
13
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Özel eğitim öğretmenlerinin özel gereksinimli çocukların eğitiminde müzik terapinin kullanılması hakkındaki bilgi ve görüşleri
Bu tez çalışmasında özel eğitim öğretmenlerinin özel gereksinimli çocukların eğitiminde müzik terapinin kullanımına ilişkin bilgi ve görüşleri araştırılmıştır. Özel eğitim öğretmenlerinin müzik terapi hakkındaki bilgi ve görüşleri, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen tekniği kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın verileri derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. 2021-2022 eğitim öğretim yılında Mersin ili merkez ilçeleri olan Akdeniz, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir ilçelerinde bulunan özel eğitim okullarında görev yapmakta olan özel eğitim öğretmenlerinden gönüllülük esasıyla katılım sağlayan (n=31) öğretmenler ile yürütülen bu çalışmada elde edilen veriler 3 ana ve 16 alt tema şeklinde gruplandırılmıştır. Araştırmanın ana temalar "Özel eğitim öğretmenlerinin müzik kavramı ile müzik terapi hakkındaki bilgi ve görüşleri nelerdir?" "Özel eğitim öğretmenlerinin müziğin ve müzik terapinin özel gereksinimli öğrenciler üzerindeki etkileri hakkındaki görüşleri nelerdir?" "Özel eğitim öğretmenlerinin müzik kavramı ile müzik terapi hakkındaki deneyim ve motivasyon durumları nasıldır?" sorularına verilen cevaplar ile oluşmuştur. Yapılan derinlemesine görüşmelerde özel eğitim öğretmenlerinin müzik terapi hakkında istendik düzeyde bilgiye sahip olmadıkları sonucuna varılmıştır. Buna karşın özel gereksinimli çocukların eğitiminde müziğin ve müzik terapinin kullanılmasının eğitimi olumlu yönde etkileyeceğini destekleyen nitelikte görüşler de belirtmişlerdir. Araştırma sonucunda özel eğitim öğretmenlerine müzik ve müzik terapi konularında hizmet içi eğitimler planlanması önerilmiştir.
Aidiyet, kimlik, mekân kavramının ev formunda heykel plastiğine dönüşümü
İlk çağlardan beri mekânlar öncelikle barınma ve korunma gibi ihtiyaçlar için düşünülmüş ve tasarlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde mekâna farklı değerler yüklenmiş ve ilkel formları dışında farklı formlar kazandırılmıştır. Bu araştırmada mekân kavramı ev formuyla sınırlı olup, ev formu mekân, aidiyet ve kimlik kavramlarıyla ilişkilendirilmiş; bu ilişkilendirmenin mantığı hem uygulamalarda hem de metinde çözümlenmiştir. Mekân içinde mekân diye adlandırabileceğimiz en küçük mekân olan ev formuna soyut değerler (sıcaklık, sevgi, yaşam vb.) yüklenmiş ve görünmeyen değerler görünür kılınmaya çalışılmıştır. Rus Ressamı Kasimir Malewitsch' in "sıfır noktası" olarak ifade edilebilecek en temel yapıdan ilham alınarak bu en yoksul ve en yoksun nokta üzerinden bireye aidiyetlik duygusu aşılanmaya çalışılmış, kişisel çalışmalara bu yolla kimlik kazandırılmıştır. Ayrıca Christo ile Jeanne -Claude ikilisinin bina, ada, ağaç vs. gibi nesneleri paketleyerek tezat bir biçimde formları görünür kıldıkları gibi, bu çalışmada da duygular form oluşturularak görünür kılınmış; mekân, fenomolojik ve psikolojik boyuta taşınarak ortada saf bir plastik değer bırakılmıştır. Ev kavramını yapı söküme uğratıp; bu forma yüklediğimiz anlamları da (sevgi, sıcaklık, yaşam vb.) alt anlamlar olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir kavramın, formun farklı alt anlamlarının, tamamlayıcılarının olduğu böyle bir durumda da her şeyin iç içe olduğunu, birbirini oluşturduğunu ya da yığmalar bütünü olduğunu göreceğiz. Bu alt anlamlar ve tamamlayıcılar bireylere göre farklılık göstermektedir. Formların da göreli olduğu durumda; heykele dönüşen ev formunu sanat tarihinde farklı sanat akımlarından sanatçıların nasıl plastiğe dönüştürdükleri örneklerle incelenecektir. Bu tezin amacı aidiyet ve kimlik kavramlarının duygu-durum olarak, sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir şekilde yeşermesi için alt anlamları görünür kılmaktır. Gelecek nesil ancak bu biçimde barış ve mutluluk içinde yaşayabilir.
