
125
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Koçlarda tahin üretim artığı susam kabuklarının yem değerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Pırlak koyunlarında kalpastatin (CAST) ve miyostatin (MSTN) gen polimorfizmleri
Bu çalışmada, Akdeniz Bölgesinde yetiştiriciliği yoğun olarak yapılan yerli koyun ırklarımızdan olan Pırlak ırkında Kalpastatin (CAST) ve Miyostatin (MSTN) gen lokuslarına ait polimorfik yapıların incelenmesi amaçlanmıştır. Antalya ilinde yürütülen "Pırlak Koyununun Halk Elinde Islahı I'' alt projesi kapsamındaki farklı işletmelerde yetiştirilen toplam 181 baş Pırlak koyununda PCRRFLP yöntemi kullanılarak, CAST gen bölgesi için MspI ve MSTN gen bölgesi için ise HaeIII polimorfizmi araştırılmıştır. Çalışmada CAST lokusunda MM (0.220), MN (0.696) ve NN (0.082) genotipleri belirlenmiştir. Mevcut populasyonda M allel frekansının 0.569 ve N allel frekansının ise 0.431 olduğu tespit edilmiştir. MSTN lokusunun ise HaeIII polimorfizmi monomorfik olduğu, tüm bireylerin mm genotipine sahip olduğu bulunmuştur. CAST geni bakımından Hardy-Weinberg dengesinden sapmanın belirlendiği bu populasyonda gözlenen heterozigotluk (Ho) değeri 0.696 olarak hesaplanırken, beklenen heterozigotluk (He) değeri 0.490 olarak hesaplanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Koyun, Kalpastatin, Miyostatin, PCR-RFLP, Polimorfizm JÜRİ: Dr. Öğr. Üyesi Emine ŞAHİN SEMERCİ Prof. Dr. Murat Soner BALCIOĞLU Doç. Dr. İbrahim AYTEKİN
Bükülme noktası bakımından sabit ve esnek doğrusal olmayan regresyon modellerinin karşılaştırılması: Farklı sistemlerde yetiştirilen Denizli tavuklarınında büyümenin modellenmesi örneği
Bu çalışmanın amacı toplam 156 adet karışık cinsiyetten Denizli tavuğunun çıkıştan 26 haftalık yaşa kadar olan canlı ağırlıklarının bireysel olarak saptanması, bireysel canlı ağırlık değerleri kullanarak da kanatlılarda yaygın olarak kullanılan büyüme eğrisi modellerinden hangisinin Denizli tavuklarına en uyumlu olduğunun belirlenmesidir. Çalışmada aynı zamanda konvansiyonel derin altlıklı sistem, zenginleştirilmiş derin altlıklı sistem ve konvansiyonel katlı kafes sistemleri kullanılmıştır. Farklı yetiştirme sistemlerinde barındırılan Denizli tavuklarının haftalık canlı ağırlıklarının doğrusal olamayan regresyon analizlerinde Gompertz, Lojistik, Von Bertalanffy gibi bükülme noktası bakımından sabit sigmoidal modeller ve Richards, Levakovich, Janoschek gibi bükülme noktası bakımından esnek fonksiyonlar kullanılmıştır. Katlı kafes, yerde yetiştirme ve zenginleştirilmiş yerde yetiştirme sistemlerinde barındırılaa dişi ve erkek Denizli tavuklarının büyüme profilleri arasındaki farklılıklar çok değişkenli istatistiksel yöntemlerden biri olan Profil analiz tekniği ile test edilmiş ve gruplar arasında fark bulunmuştur (P<0.05). Erkek Denizli tavukları dişilerden her yetiştirme sisteminde daha ağır bulunmuş, bunun yanında konvansiyonel derin altlık sisteminde yetiştirilen Denizli tavuklarının diğer iki sistemdekilerden daha yüksek canlı ağırlık ortalamalarına sahip oldukları tespit edilmiştir (P<0.05). Konvansiyonel kafeste, konvansiyonel derin altlık sisteminde ve zenginleştirilmiş derin altlık sisteminde yetiştirilen Denizli tavuklarının büyüme performanslarının karşılaştırıldığı bu çalışmada büyüme eğrisi analizleri sonucunda uyum iyiliği kriterleri bakımından en uyumlu modelin üç parametreli ve sabit bükülme noktasına sahip Gompertz modeli olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu modelin sabit bükülme noktası bulunduğundan dolayı ıslah çalışmalarında genetik varyasyon üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğinden dolayı, bükülme noktası bakımından esnek olan ve uyum iyiliği kriterleri bakımından da Gompertz modelinden sonra en iyi sonuçların elde edildiği Richards modelinin de kullanılabileceğini söylemek mümkündür.
Farkli oranlarda kepek i̇lavesi̇ i̇le kurulan muz yalanci gövde si̇lajinin fermentasyon ve yem değeri̇ özelli̇kleri̇ni̇n beli̇rlenmesi̇
Bu çalışma, muz bitkisinin hasat sonrası önemli miktarda ortaya çıkan yalancı gövde materyalinin ruminant beslemede alternatif kaba yem kaynağı olarak değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Muz yalancı gövdesi yüksek nem içeriği (%90'a kadar) ve düşük fermente edilebilir karbonhidrat yapısı nedeniyle doğrudan silajlanmaya elverişli değildir. Bu nedenle, silaj kalitesini artırmak amacıyla karbonhidrat ve kuru madde içeriği yüksek olan buğday kepeği farklı düzeylerde (%5, %10, %15, %20) ilave edilerek karışımlar hazırlanmış ve bir kontrol grubu (%0 kepek) ile karşılaştırılmıştır. Kepek ilavesinin amacı, fermentasyon sürecini desteklemek ve stabiliteyi artırmaktır (Kung vd. 2018). Deneme kapsamında hazırlanan karışımlar homojen şekilde karıştırılmış, her grup üç tekerrürlü olacak şekilde vakumlu torbalara yerleştirilerek 45 gün süreyle silajlanmıştır. Silajların fermentasyon kalitesi (pH, laktik asit, asetik asit, amonyak azotu), besin madde kompozisyonu (kuru madde, ham selüloz, ham protein, ADF, NDF), aerobik stabilite (hava ile temastan sonraki sıcaklık değişimi) ve mikrobiyolojik özellikleri (laktik asit bakterileri, maya, küf,) analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, kepek ilavesiyle silajların kuru madde içeriğinde belirgin artış gözlenmiştir. Özellikle %10 ve %15 kepek düzeylerinde fermentasyon kalitesi optimum düzeyde gerçekleşmiş; pH değerleri 4,0'ın altına düşmüş, laktik asit içeriği artmış ve amonyak azotu oranı azalmıştır. Bu bulgular, iyi bir anaerobik fermantasyonun göstergesidir (Muck et al., 2018). Ayrıca bu oranlardaki kepek ilavesi, silajların aerobik stabilitesini artırmış, maya ve küf gelişimini sınırlandırmıştır (Dunière et al., 2013). Mikrobiyolojik analizlerde, laktik asit bakteri sayısının %10 ve %15 kepekli gruplarda daha yüksek olduğu, buna karşılık küf ve maya gelişiminin en düşük seviyede gerçekleştiği saptanmıştır. %20 kepek ilavesi ise bazı parametrelerde olumsuz etkilere yol açmış, silajın denge yapısını bozarak aerobik stabiliteyi düşürmüştür. Bu durum, kepek oranının aşırı artmasının istenmeyen mikrobiyal aktiviteyi destekleyebileceğini göstermektedir (Ni et al., 2017). Sonuç olarak, muz yalancı gövdesi gibi yüksek nem içeren tarımsal atıkların silajlanmasında buğday kepeği gibi karbonca zengin katkıların kullanılması, hem fermentasyon kalitesini hem de besleyici değerleri iyileştirmekte ve aerobik dayanıklılığı artırmaktadır. Özellikle %10–15 buğday kepeği ilavesi optimal sonuçlar vermiştir. Bu uygulama, muz üretiminin yoğun olduğu bölgelerde atık yönetimiyle yem üretimini entegre ederek sürdürülebilir hayvancılığa katkı sağlama potansiyeline sahiptir.
Çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun etlik bıldırcın rasyonlarında kullanılma olanakları üzerine bir araştırma
Bu çalışma, etlik japon bıldırcını karma yemlerine farklı düzeylerde çörek otu tohumu ilavesinin besi performansı ve karkas parametreleri üzerine etkilerini incelemenin yanı sıra bıldırcın rasyonlarında optimum kullanım miktarlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede karışık cinsiyette, 1 günlük yaşta, 4 grup, her grupta 5 tekerrür ve her tekerrürde 50 adet civciv olacak şekilde toplam 1000 adet civciv kullanılmıştır. Deneme 5 hafta sürmüştür. Araştırma, rasyonlarına çörek otu tohumu ilave edilmeyen Kontrol grubu ve sırasıyla %5, 10 ve 15 oranlarında çörek otu tohumu ilave edilen (ÇOT1, ÇOT2 ve ÇOT3) deneme grupları üzerinde yürütülmüştür. Deneme sonunda kontrol grubunun canlı ağırlık ortalaması ÇOT1, ÇOT2 ve ÇOT3 gruplarından önemli derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (P<0.01). ÇOT3 grubu en düşük canlı ağırlık ortalamasına sahip bulunmuştur. Deneme geneli dikkate alındığında gruplar arasında YT (yem tüketimi) ve YYO (yemden yararlanma oranı) bakımından ÇOT2 ve ÇOT3 grupları Kontrol grubundan yüksek tespit edilmiştir (P<0.01). Karaciğer ağırlığı bakımından gruplar arasında istatistiksel bir fark gözlenmemiştir. Sıcak karkas ağırlığı, soğuk karkas ağırlığı ve karkas randımanı bakımından, Kontrol grubu ÇOT3 grubundan önemli derecede yüksek bulunmuştur (P<0.01). Taşlık ağırlığı ÇOT3 grubunda yüksek tespit edilmiştir (P<0.01). Karkas parametreleri bakımından Kontrol grubu ÇOT3 grubundan önemli derecede yüksektir (P<0.01). Gruplara ait yaşama güçleri arasında önemli bir farklılık tespit edilmemiştir. Sonuç olarak; etlik bıldırcın rasyonlarına %5'in üzerinde çörek otu tohumu katkısı canlı ağırlık kazancını düşürmekte ve ekonomik olmamaktadır.
Hayvancılıkta tekrarlanan ölçümlerde Bayesian yöntemi ile farklı kovaryans yapılarının modellenmesi
Tekrarlanan ölçüm analizleri, Zootekni araştırmalarında yaygın olarak kullanılan bir tasarımdır. Standart regresyon ve varyans analiz metotları tekrarlanan ölçümler için uygun varsayımları karşılamamaktadırlar. Bu verilerin analizi için uygulanacak model ve yöntemler aynı birimden elde edilen gözlemler arasındaki ilişkiyi tanımlamak zorundadırlar. Bu sebepten ve korelasyon yapılarından dolayı, tekrarlanan ölçümlü verileri özel istatistiksel modellerle temsil etmeye ve bunların tamamlayıcı analiz yöntemlerine gereksinim vardır. Karışık modeller, tekrarlanan ölçüm verileri için kovaryans yapılarının modellenmesinde daha fazla esneklik sağlar ve birimlerin zamana bağlı korelasyonlarını yeterince açıklar. Bayes Monte Carlo yöntemleri, Maksimum Olabilirlik (ML) gibi diğer istatistiksel yöntemlere göre daha etkili bir alternatif sunar. Modelleri karşılaştırmak için, verilerin modele uyumu ve modelin karmaşıklığı arasındaki ilişkiye dayalı sapma bilgi kriteri (DIC) ölçütü önerilmektedir. MCMC yöntemi ile elde edilmiş modellerin sonsal dağılımlarını kullanan bu ölçüt Bayesci model seçimlerinde kullanışlı olup birçok çalışmada kullanılmıştır. Uygun istatistik tahmin yöntemleri kullanarak canlı ağırlık, büyüme parametreleri gibi biyolojik verilerde geçerliliği yüksek tahminler yapmak büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda literatür incelemeleri sonucunda belirlenmiş olan tez çalışmasının amacı; zootekni alanında tekrarlı ölçüm analizlerin Bayes analiz yöntemleri kullanılarak farklı kovaryans yapılarının modellenerek çözümlerini elde etmek ve canlı ağırlık veri seti kullanarak uygulanabilirliğini göstermektir. Bu amaçla, önsel bilgi içermeyen ve önsel bilgi içeren farklı kovaryans yapılarını modelleyerek, kuzulara ait canlı ağırlık verileri için en uygun modelin seçimi ölçü kriteri DIC ile yapılmış ve sonuçları yorumlanmıştır.
Yetiştirme döneminde farklı monokromatik aydınlatma uygulamalarının japon bıldırcınlarının büyüme ve kesim-karkas özelliklerine etkileri
Bu çalışmanın amacı Japon bıldırcınlarında (Coturnix Japonica) besi döneminin tamamında beyaz (400–760 nm), yeşil (560 nm), sarı (580 nm), mavi (480 nm) ve kırmızı (660 nm) monokromatik aydınlatma uygulanmasının bazı performans, davranış ve korku düzeylerine etkilerinin ortaya konulmasıdır. Araştırmanın hayvan materyalini rastgele çiftleşen, daha önce seleksiyon uygulanmamış bir ebeveyn sürüden aynı anda elde edilmiş toplam 300 adet bıldırcın civcivi oluşturmuştur. Her deneme grubuna şansa bağlı olarak ayrılan bir günlük yaştaki 60'ar civcive kanat numarası takılmış ve incelenen tüm özelliklere ilişkin ölçümler bireysel olarak yapılmıştır. Çalışmada ışık yansımasından izole edilmiş, her katında ayarlanabilir LED aydınlatma aparatları bulunan, çok katlı büyütme ve besi kafesleri kullanılmıştır. Çalışmada haftalık canlı ağırlıklar çıkıştan 6 haftalık yaşa kadar haftalık olarak ölçülmüştür. Bıldırcınlar 5 haftalık yaştayken tonik immobilite testleri ve genel davranış özellikleri belirlenmiştir. Bıldırcınlar altı haftalık yaştayken rutin kesim işlemleri gerçekleştirilmiş ve kesim karkas özellikleri belirlenmiş, aynı zamanda bilateral özelliklerde simetrik ölçümler yapılmıştır. Yetiştirme döneminde farklı dalga boylarında aydınlatma programları uygulanan Japon bıldırcınlarının canlı ağırlık değerleri bakımından mavi, yeşil ve sarı ışık uygulanan deneme gruplarındaki bıldırcınların ortalamalarının beyaz ve kırmızı dalga boyu ile aydınlatılanlardan daha yüksek olduğu bulunmuştur (P<0.05). Deneme gruplarındaki bıldırcınların büyüme örneklerinin Gompertz büyüme modeli ile analizi sonucunda ergin ağırlık parametresi ve eğrinin bükülme noktası ağırlığı bakımından yeşil ve mavi monokromatik aydınlatma uygulanan bıldırcınların ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Çalışmada yeşil monokromatik aydınlatma uygulanan deneme grubundaki bıldırcınların yaşama gücünün diğer gruplardakilerden daha yüksek olduğu bulunmuştur (P<0.05). Her ne kadar sarı monokromatik aydınlatma uygulanan bıldırcınların besi sonu ağırlığı yeşil ve mavi monokromatik aydınlatma uygulanan gruplardakilere benzer bulunmuş olsa da, yaşama gücü ve hem korku hem de genel davranış özellikleri bakımından en iyi sonuçlar yeşil ve mavi monokromatik aydınlatma uygulanan bıldırcınlardan elde edilmiştir. Benzer durum bilateral simetri tiplerinde de gözlenmiş olup, yeşil monokromatik aydınlatma uygulanan bıldırcınların yüz, kanat, femur ve fibula uzunlukları değerlendirildiğinde, saptanan simetri tiplerinin tümünün dalgalanan simetri olduğu tespit edilmiştir. Bilateral simetrik özellikler bakımından en olumsuz sonuçlar kırmızı monokromatik aydınlatmaya maruz kalan bıldırcınlarda saptanmış olup, dört bilateral karakterin üçü için simetrisiz tip olarak belirlenmiştir. Karkas ağırlıkları bakımından deneme grupları arasındaki farklılık besi sonu ağırlık ortalamalarına benzer şekilde gerçekleşmiş, yeşil, mavi ve sarı monokromatik aydınlatma uygulanan bıldırcınların ortalamaları diğer deneme gruplarındakilerden yüksek bulunmuştur (P<0.05). Bunun yanında bıldırcınların karkas randımanları bakımından en iyi sonuçlar yeşil ve mavi monokromatik aydınlatma uygulanan deneme gruplarından elde edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak Japon bıldırcınlarının yetiştirme döneminde yeşil veya mavi monokromatik aydınlatma programlarının uygulanmasının üreticilere ekonomik fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.
