Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
Anabilim Dalı

Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Anabilim Dalı

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity

117

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Satsuma (Citrus unshiu Marcovitch ) ve Klemantin (Citrus reticulata Clementine) mandarin ağaçlarında yapraktan meyveye bitki besin maddelerinin taşınımı ve verim bileşenleri üzerine etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada; Satsuma ve Klemantin mandarin ağaçlarında yapraktan meyveye bitki besin maddelerinin taşınımı ve verim bileşenleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla; meyve tutum döneminde (Temmuz sonu) alınan yaprak ve meyve örneklerinde besin elementi analizleri (N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn, Cu); olgunlaşma döneminde alınan meyve örneklerinde ise suda çözünebilir katı madde (SÇKM,%), C vitamini (g/100 g), meyve ağırlığı (g), meyve çapı (mm) ve verim (kg/ ağaç) belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; Satsuma mandarini yapraklarında N % 2.28-2.77, P % 0.16-0.29, K % 1.20-1.98, Ca % 2.05-4.58, Mg % 0.19-0.26, Fe 41.11-80.64 ppm, Mn 2.93-8.87 ppm, Zn 4.97-10.55 ppm ve Cu 3.01-9.92 ppm; Klemantin mandarin yapraklarında ise N % 1.88-2.55, P % 0.14-0.22, K % 1.48-2.08, Ca % 3.69-5.00, Mg % 0.22-0.29, Fe 68.02-161.29 ppm, Mn 4.77-9.52 ppm, Zn 4.38-16.41 ppm ve Cu 10.61-27.98 ppm aralığında tespit edilmiştir. Satsuma ve Klemantin yapraklarının makro element içerikleri Ca>N>K>Mg>P; mikro element içerikleri ise Satsuma'da Fe>Zn>Cu>Mn ve Klemantin'de Fe>Cu>Zn>Mn şeklinde sıralanmıştır. Satsuma mandarini meyvelerinde N % 1.22-1.96, P % 0.10-0.17, K % 0.90-1.43, Ca % 0.63-0.97, Mg % 0.11-0.17, Fe 2.82-5.61 ppm, Mn 3.17-9.21 ppm, Zn 2.34-5.10 ppm ve Cu 2.34-5.10 ppm; Klemantin mandarin meyvelerinde ise N % 1.12-1.67, P %0.12-0.18, K % 1.03-1.45, Ca % 0.82-1.28, Mg 0.11-0.19, Fe 3.16-5.29 ppm, Mn 5.28-13.95 ppm, Zn 2.19-4.04 ve Cu 2.19-4.04 ppm aralığında saptanmıştır. Satsuma mandarin ağaçlarının meyvelerinin makro element içerikleri K>N>Ca>Mg=P, Klemantin'in N>K>Ca>Mg=P; mikro element içerikleri ise hem Satsuma hem de Klemantin'de Mn>Fe>Zn=Cu şeklinde sıralanmıştır. Satsuma mandarini olgunlaşmış meyvelerinde SÇKM % 8.3-10.2, C Vitamini 17.3-46.6 mg/100g, meyve ağırlığı 74.48-129.84 g, meyve çapı 32.49-59.65 mm ve verim 0.75-195 kg/ağaç; Klemantin'in olgunlaşmış meyvelerinde ise SÇKM % 7.9-11.1, C Vitamini 39-56.5 mg/100g, meyve ağırlığı 59.08-93.81 gr, meyve çapı 47.89-55.48 mm ve verim 80-140 kg/ağaç aralığında belirlenmiştir. Yapraktan meyveye element taşınımı; meyvedeki bitki besin elementi içeriğinin yapraktaki bitki besin elementi içeriğine bölünmesiyle hesaplanmıştır. Element taşınımının Satsuma'da Mn>K>P=Cu>N>Mg>Zn>Ca>Fe; Klemantin'de ise Mn>P>K>Mg>N>Zn>Ca>Cu>Fe şeklinde sıralandığı saptanmıştır. Satsuma ve Klemantin mandarin ağaçları; aynı koşullarda yetiştirilmiş olmalarına rağmen gerek yaprak gerekse meyvelerin bitki besin element içeriklerinin birbirlerinden çok farklılık gösterdiği ve bunun en önemli sebebinin çeşit farklılığı olduğu ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın yapraktan meyveye besin elementlerinin taşınması konusunda yetersiz olan çalışmalara ışık tutacağı sonucuna varılmıştır.

Hilal Yılmaz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırsal alan planlaması ve haritalanması: Burdur ili, Kocaaliler beldesi, Türkiye

Kırsal kalkınma, kırsal alanda yaşayan ve geçimini tarım sektöründen veya benzer kırsal mesleklerden sağlayan birey ve toplulukların, insanca yaşam koşullarına kavuşturulması için onlarla beraber, bu yönde çaba harcamaktır. Söz konusu çaba kırsalda yaşayan insanlara maddi ve manevi destekler vererek gelişmişlik ve refah düzeylerini artırmak olmalıdır. Kalkınma sadece maddesel bir olgu değildir. Kalkınma kırsal bölgelerdeki halkın doğaya ve doğal kaynaklara zarar vermeden üretiminin artması aynı zamanda demokratik yoldan her tür hizmete ulaşabilme haklarına sahip olmasıdır. Kırsal kalkınmanın ana çalışma konusu tarımdır. Tarım denilince akla bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünleri yetiştiriciliği gelmelidir. Kırsal alanın koşulları tarımın hangi dalı için uygunsa o alanlarda çalışılmalı ve üretim artışı sağlanmalıdır. Tarımsal faaliyetlerdeki/üretimdeki artış beraberinde işgücü ihtiyacını da getirecek, böylelikle yerleşik nüfusta bir artış olması hedeflenecektir. Yine üretimdeki artış, ekonomik ve sosyal iyileşmeyi de geliştirecektir. Tarımın ardından kırsal alanın kaynak değerlerine göre turizm ve ekoloji tabanlı girişimler artacak, buna bağlı olarak da kırsalda yaşayan insanların sağlık, eğitim ve rekreasyon alanlarından modern ve konforlu imkanlara kavuşması sağlanacaktır. Ülkemizin gelişmekte olan bir tarım ülkesi olduğu gerçeğinden hareketle, tarım arazilerimizin ve kırsal alanlarımızın sürdürülebilir ve doğru yöntemlerle planlanarak kullanılması gerekmektedir. Yakın zamana kadar birçok tarım ürününü ihraç edip, tarımsal üretimde kendi ihtiyacını karşılayabilir durumda iken, son yıllardaki nüfus artışı, küresel hastalıklar, tarım alanlarının daralması, mevcut tarım alanlarının ekilmemesi, plansız tarımsal üretim gibi birçok nedenle ülkemiz birçok tarımsal ürünü ithal eder hale gelmiştir. Tarımsal alanları korumak ve sürdürülebilir arazi kullanımı için 2005 yılında yayımlanan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ise pratikte tam anlamıyla uygulanmamakta ve tarım arazilerindeki amaç dışı kullanım gün geçtikçe artmaktadır. Söz konusu kanunun asıl amaçlarından birisi arazi kullanım planlarının yapılması olmasına rağmen, aradan geçen süre zarfında küçük ölçekte arazi kullanım planlarımız yapılmamış, 2023 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının yaptığı mevzuat değişiklikleriyle, arazi kullanım planlarının yapılması çalışmaları başlatılmıştır. Açıklanan bu olumsuzluklar, kırsal alanlarımızın Uzaktan algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri gibi modern teknolojilerle daha kısa sürelerde ve doğruluk oranları yüksek yöntemlerle araştırılıp, analiz edilmesine ve haritalanmasına olanak sağlamaktadır. Bu analizlerden en çok kullanılanları ise mekânsal analizlerdir. Yapılan çalışmada, Burdur İli, Bucak İlçesi, Kocaaliler Beldesi idari sınırları materyal olarak seçilmiştir. Çalışmanın amacı, materyal olarak seçilen alanın mekânsal analizlerini arazi kontrolleri ile değerlendirerek kırsal alan planlaması için bir altlık hazırlamaktır. Söz konusu analizler kapsamında; topoğrafya (yükselti, eğim, bakı), toprak (büyük toprak grupları), arazi kullanım kabiliyet sınıfları (AKK), jeolojik ve hidrojeolojik analizler, iklim analizi, bitki deseni, 5403 sayılı Kanun kapsamında arazi sınıflandırması gibi analizler yapılmıştır. Genel olarak çalışma alanında ciddi bir tarım, orman ürünü ve turizm potansiyelinin olduğu ve tüm bu özellikleri ile kırsal kalkınmada öncelik verilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Yusuf Serhat Üstebay
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mera alanlarının mekânsal analizi: Antalya iliKorkuteli ve Serik ilçeleri örneği

Dünyada hızlı nüfus artışı, küresel ısınma, salgın şeklinde yayılan hayvan hastalıkları, mera alanlarının verimsizleşmesi veya amaç dışı kullanımı gibi nedenlerle et üretimi ihtiyacı karşılayamayacak duruma ulaşmıştır. Et üretimini ve tüketimini sınırlandıran bu nedenler içerisinde en hızlı çözülebilecek olanı mera alanlarının planlanması ve iyileştirilmesidir. Teknolojideki gelişmeler ve yeni yöntemlerle bu tür planlamalar ve modeller hızlı, ekonomik ve doğruluk oranı çok yüksek olacak şekilde yapılabilmektedir. Söz konusu planlamalarda kullanılan yöntemlerden bir tanesi de mekânsal analizlerdir. Bu çalışmada, Antalya ilinde bir tanesi yayla kesiminden (Korkuteli) ve bir tanesi de sahil kesiminden (Serik) olmak üzere iki ilçenin mera alanları materyal olarak seçilmiştir. Çalışmanın amacı, materyal olarak seçilen mera alanlarının mekânsal analizlerinin yapılmasıdır. Mekânsal analizlerin yapımında kartografik veriler (Hava fotoğrafları, topoğrafik haritalar ve uydu görüntüleri) kullanılarak coğrafi bilgi sistemlerinde sıkça kullanılan ArcGIS ve QGIS yazılımlarından faydalanılmıştır. Mekânsal analizlerden topografya (yükselti, eğim, bakı), toprak (büyük toprak grupları), arazi kullanım kabiliyet sınıfları (AKK), erozyon, iklim analizi, bitki deseni, kullanım şekli ve baskısı, otlatma planı gibi analizler yapılmıştır. Mera ile ilgili kanunlar, yönetmelikler, tebliğler ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın mera ile ilgili çalışmaları çeşitli açılardan incelenerek yorumlanmıştır. Ayrıca DSİ, TUİK ve Meteoroloji Genel Müdürlüğünden çok yıllık verilerin temini ile meraların geçmişten günümüze değişimi ve bundan sonraki kullanımına ilişkin bir projeksiyon oluşturulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak araştırma kapsamındaki mera alanlarında bir planlama yapılarak ve kullanım önerilerinde bulunulmuştur.

MeraMera Kanunu
Murat Altınmakas
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı fizyografik üniteler üzerindeki narenciye arazilerinde toprak kalite parametrelerinin belirlenmesi, haritalanması ve yeni skorlama eğrilerinin oluşturulması

Bu çalışma, Antalya ili Finike, Kemer ve Konyaaltı ilçelerinin narenciye alanlarında, toprak kalite parametrelerini belirlemek, haritalamak ve yeni skorlama eğrileri oluşturmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, toprak kalitesinin fizyografik ünitelerle ilişkisi ve tarımsal verimliliğin artırılması için önemli bulgular elde edilmiştir. Finike ilçesindeki topraklar, alüviyal ve kolüviyal oluşumlara sahiptir. Bu topraklar, yüksek su tutma kapasitesi ve organik madde içeriği ile dikkat çekmektedir. Toprak kalite değerlendirmelerinde, organik madde miktarı ve katyon değişim kapasitesi gibi parametreler öne çıkmaktadır. Kemer ilçesindeki topraklar, pediment ve bajada fizyografyalarında yer almaktadır. Bu topraklar yüksek su tutma kapasitesi ve kil içeriğine sahiptir. Ayrıca mikrobiyal biyokütle karbon ve beta glikosidaz enzimi aktivitesi gibi biyolojik parametreler açısından da zengindirler. Konyaaltı ilçesindeki topraklar, alüvyal yelpaze ve yan dere alüviyali fizyografyalarında yer almaktadır. İyi drene olmuş ve organik madde açısından zengindirler. Bu topraklarda yapılan kalite değerlendirmelerinde, organik madde miktarı ve mikrobiyal biyokütle karbon öne çıkmaktadır. Tarımsal alanların planlanması ve yönetimi sırasında, fizyografik özelliklerin dikkate alınmasının önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışmada toprak kalitesinin iyileştirilmesi için organik madde ilavesi, erozyon kontrolü, doğru gübreleme ve sulama yönetimi gibi çeşitli öneriler sunulmuştur. Gelecekte toprak kalitesi ile ilgili yapılacak çalışmalarda, farklı bitki türlerinin farklı fizyografyalardaki toprak kalite parametrelerinin değerlendirilmesinin verim ve kalite üzerine etkili olacağı düşünülmektedir.

Tarım toprakları
Bayram Çağdaş Demirel
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Satsuma mandarin ağaçlarında besin elementlerinin mevsimsel değişimlerinin araştırılması

Bu çalışmada, Satsuma mandarinin bitki besin elementlerinin mevsimsel değişimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Nisan 2022- Mart 2023 ayları arasında her ay düzenli olarak Antalya Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nün Serik lokasyonunda bulunan mandarin bahçesindeki 30 ağaçtan yaprak örnekleri alınmış ve bu örneklerde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Mn ve Zn analizleri yapılmıştır. Vejetasyon periyodu boyunca Satsuma mandarini yapraklarının bitki besin element içeriklerinden N'un %1.88-2.65, P'un %0.14-0.28, K'un %0.89-1.82, Ca'un %1.84-4.64, Mg'un %0.17-0.27, Fe'in 74.15-143.20 ppm, Cu'ın 11.57-18.97 ppm, Mn'nın 9.19-19-47 ppm ve Zn'nun 7.88-19.63 ppm aralığında değiştiği ve bitki besin element içeriklerinin vejetasyon dönemi boyunca dalgalanmalar gösterdiği belirlenmiştir. En yüksek N, P, K, Ca, Mg, Fe ve Mn konsantrasyonları meyve gelişimi (Haziran-Temmuz), en yüksek Cu konsantrasyonu çiçeklenme (Nisan) ve en yüksek Zn konsantrasyonu ise sürgün oluşturma (Mart) dönemlerinde tespit edilmiştir. En düşük N, Ca, Mg ve Mn konsantrasyonları çiçeklenme (Nisan-Mayıs), en düşük P, K ve Fe konsantrasyonları sürgün oluşturma ve kış durgunluğu (Aralık-Mart), en düşük Cu konsantrasyonu meyve olgunlaşma (Eylül-Ekim) ve en düşük Zn konsantrasyonu ise hasat (Ekim-Aralık) döneminde elde edilmiştir. Bütün bitki besin elementlerinin en stabil olduğu dönemlerin genel olarak meyve olgunlaşması dönemi olan Eylül ve Ekim ayları olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Satsuma mandarin ağaçlarının mevsimsel besin element ihtiyaçlarının belirlenmesinde ve buna bağlı olarak uygun gübreleme stratejilerinin geliştirilmesinde elde edilen verilerin kritik bir rol oynayabileceği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Antalya, Bitki besin elementi, Mevsimsel değişim, Satsuma mandarini

Bitki besin maddeleriBitki beslemeSatsuma mandarin
İbrahim Aydın Kılınç
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serada azaltılmış gübreleme ile birlikte fosfor çözücü bakteri içeren mikrobiyal gübrelemenin kireçli toprağın biyolojik özellikleri ile patlıcan (Solanum melongena L.) gelişimi üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı serada kireçli toprak koşullarında yapılan patlıcan (Solanum melongena L.) yetiştiriciliğinde, azaltılmış fosfor gübrelemesi ile birlikte uygulanan Bacillus megaterium, Pantoea agglomerans ve Pseudomonas fluorescens bakterilerini içeren toz formdaki ticari mikrobiyal gübrenin, toprağın biyolojik özellikleri ile bitkinin gelişim özellikleri üzerine etkilerini belirlemeye dayanmaktadır. Çalışmada bitkinin gelişim dönemi boyunca, hedeflenen bitki verimi için topraktan kaldıracağı fosforun %70'i fertigasyon ile, kalan %30'u ise organomineral taban gübrelemesi ile sağlanmıştır. Bu bağlamda, fosforlu taban gübrelemesinin toprağa uygulanması esnasında %0-%25-%50-%100 şeklinde azaltmaya gidilmiştir. Çalışmada, azaltılmış gübreleme ile yapılan mikrobiyal gübrelemenin etkilerini izleyebilmek için farklı dönemlerde (fide dikimi öncesi, fide dikimini takiben 1.ay, 3.ay, 7.ay ve hasat sonu dönem) toprak örnekleri alınmıştır. Çalışma kapsamında bahsi geçen dönemlerde alınan toprak örneklerinde fiziksel (tekstür), kimyasal (pH, EC, kireç, organik madde, toplam azot, alınabilir fosfor ve değişebilir potasyum, kalsiyum, magnezyum, sodyum) ve biyolojik (üreaz, alkali fosfataz, β-glikosidaz, toplam bakteri sayısı) analizler yapılmıştır. Öte yandan, deneme kapsamında 7.ay örnekleme döneminde elde edilen bitki ve meyve örneklerinde pomolojik (meyve çapı, meyve uzunluğu, meyve sap uzunluğu) ve fizyolojik özellikler (meyvede suda çözünür kuru madde, yaprakta toplam klorofil miktarı, meyve sapında toplam klorofil miktarı, meyvede renk tayini) belirlenmiştir. Ayrıca, deneme sonunda uygulamaların bitki üzerindeki fosfor etkinlik düzeyleri ve toplam verimleri de belirlenmiştir. Bu çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre uygulanan gübrelerin toprak biyolojik özellikleri üzerine etkileri istatistiksel olarak incelendiğinde; üreaz 100+ uygulamasından, alkali fosfataz 100+, 0+, 100 uygulamalarından, β-glikosidaz 0+ uygulamasından, toplam bakteri sayısı 100+ uygulamasından olumlu etkilenmiştir. Uygulamaların toprak kimyasal özelliklerine etkileri incelendiğinde; pH 0+ ve 75 uygulamasından, EC 50+, 100, 100+ uygulamalarından, toplam organik madde 100+ uygulamasından, toplam azot 100 ve 100+ uygulamasından, alınabilir fosfor 100+ uygulamasından olumlu etkilenmiştir. Bitki gelişim parametreleri üzerine uygulamaların etkileri incelendiğinde ise; meyve uzunluğu 100 uygulamasından, meyve sap uzunluğu 50 uygulamasından, bitki kuru ağırlığı 100+ uygulamasından, SÇKM 75 uygulamasından, yaprakta toplam klorofil 50 ve 50+ uygulamalarından, meyve sapında toplam klorofil 100 uygulamasından, fosfor etkinlik düzeyi 100+ uygulamasından ve toplam verim 100 uygulamasından olumlu etkilenmiştir. Bu çalışma, kireçli toprak koşullarında yürütülen patlıcan yetiştiriciliğinde, mikrobiyal gübrelerin toprak sağlığı, bitki gelişimi ve verim üzerine olan etkilerini kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Bacillus megaterium, Pantoea agglomerans ve Pseudomonas fluorescens türlerini içeren toz formdaki ticari mikrobiyal gübre, özellikle fosforlu taban gübrelemesinde herhangi bir azaltmaya gidilmeden uygulandığında, toprak biyolojik aktivitesinde dikkate değer artışlara yol açmıştır. Üreaz, alkali fosfataz ve β-glikosidaz enzim aktivitelerinde ve toplam bakteri sayısında anlamlı düzeyde yükselmeler gözlemlenmiş; buna paralel olarak toprak EC'si, organik madde içeriği, toplam azot ve alınabilir fosfor düzeylerinde belirgin artışlar elde edilmiştir. Pomolojik ve fizyolojik parametreler açısından değerlendirildiğinde, mikrobiyal gübrelerle desteklenen azaltılmış fosfor uygulamalarının da bazı özellikler üzerinde pozitif etkiler sağladığı görülmüştür. Meyve uzunluğu, sap uzunluğu, bitki kuru ağırlığı, meyvede SÇKM ve yaprak-sap klorofil içerikleri gibi parametreler, mikrobiyal uygulamaların bitki performansını artırıcı etkisini yansıtmaktadır. En dikkat çekici bulgu ise, %100 fosforlu taban gübresi ile uygulanan mikrobiyal gübrenin, fosfor etkinlik düzeyi ve toplam verim bakımından en yüksek değerleri sağlamış olmasıdır. Bu çalışmayla fosfor çözücü mikrobiyal gübrelerin, sanılanın aksine kimyasal fosfor gübrelemesinden olumsuz etkilenmediği, aksine birlikte uygulandıklarında verimi artırdığı görülmektedir. Bu çalışma, bu iki uygulamanın sinerjik bir etki yaratarak fosforun bitkiler tarafından daha etkin kullanılmasını sağladığını göstermektedir. Toprakta bağlanarak bitkiler için kullanılamaz hale gelen fosforun mikroorganizmalar sayesinde çözünmesi, kimyasal gübrelerin etkinliğini artırmakta ve toplam verimliliği yükseltmektedir. Bu nedenle, fosfor yönetiminde mikrobiyal ve kimyasal gübrelerin birlikte, tamamlayıcı şekilde kullanılması akılcı ve sürdürülebilir bir strateji olarak öne çıkmaktadır.

