
2,376
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İsmet Özel'in millet ve toplum anlayışı
İsmet Özel`in millet ve toplum hakkındaki görüşlerini anlayabilmek için, Türklük'le ilgili görüşlerine müracaat etmek gerekmektedir. İsmet Özel, Türklük ve İslâm'ı birbirinden ayrılmaz iki kavram olarak görmektedir. Ona göre, Anadolu'nun Türk yurdu olmasından sonra Türk kimliği tam anlamıyla oluşmuştur. Türkler'in müslüman olması ile başlayan, Anadolu'nun yurt edinilmesiyle oluşan Türk kimliği, Anadolu topraklarında hâlâ varlığını sürdürmektedir. Kişi ancak mümin vasfıyla Türklüğünü arttırabilir. Türklüğün ortaya çıkması, yaratıcı tarafından gönderilen, doğru yola ulaştırıcı bilginin anlaşılması ve içselleştirilmesiyledir. Bu nedenle, İsmet Özel, Türklüğü aklî bir faaliyet olarak da görmektedir. Akıl olmadan müslümanlık ve Türklük anlaşılmaz. Türklük akıl ile birlikte üretken olmayı ve etkin olmayı gerektirir. Ayrıca, İsmet Özel'in toplum hakkındaki görüşlerini anlayabilmek için, modernizm ve Batı medeniyeti hakkındaki görüşlerini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İsmet Özel'e göre, kapitalizmin Türk toplumuna olan etkisi, onun öz kimliğinden uzaklaşmasına ve yozlaşmasına neden olmuştur. Batı'da ortaya çıkan gelişmeler Türk toplumunun inançlarına muhaliftir. Batı'nın değerleri Türk toplumu için örnek olacak değerler değil; aksine, uzaklaşılması gereken değerlerdir. O'na göre, dinî ve manevî değerlerin etkisiyle bir araya gelen insanların oluşturduğu bir toplum geçmişte olduğu gibi gelecekte de daha etkin bir rol üstlenecektir.
Aile ve dini rehberlik bürosuna yöneltilen aileye yönelik sorulara sosyolojik bakış: Ordu örneği
Bu çalışma, Ordu Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'na yöneltilen aileye ilişkin soruların sosyolojik açıdan incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmada, Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan izin alınarak DHYS veri sistemine 2017-2021 yılları arasında girilen 547 soru analiz edilmiştir. Bu soruların ise 155'i değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmanın içeriğiyle ilgili bilgileri içeren giriş kısmı, ikinci bölümde ise ailenin tanımı, sosyolojik teorilerin aileye yaklaşımı, dini rehberlik kavramı, Diyanet İşleri Başkanlığı Aile ve Dini Rehberlik Büroları ve araştırma yapılan Ordu ili hakkında kavramsal bir çerçeve sunulmuştur. Üçüncü bölümde, Ordu Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'nun tanıtımı yapılmış ve büroya başvuranların cinsiyet, yaş, medeni hal, eğitim, meslek gibi özellikleri ile görüşme biçimi ve sayısı hakkındaki veriler sunulmuştur. Dördüncü bölümde ise Ordu Müftülüğü Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'na yöneltilen aileyle ilgili soruların betimsel model, doküman inceleme ve içerik analizi yöntemi ile sosyolojik analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, bürolara ağırlıklı olarak aile, evlilik/nikah ve boşanma olmak üzere genç, çocuk, sağlık ve sosyal durumlar konularında sorular gelmekte ve bu sorular yerel düzeyde aile yaşamının durumunu yansıtmaktadır.
Ergenlerde dindarlık, suçluluk ve kontrol odağı ilişkisi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde dindarlık, suçluluk ve kontrol odağı arasındaki ilişkiyi bazı bağımsız değişkenler açısından incelemek ve aralarındaki ilişkiyi açıklamaktır. Araştırmaya Trabzon' un değişik ilçelerinde 2023/2024 yıllarında eğitim gören tesadüfi örneklem ile seçilen 217 kız (%54.3), 183 erkek (%45.8) toplamda 400 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin dindarlık seviyelerini ölçmek için "Ok: Dini Tutum Ölçeği", Suçluluk seviyelerini ölçmek için "Suçluluk Ölçeği" ve kontrol odaklarını belirlemek için "Kontrol Odağı Ölçeği" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS İstatistik SPSS-27 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenlerin grup ortalamalarındaki farklılıkları görebilmek için 2 gruplu değişkenlerde Bağımsız Örneklem t-test, 3 ve daha fazla gruplu değişkenlerde Oneway ANOVA Analizi uygulanmıştır. Ölçeklerin birbirleri arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü tespit edebilmek için pearson korelasyon analizi uygulanmıştır.
17. yüzyıl düşüncesinde Tanrı ve zaman ilişkisi: Leibniz ve Newton örneği
Bu çalışma, Newton ve Leibniz özelinde uzay ve zaman metafiziğinin Tanrı ile ilişkisini düşünürlerin hem kendi metinleri açısından hem de muhalifleriyle tartışmaları açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, her iki filozofun da olabildiğince kendi kaynakları analiz edilmeye çabalanmış, ayrıca her iki filozofun ortak bir çalışması olarak "Correspondence" adlı mektuplaşma fikirlerin anlaşılmasında belirleyici bir unsur olarak esas alınmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Newton'ın uzay zaman metafiziği dört altbölüm altında incelenmektedir. İlk altbölümde Aristoteles'ten Kartezyen varsayıma dek doğa yahut kozmos düşüncesinde gerçekleşen değişimin kısa bir özeti verilmekte, ardından Newton'ın Kartezyen uzay konseptine karşı olarak öne sürdüğü kendi fikri ele alınmaktadır. İkinci altbölümde, Newton'ın düşüncesinde uzay zamanın mahiyeti soruşturulmaktadır. Üçüncü altbölümde uzay zamanın mahiyetine bağlı olarak, evrende sürekliliğin nasıl gerçekleştiğine dair Newtoncı açıklama modeli incelenmektedir. Dördüncü ve son altbölümde doğa düşüncesi ve form kavramı arasındaki bağın Newton'da nasıl ilahi iradeciliği doğurduğu ve bunun beraberinde gelen eleştirileri düşünürün nasıl karşıladığı sunulmaktadır. Leibniz'in uzay zaman metafiziğini oluşturan ikinci bölüm ise üç altbölümden oluşmaktadır. Birinci altbölümde, Leibniz'in fizikten metafiziğe zorunlu geçişinin gereklilikleri ve çağındaki doğa düşüncelerini telakki etme biçimleri ele alınmaktadır. İkinci altbölümde filozofun uzay zamanın doğasını var oluşun ötesine nasıl taşıdığı ve bunun beraberinde doğa düşüncesinde süreklilik problemini nasıl değerlendirdiği muhalifleri üzerinden incelenmektedir. Üçüncü ve son altbölümde form kavramının doğa düşüncesine girmesi ile birlikte Leibniz'de ilahi akılcılığın nasıl belirginleştiği analiz edilmektedir.
Bafra'da dini hayat
Bu çalışmanın amacı günümüz modern dünya algısı içinde Bafra'nın dini hayatını incelemek ve geleneksel dokusunu ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede araştırmamız, teorik ve pratik olarak iki farklı şekilde çalışılmıştır. Teorik açıdan, din-toplum ilişkisi ve ilgili kavramlar irdelenmiş, ardından araştırma yapılacak bölgenin kısaca tanıtımı yapılmış ve bölgedeki dini hayatı etkileyen unsurlar hakkında bilgi verilmiştir. Pratik açıdan, saha çalışmamızda elde ettiğimiz veriler analiz edilerek değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeliyle tasarlanmıştır. Çalışmamızın evrenini, Bafra merkez, köy ve gecekondularında yaşayan 18 yaş üstü bireyler oluşturmaktadır. Araştırma verileri basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilen katılımcılardan elde edilmiştir. Örneklem grubu %54,9'u erkek (n=220), %45,1'i (n=181) bayan olmak üzere 401 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, nicel veriler elde etmek için, Dini Hayat ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulguları, Dini Hayatla, sosyo-demografik değişkenlerden Cinsiyet, Yaş, Medeni durum, Eğitim durumu, Uygulama yapılan yer, Meslek durumu, Dini eğitim aldıkları yer, Dini kimlik durumu arasında ilişkisel ve yordayıcı verilerin olduğu, Gelir durumuna göre herhangi bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Modernizm etkisi altında bulunan bölgede, geleneksel dokunun korunduğu yönündeki temel hipotezimiz konusunda Dinin inanç, ibadet ve sosyal boyutunda yüksek, Dinin ahlak boyutunda normları benimseme oranının düşük olduğu tespit edilmiştir.
Sanata yönelik ilgi ile psikolojik iyi oluş ve maneviyat arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı sanata yönelik ilgisi ile psikolojik iyi oluş, dindarlık ve maneviyat arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çerçevede çalışma iki ana bölümden oluşarak ilk bölümde konu başlıkları ve alt yapısı hakkında bilgi verilmiş devamında ise elde edilen veriler analiz edilmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2023/2024 eğitim öğretim yılı Gümüşhane ve Ordu Üniversitesinde aktif öğrenim gören 18-50 yaş aralığındaki İlahiyat Fakültesi öğrencilerini kapsamaktadır. Çalışmanın örneklemini tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen %33,1 erkek, (n=132), %66,9 kadın (n=267) olmak üzere toplam 399 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada, Sanat İlgisi Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Maneviyat Ölçeği ve İçsel Dini Motivasyon Ölçeğinden oluşan anket formları kullanılmıştır. Örneklemden elde edilen formların istatistiksel analizi SPSS 25.0 istatistiksel paket programı kullanılarak incelenmiştir. Değişkenlerin puan ortalamalarındaki farklılıkları tespit edebilmek için iki gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem T-test analizi uygulanmıştır. Üç ve daha fazla gruplu değişkenlerde One-Way ANOVA analizi, ölçeklerin birbirleri arasındaki ilişkinin yönünü ve yordayıcılığını tespit edebilmek için pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularında (a) sosyo-demografik değişkenlerle sanata yönelik ilgi ve alt boyutları arasında duygu-algı eksenli sanat ilgisi alt boyutu haricinde anlamlı düzeyde farklılaşma olmadığı; (b) sanata yönelik ilgi ile psikolojik iyi oluş, dindarlık, maneviyat ve (c) dindarlık ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu görülmektedir. Sanat ilgisinin duygu-algı ve davranış alt boyutu ile dindarlık arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir. Diğer taraftan dindarlığın sanata yönelik ilgi ve psikolojik iyi oluş üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olduğu; ayrıca sanata yönelik ilginin psikolojik iyi oluş üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Sanat Yönelik İlgi, Psikolojik İyi Oluş, Din, Dindarlık, Maneviyat.
Kitab-ı Mukaddes'in Mormon Kitabı üzerindeki yansımaları
Mormonluk veya diğer adıyla Mormonizm, Mesih İsa'nın Son Gün Azizleri Kilisesi (The Church of Jesus Christ of Later-day Saints) mensuplarınca peygamber olarak kabul edilen Joseph Smith (ö. 1844) tarafından oluşturulmuş yeni dini hareketlerden birisidir. Bu hareketin mensupları Smith tarafından kendilerine tercüme edilerek verilmiş olan Mormon Kitabını kutsal kitap kabul ettikleri için tarihsel süreç içerisinde Mormonlar olarak adlandırılmışlardır. Mormonizm hareketi 19. yüzyılda Amerika'da ortaya çıktığında pek çok köktenci Hristiyan grup bu harekete muhalif olmuş ve bu araştırmada da incelendiği üzere bu hareketin gelişimi çalkantılı süreçlerden geçmiştir. Kendilerini gerçek Hristiyanlığı ihya eden bir hareket olarak tanımlayan Mormonlara göre Hristiyanlığın bütün ekolleri yanlış yoldadır. Tüm ekoller yanlış yolda olduğu için Hristiyanlığın ihyası gerekmektedir. Bu amaçla seçilmiş olan Joseph Smith, Tanrı tarafından görevlendirilmiştir. Gerçek Hristiyanlığın tesis edilmesi için Tanrı, Smith'e Mormon Kitabı'nı bir melek aracılığıyla göndermiştir. Mormon Kitabı ve Kitab-ı Mukaddes takip edildiğinde gerçek Hristiyanlık yeniden tesis edilecek ve kurtuluş mümkün olacaktır. Mormonların kendilerini bir ihya hareketi olarak görmeleri, onları Hristiyanlığın kutsal kitabına karşı cephe almalarını değil, aksine kendi kutsal kitaplarıyla aynı derecede kutsal saymalarını gerektirmiştir. Bu önemli husus çalışmamıza konu olmuş ve bu iki kitap arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırmanın temel konusu Mormon Kitabı ve Kitab-ı Mukaddes arasındaki ilişikidir. Her iki kutsal kitap arasındaki ilişkiden yola çıkılarak Mormon Kitabı'nın geçirdiği değişim sürecinin izlerini saptamayı amaçlayan bu çalışma ile bu kitabın doğuşuna ilham olan kaynaklar araştırılırken diğer taraftan da 19. yüzyılda Protestan Amerika'nın yeni dini hareketlere neden olan sosyolojik zemini açıklanmaya çalışılmıştır. Bu anlamda özelde Mormon Kitabı'na esin olduğu düşünülen Kitab-ı Mukaddes ve dönemin diğer eserleri açıklanırken daha genelde Mormonizmin ve buna benzer dini hareketlerin sosyokültürel arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Buna göre araştırmamızın ana problemi Mormon Kitabı ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki ilişkidir. Araştırmanın temel amacı ise Mormon Kitabı'nın kökenlerinin neler olduğunu tespit etmektir. Böylece 19. Yüzyıl Amerikasında neşet eden yeni dini hareketlerin Kitab-ı Mukaddes ile ilişkisini tartışmaya açmaktır. Bu çerçevede araştırma boyunca öncelikle Mormon Kitabı'nın esin kaynağı olduğu düşünülen bazı edebi eserlerle ilişkisi irdelenmiştir. Ardından Kitab-ı Mukaddes'in Mormon Kitabı üzerindeki yansımaları ele alınmıştır. Bu anlamda araştırmanın sınırlarını Mormon Kitabı'nın esinlenmiş olduğu iddia edilen edebi eserler ve özellikle Kitab-ı Mukaddes belirlemektedir.