Farklı monokromatik aydınlatma uygulamalarının Japon bıldırcınlarının büyüme ve bazı üreme özelliklerine etkileri
Kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde aydınlatma en önemli çevresel unsurlardan birisidir ve uzun yıllar boyunca yapılan araştırmalarda ışık yoğunluğu, ışık kaynağı, aydınlatma periyodu ve ışık rengi konuları üzerinde durulmuştur. Farklı dalga boylarında LED aydınlatma ile gerçekleştirilen monokromatik ışık programları konusunda son yıllarda çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Japon bıldırcınlarında beyaz (kontrol grubu), yeşil (560 nm), mavi (480 nm), kırmızı (660 nm) ve sarı (600 nm) monokromatik aydınlatma uygulamalarının büyüme ve bazı üreme özelliklerine etkilerinin ortaya konulmasıdır. Çalışmada daha temel bir sürüden elde edilen toplam 450 adet bıldırcın civcivi kullanılmıştır. Bıldırcınlara hem büyütme hem de yumurta verim dönemlerinde aynı aydınlatma programları uygulanmıştır. Altı haftalık büyütme dönemleri boyunca bıldırcınların haftalık canlı ağırlıkları bireysel olarak saptanmıştır. Hayvanlar altı haftalık yaşa geldiğinde her deneme grubundan şansa bağlı seçilen olan 36 dişi ve 12 damızlık kafeslerine aktarılmış ve burada 24 haftalık yaşa kadar barındırılmış, günlük yumurta verimleri ve eşeysel olgunluk yaşları tespit edilmiştir. Bıldırcınlar 10, 14, 18 ve 22 haftalık yaştayken üç gün üst üste toplanan yumurtalarda iç ve dış kalite özellikleri tespit edilmiştir. Farklı dalga boylarında monokromatik aydınlatma uygulanan canlı ağırlık bakımından mavi, yeşil ve sarı ışığa maruz kalanların ortalamaları yüksek bulunurken, en yüksek mortalite kırmızı monokromatik aydınlatılanlarda gerçekleşmiştir (P<0.05). Yumurta verim döneminde yaşama gücü bakımından gruplar arasında istatistiksel fark bulunmamıştır (P>0.05). Gompertz büyüme modeli kullanılarak gerçekleştirilen büyüme eğrisi analizlerine göre sarı monokromatik aydınlatma uygulanan bıldırcınların ergin ağırlık parametre ortalamaları diğer gruplardan yüksek bulunmuştur (P<0.05). Bıldırcınların 24 haftalık yumurta verimleri bakımından deneme grupları arasında farklılık istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). En yüksek yumurta verimi ortalaması kırmızı monokromatik aydınlatma uygulanan deneme grubunda saptanmış, sarı ve beyaz ışığa maruz kalan deneme grupları da mavi ve yeşil aydınlatma yapılanlardan yüksek ortalamalara sahip olmuştur. Sonuç olarak monokromatik ışık kaynağının Japon bıldırcınlarında verim özelliklerini doğrudan etkilediği, ışık spektrumunda kızılötesine yaklaşıldıkça üreme ile ilgili özelliklerin olumlu etkilendiği, bunun tersine, ışık spektrumunda morötesine yaklaşıldıkça büyüme özelliklerinin olumlu etkilendiği belirlenmiştir.
Rezene hasat artıklarının besin maddeleri içeriklerinin belirlenmesi
Türkiye'de rezene üretiminde önemli bir yere sahip olan Burdur ilinin Tefenni ilçesinde üretilen rezene hasat artıkları, bilimsel veriler olmaksızın geleneksel olarak büyükbaş ve küçükbaş hayvan beslemede kullanılmaktadır. Çiftçiler, rezene hasat artıklarını büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda süt arttırıcı, gaz giderici ve üreme arttırıcı olarak yemlere katmaktadırlar. Yapılan literatür taramalarında ülke içerisinde alternatif kaba yem kaynakları ile ilgili farklı çalışmalar saptanmıştır ancak rezene hasat artıkları ile ilgili bir çalışma tespit edilememiştir. Dünya genelinde yapılan çalışmalarda ise tavşan, manda ve keçilerde yapılan çalışmalar mevcuttur. Yapılan çalışmalarda genel olarak rezene gibi tıbbi ve aromatik bitkilerin tohumu ve küspeleri üzerine yoğunlaşmıştır. Yapılan çalışmalarda, bölgede rezene hasat artıklarının hayvan beslemede kullanımı ile ilgili atadan kalma bilgilerini derlemek amacıyla mini bir anket çalışması yapılmıştır. Bölgeden 2020 üretim sezonunda toplanan konvansiyonel ve organik rezene hasat artıkları ile yapılan çalışmada, hasat sonrası tarlada kalan sap yaprak gibi kısımlarının ham besin maddeleri içerikleri, makro ve mikro besin element kompozisyonu ve bu aksamlardaki trans anetol miktarı tespit edilmiştir. Yapılan çalışmada atadan kalma yöntemlerle kullanılan rezene hasat artıklarının ruminant hayvanlar için yem değeri ve kalitesi bilimsel veriler ışığında ortaya çıkarılmıştır. Rezene üreticisinin elinde atıl halde bulunan ve bilimsel veriler olmaksızın hayvan beslemede kullanılan hasat artıklarının, buğday samanı, yonca samanı benzeri. yem materyalleri gibi ticari bir değer kazanması beklenmektedir.
Kuluçkalık yumurtaları farklı termal koşullarda ve sürelerde depolamanın embriyonik ölümler, kuluçka sonuçları ve bazı performans özelliklerine etkileri
Bu çalışmanın amacı farklı termal koşullarda ve farklı sürelerde depolanan Japon bıldırcını kuluçkalık yumurtalarının kuluçka özelliklerinin ve çıkım sonrası performans özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmada 30 haftalık yaşta olan damızlık bir Japon bıldırcını sürüsünden toplanan 720 adet kuluçkalık yumurtalara birinci depolama ünitesinde % 75 oransal nem ve 18 °C sıcaklık, ikinci depolama ünitesinde % 80 oransal nem ve 15 °C sıcaklık ve üçüncü depolama ünitesinde %85 oransal nem ve 12 °C sıcaklık sağlanmıştır. Her üç depo ünitesinde yumurtalar 7, 14, 21 ve 28 gün boyunca depolanmıştır. Erken dönem, geç dönem ve toplam embriyonik ölümler depolama termal koşullarından ve depolama süresinden etkilenmiş olup, sıcaklık arttıkça ve nem düştükçe ölümler artmış, bununla birlikte depolama süresi uzadıkça embriyo ölümlerinde artış olduğu gözlenmiştir. Çıkış gücü ve kuluçka randımanı bakımından da benzer sonuçlar saptanmış olup, sıcaklık arttıkça ve nem düştükçe çıkış gücü ve kuluçka randımanı azalmış, bununla birlikte depolama süresi uzadıkça çıkış gücü ve kuluçka randımanı özelliklerinde gerileme olduğu gözlenmiştir. Civciv kalitesi de depolamanın termal koşullarından etkilenmiş, sıcaklık arttıkça ve nem düştükçe civciv kalitesi kötüleşmiş, bununla birlikte depolama süresi uzadıkça Tona skoru ortalamalarında azalma olduğu gözlenmiştir. Farklı termal koşullarda ve sürelerde depolanan kuluçkalık yumurtalardan elde edilen Japon bıldırcınlarının haftalık canlı ağırlık ortalamaları, Gompertz büyüme modeli parametreleri ve kesim-karkas özellikleri bakımından deneme grupları arasında farklılıklar gözlenmemiştir. Bir başka deyişle, farklı termal koşullarda ve sürelerde depolamanın Japon bıldırcınlarının performans özellikleri üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Sonuç olarak Japon bıldırcınlarında kuluçkalık yumurtaları farklı termal koşullarda ve sürelerde depolamanın doğrudan satılabilir civciv sayısını ve civciv kalitesini etkilediği, bunun yanında depolamanın performans özellikleri üzerinde etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Ticari üretimde kabul edilebilir civciv kayıpları dikkate alındığında Japon bıldırcını kuluçkalık yumurtalarının 21 güne kadar süreyle %85 oransal nem ve 12 °C sıcaklık koşullarında depolanabileceğini söylemek mümkündür.
Türkiye yerli sığır ırklarında genetik çeşitlilik ve seleksiyon izlerinin yüksek yoğunlukta SNP verilerle değerlendirilmesi
Genetik çeşitlilik, çiftlik hayvanı populasyonlarının hayatta kalmaları ve farklı çevresel koşullara adaptasyon sağlamaları için gerekliyken, uzun süreli doğal ve yapay seleksiyon ise genom boyunca homozigotluğu arttırarak seleksiyon izi olarak ifade edilen genomik izler bırakabilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye yerli sığır ırkları olarak bilinen Yerli Kara (YK), Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK), Güney Anadolu Kırmızısı (GAK), Yerli Güney Sarısı (YGS), Boz Irk (BI) ve Zavot (ZAV) ırkında genetik çeşitlilik, populasyon yapısı ve seleksiyon izleri ilk defa yüksek yoğunlukta SNP verisiyle değerlendirilmiştir. Türkiye yerli sığır ırklarının genetik kökeni ve seleksiyon baskısı hakkında daha detaylı bilgi elde etmek için bu çalışmaya Siyah Alaca (SA) ve İsviçre Esmeri (İE) olarak bilinen iki kültür ırkı dahil edilmiştir. Her ırktan 20 örnek olacak şekilde toplam 160 bireyin örneklendiği çalışmada, sadece YGS ırkına ait hayvanlar ulusal koruma programına dahil sürülerden seçilmiştir. ddRADseq yöntemi kullanılarak hazırlanan iki adet genomik DNA kütüphaneleri daha sonra Illumina HiSeq X Ten platformunda 150x2 olacak şekilde çift yönlü olarak sekanslanmıştır. Sekiz farklı sığır ırkında toplam 1.786.253 SNP belirlenmesine rağmen bunlardan 211.119 tanesi belirlenen kalite parametrelerini sağlayabilmiştir. Ortalama gözlenen heterozigotluk (HO) değerinin 0.380 olduğu çalışmada kültür ırklarıyla kıyaslandığında Türkiye yerli sığır ırklarında daha yüksek genetik varyasyon gözlemlenmiştir. Türkiye yerli sığır ırkları arasında genetik mesafe görece düşük olup en yüksek genetik mesafe değeri (0.064) YGS ve İE ırkları arasında tespit edilmiştir. Minör Allel Frekansı (MAF) (0.381), (HO) (0.400) ve Beklenen Heterozigotluk (HE) (0.456) gibi genetik çeşitlilik parametreleri en yüksek değerleri YGS ırkında almıştır. Populasyon yapısı analizleri filogenetik kökenlerine göre Türkiye yerli ve kültür sığır ırklarının birbirinden belirgin bir şekilde farklı olduğunu göstermiştir. Ayrıca YK, BI, GAK ve YGS ırkları arasında yüksek seviyede genetik karışım tespit edilirken, DAK ve ZAV ırklarının diğer yerli ve kültür sığır ırklarından farklı olduğu belirlenmiştir. Homozigot aşırılığı (ROH) ve fiksasyon indeksi (FST) olarak bilinen iki farklı yaklaşımdan yararlanılarak çalışılan sığır ırklarında sırasıyla populasyonlar içi ve populasyonlar arası seleksiyon izleri tespit edilmiştir. FST yaklaşımında 23 otozomal kromozoma dağılmış 114 SNP'in seleksiyon baskısına maruz kaldığı belirlenmiştir. Bu SNP'lerden 78 tanesinin 190 protein kodlayan geni içerdiği belirlenmiştir. ROH yaklaşımında 309 protein kodlayan gene dağılmış olan 108 genomik bölgenin seleksiyon baskısına maruz kaldığı saptanmıştır. Yerli ırklarla kıyaslandığında kültür sığır ırklarında daha fazla sayıda genin seleksiyon baskısı altında olduğu gözlemlenmiştir. Gerçekten de İE ve SA ırklarında sırasıyla 104 ve 125 protein kodlayan gen tespit edilirken yerli ırklarda seleksiyona maruz kalan gen sayısının 6 (YK ve YGS) ile 55 (DAK) aralığında değiştiği belirlenmiştir. Türkiye yerli sığır ırklarında seleksiyona maruz kalan bazı genlerin üreme (CAMK4), büyüme (GDF11 ve GHR), çok sayıda hücrede karbondioksit transformasyonu gibi biyolojik süreçlerin (CA10) yanı sıra ısı (XCL1, PEX14 ve CORT), kan kanseri (AP4B1, BCL2L15 ve PHTF1), parazitik hastalıklar (DDX59 ve CAMSAP2), mikobakteriyel enfeksiyonlar (HEBP1 ve ST32B), dermatitis digitalis (RORA) ve kanama hastalıklarına direnç (P2RY12) gibi çevresel adaptasyonla ilişkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmada en yüksek genetik çeşitlilik ve en düşük seleksiyon baskısı ulusal koruma programlarına dahil olan sürülerden örneklenen YGS ırkında gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, uygun koruma programlarıyla genom üzerindeki seleksiyon baskısının hafifletilebileceğini ve böylece heterozigotluk ve genetik çeşitliliğin arttırılabileceğini göstermiştir.