Kireçli toprakMikrobiyal gübreSulamayla gübreleme+2
Ahmet Cemil Eken
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari olarak satılan bazı tıbbi-aromatik bitki droglarının mineral element konsantrasyonları, ağır metal içerikleri ile antioksidan madde miktarlarının belirlenmesi

Ülkemizde bitkisel drogların güvenilirlik ve etkinlik temelli kalite sorunları bulunmaktadır. Ticari olarak satılan droglar (dökme şekilde) ile ilgili olarak bahsedilen kalite sorunu açısından referans alınabilecek çok fazla bilimsel bilginin bulunmadığı ve buna bağlı olarak tüketiciler ile tıbbi-aromatik bitki sektörü paydaşlarına yönelik çıktılara ihtiyaç olduğu açıktır. Bu çalışma, Antalya'da ticari olarak satılan bazı tıbbi-aromatik bitki droglarının mineral element konsantrasyonları, ağır metal içerikleri ve antioksidan madde miktarlarının belirlenmesini ele almaktadır. Bu bağlamda bitki drogları iki ayrı tedarikçiden alınan ıhlamur, yeşilçay, rezene, kekik, ekinezya, papatya, adaçayı bitkilerinden oluşmaktadır. Çalışmada, ıhlamur (A1; B1), yeşilçay (A2; B1), rezene (A3; B3), kekik (A4; B4), ekinezya (A5; B5), papatya (A6; B6), adaçayı (A7; B7) lejantına göre toplam Azot (N), Fosfor (P), Potasyum (K), Kalsiyum (Ca), Magnezyum (Mg), Sodyum (Na), Demir (Fe), Çinko (Zn), Mangan (Mn), Bakır (Cu), toplam Nikel (Ni), Krom (Cr), Kurşun (Pb), Kadminyum (Cd), Alüminyum (Al), toplam fenolik ve toplam flovanoid madde miktarları belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar şu şekildedir: En yüksek toplam azot (A2), toplam Ca (B5), toplam Mg (B5), toplam Na (A1 ve B6), toplam Fe (B7), toplam Zn (A1), toplam Mn (A2), toplam Cu miktarlarının (A3) önceki çalışmalar ile uyumlu olduğu belirlenmiştir. Buna karşın toplam fosfor değerlerinin (A1, A3, B3, B6) önceki çalışmalardan farklı olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir. Diğer taraftan, bu çalışmadaki en yüksek potasyum miktarının (A1) dahi çok düşük bir değerde olduğu anlaşılmaktadır. Çalışmada elde edilen en yüksek toplam Ni (B6), Pb (B7) ve Al miktarının (A1, A3) önceki çalışmalarla uyum içerisinde olduğu belirlenmiştir. Buna karşın önceki çalışmalardan elde edilen değerler göz önünde bulundurulduğunda toplam Cr (A4) ve toplam Cd değerlerinin (B6) önceki çalışmalarda belirlenen değerlerin oldukça üzerinde tespit edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen en yüksek toplam fenolik (B2) ve flavonoid (B7, A1, A2, A5) değerlerinin önceki çalışmalarla uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak yapılan bu çalışmada tedarikçilerde satılan bitkisel drog olarak kullanılma potansiyeli olan çay yapraklarında mineral besin elementleri açısından toplam fosfor miktarının yüksek, toplam potasyum miktarının düşük olduğu ağır metaller açısından ise krom ve kadmiyum miktarının ise oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Yanı sıra antioksidan madde miktarlarının da yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kaliteli olarak ifade edilen bitkisel drogların güvenli bir şekilde kullanımında özellikle ağır metaller yönünden problemli olmaması, mineraller ve antioksidan maddeler yönünden zengin olması istenmektedir. Bu açıdan bakıldığında çalışma kapsamında elde edilen sonuçların tüketim açısından özellikle ağır metal toksisite riski barındırdığı ifade edilebilir. Bu drogların mekanik işlemden geçirilmiş olmaları söz konusu olduğundan dolayı işlem esnasında kullanılan ekipman bileşiminden ya da protokol kaynaklı olarak özellikle Cd ve Cr açısından kontamine olmuş olabilirler. Bu durum göz önünde bulundurularak gelecek çalışmalarda araziden doğrudan elde edilmiş örneklerin de ağır metal analizleri için kullanılmasının yerinde ve yararlı olacağı düşünülmektedir.

Esra Nur Gülbaba
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşlenmiş organik gübrelerin kavun (Cucumis melo L.) ve karpuz (Citrullus lanatus Thunb.) yetiştirilen kumlu-kireçli toprağın biyolojik özellikleri ile bitki gelişimleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada, farklı karakterlerdeki organik gübrelerin (küçükbaş-U1 ile büyükbaş-U5 hayvan gübreleri, tavuk gübresi-U4 ve vermikompost-U2) kavun (Cucumis melo L.) ve karpuz (Citrullus lanatus Thunb.) yetiştirilen kumlu-kireçli toprağın biyolojik özellikleri ile bitki gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Bununla birlikte, organik gübre üreten firmalar tarafından bitki gelişimi için önerilen optimum organik gübre dozlarının dinamik toprak kalitesi üzerine nasıl bir etkide bulunduğu belirlenmeye çalışılmış olup; ülkemizde yaygın olarak kullanılan bu organik gübrelerin toprak mikrobiyal aktivitesi ve kimyasal parametreleri ile bitkilerin gelişim parametreleri birbirleriyle kıyaslanmıştır. İstatistiki analiz sonuçlarına dayanılarak elde edilen sonuçlara göre uygulanan gübrelerin toprak biyolojik özellikleri üzerine etkileri incelendiğinde; toprak üreaz (kavun: U4, karpuz: U5), alkali fosfataz (kavun: U2), β-glikosidaz (kavun: U2), dehidrogenaz (kavun: U5), arilsülfataz (kavun: U4, karpuz: U4) aktiviteleri ve bakteri sayısı (kavun: U1, karpuz: U1) değerlerinde artışlar tespit edilmiştir. Uygulamaların toprak kimyasal özellikleri üzerine etkileri incelendiğinde; toprak EC (kavun: U5, karpuz: U4) ve alınabilir P (kavun: U4) değerlerinin organik gübreleme ile değişim gösterdiği belirlenmiştir. Bitki gelişim parametreleri incelendiğinde ise kök boğaz çapı (kavun: U4, karpuz: U1, U4) ve meyve ağırlığının (kavun: U1, karpuz: U4) organik gübrelemeden olumlu yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Kavun ve karpuz yetiştirilen toprağın biyolojik özellikleri birbiri ile kıyaslandığında; karpuz toprağında üreaz aktivitesi %40, dehidrogenaz aktivitesi ise %46 oranında kavun toprağına göre daha yüksek tespit edilmiştir. Bunun yanında, kavun toprağında arilsülfataz aktivitesi %17 oranında diğerinden daha yüksek tespit edilmiştir. Toprak kimyasal özellikleri kıyaslandığında; kavun toprağının EC değeri %18 oranında, alınabilir P değeri ise %20 oranında diğerine göre daha yüksek tespit edilmiştir. Bitki gelişim parametreleri açısından bitkiler kıyaslandığında; kavun bitkisinin klorofil değeri %20 oranında daha yüksek ölçülürken, karpuz bitkisinin kök boğaz çapı %40, meyve eti kalınlığı %40 ve suda çözünür kuru madde miktarı %100'lük bir oranla diğerine göre daha fazla bulunmuştur. Sonuç olarak; karpuz yetiştirilen alanda toprak biyolojik parametreleri açısından vermikompost, tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri; toprak kimyasal parametreleri açısından tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri ve bitki parametreleri açısından ise vermikompost ve tavuk gübreleri ön plana çıkmıştır. Kavun yetiştirilen alanda ise toprak biyolojik parametreler açısından; vermikompost ve tavuk gübreleri, toprak kimyasal parametreleri açısından büyükbaş hayvan gübresi ve bitki parametreleri açısından ise küçükbaş, tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri ön plana çıkmıştır. Genel bir değerlendirme yapılacak olursa toprak özelliklerini iyileştirmek için vermikompost, tavuk ve büyükbaş hayvan gübreleri, bitki gelişimi açısından ise tavuk gübresinin kullanılmasının daha yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.

Elanur Öndağ
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

İkinci ürün susam yetiştiriciliğinde topraktan azot ve yapraktan çinko uygulamalarının susam bitkisinin verim ve verim bileşenleri ile danede çinko biyofortifikasyanu üzerine etkilerinin belirlenmesi

Susam bitkisinin gelişimi ve danelerinde çinko biyofortifikasyonunun etkilerinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışma, 2022 ve 2023 yıllarında Buğday-Susam ve Bakla-Susam münavebesi şeklinde yetiştirilen iki farklı susam tarlasında tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Buğday ve bakla hasadından sonra topraktan farklı dozlarda N (0, 3, 6, 9 kg N da-1) ve çinko biyofortifikasyonu için yapraktan ZnSO4 (%0, %0.15, %0.30, %0.45) gübresi uygulaması yapılmış; toprak, bitki, yaprak ve danede bazı analizler gerçekleştirilerek susam bitkisinde büyüme parametreleri, verim ve susam danelerinde bazı kalite özellikleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, 2022 ve 2023 yıllarında Buğday-Susam münavebesinde yetiştirilen susam bitkisine topraktan farklı dozlarda uygulanan N gübresinin susam bitkisinin bazı morfolojik özellikleri içerisinde kök genişliği ve dane verimine önemli etki yaptığı, diğer morfolojik özellikler bakımından yıllara göre farklılık gösterdiği, bununla birlikte her iki deneme yılında dane protein ve dane yağ içeriğini artırdığı belirlenmiştir. Bitki boyu üzerine N uygulamalarının 2022 yılında en yüksek N2 dozu uygulamasından (166.5 cm) elde edildiği, 2022 yılında N ve Zn uygulamalarının interaksiyonu bakımından N2Zn2 uygulama dozu olan 6 kg N da-1 ve % 0.30 ZnSO4 uygulama dozunda en yüksek bitki boyu değeri (177.3 cm) elde edilmiştir. Susam bitkisinde dane verimi üzerine farklı dozlarda N uygulamalarında 2022 yılında N2 (6 kg N da-1) uygulama dozu ile en yüksek dane verimi (13.9 g bitki-1) ve 2023 yılında N3 (9 kg N da-1) uygulama dozu ile en yüksek (15.4 g bitki-1) dane verimi değeri elde edilmiş, farklı dozlarda Zn uygulamaları ortalamalarında 2023 yılında Zn0, Zn1 ve Zn3 uygulama dozları en yüksek değerleri sağlamışlardır. 2023 yılında N*Zn interaksiyonu bakımından N3Zn2 uygulama dozu olan 9 kg N da-1 + % 0.30 ZnSO4 uygulama dozunda en yüksek dane verimi değeri (17.7 g bitki-1) elde edilmiştir. Dane çinko değerlerinde 2022 yılında N0 ve N1 uygulama dozu ile en yüksek değerler elde edilmiş, Zn uygulamalarının etkisi bakımından Zn3 (% 0.45 ZnSO4) uygulama dozu ile en yüksek (71.69 mg kg-1) danede çinko değeri elde edilmiştir. 2023 yılında Zn uygulamalarının ortalamalarının etkisi bakımından Zn2 ve Zn3 uygulama dozları ile en yüksek (sırasıyla 79.08 ve 82.72 mg kg-1) danede çinko değerleri elde edilmiştir. Artan Zn dozlarının 2023 yılında danede yağ içeriğine etkisinde en yüksek yağ içeriği Zn3 uygulamasından (%55.6) sağlanmıştır. NxZn interaksiyonu bakımından yapılan değerlendirmede ise 2022 yılında N2Zn1 ve N2Zn2 uygulamaları maksimum değerleri (sırasıyla %58.0 ile 58.2) sağlarken 2023 yılında ise danede yağ içeriklerinde en yüksek değerler N2Zn2 ve N2Zn3 uygulamalarından (sırasıyla %59.2 ve 59.1) elde edilmiştir. 2022 ve 2023 yıllarında Bakla-Susam münavebesinde yetiştirilen susam bitkisine topraktan farklı dozlarda uygulanan N gübrelemesinin susam bitkisinin bazı morfolojik özellikleri içerisinde dane verimi ve kapsüldeki dane sayısı üzerine önemli etki yaptığı, diğer morfolojik özellikler bakımından yıllara göre farklılık gösterdiği, bununla birlikte her iki deneme yılında dane protein ve dane yağ içeriğini artırdığı belirlenmiştir. 2023 yılında susam bitkisinin bitki boyu üzerine N uygulamalarında en yüksek değerler kontrol hariç tüm N dozlarından gözlemlenirken, ilk dal yüksekliğinde N3 (9 kg N da-1) uygulama dozu ile en yüksek (26.43 cm) değer elde edilmiştir. Her iki yılda da dane veriminde maksimum azot dozlarıyla maksimum değerler sağlanmıştır. 2022 ve 2023 yıllarında Zn uygulamalarının etkisi bakımından dane çinko değerlerinde Zn2 ve Zn3 uygulama dozları ile en yüksek danede çinko değerlerini sağlamışlardır. Dane yağ içeriğinde 2022 yılında N0 uygulama dozu ile en yüksek (% 56.3), 2023 yılında N3 uygulama dozu ile en yüksek (% 53.8) yağ içerikleri elde edilmiştir. Farklı dozlarda Zn uygulamalarında 2022 yılında Zn0 uygulama dozu hariç tüm uygulamalar ile en yüksek yağ içeriği değerlerini sağlarken, 2023 yılında Zn2 uygulama dozu ile en yüksek (%51.9) değer elde edilmiştir. NxZn interaksiyonu bakımından 2022 yılında N0Zn2 ve N1Zn2 uygulama dozları ile en yüksek yağ içeriği (sırasıyla %59.4 ve %58.6), 2023 yılında ise N3Zn1 uygulama dozu ile en yüksek (%59.2) yağ içeriği değeri elde edilmiştir. Çalışma sonucunda farklı dozlarda uygulanan azot ve çinko uygulamalarının susam danesinde çinko miktarını arttırdığını, susamın protein içeriğine ve susam yağ miktarına pozitif etkisi olduğu, ayrıca dane veriminde önemli artışlar sağlandığı belirlenmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı dikkate alındığında çiftçi koşullarında yetiştirilen susamın içerdiği mineral, vitaminler ve antioksidanlar nedeniyle kıymetinin anlaşılması ve uygun gübreleme programları ve biyofortifikasyon çalışmalarıyla desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Münavebe sistemlerinin etkileri bakımından beklenen etkilerin çok yüksek olmadığı, bunun sebebinin susamın kısa yetiştiricilik dönemine sahip olması ve baklanın topraktan hasadı ile toprağa azot kazanımından ziyade besin elementlerini tüketmesi olarak yorumlanmıştır. İkinci ürün olarak yetiştiriciliği yapılan geleneksel susam yetiştiriciliğinde gübre kullanımının sınırlı olması verim ve bazı kalite parametrelerini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu kapsamda azotlu gübreleme uygulama dozunun dikkate alınarak verimliliğin artırılması sağlanabilir. Bununla birlikte dane besleyiciliğinde özellikle çinko bakımından yeterliliğin sağlanması bu çalışmada ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylece hem verimlilik hem de besleyicilik bakımından daha nitelikli susam yetiştiriciliği gerçekleştirilerek daha yüksek ekonomik gelir sağlanabilir.

Çinko
Şule Han
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kinoa bitkisinde (Chenopodium quinoa Willd.) çinko uygulamalarının bitki gelişimi ve danede çinko biofortifikasyonu üzerine etkileri

Bu çalışma, beyaz kinoa bitkisinde farklı dozlarda topraktan ve yapraktan uygulanan Zn gübrelemesinin danede Zn biyofortifikasyonu üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla topraktan 4 dozda (T0:0, T1:4.5, T2:9.0 ve T3:13.5 kg ha-1) ve yapraktan 4 dozda (% Y0:0, Y1:0.07, Y2:0.14 ve Y3:0.21) Zn gübrelemesi tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre 3 tekerrürlü olacak şekilde kinoa bitkilerine uygulanmıştır. Tarla koşullarında yürütülen bu araştırmada, kinoa bitkisinde dane verimi ve gelişim parametrelerinin yanı sıra, besin elementi içerikleri ile toprak özelliklerinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yapılan değerlendirmede; danede Zn biyofortifikasyonunu sağlama bakımından ise hem toprakta hem de yaprakta maksimum Zn dozları olan T3 ve Y3 dozlarından, Toprak*Yaprak interaksiyonunda da T3Y3 uygulamasının maksimum Zn içeriği 100.60 mg kg-1 sağladığı belirlenmiştir. Danede Zn birikiminde kontrole göre T3 ile %40.9, Y3 ile %57.3 ve T3Y3 ile %112.8 oranında artış sağlanmıştır. Topraktan ve yapraktan farklı dozlarda Zn gübrelemesinin toprak Zn konsantrasyonu üzerine T2 ve T3 uygulamalarının maksimum değerleri sağladığı belirlenmiş, topraktan ve yapraktan farklı dozlarda Zn gübrelemesi ile danede azot içeriğinde yapraktan Y3 uygulamasından ve Toprak*Yaprak interaksiyonunda T2Y3 uygulamasından, danede kalsiyum içeriğinde topraktan T3 uygulamasından, yapraktan Y3 uygulamasından ve Toprak*Yaprak interaksiyonunda T3Y3 uygulamasından ve danede magnezyum içerikleri topraktan T3 uygulamasından elde edilmiştir. Kinoa bitkisinin danede protein içeriklerinde de yapraktan Y3 uygulamasından ve Toprak*Yaprak interaksiyonunda T2Y3 uygulamasından en yüksek değerler elde edilmiştir. Çinko biyofortifikasyonu, beslenme kalitesini artırarak insan sağlığına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, çinko uygulamalarıyla kinoa bitkisinin biyofortifikasyon için uygun bir model olduğu belirlenmiş; ayrıca çinko gübrelemesinin sürdürülebilir tarım ve sağlıklı, glütensiz gıda üretimi açısından önemli katkılar sunduğu vurgulanmıştır.

Ali Guliyev
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mikrobiyal gübrelerin kısıtlı sulama altında yetişen hıyar bitkisinin gelişimi, bazı fizyolojik ve biyokimyasal özellikleri ve verimi üzerine etkisi

Hıyar (Cucumis sativus L.) dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilen önemli sebze türlerinden biridir. Hıyarın verim düzeyi, tüm gelişim dönemleri boyunca sağlanan sulama suyunun miktarından büyük ölçüde etkilenmektedir. Kuraklık stresi, bitkilerde çeşitli fizyolojik ve biyokimyasal değişimlere yol açmakta olup, özellikle yaprak kloroplastlarında reaktif oksijen türleri (ROS) dengesinin bozulmasına neden olmaktadır. Bu türler, hücresel düzeyde proteinler, lipitler ve DNA üzerinde oksidatif hasar oluşturarak hücre işlevlerinin bozulmasına yol açmaktadır. Ancak, bitki büyümesinin su kısıtına karşı verdiği yanıt, arbusküler mikorizal mantarlar (AMF) ve bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR) gibi toprak kökenli yararlı mikroorganizmalar aracılığıyla düzenlenebilmektedir. Bununla birlikte, bu mikroorganizmaların bitkilerin sınırlı sulama koşullarına karşı gösterdiği direnç üzerindeki etkileri ve mekanizmaları henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada, 2023 sonbahar ve 2024 ilkbahar dönemlerinde, üç farklı sulama düzeyi (%100, %75 ve %50 ESTK) ve beş farklı gübreleme stratejisinin (kontrol, kimyasal gübre, PGPR, AMF ve PGPR+AMF) hıyar bitkisinin morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve meyve kalite özellikleri ile toprak biyolojik aktiviteleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Morfolojik özellikler kapsamında, mikrobiyal gübre uygulamaları bitki boyu, gövde çapı, yaprak sayısı, yaprak alanı ve yaş/kuru ağırlıklarda anlamlı artışlar sağlamıştır. Su kısıtıyla birlikte büyüme parametrelerinde azalma gözlenmiş, ancak AMF ve PGPR uygulamaları bu azalmayı sınırlandırmıştır. Fizyolojik parametrelerden yaprak oransal su içeriği (YOSİ), klorofil a, b, toplam klorofil içeriği değerleri su kısıtı altında düşerken elektrolit geçirgenlik (EG) artmıştır; mikrobiyal uygulamalar bu olumsuz etkileri hafifletmiştir. AMF pigment düzeylerini ve su içeriğini korurken, PGPR membran stabilitesini desteklemiş; kombine uygulama fizyolojik tepkileri güçlendirmiştir. Biyokimyasal parametrelerde, su stresi malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD), peroksidaz (POD), prolin ve toplam fenol içeriklerini artırmıştır. Mikrobiyal gübre uygulamaları bu yanıtları güçlendirmiş, AMF ve PGPR MDA seviyelerini düşürüp antioksidan enzim aktivitelerini ve prolin birikimini artırmıştır. Meyve verimi ve kalite parametreleri, mikrobiyal uygulamalarla anlamlı düzeyde artmış; meyve sayısı, verim, renk, sertlik, tat ve dış görünüş gibi özellikler iyileşmiştir. Meyvede N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri artmış; özellikle P ve Zn düzeyleri AMF uygulamalarında yüksek bulunmuştur. Kök kolonizasyonu, AMF spor sayısı ve bakteri sayısı, mikrobiyal uygulamalarda artmıştır. Kombinasyon uygulamaları en yüksek düzeyleri sağlamış; tekli uygulamalar da kontrol gruplarına göre daha yüksek değerler göstermiştir. Toprak enzim aktiviteleri (glolamilin ilişkili toprak proteini (GRSP), dehidrogenaz, alkalin fosfotaz (ALP) ve β-glukosidaz), tüm mikrobiyal uygulamalarda anlamlı şekilde artmıştır. GRSP artışı toprak yapısını desteklemiş, diğer enzimler mikrobiyal aktivite ve besin dönüşüm kapasitesinin arttığını göstermiştir. Genel olarak, mikrobiyal gübre uygulamaları (özellikle kombine kullanımlar), su kısıtı koşullarında hıyar bitkisinin büyüme, fizyolojik ve biyokimyasal tepkilerinde olumlu etkiler sağlamış; meyve kalitesini ve toprak biyolojik aktivitelerini artırmıştır. Tekli uygulamalar da birçok parametrede kimyasal gübre ile benzer veya üstün sonuçlar vermiştir. Bu çalışma, mikrobiyal gübre uygulamalarının hıyar bitkisinde morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve mikrobiyolojik parametreler üzerinde sağladığı olumlu etkileri kapsamlı bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak, farklı mikrobiyal suşların karşılaştırmalı etkilerinin değerlendirilmesi, mikrobiyal topluluk dinamiklerinin analiz edilmesi ve toprak-mikroorganizma-bitki etkileşimlerinin moleküler düzeyde araştırılması, mikrobiyal gübrelemenin etki mekanizmalarının daha derinlemesine anlaşılmasına önemli katkılar sunacaktır.