Piyano eğitimcilerinin piyano öğretim tutumları üzerine bir anket çalışması
Bu araştırmada 2021-2022 eğitim öğretim döneminde Türkiye ve Azerbaycan'da bulunan özel ve devlet okullarında piyano eğitimcilerinin piyano öğretim tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma gurubunu, Türkiye ve Azerbaycan'da bulunan özel ve devlet okullarında piyano öğretmeni olan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 150 öğretmen oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Bilgi Formu" ve Doç. Dr. Tarkan Yazıcı'nın (2016) geliştirdiği "Piyano Eğitimcilerinin Piyano Öğretimlerine Yönelik Tutum Ölçeği " kullanılmıştır. Araştırmada öğretmenlere elektronik ortamda anketler gönderilmiş ve elde edilen veriler analiz edilmiştir. Piyano dersi motivasyon ölçeği ve demografik bilgi formu yoluyla elde edilen verilerin ilgili analizler yapılmış, tablolar halinde düzenlenerek yorumlanmıştır. Piyano eğitimi alanında faaliyet gösteren katılımcıların çoğunluğu, bilgi paylaşımı ve deneyim paylaşımının önemini vurgulamaktadır. Katılımcıların büyük bir kısmı, piyano öğretimiyle ilgili sürekli gelişmeye ve yeniliklere açık olduklarını göstermektedir. Aynı şekilde, piyano öğretimiyle ilgili güncel kaynakları takip etme, projelere gönüllü olarak katılma ve literatürü inceleme konularında da aktif bir tutum sergilemektedirler. Bu, katılımcıların kişisel gelişimlerine katkı sağlama ve topluma fayda sağlama istekliliğini yansıtmaktadır. Araştırmanın sonucunda, piyano öğretimi sırasında keyif almanın ve dayanıklılığın önemini gösterirken, sürekli öğretme düşüncesinin bazı katılımcılar için endişe kaynağı olduğunu ortaya çıkmıştır. Bu sonuç, piyano öğretiminin hem zevkli hem de zorlayıcı yönlerini yansıtmaktadır. Ancak, piyano öğretiminin bazı katılımcılar için zor olabileceğini düşünenlerin oranı da yüksektir. Bu durum, öğretmenlerin karşılaştığı zorluklara ve öğretim pratiğini geliştirme ihtiyacına işaret etmektedir. Genel olarak, araştırma sonuçları, piyano öğretimi alanında çalışan bireylerin, sürekli öğrenmeye ve gelişmeye açık olduklarını, bilgi paylaşımını önemsediklerini ve öğretim süreçlerini kişisel tatmin ve toplumsal katkı odaklı olarak değerlendirdiklerini göstermektedir.
