitesinin önemi üzerine odaklanmaktadır ki bu sayede üretimde verimlilik sağlanabilmektedir. Sheu ve diğerleri, (2003) ürün maliyetleri üzerine daha sağlıklı kararların FDM ile KT'nin birlikte kullanımı ile alınabileceğini ifade etmiştir. Bu doğrultuda bu çalışma ile FDM ile KT yaklaşımının birlikte kullanımının bir üretim işletmesinde üretim maliyetleri ve kârlılık üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla bir üretim işletmesinde derinlemesine inceleme ve somut veriler elde edilmesi açısından "Örnek Olay Çalışması" yöntemi tercih edilerek, FDM ve KT yaklaşımları birlikte uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Faaliyete dayalı maliyet sistemi, kısıtlar teorisi, üretim maliyetleri, işletme kârlılığı
Liderlik tarzları ile performans arasındaki ilişkide iş tatmini ve örgütsel bağlılığın aracı rolü: Gaziantep organize sanayi bölgesinde bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, işletmelerde algılanan liderlik tarzlarının performans üzerindeki etkisini araştırmaktır. Ayrıca liderlik tarzlarının performans ile ilişkisinde iş tatmini ve örgütsel bağlılık davranışlarının aracı (mediator) rolü incelemektir. Bu amaçla Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi (OSB)'nde faaliyet gösteren ve İstanbul Sanayi Odasının (İSO) "ilk bin" sıralamasında bulunan işletmelerde orta düzey yönetici ve beyaz yakalı çalışanlarına anket uygulanmıştır. Gaziantep OSB'de bu kapsamda 53 firma tespit edilmiş ve geçerli 584 anketten elde edilen veriler yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ile analiz edilmiştir. Bu çalışmada, "güvenirlik analizleri", "keşifsel faktör analizleri", "doğrulayıcı faktör analizleri", "korelasyon", "yol analizleri" ile tamamlayıcı istatistiksel çalışmalar birlikte uygulanmıştır. Analiz sonuçları, hipotezlere ve araştırma sorularına ilişkin beklentileri desteklemektedir. Araştırma sonucunda, liderlik tarzları ile iş performansı arasındaki ilişkide iş tatmini ve örgütsel bağlılık faktörlerinin kısmi ve tam aracı (mediator) rolü olduğuna dair bulgular elde edilmiştir. Ayrıca bu çalışmada, gelecekte yapılacak çalışmalar için bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Liderlik tarzları, İş performansı, İş tatmini, Örgütsel bağlılık, Organize Sanayi Bölgesi.
Tarımsal faaliyetlerin maliyetlendirilmesi ve muhasebeleştirilmesine yönelik değerlendirmeler ve sektörel bir uygulama
Türkiye'de tarım muhasebesi alanında yapılan çalışmalar incelendiğinde uygulama farklılıkları göze çarpmaktadır. Bu farklılık; tarımsal ürün ve canlı varlıkların hesap grupları açısından takibi, değerleme, amortisman gibi dönem sonu işlemleri, sektöre özgü verilen teşviklerin muhasebeleştirilmesi konularındadır. Çalışmanın amacı; tarım sektörü içinde yer alan, az sayıda çalışma yapılmış bir alan olan tavukçuluk sektöründe maliyetleme, muhasebeleştirme ve finansal raporlama açısından uygulanabilir örnek bir model oluşturmaktır. Çalışmada sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan nitel araştırma yöntemlerinden biri olan "Örnek Olay Yöntemi" kullanılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşturulmuş olup ilk bölümde; çalışma ile ilgili genel bilgiler verilerek literatür taraması sunulmuştur. İkinci bölümde; maliyet muhasebesi kavramları ve maliyet hesaplama yöntemleri tarım sektörü açısından irdelenmiştir. Ardından TMS 41- Tarımsal Faaliyetler Standardı ele alınmış, VUK'a değinilmiş, muhasebeleştirme, değerleme gibi konularda karşılaştırmalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise tavuk sektöründe organik etlik piliç eti üretimi yapan bir işletmede model olarak önerilen "Tam Maliyet - Normal Maliyet - Faaliyet Tabanlı Maliyet Yöntemlerinden Oluşan Maliyet Sistemi" ile mamul maliyetleri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, işletmenin hali hazırda kullandığı geleneksel maliyetleme sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. İşletmenin takip edilen dönemde gerçekleştirdiği faaliyetler, TMS 41'e ve VUK'a göre muhasebeleştirilmiş, karşılaştırılmış, finansal tablolara üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda; ilk olarak FTMY kullanılarak maliyet konusunda daha doğru bilgiye ulaşıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca muhasebeleştirme açısından söz konusu uygulama ile TMS 41'e göre yapılan kayıtların finansal tablolar üzerinde VUK'a göre yapılan kayıtlardan daha etkin sonuçlar ortaya koyması gibi işletme lehine olan birçok olumlu sonuç elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: TMS 41, UMS 41, Canlı Varlık Değerlemesi, Etlik Piliç, Faaliyet Tabanlı Maliyet Yöntemi.
X ve y kuşaklarının ruhsal zeka özellikleri ile çalışma algıları üzerine bir analiz
Günümüz işletmeleri farklı kültürlerden ve kuşaklardan çalışanların bir arada faaliyet gösterdiği mozaik örgüt yapısına sahiptir. Bu mozaik yapıda işletmelerin çalışanlarıyla birlikte her açıdan varlıklarını bir bütün olarak sürdürebilmeleri için ruhsal zeka yeteneklerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Ruhsal zeka bütüncül yaklaşımı sağlayan birleştirici bir düşünme türüdür. Ruhsal zeka; kim olduğunun farkında olmak ve bu farkındalıkla hayatı yaşamaktır. Bu araştırma ruhsal zeka ile çalışma algısı arasındaki ilişkilerin niteliğini sorgulamak ve kuşakların bir arada yönetimine ilişkin farklı bir bakış açısıyla geliştirilecek önerilere yol gösterici olmak üzere tasarlanmıştır. Araştırma amacına yönelik öncelikle ilgili yazın incelenmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Ruhsal Zeka Öz-Rapor Envanteri (SISRI-24), İş Görme Anlayışı (İGA) Ölçeği ve demografik verileri toplamayı amaçlayan demografik ölçek kullanılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 22 istatistik paketi ile analiz edilmiştir. Demografik verilerden yararlanılarak örneklemin profili belirlendikten sonra, ölçeklerin geçerlik ve güvenirlik analizleri, faktör analizleri yapılmıştır. Araştırma hipotezlerini test etmek üzere korelasyon, regresyon, t testi ve ANOVA analizleri yapılmıştır. Analizler sonucunda ruhsal zeka ile çalışma algısı arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır ve kurulan model kabul edilmiştir. Ruhsal zeka düzeyindeki artış çalışma algısını pozitif yönde etkilemektedir.
Örgütsel sinizmin öncülleri ve sonuçları üzerine bir meta analiz çalışması
Örgütsel sinizm ve bu kavramın öncülleri ve sonuçları üzerine bir meta analiz uygulamasını içeren bu çalışmada literatürde örgütsel sinizm kavramının birlikte çalışıldığı bazı örgütsel kavramlar ele alınmıştır. Yapılan araştırmada, bireysel çalışmalarda örgütsel sinizm ile ilişkisi olduğu bulgulanan bu temel örgütsel kavramların, örgütsel sinizmle gerçekten anlam ifade edebilecek bir ilişkileri olup olmadığı ve varsa da bu ilişkinin yönü ve şiddetini ne olduğu konusunun açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu meta analiz araştırmasında öncelikle sinizm kavramının içeriği hakkında bir literatür taraması ortaya konulmuş ve sonrasında sinizmin özel bir türü olan örgütsel sinizm kavramı gerek tanımları, gerek altyapısı gerekse de kuramsal gelişimi yönünden detaylı olarak ele alınmıştır. Sonrasında literatürde örgütsel sinizmle ilişkili olduğu ifade edilen ve birlikte çalışılan örgütsel kavramların her biri hakkında genel bir literatür incelemesi sunulmuştur. Bu çalışmanın dördüncü bölümü meta analiz araştırmamıza ayrılmış ve araştırmada öncül ve sonuç olarak ele alınan her bir kavramın örgütsel sinizmle ilişkisi olup olmadığına dair bir analiz yapılmıştır. Bu bölümde aynı zamanda örgütsel sinizm ve ilgili kavramlar arasındaki ilişkide farklılaşma yaratabileceği düşünülen yayının yapıldığı ülke, örneklemin alındığı sektör ve yayın türü alt faktörleri de analize tabi tutulmuştur. Yapılan meta analiz uygulaması sonrasında, literatürde örgütsel sinizm ile birlikte çalışılan öncül ve sonuç kavramları arasından yoğunlukları sebebiyle seçtiğimiz tüm kavramların kimi orta düzeyde kimisi yüksek düzeyde olmak üzere örgütsel sinizmle ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu kavramlardan arasından en yüksek ilişkiye sahip örgütsel sinizm öncüllerinin sırasıyla örgütsel güven ve örgütsel destek; sonuçlarının ise, örgütsel bağlılık ve ayrılma niyeti olduğu bulgusu elde edilmiştir. Diğer öncül ve sonuçlarda ise orta düzeyde bir ilişki sonucu elde edilmiştir.