Gökhan Uçar
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı organomineral ve kimyasal gübre uygulama oranlarının örtü altında yetiştirilen domates bitkisinin beslenme durumu ve toprak özellikleri üzerine etkileri

Bu çalışmada, farklı organomineral ve kimyasal gübre uygulama oranlarının örtü altında yetiştirilen domates bitkisinin beslenme durumu ve toprak özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla; 2 ayrı deneme kurulmuştur. 1. Denemede kimyasal gübre dozu sabit tutularak artan oranlarda organomineral gübre uygulamaları yapılmıştır (1.Kontrol, 2.% 100 KG, 3.%100 KG+50 kg/da OMG, 4.% 100 KG+100 kg/da OMG ve 5.%100 KG+150 kg/da OMG). 2. Denemede ise üreticiye önerilen OMG gübre dozu (100 kg/da) sabit tutularak azalan oranlarda KG uygulamaları gerçekleştirilmiştir (1. Kontrol, 2. 100 kg/da OMG+%100 KG, 3.100 kg/da OMG+%75 KG, 4.100 kg/da OMG+%50 KG ve 5. 100 kg/da OMG+%25 KG). Kimyasal gübre uygulamasının % 100 dozu olarak domates bitkisi için önerilen 40 kg/da N, 20 kg/da P2O5 ve 80 kg/da K2O miktarları esas alınmıştır. Denemeler güzlük ve baharlık olmak üzere iki dönemde tesadüf parselleri deneme desenine göre çakılı düzende 3 tekerrürlü olarak yürütülmüş ve her iki sezonda da Özkan domates çeşidi kullanılmıştır. Çalışma için deneme parselleri kurulmadan önce deneme yürütülecek seradan 0-20 ve 20-40 cm derinliklerden toprak örneği alınmıştır. Her iki dönemin sonunda parselleri temsil edecek şekilde toprak örneklemesi ve dönem ortalarında da yaprak ve meyve örneklemeleri yapılmıştır. Çalışmada; bitkilerde bitki besin element (toplam N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve Zn ) analizleri ile morfolojik özelliklerin (bitki boyu, gövde çapı, meyve çapı, salkım sayısı vd.) yanı sıra topraklarda da fiziksel ve kimyasal analizler (pH, EC, organik madde, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca ve Mg) yapılmış ve uygulamalar arası farklılıklar istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Birinci denemede; bitkilerin boyları, gövde kalınlıkları, gövdelerin yaş ve kuru ağırlıkları ile yaprak örneklerinin toplam N, Fe ve Zn içerikleri üzerine genel olarak 2. uygulamanın (% 100 KG); bitki başına düşen meyve ağırlıklarında ise 5. uygulamanın (% 100 KG+150 kg OMG) etkili olduğu ve en yüksek sonuçların alındığı belirlenmiştir. Bitkilerin yaş ve kuru ağırlıklarının, SÇKM miktarlarının, yaprak örneklerinin P, Ca ve Mg içeriklerinin bahar döneminde daha yüksek olduğu saptanırken, diğer araştırılan bütün bitki parametreleri güz döneminde yüksek bulunmuştur. Toprak örnekleri analiz sonuçları incelendiğinde genel olarak 5. uygulamanın ön plana çıktığı görülmektedir. Toprak örneklerinin EC, değişebilir K ve Ca içeriklerinin güz döneminde; toprakların pH, toplam N, alınabilir P içeriklerinin ise bahar döneminde yüksek olduğu belirlenmiştir. İkinci denemede; bitkilerin boylarının, gövde kalınlıklarının ve meyve ağırlıklarının genel olarak 3. (100 kg/da OMG+%75 KG) ve 4. (100 kg/da OMG+%50 KG) uygulamalarda yüksek olduğu belirlenmiştir. Gövdelerin yaş ve kuru ağırlıkları, meyvelerin çapları, bitkilerdeki salkım sayısı ve Mg içerikleri üzerine bütün uygulamaların artışa sebep olduğu, en düşük değerlerin kontrol uygulamasında elde edildiği belirlenmiştir. Yaprak örneklerinin N, P ve K içeriklerinin 2. uygulamada (100 kg/da OMG+%100 KG) en yüksek sonuçları verdiği ve organomineral gübreyle yapılan azalan kimyasal gübre uygulamalarının azalmaya neden olduğu belirlenmiştir. Yaprak örneklerinin Ca içeriklerinde ise 2. uygulama en düşük sonucu vermiştir. Yaprak örneklerinin Fe ve Mn içeriklerinde genel olarak kontrol uygulaması en yüksek sonuçları verirken, Zn içeriklerinde 5. uygulama (100 kg/da OMG+%25 KG) en yüksek sonuçları vermiştir. Dönemlerin etkisinin 1. denemeye benzer sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Toprak örnekleri analiz sonuçları incelendiğinde genel olarak EC, toplam N, alınabilir P ve değişebilir K içeriklerinin 2. uygulamanın (100 kg/da OMG+%100 KG) etkili olduğu belirlenmiştir. Toprakların organik madde içeriklerinin kontrol uygulamasında düşük olduğu ve yapılan uygulamalarla artış gösterdiği belirlenirken, toprakların pH'larında tersi bir durum olup kontrol uygulamasında en yüksek değerler elde edilmiş yapılan uygulamalar pH'nın düşmesine sebep olmuştur. Toprak örneklerinin EC, organik madde ve değişebilir Ca içeriklerinin güz döneminde; pH, toplam N, alınabilir P içeriklerinin ise bahar döneminde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Her iki deneme arasında farklılığın olup olmadığını ortaya koymak amacıyla yapılan T-testi ve Mann-Whitney U testi sonuçlarına göre; meyve çapları, bitkilerin toplam N, P ve Mg ile toprakların değişebilir K içerikleri arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemli olduğu; araştırılan diğer bütün parametreler açısında 1. ve 2. deneme arasında bir farklılığın olmadığı ve elde edilen sonuçların birbirlerine benzer olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, her iki deneme karşılaştırıldığında çalışmada araştırılan özellikler bakımından öne çıkan bir uygulamanın olmadığı ve denemelerde dönemler (baharlık ve güzlük) karşılaştırıldığında yetiştiricilik açısından farklılıkların olduğu saptanmıştır. Bu nedenle organomineral gübre kullanımının özellikle örtü altı yetiştiriciliği üzerindeki etkilerini net olarak ortaya koyabilmek için yeni çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Cemile Karatoy
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vermikomposttan fosfat çözen bakterilerin izole edilmesi ve mikrobiyal gübre potansiyelinin belirlenmesi

Kimyasal gübre uygulamalarının çevre-su-toprak kirliliği gibi sorunlara neden olduğunun görülmesi araştırmacıları sürdürülebilir tarım konseptine uygun alternatifler aramaya itmiştir. Bu alternatiflerden birisi de mikrobiyal gübrelerdir. Farklı ortamlardan elde edilen mikroorganizmaların mikrobiyal gübre olarak kullanılmasına yönelik çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak, son yıllarda popülerliği artan bir organik gübre olan vermikompost (solucan gübresi) ve vermikompost uygulanmış toprakta mikrobiyal gübre olma potansiyeline sahip bakterilerin varlığı ve etkinliği ile ilgili detaylı çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışması fosfat çözen bakteriler bağlamında bu bilgi eksikliğini gidermeyi amaçlamıştır. Çalışmada, vermikompost ve vermikompost uygulanmış topraktan fosfor çözme kabiliyetlerine göre izole edilen bakteriler saflaştırılmış ve fosfor çözme kapasitelerine ve 16S rRNA gen dizilerine göre 5 farklı izolat saksı denemesinde kullanılmak üzere seçilmiştir. Saksı denemesi tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak sera koşullarında yürütülmüş ve test bitkisi olarak kıvırcık marul (Lactuca sativa var. Crispa) kullanılmıştır. Bakteri solüsyonları fide dikimini takiben 7. ve 14. günlerde kök bölgesine gelecek şekilde toprağa uygulanmıştır. Deneme, sadece kimyasal gübre uygulanmış ve herhangi bir Kimyasal ve biyolojik uygulama yapılmamış konular da içermiştir. Deneme sonunda alınan toprak (rizosfer ve rizosfer dışı) örneklerinde biyolojik analizler (Alkali Fosfataz, β-Glikosidaz, Dehidrogenaz, Üreaz aktivite analizleri ve Mezofilik Heterotrofik Bakteri Sayımı) ve kimyasal analizler (pH, EC, makro ve mikro besin elementi analizleri) yapılmıştır. Bitkilerde ise verim ve kalite parametreleri ile makro ve mikro besin elementi içerikleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre rizosfer toprağında en etkili izolatlar PBV-A9, PNB-B3 ve PNB-B46 olurken bitki üzerine etkileri bakımından PBV-A9, PHB-A8 ve PNB-B3 izolatları öne çıkmıştır. PNB-B3 ve PBV-A9 izolatlarının rizosfer bölgesine daha iyi uyum sağlayabildiği hem toprak ve hem de bitkiye etkileri açısından değerlendirildiğinde mikrobiyal gübre potansiyellerinin yüksek olabileceği sonucuna varılmıştır.

Mikrobiyal gübreSolucan gübresiTarım toprakları
Ayşe Nur Yenipazarlı
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı yetıştirme sistemlerinde çeltik (Oryza sativa L.) bitkisinin kalsiyum ve magnezyum ile biyozenginleştirilmesi

Tahıl danelerindeki mikro ve makro besin maddelerinin konsantrasyonunun arttırılması, gelişmekte olan ülkelerdeki nüfuslar arasındaki gizli açlıkla ilgili sorunların hafifletilmesinde önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Tarımsal araştırma dünyasında, bitkilerin agronomik biyozenginleştirilmesinin mikro ve makro besin düzeylerini artırmadaki önemli rolü üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmaktadır. Öte yandan, 80'li yıllarda doğan ve "İntansif Çeltik Yetiştiriciliği" olarak bilinen bir çeltik yetiştirme sistemi, pirinç verimini artırmada kendini kanıtlamaya devam etmektedir. Çeltik danelerinin besin değerini artırmak için İntansif Çeltik Yetiştiriciliği üzerinde çok az çalışma yapılmıştır. İntansif Çeltik Yetiştiriciliğinin kalsiyum ve magnezyumun çeltiğin dane kısmına taşınmasının kolaylaştırabileceği genel hipotezine dayanarak, bu çalışma iki çeltik yetiştirme sisteminde (İntansif ve Geleneksel) pirinç danelerinde kalsiyum ve magnezyum konsantrasyonlarının artırılması hedeflenmiştir. Bu kapsamda Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi seralarında kalsiyum ve magnezyum denemeleri yürütülmüştür. Kalsiyum ve magnezyum denemelerinin her birinde, İntansif ve Geleneksel çeltik yetiştiriciliği kullanılarak çeltik bitkileri yetiştirilmiştir. Her iki tip yetiştircilikte, çeltik bitkilerine kalsiyum ve magnezyum uygulamaları için 4 ayrı doz uygulanmıştır. Toprağa uygulanan kalsiyum ve magnezyumun ( Saf Ca; Mg) dozları dekara 0kg, 2kg, 4kg ve 6kg, yapraklara ise %0 ve %0.2 olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, çeltik vejetatif parametreleri ve çeltik verimi ile danelerinin kimyasal kaliteleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, kalsiyum ve magnezyumun uygulamalarında İntansif Çeltik Yetiştiriciliği, çeltik biyokütle üretimi ve danedeki besin konsantrasyonları üzerinde yüksek etkinlik göstermiştir. Kalsiyum ve magnezyumun yaprağa uygulanması, danelerdeki besin konsantrasyonları üzerinde, hem İntansif Çeltik yetiştiriciliğinde hem de Geleneksel Çeltik Yetiştiriciliğinde bitkilerin vejetatif parametreleri üzerine çok daha olumlu bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Kalsiyum ve magnezyum iki denemenin sonunda incelenen tüm vejetatif parametreler en büyük değerler 4kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozundan itibaren elde edilmiştir. Magnezyum denemesinde yaprak alanı ve kalsiyum denemesinde kuru made mitarı parametreleri harıcıdır. Bu iki parametrede en büyük değerler sırasıyla GÇY için 2kg/da topraktan + %0 yapraktan dozunda ve İÇY için 4kg/da topraktan + %0 yapraktan dozunda elde edilmiştir. Magnezyum denemesinde Ca ve Mg içeriğinde en yüksek değerler İÇY için 6kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozunda elde edilmiştir. GÇY ise en yüksek Mg içeren daneler 4kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozundan; Ca ise 2kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozundan belirlenmiştir. Kalsiyum denemesinde İÇY için en yüksek Ca içeren daneler 6kg/da topraktan dozundan belirlenirken GÇY ise 6kg/da topraktan + %0.2 yaprktan dozundan belirlenmiştir . En yüksek Mg içeren daneler İÇY için 6kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozunda, GÇY için 4kg/da topraktan + %0.2 yapraktan dozunda elde edilmiştir. Magnezyumun, topraktan çeltik danelerine taşınması, kalsiyum taşınmasına kıyasla çok daha etkin olduğu belirlenmiştir.

KalsiyumKimyasal parametrelerMagnezyum+3
Moılım Fahad
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organik ve konvansiyonel üretim yapılan tarım topraklarının karbon fraksiyonlarındaki değişimin ve bazı fizikokimyasal özelliklerinin belirlenmesi

Geçmişte yapılan aşırı gübre kullanımı, vahşi sulama ve derin toprak işleme metotları zamanla bozulmaya uğrayan toprakları kurtarmak adına çözüm arayışları içerisine girilmesini sağlamıştır. Bu nedenle çevresel sorunların ortaya çıkmasıyla tarımsal üretimde daha çevreci bir yol olan organik tarım yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışmada her iki tarım sisteminin yarattığı etkileri göz önüne sermek adına organik tarım yapılan 14 arazi ve geleneksel tarım yapılan 14 sahanın her birinden alınan bozulmuş ve bozulmamış toprak örnekleri 3 tekerrürlü olmak üzere incelenmiştir. Organik tarımsal üretimin gerçekleştirildiği toprak örnekleri Antalya'nın Çıralı bölgesinden, konvansiyonel tarımsal üretimin gerçekleştirildiği toprak örnekleri ise Antalya Çakırlar bölgesinden alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda organik tarımsal üretim sistemindeki toprakların organik karbon, C/N oranı, mikrobiyal biyokütle-C değerlerinin konvansiyonel tarım sistemi altındaki topraklara göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Gerçekleştirilen toprak analiz parametrelerinin birçoğunun organik tarımsal üretim sistemi altındaki topraklarda daha yüksek değerlerde olduğu gözlenmiştir. Ancak organik tarımsal üretim sistemindeki toprakların CaCO3, potasyum ve kalsiyum içeriklerinin geleneksel tarımsal üretim sistemindeki topraklara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Analiz edilen toprak parametreler açısından organik ve konvansiyonel tarımsal üretim sistemleri arasında tüm parametrelerde istatistiksel olarak önemli (P<0.0001) farklılıklar gözlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Organik tarım, Geleneksel tarım, Karbon, Toprak verimliliği

KarbonOrganik tarımToprak verimliliği
Merve Çelebi Akşahin
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Linyit kökenli karbon birikimine sahip toprakların humik ve fulvik asit miktarlarının belirlenmesi

Bu çalışmada, linyit birikiminin gerçekleştiği Manisa'nın Soma ilçesindeki bazı tarım topraklarının karbon (C) miktarlarındaki değişimler göz önüne alınarak toprakların humik ve fulvik asit kapsamlarındaki değişim ve tarımsal faaliyetler açısından bu durumun önemi ortaya konulmuştur. Araştırma toprakları Soma'nın içinden geçen Bakırçay'ın 8 km'lik hattının hemen yakınlarındaki topraklardır. Araştırmada kullanılan tarım topraklarındaki linyit birikimi linyit parçacıkları ile yüklü Bakırçay taşkınlarına maruz kalma veya Bakırçayı'ndan gerçekleştirilen tarımsal sulamalarla gerçekleşmektedir. 18 örnekleme noktasından 3 tekerrürlü olarak alınan toprak örneklerinin kum, kil ve silt miktarları sırasıyla %27-50, %22-45 ve %23-36 arasında değişmektedir. Ayrıca toprakların tekstür sınıflarının killi, tınlı, kumlu killi tın ve killi tın olarak farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Linyit birikimi olmayan toprakların C kapsamlarının %4.50-4.87, linyit birikimi olan toprakların ise %5.64-26.45 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Linyit birikiminin toprakların hem humik hem de fulvik asit kapsamlarında istatistiksel anlamda (P<0.0001) önemli değişikliğe neden olduğu belirlenmiştir. Linyit birikimi olmayan topraklarda humik asit miktarı %0.36-0.72 linyit birikimi olan topraklarda ise %2.71-9.88 arasında değişim gösterdiği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte linyit birikimi olmayan topraklarda fulvik asit belirlenememiş ancak linyit birikimi olan topraklarda %0.22-1.02 arasında olduğu belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizleri sonucu linyit birikimi olan topraklarda toprağın C, kum, kil içerikleri ve EC değerleri ile humik asit kapsamları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Fulvik asit kapsamı bakımından linyit birikimi olan topraklarda toprağın kum ve kil içerikleri ile anlamlı bir ilişki kurulmuştur. Yapılan bu çalışmada elde edilen bulgulara göre humik ve fulvik asit değerlerinin bölge topraklarındaki verimliliği olumlu yönde etkileyebileceği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Fulvik asit, Humik asit, Karbon, Linyit, Toprak tekstürü

Fulvik asitHümik asitKarbon+1
Seda Yavuz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya ili kuraklık haritasının oluşturulması ve tarım topraklarıyla ilişkilendirilmesi

Kuraklık, son yıllarda ülkemizin de içinde bulunduğu ve dünyanın önemli bir kısmını tehdit eden sinsi bir felaket olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışma kuraklığın derinlemesine incelenmesi ve Antalya tarımı ile ilişkilendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kuraklık hem meydana getireceği zararlar bakımından hem de bu konuda farkındalığın yeterli seviyede olmaması açısından doğal afetlerin en tehlikelilerinden birisidir. Küresel ısınmaya bağlı olarak görülen iklim değişikliği sonucu, azalan su potansiyeli, su kaynaklarının etkin kullanımını zorunlu kılmaktadır. Yapılan bu çalışma ile Standart Yağış İndeksi (SPI), De Martonne Kuraklık İndeksi, Normalin Yüzdesi İndeksi (PNI), Erinç Yöntemi, Aydeniz Yöntemi ve NDVİ yöntemleriyle Antalya ilinin ilçeler bazında kuraklık durumunun tespit edilmesi ve haritalanması gerçekleştirilmiştir. Elde ettiğimiz rakamsal değerler, uydu görüntüleriyle birlikte Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ortamında işlenerek her ilçenin kuraklık haritası oluşturulmuştur. Çalışmamızın sonucunda, Antalya ilinin ilçeler bazında iklim değişikliğinden nasıl ve ne düzeyde etkilendiği ve kuraklığın derecesi değerlendirilmiştir. Kuraklığın olası sonuçları tarım topraklarını ve buna bağlı olarak ürünün kalite ve kantitesini önemli düzeyde etkilemektedir. Bu kapsamda çalışma sonucunda elde edilen haritalar özellikle tarımsal anlamda bir altlık niteliği taşıyacaktır. Ayrıca sorunun boyutlarının haritaları ile ortaya konulmasının, Antalya'da yapılacak her türlü planlamada, akademik ve yerel yönetimlere katkı sağlayacağı da düşünülmektedir.