Görsel kültürün izinde: Resim sanatından örneklerle nesnelerin bireysel algıya etkileri üzerinden plastik yorumlar
Bu tez çalışmasında gündelik yaşamın bir parçası olan tüketim nesnelerinin resimsel yansımalarına odaklanmaktadır. Çalışmada nesne-özne ilişkisi üzerinden popüler kültür ile tüketim nesnesi arasında kurulan bağ incelenerek araştırmaya yön verilmiştir. Resim sanatında nesneyi tema edinen sanatçıların eserleri incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde özne- nesne tanımı üzerine durulmuştur. Nesne kavramının plastik sanatlarda yeri ve önemi incelenmiştir. Devamında ise toplum, kültür, popüler kültür ve tüketim kültürü tanımı yapılmıştır. İkinci bölümde sanat akımları ve sanatçılar hakkında incelemeler yer almaktadır. İkinci bölümün diğer başlığı olan gündelik yaşam nesneleri sanatçı eser ekseninde incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümü, uygulamalar kısımda ise günlük hayatın içerisinde bireysel anlamda dikkat çeken ve ifade aracına dönüştürülebilecek sıradan ve tüketim nesneleri üzerinden üretilen çalışmalar yer almaktadır. Sonuç kısımda ise tezin genel kapsamında elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gündelik yaşam, Tüketim, Popüler Kültür, Nesne
Yapısöküm yöntemi bağlamında deneysel tipografi uygulamalarının incelenmesi
Başlangıçta bir metin okuma yöntemi olarak Derrida tarafından ortaya atılmış ve daha sonra 'yapının' analitik olarak incelenmesini öne süren yapısöküm yöntemi, birçok alanda uygulamaya konmuştur. Amaç; 'bütünü' parçalarına ayırıp; alt birimler arasındaki ilişkinin incelenerek, çelişkilerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu yöntem, grafik tasarım alanı özelinde de irdelenmiştir. Yapısökümde; farklılıklar belirlenir ancak bu farklılıkların bir sentezi üzerine düşünülür ayrıca sabit bir sonuç çıkarılma kaygısı da taşınmaz. Salt tipografik ögelerin farklılıklarını inceleyen ve beraber kullanımının deneysel çalışmalarını yapan postmodern düşünceye sahip David Carson, Neville Brody, Wolfgan Weingart gibi tasarımcılar, tipografik bir çalışmadaki farklılıkları (değişik tırnak yapıları, harf yapısındaki incelik kalınlık değerleri veya harflerin içindeki boşlukların kullanımı gibi…) tekrar ele alıp mevcut paradigmaların dışına çıkarak deneysel tasarımlar ortaya koymuşlardır. Pierre Bernard, Zuzana Licko gibi postmodenist tasarımcılar postmodern dönemin ilkelerine uygun (özellikle postmodernizmin bir mutlaklık oluşturup dayatma fikrine karşı olan ilke) deneysel yöntemlerin araştırılması ve geliştirilmesi için çalışmalar gerçekleştirmiştir. "Yapısöküm Yöntemi Bağlamında Deneysel Tipografi Uygulamalarının İncelenmesi" adlı tez, beş bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerde tipografi alanındaki deneycilik stilleri ve denemelerdeki hedefler, dönemlere göre karşılaştırılmıştır. Örneğin modern dönem öncesi tipografik denemelerdeki kaygı ile modern ve postmodern dönemde yapılan deneysel tipografideki yöntem farklılıkları, örnekler üzerinden karşılaştırılarak açıklanmıştır. Ayrıca, deneysel tipografik tasarımlar üretmek için yapısökümün grafik tasarım alanı için neden uygun bir yöntem olduğunun tespiti ile aktarılmaya çalışılmıştır. İncelemeye dayalı bu tezin ana problemi: "Yapısöküm yöntemi nedir?", "Bu yöntem uygulanırken ilkeler neler olmalıdır?", ve "Yapısökümcü bir tutumla deneysel tipografik çalışmalar nasıl gerçekleştirilebilir?" soruları örnekler verilerek cevaplanmıştır. Tezin uygulama bölümünde, incelenmiş olan yapısöküm yöntemi ve belirlenmiş olan ilkelere örtüşen harf tasarımları oluşturulmuştur. Yapısöküm, yeni deneysel tipografik çalışmalar için hem yeni tasarım fikirleri ortaya çıkarırken hem de mevcut kuralların analitik bir metotla tekrar gözden geçirilmesine olanak sağlayarak grafik tasarımın bilimsel (nesnel) yanının unutulmamasını sağlamaktadır.