Öğretmenlerde bireysel ve sosyal sorumluluk, mesleki tükenmişlik ve dindarlık ilişkisi
Bu araştırmanın amacı öğretmenlerde bireysel ve sosyal sorumluluk, mesleki tükenmişlik ve dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma iki temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmada ele alınan kavramlar hakkında teorik ve kuramsal çerçeve sunulmuş; ikinci bölümde ise elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bu şekilde konunun teorik temelleriyle pratik sonuçları arasındaki bağlantı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışma nicel bir araştırma olarak tasarlanmış ve ilişkisel tarama yöntemi uygulanmıştır. Araştırmanın evreni 2023/2024 eğitim öğretim yılı Ağrı İl Milli Eğitim ve ona bağlı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde görev yapan 20-51 ve üzeri tüm öğretmenleri kapsamaktadır. Araştırma örneklemini tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen %63,2 kadın (n=249), %36,8 erkek (n=145) olmak üzere 394 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Bireysel ve Sosyal Sorumluluk Ölçeği, Mesleki Yorgunluk/ Tükenmişlik/Toparlanma (OFER) Ölçeği, Dindarlık Ölçeği ve katılımcıların sosyo-demografik bilgilerini kapsayan anket tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Değişkenlerin puan ortalamalarındaki farklılıkları belirlemek için iki gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem T-testi kullanılmıştır. Üç veya daha fazla gruba sahip değişkenler için ise One-Way ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları kapsamında (a) sosyo-demografik değişkenlerle bireysel ve sosyal sorumluluk, (b) bireysel ve sosyal sorumluluk ile mesleki tükenmişlik, (c) bireysel ve sosyal sorumluluk ile dindarlık alt boyutları arasında ilişkiler olduğu; (d) mesleki tükenmişlik ile dindarlık alt boyutları arasında ilişki olmadığı saptanmıştır.
Prens Sabahattin'in siyaset felsefesi
Prens Sabahattin, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde etkili olan bir düşünür, yazar ve siyasetçidir. Siyasi düşünceleri, Osmanlı'nın modernleşme sürecinde önemli bir yer tutmuş ve dönemin siyasi tartışmalarına yön vermiştir. Prens Sabahattin, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı durmuş ve onların siyasi anlayışını eleştirmiştir. Ona göre, İttihat ve Terakki'nin tekçi ve merkeziyetçi politikaları, Osmanlı İmparatorluğu'nun etnik ve dini çeşitliliğini göz ardı ederek birlik ve beraberlik ilkesine zarar vermiştir. Prens Sabahattin, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısını korumayı ve imparatorluğun tüm unsurlarını bir arada tutmayı savunmuştur. Ona göre, imparatorluk içindeki farklı topluluklar arasında eşitlik ve adaletin sağlanması, güçlü bir Osmanlı kimliğinin oluşmasına yardımcı olacaktır. Prens Sabahattin, hukukun üstünlüğünü ve anayasal düzeni savunmuştur. Ona göre, devletin sınırları belirleyen bir anayasaya ihtiyacı vardır ve devlet, hukukun üstünlüğü ilkesiyle yönetilmelidir. Adaletin sağlanması ve herkesin eşit şekilde hukuki koruma altında olması, toplumsal düzenin temelini oluşturur. Prens Sabahattin, ekonomik gelişmeyi ve refahı önemseyen bir düşünceye sahiptir. Modern tarım, sanayi ve ticaretin geliştirilmesiyle birlikte toplumsal refahın artacağına inanmıştır. Ekonomik kalkınmanın sağlanması, toplumun genel refahını yükseltecek ve insanların yaşam kalitesini artıracaktır.
Ordu ili Fatsa ilçesi Oluklu Mahallesi halk inanışları
Din, hayatı kuşatan, belirli kural, emir ve yasakları bulunan, sınırları bazen esnek bazen sert bir şekilde çizilmiş öğretiler bütününe denilmektedir. Halk inançları bu öğretilerin bireysel ve toplumsal hayata taşınan yönünü ifade etmektedir. Bunlar, gelenek içerisinde inanan bireyler sayısınca faklı şekillerde bulunmaktadır. Dinin anlaşılma ve yaşanma şekilleri olan halk inanışlarının bazıları geçmişte yaşandığı haline benzer şekilde bozulmadan, bazıları ise çeşitli etkenlerle yeni bir şekle dönüşerek günümüze ulaşmıştır. Ordu yöresine geçmişte yerleşen Türkler önceki milletlerin kültürel ve dinî miraslarıyla Geleneksel Türk Dini ve kültürüne özgü birtakım inanış ve uygulamaları İslam'ın içinde günümüze taşımışlardır. Çalışmayla, halk inanış ve uygulamalarının Oluklu Mahallesi'ndeki yaşanma şekillerinin tespiti amaçlanmıştır. Kültürün manevi bir unsuru ve dinin algılanış biçimi olan halk inanışlarının kayıt altına alınması birçok sözlü kültür varlığını korumak demektir. Günümüzde baskın yabancı kültürlerin etkisiyle kaybolmaya yüz tutmuş bazı gelenek ve görenekler gibi çoğu halk inanışının uygulanması da terk edilmiştir. Bu nedenle, çoğu halk inanışı gelecek nesillere aktarılamama ve kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu çalışmada mahallede yaşamakta olan halk inanışlarının aynı âkıbete uğramasına mani olmak için kayıt altına alınıp sonraki nesillere aktarılması amaçlanmıştır. Araştırmayla mahallede yaşanan halk inanış ve uygulamalarındaki geleneksel Türk inanışlarının ve İslam'ın izleri ortaya konulacaktır. Mahalledeki geçiş dönemleriyle ilgili halk inanış ve uygulamalarını tespit etmenin Dinler Tarihi alanına katkı sunacağı düşünülmektedir.
Lise öğrencilerinin din algısı üzerinde sosyal medyanın rolü (Ordu/ Altınordu örneği)
Teknolojik gelişmeler, internet ve sosyal medya toplumun bütün unsurlarını yapısal bir dönüşüme uğratmıştır. Bu dönüşüm sadece iletişim süreçlerini etkilemekle kalmamış küresel kültürün taşıyıcısı olan sosyal medya, davranışlarımızdan tüketim alışkanlıklarımıza hayatımızın her alanının değişmesine neden olmuştur. Günümüzde sosyal medya kamuoyu oluşturma kitlelere hitap etme ve algıları yönlendirmede çok etkili bir güç haline gelmiştir. Bu sebeple sosyal medyanın gençlerin din algısı üzerinde etkileri çalışmamızın temel konusunu oluşturmaktadır. Amacımız ise; sosyal medyada yer alan dini içeriklerin gençlerin dini duygu, düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediğini araştırmaktır. Nitel yöntemi tercih ettiğimiz araştırmamızda literatür taraması ve yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde kavramsal ve kuramsal bir çerçeve oluşturulmuş sosyal medya, din ve gençlik konuları ele alınmıştır. Saha çalışmamızda ise Ordu/Altınordu'da lisede eğitim öğretim gören 14-18 yaşlarında bulunan lise öğrencileriyle görüşmeler yapılmıştır. Araştırmamızın sonucunda sosyal medyanın gençlerin inanç, ibadet, ahlak ve davranışları üzerinde çok önemli bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal medyada yer alan filmler ve videolar; dinî kurum, kişi ve sembolleri yanlış kullanarak olumsuz bir din algısı oluşmasına neden olduğu tespit edilmiştir.
Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi ve İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenlerinin gözlemlerine göre gençlerin deizm algısına sosyolojik bir yaklaşım (Fatsa örneği)
Aydınlanma sonrası Batı'nın yöneldiği materyalist felsefe, teknik ilerlemelerle birlikte insanlığın hayat algısını ve yaşam tarzını değiştirmiştir. Aklın doğrunun mutlak kaynağı ve maddenin tek gerçeklik olduğu görüşü üzerine temellenen sekülerizm kısa zamanda, özellikle internet ağı üzerinden kitle iletişim araçlarının kullanımının artması ile batı dışındaki toplumları da etkilemiştir. Bu etkilerden biri, deizm yahut deist düşüncenin hassaten gençler arasında yayılmasıdır. Bu meyanda deizmin hem tarihi menşei üzerine hem de sosyal anlamda etkileri üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmıştır. Bu araştırma, lise düzeyinde öğrencilerin deizme olan ilgi ve algılarını, İslâm dışı felsefî akımlara yönelim düzeyini, bu yönelimin hangi sosyokültürel etmenlere bağlı olarak geliştiğini tespit etmeyi amaçlamıştır. Gençlerin deizm ile ilgili sorularını doğrudan yansıtacakları Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmenleri ile İmam Hatip lisesi meslek dersleri öğretmenlerinin tecrübe ve görüşlerinden istifade edilmiş ve öğrencilerin inanç noktasında ilgi, alaka ve yönelimleri tespit edilmiştir. Çalışmamızın bir boyutu, deizmin kavramsal çerçevesini ve lise öğrencilerinin içinde bulunduğu ergenlik evresinin psikososyal gelişim özelliklerini kapsayacak literatür taraması yoluyla elde edilen verilerin derleme çalışmasından oluşmaktadır. Saha çalışması yaptığımız diğer boyutta Fatsa'da görev yapan yirmi Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni ve meslek dersleri öğretmeni ile nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış mülakat formu aracıyla görüşme yapılmıştır. Toplanan veriler betimsel analiz ile yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. Katılımcı öğretmenlerle yaptığımız görüşmeler, Fatsa özelinde deist yahut deizme ilgi duyan lise öğrencisinin çok az olduğunu ortaya koymaktadır. İslâm inanç sistemine yönelik öğrenciler tarafından sorulan soruların mahiyeti ve sıklığı ise gidilen okul türüne göre değişkenlik arz etmektedir. Ancak öğrencilerin inanç içerikli sorular sormaları, onların İslâm dışı akımlara yönelimi olduğunu ortaya koymaktan ziyade, içinde bulundukları gelişim aşamasının ve aktif oldukları medya ağlarında karşılaştıkları içeriklerin bir neticesidir.
Dua psikolojisi: Bireylerin dua etme motivasyonlarına yönelik psikolojik bir araştırma
Bu araştırma kendisini dindar olarak algılayan bireylerin dua motivasyonlarını, dua içeriklerini ve duanın psiko-sosyal yaşam üzerindeki etkisini irdelemektedir. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde duanın manevi ve psikolojik özellikleri teorik düzlemde ele alınmış; ikinci bölümde ise konu ile ilgili bir alan araştırması yapılmıştır. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırmanın teorik kısmında kuramsal çerçeve sunularak şekil ve içerik bakımından dua çeşitleri, dinlerde dua, dua psikolojisi konuları ele alınmıştır. Yapılan nitel araştırma neticesinde farklı yaş, eğitim, meslek ve cinsiyete sahip 25 kişiye yapılandırılmış mülakat uygulanmış, katılımcıların dua ile ilgili deneyim, duygu ve düşünceleri temalar halinde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların dua etme sıklığı, duanın psikolojik etkisi, duanın dine ve Tanrı'ya yönelik oluşturduğu duygular, şifa kaynağı olarak dua, dua içerikleri ve dini yükleme biçimleri ve duanın yapılış şekli temaları altında tespit edilmiştir. Araştırma neticesinde dua etmenin psikolojik düzlemde katılımcıları iyi hissettirdiği, genel olarak olumlu etkilediği görülmüştür. Yaşam içerisinde karşılaşılan maddi ve manevi sıkıntıların aşılmasında duanın doğal bir başa çıkma aracı olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda ezbere dayalı ve anlamı bilmeden yapılan dualar yerine, bireyin kendi duygu ve düşünceleriyle ifade ettiği duaların daha etkili olduğu ve daha fazla farkındalık oluşturduğu tespit edilmiştir.
Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında kötülük problemi (Gazzâlî-İbn Rüşd örneği)
Bu çalışma, İslam düşüncesinde derin izler bırakmış iki önemli filozof olan Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün nedensellik teorilerini ve bu teorilerin kötülük problemine yansımalarını analitik bir yöntemle incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, felsefe tarihinin önemli tartışmaları arasında yerini alan nedensellik ilkesinin epistemolojik ve ontolojik temelleri irdelenmiş; akabinde Gazzâlî'nin nedensellik anlayışı ve Aristotelesci nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler, daha sonra da İbn Rüşd'ün bu eleştiriler doğrultusunda Aristotelesci nedensellik anlayışını savunması ele alınmış ve mukayeseli bir analize tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Gazzâlî, tabiatta a priori nedensellik bağı bulunduğu fikrini reddederek, sebep-sonuç ilişkisinin ancak ilahî iradenin sürekli yaratımıyla mümkün olduğunu öne sürmüştür. Buna karşılık İbn Rüşd, nedenselliğin empirik ve akli verilerle temellendirilebileceğini iddia etmekte ve doğadaki düzenliliğin zorunlu bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır. İkinci bölümde ise kötülük problemi felsefi ve kelâmî tartışmalar çerçevesinde ele alınmıştır. "Kötülüğün mahiyeti ve kaynağı" sorusuna dair geliştirilen argümanlar ekseninde, Gazzâlî'nin kötülüğü âdem (yokluk) kavramıyla açıklayan ve ilahî kudretin mutlaklığını merkeze alan teolojik yaklaşımı ile İbn Rüşd'ün kötülüğü kozmolojik düzenin kaçınılmaz bir bileşeni olarak yorumlayan teodise anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Her iki düşünürün, Tanrı'nın adaleti ve hikmeti ile âlemdeki kötülük olgusunu uzlaştırmak için geliştirdikleri teoriler, varlık, nedensellik ve ahlak arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktadır. Bu çalışmada, nedensellik ve kötülük problemi arasındaki bağı ontolojik ve teolojik düzlemde sorgulayarak, İslam felsefesindeki Tanrı-âlem-insan üçgenine dair temel gerilim alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün felsefî sistemleri üzerinden yapılan bu analiz, yalnızca klasik bir tartışmanın yeniden değerlendirilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çağdaş metafizik ve teodise tartışmaları için de yeni perspektifler sunmaktadır.
Sovyet Rusya sonrası dönemde buhara Yahudileri: Dinler tarihi açısından bir inceleme
Türkistan coğrafyası çok eski devirden itibaren birçok farklı inancı göğsünde barındırmıştır. Çift yönlü bir etkileşimin olduğu bu coğrafya tarih boyunca dinî çoğulculuk noktasında mümtaz bir örnek olmuştur. Buhara Yahudileri İran üzerinden İpek yolu vasıtasıyla Orta Asya'ya yayılmışlardır. Bölgeyi ziyaret eden seyyahlar Buhara bölgesinde yoğun olarak yaşayan bu Yahudilere Buhara Yahudileri ismini vermiştir. Buna ek olarak Orta Asya Yahudileri, Türkistan Yahudileri gibi isimlendirmelerde kullanılmaktadır. Farklı yönetimler altında yaşayan bu Yahudiler zaman içinde küçük gruplar hâlinde başka yerlere göç etseler de son olarak Sovyet yönetiminin yıkılmasıyla Özbekistan'da kalan Yahudiler kitleler hâlinde Amerika ve İsrail başta olmak üzere farklı yerlere göç etmişlerdir. Bu çalışmayla Buhara Yahudilerinin günümüzdeki durumlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma da Göç eden Buhara Yahudilerinin günümüzdeki durumları nelerdir? Buhara'dan göç etmeyen Buhara Yahudileri ne yapmaktadırlar? Gittikleri bölgeye uyum sağlayabilmişler midir? Buhara Yahudi kültürü devam etmekte midir? gibi sorulara cevap bulmaya çalışılmıştır. Göç eden Buhara Yahudileri Çalışmada ilk olarak göç öncesi Özbekistan'da Buhara Yahudileri hakkında bilgi verilmiştir. Göç süreciyle beraber Buhara Yahudilerinin göç etme sebepleri ele alınmıştır. Daha sonra Buhara Yahudilerinin göç ettikten sonraki durumları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece göç eden Buhara Yahudilerinin gittikleri yerlere Özbek kültürünü taşıdıkları ve Özbekistan ile bağlarını koparmadıkları ortaya konulacaktır. Her yıl düzenli olarak Özbekistan'ı ziyaret eden Buhara Yahudilerinin günümüzdeki siyasî, sosyal, dinî ve ekonomik durumlarının tespiti ile Dinler Tarihi alanına katkı sağlanılacağı düşünülmektedir.
Sally Jane Priesand ve Laura Geller örnekliğinde reformist Yahudilik
Reformist Yahudilikte kadının konumu bağlamında kadınların dinî ve toplumsal konumundaki değişimi amaçlanmaktadır. Özellikle kadınların ibadet, hahamlık ve cemaat yaşamlarındaki rollerinin değişimi açıklanmıştır. Araştırmada Reformist Yahudiliğin tarihsel gelişimi ve sürecin kadınlar üzerindeki etkileri ele alınırken, geleneksel Yahudilikle ve kadın liderler kendi içerisinde karşılaştırmalı bir yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın kapsamında tarihsel belgelerin analizine, Reformist cemaatin ritüellerine yer verilmiştir. Kadınların haham olan atanmaları, sinagogda aktif rol almaları, erkekler ile eşit ve özgür haklara sahip olmaları Reformist hareketin kadınlara sunduğu somut örnekleri barındırmaktadır. Araştırmada Reformist Yahudilikle ilgili doküman incelemesiyle elde edilen verilerin işlenmesinde deskriptif bir metod kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları, Reformist Yahudiliğin kadın-erkek eşitliğini savunduğunu ve teolojik doğrultuda da gelişim gösterdiğini sunmaktadır. Araştırmanın sonucunda kadınların geleneksel Yahudiliğin ötesinde, Reformist Yahudilikle birlikte dinî liderlik ve toplumsal alandaki ön plana çıkışına ulaşılmıştır. Bununla birlikte Yahudi toplumunda yaşanan değişimin ve gelişimin gösterilmesi amaçlanmıştır. Reformist Yahudilikte kadınların konumuna ilişkin bu araştırma aynı zamanda moderleşme süreçlerinin toplumsal etkisini de göstermektedir. Kadınların toplumda liderlik yapması yalnızca dinî bir değişiklik değildir, bu toplumun normlarının da yeniden şekil aldığını göstermektedir. Kadınların eşitlik ve özgürlük ilkesi bağlamında çıkılan bu süreçte günümüzde asimile olmaya yüz tutmuş bir Yahudilik görülüyor denilebilir. Teolojik ve sosyal değişimin başlaması toplumdaki tüm dengeleri etkilemiştir. Bu bağlamda bugün Reformist Yahudiliğin cinsiyetsizleşmeyi de desteklediğini söylemek mümkündür. Bu çalışmayla birlikte Geleneksel Yahudiliğin yerini Reformist Yahudiliğe bırakarak Yahudilikte yeni bir ideolojinin ortaya çıkmasının sunulmasıyla Dinler Tarihi alanına katkı sunacağı düşünülmektedir.
Deprem bölgesindeki gönüllülerin ikincil travmatik stres düzeyleri ile dini başa çıkma tutumları arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinin ardından gönüllü olarak afet bölgesine giden bireylerin ikincil travmatik stres düzeyleri ile dini başa çıkma tutumları ve içsel dini motivasyonları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma kapsamında deprem bölgesine yardım amacıyla giden 243 gönüllü bireye ulaşılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline uygun bir şekilde tasarlanan araştırmada kişisel bilgi formu, ikincil travmatik stres ölçeği, dini başa çıkma ölçeği ve içsel dini motivasyon ölçeği kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken Bağımsız Örneklemler t-test, Pearson Korelasyon Analizi ile Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların orta düzeyde ikincil travmatik stres yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların ikincil travmatik stres düzeyleri ile cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, daha önce büyük bir depreme maruz kalma, gönüllülük sürecinde depreme maruz kalma ve afet yaşanmış bölgelerde daha önce gönüllü olarak bulunmuş olma değişkenleri arasında farklılaşma olmadığı görülmüştür. İkincil travmatik stres düzeyleri ile olumsuz dini başa çıkma arasında korelasyon düzeyinde pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Regresyon analizinde ise olumsuz dini başa çıkmanın ikincil travmatik stresi pozitif şekilde yordadığı görülmüştür. Olumlu dini başa çıkma ile ikincil travmatik stres arasında bir ilişki bulunmadığı; fakat çoklu doğrusal regresyon analizinde olumlu dini başa çıkmanın ikincil travmatik stresi pozitif şekilde yordadığı görülmüştür. İçsel dini motivasyon ile ikincil travmatik stres arasında bir ilişki olmadığı; diğer taraftan çoklu doğrusal regresyon analizinde negatif yordayıcılığa sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın en dikkat çeken bulgusu ise içsel dini motivasyonun, olumsuz dini başa çıkma ile ikincil travmatik stres arasındaki ilişkiyi zayıflatarak koruyucu bir etki göstermesi olmuştur. Sonuç olarak deprem bölgesinde görev yapan gönüllülerin ikincil travmatik stres ile baş etmede dini inancın doğal bir başa çıkma aracı olarak süreç içerisinde yer aldığı ifade edilebilir.
Depremzedelerde psikolojik dayanıklılık, umut ve dini başa çıkma ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, depremzedelerde psikolojik dayanıklılık ile dini başa çıkma arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde psikolojik dayanıklılık, dini başa çıkma ve afet psikolojisi literatürüne ilişkin kuramsal çerçeveye yer verilmiş; ikinci bölümde ise elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 18 yaş üstü bireyler oluşturmakta; örneklem grubunu ise tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 243 kadın (%51,4) ve 230 erkek (%48,6) olmak üzere toplam 473 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Dini Başa Çıkma Ölçeği ve Umut Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik paket programı ile çözümlenmiştir. İki gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem T-testi, üç ve daha fazla gruplu değişkenlerde One-Way ANOVA analizi uygulanmıştır. Ayrıca ölçekler arasındaki ilişkinin yönünü ve yordayıcılığını belirlemek amacıyla pearson korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularında (a) sosyo-demografik değişkenlerle psikolojik dayanıklılık, dini başa çıkma ve umut düzeyleri arasında farklılaşma bulunduğu, (b) psikolojik dayanıklılık ile dini başa çıkma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu, (c) umut düzeyinin hem psikolojik dayanıklılığı hem de dini başa çıkmayı destekleyici ve yordayıcı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular, afet sonrası süreçte dini başa çıkma ve umut değişkenlerinin bireylerin psikolojik dayanıklılıklarını güçlendiren temel faktörler olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Afet Psikolojisi, Deprem, Dini Başa Çıkma, Psikolojik Dayanıklılık, Umut.
Ergenlerde sosyal medya bağımlılığı ve dindarlık ilişkisi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde sosyal medya bağımlılığı ile dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu bağlamda çalışma iki başlık altında yürütülmüştür. İlk bölümde konu başlıkları tek tek incelenmiş ve değerlendirilmiş, ikinci bölümde elde edilen verilerin analizinden ulaşılan bulgular sunulmuş ve tartışılmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma verileri 2023-2024 yılları içerisinde tüm Türkiye'de aktif olarak öğrenim hayatına devam eden 13-18 yaş aralığındaki ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerinden toplanmıştır. Çalışmanın grubunu tesadüfi örnekle yöntemi ile seçilen 242 erkek (%57,5) ve 179 kız (%42,5) olmak üzere toplam 421kişi oluşturmaktadır. Çalışmada, Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Dindarlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 istatistiksel paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Değişkenlerin puan ortalamalarındaki farklılıkları tespit edebilmek için iki gruplu değişkenlerden bağımsız örneklemlere t-Test analizi uygulanmıştır. Üç veya daha fazla gruba sahip değişkenler için ise One-way ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları kapsamında sosyal medya bağımlılığı ile dindarlık arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.