Değişken rasyon formülasyonlarının büyük baş karma yemlerinde bazı fiziksel ve kimyasal kalite özellikleri üzerine etkileri
Hayvancılık sektöründe süt ve besi üretim maliyetleri içerisinde en büyük payı yem maliyetleri almaktadır. Yüksek verim kapasiteli hayvanlar yaşama ve verim payı ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kaliteli yemlere gereksinim duyarlar. Karma yemler yapısı garanti edilmiş ürünler olması sayesinde hayvanlara farklı besin maddelerine sahip hammaddelerden en yüksek seviyede yararlanma imkânı sağlarlar. Hayvanlar tarafından istekle tüketilmeyen hammaddeler diğer ürünler ile karma yem haline getirilerek tüketilmeleri garanti altına alınabilir. Karma yem bileşimlerine giren hammaddelerin birden fazla olması, hassas ölçüler dâhilinde kullanılması ve homojen bir şekilde hazırlanması için teorik bilginin yanında; yemlerin hazırlanmasında gerekli olan çeşitli alet, makine ve malzemenin yetiştiriciler tarafından temininin güçlüğü, Yem Sanayi'nin kurulması zorunluluğunu doğurmuştur. Kaliteli pelet yemler hammaddelerin birbirleriyle olan etkileşimi, alet ekipmanlarının kalitesine ve prosese bağlıdır. Yapılan bu çalışmada değişken rasyon formülasyonlarının büyükbaş karma yemlerinde bazı fiziksel kalite özellikleri üzerine etkileri tespit edilmiştir. Seçilen özel karma yem fabrikasının depolarında günlük olarak bulunan hammaddelerin çeşit ve miktarındaki değişimlerinden dolayı farklı rasyon formülasyonları ile sabit protein ve enerji içeriğine sahip büyükbaş besi ve sığır süt yemleri üretilmiştir. Üretilen yemler; Besi Geliştirme, Besi Bitirme, Besi Tahılmiks, Süt 18, Süt 19 ve Süt 21 yemleri olarak adlandırılarak piyasada satışa sunulmuştur. Üretilen karma yemlerde yapılmış olan fiziksel analizler ile karma yemlerin pelet dayanıklılık indeksi (PDİ), hektolitre ve nem üzerine olan etkilerini tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada üretilmiş olan karma yemlerin pelet kalite faktörü (PKF) değerleri Payne ve ark. (2001)'nın bildirdiği değerlerden yararlanılarak hesaplanmıştır. Rasyonların pelet kalite faktörü ile pelet dayanıklılığı arasındaki korelasyona ek olarak besin madde içerikleri ile pelet kalitesinin ve pelet dayanıklılığı arasındaki korelasyon da bu incelemenin konusunu oluşturmuştur. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre rasyon gruplarının besin madde, pelet dayanıklılık indeksi ve pelet kalite faktörü verilerinin ortalamaları ve gruplar arasındaki farkların istatistiki açıdan önemli olduğu tespit edilmiştir. Bu yemler arasındaki besin madde kompozisyonları farkı yemlerin üretiliş amaçları doğrultusunda beklenen bir sonuçtur. Yapılan istatistik analiz sonucunda en yüksek PDİ değeri Süt 18 ve Besi Tahılmiks yemlerinde (89.02 ve 89.04) tespit edilmiştir. Lignin ham selülozu oluşturan besin maddelerinden bir tanesidir ve pelet bağlamada olumlu yönde etki gösterdiği düşünülmektedir. Dolayısıyla ham selüloz içeriğinin en yüksek değer gösterdiği bu iki yemde PDİ değerlerine de yansımıştır. Grupların pelet kalite faktörü değerleri arasındaki fark istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. En yüksek değer Süt 19 yeminde (6.05) en düşük değer ise Süt 21 yeminde tespit edilmiştir. Rasyonların farklı hammadde içeriklerinden dolayı bu farklılığın oluştuğu düşünülmektedir. Özellikle besi tahılmiks süt 18 ve süt 19 yemlerinde yer alan kepeğin bu faktörün yüksek çıkmasında etkili olduğu görülmüştür. Yapılan deneme sonucunda farklı rasyonlar ile hazırlanmış pelet yemlerin kaliteleri incelenmiş ve nişasta içeriği ile lignin içeriği yüksek olan rasyonların pelet kalitelerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Japon bıldırcınlarında civciv kalitesi ile bazı verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkiler
Günlük yaştaki civciv kalitesi satılabilir ürün miktarını doğrudan etkilediğinden dolayı büyük ekonomik önem taşımaktadır. Ticari üretimde civciv kalitesi nicel ve nitel bazı yöntemlerle belirlenmektedir. Nitel yöntemlerden olan Tona ve Pasgar skoru, son yıllarda araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Bu çalışmada Japon bıldırcınlarında bir günlük yaştaki civcivlerde Tona ve Pasgar Skor yöntemi kullanılarak kalite puanları ve diğer verim özellikleri ile bunlara ait kalıtım derecesi tahminleri ile diğer özellikler ile aralarındaki genetik ve fenotipik ilişkilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Literatürde kanatlı türlerinde civciv kalitesinin nitel yöntemlerle tespit edilmesi sonucunda elde edilen değerlere ilişkin kalıtım derecesi tahminleri ve bunların verim özellikleriyle aralarındaki genetik ilişkileri konu eden herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Araştırmada daha önce herhangi bir seleksiyon denemesine tabi tutulmamış toplam 42 erkek ve 126 dişi damızlık bıldırcından elde edilen 867 birey denemenin hayvan materyalini oluşturmuştur. Kuluçkadan çıkan civcivler kuruyana kadar beklenip ardından kanat numarası takılmış ve akabinde Tona ve Pasgar yöntemleriyle civciv kalite puanları belirlenmiştir. Civcivlere kanat numarası takılmasıyla pedigri kayıtları oluşturulmuş, deneme boyunca bu kanat numaraları kullanılarak çıkıştan sekizinci haftaya kadar olan tüm haftalık tartımlar ve sekiz haftalık yaşta gerçekleştirilen kesim-karkas ölçümleri bireysel olarak elde edilmiştir. Gompertz doğrusal olmayan regresyon fonksiyonu ile bıldırcınların büyüme eğrilerinin analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada günlük yaştaki bıldırcın civcivlerinin Tona ve Pasgar skor yöntemleri kullanılarak belirlenen kalite puanlarının ortalamaları sırasıyla 98.69 ve 9.80 olarak bulunmuştur. Çıkıştan sekizinci haftaya kadar canlı ağırlık ortalamaları da sırasıyla 8.06, 22.77, 36.45, 55.48, 76.36, 95.05, 114.59, 132.51, 150,71 g olarak bulunmuştur. Gompertz modelinin β0, β1 ve β2 parametrelerine ilişkin ortalamalar sırasıyla 253.25, 3.25, 0.038 olarak bulunurken, modelin bükülme noktası yaşı ve ağırlığına ilişkin ortalamaların sırasıyla 35.60 gün ve 93.37 g olduğu belirlenmiştir. Denemede sekiz haftalık yaşta kesilen bıldırcınların sıcak karkas, taşlık, yürek, karaciğer, abdominal yağ ve yenilebilir iç organ ağırlıklarına ilişkin ortalamalar 108.27, 3.77, 1.44, 3.22, 1.62 ve 8.44 g olarak bulunmuştur. Soğuk karkas ağırlık ortalaması 112.89 g, göğüs, but ve sırt-boyun ağırlık ortalamaları sırasıyla 42.98 g, 25.94 g ve 33.41 g şeklindedir. Çalışmada sıcak karkas randıman ortalaması % 71.79, soğuk karkas randıman ortalamasıı % 74.86 olarak tespit edilmiştir. Tona ve Pasgar skor yöntemleriyle belirlenen civciv kalite özellikleri için hem tek özellikli yöntem ile hem de çok özellikli yöntem ile tahmin edilen kalıtım dereceleri düşük seviyeli olarak bulunmuş olup, sırasıyla 0.08 ve 0.09'dur. Japon bıldırcını civcivlerinin kuluçkadan çıkış ağırlığı için kalıtım derecesi 0.41-0.40 olarak bulunurken; haftalık canlı ağırlıklara ilişkin kalıtım derecesi tahminlerinin tümü (0.42-0.58) yüksek seviyelidir. Benzer şekilde sıcak karkas, soğuk karkas, yenilebilir iç organlar ve karkas parçalarının ağırlıkları için orta-yüksek seviyeli kalıtım dereceleri tahmin edilirken, abdominal yağ ağırlığı için tahmin edilen kalıtım derecesi düşük seviyelidir. Civciv kalitesi özelliğinin diğer verim özellikleriyle olan genetik ilişkileri de düşük seviyeli ve -0.10 ile 0.10 aralığında tahmin edilmiştir. Bunun yanında günlük yaşta civciv kalitesinin Tona ve Pasgar yöntemleriyle elde edilen değerleri arasındaki fenotipik ve genetik korelasyon katsayılarının pozitif yönlü ve kuvvetli (her ikisi de 0.82) bulunmuş olması, söz konusu ölçüm yöntemleriyle elde edilen sonuçlar arasındaki tutarlılığı göstermektedir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, bıldırcınların bir günlük yaştaki civciv kalitesi ile çalışmada ele alınan çoğu verim özelliğiyle istatistiksel olarak önemli bir ilişki içerisinde olduğunu söylemek de mümkün değildir. Tona ve Pasgar yöntemleriyle belirlenen civciv kalitesi özelliklerinin oldukça düşük seviyeli kalıtım derecesine sahip olmaları ve diğer verim özellikleri ile de düşük genetik ilişkili olmaları nedeniyle ıslah çalışmalarında seleksiyon indekslerine eklenmesinin güç olduğu düşünülmektedir. Civciv kalitesi özelliği için meydana gelen varyasyon incelendiğinde, toplam varyansın Tona skorun için toplam varyansın % 4.06'sı, Pasgar skoru için de toplam varyansın % 4.48'i genetik faktörler tarafından açıklanabilirken, geriye kalan çevreden kaynaklı varyansın oranlarının sırasıyla % 95.94 ve % 95.52 olduğu görülmüştür. Bu durumda söz konusu ıslah çalışmalarında civciv kalitesinin iyileştirilmesi amacıyla bu özelliğin damızlık değerinin kullanılmasının yerine civciv kalitesini etkileyen nem sıcaklık gibi çevresel şartların iyileştirilmesi üzerinde durulması tavsiye edilebilir.
Konvansiyonel ve alternatif sistemlerde yetiştirilen Japon bıldırcınlarında büyüme, kesim-karkas ve bazı davranış özelliklerinin karşılaştırılması
Bu araştırma farklı yetiştirme koşullarının bıldırcınların performans, refah ve davranış özelliklerine etkilerinin ortaya konması amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın hayvan materyalini günlük yaştaki 630 adet Japon bıldırcın civcivi oluşturmuştur. Çıkış ağırlıkları tartılıp kanat numarası takılan civcivler, şansa bağlı olarak yetiştirme sistemine göre her grupta iki tekerrürlü olacak bir şekilde barınma alanlarına aktarılmıştır. Bu çalışmada konvansiyonel katlı kafes (240 bıldırcın/göz, yer kafesi 240 bıldırcın/göz) ve zenginleştirilmiş kafes (150 bıldırcın/göz) kullanılmıştır. Karışık cinsiyette barındırılan bıldırcınların çıkıştan kesim yaşı olan 56. güne kadar tüm haftalık canlı ağırlıkları bireysel olarak ölçülmüş, tonik immobilite, ayak tabanı dermatiti, tüy skoru, üçüncü ve sekizinci haftada bilateral simetri, sekizinci haftada yürüyüş skoru ve beşinci haftada açık alan testi yapılmıştır. Çalışmada kullanılan bıldırcınların canlı ağırlık ortalamaları bakımından hem deneme grupları hem de cinsiyetler arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar belirlenmiştir (P<0.05). Buna göre konvansiyonel katlı kafeste yetiştirilen bıldırcınların canlı ağırlık ortalamalarının hem yer kafesinde yetiştirilenlerden hem de zenginleştirilmiş kafeste yetiştirilenlerden daha yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Gompertz büyüme eğrisi modeli parametreleri olan β0, β1, β2 ortalamaları sırasıyla konvansiyonel kafes için 262.05, 3.76, 0.050, yer kafesi için β0, β1, β2 parametre ortalamaları ise sırasıyla 228.12, 3.57, 0.042 ve zenginleştirilmiş kafes için β0, β1, β2 parametre ortalamaları sırasıyla 252.53, 3.86 ve 0.045 olarak bulunmuştur. Çalışmada sıcak karkas ağırlığı ve abdominal yağ ağırlığı ortalamaları bakımından deneme grupları arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar (her ikisi için de P<0.05) belirlenirken, taşlık, yürek, karaciğer ve toplam yenilebilir iç organ ağırlıkları bakımından deneme grupları arasında farklılık saptanmamıştır. En yüksek sıcak karkas ağırlığı (115.13 g) konvansiyonel katlı kafeste yetiştirilen bıldırcınlarda saptanmış olup, zenginleştirilmiş yer kafesinde yetiştirilen bıldırcınların sıcak karkas ortalaması da (111.16 g), yer kafesinde yetiştirilenlerin ortalamasından yüksek bulunmuştur (P<0.05). Soğuk karkas ağırlığı bakımından gruplar arasında farklılık bulunmuş olup, konvansiyonel kafeste yetiştirilen bıldırcınların soğuk karkas ağırlıklarının (118.79 g), zenginleştirilmiş kafeste yetiştirilen bıldırcınların (116.29 g) ortalamasına benzer olduğu ve yer kafesinde yetiştirilen bıldırcınların ortalamasından (108.17 g) daha yüksek oldukları belirlenmiştir (P<0.05). Konvansiyonel katlı kafeste ve yer kafesinde barındırılan bıldırcınların yem yeme davranışına ilişkin zaman bütçesi ortalamaları (sırasıyla 82.01 s ve 78.30 s), zenginleştirilmiş yer kafesinde barındırılanlarınkinden (64.58 s) daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Yürümeye ayırdıkları vakit bakımından ise en yüksek ortalama (113.90 s) zenginleştirilmiş kafeste barındırılanlara ait olup, onları sırasıyla yer kafesinde barındırılan bıldırcınlar (103.09 s) ve en son konvansiyonel katlı kafesteki bıldırcınlar (95.75 s) takip etmektedir (P<0.05). Eşelenme davranışı bakımından da beklenildiği gibi yerde yetiştirilen bıldırcınların zaman bütçesi ortalamaları (yer 26.78 s, zenginleştirilmiş 17.93 s), konvansiyonel katlı kafeste barındırılanların ortalamasından (4.96 s) yüksek bulunmuştur. İlk iki hafta konvansiyonel katlı kafeste barındırılan bıldırcınların tonik immobilite süre ortalaması diğer gruplardan yüksek bulunurken, sonraki iki hafta zenginleştirilmiş kafestekilerin ortalamalarının diğer gruplardan fazla olduğu belirlenmiştir. Tüy skoru bakımından zenginleştirilmiş kafeste yetiştirilen bıldırcınların ortalaması (0.10), hem konvansiyonel katlı kafeste hem de yerde yetiştirilenlerin ortalamalarından (sırasıyla 0.43 ve 0.49) daha iyi bulunmuştur (P<0.05) Oransal asimetri değerleri incelendiğinde ise üç haftalık yaşta ölçülen yüz, kanat, incik boyu ve çapı bakımından en yüksek oransal asimetri ortalamaları konvansiyonel yer kafesinde saptanırken, konvansiyonel katlı kafes ve zenginleştirilmiş kafeste barındırılan bıldırcınlar için söz konusu oransal asimetri ortalamaları daha düşük değerlere sahiptir. En düşük değerler yüz ve kanat özelliği için konvansiyonel katlı kafeslerde yetiştirilen bıldırcınlarda saptanmıştır (her iki özellik için de P<0.05). Yürüyüş skoru bakımından en iyi ortalamalar konvansiyonel yer kafeslerinde ve zenginleştirilmiş yer kafeslerinde barındırılan bıldırcınlardan elde edilmiş olup (sırasıyla 1.63 ve 1.80), beklenildiği gibi konvansiyonel katlı kafeste barındırılan bıldırcınların ortalaması (0.27) daha düşüktür (P<0.05). Çalışmada ayak taban yangısı bakımından yer kafeslerinde barındırılan bıldırcınların ortalamalarının konvansiyonel katlı kafeslerde barındırılanlardan daha kötü olduğu belirlenmiştir. Açık alan testi incelendiğinde gruplar arasında ilk ötüş süresi bakımından farklılık olduğu ve sırasıyla konvansiyonel katlı kafes (74.08), yer kafesi (60.33) ve zenginleştirilmiş yer kafesinde (49.25) olarak bulunmuştur. Sonuç olarak; tüm özellikler incelendiğinde konvansiyonel katlı kafeslerde yetiştirilen bıldırcınların diğer yetiştirilme koşullarına göre avantajlı olduğu belirlenmiştir.