21. yüzyılda Türkiye'de dijital sanatın yaygınlaşmasında COVID-19 pandemisinin etkileri
Bu çalışma COVID-19 pandemisi ile birlikte hayatımızdaki olağan akışın değişimiyle birlikte sanat etkinlikleri, kültürel etkinlikler ve dijital sanata olan eğilim konularını ele almaktadır. COVID-19 pandemisi ile birlikte alınan önlemler ve COVID-19 salgını sosyal hayatın her alanında olduğu gibi kültürel etkinliklere ve sanatsal aktivitelere de ciddi etkiler yaratmıştır. COVID-19 21. yy. da sanatın, sanatçının, tüketicinin, izleyicinin yeniden tanımlanmasına ve dijital sanattaki olanakların olumlu olumsuz tüm etkilerini görmemize olanak sağladı. Pandeminin olumsuz etkilerini azaltmak için alınan önlemler, insanları özel alanlarında daha fazla vakit geçirmek zorunda bırakmıştır. Bu durum sanatsal etkinliklerin ve kültürel aktivitelerin devamlılığı için alternatif alan yaratma yoluna sürüklemektedir. Yeni normaller sanat piyasası ve kültüre farklı bakış açısı geliştirmeye yardımcı olmuştur. Bir süredir projeleri devam eden NFT ve sanal ortam üretimleriyle kripto paralar COVID-19 döneminde daha aktif hale gelip sanatta ve sanat satın alımlarında ciddi değişimler yaratmıştır. Sanat piyasaları ve sanal ortamların kurduğu bu ortaklıklar sanatçı, mekan, izleyici ve sanat alıcılarını yeniden tanımlamaya olanak sağlamıştır. COVID-19 pandemisi bu yenilikler ve inovatif sanat hareketleri bağlamında sanatın dijital kolunu daha aktif kullanmaya ve geliştirmeye yeni sebepler yaratmıştır. Alınan önlemler, tıbbi zorunluluklar, sosyal faaliyetlerin sınırlandırılması teknolojinin ve teknolojik ortamların olabildiğince aktif edilmesine ve mekanların kodlarla, dijital görüntülerle, dijital fotoğraflarla medya uzantılarına taşınmasını hızlandırmıştır.
21. yüzyılda Türkiye'de dijital sanatın yaygınlaşmasında COVID-19 pandemisinin etkileri
Bu çalışma COVID-19 pandemisi ile birlikte hayatımızdaki olağan akışın değişimiyle birlikte sanat etkinlikleri, kültürel etkinlikler ve dijital sanata olan eğilim konularını ele almaktadır. COVID-19 pandemisi ile birlikte alınan önlemler ve COVID-19 salgını sosyal hayatın her alanında olduğu gibi kültürel etkinliklere ve sanatsal aktivitelere de ciddi etkiler yaratmıştır. COVID-19 21. yy. da sanatın, sanatçının, tüketicinin, izleyicinin yeniden tanımlanmasına ve dijital sanattaki olanakların olumlu olumsuz tüm etkilerini görmemize olanak sağladı. Pandeminin olumsuz etkilerini azaltmak için alınan önlemler, insanları özel alanlarında daha fazla vakit geçirmek zorunda bırakmıştır. Bu durum sanatsal etkinliklerin ve kültürel aktivitelerin devamlılığı için alternatif alan yaratma yoluna sürüklemektedir. Yeni normaller sanat piyasası ve kültüre farklı bakış açısı geliştirmeye yardımcı olmuştur. Bir süredir projeleri devam eden NFT ve sanal ortam üretimleriyle kripto paralar COVID-19 döneminde daha aktif hale gelip sanatta ve sanat satın alımlarında ciddi değişimler yaratmıştır. Sanat piyasaları ve sanal ortamların kurduğu bu ortaklıklar sanatçı, mekan, izleyici ve sanat alıcılarını yeniden tanımlamaya olanak sağlamıştır. COVID-19 pandemisi bu yenilikler ve inovatif sanat hareketleri bağlamında sanatın dijital kolunu daha aktif kullanmaya ve geliştirmeye yeni sebepler yaratmıştır. Alınan önlemler, tıbbi zorunluluklar, sosyal faaliyetlerin sınırlandırılması teknolojinin ve teknolojik ortamların olabildiğince aktif edilmesine ve mekanların kodlarla, dijital görüntülerle, dijital fotoğraflarla medya uzantılarına taşınmasını hızlandırmıştır.