Yalçın Koç'a göre dilin sınırları
Bu çalışmanın konusu, Yalçın Koç'un dil organonu, idrakin keyfiyeti ve bilincin bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerindeki gelişimine ilişkin yorum ve değerlendirmeleridir. Bu doğrultuda, çalışmamızda düşüncenin konusu kılınan nesnelerin zihin vasatındaki kurulma aşamalarından bahsedilmiş ve dilin nasıl bir fonksiyon icra ettiği bir takım benzetmelere başvurularak ele alınmıştır. Yalçın Koç'a göre insan, rasyonalite yetisi vasıtasıyla, başta bizzat kendisi olmak üzere hiçbir nesnenin hakikatini kavrayamamaktadır. Mahiyeti gereği nesne ve niteliğini birbirinden ayırıp, bunları zihinde soyut temsillere dönüştüren rasyonalite yetisi gerçek bir kendilik idrakini mümkün olmaktan çıkartmaktadır. Bu nedenle Yalçın Koç, merkeze cevher olarak rasyonalite yerine "psukhe"yi koymakta ve rasyonaliteyi "psukhe"nin insanın yetişkinlik evresindeki bir yetisi olarak kabul etmektedir. Buna göre insanın psukhe marifetiyle kendisini hem idrak eden hem idrak edilen olarak tecrübe etmesi, ancak dış dünyanın duyumsanmadığı bebeklik döneminde sahip olunan saf bir bilinçle mümkündür. Yalçın Koç insanın bebeklik dönemindeki sözkonusu kendilik idrakini "theoria" olarak adlandırmakta ve "theo-logia"nın gayesini de dil ve düşüncenin esaslarını ve sınırlarını araştırma etkinliği olarak belirlemektedir. Buna bağlı olarak "theo-logia", aşkın bir sahaya ait nesne ve kavramların hangi bakış açısıyla ve nasıl bir dil ve mantık tasavvuru çerçevesinde yorumlanabileceğiyle ilgili kıstasları belirlememizi sağlar. "Theo-logia" kavramını "nazariyata dair fikriyat" olarak tanımlayan Koç'a göre, nazariyatın ve fikriyatın bazı temel ölçütleri bulunmaktadır. Çalışmamızda bahsedilen sözkonusu ölçütlerin esas alınması herhangi bir düşüncenin nazariyat alanına mı yoksa fikriyat alanına mı ait olduğunun tespit edilmesini kolaylaştırabilir. Dilin bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerindeki yapısına dikkat çekmek için "dil arkhitektoniği" kavramını kullanan Yalçın Koç, sözkonusu dönemlerde doğal olarak edinilen her dil katının belli bir bilinç düzeyine, yani, insanın kendisini ve dünyayı idrak etme biçimine karşılık geldiğinin altını çizer. Bu bağlamda dil ile özne arasında varoluşsal bir bağın kurulduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada dil, düşünce ve özne arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş ve dilin ontolojik boyutu ve sınırları Yalçın Koç'un düşünceleri üzerinden tasvir edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Dil Arkhitektoniği, Theologia, Aşkın, Theatron, İdrak, Temsil
İbn Sînâ'da (ö. 428/1037) tümeller sorunu ve mâhiyet ilişkisi
Bir varlık filozofu olarak İbn Sînâ varlık-mâhiyet teorisiyle beraber kendinden sonra gelecek olan tüm düşünürlerin felsefî, kelamî ve tasavvufî sistemlerine etki etmiştir. Bu çalışmada mutlak mâhiyetin tabiî tümel ile olan özdeşliği ispat edilerek bu özdeşliğin Ortaçağ'da büyük bir sorun olarak addedilen tümeller sorununun İbn Sînâ tarafından yapılmış çözümlerindeki etkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışma İbn Sînâ'da mâhiyet itibarları ve tümel sınıflandırmaları üzerine kurulmuştur. Ayrıca tümel ve mâhiyet ilişkisinde aklî tümelin, tümellik arazı açısından zihinde mâhiyetin özdeşi olması sebebiyle zihinde mâhiyet-dış dünyada mâhiyet özdeşliğinde aklî tümelinde zikredilebileceği savunulmaktadır. Neticede zihnî varlık demek dış dünyada mâhiyet olan muhakkak mâhiyetin zihinde mâhiyete yani mücerret mâhiyete özdeş olması anlamına gelmektedir.
Dindarlık, bilişsel esneklik ve öfke kontrolü ilişkisi üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, bireylerin hayatında önemli bir yeri olan dindarlık, bilişsel esneklik ve öfke kontrolü arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Araştırmanın örneklem grubunu, 2022- 2023 eğitim öğretim yılında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi'nin farklı fakültelerinde öğrenim gören 339 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmamızda dindarlık ile ilgili verilerin toplanmasında "Dini Hayat Ölçeği" (DHÖ), bilişsel esneklik ile ilgili bilgilerin toplanmasında Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE), öfke kontrolü ile ilgili verilerin toplanmasında ise "Çok Boyutlu Öfke Ölçeği"(ÇBÖÖ) kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmamızda dindarlık ile bilişsel esneklik arasında pozitif yönlü, anlamlı ve düşük derecede bir ilişki olduğu, katılıcıların dindarlık puanları arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı tespit edilmiştir. Dindarlık ile kişiler arası öfke ölçeği ve intikam alt boyutu arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişkinin olduğu; dindarlık puanları yükseldikçe örneklemin kişiler arası öfke puanlarının düştüğü, yani öfke kontrollerinin yükseldiği tespit edilmiştir. Dindarlığın ve boyutlarının bağımsız değişken, bilişsel esneklik ve kişiler arası öfke boyutlarının bağımlı değişken olarak girdiği regresyon analizde ise dindarlığın bilişsel esnekliği anlamlı düzeyde yordadığı, fakat kişiler arası öfke kontrolünü yordamadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Bilişsel Esneklik, Öfke Kontrolü.
X ve Z kuşaklarının din algısı: Kadınhanı merkez örneği
Bu araştırmada, X ve Z Kuşaklarının din algılarındaki benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesi, aynı zamanda sınırlı sayıda sunulan kuşak ve din etkileşimi çalışmalarına yönelik ek bir katkı sunulması hedeflenmiştir. Bundan dolayı araştırmanın evrenini X ve Z Kuşakları oluşturmaktadır. Konya Kadınhanı ilçesindeki Anadolu Lisesi, Anadolu İmam Hatip Lisesi, Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde eğitim gören Z Kuşağı öğrencileri, ayrıca bu öğrencilerin X Kuşağı olan anne babaları ve Z Kuşağı kardeşleri örnekleme dahil edilmiştir. Örneklem büyüklüğü 1132 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada, nitel veri toplama yöntemlerinden, literatür taraması olarak adlandırılan "belgesel gözlem/tarama" yöntemiyle, nicel veri toplama aracı olan "anket" yöntemi kullanılmıştır. Ankette 85 soru yer alırken, katılımcıların demografik ve sosyokültürel profillerinin yanı sıra dini algı düzeyleri de ortaya konulmaya çalışılmış ve anket sonuçlarının SPSS programıyla ki-kare analizi yapılarak, elde edilen bulgular grafiklerle sunulmuştur. X ve Z kuşağı katılımcıların dini inanç düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, dini yaşayış şeklinin X kuşağında yüksek, Z kuşağında ise düşük olduğu tespit edilmiş ve iki kuşak arasındaki farklılıklar ile bu farklılıklara neden olan faktörlerin ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: X Kuşağı, Z Kuşağı, Din, Din Algısı, Kuşak Çatışması.
Kilise tarihinde Avignon papaları
Hıristiyanlığın Katolik mezhebinde Vatikan merkez olarak kabul edilmektedir. Bunun sebebi İsa Mesih'in Matta 16:18'deki "Sen Petrus'sun ve ben Kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım" cümlesidir. Latincede kaya anlamına gelen Petrus, aynı zamanda Havarilerin lideri ve İsa Mesih'e en yakın olan kişidir. Petrus, M. 64'de Roma'da idam edilerek hayatını kaybetmiş ve oraya defnedilmiştir. İncillerde yer alan bu ibare sebebiyle Katolikler merkezlerini Kutsal şehir olarak kabul ettikleri Roma'ya inşa etmişlerdir. Ancak XIV. yy'da Kilise, Fransa'nın Avignon şehrine taşınmıştır. Katolik Kilisesinin Roma'yı terk edip Avignon'a taşınmasının ardından koyu Katolikler tarafından bu döneme "Hıristiyanlığın Babil Sürgünü" denilmiştir. İki bölümden oluşan bu çalışmamızda, öncelikle Avignon şehri tanıtılmış ardından papaların şehre taşınmasından sonra vuku bulan olaylar aktarılarak, Kilisenin Avignon'a neden taşındığı, bu dönemde yaşanan olaylar nelerdi ve bu döneme neden sürgün denildiği gibi sorulara yanıt aranmıştır. Çalışmada literatür taraması yapılarak, çoğunluğu Fransızca olan kaynaklar kullanılmış ve tasviri bir metot benimsenmiştir. Avignon'da ikamet eden yedi Papanın dönemleri, farklı alt başlıklar altında ele alınarak her birinin kendi döneminde gerçekleşen önemli olaylar ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Avignon, Avignon Papalığı, Hıristiyanlığın Babil Sürgünü, Katoliklerin ikinci başkenti
Elisha Ben Abuyah örneğinde Yahudilikte küfür
Bu tez çalışmasında, Elisha ben Abuyah örneği üzerinden Yahudilikte küfür konusu incelenmektedir. Elisha ben Abuyah örneği ile Yahudi toplumunda önemli bir tartışma ve konuşma noktalarından biri olarak kabul edilen küfür konusu; dinî, etik ve felsefî boyutları ile ele alınmaya çalışılmıştır. Tez, Elisha ben Abuyah'ın küfür eylemlerini ve bu eylemlerin dinî düşünceye etkisini incelemeyi hedeflemektedir. Tez çalışmasında Elisha ben Abuyah'ın hayatı ve öğretisi genel bir biçimde sunularak küfür kabul edilen fiilleri ele alınmış ve bunun neticesinde bahsedilen eylemlerin Yahudi toplumunda nasıl algılandığı incelenmiştir. Dinî toplum içinde önemli bir mesele olan Yahudilikte "küfür" algısı ciddi bir günah olarak kabul edilmiş ve Tanrı'ya yahut dinî değerlere karşı saygısızlık ya da hakaret etme anlamına karşılık gelmiştir. Genellikle ağır bir suç olarak kabul edilen küfür olgusunun, dinî inançların muhafaza edilmesini ve toplumsal normların sürdürülmesini tehdit eden bir eylem olarak algılanması neticesinde ciddi cezalarla önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu suçun karşılığı toplumun dinî otoriteleri veya mahkemeleri tarafından ele alınmış ve dinî yasaların uygulanması ile cezalandırılmıştır. Elisha ben Abuyah, Yahudilikte küfür algısı konusunda önemli bir örnek olarak kabul edilmiştir. Elisha ben Abuyah başlangıçta dindar bir bilge olarak tanınmış ancak zamanla Yahudi inançlarından sapmış olarak kabul edilmenin ardından toplumdan ihraç edilmiştir. Elisha'nın söylemleri ve eylemleri Yahudi toplumunda ciddi bir tepkiye sebebiyet vermiş ve dinî düşüncede tartışmalara yol açmıştır. Küfürün toplum üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayan Elisha ben Abuyah'ın eylemleri, Yahudi toplumunun temel inançlarına ve değerlerine bir tehdit olarak kabul edilmenin yanı sıra inanç sisteminde saygı, ahlak ve dinî değerlere bağlılığın önemini anlamaya katkı sağlamıştır.
İlahiyat fakültesi öğrencilerinin sosyal medya fenomenleri kanaat önderliği algıları üzerine bir inceleme
Hayatın her alanına yönelik sözü olan din ile insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim günümüzde yeni bir mecra ile karşı karşıyadır. Teknoloji ve kitle iletişim araçları eğitim süreçlerini ve eğitimin öznesi olan insanı doğrudan ve dolaylı yollarla etkileyebilmektedir. Özellikle bireylerin beslendiği epistemik kaynaklar, enformasyonun bolluğu ve başıboş dolaşıma girmesi din eğitimi süreçleri açısından da incelenmesi gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır. Gelişen internet teknolojisinin bireylere sağladığı etkileşim imkanı beraberinde sosyal medya fenomenlerini de getirmiştir. Geçmişte "kanaat önderi" olarak öne çıkan bireyler bulunurken günümüzde fenomenler tanınırlık ve etki anlamında önemli bir yere sahip olabilmektedir. Yine öğretmenlerin formal alanda sahip oldukları alan, bireyin hayatında fenomenlerden daha az yer edinebilmektedir. Bu çalışmanın amacı yüksek din eğitimi veren kurumlar olan ilahiyat fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin sosyal medya fenomenleri kanaat önderliği algılarını ölçmek olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda kişisel bilgi formunda bulunan değişkenlerin sosyal medya fenomenlerini kanaat önderliği noktasında takip etme motivasyonlarına yönelik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 2021-2022 eğitim öğretim yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesinde öğrenim görmekte olan 466 öğrenci katılmıştır. Hazırlıktan 4. sınıf düzeyine kadar her kademeden, %30 ve %100 Arapça eğitim gören 1. ve 2. öğretim öğrenciler çalışmanın örneklem grubunu oluşturmaktadır. Katılımcılara "Takipçiler nezdinde sosyal medya fenomenleri kanaat önderliği ölçeği" uygulanmıştır. Verilen cevaplar demografik değişkenlere yönelik elde edilen bilgilerle analiz edilerek veriler toplanmıştır Katılımcıların verdikleri cevaplar SPSS 27. paket programı ile analiz edilmiştir. Belirlenen problem ve alt problemlere yönelik yüzde, frekans, standart sapma ve aritmetik ortalama değerlerine ulaşılmıştır. Veriler karşılaştırılırken iki grup arasında t-testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında tek yönlü varyans (One-way ANOVA) analizleri kullanılmıştır. Ortaya çıkan anlamlı farklılıkta ileri analizler için Post-hoc Tukey testine başvurulmuştur. Analiz sonuçlarına göre ilahiyat fakültesi öğrencileri sosyal medya fenomenlerini daha çok eğlence ve iletişim boyutlarında kanaat önderliği motivasyonlarıyla takip etme eğilimindedir. Ayrıca dini paylaşımda bulunan fenomenlere dini paylaşımda bulunmayanlara oranla daha fazla kanaat önderliği rolü yüklenmektedir. İlahiyat fakültesi öğrencilerinin bilgi, güven, yakınlık, taklit, iletişim ve eğlence boyutlarında sosyal medya fenomenlerine karşı kanaat önderliği noktasında olumlu düşüncelere sahip oldukları da elde edilen bulgular arasındadır.