Japon bıldırcınlarında korku düzeyi ile bazı verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkiler
Korku, kanatlılarda kayıplara neden olan ve zorlanım meydana gelmesinde etkili olan önemli faktörlerden birisidir. Kanatlılarda korku durumunun en önemli ölçütlerinden biri olan tonik immobilite, hayvanın kısa bir süre hareketini kısıtlayan bir tepkidir. Bu çalışmada hem ticari öneme sahip, hem de diğer kanatlı hayvanlar için model hayvan olarak kabul edilen Japon bıldırcını kullanılması ile korku düzeyinin kalıtımı ve diğer verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada daha önce herhangi bir seleksiyon denemesine tabi tutulmamış toplam 42 erkek ve 126 dişiden oluşan bir damızlık sürüsünden elde edilen 400 bıldırcın kullanılmıştır. Bıldırcınlara çıkışta kanat numarası takılarak tartımları yapılmıştır. Haftalık canlı ağırlıklar bireysel olarak ölçülmüş, beşinci ve altıncı haftalarda da tonik immobilite ölçümleri yapılmıştır. Haftalık canlı ağırlık değerleri kullanılarak Gompertz doğrusal olmayan regresyon modeli ile bireysel büyüme analizleri gerçekleştirilmiştir. Tüm bıldırcınlar altı haftalık yaşta kesime sevk edilmiştir. Kesimde karkas, yenilebilir iç organ, abdominal yağ, göğüs, but, kanat ve sırt-boyun ağırlıkları ölçülmüştür. Bıldırcınların çıkıştan kesim yaşı olan altıncı haftaya kadar canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla 7.33, 15.16, 28.70, 49.23, 70.35, 91.04 ve 115.24 g olarak bulunmuştur. Bıldırcınların beşinci ve altıncı haftalarda ölçülen tonik immobilite ortalamaları 81.84 s ve 87.54 s olarak tespit edilmiştir. Gompertz büyüme eğrisi modeli parametreleri olan β0, β1, β2 ortalamaları sırasıyla 265.78, 3.92, 0.046 olarak bulunmuş, modelin bükülme noktası yaşının ve ağırlığının da sırasıyla 35.06 gün ve 97.78 g olduğu belirlenmiştir. Altı haftalık yaşta kesilen bıldırcınların sıcak karkas, taşlık, yürek, karaciğer, abdominal yağ ve yenilebilir iç organ ağırlıklarına ilişkin ortalamalar sırasıyla 82.75, 2.89, 1.12, 2.49, 1.27, 6.50 g olarak bulunmuştur. Soğuk karkas, göğüs, but, kanat ve sırt-boyun ağırlıklarının da sırasıyla 86.29, 32.94, 19.79, 6.15, 25.64 g olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada tüm özellikler için kalıtım dereceleri tek ve çok özellikli yöntemlerle tahmin edilmiş olup, çok özellikli yöntemle tahmin edilen kalıtım derecelerinin bir miktar daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Beşinci ve altıncı haftalarda ölçülen tonik immobilite özelliklerine ilişkin kalıtım dereceleri tek özellikli yöntemle 0.01 ve 0.05; çok özellikli yöntemle 0.11 ve 0.21 olarak düşük seviyeli tahmin edilmiştir. Haftalık canlı ağırlıklar ve Gompertz modelinin parametreleri için tahmin edilen kalıtım dereceleri yüksek seviyelidir. Kesim-karkas özelliklerinin ağırlık değerleri için orta-yüksek, oran değerleri için düşük-orta seviyeli kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Tonik immobilite ölçümleri ile tüm verim özellikleri arasındaki genetik ve fenotipik ilişkiler düşük seviyeli ve genellikle istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Tonik immobilite özelliklerine ilişkin kalıtım dereceleri tek ve çok değişkenli istatistiksel yöntemlerle tahmin edilmiş ve düşük seviyeli olarak 0.01-0.20 arasında olarak bulunmuştur. Tonik immobilite özelliğinin diğer verim özellikleriyle olan genetik ilişkileri de düşük seviyeli (-0.19-0.20) olarak tahmin edilmiştir. Söz konusu özelliğin düşük seviyeli kalıtım derecesine sahip olması ve diğer verim özellikleri ile düşük genetik ilişkili olması nedeniyle korku düzeyinin iyileştirilmesinin de dikkate alındığı bir kanatlı ıslahı çalışmasında bu özelliğin seleksiyon indekslerinde doğrudan yer almasında bir sakınca bulunmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak kanatlılarda korku düzeyinin de iyileştirilmesine yönelik gerçekleştirilecek bir ıslah çalışmasının uzun süreli ve çok özellik kullanılarak yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Bıldırcın, Genetik korelasyon, Kalıtım, Korku, Tonik immobilite
Pırlak ırkı koyunlarda östrus senkronizasyonu ve farklıdozlarda PMSG uygulamasının çoğul doğuma etkisi
Bu araştırmada, aşım sezonundaki Pırlak ırkı koyunlarda, intravaginal sünger uygulamasını takiben üç farklı doz PMSG enjeksiyonunun, östrusları senkronize etme ve çoğul doğum oranı üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Materyal olarak, Antalya ili Korkuteli ilçesi Yelten mahallesinde yetiştirici elinde bulunan, 2-3 yaşlı ve kondisyonları benzerlik gösteren 40 baş Pırlak ırkı koyun ile doğal aşım yapması amacıyla da aynı ırktan 7 baş damızlık koç kullanıldı. Koyunların östrus senkronizasyonu için progesteron preparatı olarak 60 mg medroksiprogesteron asetat içeren intravaginal sünger ESPONJAVET® (60 mg MAP, HIPRA) ve çoğul doğuma etkisini gözlemlemek amacıyla da serum gonadotrophin preperatı olarak OVISER flakon (PMSG, HIPRA) uygulandı. Sürünün ultrasonografi cihazıyla (Mindray DP-10, 5 Mhz; Çin) taranması sonucunda gebe olmayan hayvanlardan rastgele 40 koyun belirlendi. Bunların 10'una sadece vaginal sünger takılırken (KG), 1.gruba (n:10) vaginal sünger + 600 IU PMSG (DG1), 2. gruba (n:10) vaginal sünger + 650 IU PMSG (DG2) ve 3.gruba (n:10) ise vaginal sünger + 700 IU PMSG (DG3) uygulandı. Çalışmada sünger uygulamasının başladığı ilk gün 0. gün olarak belirlendi. Tüm gruplara uygulanan intravaginal süngerler 10 gün sonra çıkartıldı. Deneme gruplarında bulunan koyunlara kas içi yolla PMSG enjeksiyonları yapıldı. PMSG enjeksiyonunu takip eden 48. saatten itibaren, östrusta olan koyunlar arama koçlarıyla belirlenerek doğal aşımla tohumlandı. Gebelik ve çoklu gebelik muayenesi, aşımı takiben 33. gün trans abdominal bölgeden mikrokonveks prob kullanılarak real time B mod ultrasonografi cihazı ile yapıldı. Gebelik ve çoğul doğum sayısı ise doğumu takiben doğrulandı. Bütün gruplarda (KG, DG1, DG2 ve DG3) östrus oranları; % 60-% 70; östrus gösteren koyunların gebelik ve doğum oranları % 100 çoğul doğum oranları sırasıyla % 14,28, % 16,66, % 57,14 ve % 28,57; DKBDK sayıları ise 1,14, 1,16, 1,71 ve 1,28 olarak tespit edildi. Grupların östrus, gebelik, doğum ve çoğul doğum oranları ile DKBDK sayıları birbirine benzer bulundu. Fisher's Exact Test ile yapılan analiz sonucu, gruplar arasında tekli ya da çoğul doğum sayıları bakımından istatistiki olarak anlamlı bir fark bulunamadı (P>0.05). Sonuç olarak; tez çalışmasında elde edilen verilere göre dört gruptaki reprodüktif parametreler birbirine benzemektedir. Araştırma, Antalya ilinde halk elinde yetiştiriciliği yapılan üreme sezonundaki Pırlak ırkı koyunların, bazı reprodüktif parametrelerini bildiren ilk çalışmadır. Bu çerçevede, sahada uygulama yapacak sektör paydaşları için Pırlak ırkı koyunlara 10 gün süreyle uygulanacak intravaginal süngerlerin çıkarılması sonrası yapılan 650 IU PMSG enjeksiyonunun çoğul doğumlarda daha etkili olabileceği kanısına varılmıştır.
Mandalarda (Bubalus bubalis) süt veriminin farklı modellerle genomik ilişki analizi
Hayvan ıslahı daha ekonomik ve etkin hayvansal üretimin elde edilebilmesi için gerekli yöntem ve araçları içermektedir. Damızlık değerleri kullanılarak yapılan seleksiyon çalışmaları farklı türlerde önemli derecede genetik ilerlemelere olanak tanımıştır. Genlerin yerlerinin tespiti hayvan ıslahı çalışmalarında genomik seleksiyon veya işaretleyici destekli seleksiyon yöntemi ile ekonomik fayda getirecek şekilde kullanılabilir. Bu çalışmada DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) bilgisi kullanılarak süt verimi bakımından ilgili genlerin tahmininde farklı yöntemler incelenmiştir. Bayesçi yöntemler öncül ve olabilirlik bilgilerini kullanarak istenen parametrelerin soncul dağılışları için istatistiksel yorumlamalara olanak tanır. Genomik seleksiyonda: gen etkileri ile ilgili öncüller farklı genomik seleksiyon yöntemlerinin keşfine yol açmıştır. Bu çalışmada analizler için kullanılan veriler: ham veri seti (529 manda, 61793 SNP), çok boyutlu ölçekleme analizi sonucunda seçilen en homojen tabaka (247 manda, 60946 SNP), akrabalığa göre seçilen tabakalar (Akrabalık katsayısı 0.01 için 526 manda 61774 SNP; Akrabalık katsayısı 0.1 için 503 manda 61707 SNP; Akrabalık katsayısı 0.2 için 437 manda 61628 SNP; Akrabalık katsayısı 0.3 için 259 manda 61435 SNP; Akrabalık katsayısı 0.4 için 80 manda 60969 SNP) ve LD (Linkage Disequilibrium-Bağıntı dengesizliği) bakımından düzenlenmiş veri setleri (r2=0.5 için 529 manda 21173 SNP; r2=1 için 529 manda 52417 SNP; varyans inflasyon faktörü (VIF)=1 için 529 manda 177 SNP; VIF=2 için 529 manda 9349 SNP) kullanılarak hem genomik ilişki matrisi yaparak hem genomik ilişki matrisi yapmadan ve başka ön kabülleri modele ekleyen farklı genomik ilişki matrisleri denenerek GEMMA programı ile LMM (Lineer Mixed Model-Doğrusal Karışık Model), BSLMM (Bayesian Sparse Linear Mixed Model-Bayesçi Seyrek Doğrusal Karışık Model) analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler kullanılarak tip1 ve tip2 hatayı engellemek için çoklu karşılaştırma testleri uygulanmıştır. Çıkan sonuçlarda ise süt verimi ile en güçlü ilişkili genomik sinyaller 5 ve 11. kromozomlardan bulunmuştur.
Tavuklarda yumurta ağırlığından sorumlu major gen varlığının Bayesçi segregasyon analizi ile incelenmesi
Segregasyon analizi monogenik ve poligenik unsurları istatistiksel modeller ile tahmin eden ve majör gen tespiti yapan bir yöntemdir. Bu çalışmasının ana amacı; yumurta ağırlığının major bir gen tarafından yönlendirilip yönlendirilmediğinin bir tavuk populasyonuna ait veri seti kullanılarak bayesçi segregasyon analizi ile incelenmesidir. Bu amaçla önceden toplanmış bir veri seti kullanılmıştır 1063 adet yumurtacı tavuk hattından toplamda 7 zaman dilimine ait yumurta ağırlığı (İlk yumurta ağırlığı, 36., 56., 66., 72., 80. haftalardaki yumurta ağırlığı) ve pedigri bilgileri kullanılarak major gen varlığı incelenmiştir. Varyans unsurları Gibbs örneklemesi ile tahmin edilmiştir. Bu çalışmada segregasyon analizi ile eklemeli genetik varyans, hata varyansı, major gen varyansı, eklemeli ve baskın gen etkileri tahmin edilmiştir. Yapılan analizlerle haftalara göre yumurta ağırlığında dominant etki ( -7.30, 0.66, -2.42, -18.57, -2.94, -5.83, -2.54) eklemeli gen etkisinden (11.79, 2.00, 3.38, 9.07, 4.53, 5.67, 5.49) küçük olduğu bulunmuştur. Major gen varyansları (σG2 = 53.34, 3.33, 8.24, 60.24, 11.14, 17.72, 28.23) poligenik varyanstan (σu2=6.53, 5.68, 2.38, 6.52, 7.28, 6.11, 4.69) daha büyük bulunmuştur. Major gen frekansı ise 7 zaman dilimi için, p = 0.86 ve q = 1- p = 0.14, p = 0.58 ve q = 1 - p = 0.42, p = 0.53 ve q = 1 - p = 0.47, p = 0.84 ve q = 1 - p = 0.16, p = 0.73 ve q = 1 - p = 0.27, p = 0.63 ve q = 1 - p = 0.37 , p = 0.64 ve q = 1 - p = 0.36 bulunmuştur. Üç farklı analiz yapılmıştır: 1) haftalık yumurta ağırlıkları 2) üssel büyüme modeli analizi 3) temel bileşenler analizi. Major gen analizinde poligenik modelde kalıtım derecelerini h2= 0.31 (± 0.54), 0.51 (± 0.56), 0.54 (± 0.56), 0.32 (± 0.52) , 0.44 (± 0.54), 0.27 (± 0.50) , 0.25 (± 0.51) , ve major gen modelinde kalıtım dereceleri h2= 0.81 (± 0.94), 0.67 (± 0.81), 0.95 (± 0.88), 0.85 (± 0.98) , 0.70 (± 0.85), 0.70 (± 0.90) , 0.73 (± 0.95) olarak bulup, Üssel büyüme modeli analizinde belirlenen kalıtım derecelerini poligenik modelde ; h2= 0.99 (± 0.91), 0.46 (± 0.54), 0.85 (± 0.60), 0.87 (± 0.61) , 0.92 (± 0.60), 0.79 (± 0.59) , 0.96 (± 0.66) ve major gen modeli analizinde ; h2= 0.80 (± 0.95), 0.54 (± 0.64), 0.60 (± 0.27), 0.56 (± 0.81) , 0.75 (± 0.88), 0.72 (± 0.94) , 0.76 (± 0.94) olarak bulup temel bileşenler analizi ile poligenik model için kalıtım dereceleri h2= 0.63 (± 0.57), 0.15 (± 0.09), 0.12 (± 0.47), olup major gen modelinde kalıtım dereceleri h2= 0.71 (± 0.73), 0.20 (± 0.70), 0.50 (± 0.93) olarak belirlenip bu farklı analiz türlerinde kalıtım dereceleri arasında benzerlik sağlanamamıştır. Bununla birlikte her 3 yönteminde yüksek kalıtım derecelerini poligenik model için belirlenmesi yumurta ağırlıklarının zamana dayalı seleksiyon çalışmalarında başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.