Yazının plastik ögeden göstergeye değin sanat yapıtında imge, imaj ve kavram olarak kullanımlarının çözümlenmesi
Bu tez, sanat yapıtındaki yazının, gösterge değeri üzerinden gönderimde bulunduğu mesajın; imge, imaj, kavram ya da yapıtın organik bir bileşeni olan plastik öge bağlamında çözümlenmesini hedeflemiştir. Yöntem olarak, yazının kullanım biçimlerinin belirlenmesi adına eser analizleri yapılmıştır. Bu kapsamda yazının, plastik öge, imge, imaj ya da kavram olarak kullanımlarına dair yapılacak okumalardan, sanat yapıtının biçim ve içeriğine sunduğu katkıya dair argümanlar üretilmeye çalışılmıştır. Sanat yapıtı meselesini plastize ederken dilin olanağında ve onun kapalı yapısının içinde anlam üretmeye çalışır ve yazı da sanat yapıtı içinde kullanım biçimine göre kimlik kazanır. Günümüze kadar, görsel, işlevsel ve içerik anlamında büyük değişimler gösteren yazının orijinine bakıldığında, biçimsel temsilin ilk örneği olan mağara resimleriyle karşılaşılır. Bu resimleri Mezopotamya'da, ticari hesaplar, siyasi antlaşmalar için tutulan kayıtlar ve iletişim için kullanılan resimyazılardan/piktogramlardan oluşan simgesel formlar takip etmiştir. Bu simgelerin zamanla soyutlaşıp yalınlaşmasıyla günümüz alfabe sistemi oluşmuştur. Ancak yazının sanatsal temsiline ilk defa resimle simbiyotik ilişkide olduğu Ortaçağ'ın el yazması kitaplarında rastlanmaktadır. Yazının tipografik temsil değeriyle sanat yapıtında kullanımına ise ilk defa Rönesans'ta rastlıyoruz. Kübizm' de plastik öge olarak yer alan yazı, Soyut Sanat'ta yapıtın görsel göstergesi; Kavramsal Sanat'ta ise kavramın mesajını taşıyan yapıtın kendisine dönüşmüştür. Yazıyla ilgili yapılan araştırmalar sürecinde, çok katmanlı yapıya sahip olan sanat eserleri çözümlenirken; onun biçim ya da içeriğine ilişkin hangi kriterlerin ya da argümanların dikkate alarak okuma yapılacağına dair bir yöntem dizgesi oluşturulmuştur.
Yazının plastik ögeden göstergeye değin sanat yapıtında imge, imaj ve kavram olarak kullanımlarının çözümlenmesi
Bu tez, sanat yapıtındaki yazının, gösterge değeri üzerinden gönderimde bulunduğu mesajın; imge, imaj, kavram ya da yapıtın organik bir bileşeni olan plastik öge bağlamında çözümlenmesini hedeflemiştir. Yöntem olarak, yazının kullanım biçimlerinin belirlenmesi adına eser analizleri yapılmıştır. Bu kapsamda yazının, plastik öge, imge, imaj ya da kavram olarak kullanımlarına dair yapılacak okumalardan, sanat yapıtının biçim ve içeriğine sunduğu katkıya dair argümanlar üretilmeye çalışılmıştır. Sanat yapıtı meselesini plastize ederken dilin olanağında ve onun kapalı yapısının içinde anlam üretmeye çalışır ve yazı da sanat yapıtı içinde kullanım biçimine göre kimlik kazanır. Günümüze kadar, görsel, işlevsel ve içerik anlamında büyük değişimler gösteren yazının orijinine bakıldığında, biçimsel temsilin ilk örneği olan mağara resimleriyle karşılaşılır. Bu resimleri Mezopotamya'da, ticari hesaplar, siyasi antlaşmalar için tutulan kayıtlar ve iletişim için kullanılan resimyazılardan/piktogramlardan oluşan simgesel formlar takip etmiştir. Bu simgelerin zamanla soyutlaşıp yalınlaşmasıyla günümüz alfabe sistemi oluşmuştur. Ancak yazının sanatsal temsiline ilk defa resimle simbiyotik ilişkide olduğu Ortaçağ'ın el yazması kitaplarında rastlanmaktadır. Yazının tipografik temsil değeriyle sanat yapıtında kullanımına ise ilk defa Rönesans'ta rastlıyoruz. Kübizm' de plastik öge olarak yer alan yazı, Soyut Sanat'ta yapıtın görsel göstergesi; Kavramsal Sanat'ta ise kavramın mesajını taşıyan yapıtın kendisine dönüşmüştür. Yazıyla ilgili yapılan araştırmalar sürecinde, çok katmanlı yapıya sahip olan sanat eserleri çözümlenirken; onun biçim ya da içeriğine ilişkin hangi kriterlerin ya da argümanların dikkate alarak okuma yapılacağına dair bir yöntem dizgesi oluşturulmuştur.