Avusturya'da dinler ve dini hak ve özgürlüklerin tarihçesi
Avusturya, Avrupa ülkeleri içerisinde dini hak ve özgürlüklerin tasarrufu açısından üzerinde çalışma yapmaya değer bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülke, tarihi boyunca çok uluslu bir imparatorluk olması münasebetiyle, farklı etnik gruplar ve inançlarla bir arada yaşama kültürünü geliştirmiştir. Dolayısıyla Avusturya'nın tarihi, din ve mezhep savaşları ve otorite ile din arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. Katolik mezhebinin hâkim ve güçlü olduğu ülkede söz konusu mücadeleler neticesinde farklı mezhepler ve inanç toplulukları ortaya çıkmıştır. Günümüzde ülkede Hıristiyanlık, İslâmiyet, Yahudilik olmak üzere üç temel din ve bunlara bağlı farklı inanç toplulukları, mezhepler hâkimdir. Adı geçen inançlara ait kiliseler, cemaat ve topluluklara ait kurumlar, sadece dini değil birçok alanda faaliyet göstermektedir. Avusturya farklı dönemlerde bünyesi dahilindeki din, mezhep ve inanç topluluklarına dini hak ve özgürlükler tanıma adına onları yasalarıyla desteklemiştir. Ülkede hâkim olan din Hıristiyanlık iken ikinci sırada İslamiyet yer almaktadır. Avusturya, İslâmiyet'i Avrupa'da resmen tanıyan ilk ülkedir. Ancak 2015 yılı itibari ile İslâm, çıkartılan yeni yasa ile bir yandan ülke ile uyumlanmaya çalışırken, aynı zamanda kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Böylece yeni İslâm kanunu, İslâmofobi'nin ülkede kurumsallaştırılmasının yasal dayanağı haline gelmiştir.
Öğretmenlerde anlam arayışı, mesleki doyum ve dindarlık ilişkisi (Konya örneği)
Öğretmenlerde anlam arayışı, mesleki doyum ve dindarlık ilişkisini Konya örneği üzerinden inceleyen araştırmamız, cinsiyet, yaş, branş, mesleki kıdem yılı, okul türü, istihdam durumu, hayatın çoğunun geçtiği yer, medeni durum ve çocuk sahibi olma/olmama durumu gibi demografik değişkenlerin mesleki doyum üzerine etkisini, yaşamda anlam ve dindarlık arasındaki ilişkinin yönünü ve derecesini bilimsel olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemi, Konya ili merkez ilçelerinde görev yapan 383 öğretmenden oluşmaktadır. Katılımcılar tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilmiş olup, "Kişisel Bilgi Formu", "Yaşamda Anlam Ölçeği", "Mesleki Doyum Ölçeği" ve "Dindarlık Ölçeği"nden oluşan anket verilerine online olarak katılım sağlamışlardır. Veriler SPSS programında analiz edilmiştir ve araştırma sonucunda katılımcıların; Yaşamda anlam ve alt boyut puanları; yaş, mesleki kıdem, istihdam durumu, medeni durum ve çocuk sahibi olma/olmama değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Cinsiyet, branş, okul türü ve hayatın çoğunun geçtiği değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Mesleki doyum ve alt boyut puanlarında: cinsiyet, mesleki doyum ve gelişme isteği alt boyutunda anlamlı farklılık göstermiştir. Yaş, mesleki doyum, niteliklere uygunluk ve gelişme isteği alt boyutlarında anlamlı bir farklılık göstermiştir. Branş, niteliklere uygunluk ve mesleki doyum puanlarında anlamlı farklılık göstermiştir. Mesleki kıdem, gelişme isteği ve mesleki doyum puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Okul türü, istihdam durumu, hayatın çoğunun nerede geçtiği, medeni durum ve çocuk sahibi olma/olmama değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Dindarlık ve alt boyut puanları; cinsiyet değişeninde dindarlık toplam puanı ve inanç alt boyutunda anlamlı bir farklılık oluşturmuştur. Yaş ve istihdam durumu değişkenleri inanç ve davranış alt boyutunda anlamlı bir farklılık göstermiştir. Kıdem ve medeni durum değişkenleri davranış alt boyutunda anlamlı bir farklılık göstermiştir. Branş değişkeninde davranış, bilgi alt boyut ve dindarlık toplam puanında anlamlı bir farklılık göstermiştir. Çocuk sahibi olma/olmama değişkenine göre bilgi alt boyutunda anlamlı farklılık göstermiştir. Okul türü ve hayatın çoğunun nerede geçtiği değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Öğretmenlerin; Yaşamda Anlam ile Mesleki Doyum, Yaşamda Anlam ile Dindarlık, Mesleki Doyum ile Dindarlık değişkenleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlam, Anlam Arayışı, Meslek, Mesleki Doyum, Din, Dindarlık, Öğretmen, Eğitim
Thomas Hobbes'ta ahlak - siyaset
Bu çalışmada Thomas Hobbes'un genel felsefesinde ahlak ve siyasete dair görüşleri incelenmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Hobbes'un hayatı, eserleri ve felsefesi hakkında kısa bilgiler verdik. Birinci bölümde Hobbes'un insan doğası, doğa durumu ve doğa yasaları hakkındaki görüşlerine yer verdik. İkinci bölümde siyaset felsefesini sözleşme kavramı çerçevesinde inceledik. Üçüncü bölümde ise Hobbes'un ahlak anlayışını, ahlakın kaynakları ve ahlaki ilkeleri merkeze alarak ortaya koymaya çalıştık.
Gazilerin karşılaştığı sorunlar ve manevi danışmanlık ihtiyaçları üzerine bir araştırma
Bu çalışma, orduda görev almış ve vatan savunması sırasında fiziksel, psikolojik ve manevi olarak yaralanmış gazilerin karşılaşmış oldukları sorunları inceleyerek, bu sorunlar çerçevesinde onların manevi danışmanlık ihtiyaçlarının tespit edilmesini ve bu ihtiyaçlara yönelik çözüm önerilerine ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın yöntemi nitel araştırmadır, çalışma grubu 16 malul, 11 muharip ve 3 yara işareti taşıyan personel olmak üzere toplam 30 gaziden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, elde edilen veriler betimsel analizine tabi tutulmuştur. Çalışmada dört üst tema belirlenmiştir. Bu temalar; gazilerin travma sürecinde yaşadıkları bedensel ve psikolojik sorunlar, gaziler için hayatın anlamı, gazilerin travma sonrası sağladıkları destek kaynakları ile başa çıkma uygulamaları ve gazilerin ihtiyaç duyduğu manevi danışmanlıktır. Elde edilen bulgulara göre; gazilerin yaşadıkları travma sebebiyle fiziksel çeşitli sağlık sorunları yaşadıkları, travmaya bağlı psikolojik sağlık sorunları ile mücadele ettikleri, yaşamış oldukları anlam kaybına bağlı manevi sorunlar yaşadıkları izlenmiştir. Gazilerin yaşadıklarını anlamlandırmak ve hayatlarına tekrar bağlanmak için hayatta anlam bulmaya çalıştıkları, travma sürecinde farklı kaynaklardan manevi destek alma eğilimleri olduğu ve verileceği takdirde manevi danışmanlık uygulamalarından faydalanacakları ve bu yönde çeşitli beklentileri olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında; gazilere verilecek manevi danışmanlığın Varoluşsal Yaklaşım içinde anlam temelli ve bütünsel bir şekilde yapılmasının fayda sağlayacağı ve gazilere yönelik manevi danışmanlığın bilişsel, fiziksel, psikolojik, sosyal ve dini inanç merkezli olarak yapılması önerilmiştir.
Göç ve din: Niğde kent merkezinde yaşayan Suriyeli mülteciler örneği
Suriye savaşı sonrasında binlerce Suriyeli göçmenin Türkiye'ye sığınması ile göç konusu ve bunun Türkiye'ye etkileri gündeme gelmiştir. Bu araştırma, savaşın başladığı 2011 yılından itibaren Türkiye'ye göç eden Suriyeli sığınmacıları kapsamaktadır. Suriye'den ülke içerisine yapılan göçler çok geniş bir alanı kapsadığı için konu alanı "Niğde kent merkezinde yaşayan Suriyeli mülteciler" olarak sınırlandırılmıştır. Çalışmanın asıl amacı, Suriyeli mültecilerin göç öncesi dini inanç ve tutumlarının zorunlu göç sonrası herhangi bir değişime uğrayıp uğramadığını tespit etmektir. Doğru tespitlerde bulunmak için yarı yapılandırılmış mülakat yöntemi tercih edilerek katılımcılarla doğrudan görüşme yapılmıştır. Bazı katılımcıların yeterli Türkçe bilmemesinden dolayı Arapça-Türkçe olarak tercüman desteği alınmıştır. Araştırmada Suriyeli sığınmacılara hem Suriye'deki hem de Türkiye'deki dini ve gündelik yaşamlarına dair sorular yöneltilmiştir. Bunun yanı sıra Suriye'de köyde yaşayan ama göç sonrası kent merkezine yerleşen katılımcıların kent deneyimleri incelenmiştir. Son olarak katılımcılara, Suriye'ye geri dönmek isteyip istemedikleri sorulmuştur. Buna göre belli şarlar doğrultusunda gideceklerini söyleyen Suriyeli sığınmacıların öne sürdükleri şartların kısa vadede çözüme kavuşması imkânsız görünmektedir. Bunun yanı sıra katılımcıların demografik bilgileri cinsiyet, yaş, eğitim, dil, medeni durumları not edilerek çok yönlü tahliller yapılmıştır. Yirmi üç kadın ve yedi erkek olarak toplamda otuz kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda katılımcıların Suriye'deki dini yaşam ve tutumları ile zorunlu göç sonrası Türkiye'deki dini yaşam ve tutum arasında değişimler olduğu tespit edilmiştir. Değişimin daha çok dinin pratik yönünde olduğu dikkat çekmektedir. Türkiye'de büyüyen göç neslinin ise bir yere ait olmama duygusu içerisinde oldukları gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın göç ve din konulu literatüre küçük de olsa bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Hristiyan misyon hareketleri ve sömürgecilik dönemi
Sömürgecilik, bir toplumun bir bölgede ortaya koyduğu maddi ve manevi birikimlere yapılan saldırıdır. Sömürülen halkların sosyal, siyasi ve dini hakları kısıtlanmıştır. Tarih, sömürge ülkelerinde yaşayan yerli halkların bir kısmının köleleştirildiğine bir kısmının da feci şekilde katledildiğine tanık olmuştur. İşgalci güçler sömürge ülkelerinde iskân politikası uygulayarak sömürge ülkelerinde yaşayan yerli halkları asimile etmişlerdir. Sömürgecilik tarihi Eski Yunan ve Roma'ya kadar uzanır. Çin, Babürlü Hanedanlığı ve Japonya İmparatorluğu erken dönemlerde sömürgecilik yapmıştır. Müslümanlar ise sömürgecilik faaliyeti yürütmeden yayılma politikası izlemişlerdir. Bu anlayış ile Müslümanların hâkim olduğu topraklar Yeni Çağ'da Asya, Afrika, İber Yarımadası ve Batı Avrupa'ya ulaşmıştır. Sömürgecilik, XVI. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda çok ileri boyutlara ulaşmıştır. Bu dönemde özellikle Katolik ve Protestan devletler, keşif ve sömürgecilik yoluyla Hristiyanlığı yaymışlardır. Kâşifler misyoner gruplarla birlikte hareket etmişlerdir. XVI. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Fransiskenler, Dominikenler ve Cizvitler sömürge bölgelerinde misyonerlik yapmışlardır. Bu gruplar Katolik sömürgeci devletlerden olan Fransa, İspanya ve Portekiz'in sömürgelerinde görev yapmışlardır. Yine bu yüzyıllarda Protestan sömürgeci devletlerden İngiltere ve Hollanda'nın sömürge bölgelerinde Protestanlığı yaymak için teşkilatlar kurulmuştur. Fransiskenler, Dominikenler, Cizvitler ve Protestan misyoner gruplar gittikleri sömürge ve misyon ülkelerinde eğitim kurumları, kilise ve şapeller açmışlardır. Sömürgeciliğe ve misyonerliğe maruz kalan yerli halkların farklı tutumları olmuştur. Dinlerini değiştiren yerliler olduğu gibi dinlerini değiştirmeyen yerliler de olmuştur. Bazı yerliler ise Hristiyanlığı kendi dinleriyle sentezleyerek kabul etmiştir. Anahtar Kelimeler: Sömürge, Misyonerlik, Katolik, Protestan, Fransiskenler, Cizvitler, Dominikenler.