Çağdaş bir maliyetleme yöntemi olarak zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetleme ve otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir firma örneği
1980'lerin ortalarından beri, geleneksel maliyetleme sistemlerinin değişen üretim yapılarına ayak uyduramadığı, verimli ve doğru bir maliyet bilgisi sunmadığı kabul görmeye başlamıştır. Geleneksel maliyetleme sistemlerinin eksikliklerinin giderilmesi ve değişen üretim tekniklerine daha uygun bir maliyet yöntemi olarak Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) sistemi ortaya atılmıştır. Ancak FTM sisteminin uygulanmasında ve sürdürülebilirliğinde yaşanan zorluklar ve karmaşık bir yapıya sahip olması verimli, güncel ve yenilikçi bir maliyet sistemi olmasını engellemiştir. Zaman Etkenli Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (ZEFTM) sistemi, FTM sisteminin yaşadığı bu zorlukları aşarak, daha basit, daha doğru ve daha anlamlı maliyet bilgisi sunan, uygulanması ve güncellenebilmesi daha kolay, yenilikçi bir maliyet sistemi olarak geliştirilmiştir. Böylece, daha gerçekçi ve doğru maliyet verileri kullanılarak alınan kararlar daha isabetli olacaktır. Bu çalışmada örnek olay yöntemi kullanılarak otomotiv parçaları üreten bir işletmede, genel üretim maliyetleri, ilk olarak FTM sistemine ve daha sonra ZEFTM sistemine göre ürün hatlarına dağıtılmış ve farklılıkları ortaya konmuştur. Uygulama çalışması sonucunda, ZEFTM sisteminin atıl kapasite maliyetlerini mamul maliyetine dahil etmediği için FTM'ye göre daha düşük maliyet hesapladığı saptanmıştır. ZEFTM hem daha doğru maliyet bilgisi hesaplamakta hem de atıl kapasite maliyetlerini ortaya çıkararak işletme yöneticilerinin dikkatlerini atıl kapasitenin oluştuğu alanlara yöneltmektedir.
İşletmelerde kurumsal risk yönetimi varlığının belirleyicileri
Son yıllarda yaygın bir şekilde kullanım alanı bulan kurumsal risk yönetimi, uluslararası pazarlarda yer almak ve daha fazla büyümek isteyen işletmelerin başvurduğu çağdaş bir risk yönetim anlayışı olarak dikkat çekmektedir. Uluslararası alanda, işletmelerde kurumsal risk yönetimi varlığının belirleyicilerine yönelik oldukça fazla çalışma yapılmıştır. Ancak, Türkiye'de bu konudaki çalışmaların oldukça az sayıda olduğu görülmektedir. Türkiye'deki kurumsal risk yönetimine olan ilginin Yeni Türk Ticaret Kanunu'nun kabulünün ardından artmaya başladığı kabul edilebilir. 2013 ve 2014 dönemlerini kapsayan ve reel sektör işletmelerinin araştırma konusu yapıldığı bu çalışmada,Türkiye'de kurumsal risk yönetimi varlığına etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Yapılan sayısal modelleme çalışması sonucunda, dört büyük denetim firması, karlılık, işletme büyüklüğü ve finansal kaldıraç oranının kurumsal risk yönetimi varlığının belirleyicileri olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de halka açık futbol kulüplerinin finansal sürdürülebilirliğinin analizi
Bu çalışmanın amacı, Avrupa'da hızla gelişen ve özellikle son dönemde önemli boyutta ticarileşme döneminde olan futbol sektörünün, bu evreyi finansal açıdan sağlıklı idame ettirebilmesi adına UEFA tarafından tasarlanmış ve bir süredir de uygulanmakta olan "Finansal Fair Play" adlı denetim kriterlerine, Türk futbol takımlarının ne derece uyum sağladığını analiz etmektir. "Türkiye'de Halka Açık Futbol Kulüplerinin Finansal Sürdürülebilirliğinin Analizi" adlı bu çalışma, gerek Türkiye Süper Ligi'nde, gerekse Avrupa'da her sezon başarılı sonuçlar almayı hedefleyen üç başarılı futbol kulübümüz üzerinden oluşturulmuştur. Bu tezin birinci bölümünde futbol kavramı, futbolun tarihsel gelişimi, ekonomik boyutu ve bugün büyük bir endüstri olarak karşımıza geliş süreci yer almaktadır. İkinci bölümde futbolun endüstriyel bir yapıda konumlanmasıyla UEFA'nın Avrupa'da futbol kulüplerinden beklediği belli kalite standartlarının sağlanmasına yönelik olarak, "UEFA Kulüp Lisans Sistemi" ve "UEFA Finansal Fair Play Kriterleri" olarak bilinen projeler hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde halka açık olan futbol kulüplerimizden Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin UEFA Finansal Fair Play Kriterleri'nden en önemlisi olan "Başa Baş Hesabı" temelinde, UEFA'nın her üç kulübümüzle ayrı ayrı imzaladığı anlaşmalar da göz önüne alınarak değerlendirme yapılmıştır. 2015/16 sezonunun ilk 6 aylık verileri çerçevesinde, Galatasaray'ın taahhütlerinin yerine getiremediği ve bu sebeple UEFA tarafından verilebilecek bir ceza ile karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğu söyleyebiliriz. Beşiktaş ve Fenerbahçe ise, incelenen son verileriyle mali dengelerinin olumlu ilerleyişi sonucuna istinaden, sezon sonuna kadar aksi bir durum olmadıkça verdikleri taahhütlerini yerine getirerek sorunsuz bir şekilde yollarına devam edeceklerdir.
Türkiye'de mikrokredi uygulamaları: Grameen mikrokredi modeli manisa ili örneği
Dünyadaki en önemli gündem maddelerinden biri yoksulluk ve yoksullukla mücadeledir. Küreselleşme ile birlikte yoksullukla mücadelede artık sadece bir ülkenin sorunu olmaktan çıkmış, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm ülkelerin ortak sorunu haline gelmiştir. Yoksullukla mücadele küresel gelişmenin yanında, bölgesel kalkınma ve doğal olarak ülkelerin kalkınması açısından da büyük öneme sahiptir. Dünyada yoksulluk ve yoksullukla mücadelede karşımıza çıkan en önemli finansal argümanlardan birisi Mikrofinans ve Mikrokredi kavramlarıdır. İlk olarak 1976 yılında Bangladeş'te uygulanmaya başlayan Mikrokredi uygulamaları, devam eden yıllarda yoksullukla mücadelede ve refah düzeyinin artması konusunda stratejik bir finansal araç haline gelmiştir. Türkiye'de Mikrokredi uygulamalarının benzer konseptte uygulamalarının başlangıcı 1995 yılıdır. Bu yıldan sonra farklı kurumlarca çalışmalar yürütülmüştür. Mevcut Mikrokredi uygulamalarıyla ilgili olarak makro düzeyde birçok araştırma olmakla birlikte, özellikle bu krediden yararlanan bireylerde meydana gelen sosyo-ekonomik değişimlerin incelenmesine yönelik olarak yapılan çalışmalar oldukça yetersiz düzeydedir. Türkiye'de Mikrokredi kullanan bireylerin sosyo-ekonomik yapısının bilinmesi, Mikrokredi uygulaması sonucu gelinen noktayla bu yapı arasındaki ilişkinin (eğitim durumu, yaş, cinsiyet, mevcut gelir düzeyi, meslek, aile yapısı vb.) ortaya konulması ve başarı ölçütlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Çalışmada dar gelirli kadınlara iş kurma ya da var olan işlerini sürdürmeleri amacıyla birçok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde uygulanan Türkiye Grameen Mikrofinans Programı'nın Manisa ilindeki uygulaması incelenmiştir. Mikrokredi kullanan bireylerin gelir düzeylerinde meydana gelen değişimle, bu bireylerin sosyo-ekonomik yapıları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı ve Mikrokredi uygulamalarının kredi kullanan kişiler açısından başarı ölçütlerinin neler olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmanın verileri Manisa Mikrokredi merkezinden elde edilmiş olup, 2015 Nisan ayına kadar kredi kullanan ve hala aktif kredi kullanıcısı olan 231 kişiye ait verilerden yararlanılmıştır. Türkiye Grameen Mikrofinans Programı Manisa Şubesi üyelerinin, sosyo-ekonomik özellikleri ile gelir artışları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilen analizde gelir artışının diğer unsurlarla karşılaştırılmasında nonparametrik (parametrik olmayan) analizlerden Mann whithney-U ve Kruskall Wallis analizi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda mikrokredi kullanan kişilerin "Eğitim Durumları" ve "Seçmiş Oldukları Meslek" arasında anlamlı ilişki tespit edilmiş ve bu yönde bazı önerilerde bulunulmuştur.