AntalyaCoğrafi bilgi sistemleriHaritalar+2
Şeyda Nur Erkul
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gembos ovası toprak özelliklerinin belirlenerek coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla haritalanması

Dünyada ve ülkemizde artan nüfus ile birlikte, tarım ürünlerine olan ihtiyaç da giderek artmakta, ekonomik hatta sosyokültürel kalkınmada bir ön koşul olan, tarım sektörünün önemi, her geçen gün öne çıkmaktadır. Üretim alanlarının sınırlı olması, şu an atıl olan ve tarımsal üretime açılması düşünülen alanların yatırım gerektiren problemlerinin çokluğu, ayrıca ekolojik, ekonomik ve sosyal baskılar nedeni ile mevcut üretim alanlarının yeterince korunamaması bizi yakın zamanda yeterli gıdayı üretememe sorunu ile yüzleştirecektir. Bu sorunun çözümü tarımsal alanların koruma kullanma dengesi ile yönetilmesi bir diğer ifade ile sürdürülebilir kullanılmasıdır. Tarım arazilerinin sürdürülebilir olarak kullanılabilmesi için, arazilerin ve toprakların özelliklerinin belirlenip, sınıflandırılması, haritalanması ve yetenekleri ölçüsünde kullanılması gerekmektedir. Bu tez çalışması; ülkemizin nadide tarımsal ovalarından birisi olan ve pek çok tarımsal ürünün yetiştirilebildiği ayrıca arazi toplulaştırma çalışmalarının da devam ettiği Gembos Ovası'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı Gembos Ovasının sürdürülebilir tarımsal kullanım planlamasını yapmaktır. Bu kapsamda çalışma arazi, laboratuvar ve ofis aşamalarında yürütülmüştür. Bu aşamalar dört temel basamakta gerçekleştirilmiştir. Bunlar; 1. Gembos ovasısının arazi ve toprak özellikleri belirlenmiş, 2. Arazi ve topraklar özelliklerine göre sınıflandırılmış, 3. Arazi ve topraklar coğrafi bilgi sistemleri yardımı ile haritalanmış ve 4. Arazi ve toprakların kullanımı ile ilgili yorum ve tavsiyelerde bulunulmuştur.

Hüseyin Alper Aktop
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muz atıklarının fide yetiştirme ortamı olarak kullanım imkanlarının araştırılması

Bu çalışmada muz atıklarının ve muz atıklarından elde edilen biyokömürün fide yetiştirme ortamı olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla torf, perlit, vermikulit, muz atığı ve biyokömür (muz atığından elde edilen) farklı oranlarda karıştırılarak 10 farklı fide yetiştirme ortamı hazırlanmıştır. Çalışmada, fide yetiştirme ortamlarının bazı fizikokimyasal özelliklerinin yanı sıra Caıpıra çeşidi marul (Lactuca sativa) fide kalite parametrelerindeki değişimler belirlenmiştir. Ortamlara herhangi bir besin ilavesi yapılmamış sadece bitkinin isteğine göre her ortama su verilmiştir. 63 günlük deneme periyodu sonunda; ortamların farklı tansiyon değerlerinde (0 kPa, -2 kPa, -4 kPa, -6 kPa, -8 kPa, -10 kPa, -33 kPa ve -1500 kPa) tuttukları su miktarı, pH ve EC değerleri, hacim ağırlığı, toplam porozite, makro por, mikro por, tohum çimlenme yüzdesi (%), fide boyu (cm), fide kök uzunluğu (cm), fide gövde çapı (mm), fide yaş ve kuru ağırlığı (gr), fide yaş kök ve kuru kök ağırlığı (gr) ile fide klorofil içeriğine bakılmıştır. Sonuçlara göre en iyi çimlenme yüzdesi ve fide kök uzunluğu O1(%60 Torf + %20 Perlit + %20 Vermikulit) ortamında gerçekleşmiştir. En iyi fide boyu, fide gövde çapı, fide yaş ve kuru ağırlığı, fide yaş kök ağırlığı ve fide kuru kök ağırlığı O6 (% 80 Torf + %15 Muz atığı + %5 Muz biyokömür) ortamında elde edilmiştir. En yüksek fide klorofil değeri ise O8 (% 65 Torf + % 30 Muz atığı + %5 Muz biyokömür) ortamında ölçülmüştür. En yüksek pH değeri O2 ortamında (%60 Muz atığı + %20 Perlit + %20 Vermikulit), en yüksek EC değeri ise O4 ortamında (%80 Muz atığı + %10 Perlit + %10 Muz biyokömür) belirlenmiştir. Satürasyon düzeyinde (0 kPa) en yüksek % nem O1, en düşük % nem ise O8 ortamında elde edilmiştir. Çalışmada, %15 muz atığı ve %5 oranındaki biyokömürün torf ile birlikte fide yetiştirme ortamı olarak kullanımının (O6) birçok fide kalite parametresinde pozitif gelişme sağlayabileceği görülmüştür. Yüksek EC ve pH değerlerinden dolayı muz atığı ve muz biyokömürün ortamlardaki yüzdece miktarının arttırılmasının fide çimlenme oranı başta olmak üzere birçok fide kalite parametresinde olumsuzluklar meydana getirebileceği anlaşılmıştır.

Mehmet Emin Batu
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vermikompost uygulanmış toprakta nitrifikasyon vedenitrifikasyon bakteri topluluk yapısının kültürdenbağımsız moleküler teknikler ile incelenmesi

Toprak verimliliğinin korunması ve geliştirilmesi toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin iyileştirilmesi ve istenen seviyelerde tutulmasına bağlıdır. Bu amaçla kullanılan geleneksel organik gübrelerin yanı sıra son yıllarda vermikompost da önemli bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Vermikompostun toprak mikroorganizmaları üzerine etkilerini araştıran çalışmalar genelde topraktaki biyolojik aktiviteyi temsil eden belli parametreler ile sınırlı kalmıştır. Bu parametrelerin toprağın biyolojik durumunun iyi bir göstergesi olduğu kabul ediliyor ise de aslında bu tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle önemli besin döngülerinde görev alan mikroorganizma gruplarının topluluk yapı ve çeşitlilik durumlarının DNA temelli "kültürden bağımsız" moleküler teknikler ile detaylı incelenmesi topraktaki biyolojik dinamikleri anlayabilmemiz açısından çok önemlidir. Araştırılması gereken mikrobiyal grupların başında da azot döngüsünde görev alan nitrifikasyon ve denitrifikasyon bakterileri gelmektedir. Ancak, vermikompost uygulanan topraklarda nitrifikasyon ve denitrifikasyon bakteri topluluklarının yapısı ve çeşitliliği hakkında yapılmış detaylı bir moleküler ekolojik çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma topraktaki (rizosfer toprağı ve normal toprak) nitrifikasyon ve denitrifikasyon bakteri topluluk yapı ve çeşitliliğinin ne yönde etkilendiği sorusuna kültürden bağımsız moleküler teknikler yardımıyla cevap aramayı ve topluluk yapısı ve çeşitliliği ile topraktaki diğer biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamıştır. Bu amaca yönelik olarak, çakılı deneme şeklinde iki dönem arka arkaya yürütülen çalışmada kıvırcık marul yetiştirilen bir tarla toprağında vermikompost uygulamasının normal toprak ve rizosfer toprağına etkileri çiftlik gübresi ve kimyasal gübre uygulamaları ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yapılan moleküler analizler sonunda elde edilen filogenetik veriler, amoA ve nirK genleri bağlamında, amonyum okside eden bakteri ve denitrifikasyon bakteri topluluk yapısında zaman ve uygulamalara bağlı olarak değişimler olduğunu göstermiştir. Özellikle amonyum okside eden bakterilere ait değişimler filogenetik ağaç üzerinde daha rahatlıkla izlenebilmiştir. Bu çalışmaya ait topraklarda Nitrosospira alt grup 3'ün baskın olduğu ve uygulamalar sonunda görülen değişimlerin de genel olarak bu grup içinde olduğu görülmüştür. Ayrıca, aerobik denitrifikasyon yapabilen bakterilere ve denitrifikasyon yapabilen amonyum okside eden bakterilere benzer klonların tespit edilip bunların ii değişimlerinin izlenebilmesi de önemlidir. Vermikompost gübresinden elde edilen klonların farklı grupları içermesi, bu gübrenin toprakta bakteri çeşitliliğine önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, tesbit edilen değişimlerin, çalışma kapsamında takip edilen diğer biyolojik ve kimyasal parametrelerle ilişkisi tam açık olmamıştır. Ancak, dönemlere göre farklılık göstermekle birlikte amonyum okside eden bakteri popülasyonunun nitrifikasyon bakteri sayısı ve toplam N ile ve denitrifikasyon bakteri popülasyonun ise nitrifikasyon aktivitesi, amonyum ve toplam N ile olumlu etkileşim içinde olduğu söylenebilir. Elde edilen sonuçlar, vermikompost başta olmak üzere toprağa uygulanan organik gübrelerin nitrifikasyon ve denitrifikasyon topluluk yapı ve çeşitliliğini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebildiklerini göstermiştir. Ancak, bu etki ve etkileşimlerin daha iyi anlaşılabilmesi için daha uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

Raziye Yıldız
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı inek gübresinden elde edilen vermikompostun toprağın ve bitkinin bazı özellikleri üzerine etkisi

Bu çalışma, yoğun besicilik faaliyetleri sonucu elde edilen olgunlaştırılmış inek gübresi (OİG) ile hayvanların daha rahat hareket edebildikleri geleneksel hayvan yetiştiriciliği yapılan bir çiftlikten elde edilen olgunlaşmamış doğal inek gübresinden (DİG) elde edilen vermikompostların karşılaştırmalı etkileri konusundaki bilgi boşluğunu doldurmak amacıyla yapılmıştır. Bu tez çalışmasının birinci aşamasında bu gübrelerin vermikomposta dönüştürülmesi sürecinde vermikompost yataklarındaki enzim aktiviteleri (alkali fosfataz, β-glikosidaz ve üreaz) ve mezofilik bakteri sayılarındaki değişimler yaklaşık 8 ay boyunca belirli aralıklarla belirlenmiştir. Vermikompostlama denemesi 2 farklı hammadde ve 4 tekerrülü olacak şekilde 8 vermikompostlama yığınından oluşmuştur. Bu süreç sonunda elde edilen vermikompostların (OİG-V ve DİG-V) biyolojik analizleri yanı sıra kimyasal analizleri yapılarak aradaki farklılık ve değişimler belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında ise, OİG-V ile DİG kullanılarak elde edilen vermikompostun toprak ve bitki üzerindeki etkilerini incelemek üzere sera koşullarında bir saksı denemesi yürütülmüştür. Saksı denemesi 2 farklı vermikompost (OİG-V ve DİG-V) ve bunlara ait 2 farklı uygulama dozu, pozitif kontrol olarak NPK uygulaması ve negatif kontrol uygulaması olacak şekilde ve 4 tekerrülü olarak toplam 24 saksıdan oluşmuştur. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre kurulmuş olup test bitkisi olarak kıvırcık marul kullanılmıştır. Denemenin 7. haftasında ve hasat sırasında (9. hafta) normal toprak örnekleri ve ayrıca yine hasat sırasında rizosfer toprağı örnekleri alınmıştır. Bu örneklerde biyolojik parametreler olarak alkali fosfataz, β-glikosidaz ve üreaz aktiviteleri ile mezofilik bakteri sayıları belirlenmiştir. Hasat sırasında alınan normal toprak örneklerinde ayrıca makro ve mikro besin elementi analizleri yapılmıştır. Hasat edilen bitkilerde ise makro ve mikro besin elemen içeriklerinin yanı sıra agronomik parametreler ölçülmüştür. Organik atık tipinin vermikompostlama süreci üzerinde etkili olduğu ancak vermikompostlama sonunda elde edilen her iki vermikompostun kalitesinin genel olarak benzer olduğu görülmüştür. OİG-V nin P, Ca, Mg, Mn ve Zn içeriğinin DİG-V ye göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Genel olarak enzim aktivite değerleri her iki vermikompostta da benzer ölçülmüş, sadece β-glikosidaz aktivitesi açısından OİG-V daha yüksek değer vermiştir. Saksı denemesi sonunda her iki vermikompost da mikrobiyal aktiviteyi teşvik etmiş ve pH, organik madde, P ve Zn değerlerini artırmıştır. Bununla birlikte, DİG-V toprakta organik madde ve P konsantrasyonunu daha fazla artırmıştır. Her iki vermikompostun toprak enzim aktiviteleri üzerine etkisi genel olarak rizosfer toprağında daha belirgin olmuştur. β-glikosidaz ve mezofilik bakteri sayıları her iki vermikompost uygulamasında benzer olmuş ancak DİG-V toprağın alkali fosfataz ve üreaz aktivitesini önemli oranda etkilemiştir. Her iki vermikompostun bitkinin besin maddesi içeriğine etkileri benzer olmuştur. Ancak, DİG-V bitkinin P kapsamını önemli düzeyde artırmıştır. DİG-V, ayrıca, bitkide ölçülen agronomik parametrelerden bitki boyu, yaprak alanı, yaş ve kuru bitki ağırlığı üzerinde önemli pozitif etki göstermiştir. Yaş ve kuru kök ağırlı açısından ise her iki vermikompost benzer etkiler göstermiştir. Sonuç olarak, elde edilen vermikompostlardan OİG-V nin özellikle bazı besin elementleri açısından DİG-V den daha zengin olmasına rağmen, DİG-V nin toprak ve bitki üzerinde daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Vermikompost, inek gübresi, hayvancılık, geleneksel yetiştiricilik, enzim aktiviteleri, mezofilik bakteri sayıları, rizosfer, organik madde.

Organik gübrelerOrganik tarımSürdürülebilir tarım
Sulaımon Ayobamı Eleshın
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biyogaz fermente sıvı atıklarının serada yetiştirilen hıyar (Cucumis sativus) bitkisinin verim ve mineral beslenmesine etkileri

Biyogaz tesisleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de elektrik üretimi için tercih edilmektedir. Biyogaz üretiminde organik atıklar kullanılmaktadır. Doğal olarak biyogaz üretimi sonucu ortaya çıkan atıkların organik materyal olarak kullanılması mümkündür. Birçok tesiste işlem sonucu ortaya çıkan bulamaç, ayırıcılarla katı ve sıvı şeklinde ayrılmaktadır. Bu atıkların gübre olarak kullanılmasının, toprağa geri dönmesinin ekolojik dengeye ve tarımdaki ekonomiye katkı sağlayacak olması amacıyla çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada iki farklı biyogaz tesisinden elde edilmiş olan biyogaz fermente sıvı atıkları, 5 farklı dozda (0, 2, 4, 6 ve 8 ton da-1 ) serada yetiştiriciliği yapılan hıyar bitkilerine uygulanmıştır. Bitkilerin ihtiyacı olan kimyasal gübreleme yapılmaya devam edilerek, biyogaz fermente sıvı atık dozları arasındaki farklar incelenmiştir. Dozlar arasında verim ve kalite farkları istatiksel analizlerle değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre A materyali (sıvı fermente ürün: SFÜ) uygulama dozlarının bitki boyu ve yaş ağırlık parametrelerini en yüksek dozda arttırdığı, N içeriğinin ise artan dozlarla doğru orantılı olarak arttığı tespit edilmiştir. Yaprakların Ca konsantrasyonu 8 ton da-1 dozunda en yüksek değeri gösterirken, Zn ve Cu için en yüksek değerler 2 ton da-1 uygulamasında görülmüştür. Meyve veriminde 8 ton da-1 dozunda en yüksek değer görülmüştür. Toprak örneklerinde ise EC değerlerinde küçük artışlar olmasına rağmen, bitki büyümesinin olumsuz etkilenmediği belirlenmiştir. Topraklarda P ve K içeriklerinde maksimum uygulama dozu (8 ton da-1 ) en yüksek değerleri sağlamıştır. B materyali (sıvı fermente ürün: SFÜ) uygulama dozlarının bitki boyu ve yaş ağırlık parametrelerinin en yüksek değerleri 4 ton da-1 uygulamasında görülmüştür. Yaprakların Zn içeriklerinde ise 2, 4 ve 6 ton da-1 uygulamalarında maksimum Zn birikimi sağladığı belirlenmiştir. Meyvelerde verim, N, Zn ve Mn içeriklerinde 4 ton da1 uygulamasının en etkili doz olduğu ortaya çıkmıştır. Biyogaz tesislerinde ortaya çıkan fermente sıvı atıkların farklı dozlarının etkilerinin gözlemlendiği araştırmada doz artışlarının incelenen parametrelerde doğrusal bir etkiye sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Yetiştiricilik süresince bitkilere sadece N-P-K gübrelemesi yapılmış ve diğer besin elementleri atık materyalin performansını ortaya koyması için uygulanmamıştır. Bu koşullarda özellikle mikro elementlerden Zn içeriklerinde genel bir artışın olduğu ortaya çıkmış ve bu düzeyler toksisite düzeylerine ulaşmamıştır. Biyogaz tesislerinde ortaya çıkan fermente sıvı ürünün tarım alanlarında bazı gelişme parametrelerine olumlu etkilerde bulunduğu, bu atıkların bertarafında tarımsal uygulamaların esas alınabileceği, sıvı fermente atıkların bazı işlemlerden geçirilerek topraklarda kullanımının önemli avantajlar sağlayabileceği düşünülmektedir.

BiyogazMeyve verimiOrganik atıklar+1
Buşra Çalık
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya-merkez ilçelerinde örtüaltı domates, hıyar ve biber yetiştiriciliğinde bitkisel atık ve kompost potansiyelinin belirlenmesi

Bitkisel atıkların kompostlama yöntemiyle geri dönüştürülerek topraklara uygulanması tarımda sürdürülebilirliği sağlayan ve çevreyi koruyan en önemli yöntemlerden biridir. Bu çalışma Antalya ili merkez ilçelerinde (Konyaaltı-Aksu-Kepez) yetiştiricilik yapılan domates, hıyar ve biber seralarından yetiştirme dönemi dönemi sonunda sökülen bitkisel atıkların miktarlarının ve bu atıklarla heba edilen bitki besin elementi içeriklerinin belirlenerek kompostlanma potansiyeli olan atık miktarlarını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Aksu, Konyaaltı ve Kepez'de domates yetiştiriciliği yapılan seralardan üç ilçenin ortalaması olarak 1560.48 kg/da yaş, 195.21 kg/da kuru ağırlık bitkisel atık ortaya çıkmaktadır. Bu atıklar ile dekardan kuru madde esasına göre 4.34 kg N, 0.46 kg P, 5.92 kg K,, 5.33 kg Ca, 0.99 kg Mg, 16.07 g Fe, 8.43 g Zn, 11.44 g Mn, 1.87 g Cu topraktan kaldırılmaktadır. Antalya ilinde 176452 dekar sera alanında domates yetiştiriciliği yapıldığı dikkate alındığında sökülen bitki atıkları ile 765.80 ton N, 81.17 ton P, 1044.60 ton K, 940.49 ton Ca, 174.69 ton Mg, 2835.58 kg Fe, 1487.49 kg Zn, 2018.61 kg Mn, 329.96 kg Cu heba edilmektedir. Antalya ilinde domates bitki atıkları ile kaldırılarak heba edilen N, P2O5, K2O miktarlarının 5513 ton kimyasal gübredekine eş değer olduğu hesaplanmıştır. Aksu, Konyaaltı ve Kepez'de hıyar yetiştiriciliği yapılan seralardan üç ilçenin ortalaması olarak 1857.67 kg/da yaş, 192.17 kg/da kuru ağırlık bitkisel atık ortaya çıkmaktadır. Bu atıklar ile dekardan kuru madde esasına göre 4.71 kg N, 0.95 kg P, 6.52 kg K, 7.28 kg Ca, 2.05 kg Mg, 24.33 g Fe, 6.25 g Zn, 18.29 g Mn, 1.76 g Cu topraktan kaldırılmaktadır. Antalya ilinde 35952 dekar sera alanında hıyar yetiştiriciliği yapıldığı dikkate alındığında sökülen bitki atıkları ile 169.33 ton N, 34.15 ton P, 234.41 ton K, 261.73 ton Ca, 73.70 ton Mg, 874.71 kg Fe, 224.70 kg Zn, 657.56 kg Mn, 63.28 kg Cu heba edilmektedir. Antalya ilinde hıyar bitki atıkları ile kaldırılarak heba edilen N, P2O5, K2O miktarlarının 1322.06 ton kimyasal gübredekine eş değer olduğu hesaplanmıştır. Aksu, Konyaaltı ve Kepez'de bölgesinde biber yetiştiriciliği yapılan seralardan üç ilçenin ortalaması olarak 624.97 kg/da yaş, 94.80 kg/da kuru ağırlık bitkisel atık ortaya çıkmaktadır. Bu atıklar ile dekardan kuru madde esasına göre 2.20 kg N, 0.26 kg P, 3.22 kg K, 1.75 kg Ca, 0.49 kg Mg, 7.45 g Fe, 3.72 g Zn, 3.21 g Mn, 0.80 g Cu topraktan kaldırılmaktadır. Antalya ilinde 60777 dekar sera alanında biber yetiştiriciliği yapıldığı dikkate alındığında sökülen bitki atıkları ile 133.71 ton N, 15.80 ton P, 185.70 ton K, 106.36 ton Ca, 29.78 ton Mg, 452.79 kg Fe, 226.09 kg Zn, 195.09 kg Mn, 48.62 kg Cu heba edilmektedir. Antalya ilinde biber bitki atıkları ile kaldırılarak heba edilen N, P2O5, K2O miktarlarının 981.83 ton kimyasal gübredekine eş değer olduğu hesaplanmıştır. Elde edilen verilere göre kompostlanma potansiyeline sahip önemli miktarlarda sera bitki atıklarının olduğu ortaya konulmuştur. Bu bitki atıklarının kompostlanması sonucunda elde edilen organik materyalin topraklara uygulanması ile organik madde içeriği arttırılabilecek, toprak düzenleyici etkisi ile toprakların fiziksel, kimyasal, biyolojik özellikleri iyileştirilebilecek, içerdiği bitki besin elementleri sayesinde kimyasal gübre kullanımının azalması ile bitkisel üretimde girdi maliyeti düşürülebilecek ve çevre kirliliği önlenebilecektir. Üreticilerin bitkisel atıklarını kendi üretim alanları içerisinde basit kompost yığınları şeklinde kompostlamalarının teşvik edilmesinin yanısıra geniş ölçekte kompost fabrikalarının kurulması da bu çalışmalara katkı sağlayabilecektir. ANAHTAR KELİMELER: Atık potansiyeli, Besin elementleri, Çevre, Kompost, Organik madde, Topraktan kaldırılan bitki besin elementi, Verimlilik