İmam Hatip lisesi öğrencilerinin eğitim yaşantıları hakkında öğretmen ve öğrenci görüşleri: Kuşaklar arası bir araştırma
Nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji (olgu bilimi) deseni kullanılan "İmam Hatip Lisesi Öğrencilerinin Eğitim Yaşantıları Hakkında Öğretmen ve Öğrenci Görüşleri: Kuşaklar Arası Bir Araştırma" başlıklı çalışmanın amacı, kuşak farklarının din eğitimi alanındaki eğitime nasıl yansıdığını sorgulamak ve Z kuşağı ile karşı karşıya kalan eğitimcilerin din eğitimi alanında ne gibi değişikliklere gitmesi gerektiği ile ilgili öneriler sunmaktır. Araştırmanın kuramsal kısmının oluşturulması için öncelikle kuşaklarla ilgili yurtiçi ve yurtdışı çalışmalar taranmış ve değerlendirilmiştir. Daha sonra Konya ilinde, imam hatip lisesi okuyan 16 öğrenci ve 8 öğretmenle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucu ortaya çıkan veriler içerik ve betimsel analiz teknikleri ile analiz edilmiştir. Ayrıntılı biçimde tanımlanan ve sunulan bulgular, teorik bilgilerle desteklenerek değerlendirilmiş ve kuşak farklarının eğitime yansıyan sorunlarına cevap aranmaya çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın problemi, amacı ve önemi, sınırlılıkları ve tanımlarına yer verilmiş, birinci bölümde kuşak kavramının kuramsal temelleri, farklılıkları ve çatışmalarının işlevsel yönü incelenmiş, ikinci bölümde araştırmanın yöntemi incelenmiş, üçüncü bölümde araştırma bulguları yorum ve tartışma ele alınmış, sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Din Eğitimi, İmam Hatip Lisesi, Meslek Dersleri, X-Y-Z Kuşağı, Öğretmen ve Öğrenci.
G.E.M. Anscombe'un ahlak anlayışı: Ahlaki eylemin oluşturulması
Bu çalışmada bir bütün olarak Anscombe'un ahlak felsefesi ele alınmış olup, buradan hareketle onun mevcut ahlak teorileri hakkındaki tespit, eleştiri ve tavsiyeleri incelenmiştir. Anscombe, ahlak felsefesi alanındaki başlıca çalışması sayılan "Modern Ahlak Felsefesi" adlı makalesini 1958'de yayımlamıştır. Anscombe'un makalesi, kadim gelenekten kopan ahlak teorilerinin modern çağın sorunlarıyla baş edemediği iddiası etrafında örgütlenir ve üç ana tez sunar: Ahlak alanında psikoloji felsefesi üzerinden ilerlemek gerekir; ahlaki yükümlülük meselesi 'ödev', 'gerekir', 'doğru' ve 'yanlış' gibi kavramlarla hâlledilemez; ahlaki eylemi sadece sonuçlarına göre değerlendiren filozoflar arasında hiçbir fark yoktur. Birinci bölümde Anscombe'un ilk tezine, yani 'ahlak alanında psikoloji felsefesi üzerinden ilerlemek gerekir' düşüncesine yer verildi. Bu çerçevede Anscombe'un niyet kavramına merkezlenen eylem felsefesi tartışmaya açıldı ve söz konusu anlayışı tarif eden eylem, benlik, birinci şahıs, pratik bilgi, pratik akıl ve pratik çıkarım kavramları açıklığa kavuşturulmaya çalışıldı. İkinci bölümde Anscombe'un diğer iki tezi birlikte ele alındı. Bu bölümde Anscombe'un 'ahlaki yükümlülük meselesi 'ödev', 'gerekir', 'doğru' ve 'yanlış' gibi kavramlarla hâlledilemez' ve 'ahlaki eylemi sadece sonuçlarına göre değerlendiren filozoflar arasında hiçbir fark yoktur' şeklinde ifade ettiği tezlerin ne anlama geldiği tartışıldı. Böylece bu iddiaların kadim ve modern ahlak teorileriyle bağlantıları, 'sonuççuluğun' anlamı, en nihayetinde tüm bu terimlerden ne anlaşılması gerektiği üzerinde duruldu. Sonuç olarak Anscombe'a göre çağımızın problemlerine cevap verebilecek işlevsel bir ahlak teorisine ancak psikoloji üzerinden erişilebilir. Dahası ödev, yasa, ahlaki gerekir gibi kadim ahlak tasavvurumuzun kalıntıları olan kavramlarla ahlak problemi çözülemez çünkü bunlar modern dönemin sorunlarına cevap veremez. Ahlaki eylemi salt sonuçlarına göre yargılayan filozoflar/teoriler eylemin kast edilen ve öngörülen sonuçları arasında bir ayrım yaparak, ahlaki sorumluluk meselesini açıklığa kavuşturamamışlardır.
Armincilik ve Hıristiyan teolojisindeki yeri
Jacob Arminius, 16. yüzyılda Hollanda'da Kalvinciliğin yükselişe geçtiği dönemde yaşamış Protestan bir ilahiyatçıdır. Kalvinciliğin kader, insan iradesi, lütuf, kefaret ve korunmuşluk konularındaki fikirlerini eleştirmiştir. Onun takipçileri olan Remonstrantlar tarafından beş maddede toplanan Arminius'un itiraz noktaları, 1618 Dort Sinodu'nda reddedilmiştir. Fakat Armincilik önce İngiltere'de ve sonrasında göçlerle Amerika'ya taşınmıştır. Armincilik, Reform teolojisinde önemli bir kırılma noktası olmuştur. Armincilik, aşırı Kalvinciliğin tamamen yadsıdığı ve kurtuluşta işlevi olmadığını iddia ettiği insan iradesine kurtuluşta pay verir ve lütuf ile irade arasında Pelagiusçuluğa düşmeden bir denge teolojisi kurmaya çalışır. Bu özelliğiyle Amerika'da Püritenlerle yükselen Kalvinciliğin karşısında zamanla özellikle John Wesley ve Metodistlerin gayretleriyle yaygınlık kazanmıştır. Amerika'da birçok Protestan cemaat, Kalvinciliğin koşulsuz seçim, sınırlı kefaret, reddedilemez lütuf, insanın tamamen bozulmuşluğu ve imanlıların sonuna kadar korunması şeklindeki görüşlerinden ziyade Arminciliğin evrensel kefarete, koşullu seçime, lütfun reddedilebilirliğine, insan iradesinin kurtuluştaki payına ve dinden dönmenin mümkünlüğüne dayanan görüşlerini esas almıştır. Bu çalışmada Reform teolojisinden farklı bir yol izleyen teolojik görüş olarak Armincilik incelenecektir. İlk olarak Arminius'a gelmeden önce Hıristiyan teolojisi içerisinde kader tartışmaları üzerine bilgi verilecektir. Daha sonra Arminius'un teolojik görüşleri ve Kalvinciliğe olan itiraz noktaları ile bu konuda getirdiği deliller ele alınacaktır. Ardından Arminciliğin İngiltere'de ve Amerika'da nasıl yayıldığı üzerinde durulacak, daha sonra Remonstrantlardan günümüze kadar Armincilerle Kalvinciler arasında geçen tartışmalar hakkında bilgi verilecektir. Son olarak Arminius'un ve Arminciliğin Protestan teolojisindeki yeri ve önemi hakkında varılan sonuçlara ve hükümlere yer verilecektir.
Sömürgecilik, din ve öteki: İspanyol sömürgeciliği örneği
Bu tez çalışması, "Sömürgecilik, Din ve Öteki: İspanyol Sömürgeciliği Örneği" başlığıyla İspanyol sömürgeciliği özelinde din ve sömürgecilik ilişkisini ele almaktadır. Araştırmada sömürgecilik ve din olgusunun kavramsal analizi ve tarihsel arka planı, sömürgecilikte dinin Kutsal Şemsiye olarak bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılması, sömürgecilik ve dinin kesişimi olarak Öteki-ötekileştirme, tarihsel bağlamda İspanya sömürgeciliği din ilişkisi olmak üzere üç başlıkta incelenmiştir. Öncelikle sömürgecilik, din, Öteki, şiddet, iktidar ve meşrulaştırmayı anlamak adına teorik tartışmalarla bu kavramlar analiz edilerek sömürgecilik ve Öteki ilişkisi tartışılmaktadır. Sonrasında Latin Amerika'daki İspanyol sömürgeciliği ve din ilişkisinin tarihsel süreci derinlikli olarak irdelenmektedir. Burada İspanyol Krallığı ve Roma Katolik Kilisesi'nin Latin Amerika'da ortaklaşarak sömürgeciliği, köleliği meşrulaştırması ve kurumsallaştırmasına yönelik dinin Kutsal Şemsiye olarak kullanılmasına dair politikalar ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Sömürgecilik ve din ilişkisinde bilhassa bu süreçte rıza üretim amacıyla dinin araçsallaştırılması ve bu şekilde sömürgeciliğin kurumsallaşmasının öğrenilmesine katkı sağladığına yönelik çıkarımlar aktarılmıştır. Ayrıca bu meşrulaştırma ve kurumsallaşma araçlarından birisi olan encomienda ekonomik sistemi, plantasyonların işleyişi de ele alınmış, konu farklı argümanlar ile söylemler üzerinden değerlendirilmiştir. Dolayısıyla İspanyol sömürgeciliğinde asıl amaç, Katolik Hristiyan anlayışının yayılması mı yoksa ekonomik, kültürel ve ekolojik sömürü için dinin araçsal olarak kullanılması mıdır ve sömürgeci, hangi araçlarla sömürgeliyi ötekileştirerek ona uyguladığı şiddeti meşrulaştırmaktadır sorularına bu çalışma özelinde cevap aranmaktadır. Bu sorulara cevap ararken ortaya çıkan bulgulara bakıldığında; İspanyol sömürgeciliğinin kurumsallaşmasında ve toplumsal rızanın üretilmesinde din, ideolojik aygıt olarak kullanılmıştır. Dinin ideolojik bir aygıt olarak kullanılmasında, Roma Katolik Kilisesi ve birçok Hristiyan tarikat mensubu misyonerler bu sömürgeciliğin meşrulaştırılmasında başat aktör oldukları anlaşılmaktadır. Diğer taraftan din, hem İspanyol sömürgeciliğinin kurumsallaşması ve meşrulaştırılması hem de İspanyolların Latin Amerika halklarına uyguladıkları soykırımı da içine alan şiddet politikalarının görünmezliğini sağlayan, dışardan gelen eleştirilere karşı da bir koruma sağlayan kutsal bir şemsiye anlayışıyla araçsallaştırılmıştır. Bununla birlikte modernitenin oryantalist bir bakışı esas alan Avrupa merkezli bilgi üretim biçiminin ürünleri olan sanat, tiyatro, edebiyat ve tarih yazım pratiğiyle İspanyolların Latin Amerika'nın işgali ve sömürüsü "keşif", Yerli halkı "medenileştirme" tezi adı altında asimilasyonun meşrulaştırdığı görülmektedir. Ayrıca bu araştırmada dinin sadece sömürgeci politikaların meşrulaştırılmasında araçsallaştırılması bağlamında değil hem Latin Amerika'nın özgürleşme sürecinde hem de sonrasında dinin özgürleştirme için bir motivasyon aracı olabileceği tartışılmaktadır.
Saha (Yakut) Türklerinin geleneksel inançları ve diğer dinlerle ilişkileri
Bu tez Saha (Yakut) Türklerinin Geleneksel İnanışlarını ve onların diğer dinlerle ilişkilerini ele almaktadır. Tezde Saha (Yakut) Türklerinin tarihsel süreç içerisinde inançlarında meydana gelen değişim ve Geleneksel Türk İnanışları arasındaki yeri incelenmiştir. Bu tez Giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde Geleneksel Saha (Yakut) inançları, dini terimleri ve halk inanışları incelenmiş ve din ile toplumsal hayat arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde Sahaların (Yakut) dini hayatı, şaman/kamların toplumsal işlevleri ve görevleri, sağlıkla ilgili uygulamalar ve ritüeller incelenmiştir. Devamında ise geçiş dönemine ait inanış ve uygulamalar, geleneksel festival ve törenleri ile birlikte Geleneksel Türk Dini bakiyelerinin Yakut hayatındaki izleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde Sahaların (Yakut) diğer dinlerle ilişkileri ele alınmıştır. Resmi kayıtlara göre Hıristiyan olarak anılan Yakutların, Hıristiyanlıkla karşılaşmaları ve Yakutistan'da varlığını sürdüren Hıristiyan gruplar değerlendirilmiştir. Yahudilik, İslam, Budizm ve Yakutistan'da bulunan diğer dini topluluk ve derneklerin coğrafyadaki izleri araştırılmış ve ele alınmıştır.