Tavuklarda yumurta ağırlığı ile ilişkili genlerin farklı büyüme eğrisi modelleri ile araştırılması
Bu çalışmada amaç, tavuklarda yumurta ağırlığıyla ilişkili genlerin farklı büyüme eğrisi modelleri ile analiz edilmesidir. Çalışmada, 1063 tavuktan toplanan zamana dayalı (başlangıç, 28, 36, 56, 66, 72 ve 80 haftalık ) yumurta ağırlıklarının 294705 SNP ile olan ilişkisinin farklı büyüme eğrileri ile genomik analizleri gerçekleştirildi. Çalışmada ilk kez: üssel, güç, legendre polynomyalleri gibi büyüme eğrileri farklı kovaryans (oto regresif, ARMA, CS, heterojen faktör analitik, faktor analitik, Toeplitz, SAD gibi) yapıları ile denenerek yumurta ağırlığından sorumlu genomik bölgeler araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda güç büyüme eğrisi ve heterojen faktör analitik kovaryans yapısı en iyi model seçilmiştir. Bu çalışmada ham veri (1063 tavuk, 294705 SNP), akrabalığa göre seçilen tabakalar(Akrabalık katsayı 0.1 için 1063 tavuk 294702 SNP; Akrabalık katsayısı 0.2 için 1063 tavuk 294699 SNP; Akrabalık katsayısı 0.3 için 1063 tavuk 294705 SNP; Akrabalık katsayısı 0.4 için 1063 tavuk 294700 SNP; Akrabalık katsayısı 0.5 için 1063 tavuk 294697 SNP; Akrabalık katsayısı 0.6 için 1063 tavuk 294692) kullanılarak hem genomik ilişki matrisi ile hem genomik ilişki matrisi yapmadan GEMMA programı ile LMM (Doğrusal karışık model) (Linear Mixed Model) ve tip 1 ve tip 2 hatayı engellemek için çoklu karşılaştırma testleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda en güçlü genomik sinyaller DLEU7 genine yakın kromozom 1 üzerinde 36 haftalık yaştaki tavukların yumurta ağırlığı verilerinden alınmıştır. Bu çalışmadaki bulgular, marker destekli seleksiyon çalışmalarında ideal yumurta büyüklüğünün gelecekteki üretimi için önemli katkı sağlayabilir. ANAHTAR KELİMELER: Büyüme Eğrisi, Genomik Seleksiyon, Genomik İlişki Çalışması, Yumurta Ağırlığı
Tokat ili farklı iklim koşullarında süt sığırcılığı işletmelerinin besleme özellikleri ve süt verimi
Bu araştırmanın amacı Tokat ilinde farklı iklim geçişleri gösteren Merkez, Niksar, Zile ilçelerinde süt sığırcılığının genel durumunu, hayvan besleme alışkanlıklarını ve süt verimini belirlemektir. Araştırmada Tokat ilinde süt sığırı yetiştiriciliği yapılan 180 işletme ziyaret edilmiştir. Tokat ili süt sığırcılığının genel durumu, hayvan besleme alışkanlıkları ve süt verimini belirlemek için işletme sahiplerine anket soruları yöneltilmiştir. Anket formunda işletmeye ait genel bilgiler, buzağı büyütme ve besleme, düvelerin beslenmesi ve tohumlanması, süt verimi, bakım, besleme, sağım ve hastalıklar ile ilgili sorular sorulmuştur. Araştırma yapılan 180 işletme sahibinin %51.1'inin ilkokul mezunu, yaş ortalamalarının ise 47.58 olduğu tespit edilmiştir. Yetiştiricilerin yaklaşık 25 yıldır süt sığır yetiştiriciliği yaptıkları, %28.9'unun sosyal güvencesinin olmadığı, %42.8'inin sosyal güvencesinin olduğu, %28.3'ünün ise emekli olduğu belirlenmiştir. İşletmelerin %14.61'inde Siyah Alaca, %45.34'ünde Simental, %29.72'sinde Esmer ve %1.76'sında ise yerli sığırların yetiştirildiği saptanmıştır. İşletmelerde melez sığır ırkının tercih edildiği tespit edilmiştir. Ortalama 83 işletmede 0-50 lt süt, 65 işletmede 51-100 lt süt, 19 işletmede 101-150 lt süt, 7 işletmede 151-200 lt süt, 6 işletmede 200 ve üstü lt süt üretildiği belirlenmiştir. İşletmelerin %99.40'ında Veteriner Hekim veya Ziraat Mühendisi çalışmadığı görülmüştür. İşletmelerin %72.8'inde günde iki öğün yemleme yapıldığı, %50.6'sında yemlerin sağım öncesi verildiği tespit edilmiştir. İşletmelerde doğan buzağılara kolostrum verildiği, ancak verilme zamanlarının farklı olduğu görülmüştür. Buzağılara günlük 2 öğün süt verildiği, sütten kesim yaşının işletmelerin %87.8'inde 3-4 aylık yaşlarda olduğu, ancak ilçelere göre farklılıklar olduğu saptanmıştır. İşletmelerin tamamında buzağılara kesif yem verildiği, ilk defa kesif yem verilme zamanının ilçelere göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Yine işletmelerin tamamında buzağılara kaba yem verildiği ancak, ilk defa kaba yem verilme zamanının farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İşletmelerin hayvanların verim özellikleri ve fizyolojik dönemlerine göre özel besleme yapmadığı, yapan işletmelerin de Veteriner Hekim veya Ziraat Mühendislerinden yardım aldığı belirlenmiştir. Sağmal ineklerde genellikle mastitis (%15) ve güç doğum (%13.3) problemlerinin görüldüğü saptanmıştır. İşletmelerin %61.7'sinde kaba ve kesif yemlerin karışık verildiği, yem miktarının ise göz kararı ayarlandığı, bu durumun ilçelere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. İşletmelerin genelinde kaba yem ve tane yem üretimi yapıldığı tespit edilmiştir. İşletmelerde üretilen kaba yem miktarı yetmediği için %59.4'ünün satın aldığı belirlenmiştir. Hayvanlarda beslenme hastalıklarının görülme sıklığına bakıldığında; işletmelerin %20.6'sında laminitis, %7.2'sinde süt humması, %1.7'sinde asidoz görüldüğü saptanmıştır. Sonuç olarak, ankete tabi tutulan işletme sahiplerinin %51.1'inin ilkokul mezunu olduğu, hayvanlarını verimlerine ve dönemsel ihtiyaçlarına göre ayrı beslemeyip, rastgele besleme yaptıklarından dolayı büyükbaş hayvan bakım ve besleme konusunda yeteri kadar bilgi sahibi olmadıkları görülmüştür. Buzağılara kolostrum içirme konusunda dikkatli davrandıkları ancak süt içirme miktarı, kaba ve kesif yem verme hususuna dikkat etmedikleri ve bunun sonucunda buzağı gelişiminde sıkıntılar olduğu gözlenmiştir. İşletmelerde sağmal inek, gebe düve ve düve beslenmesine dikkat edilmeden besleme yapıldığı için istenilen oranlarda verim elde edilmediği görülmüştür. İşletmelerde verimliliği artırmak için bakım, besleme, silaj yapımı, yem bitkileri üretimi ve sürü yönetimi konularında gerek teorik ve gerekse pratik olarak eğitim çalışmalarının artırılmasının çiftçilerin üretimlerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Tokat, Süt Sığırcılığı, Sürü Yönetimi, Hayvan Besleme Uygulamaları, Yemler, Yemleme Uygulamaları
Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen ve fermente un kurdu larva unu ilaveli rasyonlarla beslenen etlik piliçlerin göğüs etinin kalitesinin ve bakteri içeriğinin belirlenmesi
Bu araştırma; normal ve yüksek yerleşim sıklığında yetiştirilen ve antibakteriyel yem katkı maddesi olarak fermente un kurdu larva unları ilaveli rasyonlarla beslenen etlik piliçlerin göğüs etinin kalitesini ve bakteri içeriğini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmada; etlik piliçler üzerinde yürütülen 42 günlük bir in vivo çalışmanın sonunda toplamda 60 adet kesilmiş etlik pilicin göğüs eti kullanılmıştır. Bu tezde kullanılan göğüs etlerinin elde edildiği in vivo çalışmada; 2 farklı yerleşim sıklığında (normal: m2'de 12 adet ve yüksek: m2'de 18 adet) yetiştirilen etlik piliçler fermente un kurdu larva ununun ilave edilmeksizin (kontrol) ve Laktobasillus plantarum'la (UKLULP) veya Laktobasillus brevis(UKLULB)'le fermente edilen yağı alınmış un kurdu larva unu ilaveli (% 0.4 düzeyinde) rasyonlarla beslenmişlerdir. Araştırmada göğüs etinin kalite parametreleri olarak pH, su tutma kapasitesi, sızıntı ile pişirme kaybına ve bakteri içeriği olarak ta toplam aerobik bakteri, koliform ve laktobasil bakteri içeriğine bakılmıştır.. Araştırma sonucuna göre; yüksek yerleşim sıklığında yetiştirme normal yerleşim sıklığında yetiştirmeye nazaran etlik piliçlerin göğüs etinin 15. dak'daki ve 24. saatteki pH değerini, su tutma kapasitesini ve depolamanın 0. ile 14. günlerinde laktobasil bakteri içeriğini önemli derecede azaltırken; pişirme kaybını, 7. gündeki sızdırma kaybını ve depolamanın 0. ve 14. günlerinde toplam aerobik bakteri içeriği ile depolamanın 14. gününde koliform bakteri içeriğini önemli derecede artırmıştır. UKLULP ve UKLULB rasyonlarıyla besleme, kontrol rasyonu ile beslemeye nazaran etlik piliçlerin göğüs etinin kesimden 24 saat sonraki pH değerini, 3. ve 7. günlerdeki sızdırma kayıplarını, pişirme kaybını ve 0. ile 14. günlerdeki toplam aerobik bakteri içeriğini önemli derecede azaltırken; su tutma kapasitesini ve depolamanın 0. ile 14. günlerinde laktobasil bakteri içeriğini de önemli derecede artırmıştır. Sonuç olarak; normal veya yüksek yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin göğüs etinin kalite parametrelerinin ve bakteri içeriğinin iyileştirilmesi amacıyla karma yeme antibakteriyel yem katkı maddesi olarak laktobasillus plantarum veya laktobasillus brevis'le fermente edilmiş un kurdu larva unu ilave edilebilir.
Serada, laboratuarda ve doğal ortamda tutulan ticari üretilmiş Bombus terrestris L. kolonilerinin ana ve erkek arı üretimi bakımından karşılaştırılması
Bombus terrestris L. türü arılar hem doğal hem de kültüre alınan bitkilerin önemli tozlaştırıcılarındandır ve son yıllarda kitlesel olarak üretilerek özellikle sera bitkilerinin tozlaşmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. B. terrestris kolonilerinin ticari tozlaştırıcı olarak yaygın kullanımından kısa bir süre sonra, seralardaki kolonilerde üretilen ana arıların sera dışına çıkarak doğal florada yuva kurabileceği ve yayılabileceği anlaşılmıştır. Bu çalışmada, B. terrestris kolonilerinin seralardan doğal floraya yayılma potansiyeli konusunda bilimsel veri elde emek amacı ile yaklaşık 50 işçi arı içeren ticari üretilmiş 45 adet B. terrestris kolonisi rastgele üç gruba ayrılmış ve sera, laboratuvar ve doğal yaşam ortamlarında koloni ömrü sonuna kadar tutulmuşlardır. Başta ana arı sayısı olmak üzere koloni ağırlık değişimi, toplam birey sayısı, toplam pupa sayısı gibi koloni özellikleri belirlenmiş ve gruplar karşılaştırılmıştır. Laboratuvarda tutulan koloniler (60.27 37.05) seralarda (17.73 8.02) ve doğal ortamında (25.00 31.01) tutulan kolonilere oranla sırasıyla yaklaşık 3.5 ve 2.5 kat daha fazla ana arı üretmişlerdir. Benzer şekilde, laboratuvarda tutulan koloniler (40.60 15.44) seralarda tutulan kolonilerden (10.73 9.32) önemli ölçüde fazla ana arı pupası üretmişlerdir (p<0.01). Nektar ve polen toplama faaliyeti, polen miktarı ve çeşitliliği kolonilerde üretilen ana arı miktarını etkilemiştir. Seralarda tutulan kolonilerin laboratuvarda tutulan kolonilere oranla daha az ana arı üretmiş olmalarına karşın, her yıl yüz binlerce koloninin seralarda kullanıldığı dikkate alındığında seralarda kullanılan kolonilerden kaçan bireylerin doğal ekosisteme olumsuz etkileri olacaktır. Bu nedenle, seralardaki kolonilerde üretilen ana ve erkek arıların sera dışına çıkışını engelleyecek etkili önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Türkiye'de yetiştirilen bazı sığır ırklarında genetik çeşitliliğin mikrosatellit marker yöntemiyle belirlenmesi
Bu çalışmada FAO tarafından tavsiye edilen 20 farklı mikrosatellit marker kullanılarak Türkiye yerli sığır ırklarından Boz Irk (BI), Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK), Yerli Kara (YK) ve kültür ırkı olarak Siyah Alaca (SA) da genetik çeşitlilik incelenmiştir. Her ırktan 30 bireyin incelendiği çalışmada toplam 204 allel tespit edilmiştir. Lokus başına ortalama allel sayısı 7.100 (SA) ile 8.500 (YK) aralığında değişmiştir. En fazla allel sayısı ETH185 (17) lokusunda, en az allel sayısı ise TGLA227 (5) lokusunda tespit edilmiştir. Lokus başına düşen ortalama allel sayısı 10.2, ortalama etkili allel sayısı 5.163 olarak gözlemlenmiştir. Araştırmada belirlenen özgün allel sayısının (31) frekansları düşük olduğu ve ırk ayırt etmede kullanılamayacağı tespit edilmiştir. Ortalama gözlenen ve beklenen heterozigotluk değeri tüm populasyonlar seviyesinde 0.628 ve 0.773 olarak hesaplanmıştır. Marker seviyesinde gözlenen heterozigotluk değeri 0.303 (DRBP1) ile 0.983 (ILSTS011) aralığında değişirken beklenen heterozigotluk değeri ise 0.564 (INRABERN172) ile 0.912 (SPS113) arasında değişmiştir. Akrabalı yetiştirme katsayısı BI, DAK, YK ve SA populasyonları için sırasıyla 0.216, 0.202, 0.128 ve 0.069 olarak bulunmuştur. Dört sığır ırkında ortalama FIT ve FST değerinin sırasıyla 0.185 ve 0.055 olduğu tespit edilmiştir. En düşük FST değeri (0.030) BI ve YK populasyonu arasında, en yüksek FST değeri ise (0.070) ise BI ve SA populasyonu arasında belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen tüm ikişerli FST değerlerinin istatistiki açıdan önemli (P<0.05) olduğu belirlenmiştir. Yapılan structure analizine göre çalışılan bütün populasyonların birbirinden ayrı kümeler oluşturduğu ancak DAK, YK ve SA populasyonlarında genetik bir karışımın olduğu belirlenmiştir. AMOVA analizi sonuçlarına göre toplam genetik varyasyonun büyük bir kısmının bireyler arasındaki farktan (%94.814), % 5.186'sının ise populasyonlar arasındaki farktan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Yerli sığır ırklarında görülen sayısal azalma genetik çeşitliliği olumsuz etkilediği gibi akrabalığın artmasına da neden olmuştur. Akrabalı yetiştirme katsayıları ve bottleneck test sonuçları göz önüne alındığında Türkiye yerli sığır ırklarında koruma programlarının genişletilmesi ve özellikle sayısal varlığı en az olan BI üzerine daha fazla yoğunlaşılması gerektiği önerilmektedir.
Antalya ili Elmalı, Kaş ve Muğla ili Fethiye yörelerinde yetiştirilen kıl keçilerinin bazı morfolojik özellikleri
Bu çalışma Antalya ve Muğla illerinde yetiştirilen yerli Kıl keçilerinin Kabakulak olarak belirtilen alt tipinin morfolojik olarak ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın hayvan materyalini Antalya İli Elmalı ve Kaş, Muğla İli Fethiye İlçelerinde bulunan 8 adet işletmede yetiştirilen yaklaşık bir yaşındaki 297 baş keçi oluşturmuştur. Çalışmada üzerinde durulan cidago yüksekliği, sağrı yüksekliği, vücut uzunluğu, göğüs çevresi, kulak uzunluğu ve canlı ağırlık ölçümlerine ait elde edilen en küçük kareler ortalamaları sırasıyla; 76.93, 75.6, 75.88, 85.32, 25.28 cm ve 42.42 kg bulunmuştur. Bu ölçümlerin yanında baş ve vücut rengi bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılmış, baş renginde bu tipe ait olduğu düşünülen kulak, ağız çevresi, göz çevresi ve alın renkleri belirlenmiş, boynuzluluk, küpe varlığı ve sakal varlığı tespit edilmiştir.
Türkiye'de yetiştirilen bazı sığır ırklarında mastitis, şap ve tüberküloz hastalıklarına dirençle ilişkili genlerdeki polimorfizmlerin belirlenmesi
Mastitis, şap ve tüberküloz sığır yetiştiriciliğinde sık rastlanan ve büyük ekonomik kayıplara yol açan hastalıklardır. Bu çalışmada Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan dört sığır ırkında genotipik yapı mastitis, şap ve tüberküloz hastalıklarına dirençle ilişkili olduğu daha önceki çalışmalarda bildirilen CD14, MBL, ITGB6, SLC11A1 ve TLR2 genleri temelinde araştırılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın amacı 1-) Holstein (SA) sığır ırkı ile Türkiye yerli sığır ırkları olan Bozırk (B), Yerli Kara (YK) ve Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) sığırlarında CD14, MBL, ITGB6, SLC11A1 ve TLR2 genleri üzerindeki bazı polimorfizmlerin araştırılması; 2-) Eğer varsa SA, B, YK ve DAK sığır ırklarında mastitis, şap ve tüberküloz hastalıklarına dirençle ilişkili genotiplerin belirlenmesi ve bu genlerin MAS çalışmalarında kullanım olanaklarının tartışılması; 3-) Hastalıklara dirençle ilişkili lokuslar temelinde filogenetik ilişkinin incelenerek, bu lokusların filogenetik analizler için uygun olup olmadığının belirlenmesidir. Yapılan çalışmada CD14 ve MBL1 (Ekzon 2; 2534 G>A ve 2651 G>A ), SLC11A1 (5411G>A ve 7400G>A) ve TLR2 genleri üzerindeki polimorfizmler PCR-RFLP, ITGB6 reseptör (5'UTR bölgesi 29 G>A; 2145 T>C) genindeki polimorfizmler ARMS-PCR ve SLC11A1 genindeki tekrarlı bölgedeki varyasyon mikrosatellit yöntemi ile belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar, Türkiye'de yetiştirilen SA, YK, BI ve DAK sığır ırklarında CD14, MBL1 (ekzon 2; 2534 G>A ve 2651 G>A) genlerinin mastitis için, ITGB6 reseptör (5'UTR bölgesi, 29G>A) geninin şap için, SLC11A1 ve TLR2 genlerinin tüberküloz için yapılacak MAS çalışmalarında kullanılabileceğini göstermektedir. ITGB6 reseptör (2145T>C) geni, SLC11A1 (7400G>A) geni ve SLC11A geni üzerindeki mikrosatellit lokusun ise çalışılan sığır ırklarında MAS çalışmaları için uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca çalışmada incelenen lokuslar üzerinden oluşturulan filogenetik ağaçta ırklar genetik kökenlerine uygun olarak kümelenmiş ve bu lokusların ırk ayrımında kullanılabileceği görülmüştür.