Psikolojik sermaye, lider-üye etkileşimi ve iş-aile çatışması arasındaki ilişkilerin hizmet sektöründe araştırılması
Bu araştırmada, psikolojik sermaye, lider-üye etkileşimi ve iş-aile çatışma düzeyleri arasındaki ilişkilerin, etkilerin ve bu değişkenlerin demografik özellikler açısından farklılık gösterip göstermediği beş meslek grubundan (polis, askeri personel, bankacı, hemşire, hekim) katılımcılar ile incelenmiştir. Bu amaçla, öncelikle psikolojik sermaye, lider-üye etkileşimi ve iş-aile çatışması ile ilgili literatüre yer verilmiştir. Bu literatür kapsamında değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiş, oluşturulan dört temel hipotez ve alt hipotezleri test edilmiştir. Bunların yanında, değişkenlerin demografik özellikler açısından anlamlı fark gösterip göstermediği de incelenmiştir. Kolayda ve kartopu örnekleme yöntemine göre 472 katılımcıya ulaşılmıştır. Veri toplama tekniği olarak anket tekniğinden faydalanılmıştır. Üç ölçek ve demografik sorulardan oluşan ankette bir de açık uçlu soru bulunmaktadır. Anket verileri 2014 yılı aralık ayı ile 2015 yılı mart ayları arasında toplanmıştır. Araştırmada, Luthans vd. (2007) tarafından geliştirilen, Erkuş ve Fındıklı (2013) tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan 24 maddeli "psikolojik sermaye ölçeği", Carlson vd. (2000) tarafından geliştirilen ve Erdoğan (2009) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 9 maddeli "iş-aile çatışması ölçeği" ve Liden ve Maslyn (1998) tarafından geliştirilen, Türkçe'ye uyarlaması Baş vd. (2010) tarafından yapılan 12 maddeli "Çok Boyutlu Lider-Üye Etkileşimi" (LMX-MDX-12) ölçeği kullanılmıştır. Psikolojik sermaye ölçeği; umut, dayanıklılık, öz yeterlilik ve iyimserlik olmak üzere dört boyuttan oluşmaktadır. İş-aile çatışması ölçeği; zaman, davranış ve stres tabanlı iş-aile çatışması olmak üzere üç boyutu; lider-üye etkileşimi ölçeği etki, katkı, sadakat ve mesleki saygı olmak üzere dört boyutu kapsamaktadır. Yapılan geçerlilik ve güvenilirlik analizleri üç ölçek için de orijinal boyutları doğrulamaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, psikolojik sermayenin boyutlarından en yüksek puanı alan "öz yeterlilik"tir. Ancak, diğer boyutların da ortalamanın üzerinde değer aldıkları bulunmuştur. Lider-üye etkileşimi boyutlarından en yüksek puanı alan "katkı" olmakla birlikte, diğer boyutların da puanları ortalamanın üzerindedir. İş-aile çatışmasının boyutlarından en yüksek puanları zaman ve stres tabanlı iş-aile çatışması boyutları almakla birlikte, davranış tabanlı iş-aile çatışması puanının da ortalamanın üzerinde olduğu görülmektedir. Değişkenlerin çeşitli demografik özellikler açısından farklılık gösterdiği de bulunmuştur. Araştırma sonucunda, psikolojik sermaye, lider-üye etkileşimi, iş-aile çatışması ve alt boyutlarının arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra, toplam psikolojik sermayenin, toplam lider-üye etkileşimini pozitif etkilediği bulunmuştur. Dayanıklılık, iyimserlik, umut boyutları da etki, sadakat, katkı ve mesleki saygı boyutlarını pozitif etkilemektedir. Lider-üye etkileşiminin sadakat ve mesleki saygı boyutlarının, stres tabanlı iş-aile çatışmasını azalttığı da ispatlanmıştır.
Örgütsel öğrenme sürecinde, örgüt kültürünün, çalışanların öğrenen örgüt algılarına etkisi: Güres group
Örgütsel öğrenme sürecinde bilgi, bir organizasyonun iş başarısını doğrudan etkileyen en önemli kaynaklardan biridir. Bu noktada, öğrenen örgüt, örgüt çalışanlarının yeni bilgi yaratmalarını, bilgiyi paylaşmalarını, bilgiyi örgütün bilgisi haline getirmelerini ve sorunların çözümünde kullanmalarını sağlayarak işletmenin örgüt boyutunda öğrenmesine destek oluşturmaktadır. Bu araştırma, teori ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teorik kısımda, araştırmanın temel değişkenleri olan örgüt kültürü ve öğrenen örgüt kavramları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Uygulama kısmında ise anket yöntemi ile Güres Group (Güres Yumurta, Güres Teknoloji, Güres Pastorize) işletmesinden veriler toplanmıştır. Veriler korelasyon ve regresyon analizleri yardımıyla incelenmiştir. Ölçekler, hem beyaz yakalılar (yöneticiler dâhil) hem de mavi yakalılar üzerinde uygulanabilir niteliktedir. Anket uygulamasına işletmeden toplam 158 çalışan katılmıştır. Elde edilen verilere, SPSS 22.0 paket programı kullanılarak; frekans ve yüzde değerleri, güvenilirlik, faktör analizleri, KMO (Kaiser-Meyer-Olkin) örneklem yeterliliği testi, korelasyon analizi ve bağımsız değişken ile boyutlarının bağımlı değişken üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre örgüt kültürünün, çalışanların öğrenen örgüt algıları üzerinde etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca, örgüt kültürü ve çalışanların öğrenen örgüt algısı arasındaki korelasyon analizlerine bakıldığında iki değişken arasında pozitif ve anlamlı seviyede ilişki olduğu görülmektedir.Son olarak, araştırma bulguları çerçevesinde uygulayıcılara ve araştırmacılara yönelik bir takım öneriler sunulmuştur.
Denetim komitesinin finansal raporlama kalitesi üzerindeki etkisi
Muhasebe bilgi kullanıcıları işletmeler hakkında bilgi sahibi olmak veya herhangi bir karar almak için finansal raporlardan yararlanmaktadırlar. İşletmeler ise finansal raporlar aracılığı ile muhasebe bilgi kullanıcıları ile iletişim kurmaktadırlar. Bu karşılıklı etkileşimin sağlıklı yürütülebilmesi ancak, kaliteli finansal raporlar sayesinde gerçekleştirilmektedir. Finansal raporlama kalitesinin ölçülmesi oldukça karmaşık bir yapıyı ifade ederken, iç kontrol, iç denetim ve bağımsız denetim birimlerinin gerçekleştirdiği kaliteli faaliyetlerin toplam sonucu olduğu söylenebilir. Yeni TTK' da işletmelerin kurması gereken komitelere yer verilmiştir. Bu komitelerden en dikkat çekeni, iç kontrol, iç denetim ve bağımsız denetim birimleri ile ilişkileri ve söz konusu birimlerle muhasebe bilgi kullanıcıları arasında köprü görevi görmesinden dolayı Denetim Komitesi olmuştur. Denetim Komitesi' nin görev ve sorumlulukları ile finansal raporlama kalitesine olumlu katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışmamızın ana amacı, denetim komitesi uygulamalarının finansal raporlama kalitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Denetim komitesinin kurulmasının finansal raporlama kalitesi üzerinde etkili olup, olmadığı ve denetim komitesinin yapısal özelliklerinin (Bağımsızlık, Toplantı Sıklığı, Boyut) finansal raporlama kalitesi üzerinde etkili olup, olmadığı araştırma soruları olarak belirlenerek, iki soru çerçevesinde araştırma hipotezleri test edilmiştir. Hipotezlerin test edilebilmesi için Çok Değişkenli Regresyon Modeli kullanılmıştır. Çalışmamız dört bölümden oluşmakla birlikte, ilk üç bölüm, teorik açıklamaları içermektedir. Son bölüm ise teorik açıklamalar çerçevesinde BİST' te işlem gören işletmelerin denetim komitesi uygulamalarının finansal raporlama kalitesi üzerindeki etkisini incelemeye yönelik araştırmayı içermektedir. Çalışma sonuçlarına göre, denetim komitesinin kurulmasının finansal raporlama kalitesini arttığı tespit edilmiştir. Denetim komitesi yapısal özelliklerinden; Bağımsızlık ve Toplantı Sıklığı ile finansal raporlama kalitesi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilirken, denetim komitesinin boyutu ile finansal raporlama kalitesi arasında bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Denetim Komitesi, Finansal Raporlama, Kalite, Kar Yönetimi, BİST.
Entegre raporlama: Bir sürdürülebilirlik raporunun uluslararası entegre raporlama çerçevesi içerik ögeleri açısından incelenmesi
Son yirmi yıldaki gelişmeler kuruluşların faaliyet gösterirken ortaya koydukları performanslarını ve değer yaratma hikayelerini kuruluşun finansal performansının ötesine de gidecek şekilde bir raporlama ile açıklamaları gerekliliğini doğurmuştur. Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC) kuruluşların bu gerekliliği yerine getirebilmelerine yardımcı olmak için bir Entegre Raporlama Çerçevesi (Çerçeve) geliştirmiştir. Çerçeve'nin 'İçerik Ögeleri' bölümünde 'Kurumsal genel görünüm ve dış çevre, Kurumsal yönetim, İş modeli, Riskler ve fırsatlar, Strateji ve kaynak aktarımı, Performans, Genel görünüş, Hazırlık ve sunum temeli' başlıkları altında bir entegre rapora dahil edilmesi gereken bilgilere ilişkin açıklamalar bulunmaktadır. Bir sürdürülebilirlik raporunun Çerçeve İçerik Ögeleri gerekliliklerini ne derecede karşıladığının belirlenmesinin Türkiye'de yapılacak entegre raporlama çalışmaları için yararlı bilgiler sağlayacağı düşünülmüştür. Bu nedenle sunulan çalışmanın amacı Arçelik A.Ş. 2013 (Kuruluş) Sürdürülebilirlik Raporu'nun (Rapor) Çerçeve gerekliliklerini 'İçerik Ögeleri' açısından ne derecede karşıladığının incelenmesidir. İncelenen Rapor'da Kuruluş'un performansı ortaya koyulurken finansal olmayan bilgilerin açıklanması üzerine daha fazla yoğunlaşıldığı ve bunların çoğunun da nitel özellikte olduğu görülmektedir. Nicel temel performans belirteçleri sonuçlarına daha az yer verilmesi Rapor'un bir sürdürülebilirlik raporlaması konseptinde hazırlanması ile ilintilendirilmiştir. Bununla beraber Arçelik A.Ş. 2013 Sürdürülebilirlik Raporu'nun Kuruluş'un ne iş yaptığı ve hangi koşullarda faaliyet gösterdiği, kurumsal yönetim yapısı, iş modeli, riskler ve fırsatları nasıl değerlendirdiği, stratejileri ve kaynakları nasıl yönlendirdiği, faaliyetleri sırasında nasıl bir performans gösterdiği gibi konularda Çerçeve İçerik Ögeleri gerekliliklerini önemli ölçüde karşıladığı, bu içerik ögeleri kapsamında, bir entegre rapor kadar olmasa da, kuruluşun entegre düşüncesini ve değer yaratma sürecini büyük ölçüde yansıttığı söylenebilir.