Sin Şamaş düalitesi ve dinlerdeki yansıması
daha sonra doldurula"Sin Şamaş Düalitesi ve Dinlerdeki Yansıması" isimli bu tez çalışması giriş bölümüye birlikte dört bölümden oluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde genel çerçeve, tezin amacı ve kapsamı gibi konuların yanısıra Mezopotamya Bölgesinin etnik yapısı ve bölgede tapım gören tanrılar ele alınmıştır. Sin ve Şamaş'ın Mezopotamya tanrılar panteonundaki yeri ve önemi konusuna değinilen bu bölümde, bu ikiliye dair yapılmış çalışmalar kısaca incelenmiştir. Sin ve Şamaş'a dair yapılan çalışmaların müsakil olduğu, bunların arasındaki düal yapının özel olarak hiçbir çalışmaya konu edilmediği konusu tartışılmıştır. Üç ana başlık altında ele alınan çalışmanın giriş bölümünde Mezopotamya coğrafyası ve dini ele alınmış, birinci bölümde Mezopotamya'da Sin ve Şamaş tanrılarına olan inanç incelenmiştir. İkinci bölümde bu iki tanrı arasındaki ikili yapı analiz edilmiş ve Birinci bölümde Sin ve Şamaş'ın genel özellikleri, tanrılar panteonundaki konumları, görevleri gibi konular irdelenmiştir. Bu ikiliye dair kaynaklar arkeolojik veriler ve kitabi veriler altında sınıflandırılmış ve metodolojik olarak bunların mahiyeti elde edilen bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Mezopotamya coğrafyasında Sin ve Şamaş'ın gelişimi ve zaman içerisinde farklı toplumlarda nasıl adlandırıldıkları konusu netlik kazandırılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, genel hatlarıyla mahiyeti tespit edilmiş ve analiz edilmiş olan Sin ve Şamaş'ın arasında düal bir yapının izleri sürülmüştür. Bu bağlamda yapılan analizlerle aralarındaki düal yapı evrensel ve zamansal olarak iki farklı perspektiften incelenmiştir. Söz konusu düal yapı hem arkeolojik hem de kitabi deliller aracılığıyla ortaya konulmuştur. Bu düal anlayışın Mezopotamya'da rağbet gören diğer inanışlar ile benzer yönleri üzerinden kısa bir karşılaştırma yapılmıştır. Tezin son bölümünde, Sin ve Şamaş'ın Mezopotamya'da doğmuş olan dinler arasında, bilhassa tek tanrılı dinlerdeki olası yansımaları saptanmıştır. Bu ikilinin doğrudan tanrı olarak değerlendirildiğini gösteren kutsal kitap kaynakları tespit edilmek suretiyle sınıflandırılmıştır. Yahudilikte tanrı Yahve'nin solarizasyonu konusunda Şamaş'ın üstlendiği rol tartışılmış ve ay kültünün izleri değerlendirilmiştir. Sin ve Şamaş kültelerine ait uygulamaların ve birtakım objelerin tapınakta kullanılma nedenleri de bu bağlamda ele alınmıştır. Yahudiliğin yanısıra Hristiyanlıkta ve Sabiilikte ay ve güneş tanrılarının etki ve yansımaları incelenmiş olup Sin ve Şamaş ile ilgileri değerlendirilmiştir. Bahsi geçen bu üç dinde Sin ve Şamaş'ın müstakil etkileri irdelenmekle kalmamış bunların arasındaki düal yapının da doğrudan bir etkisi olup olmadığı konusu ele alınmıştır. Bu bağlamda doğrudan bir yansımanın izlenebildiği Yahudilik, Hristiyanlık için ayrı birer bölüm oluşturulmuş fakat sadece İslam dönemi öncesi dinlere ve inanışlara atıfta bulunulması nedeniyle Müslümanlık bunun dışında bırakılmıştır. İslami kaynaklarda yer edinmesi ve doğrudan bir düal yapı teşkil etmesi sebebiyle Sabilik de ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında, Sin ve Şamaş arasında birbirini tamamlayan bir ikili yapı olduğu ve bunun Yahudilik, Hristiyanlık ve Sabiilikte yansımalarının tespit edildiği konusunda genel bir değerlendirme yapılmıştırcaktır
Batı Hıristiyanlığında feminist teoloji çalışmaları ve kiliselerin yaklaşımları
Bu çalışmada, Batı Hıristiyanlığında yer alan feminist teoloji çalışmaları ile kiliselerin bu konuya yaklaşımları incelenmiştir. Feminist teoloji, köklerini 1960 ve 1970'lerin ikinci dalga feminizm olarak bilinen kadın hareketinden ve feminizmin akademik kanadı niteliğindeki kadın çalışmalarından almaktadır. Yeni bir teoloji denemesi olarak feminist teoloji, geleneksel teolojinin feminist bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesini ve teoloji alanında kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını amaçlamaktadır. Batı Hıristiyanlığında ortaya çıkan feminist teoloji çalışmalarını ve kiliselerin bu konuya yaklaşımlarını Dinler Tarihi'nin kendine özgü metotlarıyla ele aldığımız bu çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, kadın çalışmaları ile feminist teolojinin de aralarında bulunduğu yeni teoloji denemelerine yer verilmiştir. Birinci Bölüm'de, Batı dünyasında feminist teolojiyi hazırlayan şartlar bağlamında öncelikle Batı dünyasında kadının rolü ve önemi, ardından ise feminist teolojinin ortaya çıktığı dönemde etkili olan seküler feminist hareketler mercek altına alınmıştır. İkinci bölümde, feminist teolojinin mahiyeti, temel özellikleri ve argümanları hakkında bilgi verilerek amaçları, metotları ve çeşitleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Üçüncü Bölüm'de ise Katolik Kilisesi'nin ve Protestan kiliselerin feminist teoloji çalışmalarına yaklaşımları şeklinde ayrı başlıklar altında kiliselerin feminist teolojiye yönelik nasıl bir yaklaşım sergilediği incelenmiştir. Böylece, Batı Hıristiyanlığında ortaya çıkan feminist teoloji çalışmaları mahiyeti, argümanları ve yansımaları bağlamında bir bütün olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminist Teoloji, Feminizm, Batı Hıristiyanlığı, Teoloji, Kadın Çalışmaları.
Zihin felsefesinde 'Qualia' tartışması ve Daniel Dennett'ın itirazı
Son dönemlerde zihin felsefesinde tartışılan önemli problemlerden biri qualia problemidir. Qualia kavramı, deneyimin öznel niteliğini ifade etmektedir. Qualianın varlığının kabul edilmesi, her şeyin fiziksel olduğunu kabul eden fizikalizm, materyalizm gibi görüşleri yanlışlamaktadır. Qualia, zihinsel ögelerin kabulünden hareketle bilince, bilincin varlığından hareketle ise Tanrı'nın varlığını kabule götüren kritik bir noktaya işaret etmektedir. Daniel Dennett, qualianın varlığına dair bilimsel verilere dayalı herhangi bir delil bulunmadığını savunarak indirgemeci bir tutum sergilemektedir. Ancak Dennett'ın bu düşüncesini temellendirdiği evrimci fizikalist görüş, kendi içerisinde pek çok tutarsızlık barındırması nedeniyle eleştirilmiştir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde qualia probleminin ortaya çıkmasına neden olan zihin-beden problemi ve bilinç sorunu ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Daniel Dennett'ın qualia problemi hakkında öne sürdüğü düşünceler incelenerek bu düşüncelere yönelik ortaya koyulan itirazlar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Qualia, Zihin-Beden Problemi, Bilinç, Bilinç Argümanı, Dennett
Fârâbî ve İbn Bâcce'de ahlâk ve siyȃset
Düşünce sistemlerini gerçek mutluluğa ulaşma gayesi üzerine tesis eden Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, belirlenen gaye için insanın varlık yapısını, yetkinliklerini, kusurlarını, diğer varlıklardan onu ayıran ve onlarla ortak olan özelliklerini tanımak gerektiğini düşünmüşler ve nefs konusunu incelemişlerdir. Her iki filozof da gerçek mutluluğun ancak aklȋ ve düşünsel bir bilgi ve bu bilgi çerçevesinde gerçekleşen eylemlerle elde edilebileceğini, bu doğrultuda insanın aklȋ ve ahlȃkȋ erdemlere sahip olarak yetkinliğini elde etmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ahlȃkȋ davranış ve erdemlerin kazanılmasında orta olma ilkesinin, alışkanlıkların, haz ve acının etkisine değinmişlerdir. Ayrıca huy ve ahlȃkın değişebileceğini ileri sürerek eğitim ve alışkanlıkların önemine vurgu yapmışlardır. Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, iyi ahlȃkın kazanılmasındaki etkisi nedeniyle siyȃset ilmine eserlerinde vermişlerdir. Özellikle Fȃrȃbȋ, erdemli toplum, ilk başkan ve erdemsiz toplumlarla ilgili ayrıntılı görüşler ileri sürmüştür. Her iki filozof da erdemli bir toplumun kurulmasında ve muhafazasında sevgi ve adȃletin olması gerektiğini, ayrıca erdemli başkanın önemli bir rolünün olduğunu belirtmişlerdir. Fȃrȃbȋ, erdemli bir toplumun içinde, onların görüşlerine karşıt grupların olabileceğini ileri sürerken, İbn Bȃcce bunu mümkün görmemektedir. Çünkü İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bütün unsurlarıyla uyum ve ahenk içerisindedir. Fȃrȃbȋ, gerçek mutluluğa erdemli bir toplumda, erdemli bir başkan riyȃsetinde ulaşılabileceğini düşünürken, İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bulunmaması durumunda bozuk toplumlarda da yalnız erdemli birey olan mütevahhidin aklȋ düşünsel yetkinliğini, belli aşama ve yetkinlikleri kazanarak elde edebileceğini ileri sürmüştür.
Almanya'da yaşayan Türk göçmen ailelerin 18-28 yaşlarındaki çocuklarına yönelik değer odaklı manevi güçlenme ve bakım programının etkiliğinin incelenmesi: Almanya Frankfurt Viernheim örneği
GÜRBÜZ, Abdulcelil, Almanya'da Yaşayan Türk Göçmen Ailelerin 18-28 Yaşlarındaki Çocuklarına Yönelik Değer Odaklı Manevi Güçlenme Ve Bakım Programının ( DOMAB) Etkililiğin İncelenmesi: Almanya Frankfurt Viernheim Örneği, Doktora Tezi, Danışman: Prof. Dr. Öznur ÖZDOĞAN Almanya'nın Farnkfurt şehrine bağlı Viernheim kasabasında yaşayan genç yetişkin bireylere Değer Odaklı Manevi Güçlenme Ve Bakım Programı uygulanmıştır. Bu doğrultuda genç bireylerin manevi gereksinimlerini belirlemek, bu gereksinimleri karşılamak için Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içerikleri hazırlamak ve gençlere uygulanan bu içeriklerin manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı düzeyleri üzerindeki etkiliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda gençlik, gençlik dönemi özellikleri ve gençlik dönemindeki sorularla manevi başa çıkma konuları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Almanya/Frankfurt/Viernheim bölgesinde yaşayan 70 gönüllü genç yetişkin bireyden oluşturulmuş; gençlerin 35'i deney grubuna ve 35'i de kontrol grubuna atanmıştır. Manevi gereksinimleri belirleme aşamasında keşifsel desenin prensipleri benimsenmiş ve fenomenolojik araştırma yöntemi takip edilmiştir. Bu süreçte alanyazın taranmış, katılımcılar ile ikili görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Genç bireyler gözlemlenmiş ve araştırmanın her aşamasında alan uzmanlarına danışılmıştır. Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerini uygularken gerçek deneysel tasarımlı kontrol gruplu ön test-son test deseni takip edilmiştir. Giriş, içerik sunumu, konu ile ilgili ayetler, konu ile ilgili hadisler, konu ile ilgili kültürümüzden örnekler ve kalıcılığı sağlama adımlarından oluşan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içerikleri tema odaklı grup toplantıları aracılığıyla uygulanmıştır. DOMAB uygulamasının manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı düzeyleri üzerindeki etkililiğini belirlemek amacıyla, bu üç değişkenin her birine yönelik ölçme araçları ön test, son test ve izleme testi olarak her iki katılımcı genç gruba uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre genç yetişkin bireylerin manevi gereksinimleri olduğuna ulaşılmıştır: Niyet, azim, tövbe, aşkın yanımız maneviyat, olumlu düşünme, sevgi, şükür, sabır, tevekkül, affetme, tek başınalık, iletişim ve barış ve mutluluk. Araştırma kapsamında hazırlanan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerinin genç bireylerin manevi gereksinimlerini karşıladığı yapılan ikili görüşmeler ve gözlemler aracılığıyla tespit edilmiştir. Bunun yanında DOMAB içeriklerinin uygulandığı deney grubundaki gençlerin manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve sevgi yönelimli Tanrı algısı puanlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak genç yetişkin bireylerin manevi gereksiniminin olduğu, hazırlanan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerinin genç bireylerin hem manevi gereksinimlerini karşıladığı hem de onların Manevi iyilik hali, Psikolojik iyi oluş ve sevgi yönelimli Tanrı algısı ölçeği puanlarını artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din psikolojisi, Maneviyat, Manevi bakım, Psiko-sosyo-spiritüel bakım, Genç,
Manas Destanında kutsallık ve kutsallar
Dini açıdan Manas, geleneksel Türk inanсı ile İslam'ın sentezlendiği bir destandır. Türkler geleneksel inançlarını İslam penceresinden tekrar yorumlamışlar ve onu kültür olarak devam ettirmişlerdir. Neticede zengin bir gelenek oluşmuştur. Söz konusu gelenek Manas destanına da yansımıştır. Geleneksel Türk inancına göre gökte mutlak İye olarak Tanrı, yeryüzünde ise belli bir mekanların koruyucusu anlamında iyeler vardır. Araştırmacılar bunu "devlet dini" ve "halk dini" şeklinde ikiye ayırmışlardır. Türklerin geleneksel kutsallık anlayışı iyelere göre şekillenmiştir. Çalışmamızda Manas destanında kutsallık kavramı kutsal varlıklar, kutsal kişiler, kutsal zamanlar, kutsal mekanlar, kutsal nesneler üzerinden araştırılmıştır. "Manas Destanında Kutsallık ve Kutsallar" isimli bu tez; giriş, üç bölüm, sonuç ve kaynakça bölümlerinden oluşmaktadır. Birinci bölümde kutsallık kavramı giriş mahiyetinde ele alınmaktadır. Destandaki kutsallığı anlamak açısından geleneksel Türk inancı ve İslam'a göre kutsallığı ifade eden kavramlar değerlendirilmektedir. İkinci bölümde Manas destanında söz edilen dinler ve dinsel topluluklara yer verilmektedir. Üçüncü bölümde ise Manas destanından çıkardığımız kutsallar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Manas, kut, iye, kutsal, geleneksel Türk İnancı, İslam.