Beş farklı yumurtacı saf tavuk hattında genetik çeşitliliğin, populasyon yapısının ve koruma önceliklerinin mikrosatellit markerler ile değerlendirilmesi
Beş Farklı Yumurtacı Saf Tavuk Hattında Genetik Çeşitliliğin, Populasyon Yapısının ve Koruma Önceliklerinin Mikrosatellit Markerler İle Değerlendirilmesi Çiftlik hayvanlarında ıslah ve genetik kaynakların korunması programlarında ilk aşama populasyonlardaki genetik çeşitliliğin belirlenmesidir. Türkiye'de tavukçuluk sektöründe damızlık materyal üretimine yönelik çalışmalar sadece Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü tarafından yapılmaktadır. Kurum bünyesinde altı adet kahverengi [(Rhode Island Red-(RIRI ve RIRII); Barred Rock – (BARI ve BARII); Colombian Rock-(COL) ve Line 54-(L-54)] ve beş adet beyaz yumurtacı [Black, Brown, Blue,D-229 ve Maroon] saf hattın yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu saf hatlarda genetik çeşitliliğin belirlenmesi ve korunması, ülke tavukçuluğu için sürdürülebilir üretim açısından önemlidir. Bu çalışmada beş farklı beyaz yumurtacı saf hatta [Black (n=30), Maroon (n=30), D-229 (n=30), Brown (n=30), Blue (n=30) olmak üzere n=150] genetik çeşitlilik, populasyon yapısı ve koruma öncelikleri 19 mikrosatellit lokus kullanılarak değerlendirilmiştir. Tüm lokusların polimorfik bulunduğu çalışmada lokus başına ortalama allel sayısı 3.947 (Blue) ile 4.842 (D-229), etkili allel sayısı (Ne) 3.023 (Blue) ile 3.732 (D-229) arasında değişmiştir. En yüksek (0.515) ve en düşük (0.411) ortalama gözlenen heterozigotluk değerleri sırasıyla D-229 ve Blue hatlarında hesaplanmıştır. Akrabalı yetiştirme katsayısı (FIS) değeri Blue, Brown, D-229, Black ve Maroon hatlarında sırasıyla 0.355, 0.331, 0.276, 0.260, 0.386 olarak tespit edilmiştir. Koruma önceliklerine karar vermek için yapılan analizlerde ise toplam genetik varyasyona en fazla katkıyı yapan hattın D-229 (1.334) olduğu anlaşılmıştır. Araştırma materyali olarak kullanılan tavuk hatları arasında genetik farklılaşma katsayı (ikişerli FST) değerleri 0.069 (Brown ve D-229) ile 0.195 (Blue ve Black) arasında değişmiştir. Moleküler Varyans Analizi (AMOVA) sonuçlarına göre toplam genetik varyasyonun %13.1'i populasyonlar arası farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Nei'nin genetik mesafe temelinde yapılan UPGMA dendogramı ve FCA analizinde iki küme belirlenmiştir. Birinci küme Blue, Brown ve D-229 hatlarından oluşurken, ikinci küme Black ve Maroon populasyonlarından oluşmaktadır. Structure analizi sonuçlarına göre üç farklı küme tespit edilmiştir. Birinci kümede Blue, ikinci kümede Brown ve D-229 ve son kümede Black ve Maroon hatları vardır. Araştırmadan elde edilen bulgular çalışılan saf tavuk hatlarında orta seviyelerde genetik çeşitlilik ve yüksek seviyede akrabalığa işaret etmektedir. Bu populasyonlarda koruma çalışmaları için akrabalığın azaltılması, D-229 hattındaki genetik varyasyonun korunması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Genetik Çeşitlilik, Koruma Öncelikleri, Mikrosatellit, Populasyon Yapısı, Saf Tavuk Hatları,
Doğal ve ticari bombus terrestris (Hymenoptera: Apidae) populasyonlarının genetik özelliklerinin mikrosatelit markerler ve mtDNA kullanılarak belirlenmesi
Bombus terrestris L. Türkiye ve özellikle de Akdeniz Bölgesi doğal faunasında en yaygın bulunan bombus türüdür. Aynı zamanda B. terrestris arısı kitlesel olarak büyük ölçeklerde üretilmekte ve Türkiye dahil çok sayıda ülkede ticari olarak tozlaşmada kullanılmaktadır. Türkiye'de her yıl yaklaşık olarak üç yüz bin adet ticari üretilmiş B. terrestris kolonisi tozlaşma amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmada yedi doğal (Aksu, Kumluca, Demre, Geyikbayırı, Termesos, Bayatbademler ve Faselis) ve yedi ticari populasyon (TP1-TP7) olmak üzere toplam 14 populasyona ait, 408 B. terrestris işçi arı örneğinde genotipik yapı yirmi mikrosatelit lokus ve iki mitokondriyal DNA gen bölgesi (COI ve cytb) kullanılarak incelenmiştir. Mikrosatelit lokuslardan elde edilen bulgular, ticari ve doğal populasyonlarda genetik çeşitliliğin yeterli seviyelerde olduğunu, populasyonlar arası genetik farklılaşmanın ise önemsiz olduğunu (ikişerli FST değerleri: 0.014-0.045; p>0.05) göstermektedir. Populasyonlarda yüksek akrabalık (ortalama Fis: 0.234) nedeniyle heterozigot eksikliğine bağlı Hardy-Weinberg dengesinden sapma görülmüştür. Structure analizinde en iyi K değerine göre populasyonlar dört ana kümeye ayrılmıştır. Ancak bu dört ana küme arasında geçişlerin olduğu ve populasyonların kesin sınırlarla birbirinden ayrılmadığı tespit edilmiştir. mtDNA analizlerinde, COI gen bölgesine göre iki, cytb gen bölgesine göre 6 haplotip belirlenmiştir. mtDNA analizlerinde, tüm populasyonlarda B. t. dalmatinus alttürüne ait genotipler saptanırken, B. t. terrestris alttürüne ait genotipler bazı ticari populasyonlar ile seralara yakın populasyonlarda yoğun olarak belirlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular tozlaşma amacıyla ticari olarak üretilen bombus arılarının doğal populasyonlar ile etkileşimde olduğuna işaret etmekte ve son yıllarda populasyonlar arasındaki gen akışı ve doğal bombus populasyonlarının genetik yapısındaki değişim ile ilgili kaygıları desteklemektedir.
Farelerde canlı ağırlık ve yem tüketiminden sorumlu major gen varlığının segregasyon analizi ile incelenmesi
Günümüzde yapılan moleküler çalışmalarda: pek çok kantitatif fenotipin poligenik ve major genlerce yönlendirildiği ortaya konmuştur. Moleküler genetik ve istatistikteki son gelişmeler, genetik çeşitliliği açıklamak için major genlerin tanımlanmasını ve kullanılmasını sağlamıştır. Bu bağlamda segregasyon analizi sadece fenotip ve pedigri bilgilerini kullanan: hızlı, güvenilir ve ucuz bir yöntemdir. Bu tez çalışmasının ana amacı: bir fare populasyonunda canlı ağırlık, yem etkinliği ve yem tüketiminin poligenik etkilere ek olarak major gen tarafından yönlendirilip yönlendirilmediğinin segregasyon analizi ile incelenmesidir. Bu amaçla daha önceden toplanan bir veri seti kullanılmıştır. 12 adet M16 ve 12 adet ICR fare hatlarının çaprazlanmasıyla 66 adet F1 oluşturulmuştur. F1 kendilenerek F2 populasyonu (n=661) oluşturulmuş ve 8. hafta canlı ağırlıkları, yem tüketimi ve yem etkinliği ölçülmüştür. Varyans unsurları Gibbs örneklemesi ile tahmin edilmiştir. Bu çalışmada segregasyon analizi ile eklemeli genetik varyans, hata varyansı, major gen varyansı, eklemeli ve baskın gen etkileri tahmin edilmiştir. Canlı ağırlıkta; dominant etkinin (1.04) eklemeli gen etkisinden (7.32) daha küçük olduğu bulunmuştur. Analizlerde major gen varyansı (σG2 = 44.21), poligenik varyansdan daha büyük (σu2 = 4.46) bulunmuştur. Major gen frekansı ise p = 0.47 ve q = 1 - p = 0.53 bulunmuştur. Poligenik model kullanılarak kalıtım derecesi tahmini h2= 0.29 (± 0.63) ve major gen modelinde kalıtım derecesi h2= 0.81 (± 0.98) olarak bulunmuştur. Yem tüketimi analizlerinde dominant etki (24.88) ve eklemeli gen etkisi (28.80) olarak bulunmuştur. Analizlerde major gen varyansı (σG2 = 919.99) ve poligenik varyansı (σu2 = 132.29) olarak bulunmuştur. Major gen frekansı ise p = 0.38 ve q = 1 - p = 0.62 bulunmuştur. Poligenik model kullanılarak kalıtım derecesi tahmini h2= 0.35 (± 0.63) ve major gen modelinde kalıtım derecesi h2= 0.96 (± 0.98) olarak bulundu. Yem etkinliği için dominant etki (- 0.00347) ve eklemeli gen etkisi (0.05073) olarak bulunmuştur. Analizlerde major gen varyansı (σG2 = 0.00221), poligenik varyansdan (σu2 = 0.00017) yüksek bulunmuştur. Major gen frekansı p = 0.60 ve q = 1 - p = 0.40 bulunmuştur. Poligenik model kullanılarak kalıtım derecesi tahmini h2= 0.52 (± 0.63) ve major gen modelinde kalıtım derecesi h2= 0.81 (± 0.98) olarak bulundu. Major gen varlığı en yüksek yoğunluk olasılık bölgeleri incelenerek belirlenmiştir. Her ne kadar canlı ağırlık ve yem tüketimi için major gen belirlenmiş olsa da, mendelci geçiş olasılıkları bu sonucu doğrulamamıştır. Yem etkinliğinde ise major gen olmadığı tespit edilmiştir.
Ağırlık tahmini için bazı farklı makine öğrenmesi algoritmalarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, Romanov kuzularında ağırlık tahmini için Random Forest (RF), Extreme Gradient Boost (XGBoost), LightGBM, Gradient Boosting Machine (GBM) ve Support Vector Machine (SVM) makine öğrenmesi algoritmalarının tahminleme performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Tokat ili Niksar ilçesinde yetiştirilen, 285 Romanov koyunundan doğan 50 Romanov kuzusunun büyüme dönemine ilişkin Cidago yüksekliği, Sağrı yüksekliği, Vücut uzunluğu, Göğüs derinliği, Göğüs çevresi, Kürekler arası göğüs genişliği ve canlı ağırlıkları kullanılmıştır. Yöntemlerin tahmin performanslarını karşılaştırmak için , Hata Kareler Ortalaması (HKO), Hata Kareler ortalamasının karekökü (HKOK) ve Belirtme Katsayısı (R²) değerleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Romanov kuzularının canlı ağırlık tahmininde Gradient Boosting Machine (GBM) algoritması, en düşük HKO (0.72801), HKOK (0.99534) ve en yüksek R² (0.98022) değerleri ile en iyi performansa ve doğruluğa sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, Random Forest (RF), Extreme Gradient Boost (XGBoost), LightGBM ve Support Vector Machine (SVM) algoritmaları da yüksek performans göstermiş ve canlı ağırlık tahmininde etkili sonuçlar sunmuştur.
Burdur/Bucak ilçesinde belirlenmiş bazı aile tipi sığırcılık işletmelerinin yapısal özellikleri ve östrus belirleme kriterleri
Yapılan çalışma ile Burdur İli Bucak İlçesindeki sığır işletmelerinin yapısal özellikleri ortaya konularak durum tespiti yapılmıştır. Bu kapsamda 71 işletmeye gidilmiş 454 gebelik elde edilmiş inek ve düveye yapılan 1022 suni tohumlamanın verileri alınmış ve değerlendirilmiştir. Yetiştiricilerin kızgınlık belirleme yöntemleri ve bu yöntemlerin besleme, eğitim, mevsim ile ilişkileri de araştırılmıştır. Araştırma kapsamındaki gidilen işletmelerden işletme sahiplerinin sadece %7'sini okuryazar olanlar oluştururken, %49,3'ünü ilkokul, %31'ini ortaokul ve %12,7'sini de lise mezunu olanlar oluşturmaktadır. Yetiştiriciler inek ve düvelerin östrus belirtilerini yemleme yapmak üzere ahıra girdiklerinde tespit etmekte ve kızgınlık tespiti için ayrıca bir zaman ayırmamaktadır. Kızgınlık belirleme yöntemi olarak çara, kayıt tutma, böğürme, atlama ya da atlamaya izin verme, sütte azalma, iştahsızlık, vulvada ödem ve vulva mukozasında hiperemi ve çevreye ilginin artmasını dikkate alınmaktadır. Yöredeki damızlıkta kullanılan inek ve düvelerin yaşları ortalama olarak 45,34 aydır. Tohumlanan inek ve düvelerin ırkları Holstein, Simental ve Simental Melezi'dir. Ortalama ahır başına hayvan sayısı 10,42 olarak belirlenmiştir. Bölgede yem maddesi olarak en fazla saman ve pelet kullanıldığı belirlenmiştir.
Antalya ilindeki besi sığırı işletmelerinin yapısal özellikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Antalya ilindeki besicilik faaliyetleriyle ilgili olarak mevcut durumu ortaya koymak ve çözüm önerileri üretmek amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla, çeşitli ilçelerde bulunan ve Kırmızı Et Üreticileri Birliği'ne üye olan işletmeler ve bu işletmelerde yetiştirilen besi sığırları materyal olarak kullanılmıştır. Hazırlanan anket yardımıyla yetiştiricilerin eğilimi ve motivasyon kaynakları ile barınak özellikleri, yem kaynakları, yem kullanımı, ürün-girdi fiyatları gibi konularda işletmeleri tanımlayıcı bilgiler elde edilmiştir. Anket uygulanan işletme sahiplerinin genellikle uzun süredir besicilik yaptıkları, ancak bu süre içinde besicilikle ilgili eğitimlere katılma konusunda yetersiz kaldıkları belirlenmiştir. Besiciler arasındaki örgütlenme düzeyi de oldukça düşük bulunmuştur. Kullanılan yemler genellikle satın alma yoluyla temin edilmekte olup alım fiyatları arasında da büyük farklar olduğu belirlenmiştir. Meradan yararlanan herhangi bir işletme de bulunmamıştır. Çok çeşitli yaşlardan ve ırklardan hayvanların bulunduğu işletmelerin bazılarında, tüm hayvanların bir arada tutulduğu da tespit edilmiştir. Gerek çok kısa aralıklarla zemini temizlediğini beyan eden, gerekse bu işi otomatik sıyırıcılar aracılığıyla yaptığını belirten işletmelerde, zeminin oldukça kirli olduğu gözlenmiştir. Yetiştiriciler tarafından en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının pnömoni ve pastorella gibi solunumla ilgili sorunlar olduğu ve bunları ayak-tırnak sorunlarının izlediği belilenmiştir.
Antalya bölgesinde yetiştirilen siyah alaca süt sığırlarında CVM (kompleks vertebral malformasyon) kalıtsal hastalığının allele özgü PCR (Allele-Specific; AS-PCR) yöntemi kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, Antalya ilinde yetiştirilen Siyah Alaca süt sığırlarında CVM (Kompleks Vertebral Malformasyon) kalıtsal hastalığının Allele Özgü PCR (Allele- Specific; AS-PCR) yöntemi kullanılarak belirlenmesidir. Bu amaçla Antalya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğine üye işletmelerden ve aynı şekilde birliğe üye Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Sığırcılık ünitesinde bulunan hayvanlar dan elde edilen toplam 200 örnekte CVM hastalığının varlığı araştırılmıştır. Sığırlardan alınan kanlardan DNA'lar izole edilmiş ve 3. kromozom üzerinde bulunan SLC35A3 geninin 395 bç uzunluğundaki parçası F 5'-CACAATTTGTAGGTCTCATGGCAG-3' (Normal allel), F 5'-CACAATTTGTAGGTCTCATGGCAT-3' (CVM-mutant allel), R 5'-GTTATACTA CAGGAGTCACCTCT-3' (her iki primer için ortak reverse primer) primerleri kullanılarak çoğaltılmıştır. PCR işlemi sonucunda ürünün varlığı ve yokluğuna göre taşıyıcı bireyler belirlenmiştir. Sonuç olarak incelenen 200 örnekten 7 tanesi-nin CVM taşıyıcısı olduğu anlaşılmış ve Antalya ilinde yetiştirilen Siyah Alaca sığırlarda CVM hastalığının varlığı gösterilmiştir.