On Kawara'nın çalışmaları bağlamında malzemenin olanakları
Bu tez, yüksek lisans tezimin devamı niteliğindedir. Resim sanatı tarihi düşünüldüğünde sanat pratiği olarak malzemeyi ele alış sürecinde 3 aşama saptanmıştır. İlk iki aşama alan araştırmasına uygun olarak Resim Sanatında Dokunsal Etkinin Malzeme Deneyimi İle İlişkilendirilmesi başlıklı yüksek lisans tezimde irdelenmiştir. Tezde iki ve üç boyut içerisinde yer alan malzemelere dair saptamalar yapılmıştır. Sanatta yeterlik sürecinde ise üçüncü aşamaya yer verilmiş, düşüncenin çok çeşitli katmanlarca kuşatıldığı sanatsal üretimlere değinilmiştir. Bedenin işin içerisine girdiği performatif yapılar, sanat-hayat çizgisindeki yok-oluş ve toplumsal ilişkilerin sanat nesnesine dâhil olması ile ortaya çıkan kavramsal çerçeve, bu tezin ana aksını oluşturmuştur. Sanatta malzemeyi odağına alan bu çalışma, Japon sanatçı On Kawara'nın üretimlerinden beslenmektedir. Kawara'nın çalışmaları, başlangıçta figüratif olsa da zamanla Kavramsal Sanat hareketi içerisinde anılmaya başlamıştır. Çalışma için Kawara'nın seçilme nedeni, sanatçının sanat tarihini özetler nitelikte üç farklı malzeme türünü de deneyimlemiş olmasıdır. Boyar madde, boyanın dışındaki malzeme ve yazı olmak üzere üç katman ve deneyim alanı üzerinden Kawara'yı incelemek, bu tezin amaçlarından biridir. Sanatı ile yaşamını iç içe deneyimlemiş bir sanatçı olan Kawara, sanatsal üretimlerini ölüm teması ile ilişkilendirmiştir. Ülkesinin içerisinde bulunduğu zorlu durumlardan etkilenip, tüm sanat pratiğini bu etkilenme üzerinden oluşturmuştur. Birinci bölümde sanat tarihinde malzeme ve malzeme algısı üzerinde durulmuş; Kavramsal Sanat ve malzeme ilişkisi kurulmuştur. İkinci bölümde malzeme olarak boyar madde, boyanın dışındaki malzeme ve malzeme olarak yazı başlıkları altında sanatçının çalışmaları konumlandırılmaya çalışılmıştır. Özellikle malzeme olarak yazının, diğer her iki malzeme türünü de kapsadığı görülmüştür. Yazının gerek boyar madde gerekse de boyanın dışındaki malzemeler kullanılarak üretilen çalışmalarda yer alması, zorunlu olarak yazının plastik sanatlardaki temsil olanaklarının incelenmesine ve yazı-resim ilişkisinin kurulmasına neden olmuştur. Ayrıca, sanatçının çalışmaları katmanlı yapı, katmanlaşma vb. terimler aracılığıyla irdelenmeye çalışılmıştır. Burada malzemelerin katmanlaşması, medyumların katmanlaşması gibi durumlar söz konusu olup; birim tekrarlar üzerinden çalışmalara yaklaşılmıştır.