Yağmur Göksel Çeltek
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur yöresi ceviz bahçelerinin beslenme durumununbelirlenmesi

Bu çalışma, Burdur ilinde ceviz yetiştiriciliği yapılan bahçelerin beslenme durumlarını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Yöreyi temsil edecek şekilde farklı lokasyonlarda 20 bahçeden toprak örnekleri için iki farklı derinlikten (0-30 cm ve 3060cm) toplam 40 toprak örneği ve 20 yaprak örneği alınmıştır. Alınan toprak örneklerinde; pH, EC (Elektriksel İletkenlik), bünye, kireç (CaCO 3), organik madde, toplam azot, alınabilir fosfor, değişebilir potasyum, magnezyum, kalsiyum, sodyum, alınabilir demir, çinko, mangan, bakır analizleri yapılmıştır. Yaprak örneklerinde ise azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, mangan ve bakır içerikleri belirlenmiştir. Toprak ve yaprak analiz sonuçları kritik sınır değerlere göre kıyaslanmış, mevcut bahçelerin beslenme durumu ve beslenme sorunları saptanmaya çalışılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre toprakların çoğunluğu tınlı bünyeye sahip bulunmuş, toprak reaksiyonu hafif alkali ve nötr özellik göstermiştir. Her iki toprak derinliğinde de herhangi bir tuzluluk sorunu saptanmamıştır. Toprakların büyük çoğunluğu aşırı ve yüksek kireçli bulunması yetiştiricilik ve beslenme açısından bazı sorunların oluşabileceğini göstermektedir. Toprak örneklerinin organik madde içerikleri az humuslu ve humusça fakir belirlenmiştir. Toplam azot bakımından topraklar iyi ve çok iyi, alınabilir fosfor ve değişebilir potasyum bakımından ise değişkenlik göstermiş ve toprakların kısmen yetersizlik saptanmıştır. Toprakların değişebilir kalsiyum içerikleri orta ve iyi, değişebilir magnezyum içerikleri genel olarak iyi, değişebilir sodyumun ise çok düşük ve düşük düzeylerde olduğu tespit edilmiştir. Mikro element sonuçlarına göre alınabilir demir ve çinko içerikleri noksan olup alınabilir mangan ve bakır yeterli bulunmuştur. Yapılan yaprak analizlerine göre toplam azot, fosfor,bakır ve çinko içerikleri noksan bulurken, potasyum,kalsiyum ,magnezyum, demir ve mangan içeriklerinin yeterli, bakır ve çinko noksan bulunmuştur. Sonuç olarak Burdur yöresi ceviz bahçelerinde toprak özellikleri bakımından yüksek kireç içeriklerinin birtakım bitki besleme problemleri oluşturması muhtemel görünmektedir. Ayrıca toprakların organik madde düzeyleri yetersizdir ve bu nedenle toprak özelliklerinin iyileştirilmesi için organik gübrelemeye önem verilmesi gerekmektedir. Toprakların fosfor, potasyum, çinko ve bakır içeriklerinin yeterli düzeylere ulaşması sağlanarak bitkilerin bu noksanlıklarının giderilmesi sağlanmalıdır. Böylece yoğun ceviz üretiminin bulunduğu yöre topraklarının ve bitkilerin verimliliklerinde artış sağlanması mümkün olabilir.

Şerife Yön
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çardak süpürgesi (Limonium gmelinii) bitkisinin fitoremediasyonda kullanılabilirliği

Tuzluluk ve bor toksisitesi görülen topraklarda, ekonomik bir külfet getirmeksizin doğal olarak yetişebilen türlerin devamlılığının sağlanması ve kullanılabilirliğinin artırılması, dünyada önemi gittikçe artan bir konu halini almıştır. Tuzlu toprakların ıslahı ile ilgili dünya üzerinde pek çok araştırma yapılmış ve pek çok bitki remediasyonda kullanılmıştır fakat süs bitkilerinin kirlenmiş toprakların iyileştirilmesinde kullanılması hakkında çok az çalışma vardır. Fitoremediasyon çalışmaları da daha çok ağır metal kirliliği üzerine yapılmış olup, tuzluluk üzerine yapılmış çalışmalar azdır. Tuzlu ve bor toksisitesi olan toprakların tarıma kazandırılmasında, ekonomik değeri yüksek ve bu koşullara dayanıklı bitkilerin yetiştiriciliğinin gerçekleştirilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma ile toprak bozulmasının hız kazandığı günümüzde kurak ve tuzlu alanların iyileştirilmesinde kullanılabilecek bir halofit olarak değerli olduğunu düşündüğümüz "Limonium gmelinii (çardak süpürgesi)" bitkisi araştırılmıştır. Deneme 1 bitki x 1 toprak x 3 konu (NaCl, Na2SO4, B) x 4 doz ((0, 50, 100, 150 mM NaCl), (0, 50, 100, 150 mM Na2SO4), (0, 5, 10, 15 mg/l B)) x 5 tekerrür olarak, 60 saksıda, 3'er bitki olmak üzere sera ortamında yürütülmüştür. NaCl ve Na2SO4 uygulamalarında, Na değerleri toprağa kıyasla bitkide artmış olup, NaCl uygulamalarına göre Na2SO4 uygulamalarında daha fazla bulunmuştur. Bitki, ortalama olarak 10500 ppm Na'yı topraktan almış ve önemli bir zarar görmeden depolamıştır. NaCl uygulamalarında, Cl birikimi toprakta değil bitkide olmuş olup, NaCl 3 uygulamaları ile bitki ortalama Cl değeri 33700 ppm'e kadar çıkmıştır. Na2SO4 uygulamalarında, toprağa kıyasla bitkide SO4 değerleri yüksek olup, ortalama SO4 değeri 59300 ppm'e kadar çıkmıştır. Na2SO4 uygulamalarında, yaprak üzerinde gözle görülür bir şekilde yoğun tuz birikimi meydana gelmiştir. B uygulamalarında ise toprak B değerlerinde önemli bir artış olmazken bitkide artış olup daha sonra azalma meydana gelmiştir. Bitkinin sahip olduğu tuz salgı bezleri sayesinde yüksek bor konsantrasyonunu uzaklaştırarak, B toksisistesini giderdiği ve tolere ettiği düşünülmektedir. Yapılan çalışma ile Limonium gmelinii bitkisinin, 150 mM NaCl, 150 mM Na2SO4 ve 15 mg/lt B uygulamalarına karşı toleranslı olduğu, toprağa uygulanmış bu konuların farklı dozlarını bünyesine alarak, topraktaki toksisiteyi giderdiği belirlenmiştir. Dolayısıyla, yapılan çalışma ile elde edilen veriler ve gözlemler neticesinde Limonium gmelinii bitkisinin NaCl, Na2SO4 ve B toksisitesi ile karşı karşıya olan topraklarda, fitoremediasyon amacıyla kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Gül Aras Çınar
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Stabilize edilmiş ve kurutulmuş arıtma çamurunun rulo çim üretiminde kullanımı

Çalışmada kurutulmuş ve stabilize edilmiş arıtma çamurunun rulo çim üretiminde tek başına ya da kimyasal gübre uygulamaları ile birlikte kullanım imkanı ve etkileri araştırılmıştır. Konu değerlendirilirken evsel ve kentsel arıtma çamurlarının toprakta kullanılmasına dair yönetmelikte belirtilen, ağır metal sınır değerleri dikkate alınarak uygulamaların toprakta ve bitkide neden olduğu değişimin izlenmesi de amaçlanmıştır. Bu kapsamda 0 (AÇ0), 2 (AÇ2), 4 (AÇ4), 6 (AÇ6), 8 (AÇ8) ton da-1 olmak üzere artan dozlarda arıtma çamuru (AÇ) uygulaması yapılan parsellerde kimyasal gübre (KG) uygulaması yapılmadan (KGØ) ve kimyasal gübre uygulaması yapılarak (KG+) hibrit bermuda (Cynodon dactylon x C. transvaalensis) "Tifway" çimi ve İngiliz çimi (Lolium perenne L.) birlikte yetiştirilmiş, rulo çim olarak araziden hasat edilmiştir. Deneme Akdeniz Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Çiftlik arazisinde yüksek pH (7.45) ve kireç (CaCO3) (%46) içeriğine sahip bir toprakta tesadüf parselleri deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışma kapsamında arazi şartlarında gözlem ve ölçümler yapıldığı gibi ayrıca planlanan zamanlarda alınan toprak ve bitki (üst aksam-kök) örneklerinde de kimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. Uygulamalar ile uyumlu olarak yetiştirme ortamlarının pH'sında düşüş gözlenirken elektriksel iletkenlik (EC), organik madde, toplam azot, alınabilir fosfor, toplam fosfor, değişebilir potasyum (K), magnezyum (Mg), sodyum (Na) konsantrasyonlarında da önemli artışlar tespit edilmiştir. Özellikle arıtma çamuru uygulamaları ile yetiştirme ortamlarının alınabilir demir (Fe), mangan (Mn), bakır (Cu) ve çinko (Zn) konsantrasyonlarındaki artış dikkat çekicidir. Toplam Zn konsantrasyonunun arıtma çamuru uygulamaları ile arttığı görülmüştür. Uygulamaların yetiştirme ortamlarının ağır metal içerikleri üzerinde çok sınırlı da olsa değişime neden olduğu konular vardır. Ancak çalışmada uygulamaların sebep olduğu riskli bir duruma rastlanmamıştır. Diğer yandan yönetmelikte kadmiyum (Cd) sınır değerinde yapılan değişiklikler de göz önünde bulundurarak tekrarlı uygulamalarda (Cd) elementinin konsantrasyonundaki değişimin takip edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Uygulamalar ile bitki üst aksam azot (N), fosfor (P), potasyum (K) ve magnezyum (Mg) konsantrasyonlarında önemli artışlar gözlenirken Na konsantrasyonundaki değişim daha sınırlı kalmıştır. Kalsiyum (Ca) konsantrasyonunda ise uygulamalar ile birlikte düşüş gözlenmiştir. Bitki üst aksamında tespit edilen bir diğer önemli değişimde Fe, Zn ve Cu elementleri ile ilgilidir. Yetiştirme ortamlarında olduğu gibi bitki üst aksamında da bu üç elementte uygulamalar ile uyumlu artışlar tespit edilmiştir. Ancak artan dozda uygulanan arıtma çamurunun bitki üst aksam Mn içeriğini kontrole göre düşürdüğü tespit edilmiştir. Uygulamaların bitki dokularının ağır metal içeriğine etkisi bazı elementler için istatistiksel olarak önemsiz bulunurken bazı örneklerde de söz konusu elementin konsantrasyonunu düşürücü etki yaptığı görülmüştür. Uygulamalar ile konsantrasyonunda artış kaydedilen elementlerde ise bu etki çok sınırlı olduğu için ihmal edilebilir düzeyde ve risk oluşturmaktan uzak olarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen değerler kullanılarak biyoakümülasyon faktörü (BAF) ve translokasyon faktörleri (TF) hesaplanmıştır. Hesaplanan BAF içinde bitki üst aksam Zn, Cd ve kök Zn katsayılarında birden büyük değerlere rastlanmıştır. Çinko için bu değerin ihmal edilebilir düzeyde kaldığı görülmektedir. Ancak bitki üst aksam örnekleri için hesaplanan Cd BAF katsayıları içinde birden büyük değer sayısı oldukça fazladır. Bazı Cd BAF değerleri 7'den büyük olduğu belirlenmiştir. Bu durum rulo çimi meydana getiren çim çeşitlerinden en az birinin Cd için akümülatör bitki olabileceğini göstermiştir. Translokasyon faktörleri incelendiğinde Zn, Mn, Ni ve Cr elementleri için TF>1 olduğu saptanmıştır. Bitkide sıklıkla noksanlığına rastlanan Fe için TF<1 olduğu görülmüştür. Bu durum Fe'in bitki tarafından alınımı kadar kökten üst aksama iletiminde de problem olduğunu düşündürmüştür. Translokasyon faktörü Mn ve Ni için incelendiğinde uygulamalar ile belirgin bir etki gözlenmemekle birlikte ikinci örnekleme döneminde tespit edilen katsayı değerlerinin daha düşük olduğu açıktır. Çalışmada uygulamaların rulo çim üzerindeki etkilerini daha iyi değerlendirebilmek için bitkinin çıkış hızı, kaplama hızı, parçalanmaya dayanım direnci, yaş ağırlık, kuru ağırlık, boy, renk ve klorofil içeriği gibi veriler de toplanıp değerlendirilmiştir. Arıtma çamurunun tek başına uygulandığı en yüksek doz olan AÇ8KGØ uygulamasında sadece kimyasal gübrenin kullanıldığı AÇ0KG+ uygulmasına göre stolon çıkışı 17.75 gün, parselin çim ile kapanma süresi ise 27.5 gün daha erken gerçekleşmiştir. Ayrıca AÇ8KGØ uygulmasının parçalanmaya dayanım direnci AÇ0KG+ uygulmasına göre %58 daha yüksek tespit edilmiştir. Araziden biçilerek kaldırılan yeşil ve kuru ot miktarında arıtma çamuru uygulamaları ile önemli artış sağlanmıştır. Benzer şekilde uygulamalar ile daha uzun bitki boyu kaydedilmiş, çim renginde de olumlu değişim tespit edilmiştir. Bitkinin hem rengi üzerinde hem de fotosentezle ilişkili olarak beslenmesi üzerinde önemli etkiye sahip klorofil içeriğinin de uygulamalar ile arttığı belirlenmiştir. Çalışmada rulo çim üretiminde arıtma çamuru kullanımını destekler nitelikte sonuçlara ulaşılmıştır. Arıtma çamuru uygulamalarının çim gelişimi ve kalitesinde olumlu etkileri tespit edilmiştir. Yapılan gözlemler sağlanan gelişimin rulo çim serildikten sonrada sürdüğünü göstermiştir. Yüksek dozda arıtma çamuru uygulanan parsellerdeki bitkilerin gelişimlerinde bazı dengesizlikler gözlenmiştir. Bu duruma en net örneklerden biri AÇ6 ve AÇ8 doz arıtma çamuru uygulanmış parsellerde bitki gelişiminin biraz daha hızlı seyretmesidir. Bu durum özellikle ilk dönemlerde arazinin yönetimini zorlaştırmıştır. Bu parsellerdeki bitkilerin daha sık biçime gelmesinden dolayı işçilik ve bakım maliyetleri artmıştır. Ayrıca materyalin gereğinden fazla kullanımı uzun vadede nitrat ve ağır metal kirliliğine de sebep olma riski vardır. Materyali daha etkili ve güvenli kullanabilmek için arıtma çamurunu iki parça halinde vermenin daha faydalı olabileceği düşünülmüştür. Tavsiye edilen uygulama, alanın tesis aşamasında 4 ton da-1 arıtma çamuru uygulanması, ilk rulo çim kesiminden sonra da araziye 2 ton da-1 arıtma çamuru daha uygulanması şeklinde olabilir. Ayrıca çalışmada kimyasal gübre uygulamalarının AÇ0 ve AÇ2 dozu arıtma çamuru konularında bir miktar olumlu etki gösterdiği ancak artan arıtma çamuru dozları ile kimyasal gübre uygulamalarının etkisinin giderek önemsizleştiği görülmüştür. Bu durum rulo çim üretiminde arıtma çamuru uygulamaları ile birlikte arazideki potasyum, kalsiyum ve mangan gibi potansiyel noksanlık belirtilerinin takip edilip ihtiyaç hasıl olması halinde bu elementlerin gübrelenmesinin yapraktan yapılmasının daha faydalı olabileceğini düşündürmüştür.

Hüseyin Ok
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Biyokömürün toprağın biyolojik özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Topraklara biyokömür uygulaması, toprak verimliliğini ve karbon tutulumunu artırmak ve iklim değişikliğini önlemek üzere sera gazı emisyonlarını düşürmek için uygun bir yaklaşım olarak tanımlanmaktadır. Biyokömürün toprağın fiziksel özelliklerini ve besin tutulumunu iyileştirmek, topraktaki besin döngülerinde etkili olan mikrobiyal varlığı ve kompozisyonunu olumlu yönde değiştirmek gibi yararları olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, farklı tipteki bioyokömürlerin topraktaki mikroorganizmalar ve toprağın biyolojik özellikleri üzerindeki etkileri daha az ilgi görmüştür ve araştırılması gerekmektedir. Bu tezin temel amacı biyokömür uygulamalarının toprak mikroorganizmaları ve toprağın biyolojik aktivitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu tez, biyokömür uygulamasından sonra oluşan toprak biyolojik süreçleri ile ilgili olarak toprak mikroorganizmalarının davranışlarını anlamaya odaklanmış ve bu mikroorganizmalar ile biyokömür uygulamasından sonra toprak matrislerinde değişen kimyasal özellikler arasındaki ilişkiyi değerlendirmeye çalışmıştır. Çalışmada dört farklı tarımsal atığın (örtü altı domates atığı (Solanum lycopersicum L.), muz plantasyon atığı (Musa species), karanfil atığı (Dianthus caryophyllus L., 1753 ) ve bağ budama atığı (Vitis vinifera L., 1753)) iki farklı sıcaklıkta (300 ve 500 °C) piroliz edilmesiyle elde edilen sekiz farklı biyokömür kullanılmıştır. Biyokömür uygulamaları kullanılan bitki materyali ve son sıcaklığa göre bağ budama biyokömürü-300 oC (BB300), bağ budama biyokömürü-500 oC (BB500), domates biyokömürü-300 oC (DB300), domates biyokömürü-500 oC (DB500), karanfıl biyokömürü-300 oC (KB300), karanfil biyokömürü-500 oC (KB500), muz biyokömürü-300 oC (MB300) ve muz biyokömürü-500 ℃ (MB500) olarak belirlenmiştir. Test bitkisi olarak kıvırcık marul (Lactuca sativa var. crispa) kullanılmıştır. Deneme, tesadüf parselleri deneme desenine göre sera koşullarında saksı denemesi şeklinde kurulmuştur. Deneme, ard arda iki yetiştiricilik döneminde, 5 tekerrürlü olarak yürütülmüş olup toplam 45 saksı (4 tarımsal atık × 2 piroliz sıcaklığı × 5 tekerrür + 5 kontrol) içermiştir. Marul fidelerinin dikiminden bir hafta evvel 2 ton/da hesabına göre her saksıya ilgili biyokömürlerden 80 g uygulanmış ve homojen bir şekilde karıştırılıp sulandıktan sonra inkübasyona bırakılmıştır. Yetiştiricilik boyunca temel gübreleme programı uygulanmış ve toplam 6 gübreleme yapılmıştır. Bu amaçla 18-18-18 gübresi sulama suyu ile birlikte 0.5 g/1.5 L oranında her saksıya uygulanmıştır. Ayrıca, yetiştiricilik döneminin ortasına denk gelen 3. gübrelemede sadece bir defa olmak üzere her saksıya 1 g/1.5 L oranında kalsiyum nitrat [Ca(NO3)2] gübresi uygulanmıştır. Her yetiştiricilik döneminde belirli aralıklarla (0, 2, 4, 6 ve 8. haftalar) normal toprak örnekleri alınmış ve biyolojik parametreler (üreaz, alkalin fosfataz, β-glikozidaz, dehidrojenaz, nitrifikasyon, denitrifikasyon, mezofilik bakteri sayısı) açısından analiz edilmiştir. Ayrıca her yetiştiricilik döneminin sonunda hasat sırasında alınan normal ve rizosfer toprağı örneklerinin makro ve mikro besin element kapsamları belirlenmiştir. Ayrıca, hasattan sonra marulun kalite parametreleri ve verim ölçümleri yapılmıştır. Biyokömür uygulamaları her iki dönemde de toprak kimyasal özelliklerini (pH, EC, organik karbon, alınabilir fosfor ve potasyum) iyileştirmiş ancak kontrole göre toprağın toplam nitrojen içeriğini artırmamıştır. Biyokömür uygulamaları biyokömür tipine ve dönemine bağlı olarak topraktaki mikrobiyal aktiviteleri etkilemiştir. Genel olarak, birinci dönemde karanfil (KB500) ve muz (MB300 ve MB500) uygulamalarında enzim aktivitelerinin diğer uygulamalara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ancak, biyokömür uygulamalarının ikinci dönemde enzim aktiviteleri üzerinde istatistiki olarak bir etkisi olmamıştır. Topraktaki bakteri sayısı da her iki dönemde biyokömür uygulamalarından etkilenmemiştir. Her iki dönemde de kimyasal özellikler ve mikrobiyal aktivitede güçlü pozitif korelasyonlar görülmüştür. Genel olarak, toprakta pH ve EC değerleri ile biyolojik parametreler biyokömür ilavelerinden sonra rizosferde önemli ölçüde artmıştır. İkinci dönem domates (DB300) ve muz (MB500) biyokömür uygulaması bitki boyunu sırasıyla %15.2 ve %10.2 oranında artırmıştır. Bu sonuçlar biyokömürlerin, intrinsik fiziksel ve kimyasal özelliklerine bağlı olarak toprakla nasıl farklı etkileşimlere sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu tez, toprağa biyokömür uygulamalarına yönelik olarak kılavuz oluşturmaya odaklanan gelecekteki çalışmaların önemini vurgulamaktadır.