Süzme ve petekli balların pestisit, naftalin ve antibiyotik kalıntıları bakımından karşılaştırılması
Bal, en doğal enerji yoğun gıdalardan biridir ve antik çağlardan beri insanlar tarafından başta sağlık ve beslenme olmak üzere birçok amaç için kullanılmaktadır. Buna karşın, son yıllarda hem bitkisel üretimde hem de bal arısı yetiştiriciliğinde verimliliği artırma amacıyla kimyasalların kullanımında önemli artışlar olmuştur. Arı hastalık ve zararlılarına karşı pestisit ve antibiyotik kullanımı ve bal mumu güvesine karşı naftalin kullanımı balda kalıntıya yol açmakta ve halk sağlığı ve gıda güvenliği açısından potansiyel bir risk oluşturmaktadır. Bu çalışmada bal örnekleri içerisindeki pestisit, naftalin ve antibiyotik kalıntılarını belirlemek ve süzme ve petekli bal örneklerini kalıntı içeriği bakımından karşılaştırmak amaçlanmıştır. Antalya ili Akseki ve İbradı ilçelerinde Arı Yetiştiricileri Birliği'ne üye 15 arıcıdan alınan toplam 60 adet bal örneğinde 331 adet pestisit bileşeni, 25 adet antibiyotik bileşeni (Tetrasiklin ve Sulfonamid grubu) ve naftalin kalıntı analizi sıvı kromatografi tandem kütle spektrometre (LC-MS/MS) ve gaz kromatografi kütle spektrometre (GC-MS) cihazları kullanılarak yapılmıştır. Her bir arıcıdan bir adedi eski bir adedi yeni olmak üzere toplam 30 dolu çerçeve petekli bal alınmış ve her çerçeve petekli bal ikiye ayrılarak yarısı süzülmüş, yarısı da petekli olarak etiketlenmiş ve analiz edilmiştir. Analiz sonucunda hiçbir örnekte incelenen 331 adet pestisit bileşeni ve 25 adet antibiyotik bileşeni kalıntısı bulunmamıştır. Yalnız üç petekli bal örneğinde 3.0 µg/kg, 3.9 µg/kg ve 8.9 µg/kg düzeyinde naftalin kalıntısı tespit edilmiştir. Ancak bu üç örnek de Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğinde naftalin için belirtilen 10 µg/kg düzeyinin altında naftalin içermektedir. Bu üç naftalin içeren petekli bal çerçevelerinden alınan süzme bal örneklerinde naftalin kalıntısına rastlanmaması, petekli balların süzme ballara göre naftalin kalıntısı bakımından daha fazla risk taşıdığını göstermektedir. Sonuç olarak ülkemiz ballarındaki kalıntı sorununun çözümüne arıcıların eğitimi, hızlı ve ucuz kalıntı analiz ve izleme tekniklerinin geliştirilmesi gibi bazı uygulamaların önemli katkı sağladığı anlaşılmaktadır.
Farklı beslenme dönemlerinde kuru ısırgan otu yaprak tozu ilavesinin bıldırcınlarda performans ve karkas özelliklerine etkisi
Bu çalışma, Japon bıldırcınlarının (Coturnix coturnix japonica) rasyonlarına farklı dönemlerde kuru ısırgan otu yaprak tozu (Urtica dioica L) ilavesinin büyüme performansı, karkas özellikleri, et kalite parametreleri ve bağırsak histolojisi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada toplam 96 bıldırcın, her biri 4 tekrar ve 6 hayvandan oluşan dört gruba ayrılmıştır: Kontrol grubu (ısırgan otu ilavesiz), 0-3 IO (0-21 gün boyunca %5 ısırgan otu ilavesi), 4-5 IO (21-35 gün boyunca %5 ısırgan otu ilavesi) ve 0-5 IO (0-35 gün boyunca %5 ısırgan otu ilavesi). Araştırma boyunca yem ve su ad libitum olarak sağlanmıştır. Elde edilen sonuçlar, ısırgan otu yaprak tozunun uygulama dönemine bağlı olarak farklı etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. 4-5 IO grubu, büyüme performansı ve karkas ağırlıkları açısından en olumlu sonuçları sergilemiş ve sıcak/soğuk karkas ağırlığı ile kesim randımanında istatistiksel olarak anlamlı artışlar sağlamıştır (P<0.05). Buna karşın, sürekli uygulamanın yapıldığı 0-5 IO grubunda büyüme performansının ve yemden yararlanmanın sınırlandığı görülmüştür. Et kalite parametreleri incelendiğinde, su tutma kapasitesi ve sızıntı kaybı açısından 0-5 IO grubunda nispeten olumlu sonuçlar elde edilirken, MDA (malondialdehit) seviyelerinde ısırgan otu ilavesi yapılan gruplarda kontrol grubuna kıyasla düşüş gözlenmiştir. Ancak bu farklar istatistiksel olarak anlamlı düzeye ulaşmamıştır. Bağırsak histomorfolojik incelemelerinde, villus uzunluğu ve villus/kript oranı gibi bağırsak sağlığını belirten parametrelerin özellikle 0-3 IO ve 4-5 IO gruplarında iyileştiği tespit edilmiştir. Bu gruplarda jejunum ve ileum villus uzunluklarında anlamlı artışlar gözlenmiştir (P<0.01), bu da ısırgan otu yaprak tozunun bağırsak sağlığını destekleyici etkisini göstermektedir. Sonuç olarak, ısırgan otu yaprak tozunun özellikle 21-35 günlük dönemde (4-5 hafta) kullanımı, büyüme performansı, karkas özellikleri ve bağırsak sağlığı üzerinde olumlu etkiler göstermiştir. Sürekli uygulama yerine, 4-5 haftalık dönemde optimize edilmiş kullanım daha etkili bir strateji olarak önerilmektedir. Bu çalışma, bitkisel yem katkılarının hayvan besleme bilimindeki sürdürülebilir uygulamalara katkı sağlayabileceğini göstermektedir.
Permanova testinin zootekni alanında kullanılması ve uzaklık ölçüleri etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, Holştayn ineklerinde bazı süt içeriklerinin(süt yağı, kuru madde, protein) besleme şekli ve besleme dönemlerindeki değişimlerinin PERMANOVA analizi kullanılarak farklı uzaklık ölçülerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Tokat ili Zile İlçesinde Karsüt isimli özel bir hayvancılık işletmesinde yetiştirilen 30 baş Holştayn ırkı büyükbaş hayvanların 2024 yılı içerisinde 3'er aylık dönemlerde beslenme şekline göre işletmede sağım yapılan hayvanların sütteki aylık ortalama süt yağı, süt kuru maddesi ve süt proteini ölçümleri kullanılmıştır. Çalışmada uzaklık ölçüsü olarak, Öklid, Bray-Curtis ve Manhattan uzaklık ölçüleri kullanılmıştır. Çalışmada hem tek hem de çift yönlü model sonucunda uygun permütasyon sayısında uzaklık ölçüleri benzer sonuçlar vermiştir. Çalışmada besleme dönemlerine göre süt içeriklerinden süt yağı ve kuru madde de istatistiksel olarak farklılıklar gözlenmesine rağmen Protein için istatistiksel olarak bir farklılık gözlenmemiştir.
Kanonik uyum analizinin zootekni alanında kullanılması
Bu çalışma, genotip ile yumurta kalite özellikleri arasındaki ilişkiyi çok değişkenli istatistiksel teknikler olan Kanonik Uyum Analizi (KUA) ve Temel Bileşenler Analizi (PCA) kullanarak incelemektedir. İki farklı yumurta tavuğu genotipi, altı temel yumurta kalite parametresi açısından değerlendirilmiştir: yumurta ağırlığı, ak indeksi, Haugh birimi, sarı indeksi, sarı skoru ve pH. Çalışmanın amacı, genotipin yumurta kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu etkileri çok boyutlu veri indirgeme ve ilişki modelleme yöntemleriyle görselleştirmektir. KUA sonuçları, genotipin yumurta kalite özellikleri kombinasyonu üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir (F = 7.10, p = 0.0082). Genotip grupları arasında KUA1 skorlarında belirgin bir ayrışma gözlenmiştir. PCA analizi, toplam varyansın %53.9'unu ilk iki bileşenle açıklamış; PC1'in iç kalite özellikleri (örneğin ak indeksi, Haugh birimi), PC2'nin ise dış özellikler ve sarı rengi ile ilgili parametrelerle ilişkili olduğu belirlenmiştir. PCA triplot grafiği, genotiplerin farklı kümelere ayrıldığını ve bu ayrımın özellikle sarı rengi ile iç kalite arasındaki zıt etkilerden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Ayrıca, korelasyon analizi bazı kalite değişkenleri (örneğin ak indeksi ile Haugh birimi) arasında güçlü pozitif ilişkiler olduğunu, sarı skorunun ise bu özelliklerle ters yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Regresyon temelli performans değerlendirmelerinde, bireysel kalite özelliklerinin genotiple açıklanmasında sınırlı bir başarı elde edilmiş (R² < 0.06), bu durum çok değişkenli modellemenin gerekliliğini ortaya koymuştur. Genotip karşılaştırmaları, Genotip 2'nin iç kalite parametrelerinde daha başarılı, Genotip 1'in ise sarı rengi açısından üstün olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, genotipin yumurta kalite özellikleri üzerinde anlamlı ancak karmaşık bir rol oynadığını göstermekte ve KUA ile PCA gibi çok değişkenli analizlerin, tavuk ıslahı ve seleksiyon programlarında fenotipik değerlendirme için etkili araçlar olduğunu ortaya koymaktadır.
Kıl, honamlı, kabakulak ve norduz keçilerinde majör doku uygunluk kompleksi (MHC) ile ilişkili lokuslar kullanılarak genetik çeşitliliğin belirlenmesi
Majör Doku Uygunluk Kompleksi (MHC) omurgalılarda doğal ve kazanılmış bağışıklık sisteminde önemli rol oynar. Bu çalışmada Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan Kıl (KIL), Honamlı (HNM), Kabakulak (KBK) ve Norduz (NRD) keçilerinde tüberküloza direnç, ısıya tolerans ve genetik çeşitlilik MHC'ne bağlı lokuslar kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca MHC'ne bağlı lokuslar kullanılarak keçi populasyonları arasındaki filogenetik ilişki incelenmiştir. Tüberküloza direnç ve ısıya tolerans ile ilişkili MHC sınıf II DRB bölgesi üzerindeki polimorfizmlerin belirlenmesi için PCR-RFLP yöntemi kullanılmıştır. Genetik çeşitliliğin belirlenmesinde MHC geni üzerindeki beş farklı Mikrosatellit lokus kullanılmıştır. PCR-RFLP analizleri sonuçlarına göre Türkiye'de yetiştirilen KIL, HNM, KBK ve NRD keçilerinde MHC sınıf II DRB geni üzerinde Tüberküloza direnç (genotip pp - PstI ve genotip Tt - TaqI) ve ısıya tolerans ile ilişkili (genotip AA - BsaHI) genotipler değişen frekanslarda belirlenmiştir. Ancak çalışılan keçilerde ısıya tolerans ile ilişkili GG, GC ve CC (AluI) genotipleri tespit edilememiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar, KIL, HNM, KBK ve NRD keçilerinde MHC sınıf II DRB geni üzerindeki PstI ve TaqI polimorfizmlerinin tüberküloz için Marker Destekli Seleksiyon (MAS) çalışmalarında kullanılabileceğini göstermektedir. Isıya tolerans için ise BsaHI polimorfizminin kullanılabileceği ancak AluI polimorfizminin MAS çalışmaları için uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Tüm mikrosatellit lokusların polimorfik bulunduğu çalışmada, ortalama allel sayısı 8.20 (NRD) ile 8.80 (KIL ve KBK) aralığında, ortalama gözlenen heterozigotluk 0.68 (NRD) ile 0.80 (KBK) aralığında ve akrabalı yetiştirme katsayısı -0.017 (KBK) ile 0.13 (HNM) aralığında değişmiştir. Moleküler varyans analizi (AMOVA) toplam genetik varyasyonun % 8.62'sinin populasyonlar arasındaki farklılıklardan kaynaklandığını göstermiştir. Keçi populasyonları arasında genetik farklılaşma (ikişerli FST katsayıları) 0.01 ( KIL-KBK ve HNM-KBK arasında) ile 0.19 (HNM-NRD ve NRD-KBK arasında) değişmiştir. Filogenetik analizlere göre çalışılan populasyonların (UPGMA dendogramı, FCA ve Structure analizi) iki grupta kümelendiği gözlemlenmiştir. KIL, HNM ve KBK birinci grupta yer alırken, ikinci grup NRD keçilerinden oluşmuştur. Sonuç olarak Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan KIL, HNM, KBK ve NRD keçilerinde MHC'ne bağlı lokuslarda yüksek genetik çeşitlilik ve düşük akrabalık tespit edilmiştir. Ayrıca KIL, KBK ve HNM keçilerinde ilgili lokuslar için genetik farklılık belirlenememiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular KIL, HNM, KBK ve NRD keçilerinde adaptif bağışıklık özellikleri üzerine ileride yapılması muhtemel ıslah çalışmaları için büyük potansiyel olduğunu göstermektedir.
Bıldırcın rasyonlarında metiyonin düzeyinin abdominal yağ miktarı ve performans üzerine etkileri
Bu çalışma, metiyoninin bıldırcınlarda yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, canlı ağırlık artışı, karkas randımanı, abdominal yağ miktarı, karaciğer, but, göğüs eti, ince bağırsak, kalın bağırsak, kursak, proventikulus, taşlık ve dalak üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada %24 ham protein ve 2900 kcal ME/kg yem kullanılmıştır. Bir günlük karışık cinsiyette, 165 adet Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) 5 farklı muamele ve her muamele 3 tekerrürden oluşacak şekilde planlanıp, her tekerrürde 11 olmak üzere, her muamelede 33 hayvandan oluşan 5 yemleme grubuna ayrılmıştır. 35 gün süreyle, 1. (kontrol 0.05) gruptaki bıldırcınlar temel rasyon ile ve diğer gruplardaki (2,3,4,5) temel rasyona ek olarak sırasıyla; %0.10, %0.15, %0.20, %0.25 metiyonin ilaveli yemlerle beslenmişlerdir. 1-35 gün süresince bıldırcınların haftalık yem tüketimleri ve canlı ağırlık kazançları, deneme sonunda karkas, abdominal yağ, karaciğer, but, göğüs eti, ince bağırsak, kalın bağırsak, kursak, proventikulus, taşlık ve dalak ağırlıkları saptanmıştır. Deneme sonunda karaciğer, but ve göğüs eti alınarak bunlardan kuru madde ile ham yağ analizleri yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre; yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, abdominal yağ miktarı, karaciğer ağırlığı ile yağ oranı, but ağırlığı, göğüs eti ağırlığı ile yağ oranı ve ince bağırsak, kalın bağırsak, proventrikulus, taşlık, dalak ağırlığı, yeme eklenen metiyonin düzeylerinden etkilenmiştir. Karkas randımanı, but ham yağ oranı, kursak ağırlığı ise yeme eklenen metiyonin miktarından etkilenmemiştir (P>0.05). Denemenin başından sonuna kadar geçen sürede canlı ağırlık kazancında farklılıklar gözlenmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, bıldırcın rasyonlarında metiyonin canlı ağırlığı arttırdığı ancak %0.05 metiyonin içeren kontrol grubuna yakın sonuçlar verdiği ve diğer parametreler üzerine de farklılıklar oluşturduğu görülmüştür.