Avrupa yeni nesil Türk toplumunun sosyo kültürel yapısının oluşumunda dinin etkisi ve değişim
1960'lı yılların başında işçi olarak geçici süre ile Almanya'ya göç eden Türkler, bugün Almanya'nın en kalabalık yabancı nüfusunu oluşturmaktadır. Türk toplumu Müslüman kimliği ve milli kültürü ile Alman toplumundan farklı yapısıyla mevcudiyetini sürdürmüştür. Misafir işçilikten vatandaşlığa doğru değişen göç süreçleri, göçün niteliğini değiştirdiği gibi Almanya'daki Türk toplumunun yapısında ve nesiller arasında değişimlere sebep olmuştur. Aile bileşimi ile geleneksel aile yapısını Almanya'ya taşıyan Türklerin modern toplum içinde birbirleri ve Alman toplumu ile geliştirdiği ilişki süreçlerinde din önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, göçün başlangıcından günümüze Türk toplumunun anlatıları üzerinden din değişkeni bağlamında kimlik, aile, din ve dindarlık biçimleri, entegrasyon ve kadın algısındaki kültürel değişimlerin, kuşaklar arası farklılaşmaların irdelenmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Almanya, Misafir işçi, Kimlik, Aile, Kadın, Kimlik, Din, Değişim, Diaspora, Kültür
Klasik kelam kaynaklarında deizm eleştirisi
Tanrı, peygamber, vahiy, mucize gibi dine ait meseleler, zaman ve mekân tanımadan her dönem insanlığın düşünce tarihini meşgul etmiştir. 17. Yüzyılda Avrupa'da ilk defa bahsedilmeye başlanan deizm inancı da o dönemden beri kimi zaman az kimi zaman çok düşünceleri meşgul etmeye devam etmektedir. Tanrı inancı olmasına rağmen kurumsal dinlerde bulunan vahiy, peygamber, mucize gibi kavramları reddeden deistik düşünce tarihi daha eskilere dayanmaktadır. Hicri 2. Yüzyıldan itibaren geniş bir coğrafyaya yayılan İslam, farklı inançlarla tanışmış, aynı zamanda din içerisinde de farklı fikirlere sahip itikâdi mezhepler çoğalmış, bir sorun haline gelmiştir. Bu gruplardan bazıları ilahi dinin özüne uymayan, doğruyu bulmada aklın tek başına yeterli olduğu görüşleriyle ilahi din kurumunu reddetmeleri ile günümüzdeki deistik üşünceye paralellik göstermektedirler. İslam dünyasında Berahime, Ebu İsa el-Verrak, İbnü'r-Ravendi ve Ebu Bekir er-Razi gibi kişi ve gruplar deistik fikirleriyle tanınmışlardır. Dini korumak amacıyla gelişmiş olan Kelam ilmi ile uğraşan âlimler, o dönemin deistik fikirlerine eleştiriler yapmışlar, eserlerinde bu gruplara karşı reddiyeler yazmışlardır. Mu'tezile, Maturidi, Eş'ari gibi kelam ekolleri, bilgi kaynakları, ilahiyyat ve nübüvvet gibi konu başlıklarıyla sistematik eserler ortaya koymuşlar, deizmin problemlerine cevaplar vermişlerdir. Bu kaynaklarda ele alınan konular, güncelliğini korumakla günümüze de ışık tutacağı düşüncesi ile tez konusu olarak seçilmiştir.
Gazâli ve İbn Rüşd'de Tanrı'ya yön atfetmenin imkan ve mahiyeti
Bu çalışmada, Gazâli ve İbn Rüşd'ün görüşleri çerçevesinde Tanrı'nın mekân ve cihette bulunup bulunmadığı konusu bir din felsefesi problemi bağlamında ele alınmıştır. Bu bağlamda tez, giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mekân ve cihet kavramı, Tanrı ve bu kavramların ilişkileri, İlk Çağ filozoflarının Tanrı-mekân ve boşluk görüşleri, İslam filozoflarından Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd'ün Tanrı-mekân, Tanrı-cihet düşüncelerine atıflar yapılarak genel problemler aktarılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Gazâli'nin Tanrı, cihet ve mekân görüşleri ele alınmıştır. Ayrıca Gazâli'nin Tanrı'nın cihet ve mekân gibi hâdis varlıkların niteliklerinden münezzeh oluşunu ispatlama yöntemi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise İbn Rüşd'ün Tanrı, cihet ve mekân görüşlerine yer verilmiştir. İbn Rüşd'ün Tanrı'nın dinî ve aklî olarak bir mekân ve yönde oluşunun imkânı ele alınmıştır.
İbn Arabî'de Zühd
Bu çalışma İslâm düşüncesinde tasavvuf felsefesinin temsilcilerinden biri olan İbn Arabî'nin zühd anlayışının İslâm tasavvuf geleneğindeki yerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışma iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde zühdün mahiyeti, doğuşuna etki eden amiller, zühd ekolleri ve zühde anlam bakımından yakın olan bazı kavramlar genel hatlarıyla anlatılmış ve İbn Arabî öncesi zühdün tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise İbn Arabî'nin zühd anlayışı ortaya konulmuş ve Fârâbî, İbn Sîna, Gazâlî, İbn Bâcce, İhvân-ı Safâ, İbn Miskeveyh ve Şihâbüddin es-Sühreverdî'nin zühde dair düşünceleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda İbn Arabî kendisinden önceki düşünürler gibi ilâhi hakikâtlere ulaşmak için zühdün gerekli olduğunu savunur. Ancak zühdün hakikât yolculuğundaki geçici duraklardan biri olduğunu vahdet-i vücûd düşüncesiyle temellendirerek onlardan ayrılır.
Ütopya ve distopyalarda din ve Tanrı tasavvuru
Düşünce tarihinde ütopya ve distopyalar hala önemli bir yere sahiptir. Ütopyalarda yaşanılan toplumun sosyal, siyasi ve kültürel sıkıntılarından kurtulmak umuduyla daha ideal bir devlet kurgulanmaktadır. Bu ideal devlet kurgusu yeryüzünde bir cennet tasviri gibidir. Çünkü eserlerde kurgulanan karakterler mutlu ve hayatından memnun bir yaşam sürmektedir. Buna karşın distopyalarda ise kötü bir yönetime sahip devlet anlayışı vardır. Bu tür eserlerde iktidar yönettiği halkı her şeyiyle kontrol altına almak istemektedir. Distopyalardaki hikâye ana karakterlerin algısal tecrübeleriyle kurgulanmaktadır. Bu çalışmada, ideal bir devlet daha temelde ideal bir yaşamın kurgulandığı ütopya ile her şeyin kontrol altına alınmış bir şekilde kurgulandığı distopyalardaki din ve Tanrı tasavvuru incelenmiştir. Tasavvur doğrudan algıyla ilişki olduğundan felsefe alanında yer alan özne-nesne ayrımındaki algısal ilişkiye yer vermek gerekli görülmüştür. Konu, düşünce tarihinde yer alan tüm ütopya ve distopyalar bağlamında değil kurgusu ve tasavvurlarıyla tarihte önemli yer edinen eserler temelinde işlenmiştir. Bu eserlerdeki karakterlerin öncelikle algısal durumları ele alınmıştır. Sonra bu karakterlerin din ve Tanrı tasavvuru hakkındaki tecrübeleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Yeni Ateizm'de ahlâkın kaynağı sorunu
Düşünce tarihinin en önemli konularından olan din-ahlâk ilişkisi güncelliğini halen korumaktadır. Varoluşun kaynağını Tanrı'ya dayandıranlar açısından, ahlâkın kaynağını Tanrısal buyruklar oluştururken Tanrı inancını temel almayan yaklaşımlarda ahlâkın temelini akıl, duygu ve sezgi oluşturmuştur. Yeni Ateizm düşüncesi de Tanrı'nın yadsınması anlamında günümüzün modern ateizm anlayışıdır. Bu anlayış varoluşun kaynağını Darwinci evrim teorisine dayandırmış, ahlâkın kaynağını da Tanrısal inançtan uzak bir yaklaşımla ele almıştır. Bu çalışma, düşünce tarihinde din-ahlâk ilişkisi etrafında şekillenen tartışmaları din felsefesi bağlamında ele almış, özellikle ana konumuzu oluşturan "Dört Atlı" olarak ünlenmiş Yeni Ateist düşünürlerin ahlâkın kaynağı hakkındaki fikirlerine yoğunlaşmıştır.
Bir zanaat olarak 4-6 yaş Kur'an kursu öğreticiliği
Bu çalışmanın konusu 4-6 yaş Kur'an kursu öğreticilerinin bir zanaat olarak mesleki icraları ve bu mesleki icralarına yönelik aldıkları eğitimlerdir. Buradan hareketle çalışmamızın amacı ilahiyat fakültelerinden mezun olup Kur'an kursu öğreticiliğine atanan kişilerin mesleki deneyimleri ve bunları nasıl anlamlandırdıklarını değerlendirmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan fenomenolojik desen kullanılmıştır. Amaçlı örneklem çeşitlerinden kartopu ve ölçüt örneklem uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 11 farklı ilde görev yapan 27 Kur'an kursu öğreticisidir. Görüşmede katılımcılara yöneltilen sorular neticesinde iki tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar eğitim ve performans şeklinde ele alınmıştır. Eğitim teması kurumsal (ilahiyat) ve bireysel eğitim kategorisi şeklinde ayrılmıştır. Kurumsal eğitim (ilahiyat eğitimi), mesafe, hasret, körelme, verimsiz (eksiklik) olarak alt kodlarla ele alınmıştır. Bireysel eğitim sertifika, seminerler ve bireysel çaba olarak değerlendirilmiştir. Performans teması ise performansla ilgili sınıf içi maddi unsurlar, manevi unsurlar, sınıf dışı unsurlar ve öğreticilere göre performans icrasına katkı sağlayan nitelikler şeklinde ele alınmıştır. Performansla ilgili sınıf içi maddi unsurlar pedagojik yeterlilik ve alt kodları, tecrübe ve yetenek kodları şeklinde yorumlanmıştır. Performansla ilgili sınıf içi manevi unsurlar yakınlık, geleceği inşa, duygusal annelik, hayat tarzı, tatmin ve coşku alt kodlarıyla ifade edilmiştir. Performansla ilgili sınıf dışı unsurlar velilerle ilişki ve alt kodları, ekonomi, kariyer ve kurumsal ilişki olarak yorumlanmıştır. Öğreticilere göre performans icrasına katkı sağlayan nitelikler güç, fedakârlık, ilgi, bakım, sabır, yenilenebilirlik şeklinde ele alınmıştır. Öğreticilerin ilahiyat eğitimleriyle kurdukları bağın mesleklerini değerlendirme ve icra etmelerinde farklı bir çerçeveden bakmalarına sebep olduğu görülmüştür. Bu çerçevede çalışmanın sonuç bölümünde bazı önerilere yer verilmiştir.