Abdul Latıf Abdul Azız
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı organik materyallerin toprakların bazı özellikleri üzerine etkisi

Bu çalışmada, farklı mineralizasyon oranına sahip organik materyallerin, toprakların bazı özellikleri üzerine etkisi amaçlanmıştır. Bu amaçla, organik uygulamalarda organik materyal olarak mantar kompostu, leonardit ve tavuk gübresi 5 dozda (0, 1, 2, 3 ve 4 ton/da atık mantar kompostu için; 0, 1, 2, 3 ve 4 ton/da leonardit için; 0, 1, 2, 3 ve 4 ton/da) tavuk gübresi için 0. 30. 60. ve 90. gün inkübasyona bırakılmıştır. Serada yürütülen bu çalışma, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. İnkübasyon dönemleri sonucunda alınan toprak örneklerinde pH, EC, organik C, organik madde, organik P, NH4-N, NO3-N, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca, Mg, Na ve alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu analizleri yapılmıştır. Deneme sonucunda; inkübasyon süresinin uzamasına bağlı olarak genel olarak toprakların EC, değişebilir Mg ve Na, NH4-N, NO3-N, toplam N, değişebilir K, alınabilir Zn, Fe, Mn ve Cu içeriklerinin arttığı; pH, organik C, alınabilir P, değişebilir Ca içeriklerinin azaldığı belirlenmiştir. İnkübasyon sürelerinin uzamasına bağlı olarak toprakların organik madde içeriğinin 30.günde arttığı, 30.günden sonra ise azaldığı tespit edilmiştir. Artan organik materyal uygulama dozlarına bağlı olarak toprakların pH, EC, organik C, organik madde, organik P, NH4-N, NO3-N, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca, Mg ve Na ile alınabilir Zn, Fe ve Mn içeriklerinin genel olarak arttığı; toprakların alınabilir Cu içeriğinin etkilenmediği bulunmuştur. Organik materyaller içerisinde tavuk gübresinin azot ve fosfor mineralizasyon hızı mantar kompostu ve leonardite göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Farklı inkübasyon süreleri ve organik materyal uygulama dozlarının etkisi birlikte değerlendirildiğinde; en yüksek organik madde miktarı atık mantar kompostunun 30.günde 1 ton/da (%1.39) uygulamasında elde edilmiştir. Topraklara yapılan leonardit uygulamasında % 1.35 ile 30.günde 4 ton/da; tavuk gübresinde ise % 1.33 ile 30. günde 0 ton/da uygulamalarında elde edilmiştir. Sonuç olarak kullanılan organik materyaller arasında toprakların organik madde miktarını en çok atık mantar kompostunun 30.günde 1 ton/da uygulamasının arttırdığı tespit edilmiştir.

Ezgi Kılıç
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toprak kirliliğine olası etkileri bakımından Antalya-Belek Acısu deresi su kalitesinin dönemsel olarak incelenmesi

Bu çalışmada Antalya ilinin Serik ilçesine bağlı Kadriye mahallesinden geçerek Belek'den denize dökülen Acısu deresinin çevreye ve toprak kirliliğine olası etkilerini ortaya koyabilmek için su kalitesi araştırılmıştır. Mevsimsel değişiklikler göz önünde bulundurularak Acısu deresinden Ağustos 2019 ve Şubat 2020 olmak üzere iki dönemde ve belirlenen 9 farklı örnekleme istasyonundan su örnekleri alınmıştır. Alınan su örnekleri bazı kalite kriterleri ve ağır metaller açısından incelenmiştir. Bu kapsamda su örneklerinin pH ve EC düzeyleri ile toplam N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Zn, Mn, Cu, Cd, Pb, Ni, Cr, As, Hg, NO3-, CO3-2, HCO3-SO4-2, Cl-, B elementlerinin konsantrasyonları analiz edilmiştir. Acısu deresinin geçtiği bölgelerin etrafında meyve bahçeleri ve seralar gibi tarımsal faaliyet alanları, yerleşim yerleri, atık su arıtma tesisi ve oteller bulunmaktadır. Dere'nin akış hattı boyunca örnekleme yapılan bazı noktalarda kirlilik değerlerinin yükseldiği görülmüştür. Ancak, özellikle arıtma tesisi öncesi (7. ve 8. örnekleme istasyonları) ve arıtma tesisi sonrası 9. örnekleme istasyonundan alınan su örneklerinin EC, toplam N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Zn, Mn, Cu, Cl-, SO4-2 ve B konsantrasyonları diğer örnekleme istasyonlarından daha yüksek olarak belirlenmiştir. Acısu deresinin bu noktalarında suyun özellikle azot ve fosfor elementleri ile besin zenginleşmesi ile karşı karşıya olmasının ötrofikasyon riskini de beraberinde getireceği açıktır. Ağır metaller açısından değerlendirildiğinde "Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği"ne göre Cd, Zn, Mn, Ni ve Cr için 1., Fe için 2., Cu için 3. kalite su sınıfında yer alan değerler tespit edilmiştir. As ve Hg için eseri konsantrasyon saptanmış olup mevcut durumda risk teşkil etmediği belirlenmiştir. Sonuç olarak; Acısu deresi gibi su kaynaklarının kalitelerinin korunması ve kirliliklerinin önlenmesi için 3'er yıllık dönemler gibi belli sürelerde düzenli olarak analizlerle izlenmesi çalışmalarının yapılması son derece önem arz etmektedir.

Kimyasal kirlilik
Medine Merve Karataş
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Örtüaltı domates yetiştiriciliğinde topraktan ve yapraktan ticari amino asit uygulamalarının kalite ve verim üzerine etkileri

Antalya ilinin Kumluca ilçesinde yapılan bu çalışmada, son yıllarda tarımsal üretimde kullanımı artan amino asidin, örtü altı domates yetiştiriciliğinde yapraktan, topraktan ve hem topraktan hem de yapraktan yapılan farklı uygulamalarla en uygun dozaj ve uygulamayı tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın yapıldığı üretici serasında güzlük domateste, yapraktan (0, 50, 100 ve 200 ml), topraktan (0, 500, 1000 ve 2000 ml) ve hem yapraktan ve hem de topraktan olmak üzere üç farklı şekilde uygulanmıştır. Bu üç farklı uygulamadaki farklı amino asit dozlarının bitki, meyve ve toprakta ne gibi değişimlere sebep olacağı tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmadaki 16 farklı konu üç tekerrürlü olarak toplamda 48 parselde yürütülmüştür. Araştırma sonucunda yapılan değerlendirmelerde; topraktan 1000 ml ve yapraktan 200 ml amino asit uygulamalarında bitki başına düşen toplam verimde kontrol uygulamasına göre %49'luk bir artış tespit edilmiştir. Yalnız topraktan uygulanan 1000 ml'lik amino asit uygulamasında; ortalma meyve çapı 65.44 mm, ortalama meyve ağırlığı 131.57 g, sadece yapraktan 200 ml amino asit uygulamasında ortalama meyve ağırlığı 131.67 g, ortalama meyve çapı 65.43 mm ile en yüksek değerler tespit edilmiştir. Meyve örneklerinin analizileri sonucunda; topraktan 1000 ml uygulamasında toplam azot %3.28, topraktan 500 ml aminoasit uygulamasında meyvenin fosfor ve çinko kapsamı sırasıyla %0.30 ve 20.05 mg kg-1, yalnız yapraktan 200 ml uygulamasında toplam azot %3.19 değerleri en yüksek olarak bulunmuştur. Topraktan 2000 ml ve yaprakta 100 ml amino asit uygulandığında ise meyvenin demir kapsamı 28.67 mg kg-1 ile en yüksek değer elde edilmiştir. Yaprak örneklerinde yapılan analizler sonucunda; topraktan 1000 ml uygulamasında toplam azot % 3.33, topraktan 2000 ml amino asit uygulamasında yaprakların fosfor ve mangan kapsamı sırasıyla % 0.28 ve 120.80 mg kg-1, yapraktan 200 ml uygulamasında toplam azot % 3.29 toplam mangan 122.23 mg kg-1 ve yapraktan 100 ml uygulamasında %0.28 değerleri en yüksek olarak bulunmuştur. Topraktan 2000 ml ve yapraktan 200 ml amino asit uygulandığında ise yaprakların demir kapsamı 41.00 mg kg- 1 ile en yüksek değer tespit edilmiştir. Toprak örneklerinde yapılan analizler sonucunda 0-20 cm toprak derinliğinde; en yüksek organik madde miktarı (%5.16) ve toplam azot değeri (%0.36) topraktan 2000 ml amino asit uygulamasından elde edilmiştir. 20-40 cm toprak derinliğinde; en yüksek organik madde kapsamı (%4.97), toplam azot içeriği (%0.34), fosfor içeriği (171.70 mg kg-1), potasyum içeriği (1.27 me 100-1 g) topraktan 2000 ml amino asit uygulamasından elde edilmiştir. Tüm uygulama verileri değerlendirildiğinde, topraktan 1000 ml ile birlikte yapraktan da 200 ml interaksiyon uygulamasının etkileri diğer uygulamalara göre istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir. Tüm bu veriler ışığında, hayvansal atıklardan elde edilen bir ürünün tarımsal üretimde verim, kalite ve bazı gelişme parametrelerinde artış sağladığı, ayrıca atıklardan geri dönüştürülerek hem toprak, su kaynaklarına ve çevreye yaratabileceği olumsuzlukların önüne geçilebileceği hem de ekonomik kazanç sağlamasına katkı sağlayabileceği ortaya konulmuştur.

Hüseyin Serdar Ekşi
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organik tarım alanlarının uzaktan algılama ile fizyoğrafik özelliklerinin belirlenmesi ve çevre arazilerle ilişkilendirilmesi

Kalabalıklaşan dünya nüfusu, artan gıda ihtiyacı ve azalan tarım alanları nedeniyle mevcut tarım alanları oldukça yoğun kullanılmaktadır. Yoğun şekilde toprağa uygulanan kimyasallar, çevre ve canlıların sağlığını tehdit etmektedir. İnsanların zararlı kimyasallar içermeyen ürün ve doğaya daha az zarar veren uygulamaları tercih etmeleri sonucunda organik tarım uygulamaları yaygınlaşmıştır. Organik tarım, sıfır veya minimum şekilde kimyasal kullanımını destekleyen, kaliteli ve sağlıklı ürünü hedefleyen, ürünün çiçeklenmesinden paketlenmesine kadar kontrolünü sağlayan, çevresel faktörlerin kontrol altında tutulmasına çalışılan, bir üretim modelidir. Son yıllarda ülkemizde organik tarım faaliyetleri artmıştır. Bu çalışmada, tarımsal faaliyetlerin Antalya ilinde yayla ve sahil kesimlerindeki durumu, fizyografyası ve çevre arazilerle ilişkisi incelenmiştir. Çalışma alanı olarak Antalya ili Elmalı ve Finike ilçeleri seçilmiştir. Bu ilçelerde organik tarım alanı sertifikası bulunan tarımsal işletmeler incelenmiş, Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinden faydalanılarak alanların toplamda 5 farklı fizyografya ünite içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir. 2020 yılına ait Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Elmalı'da 596,074 da sertifikalı organik tarım faaliyeti gösteren alan tespit edilmiştir. Organik tarım alanlarının %77,60'ının düz-düze yakın göl tabanı arazilerinde, %15,70'inin düze yakın hafif dalgalı taşkın düzlüğü arazilerinde, %6,70'inin göl tabanı düzlüklerinde aşınmış dalgalı topoğrafyalı araziler olduğu belirlenmiştir. Finike ilçesinde 2016 yılı Tarım ve Orman Bakanlığı sertifikalı organik tarım arazileri incelendiğinde, 286,619 da organik tarım alanında nar ve portakal yetiştiriciliği yapıldığı ancak 2020 yılına gelindiğinde organik tarımın tamamen terkedildiği tespit edilmiştir. Yöredeki organik tarım alanlarının %69,80'i çok dik eğimli yamaç arazide, %17,65'i orta eğimli yamaç arazide, %6,75'i dar yüzeyli dere teraslarında, %5,10'u dik eğimli yamaç arazide, %0,70'i etek arazide faaliyet gösterdiği belirlenmiştir. İncelenen alanların çevre arazilerle ilişkisi yorumlanmış, mevzuatta yer almayan teknik eksiklikler değerlendirilmiş, çözüm önerilerinde bulunulmuştur.

İnsan-toprak ilişkisi
Serden Erol
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vermikompost uygulanmış topraktan azot fikse eden bakterilerin izole edilmesi ve mikrobiyal gübre potansiyellerinin belirlenmesi

Tarımda kimyasal gübre, ilaç ve benzeri maddelerin kullanımının artmasıyla toprakların verimliliği gün geçtikçe azalmakta, çevre ve insan sağlığı açısından olumsuz durumlar oluşmaktadır. Bu yüzden organik gübre ve mikrobiyal gübre gibi yan etkileri olmayan materyal ve biyolojik preparatlara olan talebin artması gerektiği düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmadaki amaç, vermikompost uygulanmış topraktan azot fikse eden bakterilerin izole edilmesi ve mikrobiyal gübre potansiyellerinin belirlenmesidir. Çalışma kapsamında vermikompost uygulanmış toprakta yetişen bitkinin rizosfer bölgesinden azot fikse eden bakteriler izole edilmiştir. 16S rDNA dizi analizi sonuçları, farklı besi ortamlarında gelişme durumları ile renk ve şekil farklılıklarına göre 5 farklı izolat (N1DBA-5, NHBA-1, NHBD-5, NNBD-7 ve N1DBD-4) saksı denemesi için seçilmiştir. Saksı denemesi iki farklı kontrol grubu ile birlikte tesadüf parselleri deneme desenine göre 5 tekerrürlü olarak toplam 35 saksı ile yürütülmüştür. Denemede test bitkisi olarak kıvırcık marul (Lactuca sativa var. crispa) kullanılmıştır. Deneme sonunda alınan toprak örneklerinde (normal-rizosfer) biyolojik analizler (üreaz aktivitesi, alkali fosfataz aktivitesi, β-glikosidaz aktivitesi, dehidrogenaz aktivitesi ve mezofilik bakteri sayımı) ve kimyasal analizler (mineral azot formları, makro-mikro besin elementleri ve pH-EC ölçümleri) yapılmıştır. Ayrıca, hasat edilen bitki örneklerinde verim ve kalite parametreleri ölçülüp makro-mikro besin elementi analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre bazı izolatların incelenen toprak biyolojik ve kimyasal parametreleri ile bitkide besin elementi miktarı üzerine olumlu etkilerde bulundukları görülmüştür. Bu bağlamda, toprakta N1DBD-4, NHBA-1, NNBD-7 ve N1DBA-5 izolatlarının bitkide ise sadece N1DBD-4 izolatının ön plana çıktığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, N1DBD-4 izolatının diğer izolatlara göre rizosfer şartlarına daha iyi uyum sağlayabildiği düşünülmektedir. Bahsedilen bu izolatın, hem toprak verimliliği hem de bitkide etkinlik açısından diğerlerine göre kısmen daha faydalı olduğu için mikrobiyal gübre potansiyelinde olabileceği varsayılmaktadır.

Bakteri izolasyonuKoloni sayısı-mikrobiyal
Elif Yanık
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Iğdır yöresinde yetiştirilen mısırın (Zea mays L.) tanedeki besin elementi düzeyinin toprak ve tane analizleriyle değerlendirilmesi

Dünyada ve ülkemizde temel beslenme kaynağının büyük bir bölümünü tahıllar oluşturmaktadır. Buğday, arpa, mısır ve diğer tahıllar beslenmede en önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Bu çalışma, iklim koşullarının mısır yetiştiriciliğine uygun olduğu Iğdır yöresinde yetiştirilen mısırın (Zea mays L.) tanedeki besin düzeyinin toprak ve tane analizleriyle belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Mısır ekiminin yoğun olarak yapıldığı 15 farklı lokasyon belirlenmiş ve mısır bitkisinin yetiştirildiği alanlardan dane ve toprak örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde organik madde, toprak reaksiyonu, toprağın kireç durumu, tekstür sınıfı ile bazı makro ve mikro besin elementleri analizi gerçekleştirilmiştir. Tane örneklerinde ise azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, mangan ve çinko içerikleri belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre araştırma alanındaki toprakların çoğunlukla tuzsuz, orta kireçli, organik madde içeriğinin az olduğu; alınabilir besin elementi bakımından potasyum ve magnezyumun fazla; kalsiyum, bakır ve manganın yeterli; fosfor, çinko ve demirce noksan olduğu saptanmıştır. Mısır tane örneklerinin azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, mangan ve çinko minimum ve maksimum değerlerinin ise sırasıyla %0,83–%1,4; %0,4–%0,66; %2,6–%4,2; %0,34–%0,41; %0,89–%1,16; 18,5–28,2 mg kg-1; 0,8-2,7 mg kg-1; 2,6–6,8 mg kg-1; 16,1–26,5 mg kg-1 arasında olduğu tespit edilmiştir. Tez çalışmasının sonucunda Iğdır yöresi mısır yetiştirilen alanların yetersiz organik madde içeriğine sahip olması, ilgili alanlarda organik madde yükseltilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Toprakta fosfor, demir ve çinko yetersizliklerinin oranının fazla olması buna yönelik gübrelemenin yapılarak özellikle insan ve hayvan beslenmesi açısından bu elementlerce zengin tane içeriklerinin elde edilmesini sağlayacak önlemler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gizem Aksoy
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya-Aksu yöresinde yetiştirilen mısırın (Zea mays L.) tanedeki besin elementi düzeyinin toprak ve tane analizleriyle değerlendirilmesi

Bu çalışma, Antalya ili Aksu ilçesinde yetiştirilen mısırın (Zea mays L.) bitkisinin tanedeki besin elementi birikim düzeyinin toprak ve tane analizlerine dayanarak belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma amacı doğrultusunda, Aksu ilçesindeki 15 farklı arazide mısır bitkisinin yetiştiği topraktan ve yetiştirilen mısırdan tane örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde bünye, kireç (CaCO3), organik madde, toplam azot, alınabilir fosfor, değişebilir potasyum, demir, çinko, mangan ve bakır içerikleri belirlenmiştir. Tane örneklerinde de tane içeriğindeki azot, fosfor, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, çinko, mangan ve bakır içerikleri saptanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre topraktaki ve mısır tanesindeki element miktarları kıyaslanmıştır. Alınan toprak örneklerindeki P2O5, K2O, Fe, Zn, Mn ve Cu kapsamlarının minimum ve maksimum değerleri sırasıyla %2,68-%1,29; %63,3-%127,0; 7,70 mg kg-1-36,4 mg kg-1; 0,17 mg kg-1-1,68 mg kg-1; 8,90 mg kg-1-19,0 mg kg-1 ve 0,88 mg kg-1-10,16 mg kg-1 arasında bulunmuştur. Mısır tarlalarından alınmış olan tane örneklerindeki N, P, K, Mg, Ca, Fe, Zn, Mn ve Cu kapsamlarının minimum ve maksimum değerleri sırasıyla %1,32-%1,89; %0,26-%0,35; %0,02-%0,29; %0,17-%0,31; %0,48-%0,81; 27,62-460,06 mg kg-1; 21,18-29,15 mg kg-1; 0,33-7,00 mg kg-1 ve 2,48-4,69 mg kg-1 arasında bulunmuştur. Analiz sonuçlarına göre toprakların bünyelerinin tınlı ve killi tınlı olduğu bulunmuştur. Bütün örneklerin kireç içeriği yüksek olup, organik maddece fakirdir. Alınabilir fosfor değeri düşük olmakla birlikte değişebilir potasyum değeri her örnekte yüksek olarak tespit edilmiştir. Ayrıca örneklerde demir, mangan ve bakır yeterliyken; çinkonun çoğu örnekte yeterli olsa dahi bazı örneklerde kritik ve noksan olduğu görülmüştür. Araştırma alanı topraklarının kireçli olması sebebiyle, mikro elementlerin yarayışlılıklarının azalmış olabileceği ve fosforun kalsiyum fosfat şeklinde çözünemez forma dönüşmüş olabileceği düşünülmektedir. Noksan mikro element, alınabilirliği güç olmasından dolayı yapraktan verilebilir. Organik maddenin az olması nedeniyle organik gübreleme yapılması faydalı olabilir. Ancak her bir numune ayrı ayrı değerlendirildiğinde, bir elementin toprakta yüksek değerde bulunmasına karşılık tanede az olduğu veya toprakta az olmasına karşılık tanede yüksek değerde olduğu durumlar tespit edilmiştir. Bu veriler arasında direkt doğru orantı görülmemiş olup; toprak işleme ve gübre uygulama şekli gibi farklı etmenlerin söz konusu duruma neden olabileceği düşünülmektedir.