İşletmelerin dış kaynak kullanımının öz yetenek gelişimi ile ilişkisi: Aydın Organize Sanayi Bölgesi'nde bir araştırma
İş dünyasında sınırların ortadan kalkmasıyla rekabet koşulları daha da zorlaşmaya başlamış, işletmeler rekabet edebilmek için çalışma şeklinde bazı değişikliklere gitmek zorunda kalmıştır. Günümüz şartlarında değişim, değişmeyen tek unsur haline gelmiştir. İşletmeler belirlemiş oldukları stratejik plan çerçevesinde yönetim şeklini değiştirmeye mecbur kalmıştır. İşletmeler piyasada tutunmak ve pazar payını artırmak için rakiplerinden bir adım önde olmak zorundadır. Bu bağlamda işletme üzerindeki iş yükünü hafifletme adına dış kaynak kullanımına başvurmakta, böylece işletme daha esnek ve hızlı bir yapıya bürünmektedir. Dış kaynak kullanan işletme uzman olduğu alanlara daha fazla yoğunlaşarak rekabet gücünü artırabilir. Bu tezin amacı, işletmelerin dış kaynak kullanımı ile kendi öz(temel) yeteneklerine odaklanması arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaktır. Çalışma kapsamında Aydın Organize Sanayi Bölgesi'nde ve Bursa-Kestel Organize Sanayi Bölgesi'nde nicel bir araştırma yapılmıştır. Anket kapsamında yüz yüze mülakat şeklinde anket yöntemi uygulanmış, bu kapsamda çalışmaya katılan işletmelere değişik kapsamlı sorular yöneltilmiştir. Sonuçlar SPSS 21.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonucunda öz yetenekler ile dış kaynak kullanımı arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak elde edilen sonuçlara göre firmalar, dış kaynak kullanma yöntemine başvurdukça maliyetleri azalmış, esnekliği artmış ve öz yeteneklerine daha fazla odaklanmışlardır. Anahtar Kelimeler: Dış Kaynak kullanımı, dış kaynaklar, öz yetenekler
Yeni hasılat standardı UFRS 15 "müşterilerle yapılan sözleşmelerden doğan hasılat": Yorum ve uygulamaları
Günümüzde hasılat tanımı, finansal bilgi kullanıcıları açısından hayati öneme sahiptir. Küreselleşme sonucunda, uluslararası düzeyde anlaşılabilir, karşılaştırılabilir ve şeffaf finansal bilgiye duyulan ihtiyaç, aynı standartları uygulayan muhasebe sistemlerini zorunlu hale getirmiştir. UFRS 15 "Müşterilerle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat" Standardı 28 Mayıs 2014'de yayımlandı. UFRS 15, 1 Ocak 2017 sonrası uygulanacak ve TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri-TMS 18 Hasılat Standartlarının yerini alacaktır. UFRS 15, hasılat kavramı, ölçümü ve muhasebeleştirilmesi konusunda mevcut uygulamalara göre önemli değişiklikler sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Yeni Hasılat Standardı UFRS 15' de belirtilen beş adımlı yaklaşımın temel özellikleri ile gelirin nasıl tahakkuk ettirildiğini açıklamak ve uygulamada görülebilecek uyum sorunlarının çözümü noktasında, inşaat, yazılım ve telekomünikasyon sektörlerinin uygulamada karşılaşabilecekleri muhtemel sorunlara, uygulama ve yorumlarla açıklık getirerek uyum sürecine katkı sağlamaktır. Çalışmanın hazırlanmasında çoğunlukla literatür taranmış, Yeni Hasılat Standardı UFRS 15 ve mevcut TMS 11 ve TMS 18 Standartları karşılaştırılmış, ayrıca tezin son bölümünde telekomünikasyon ve inşaat sektörüne ilişkin uygulama örneği verilmiştir. Sonuç olarak UFRS 15 Standardının hasılatın muhasebeleştirilmesine ilişkin belirlediği ilkeler birçok noktada farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir ve gerekli hazırlıkların yapılması uygulayıcılara büyük kolaylık sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Hasılat, TMS 11, TMS 18, UFRS 15.
Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin ürüne ilişkin kriz dönemlerinde tüketicilerin satın almaya yönelik davranışlarına etkisi: Atfetme teorisine yönelik bir uygulama
Bu tezin temel araştırma konusu kurumsal itibarın boyutlarından olan kurumsal sosyal sorumluluğun kriz durumlarında işletmeleri nasıl etkilediğidir. Bu doğrultuda, ürettiği ürünlerde sorun çıkması nedeniyle kriz yaşayan bir işletmenin sosyal sorumlu olup olmamasının, sorunun sorumlusuna yönelik tüketici yorumlamalarını, bu yorumların ise tüketicilerin duygularını ve satın alma niyetlerini etkileyip etkilemediğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Hazırlanan tez beş bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölüm literatür taramasını, diğer iki bölüm alan araştırmasını kapsamaktadır. Literatür taramasında konunun daha iyi anlaşılması için kriz yönetimiyle, kurumsal sosyal sorumlulukla, atfetme teorisiyle ilgili kavramlar ve geçmiş çalışmalar incelenerek teorik bir altyapı oluşturulmaya çalışılmıştır. Tezin uygulama bölümünde, nitel ve nicel teknikler beraber kullanılmıştır. Dördüncü bölümde, beşinci bölümdeki nicel araştırmaya öncü olması amacıyla otuz kişi üzerinde yapılan yapılan derinlemesine görüşmeler ve bunların sonuçları açıklanmıştır. Derinlemesine görüşmelerin amacı, bir sorunun gerçekten yaşanması ya da sorunun duyulması durumunda muhtemel tepkilerinin değişip değişmeyeceği konusunda bilgi edinmektir. Ayrıca verilecek tepkilerin işletmenin sosyal sorumlu olması durumunda değişip değişmeyeceği belirlenmek istenmiştir. Beşinci bölümde nicel bir araştırma yürütülmüştür. Tezin temelini oluşturan bu araştırmada ürettiği belirli bir üründeki sorun nedeniyle bir işletmenin kriz yaşaması durumunda, bu işletmenin sosyal sorumlu olup olmamasının tüketici atıflarını etkileyip etkilemediği, yapılan atıfların ise tüketicilerin olay sonrasındaki duyguları ve tekrar satın alma niyetleri üzerindeki etkisi olup olmadığı incelenmiştir. Bunun için araştırma yöntemi olarak anket tekniği, veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Bu doğrultuda sosyal sorumluluk faaliyetleri ile ilgili iki ayrı senaryo (sosyal sorumlu olan işletme faaliyetleri, sosyal sorumlu olmayan işletme faaliyetleri) ve ürün kriziyle ilgili ortak bir senaryo yazılarak iki ayrı anket formu oluşturulmuştur. Hazırlanan anket formları örneklem grubuna rastgele dağıtılarak veriler toplanmıştır. İşletmenin sosyal sorumlu olduğu durum için beş yüz, sosyal sorumlu olmadığı durum için beş yüz olmak üzere toplam bin adet anket değerlendirmeye alınmıştır. Verilerin SPSS istatistik programında kaydedilmesinden sonra SPSS 18.0 istatistik programı ve LISREL 8.51 yapısal eşitlik modellemesi programı kullanılarak analizler yapılmıştır . Yapılan analizler sonrasında literatürle uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. Nitel araştırmanın sonuçları hizmetlere nazaran ürünlerde sorunlarla daha sık karşılaşıldığını, sorunun gerçekten yaşanması durumunda en çok hissedilen duygunun kızgınlık ve memnuniyetsizlik olduğunu, haberin bir yerden duyulması durumunda en çok hissedilen duyguların güvenin zedelenmesi ve tedirginilik olduğu, en ciddi sorunun insan sağlığını olumsuz etkileyecek olaylar olduğunu, sorun sonrasında tüketicilerin şikâyet etme ve olay hakkında çevresine bahsetme eğiliminin yoğun olduğunu, sorunun kişinin başına gelmesi durumunda tepkilerinin derecesinin artacağını, işletmenin sayın bir itibarının olmasının ve sosyal sorumlu olmasının tüketicilerin olumsuz tepkilerini biraz azaltacağını göstermiştir. Nicel araştırmanın sonuçlarına göre işletmenin sosyal sorumlu olmasının olumlu yönde hale etkisi vardır. Ürün krizi döneminde tüketicilerin yaptıkları atıfların yoğunluğu işletmenin sosyal sorumlu olup olmamasına göre değişmektedir. İşletmenin sosyal sorumluluğu azaldıkça tüketicilerin yaşanan sorununun işletmenin kontrolünde olduğu ve sorunun kalıcılığı yönündeki inancı artmaktadır. Sorumlu tutulan taraf açısından tüketiciler atfetme yanılgısına düşmektedir. İşletme sosyal sorumlu olsa da olmasa da ürün krizi yaşandığında tüketiciler işletmeyi ve işletme çalışanlarını yaşanan sorundan mutlaka sorumlu tutarken, diğer tüketicileri ve ürünü satan mağazaları büyük oranda sorumlu tutmamaktadır. Ayrıca işletme sosyal sorumlu değilse tüketicilerin duygularındaki olumsuzluğun yoğunluğu artmaktadır. İşletmenin sosyal sorumluluk durumu, tüketicilerin tekrar satın alma satın alma niyetlerini pozitif yönde etkilemektedir. Buna göre işletmenin sosyal sorumluluk düzeyi azaldıkça işletmeden tekrar satın alım yapma isteği de oldukça azalmaktadır. Atıfların etkisi incelendiğinde, kontrol boyutunun ve kalıcılık boyutunun kriz sonrasında tüketicilerin duyguları ve tekar satın alma niyetleri üzerinde etkisinin olduğu görülmüştür. Sorunun işletme tarafından kontrol edilebilir ve sorunun kalıcı olduğunu inandıkça, tüketicilerin ürün krizi sonrasında hissettikleri olumsuz duygulardaki yoğunluk da artmaktadır. Bu açıklamalar aynı zamanda bize atfetme sürecinin hem bilişsel hem de duygusal unsurları içerdiğini tekrar göstermiştir. Satın aldığı bir üründe sorun yaşama ihtimali olan tüketiciler aynı işletmeden tekrar satın alım yapma yönünde nihai kararını verirken ilk olarak bilişsel bir şekilde sorunun nedenini düşünmekte daha sonra duygusal ve davranışsal tepkilerde bulunmaktadırlar.