Merve Uslu
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Örtüaltında güzlük domates (Solanum lycopersicum L.) yetiştiriciliğinde yapraktan uygulanan kalsiyum ve borlu gübrelerin bitki besleme, verim ve kalite üzerine etkileri

Bu çalışma; Antalya ili, Altınova (Koyunlar), Dumanlar, Gaziler, Kırcami ve Varsak yörelerinde örtüaltında güzlük domates (Solanum lycopersicum L.) yetiştiriciliği yapılarak yürütülmüştür. Bu amaçla çalışmada 12 farklı üretici serasında domates bitkilerine yapraktan, dikim tarihini takiben 4., 6. ve 8. haftalarda olmak üzere 3 kez "şelatlı kalsiyum gübresi (% 0,3 kalsiyum dozunda), kalsiyum klorür gübresi (% 0,3 kalsiyum dozunda), 14 bor gübresi (% 0,15 bor dozunda), şelatlı kalsiyum gübresi (% 0,3 kalsiyum dozunda) + 14 bor gübresi (% 0,15 bor dozunda), kalsiyum klorür gübresi (% 0,3 kalsiyum dozunda) + 14 bor gübresi (% 0,15 bor dozunda)" uygulamaları ve kontrol olmak üzere toplam 6 uygulama gerçekleştirilmiştir. Çalışmada çok faktörce tanımlanmış yetiştirme koşulları birçok faktör bakımından farklılık gösterebilecek, yöreyi temsil edecek üretici sera koşullarında domates bitkilerine yapraktan kalsiyumlu ve borlu gübre uygulamalarının yaygın bir etkisinin olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Domates yetiştiriciliğinin yapıldığı sera toprakları ile ilgili olarak 0-20 cm ve 20-40 cm derinliklerinden örnekleme yapılmış, alınan toprak örneklerinin tekstür (bünye) olarak tın, kumlu killi tın, killi tın ve kil dağılımı gösterdiği, pH bakımından nötr ve hafif alkali reaksiyonlu, yüksek kireç içeriğine sahip olduğu, elektriksel iletkenlik (EC) sorunu olmadığı ve düşük organik madde içeriği tespit edilmiştir. Analizler sonucunda toprak örneklerinin toplam azot ve değişebilir potasyum değerlerinin iyi sınıfında belirlenirken, alınabilir fosfor, değişebilir kalsiyum ve magnezyum içerikleri oldukça iyi sınıfında yer aldığı belirlenmiştir. Mikroelementler bakımından alınabilir demir, çinko, mangan ve bakır yönünden iyi sınıfında, bor yönünden az sınıfında dağılım göstermişlerdir. Domates yetiştiriciliği sürecinde 7. hasat sırasında hem meyve hem de yaprak örneklemesi yapılmıştır. Alınan meyvelerde taze olarak yapılan titre edilebilir asitlik (TEA), sertlik, suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) ve renk ölçüm analizleri ile meyve kuru örneklerinde; kalsiyum, bor, toplam azot, fosfor, potasyum, magnezyum, sodyum, demir, çinko, mangan ve bakır analizleri de yapılmıştır. Her hasat işleminde verim, meyve ağırlığı, meyve çapı, meyve sayısı belirlenerek veriler kaydedilmiştir. Yaprak örneklerinde ise kalsiyum, bor, toplam azot, fosfor, potasyum, magnezyum, sodyum, kükürt, demir, çinko, mangan ve bakır analizleri yapılmıştır. Yaprak örneklerinin toplam azot, fosfor ve potasyum içerikleri noksan sınıfında dağılım gösterirken diğer makro elementler kalsiyum, magnezyum ve kükürt yüksek sınıfında, mikro elementlerden demir, çinko ve bakır yeterli sınıfında, mangan yeterli ve yüksek sınıfında, bor elementi ise yüksek sınıfında yer almıştır. Verim ve kalite kriterleri incelediğinde; verimin 1,15-5,29 kg bitki-1, meyve ağırlığının 84-193 g meyve-1, meyve çapının 62,35-80,10 mm meyve-1, meyve sayısının 12,00-33,06 adet bitki-1, titre edilebilir asitlik % 0,18-% 0,39, sertlik 0,57-2,07 kg cm-2 ve suda çözünebilir kuru madde miktarı % 3,00-% 6,40 aralığında tespit edilmiştir. Çalışmada toprak, bitki, meyve ve hasat sonuç değerlerinin üretici bazında ortalamaları alınarak veriler kaydedilmiş ve uygulamaların etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; domates bitkilerine yapraktan farklı kalsiyumlu ve borlu gübreleme uygulamalarının araştırma alanında olumlu bir etkisinin olmadığı ve yöresel ölçüde bu elementlerle yapraktan gübreleme önerisinde bulunulmasının etkili olmayacağı belirlenmiştir. Çalışmanın yürütüldüğüseralarda, kalsiyumlu ve borlu yapraktan gübreleme uygulamalarının yapılmadığı durumlarda, domates bitkilerinin sadece topraktan gerçekleştirdiği kalsiyumlu ve borlu beslenme seviyelerinin yeterli veya yüksek olduğunu ortaya koyan veriler en temel neden olarak gösterilebilir. Domates yaprak analiz sonuçları; başta azot, fosfor ve potasyum olmak üzere domates yetiştiriciliğinde, birçok bitki besin elementi beslenmesinde yaygın oranda noksanlıklara işaret etmektedir. Bu düzeyde görülen noksanlıkların, sınırladığı verim ve kalite kriterlerinde noksanlığı gözükmeyen kalsiyum ve bor elementlerinin yapraktan uygulanmasının istatistiksel olarak önemli düzeyde fark yaratmamış olmasında, etkileyen bir başka faktör olabileceği söylenebilir. Üretici bazında belirlenen başta verim olmak üzere ölçülen ve hesaplanan değerlerde belirlenen istatistiksel önemli etki ve geniş varyasyon dikkat çekicidir. Bu varyasyonun daraltılması için düşük verim ve kalite değerlerine sahip üreticilerin verileri geliştirilmelidir.

Hüseyin Kalkan
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Değişik düzeyde uygulanan tavuk gübresi ve fertigasyon EC'lerinin örtüaltı baharlık domates (Solanum Lycopersicum) yetiştiriciliğinde verim ve kalite üzerine etkileri

Bu çalışma, 3 farklı düzeyde uygulanan tavuk gübresi ile 2 farklı dozdaki fertigasyon EC'lerinin ve bunların interaksiyonlarının, örtüaltı baharlık domates yetiştiriciliğinde meyve verimi, kalitesi ve bitki beslenmesi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Deneme konuları, TG0 kg/da + FRT.EC1,5, TG400 kg/da + FRT.EC1,5, TG800 kg/da + FRT.EC1,5, TG0 kg/da + FRT.EC3, TG400 kg/da + FRT.EC3, TG800 kg/da + FRT.EC3,olmak üzere 6 konudan oluşmaktadır. Deneme, tesadüf parselleri deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Toprak analiz sonuçları değerlendirildiğinde, tavuk gübresi uygulamalarının, toprağın; EC değeri, organik madde, toplam azot, alınabilir çinko, alınabilir bor kapsamı üzerine etkileri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Fertigasyon EC'si toğrağın; EC değeri, toplam azot ve toplam potasyum kapsamı üzerine etkileri istatistiksel olarak önemlidir. Bitki analiz sonuçları incelendiğinde ise; tavuk gübresi x fertigasyon EC interaksiyonu, toplam potasyum konsantrasyonu üzerine istatistiksel olarak önemli olup, en yüksek K konsantrasyonu TG800 kg/da + FRT.EC1,5 uygulamasında görülmüştür. Fertigasyon EC'si bitki alınabilir demir konsantrasyonu üzerine istatistiksel olarak önemlidir. Meyve besin içeriklerine bakıldığında, tavuk gübresi uygulamalarının meyvede toplam azot ve alınabilir magnezyum konsantrasyonu, Fertigasyon EC'si ve tavuk gübresi x fertigasyon EC interaksiyonu, alınabilir magnezyum konsantrasyonu üzerine etkileri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Meyve kalite kriterlerinde ise, tavuk gübresi uygulaması, meyve eti sertliği üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Tavuk gübresi x fertigasyon EC interaksiyonu, verim ve meyve sayısı üzerine etkileri istatistiksel olarak önemli bulunup 1. kalite en yüksek meyve ağırlığı ve meyve sayısı, TG800 kg/da + FRT.EC3 uygulamasında görülmektedir. Tavuk gübresi x fertigasyon EC interaksiyonu BER sayısı ve BER ağırlığı üzerine etkileri istatistiksel olarak önemli bulunup, en fazla BER sayısı ve en yüksek BER ağırlığı, TG400 kg/da + FRT.EC3 uygulamasında görülmektedir. Meyve kalitesi, meyve verimi ve meyve sayısı üzerine en etkili uygulamanın TG800 kg/da + FRT.EC3 olması yanında, gübre peletlerinin önemli ölçüde fiziksel olarak sağlam kalabildiği gözlemlenmiştir. Bu gözlem pelet tavuk gübrelerinin ilk yetiştirme periyodundaki etkilerini sınırlayabilecek önemli bir faktör olarak düşünülebilir. ANAHTAR KELİMELER: Baharlık Domates, Fertigasyon EC'si, İnteraksiyon, Meyve Kalite Kriterleri, Örtüaltı, Tavuk Gübresi, Verim,

Nermin Ata
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kömür yıkama sularının deşarj edildiği Bakırçayıʼndan sulanan tarım topraklarının su tutma karakteristiklerinin belirlenmesi

Bu çalışma Manisa ili Soma ilçesinde bulunan kömür yıkama sularının deşarj edildiği Bakırçayıʼndan sulanan bazı tarım topraklarının su tutma karakteristiklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, organik karbon ve tane büyüklük dağılımı (tekstür) analizleri yapılarak toprakların farklı tansiyon (pF0, pF1.0, pF1.5, pF1.8, pF2.0, pF2.54 ve pF4.2) değerlerindeki % nem içeriklerinin tayin edilmesiyle birlikte toprakların su tutma karakteristikleri (pF eğrileri) belirlenmiş, topraklarının su tutma karakteristiklerinin organik karbon ve tekstür arasındaki ilişkileri ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonucunda yapılmış olan analizlerden elde edilen verilere göre, toprakların kil, silt ve kum içerikleri sırasıyla % 20-60, % 14-44 ve % 24-52 arasında değiştiği, tekstür sınıflarının killi, tınlı, kumlu killi tın ve killi tın olarak değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Bununla birlikte, toprakların organik karbon (OC) değerlerinin % 1.10-19.90 arasında değiştiği, pF0, pF1.0, pF1.5, pF1.8, pF2.0 tansiyon değerlerindeki % nem kapsamlarının sırasıyla % 18.14-37.54, % 17.58-34.10, % 16.9932.54, % 16.56-28.04 ve % 15.66-25.47 arasında değiştiği belirlenmiştir. Söz konusu toprakların tarla kapasitesi (pF2.54) ve solma noktasındaki (pF4.2) % nem kapsamlarının ise sırasıyla % 14.01-24.25, % 12.13-22.11 aralıklarında değiştiği belirlenmiştir. Regresyon analiz sonuçlarından elde edilen verilere göre, Bakırçayıʼndan sulanan 29 toprak örneğinin farklı tansiyon değerlerindeki (pF0, pF1.0, pF1.5, pF1.8, pF2.0, pF2.4 ve pF4.2) % nem kapsamları ile % organik karbon içerikleri arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu ve bu ilişkinin P<0.01 düzeyinde önemli olduğu tespit edilmiştir.

Organik karbon
Zeynep Dağ
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel kompost uygulamalarının farklı bitkilerin gelişimi ve bitkideki ağır metal konsantrasyonları üzerine etkileri

Yüksek organik madde içeren ve zengin mineral bileşiminden dolayı kentsel katı atık kompostun topraktaki fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikler üzerine olumlu etki yaptığı ve artan dozlarda kullanıldığında bitkisel üretimde verim ve kaliteyi artırdığı gözlemlenmiştir. Ayrıca bu çalışma ile birlikte, dünya nüfusunun giderek artmasından dolayı ortaya çıkan en büyük sorunlardan birisi olan çevre kirliliğine sebep olan kentsel atıkların kullanımı ile birlikte organik madde miktarının oldukça düşük olduğu örtü altı topraklarının iyileştirilmesine aynı zamanda çevre kirliliğinin önlenmesinde büyük ölçüde katkı sağlayabileceği düşünülebilir. Kentsel kompost 4 farklı bitkide ( marul, çim, roka ve buğday) 4 farklı oranda (%5KK, %10KK, %15KK ve %20KK) sera koşullarında uygulanmıştır. Uygulamalar sonunda KK0 ve KK5 uygulamalarında bitki kök yaş – kuru ağırlığı, bitki toprak üstü akşam yaş – kuru ağırlık, yaprak makro ve mikro element konsantrasyonu üzerine olan etkileri en düşük düzeylerde KK20 uygulamasından elde edilen sonuçlar en yüksek değerlerde ölçülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kentsel Kompost, Bitki Gelişimi, Çim, Roka, Buğday, Marul

MarulÇim
Nurbanu Altunpolat Gündüz
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tokat yöresi topraklarının erozyon eğiliminin belirlenmesi

Bu çalışmada Tokat yöresinde 25 farklı lokasyondan alınan yüzey toprak örneklerine ait bazı kimyasal, fiziksel toprak özellikleri ve bazı erozyon eğilim indeksleri belirlenmiştir. Toprakların pH, EC, organik madde, kireç, tekstür, çok ince kum, agregat stabilitesi, hidrolik iletkenlik, kil oranı I, kil oranı II, kil oranı III, dispersiyon oranı, hacim ağırlığı, dane yoğunluğu, süspansiyon yüzdesi, agregat boyut dağılımı, toprak parçalanma derecesi, likit limit, plastik limit, plastiklik indeksi ve toprak aşınıma duyarlılık faktör olmak üzere bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri belirlenmiştir. Toprak aşınıma duyarlılığı belirlemek üzere K faktör değerleri hesaplanmıştır. Toprakların aşınıma duyarlılık değerleri 0.062-0.456 t ha-1 haMJ -1 hmm -1 arasında değişmiştir. Toprak özellikleri arasındaki ikili ilişkiler korelasyon analiziyle değerlendirilmiştir. Genel olarak yöre topraklarının erozyona karşı oldukça hassas olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Erozyon, toprak özellikleri, toprak aşınıma duyarlılığı, erozyon eğilim

Rumeysa Armağan
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı organik gübrelerin marul yetiştiriciliğinde gelişme ve verim üzerine etkilerinin belirlenmesi

Organik gübreleme topraklarda verimlilik parametrelerinin artırılmasında kullanılan en etkili yöntemlerden birisidir. Organik gübreler toprak özelliklerinde iyileştirmeler sağlarken bir yandan da üzerinde yetiştirilen bitkilere verim ve kalite açısından katkı sağlamaktadırlar. Bu çalışmada; organik gübre olarak tavuk gübresi (TG)(0 kg da-1, 100 kg da-1, 200 kg da-1, 300 kg da-1), çiftlik gübresi (ÇG) (0 kg da-1, 100 kg da-1, 200 kg da-1, 300 kg da-1), vermikompost (V)( 0 kg da-1, 100 kg da-1, 200 kg da-1, 300 kg da-1) ve leonarditin (L)( 0 kg da-1, 50 kg da-1, 100 kg da-1, 200 kg da-1) artan dozlarının dört tekerrürlü olarak saksı koşullarında marul gelişimi ve verimi üzerine olan etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Marul bitkilerinin verim, gelişim ve besin elementi içerikleri üzerine vermikompost, leonardit ve çiftlik gübresinin en etkili gübreler olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Uygulama dozlarının etkilerinde ise özellikle 3. uygulama dozu öne çıkmaktadır. Organik gübrelerin marul bitkilerinde verim, yaprak sayısı, boy uzunluğu, gövde çapı, C vitamini, nitrat, P, Ca ve Mg içeriği üzerine istatistiksel olarak önemli etkileri bulunduğu belirlenmiştir. Organik gübreler ile dozlar arasındaki ilişki bakımından ise nitrat içeriklerinde ÇG1, Ca ve Mg içeriklerinde ise V1 en etkili kombinasyon olarak ortaya çıkmıştır. Farklı organik gübrelerin topraklarda pH, EC, organik madde, N, P, K, Ca, Zn ve Cu içeriklerinde özellikle TG ve ÇG uygulamaları etkili olmuştur. Uygulama dozları bakımından yapılan değerlendirmede ise EC, organik madde, N, P, K, Ca, Fe ve Mn içeriklerinde doz etkileri önemli olarak belirlenmiş ve genel olarak 2. ve 3. dozlar öne çıkmıştır. Organik gübreler ile uygulama dozları arasındaki ilişki bakımından ise tavuk gübresi ve çiftlik gübresinin 2. ve 3. dozları daha etkili olmuştur. Farklı organik gübrelerin bitki ve toprak özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi açısından birlikte uygulamaların yapılmasının en iyi materyal, doz ve kombinasyonların belirlenmesinde avantaj sağlayabileceği görülmektedir.

Buşra Kılıç
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taze ve bekletilmiş atık mantar kompostunun iki farklı tekstüre sahip toprağın bazı verimlilik parametleri üzerine etkileri

Bu araştırmada taze ve bekletilmiş atık mantar kompost iki farklı tekstüre sahip toprağa uygulayarak bazı toprak verimlilik parametreleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla atık mantar kompostları Antalya ilinin Korkuteli ilçesinden alınmıştır. Araştırmalarda kullanılan topraklar da Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Aksu İşletme Tesislerinden temin edilerek kullanılmıştır. Saksı denemesi şeklinde yürütülen çalışmada saksılar sera ortamına yerleştirildikten sonra, oranları 0, 2, 4, 6 ton/da (0, 40, 80, 120gr ) taze ve atık mantar kompostlar, tınlı ve killi olmak üzere 2 farklı toprak tipiyle 5 L'lik saksılara karıştırılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre kurulmuş olup, 4 tekerrürlü gerçekleştirilmiştir. Deneme 4 aylık inkibasyon çalışması yapılmıştır. Çalışması sonucunda atık mantar kompostu uygulamaları toprakların pH, EC, organik madde, tarla kapasitesi, solma noktası, organik maddesi, hacim ağırlığı istatiksel olarak önemli ölçüde etkilemiştir. Ancak katyon değişim kapasitesi, Agregat büyüklük dağılımı, yüzde agregat stabilesi üzerinde istatiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Uygulanan taze ve atık mantar kompostları toprağın kimyasal özelliklerini değiştirirken, fiziksel özelliklerinde etkili bulunmamıştır.

Orhan Talip Sütcü
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muz bitkisi atığı uygulamasının toprağın bazı verimlilik parametreleri üzerine etkileri

Artan dünya nüfusu ve kirlenen ekosistem doğal kaynakların her geçen gün daha da kıtlaşmasına neden olmaktadır. Bugün dünya devletlerinin çözüm aradığı sorunların başında çevre kirliliği ve beslenme sorunu gelmektedir. Çalışmamızı gerçekleştirme sebebimiz bu gayeye hizmet etmektedir. Yürütülen bu çalışmada muz atıkları iki farklı tekstüre sahip toprağa uygulanarak toprak verimlilik parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Muz atıkları homejen olarak parçalanmış ve 5 farklı dozda ( 0 ton/ da, 4.5 ton/ da, 9 ton/ da, 18 ton/ da, 27 ton/ da ) toprağa uygulanmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre 4 tekerrürlü saksı denemesi şeklinde sera koşullarında yürütülmüştür. 4 aylık bir inkübasyon sonunda toprağın fiziksel ve kimyasal analizleri gerçekleştirilmiştir. Deneme sonuçlarına göre, muz bitkisi atığı uygulaması her iki tektstüre ait toprağın kimyasal özelliklerinden, elektriksel iletkenlik (EC) ,organik madde (OM), katyon değişim kapasitesi (KDK) değerlerini arttırdığı, toprak reaksiyonunu (pH) azalttığı belirlenmiştir. Uygulamaların toprağın fiziksel özelliklerinden, tarla kapasitesi ( TK) ve solma noktası (SN) değerlerini arttırdığı hacim ağırlığını (HA) ise azalttığı saptanmıştır. Uygulamaların her iki tektstüre ait toprağın agregat oluşumu üzerine etkisi farklı agragat boyutlarında değişik düzeylerde gerçekleşmiştir. Genel bir değerlendirme yapıldığında, muz bitkisi atığı uygulamasının her iki tekstüre sahip toprakta, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerini iyileştirdiği belirlenmiştir.