Örgüt kültürünün örgütsel adalet algısına etkisinde etik ilkelere ilişkin algıların aracılık rolü
Örgütsel adalet algısının, örgütsel bağlılık, iş tatmini, örgütsel vatandaşlık davranışı, işten ayrılma niyeti ve performans gibi birçok örgütsel değişkenle güçlü bir ilişkisi söz konusudur. Adalet algısının oluşmasında etken olan faktörlerin anlaşılması örgütsel değişkenlerin iyi yönetilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmada örgütsel adalet algısının öncelleri olan etik ilkler algısının ve örgüt kültürünün, örgütsel adalet algısına olan etkisi incelenmiştir. Araştırma kapsamında Ankara'da bulunan üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinde görev alan 406 akademik personelden toplanan veriler analiz edilmiştir. Veriler anket tekniği ile toplanmış ve demografik değişkenlerin dağılımı frekans analizi, ölçeklerin geçerliliği doğrulayıcı faktör analizi, değişkenler arası ilişkiler korelasyon analizi, örgütsel değişkenlerin birbirini yordama gücü ise regresyon analizi ile test edilmiştir. Çalışma sonucunda örgüt kültürü ve akademisyenlerin etik ilkeler algısının, örgütsel adaletin yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca etik ilkeler algısının, örgüt kültürü ve örgütsel adalet algısı arasındaki ilişkide kısmi aracılık etkisi vardır.
Bağımsız denetim raporunun ilgililerine sağladığı fayda ve bunlar üzerindeki rolü
Dünya'da en genel kabul gören denetim, genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve muhasebe standartlarına uygun olarak yapılan ve finansal tablo denetimini de içeren muhasebe denetimidir. Bağımsız dış denetim, şirketlerin finansal tablolarının doğruluk ve güvenilirliğini saptamak açısından son derece önemlidir. Avrupa Birliği bünyesinde yaşanan uyum ve genişleme süreci yanında, küresel muhasebe ve denetim standartlarına yöneliş ve yakınsama eğilimi, uluslararası muhasebe ve denetim standartları ile bağımsız denetimi daha da ön plana çıkarmıştır. Ayrıca, muhasebe ve denetim standartlarının hem küresel hem de sektörel (kamu ve özel) bazda uyumlaştırılması açısından önemli bir gelişmedir. Diğer yandan, bağımsız denetim raporu denetim sürecinin sonucudur ve denetçiyle mali tablolar kullanıcısı arasındaki iletişimin önemli bir aracıdır. Denetçi raporunun güvenilirliği ve faydası, içerdiği bilgilerin geçerliliği finansal tablo kullanıcıları tarafından karar alırken zaman zaman sorgulanmıştır. Diğer taraftan, bağımsız denetim raporunun faydası, denetim raporu kullanıcıları tarafından, karar verirken denetçinin görüşlerini faydalı ve önemli olarak dikkate almışlardır. Bu tez çalışmasının amacı, finansal tablo kullanıcıları açısından bağımsız denetimin önemi ve gerekliliği ile Türk Ticaret Kanunu'nun denetime getirdiği yeniliklerin ortaya konulmasıdır.
Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinin muhasebe verileriyle ilişkilendirilmesi bir sektör uygulaması
Finansal piyasalarda yatırımcılar giderek bilinçlenmekte, ülkemizde de kurumsal yatırımcılığın gelişmesi ile uzman yatırımcılık anlayışı ön plana çıkmakta; TMS -TFRS düzenlemeleri ile birlikte şirketlerin muhasebe verileri önem kazanmaktadır. Buradan yola çıkılarak çalışmamızda yatırımcıların hisse senetlerine yatırım kararlarında muhasebe verilerini ne derece dikkate aldığı ve hisse senedi fiyatlarının şirketlerin muhasebe verilerinden ne derece etkilediği araştırılmıştır
Sosyal medyanın, Z kuşağı tüketicilerinin satın alma davranışları üzerindeki etkisi
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte hayatımıza giren sosyal medya, küreselleşme sürecine hız kazandırarak, dünyanın her yerinden benzer ihtiyaçlara ve benzer özelliklere sahip bir neslin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Bilişim çağında doğan ve Z kuşağı adı verilen bu kuşak, sosyal medya kullanımında önemli bir yere sahiptir. Yakın gelecekte pazarda daha aktif tüketiciler olarak işletmeler için çok daha büyük bir önem kazanacak olan bu yeni nesli anlayabilmek, pazarlama disiplini açısından büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada Z kuşağı bireylerinin satın alma davranışlarının, sosyal medya araçlarından ne şekilde ve ne ölçüde etkilendiği belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın teorik bölümünde sosyal medya, tüketici davranışları ve sosyal kuşaklar hakkında literatür taramasına yer verilmiştir. Uygulama bölümünde ise, Z kuşağı bireylerinden oluşan 569 kişi ile yapılan anket çalışmasına yer verilmiştir. Anket çalışmasından elde edilen veriler SPSS 23 paket programı aracılığıyla analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda Z kuşağı tüketicilerinin; a) Çocuk yaşlardan itibaren sosyal medya araçlarını kullanmaya başladıkları, b) Medya paylaşım siteleri ve sosyal ağ siteleri başta olmak üzere sosyal medya araçlarını sık kullandıkları, c) Sosyal medyada geçirdikleri haftalık sürenin, önceki kuşaklara göre çok daha fazla olduğu, d) Satın alma kararlarında, başta medya paylaşım siteleri olmak üzere, sosyal medya araçlarının önemli bir etkisinin olduğu, e) Eğitim düzeylerinin, algıladıkları harcama miktarlarının ve sosyal medya kullanım sıklıklarının sosyal medyada satın alma öncesi ve satın alma sonrası davranışları üzerinde etkili rol oynayan faktörler olduğu, f) Sosyal medyada satın alma öncesi davranışları ile satın alma sonrası davranışları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Tüketici Davranışları, Z Kuşağı
Türkiye'de yatırımcı duyarlılığının gayrimenkul yatırım ortaklığı getirilerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de yatırımcı duyarlılığının GYO getirileri üzerindeki etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla 2009 Ocak- 2020 Kasım döneminde payları Borsa İstanbul'da işlem gören GYO payları araştırmaya dahil edilmiştir. Yatırımcı duyarlılığı temsilcisi olarak yatırım ortaklığı ağırlıklı iskonto endeksindeki değişim kullanılmıştır. Çalışmada yatırımcı duyarlılığının etkisi önce ağırlıklı iskonto endeksindeki değişimle tek değişkenli modelde daha sonra kontrol değişkenlerinin eklenmesiyle çoklu regresyon modellerinde incelenmiştir. Çalışma sonucunda yatırımcı duyarlılığının basit regresyon modellerinde %1 önem düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı olduğu fakat modelin açıklama gücünün yüksek olmadığı, kontrol değişkenlerinin eklenmesiyle modellerin açıklama gücünün arttığı görülmüştür. Bununla birlikte bütün modellerde yatırımcı duyarlılığının etkisinin çok sınırlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bundan başka, kurumsal yatırımcı sahipliğindeki değişimin eşit ağırlıklı modelde anlamsız olduğu ancak değer ağırlıklı modelde %5 önem düzeyinde anlamlı ve pozitif olduğu ortaya konmuştur. Bu açıdan değer ağırlıklı modelin kurumsal yatırımcı sahipliğindeki değişimin etkisinin modellenerek yorumlanması konusunda avantaj sağladığı görülmüştür. Son olarak değer ağırlıklı olarak hesaplanan değişkenlerin kullanıldığı modellerin finansal piyasalardaki gelişmelerin etkilerini görebilme ve bu etkileri modelleyebilme imkânı sunduğu belirlenmiştir.
Entelektüel sermayenin ölçülmesi ve performans rasyolarına etkisinin analizi: BİST'de işlem gören iletişim şirketleri üzerine bir uygulama
İşletmelerde finansal sermaye, fiziksel sermaye ve entelektüel sermaye olmak üzere üç tür sermaye yapısı bulunmaktadır. Finansal sermaye, işletmelerin sahip oldukları nakit, banka hesapları, kıymetli kağıtlar gibi sermayelerini ifade etmektedir. Fiziksel sermaye, işletmelerin fabrika, arsa, makine ve teçhizat gibi varlıklarını içeren sermaye türüdür. Entelektüel sermaye ise, işletmelerin görünürde olmayan fakat işleyişlerini önemli bir ölçüde etkileyen, onlara katma bir değer sağlayan maddi olmayan varlıklarını ifade etmektedir. Son yıllarda özellikle bilgi ağırlıklı bir ekonominin hüküm sürdüğü iş hayatında, işletmelerin sahip oldukları bu maddi olmayan varlıkların fark yaratıcı özellikleri daha çok belirginleşmiş ve entelektüel sermaye kavramının önemi artmıştır. Entelektüel sermaye kavramının önem kazanması, yönetilmesi ve dolayısıyla da ölçülmesi gerekliliğini beraberinde getirmiştir. Fakat söz konusu maddi olmayan varlıkların fiziksel nitelikte olmayışı ve işletme içerisinde genellikle örtük bir yapıda bulunması; entelektüel sermayenin ölçümünü de önemli bir ölçüde sınırlandırmaktadır. Günümüzde entelektüel sermayenin önemi ve işletmeler arası rekabet unsurunda fark yaratıcı özelliği konusunda mutabık kalınmış ise de; henüz genel kabul görmüş bir ölçüm yöntemi bulunmamaktadır. Bu çalışma ile farklı ölçüm metotları üzerinde durulmuş, söz konusu farklı ölçüm metotları ile iletişim sektöründe faaliyet gösteren iki şirketin entelektüel sermayeleri ölçümlenmiş ve yıllar itibariyle karşılaştırılması gerçekleştirilmiştir. Bunun yanı sıra, farklı yöntemlere göre ölçülen entelektüel sermayelerin, şirketlerin finansal performansları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca kullanılan ölçüm yöntemleri arasında da karşılaştırmalar yapılmış ve verdikleri sonuçlar üzerindeki benzerlikler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Maddi Olmayan Varlıklar, Entelektüel Sermaye, Entelektüel Sermayenin Ölçümü
Dış ticaret şirketlerinde hedging işlemlerinin şirketlerin nakit akışına etkisi; Örnek bir uygulama
Çalışmada işletmelerin şuanda ve gelecekte oluşabilecek risklerden korunmak için yapacağı hedginig işlemlerinin şirketlerin nakit akışına olan etkisi incelenmiştir. Öncelikle risk kavramı açıklanarak riski türleri incelenmiştir. Risklerin etkisini azaltmak veya elimine etmek için risk yönetim teknikleri açıklanmış, risk yönetim tekniklerinden birtanesi olan hedging ile bağlantı kurularak hedging kavramı açıklanmıştır. Şirketlerin risklerden korunmak için yapacağı hedging işlemlerinde kullanacağı yöntemler açıklanmış bu yöntemlerden firma dışı hedginig yöntemi olan türev ürünler detaylıca açıklanmıştır. Yapılan bu kavramsal açıklamaların ardından Örnek uygulama yapılmış, dış ticaret şirketinin yaptığı 99 adet hedging işlemi analiz edilmiş, bu yaptığı hedge işlemi sonucunda şirketin 31.03.2016 tarihi itibari ile 3.965.621,03 TL kar elde ettiği saptanmıştır. Bu uygulama sonucunda hedging işlemlerinin şirketlerin nakit akışına etkisinin olduğu ve bu etkinin şirketler için azımsanmayacak değerde olduğu ortaya çıkmıştır. Örnek uygulamada bu yapılan hedging işlemlerinden vadesi dolan 6 adet hedging işlemleri için vergi usul kanuna göre muhasebe kayıtları yapılmışır.
Bağımsız denetimin KOBİ'lerin kurumsallaşmasındaki rolü üzerine bir araştırma: Manisa ili örneği
KOBİ'ler, istihdama, ihracata ve üretime katkısı bakımından, ülke ekonomisinde büyük öneme sahiptirler ve hızla değişen ve gelişen dünya ticaret hayatına adapte olmak durumundadırlar. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile KOBİ'ler için, belirli kriterler çerçevesinde bağımsız denetim ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Bu çalışma ile Manisa ilindeki KOBİ'lerin bağımsız denetime bakış açıları, kurumsallaşma düzeyleri ve bağımsız denetimin, kurumsallaşma düzeyine olası etkileri hakkında araştırma yapılmıştır. Çalışmanın ilk iki bölümde genel hatlarıyla bağımsız denetim, KOBİ kavramı, kurumsallaşma ve KOBİ'lerin kurumsallaşması üzerinde durulmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden yüz yüze anket tekniği kullanılmıştır. Ayrıca, Manisa ilinde uygulanan alan araştırmasına ilişkin, istatistiki bulgulara ve bu bulguların değerlendirilmesine yer verilmiştir. Fonksiyonel veriler, One Way Anova testi, One Sample t testi, Independent One Sample t testi ve Ki-Kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak KOBİ'lerin bağımsız denetime sıcak bakmadıkları ve dolayısıyla bağımsız denetimin kurumsallaşmaya olumlu bir etki sağlayacağını düşünmedikleri anlaşılmıştır.
Örgütsel sessizlik ve çalışanların performansları arasındaki ilişki: İzmir İli Çiğli İlçesi devlet ilkokullarına ilişkin bir araştırma
ÖZET Çalışanların yöneticilerine ve iş çevrelerine anlatamadıkları problemleri, sessiz kalarak ifade etmeye çalışmaları örgütsel sessizlik olarak tanımlanmaktadır. Çalışanların, örgüt içinde düşüncelerini ve önerilerini paylaşmalarına ise örgütsel seslilik denir. Performans kavramı ise bireylerin ya da toplulukların hedeflerine ve amaçlarına ulaşmak için uygulamış oldukları, nicel ve nitel ölçütler kapsamında belirli aralıklarla kontrol ettikleri, örgütün varmış olduğu nokta olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, örgütsel sessizlik, seslilik ilişkisinin belirlenmesi ve performans açısından yansımalarını değerlendirmektir. Bu çalışma kapsamında ilkokul öğretmenlerinin, demografik özellikleri (yaş, eğitim, meslekteki hizmet süresi, okuldaki hizmet süresi) ile örgütsel sessizlik, seslilik ve performans arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı, farklılığın hangi gruplar arasında olduğu irdelenmiştir. İzmir ili Çiğli ilçesinde gerçekleştirilen araştırmanın evrenini 501 öğretmen, örneklemini ise 200 ilkokul öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın güvenilirlik analizi için Cronbach's Alpha kat sayısı hesaplanmıştır. Geçerlilik analizi için faktör analizi ve demografik özelliklerin analizi için frekans analizi yapılmıştır. Araştırmada KMO Barlett, Anova, Welch, Brown-Forsythe, Korelasyon analizleri yapılmış ve basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Anova değeri sonucunda araştırmaya cevap veren öğretmenlerin analizi gerçekleştirilmiş ve verilen hipotezlerin doğruluğu saptanmıştır. Araştırma ile elde edilen verilerin analizi sonucunda, ilkokul öğretmenlerinin örgütsel sessizlik, seslilik ve performans konusunda çok farklı düşüncelere sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Bu farklılığın yaş, eğitim, meslekteki hizmet süresi, okuldaki hizmet süresi gibi demografik değişkenlere bağlı olarak oluştuğu gözlenmiştir. Çalışanların yaşlarına, meslekteki ve okuldaki hizmet sürelerine göre örgütsel sessizlik ve seslilik arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Çalışanların eğitim durumları ile örgütsel sessizlik ve örgütsel seslilik arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Performans boyutunda ise yaş, eğitim, meslekteki hizmet süresi ve okuldaki hizmet süresi arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
BİST'te hisse senetleri işlem gören otomotiv sektöründeki firmaların TOPSİS yöntemine göre performans değerlemesi ve analizi
Türkiye otomotiv sektörü, büyük teknolojik ve finansal yatırımların yapıldığı, ülke ekonomisine sağladığı faydanın yanında kendisi dışında diğer sektörlere de öncülük etmesi bakımından en önemli sektörlerin arasında yer almaktadır. Türkiye'deki otomotiv sektöründe faaliyet gösteren şirketler, ana amacı olan kar edebilmenin yanında hem ulusal hem de küresel anlamda daha rekabetçi olabilmek için finansal performanslarını arttırması gerekmektedir. İşletmelerin finansal performansları hakkında bilgi sahibi olunması ve incelenmesi işletme sahipleri, yöneticileri, hissedarları, kredi verenleri, potansiyel yatırımcılar ve ilgili kurumlar için önemli bir durumdur Bu çalışmada, Borsa İstanbul (BİST)'da hisse senetleri işlem gören otomotiv sektöründe faaliyet gösteren 7 şirketin 2010-2015 yılları arasındaki finansal tabloları ve faaliyet raporları kullanılarak finansal oranlar belirlenmiştir. Bu finansal oranlar Çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan TOPSIS yöntemi kullanılarak incelenmiştir. TOPSIS yöntemi yardımıyla belirlenen finansal oranlar tek bir puana çevrilmiştir. Bu aşamanın devamında TOPSIS yöntemiyle elde edilen veriler en yüksek puandan başlayarak sıralanmıştır. Çalışmanın sonucunda bazı şirketlerin sıralamasını istikrarlı bir şekilde koruduğu, kalan diğer şirketlerin ise sıralamadaki yerinin değişkenlik gösterdiği görülmüştür. Şirketlerin sıralamasındaki değişkenliklerin nedenleri finansal performansla olan ilişkisi incelenmiştir.