Sadeddin Yılmaz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı piroliz sıcaklıklarında üretilen biyokömürlerin NH4+ ve NO3- adsorpsiyon ve desorpsiyon kapasitesinin belirlenmesi ve azot yıkanmasına etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, mısır koçanı (MK) ve çeltik kavuzu (ÇK) biyokütlelerinden farklı piroliz sıcaklıklarında (300℃, 400℃ ve 500℃) elde edilen biyokömürlerin NH4+ ve NO3- adsorpsiyon ve desorpsiyon kapasiteleri ile toprakta NH4+ ve NO3- yıkanmasına olan etkileri araştırılmıştır. Piroliz sıcaklığı artışı ile birlikte biyokömürlerin karbon içeriğinin arttığı (%62.72'ye kadar), azot içeriğinin ise azaldığı (%0.29'a kadar) görülmüştür. Biyokömürlerin spesifik yüzey alanı ve gözeneklilik yapısı piroliz sıcaklığı ile birlikte artmış, bunun sonucunda da materyallerin su tutma kapasiteleri ile birlikte NH4+ ve NO3- adsorpsiyon kapasitelerini arttırmıştır. Mısır koçanından elde edilen MK300 biyokömürü NH4+'u (MK300; %88.67), çeltik kavuzundan elde edilen ÇK500 biyokömürü ise NO3- adsorpsiyonunda (ÇK500; %86.42) en yüksek performans gösteren materyaller olmuştur. Biyokömürlerin NH4+ ve NO3-'ın hem toprakta hem de yıkama sularındaki konsantrasyonlarını belirlemek amacıyla kolon denemeleri gerçekleştirilmiştir. Farklı piroliz sıcaklıklarında üretilmiş biyokömürlerin %1 (w/w) ve %2 (w/w) oranlarında toprağa uygulanmasıyla NH4+ ve NO3-'ın toprakta etkili bir şekilde tutulduğu ve bunun sonucunda da NH4+ ve NO3'ın kolondan yıkanmasını azalttığı tespit edilmiştir. Kontrol kolonlarından yıkanan toplam NH4+ konsantrasyonu 53.27 mg kg-1 iken, mısır koçanı biyokömürünün %2 ve %1 dozunun 300℃ sıcaklık uygulamaları ile kolondan yıkanan toplam NO4+ konsantrasyonlarında sırasıyla %98.76 ve %88.49 düzeyinde azalma sağlamıştır. Benzer şekilde biyokömür uygulamaları ile (özellikle de %2 dozu) kolondan yıkanan NO3- konsantrasyonlarında önemli azalmaya neden olmuştur. Kontrol kolonlarından yıkanan toplam NO3- konsantrasyonu 149.23 mg kg-1 iken, ÇK300, ÇK 400 ve ÇK500 biyokömürlerinin %2 dozunda toplam yıkanan NO3- konsantrasyonlarında sırası ile %51, %55 ve %51 düzeylerinde azalma meydana gelmiştir. Piroliz sıcaklıkları bakımından ise 500℃'de üretilen biyokömürlerin 300 ve 400℃'de üretilen biyokömürlerin NH4+ ve NO3-'ın yıkanmasına karşı daha etkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, farklı piroliz sıcaklıklarında üretilen biyokömürlerin, tarım topraklarını iyileştirme ve besin elementi yıkanmasını azaltıcı etkiye sahip olduğu belirlenmiş olup, sürdürülebilir tarım ve çevresel faydalar sağlama açısından değerlendirilebilecek önemli bir materyal olduğu ortaya çıkmıştır.

Cabir Çağrı Gence
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kalibre edilmemiş WEPP Hillslope modeli ile şev uzunluğunun toprak erozyona etkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Ankara-Beytepe serisi üzerinde farklı uzunluklardaki (22, 44, 66 ve 88 m) yamaç arazilerde meydana gelen toprak kayıpları ve yüzey akışları incelenmiştir. 1967-1996 yılları arasında her bir yamaç üzerinde toprak kaybı ve yüzey akış verileri gözlemlenmiş ve bu veriler, kalibre edilmemiş WEPP Hillslope modeli ile karşılaştırılmıştır. Sonuçlara göre hem gözlemlenen hem de model ile tahmin edilen en düşük toprak kaybı 22 m uzunluğundaki yamaçta kaydedilmiştir. Şev uzunluğu arttıkça toprak kayıplarının da arttığı görülmüştür. En yüksek gözlenen bireysel toprak kaybı 44 m (0.215 kg/m²) uzunluğundaki yamaçta gerçekleşirken, model ile tahmin edilen en yüksek toprak kaybı 88 m'de (0.187 kg/m²) meydana gelmiştir. Yüzey akış verileri incelendiğinde ise en yüksek yüzey akışının 44 ve 66 m uzunluğundaki yamaçlarda oluştuğu, ancak 88 m uzunluğundaki yamaçta azaldığı belirlenmiştir. Şev uzunluğunun toprak erozyonuna etkisini belirlemeyi amaçlayan bu çalışma, kalibre edilmemiş WEPP Hillslope modelinin toprak kayıplarını yüzey akışına göre daha iyi tahmin ettiğini göstermiştir. Ancak, çalışma alanının kurak iklimde yer alması nedeniyle, modelin hem toprak kaybı hem de yüzey akış tahminlerinde güvenilir sonuçlar elde edilebilmesi için kalibre edilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Kurak iklimlerde yağış miktarı, yağış şiddeti, buharlaşma oranı ve toprak nem durumu gibi faktörler erozyon ve yüzey akışını doğrudan etkileyebildiğinden, modelin bu koşullara özgü olarak kalibre edilmesi, tahmin doğruluğunu artıracaktır.

Toprak erozyonu
Yasemin Yaprak
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tokat Kazova bölgesinden alınan toprak örneklerinin (Bağ, sebze, meyve ve çayır-mera) mikro element içeriklerinin belirlenmesi

Günümüzde giderek artan sanayileşme ve kentleşme ile beraber çeşitli çevre kirlilikleri artmış ve birçok çevresel problemler ortaya çıkmış olup bu problemlerin başında gelen ağır metaller, toprak, hava ve su kaynaklarında kirlilik meydana getirmektedir. Ülkemizde elverişli toprak miktarı tarıma çok fazla uygun olmadığından dolayı ülkemizde toprak sağlığını tehdit eden ağır metallerin toprakta birikimini engellemek için önceden gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu tedbirlerin başında şüphesiz sahip olduğumuz tarım arazilerinin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin mevcut durumlarını belirlemektir. Toprakta oluşan kirliliği azaltmak bitki ve insan sağlığı için son derece önemlidir. Bu araştırmada; farklı ürünlerin yetiştiği alanlardan alınan toprak örnekleri ile yapılan tarımsal uygulamalara bağlı olarak topraktaki ağır metal kapsamları hakkında araştırma yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda toprak analizlerine dayalı bilinçli gübrelemenin halen sınırlı olduğu Tokat ilinde, yetiştirilen ürünlerin sağlıklı beslenip beslenemediklerinin toprak ve bitki analizleri ile ortaya konması, yörede yaygın olan farklı bitki türlerinin beslenme durumlarının karşılaştırılması, elde edilecek olan bulgular eşliğinde etkili gübreleme programlarına yön verilmesi, bilinçli ve sürdürülebilir tarım açısından önemli kazanımlar sağlayacaktır.

ToprakToprak analiziToprak elementleri
Mustafa Kılınç
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ayçiçeği çeşitlerinin kuraklık stresi koşulunda toprağa vermikompost uygulamasının bitki gelişimindeki etkilerinin belirlenmesi

Bu çalışma sera ortamında 6 farklı ayçiçeği bitkisine farklı sulama kısıtı oranlarının ve toprağa vermikompost uygulamasının bitkinin gelişimi ve yapraklardaki mineral madde konsantrasyonu üzerine etkilerini araştırmak için yürütülmüştür. Araştırmada, kuraklık stresinin etkisini belirlemek amacıyla 3 farklı sulama seviyesi (tam sulama (%100) (D0), tarla kapasitesinin %80'i (D1) ve %60'ı (D2)) kullanılmış ve deneme saksı denemesi şeklinde yürütülmüştür. Denemede; bitkisel materyal olarak Ayçiçeği bitkisi (Helianthus annuus)'nin P64LP130, LG5461CLP, P64LL62, P642C108, SY SANTOS, SY BARBATİ çeşitleri kullanılmıştır. Her sulama dozunda kuraklık koşullarında toprak organik maddesinin etkisini araştırılması için toprağa %0 ve %5 oranında vermikompost karıştırılmıştır. Araştırma, tesadüf parselleri deneme desenine göre dört tekerrürlü kurulmuştur. Bitkilere temel besin elementleri sulama ile birlikte verilmiştir. İncelenen özelliklere göre sulama ve vermikompost uygulaması bitkinin toprak üstü yaş ve kuru ağırlıkları üzerine istatiksel olarak %1 önem seviyesinde etkili olmuştur. Çeşitlerin genel ortalaması kontrol uygulamasında 34.38 gr7bitki iken vermikompost uygulamasında 43.83 gr/bitki olarak ölçülmüştür. Çeşitlerin kendi aralarında uygulamalara gösterdiği tepkiler farklı olmuştur. Sulama uygulamalarında %60 uygulamalara göre %100 sulama uygulamaları bitkinin yaş ağırlık ve kuru ağırlıklarında neredeyse %70 ile 90 arasında bitki biomasının artışı tespit edilmiştir. Bununla beraber bitkinin mineral madde konsantrasyonları ve alımları sulamanın %100 ve vermikompost uygulamasında yüksek değerlerde bulunmuştur. Çalışmada en düşük sulama kısıtı uygulamasında toprağa vermikompost uygulamasında bitkinin biokütlesinin daha fazla oluşturduğu görülmüştür.

AyçiçeğiKuraklık stresiOrganik gübreler
Berkay Arslan
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Buğday bitkisinde bor (B) toksisitesinin olumsuz etkisinin azaltılmasına yönelik biyokömür uygulamalarının araştırılması

Bu çalışma, artan bor (B) toksisitesi koşullarında çeltik kavuzu biyokömürünün (BC), buğday (Triticum aestivum L. cv. Basilio) bitkisinde büyüme ve besin elementi alımı üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. İklim odası koşullarında gerçekleştirilen çalışmada, üç farklı bor dozu (0, 5 ve 10 mg B kg-1) ile üç farklı biyokömür düzeyi (%0, %1 ve %2) kombinasyonları uygulanmıştır. Çalışmada kök ve yeşil aksam kuru madde verimleri ile B, N, P, K, Zn ve Fe konsantrasyonları belirlenmiş; elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Duncan çoklu karşılaştırma testi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar, artan bor dozlarının buğday bitkisinde kök ve sürgün gelişimini baskıladığını, ancak biyokömür uygulamalarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde hafiflettiğini göstermiştir. Özellikle %2 biyokömür uygulaması, bor toksisitesi altında kök kuru madde verimini %33, yeşil aksam verimini ise %18 oranında artırmıştır. Ayrıca biyokömür, kök ve yeşil aksamda B konsantrasyonlarını sırasıyla %37 ve %65 oranında azaltarak toksik bor birikimini sınırlandırmıştır. Biyokömürün bu iyileştirici etkisi, yüksek yüzey alanı, negatif yüklü fonksiyonel grupları, pH tamponlama kapasitesi, antioksidatif savunma sistemlerinin aktivasyonu ve rizosfer biyotasının desteklenmesi gibi fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine dayandırılmıştır. Sonuç olarak, çeltik kavuzu biyokömürü, bor toksisitesinin yaygın olduğu tarım alanlarında sürdürülebilir bir iyileştirici organik materyal olarak önemli bir potansiyel sunmaktadır.

Bitki besleme
Özge Ulusoy Öz
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eski göl tabanlarındaki zamansal ve mekansal değişimlerin toprak oluşumuna etkileri; Burdur göl havzası örneği

Günümüzde de dramatik bir şekilde çekilmeye devam eden Burdur Gölü'nün dinamik su seviyesinde 1975 yılından 2017 yılına kadar 14.36 m'lik bir seviye kaybı meydana gelmiştir. Bu azalma sonucunda ise 80.90 km2 lakusrin anamateryal ortaya çıkmıştır. Araştırma alanındaki farklı fizyografik üniteler üzerinde yer alan 28 adet toprak çeşidi tespit edilmiştir. Bu 28 farklı pedon arasında 4 pedon pliyosen yaşlı eski göl terasları üzerinde, 8 pedon kuvaterner yaşlı göl tabanları üzerinde ve 16 pedon da kuvaterner yaşlı fluviyal alanlarda yayılım gösterdikleri tespit edilmiştir. Çalışmada örneklenen toprak profillerinde; pH değeri 7.54-9.53, tuzluluk içerikleri 0.20-18.11 dS/m, kireç içerikleri %4.62-63.96, organik madde miktarları %0.24-9.40, kil içeriği %7.60-83.09, suda çözünebilir anyonlardan CO3 7.60-83.09 meq/l, HCO3 0.52-7.26 meq/l, Cl- 1.0-70.30 meq/l, SO4 0.9-275.93 meq/l, değişebilir katyonlardan, Na 0.10-34.72 meq/100g, K 0.06-2.55 meq/100g, Ca+Mg 9.12-49.67 meq/100g, KDK değerleri; 12.01-60.52 meq/100g, ESP değerleri 0.34-71.36 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Araştırma alanı içerisindeki profillerin tamamı A-C horizon dizilimine sahip olduğu belirlenmiştir. Pliyosen ve kuvaterner devirleri boyunca devam etmekte olan klimatolojik faktörlerin etkisi ve diğer toprak oluşum faktörleri araştırma alanı içerisindeki profillerde B horizonunun oluşabilmesi için yeterli olmadığı, fakat toprak oluşum faktörlerinin profillerde morfolojik, fiziksel, kimyasal ve mineralojik toprak özellikleri üzerinde önemli zamansal ve mekansal farklılıklara neden olduğu tespit edilmiştir. Bu zamansal ve mekansal farklılıklar sonucunda çalışma alanı içersinde özellikle Burdur Gölü'nün dinamik su seviyesindeki azalmalar sonucunda (1975-2017 yılları arasında) açığa çıkan 80.90 km2 eski göl tabanları üzerinde gelişen toprakların morfolojik, fiziksel, kimyasal ve mineralojik analiz sonuçlarına göre üzerinde tarım yapmaya elverişli olamayacak kadar şiddetlidir.

Gafur Gözükara
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı fizyografik ünitelerde gelişen yayla seracılığının uzaktan algılama ve CBS teknikleri ile belirlenmesi; Antalya/Elmalı örneği

Artan gıda ihtiyacını ve sürekliliğini sağlamak, toplumların ekonomik ve yaşamsal bir zorunluluğudur. Özellikle entansif tarımın yapıldığı Akdeniz sahillerinde, yaz aylarında yaşanan aşırı sıcaklar ve yüksek nem, sera alanlarındaki üretimi imkânsız kılmaktadır. Bu önemli sorun, üreticileri ve yatırımcıları söz konusu aylarda üretimin yapılabildiği yayla alanlarına yönlendirmiştir. Son yıllarda kontrolsüz ve çok hızlı yayla seracılık faaliyetlerinin arttığı yerlerden bir tanesi de Antalya'nın Elmalı ilçesidir. Çalışma alanı olarak seçilen Elmalı ilçesinde, üç farklı fizyografik ünite üzerinde, zamansal ve mekânsal değişimin belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırma kapsamında eski göl tabanları ve alüviyal yelpaze fizyografik ünitelerinde çalışılmıştır. Eskihisar bölgesinde, Pansharp yapılmış 2009 ve 2016 yıllarına ait sırasıyla 0,4m yersel çözünürlüklü GeoEye-1 ve 0,5m WorldView-3 uydu görüntüleri, Gölova-Çukurelma bölgesinde 2008 ve 2016 yıllarına ait sırasıyla 0,6m yersel çözünürlüklü QuickBird-2, 0,5m yersel çözünürlüklü GeoEye-1 uydu görüntüleri, son olarak Beyler bölgesinde 2011 ve 2016 yıllarına ait 0,5m yersel çözünürlüklü WorldView-2 ve 1,5m yersel çözünürlüklü Spot-7 uydu görüntüleri kullanılmıştır. Kontrollü sınıflama tekniklerinden biri olan Maksimum Likelihood tekniği ile yapılan sınıflandırma sonucunda raster veriden hesaplanan toplam sera varlığı, yersel olarak ölçümler ile oluşturulmuş hâlihazır vektör verilerden hesaplanan toplam sera varlığı ile kıyaslanarak, çalışmanın doğruluğu hesaplanmıştır. En güncel tarihler ve sınıflandırma sonuçları değerlendirildiğinde, fizyografik üniteler ve sera üretim alanları sırasıyla, alüvyal araziler üzerindeki Eskihisar bölgesinde 126,19 ha, çok eski göl tabanı ve alüvyal yelpazeyi içerisine alan Gölova-Çukurelma bölgesinde 104,41 ha, ve son olarak da eski göl tabanı arazileri üzerindeki Beyler bölgesinde 38,23 ha tespit edilmiştir. Seracılık faaliyetlerinin yüzdesel olarak artışı zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde, en yüksek artışın Gölova-Çukurelma bölgesinde (%313,51), ikinci olarak Eskihisar bölgesinde (%166,27) ve en az artışın ise yine eski bir göl tabanı fizyografyası olan Beyler bölgesinde (%61,35) olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın doğruluk oranları incelendiğinde, en yüksek doğruluk Eskihisar bölgesine ait 2009 yılı görüntüsünden (%94,83), 2016 yılında (92,04), Gölova-Çukurlema 2008 yılı (89,33), 2016 yılı en düşük doğruluk (83,52), Beyler bölgesine ait 2011 yılı (87,72), 2016 yılı (83,95) olarak elde edilmiştir.

Kadir Buyurgan
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tokat ili'nın erozyon riskinin değerlendirilmesi

Toprak erozyonu; yoğun toprak işleme, toprak bozulması ve şiddetli yağışların bir araya gelmesiyle oluşan ciddi bir çevresel problem olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, hidrolojik döngüdeki şiddetli değişimlere bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliği nedeniyle, toprak erozyonunun gelecekte daha da artacağı öngörülmektedir. Bu nedenle, belirli bir alandaki toprak kaybını tahmin edebilmek amacıyla çeşitli amenajman teknikleri, denklemler ve modeller geliştirilmiştir. Son yıllarda, toprak yüzeyinde meydana gelen aşınma, taşınım ve birikim süreçlerini değerlendirmek üzere mantıksal, matematiksel ve fiziksel temelli modeller ön plana çıkmıştır. Bu modeller arasında Evrensel Toprak Kaybı Denklemi (USLE) ve Su Erozyon Tahmin Modeli (WEPP), en yaygın kullanılan yöntemlerdendir. Bu çalışma, Tokat iline bağlı Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Merkez, Niksar, Pazar, Reşadiye, Sulusaray, Turhal, Yeşilyurt ve Zile ilçelerinde yürütülmüştür. Araştırmada, farklı eğim gruplarına ve farklı arazi kullanım türlerine sahip (tarım, mera ve orman) alanlarda meydana gelen yıllık toprak kayıpları USLE ve WEPP modelleri kullanılarak tahmin edilmiş ve elde edilen bulgular karşılaştırılarak Tokat ili genelinde erozyon riski değerlendirilmiştir. WEPP modeli; tarım arazilerinde yıllık ortalama toprak kaybını 0.02–89.71 ton/ha/yıl, mera arazilerinde 0.00–10.52 ton/ha/yıl, orman arazilerinde ise 0.00–5.56 ton/ha/yıl arasında tahmin etmiştir. USLE modeli ise tarım arazilerinde 1.62–69.55 ton/ha/yıl, mera arazilerinde 0.29–2028 ton/ha/yıl ve orman arazilerinde 0.023–1.202 ton/ha/yıl aralığında toprak kaybı hesaplamıştır. Modellerin karşılaştırılması sonucunda; tarım arazilerinde WEPP modelinin, USLE modeline kıyasla yıllık ortalama 9.28 ton/ha/yıl daha yüksek toprak kaybı tahmin ettiği belirlenmiştir. Orman arazilerinde de benzer şekilde WEPP modeli, USLE'den 4.95 ton/ha/yıl daha yüksek değerler öngörmüştür. Öte yandan, mera arazilerinde USLE modeli, WEPP modeline göre yıllık ortalama 9.76 ton/ha/yıl daha yüksek tahmin yapmıştır. Her iki modelin sonuçlarına göre, eğim artışına paralel olarak toprak kaybı miktarlarında sistematik bir artış gözlenmiş ve özellikle yüksek eğimli alanlarda erozyon riskinin belirgin şekilde arttığı saptanmıştır.

Salih Ateş
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00