Temel liselerde hizmet kalitesinin ölçülmesi: İzmir ve Manisa örneği
Toplumların kalkınması ve kalifiye bireyler yetişmesi, ülkelerin diğer ülkeler arasında önemli bir yere sahip olması ancak bireylerin iyi bir eğitim almasıyla mümkündür. Bu araştırmanın amacı temel liselerde verilen eğitim hizmetlerinde hizmet kalitesini ölçmek, kaliteyi etkileyen unsurları belirlemek ve bu bağlamda bu kurumlar üzerinden taraflara önerilerde bulunmaktır. Araştırmada daha önceden yapılan çalışmalardan farklı olarak örneklem, 2015-2016 eğitim öğretim yılında ilk defa uygulanan yasayla dershanelerden temel liseye (özel okul) dönüşen İzmir ve Manisa'da bulunan iki temel lisedeki öğrenciler olarak seçilmiştir. Çoğunluğunu devlet okullarından geçiş yapan öğrencilerin oluşturduğu bu örneklem, iki okulun öğrencilerin beklentilerini karşılayıp karşılamadığını ve iki farklı okul arasındaki hizmet kalitesi farkının olup olmadığını görebilmemizi de sağlayacaktır. İlk bölümde hizmet ve kalite kavramları incelenmiş ve özellikleri ortaya konulmuştur. Ayrıca hizmet kalitesini ölçmek için geliştirilen ölçeklere yer verilmiştir. İkinci bölümde eğitim kavramı incelenmiş, ülkemizde büyük bir sektörü oluşturan dershane kavramı üzerinde durulmuş ve dershanelerin dönüştüğü temel liselerle ilgili bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise tezin araştırma kısmı yer almaktadır. Bu araştırmayla ilgili kurulan hipotezler, uygulanan anketlerden elde edilen veriler ve sonuç kısmı bulunmaktadır. Bu araştırmada, SERVQUAL olarak adlandırılan bir ölçek kullanılmıştır. Ankette aynı zamanda demografik özelliklerle de ilgili sorular bulunup, bu özelliklerin hizmet kalitesini etkileyip etkilemediğine bakılmıştır. Anahtar Kelime: Hizmet, Hizmet Kalitesi, Kalite, Eğitim, Eğitimde Kalite.
Liderin sosyal güç kaynakları ile çalışan performansı ve liderin etkililiği arasındaki ilişkiler: Cinsiyet perspektifinden bir araştırma
Rol uyuşmazlığı kuramına göre liderlik rollerine ve güce erişim, feminen liderliği yadsıyan toplumsal cinsiyet temelli algılar dolayısıyla kadınlar için göreli olarak daha güçtür. Çalışmada, kadın ve erkek liderlerin sosyal güç uygulamalarının yaratacağı olası rol uyuşmazlıkları ve bunların örgütsel sonuçlara nasıl yansıyacağı sorun edilmektedir. Spesifik olarak, kadın bir lider yumuşak ya da sert güç tatbik ettiğinde çalışanların etkili lider algısı ve performansı nasıl şekillenmektedir? Çalışanların perspektifinden bakıldığında, kadınlar daha az etkili liderler midir? Nihayetinde, kadınların yönetsel pozisyonlarda temsiliyet oranlarının halen arzulanan düzeylerde olmamasını daha az etkili liderlik ile açıklayabilir miyiz? Bu çalışmada, Türkiye bağlamında hangi sosyal güç kaynaklarının liderlerce daha sık kullanıldığına ilişkin algının belirlenmesi ve cinsiyet değişkeni açısından liderin etkisinin ne derece "sosyal" ya da "homo-sosyal" bir nitelik arz ettiğinin ortaya koyulması hedeflenmektedir. Ayrıca, liderlerin ve çalışanların cinsiyetleri veri iken, "hangi sosyal güç kaynakları daha etkin sonuçlar doğuracaktır?" sorusuna yanıt aranmaktadır. Çalışanların liderlerinde algıladıkları farklı sosyal güç kaynakları çalışan performansını nasıl etkileyecektir? Yumuşak güç kaynakları kullanımını kadınlara, sert güç kaynakları kullanımını ise erkeklere atfeden kalıpyargısal rol farklılıkları Türkiye bağlamı için geçerlilik arz etmekte midir? Türkiye bağlamında çalışmakta olan bir örneklem üzerinden toplanan veri ışığında ve liderin kullandığı güç kaynaklarının tarafların cinsiyetleri ile etkileşimi dikkate alındığında çalışanların iş performansları ile algıladıkları etkili liderlik düzeyinin nasıl gerçekleştiği çalışmanın temel sorunsalıdır. Araştırmadan edinilen bulgulara göre, liderin algılanan güç kaynakları ve çalışanların liderlerinin etkililiğine ilişkin algıları ile çalışanların görev ve bağlamsal performansları arasında farklılaşan ilişkiler söz konusudur ve bu ilişkilerin doğası hem liderin hem de çalışanların cinsiyet kompozisyonlarına göre farklılık göstermektedir. Anahtar kelimeler: Yumuşak güç, sert güç, liderin etkililiği, performans, toplumsal cinsiyet, Türkiye, beyaz yakalılar
Entegre raporlama, Türk işletmelerinin entegre raporlamaya bakışı üzerine bir araştırma
Kurumsal raporlar şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanmasında işletmeler tarafından kullanılan araçlardır. İşletmeler faaliyet sonuçlarına ilişkin finansal ve finansal olmayan bilgileri finansal raporlar, çevre sosyal ve yönetim raporları, kurumsal sosyal sorumluluk raporları, sürdürülebilirlik raporları vasıtasıyla bilgi kullanıcılarına sunmaktadır. Bu raporların her biri ayrı ayrı hazırlanıp sunulmaktadır. Ancak 2009 yılından beri, finansal ve finansal olmayan bilgilerin entegre biçimde tek bir raporda sunulması gerektiği görüşü hakim olmaya başlamıştır. Bu görüş üzerine birçok kurum ve kuruluş tarafından çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonrasında, entegre raporlama kurumsal raporlamada yeni bir yaklaşım olarak kabul edilmiştir. Çalışmanın amacı, entegre raporlama ve entegre raporun incelenmesi, dünya çapında entegre raporlamanın en iyi örneklerinden seçilen entegre raporların analizi, Ülkemizde entegre raporlamanın mevcut durumunun tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, kurumsal yönetim, entegre raporlama, entegre raporlama ve entegre raporu şekillendiren Çerçeveler, entegre raporun bileşenleri konularında bilgi verilmeye; entegre raporlamanın mevcut durumu ve geleceği ortaya konmaya çalışılmış; IIRC Database'den alınan entegre raporlama örnekleri üzerinde içerik analizi yapılmıştır. Ülkemizde entegre raporlamanın mevcut durumu, BİST Kurumsal Yönetim Endeksi'ndeki işletmelerin yıllık faaliyet raporları üzerinde yapılan analiz ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan inceleme ve analizler sonucunda, entegre raporlamanın dünya çapında hızla kabul gördüğü; Güney Afrika, Fransa, Danimarka'da entegre rapor düzenlemenin zorunlu kılındığı gözlemlenmiş; Ülkemizde BİST KY Endeksi'ndeki işletmelerin %48'inin yıllık faaliyet raporunun entegre raporlama ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de firmaların halka arzdan çekilme süreci ve değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; Borsa İstanbul'da menkul kıymetler borsasına kote firmaların halka arzdan çekilerek kapalı hale gelme sebeplerini taramak ve sebepler arasındaki ilişkileri analiz etmektir. Literatürde daha önce ileri sürülmüş olan çekilme sebepleri araştırılmıştır. Çalışmada BIST'da haftalık olarak yayınlanan bültenlerden 1991-2013 yılları arasında 120 firmanın halka arzını geri çektiği tespit edilmiştir. Söz konusu firmaların 20 tanesine TMSF tarafından el konulması ve 10 tanesinin de el değiştirmesi sebebiyle 90 firmaya ulaşılmış, anketi cevaplamaları istenmiştir. 90 firmaya uygulanan anketin 40 tanesinden geri dönüş alınmıştır (geri dönüş oranı %44). Toplanan veriler Çapraz Tablolar Analizi, Ki-kare Analizi ve Mann-Whitney U Testi ile test edilerek şu sonuçlara ulaşılmıştır: (a) Aracı kuruluş seçiminin önemi vardır. Başarılı bir aracı kuruluş, daha önce çekilmiş olan bir firmanın sonraki halka arz başvurularında da başarılı sonuçlar vermektedir. (b) Firmaların yaşı ile çekildikten sonra tekrar halka arza başvurma durumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. (c) Halka arzda kullanılan satış yöntemi ile halka arzdan çekilme nedeni arasında anlamlı bir ilişki vardır. Fiyat aralığı yöntemi ile talep toplama yöntemini uygulamış firmalar, halka arzı maliyetli bulmakta, diğer finansman kaynaklarını daha cazip görmektedirler. Diğer yöntemleri seçmiş olanların ise, borsa ve ekonominin genel durumunun kötülüğü, hisselerin gerçek değeri yansıtmaması endişesiyle halka arzdan çekildikleri görülmektedir. (d) Firmaların hisse senedini ihraç etme nedenleri ile kullandıkları halka arz yöntemi arasında bir ilişki bulgulanmıştır. Buna göre, finansman ve likidite sağlamak amacıyla hisse senedi ihraç eden firmaların sermaye artırımı yoluyla halka arz yöntemini tercih ettiği, finansman ve likidite sağlamak dışındaki nedenlerle (prestij, kurumsallaşma veya kredibiliteyi arttırmak) hisse senedi ihraç eden firmaların ise mevcut hisselerini satarak ve sermaye artırma yolu ile halka arz yöntemlerini birlikte kullandığı sonucuna ulaşılmıştır. (e) Firmaların halka arzdan çekilme tarihleri ile çekilme nedenleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Borsadaki ve ekonomideki durumun kötü olduğu dönemlerde ve kriz dönemlerinde firmaların halka arzdan çekilme durumlarının arttığı görülmektedir. (f) Halka arz sürecinde yer alan aracı kuruluşun başarılı bulunması ile firmaların çekilme sonrası tekrar halka arz başvurusunda bulunma durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
İşletmelerde iş sağlığı ve güvenliği harcamalarının yönetim ve maliyet muhasebesi açısından fayda maliyet analizi: Manisa Kalıp Sanayi örneği
Bu çalışmanın amacı, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının işletmeler için bir maliyet unsuru olmanın yanı sıra işletmelere önemli katkılarının da olduğunu ortaya çıkarmaktır. Çalışma birbiriyle anlam bütünlüğüne sahip üç bölümden ulaşmaktadır. Birinci bölümde; iş sağlığı ve güvenliği kavramı açıklanmış, iş sağlığı ve güvenliğinin amacı ve önemi üzerinde durulmuş, iş sağlığı ve güvenliğinin Dünya'da ve Türkiye'de tarihsel gelişimi anlatılmış, iş kazaları ile meslek hastalıkları incelenmiştir. İkinci bölümde; verimlilik ve verimliliği etkileyen faktörler incelenmiş, ergonomi ve iş güvenliğinin verimlilikle olan ilişkisi açıklanmıştır. Üçüncü bölümde; Manisa il merkezinde faaliyet gösteren işletmeler üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın temel varsayımı işletmelerde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine yapılan harcamaların işletmeler açısından bir maliyet unsuru olmanın yanı sıra uzun vadede fayda sağlayacağının düşünülmesidir. Araştırma sonucunda iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine yapılan harcamaların işletmeler açısından bir maliyet unsuru olmanın yanı sıra uzun vadede fayda sağlayacağı varsayımımız doğrulanmıştır. İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının; iş kazası sayısını azalttığı, personel değişim hızını düşürdüğü, üretimde yaşanan kesintileri azalttığı, iş göremezlik sürelerini düşürdüğü, verimliliği artırarak üretim maliyetlerini düşürdüğü, şirket imajını olumlu etkilediği ve müşteri memnuniyetini artırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: İş Sağlığı ve Güvenliği, İş Kazaları, Meslek Hastalıkları, Fayda-Maliyet Analizi, İSG ve Verimlilik.
Adli muhasebe kapsamında bankalarda yapılan muhasebe hileleri: Gaziantep ilindeki adli vakalar analizi
Teknolojideki hızlı gelişmeler, globalleşmenin etkisi, işlenen suçları ve yapılan hilelerin niteliğini değiştirmiş, profesyonelce işlenen bu suçları geleneksel yöntemlerle bulmak imkânsız hale gelmiştir. Son yıllarda ortaya çıkan bu suç ve hileler karşısında yeni yöntem ve tekniklerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Yürütülen bu çalışmalar Türkçede "adli muhasebe" olarak isimlendirilen yeni bir alanın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Son yıllarda, dünyada sıkça uygulanan adli muhasebe, adli sorunlarda, muhasebeden, denetimden ve araştırma yeteneklerinden faydalanmayı ifade eder. Bu çalışmanın amacı Adli muhasebecilik mesleği hakkında bilgiler vererek ülkemizde bilinirliğini artırmak, Gaziantep ilinde bankalarda yapılan ve adliyeye intikal etmiş muhasebe hilelerini niteliksel olarak incelemek hangi özellikte ki insanların bu tür hilelere yöneldiğini tespit etmektir. Ayrıca adliyeye intikal etmiş bankalarda yaşanmış muhasebe hilelerini niteliksel olarak incelemenin sonucundan elde edilen bulgulardan yola çıkarak bankalarda yapılan hilelerinin tespit edilmesi konusunda adli muhasebecilik mesleğinin önemini yorumlamaktır. Bu araştırmada ilk olarak hile, hile denetimi ve hile denetçiliği mesleği ve bu mesleğin kapsamındaki hileler özellikle bankalarda yapılanlarla ilgili literatür taraması yapılmıştır. İkinci bölümde adli muhasebe kavramı, adli muhasebecilik mesleği ve özellikle muhasebe hileleriyle ilgili olan bankacılık suçları çeşitli kaynaklar yardımıyla açıklanmıştır. Son olarak da Gaziantep ilinde gerçekleşmiş ve adliyeye intikal etmiş muhasebe hile olaylarına ilişkin dava dosyalarındaki veriler toplanarak MAXQDA 12 programında nitel analiz yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Adli Muhasebe, Hile, Vaka Analizi, Banka Muhasebe Hileleri.
Veri madenciliği ve eğitim sektöründe bir uygulama
Günümüzde teknolojik olanaklar sayesinde veri depolama kapasitesi artmış ve artan veri yığınları içerisinde anlamlı bilgiye erişmek zorlaşmıştır. Eldeki verilerin kullanılarak net olmayan ancak kullanılabilecek olan gizli bilginin çıkartılması, bu bilgilerin kullanılması veya bu bilgiler ile geleceğe yönelik tahminler yapılması veri madenciliği teknikleriyle yapılabilmektedir. Pazarlama, işletme, elektronik ticaret, tıp ve eğitim gibi pek çok alanda veri madenciliği tekniklerinden faydalanılmaktadır. Bu araştırma da, veri madenciliği süreçlerinin işleyişi ve detayları, veri madenciliğinde kullanılan modellerle ilgili detaylı bilgiler, araştırma kapsamında kullanılan paket programlarla ilgili bilgiler ve uygulama bölümlerinden oluşmaktadır. Uygulama bölümünde kullanılan veriler bir devlet üniversitesinin öğrencilerine uyguladıkları dönem sonu ders değerlendirme anketidir. Anket 5820 adet üniversite öğrencisine uygulanmıştır. SPSS Clementine ve WEKA programları kullanılarak veriler üzerinde lojistik regresyon ve karar ağacı algoritmaları oluşturulmuş ve elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre, öğrenciler için belirleyici sorunun "Sınav, proje ve quizler öğrenmeye yardımcı oldu" başlıklı soru olduğu görülmüştür. Ancak öğrencilerin sorulara genellikle ders tekrar sayısı kriterine göre cevap verme eğiliminde olduğu yani dersi ilk tekrarda geçtiyse faydalı buldukları görülmüştür. Diğer belirleyici soru ise dönem başındaki beklentilerin karşılanması ve verilen kaynakların güncel olup olmadığıdır. Buna göre, derslerin başarısının öğrencinin mesleki gelişimlerini artırması ve dünya görüşünü geliştirmesi ile bağlantılı olduğu görülmüştür. Diğer taraftan, karar ağacı yapılarından elde edilen bilgiler öğrencilerin sorulara yakın cevaplar verme eğiliminde olduklarını da göstermektedir. Bu durum dersler ve öğretim üyeleri hakkında edinilebilecek bilgileri de kısıtlamaktadır. Bu nedenle anket uygulaması yapılırken bu olumsuzluklara dikkat edilmesi sayesinde öğrencinin daha objektif değerlendirme yapmasını sağlayacaktır. Ayrıca, anketin uygulanma şeklinin değiştirilmesi yani final sınavı yapılmadan önceki son derste uygulanmasıyla daha detaylı sonuçlar elde edilerek; hem dersin başarısının hem de öğretim üyesinin başarısının artırılabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Veri Madenciliği, Eğitimde Veri Madenciliği
Sosyal güç, lider-üye etkileşimi ve iş tatmini ilişkisinde politik yetinin düzenleyici rolü: Bankacılık sektöründe bir araştırma
Bu çalışmanın amacı; liderin güç kaynakları ile lider-üye etkileşimi arasındaki varsayılan ilişkiyi ortaya çıkarmak ve bu ilişkide politik yetinin düzenleyici rolünü sınamaktır. Ayrıca; liderin güç kaynakları algısı, lider-üye etkileşimi ve politik yetinin iş tatmini üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda kota örnekleme yöntemi kullanılarak; Ankara, İstanbul, İzmir, Malatya, Manisa ve Adana illerinde ticari bankacılık sektöründe çalışan ve yönetici pozisyonunda olmayan 389 katılımcıya araştırma ölçekleri ve demografik değişkenleri içeren anket uygulanmıştır. Nicel araştırma desenlerinden nedensel araştırma deseninin kullanıldığı kesitsel araştırmada, yapılan anket sonucunda elde edilen veriler SPSS 20.0 ve AMOS 22 istatistiksel programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Güvenilirliği sağlanan ölçeklere doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Belirlenen faktörler çerçevesinde korelasyon ve regresyon analizleri yapılmış, araştırma değişkenleri ve demografik değişkenlerin ortalamaları arasındaki farklar raporlanmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda, liderin yumuşak güç kaynaklarının, sert güç kaynaklarına kıyasla daha fazla lider-üye etkileşimi ve alt boyutlarıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Politik yetisi yüksek katılımcıların, lider ile daha fazla etkileşim içerisinde olduğu raporlanmıştır. Ayrıca, lider-üye etkileşimi ile iş tatmini arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmüş, liderin yumuşak güç kaynaklarının sert güç kaynaklarına kıyasla daha fazla iş tatminine neden olduğu bulgulanmıştır. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi neticesinde; politik yetinin, liderin yumuşak güç kaynakları ile lider-üye etkileşimi arasındaki ilişkide düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Liderin güç kaynakları, lider-üye etkileşimi ve politik yeti üzerinden kurulan regresyon modelinin, iş tatminindeki değişimin %42'sini açıkladığı görülmüştür. Demografik değişkenlerin ortalamaları ile araştırma değişkenleri ortalamaları arasındaki fark değerlendirilmiş; cinsiyet değişkeni ile herhangi bir ilişki bulgulanmamıştır. Yaş, eğitim, çalışılan pozisyon, bağlı bulunulan yönetici düzeyi, tecrübe ve iş birimi büyüklüğü ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar görülmüştür. Araştırma bulguları, ilgili teori ve uygulamaya dönük çıkarımlar üzerinden tartışılmıştır.