Etlik bıldırcın karma yemlerinde balık unu yerine yağı alınmış un kurdu larva ununun kullanım olanakları
Bu araştırma, etlik bıldırcın rasyonunda balık ununun (BU) yerine yağı alınmış un kurdu larva ununun (UK) farklı düzeylerde ikamesinin performans, kesim ve serum biyokimya parametreleri, etin besin maddesi bileşimi ve üretim maliyeti üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmada, 5 grup ve 6 tekerrürlü ve her bir tekerrürde de 20 adet bulunacak şekilde toplam 600 adet bıldırcın civcivi kullanılmıştır. Rasyonlar; % (0BU + UK100), 25 (UK25 + BU75), 50 (UK50 + BU50), 75 (UK75 + BU25) ve 100'ü (UK100 + BU0) düzeylerinde yağı alınmış un kurdu larva ununun ikamesiyle oluşturulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre; UK25+BU75 rasyonuyla besleme, UK75+BU25 ve UK100+BU0 rasyonlarıyla beslemeye göre etlik bıldırcınların besi sonu canlı ağırlığını (CA) ve 0-5 haftalık dönemdeki canlı ağırlık artışını (CAA) önemli derecede artırırken, diğer deneme rasyonlarına göre 0-5 haftalık dönemde yem tüketimini (YT) azaltmış ve yemden yararlanma oranını (YYO) iyileştirmiştir (P<0.05). BU100 ve UK25+BU75 rasyonlarıyla besleme diğer deneme rasyonlarıyla beslemeye göre etlik bıldırcınların sıcak ve soğuk karkas randımanlarını artırırken, UK100+BU0 rasyonu, BU100 ve UK25+BU75 rasyonlarına göre ince bağırsağın nispi ağırlığını önemli derecede artırmıştır (P<0.05). BU100 rasyonu, tüm düzeylerde UK ilaveli rasyonlara göre etlik bıldırcınlarda serum albumin:globulin oranını önemli derecede artırmıştır (P<0.05). En iyi protein ve enerji etkinlik oranı UK25+BU75 ve UK50+BU50 rasyonlarıyla, en iyi Avrupa etkinlik faktörü de UK25+BU75 rasyonuyla elde edilmiştir (P<0.05). Ayrıca UK25+BU75 rasyonuyla besleme diğer deneme rasyonlarıyla beslemeye göre üretim maliyetini önemli derecede azaltmıştır (P<0.001). Sonuç olarak; etlik bıldırcınlarda besi performansı, serum albumin:globulin oranı, kolesterol ve trigliserid içeriği, protein ve enerji etkinlik oranı ile Avrupa etkinlik faktörü ve üretim maliyeti açısından rasyonda balık ununun yerine % 25 ve 50 düzeyinde yağı alınmış un kurdu larva unu ikamesi olumlu sonuç verebilmektedir.
Laktik asit bakterisi + enzim karışımı inokulantın farklı mısır çeşitleri silajlarının kimyasal kompozisyonu ve rumende kuru madde parçalanabilirlik özellikleri üzerine etkileri
Bu araştırma, Çorum İli İskilip ilçesi koşullarında yetiştirilecek farklı silajlık mısır çeşitleri (Sakarya, Aga ve Ada 351) ve laktik asit bakteri+enzim karışımı inokulantın mısır silajlarının kimyasal kompozisyonuna, besin maddelerinin rumende parçalanabilirliğine etkisini araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada kullanılan silajlık mısır çeşitleri 2016-2017 vejetasyon döneminde Çorum İli İskilip İlçesi koşullarında ekimi yapılmıştır. Bu amaçla, araştırma 3 baş ergin rumen kanüllü (3.5 cm iç çapında) Karayaka koçu, mısır silajların, rumende kuru madde ve ham protein parçalanabilirliklerini belirlemek için naylon torba tekniği yöntemi kullanılmıştır. Deneme tesadüf blokları deneme düzenine göre yürütülmüştür. Mısır çeşitlerine LAB+E inokulantının uygulanması, KM, NDF ve HP içeriklerini etkilememiştir. Silajların ham kül içeriği en yüksek Aga çeşidinde olduğu tespit edilmiş (p=0.06) ve LAB+E inokulantı silajlardaki ham kül düzeyini düşürmüştür (p=0.06). Diğer taraftan, mısır çeşitleri arasında pH bakımından farklılık olmadığı tespit edilmiş, ancak, LAB+E inokulantı silajların pH'sını düşürmüş (P<0.05) ve en fazla düşüş Aga çeşidinde olduğu tespit edilmiştir (P<0.01). Fleig puanı bakımından deneme grupları arasında istatistiki bir farklılık olmamasına rağmen LAB+E uygulaması fleig puanını artırma eğiliminde olduğu görülmüştür. Sakarya çeşidi diğer çeşitlerden daha yüksek NEL değerine sahip olduğu (P=0.06) ve LAB+E inokulantı uygulaması silajların net enerji değerini düşürdüğü (P<0.05) tespit edilmiştir. Genel olarak LAB+E uygulaması, etkin kuru madde ve ham protein parçalanabilirlik özellikleri üzerine, farklı rumenden geçiş hızlarında (k=0.05, k= 0.08) önemli bir etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, mısır silajlarına uygulanan LAB+E inokulantının silajların pH ve net enerji değerini düşürdüğünü, silajların rumende etkin kuru madde parçalanabilirlik özelliklerini değiştirmediği gözlenmiştir.
Etlik piliç karma yemlerine emülsifiyer olarak lizolesitin ilavesinin besi performansı, bazı biyokimya parametreleri ve besin maddelerinin sindirilebilirliğine etkileri
Bu araştırma; iki farklı yağ kaynağını içeren ve iki farklı enerji düzeyine sahip etlik piliç karma yemlerine lizolesitin ilavesinin besi performansı, serum biyokimya ve kesim parametreleri ile besin maddelerinin sindirilebilirliği üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Toplam 640 adet erkek etlik civciv, 4 tekerrürlü ve her bir tekerrürde de 20 adet etlik erkek civciv bulunacak şekilde 8 gruba tesadüfi olarak dağıtılmıştır. Deneme rasyonları; soya yağı veya hindi yağı içeren normal veya düşük (-100 Kkal/kg ME) enerjili rasyona lizolesitin ilavesiz veya ilaveli (1 kg/ton lizolesitin) olarak hazırlanan rasyonlardan oluşmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre; soya yağı içeren rasyon, hindi yağı içeren rasyona göre etlik piliçlerin besi sonu canlı ağırlığını ve 0-6 haftalık dönem itibariyle canlı ağırlık artışını ve yem tüketimini artırırken yemden yararlanma oranını da iyileştirmiştir. Normal enerjili rasyon, düşük enerjili rasyona kıyasla etlik piliçlerde besi sonu canlı ağırlığını ve 0-6 haftalık dönemde canlı ağırlık artışını artırırken yem tüketimini azaltmış ve yemden yararlanma oranını iyileştirmiştir. Rasyona lizolesitin ilavesi, lizolesitin ilave edilmemesine nazaran etlik piliçlerin besi sonu canlı ağırlığını ve tüm besi süresince canlı ağırlık artışını ve yem tüketimini artırırken yemden yararlanma oranını iyileştirmiştir. Soya yağı içeren rasyonla besleme, hindi yağı içeren rasyona nazaran abdominal yağın nispi ağırlığını azaltırken karaciğerin nispi ağırlığını artırmıştır. Normal enerjili rasyonla besleme düşük enerjili rasyonla beslemeye kıyasla etlik piliçlerde abdominal yağın ve karaciğerin nispi ağırlığını artırmıştır. Ayrıca rasyona lizolesitin ilavesi, lizolesitin ilave edilmemesine nazaran etlik piliçlerde abdominal yağın ve karaciğerin nispi ağırlığını azaltmıştır. Soya yağı içeren düşük enerjili rasyona lizolesitin ilavesi en yüksek serum HDL kolesterol düzeyine, hindi yağı içeren normal veya düşük enerjili rasyona lizolesitin ilavesi de en düşük serum HDL kolesterol düzeyine yol açmıştır. Soya yağı içeren rasyona lizolesitin ilavesi ham proteinin sindirilebilirliğini artırırken, hindi yağı içeren rasyonalizolesitin ilavesi ham proteinin sindirilebilirliğini azaltmıştır. Soya yağı içeren rasyona lizolesitin ilave edilip edilmemesi ham yağ sindirilebilirliğini etkilemezken, hindi yağı içeren rasyona lizolesitin ilavesi, lizolesitin ilave edilmemesine nazaran ham yağın sindirilebilirliğini artırmıştır. Sonuç olarak; soya yağı veya hindi yağı içeren normal veya düşük enerjili rasyonlara lizolesitin ilavesi etlik piliçlerde besi performansını, karkas randımanını ve pankreas hariç iç organların nispi ağırlığını etkilememiştir. Soya yağı veya hindi yağı içeren normal enerjili rasyonlara lizolesitin ilavesi en yüksek ölüm oranına yol açmıştır. Soya yağı içeren normal enerjili rasyona lizolesitin ilavesiyle etlik piliçlerde en yüksek serum HDL kolesterol düzeyi ile ham protein ve ham yağ sindirilebilirliği elde edilirken en düşük kuru madde sindirilebilirliği elde edilmiştir. Sonuç olarak; rasyonun yağ kaynağı, enerji düzeyi ve ilave edilen lizolesitin düzeyi ile bu muameleler arasındaki interaksiyonun etlik piliçlerde besi performansı, kesim parametreleri, serum biyokimya parametreleri ile besin maddesi sindirilebilirliklerine etkilerinin net olarak ortaya konması amacıyla ince bağırsak bölümlerinin histolojik parametrelerinin de incelenmesi önerilmektedir.
Siyah alaca ineklerin kappa kazein (CSN3), β-laktoglobulin (LGB), prolaktin (PRL) ve DGAT1 (diacylglycerol acyltransferase1) gen lokusları bakımından genotipik yapılarının ve bu özellikleriyle süt verimleri arasındaki ilişkilerin saptanması
Bu çalışmanın amacı, Antalya çevresinde yetiştirilen Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği'ne kayıtlı 517 Siyah Alaca ineğinde, κ-kazein, β-laktoglobulin, prolaktin ve DGAT1 genlerinin genetik çeşitliliğini ve bu polimorfizmler ile süt verimleri arasındaki olası ilişkileri tanımlamaktır. κ-kazein-HinfI, β-laktoglobulin-HaeIII, prolaktin-RsaI ve DGAT1-CfrI polimorfizmlerini belirlemek için PCR-RFLP metodu kullanılmıştır. Bu çalışmada, κ-kazein, β-laktoglobulin, prolaktin lokusları için A ve B allelleri, DGAT1 lokusu için K ve A allelleri tanımlanmıştır. A ve B allel frekansları sırasıyla, κ-kazein için 0.8279 ve 0.1721, β-laktoglobulin için 0.4662 ve 0.5338, prolaktin için ise 0.8762 ve 0.1238 olarak hesaplanmıştır. DGAT1 lokusunun allel frekansları, K alleli için 0.6441 ve A alleli için ise 0.3559 olarak bulunmuştur. İncelenen populasyonun tüm lokuslar için Hardy-Weinberg dengesinde olduğu belirlenmiştir. Ek olarak, ilgili lokuslarda tanımlanan, prolaktin-RsaI polimorfizmi ile süt verimi arasında önemli bir ilişki bulunurken (P<0.05), κ-kazein-HinfI, β-laktoglobulin-HaeIII ve DGAT1-CfrI polimorfizmleri ve süt verimi arasında istatistiki olarak önemli bir ilişki tespit edilmemiştir.
Afyonkarahisar ilinde üretilen bir grup dondurulmuş beyaz yumurtacı çıkma tavuk karkasında kimi karkas özelliklerinin saptanması
Yumurtacı tavuklar yaklaşık bir yıllık verim döneminden sonra çıkma tavuk olarak kesime sevk edilmektedir. Verimini tamamlamış çıkma tavuklar düşük kaliteli bir yan üründür. Çıkma tavukların karkaslarının tamamına yakını bazı Afrika ve Asya ülkelerine ihraç edilmektedir. Afyonkarahisar ilimiz ülkemizin önemli yumurta tavukçuluğu merkezlerindendir. Bu ilimizde kurulmuş olan modern bir tavuk kesimhanesi çıkma tavuk kesimi ve ihracı yapmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Afyonkarahisar ilimizdeki kesimhanede üretilen bir grup karkasta kimi özelliklerin saptanmasıdır. Bu tezin çalışma materyalini Afyonkarahisar ilimizdeki kesimhanede kesilip temizlenmiş ve donduruluşmuş çıkma tavuk karkasları oluşturmuştur. Kesimhane ile daha önceden görüşülerek 4 farklı günde kesilmiş sürülerden 24'er adet karkas alınmıştır (4 partiden 24'er adet toplam 96 adet). Karkaslara ıslak yolma uygulanmış, 12 saat süre ile hava dolaşımlı ortamda soğutma (+4ºC) yapılmış ve ardından -40º'de 12 saat boyunca şoklanmıştır. Şoklanan karkaslar -18º'de depolarda yaklaşık bir ay depolanmıştır. Firma tarafından sağlanan karkaslar ısı izolasyonu yapılarak Antalya'ya getirilmiştir. Dondurulmuş karkaslar buzdolabı ortamında (+4º) 24 saat tutularak çözdürülmüş ve gerekli ölçümler yapılmıştır. Karkaslarda öncelikle dış kalite değerlendirmesi yapılmıştır. Bu amaçla değişik karkas kısımlarındaki berelenmeler puanlanmıştır. Daha sonra çözdürülmüş karkaslar tartıldıktan sonra parçalanmıştır. Karkas parçaları ile göğüs ve but kısımlarındaki etin mutlak ve oransal ağırlıkları (karkas ağırlığına) değerlendirilmiştir. Ayrıca deri ve et rengi Minolta (CR400) marka bir kolorimetre kullanılarak ölçülmüştür. CIE (1976) sistemine göre 3 temel renk parametresi (L*,a*, b*) saptanmıştır. Çalışmada üzerinde durulan özellikler bakımından dört grup arasında farklılık olup olmadığı varyans analizi ile ortaya konmuştur. Gruplarda ortalama çözdürülmüş karkas ağırlığı 1178,29 g olarak bulunmuştur. Oransal ağırlıklara gelince, göğüs % 24,48, but % 29,28, kanat % 10,81, boyun % 6,91, sırt % 25,26 ve karın yağı % 2,32'dir. Göğüs ve toplam but etinin karkastaki oranı ise sırasıyla % 14,25 ve 18,10'dur. Çıkma tavuklarda göğüs ve eti gibi değerli kısımların etçi piliçlere göre bir hayli düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Renk değerleri bakımından saptadığımız bulguların, etçi piliçlere ait verilere yakın olduğunu söyleyebiliriz.
Etlik civcivleri farklı ön başlatma rasyonları ile beslemenin besi performansı, ince bağırsak histolojik parametreleri ve mikroorganizma içeriği üzerine etkileri
Bu çalışma, 2 farklı ön başlatma rasyonunun 2 farklı zamanda etlik civcivlere yedirilmesinin besi performansı, karkas parametreleri, ince bağırsağın histolojik parametreleri ve ileumun mikroorganizma içeriği üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Toplam 600 adet erkek etlik civciv, 5 tekerrürlü ve her bir tekerrürde de 24 adet etlik erkek civciv bulunacak şekilde 5 gruba tesadüfi olarak dağıtılmıştır. Deneme rasyonları;BR10: 0-10 gün süreyle mısır-soya küspesi esaslı başlatma rasyonu;1ÖB5: 0-5 gün süreyle 1. ön başlatma rasyonu, 5-10. gün başlatma rasyonu; 1ÖB10: 0-10 gün süreyle 1. ön başlatma rasyonu; 2ÖB5: 0-5 gün süreyle 2. ön başlatma rasyonu, 5-10. gün başlatma rasyonu; 2ÖB10: 0-10 gün süreyle 2. ön başlatma rasyonu şeklindeydi. Etlik civcivlerin 1ÖB5, 1ÖB10, 2ÖB5 ve 2ÖB10 rasyonlarıyla beslenmeleri, BR10 rasyonulya beslemeye nazaran etlik piliçlerin besi sonu canlı ağırlığını ve 0-42 günlük dönemde canlı ağırlık artışını artırmış, ancak 0-42 günlük dönemde yem tüketimini azaltmış, yemden yararlanma oranını ise önemli derecede iyileştimiştir.Özellikle 2ÖB5 rasyonuyla besleme, 1ÖB5, 1ÖB10 ve 2ÖB10 rasyonlarıyla beslemeye kıyasla etlik piliçlerin 0-42 günlük dönemde yem tüketimlerini önemli derecede azaltırken yemden yararlanma oranını ise önemli derecede iyileştimiştir.1ÖB5, 1ÖB10, 2ÖB5 ve 2ÖB10 rasyonları, BR10 rasyonuna kıyasla etlik piliçlerin 42. gündeki taşlık nispi ağırlığını önemli derecede azaltmıştır. 2ÖB5 ve 2ÖB10 rasyonlarıyla besleme, diğer deneme rasyonlarına kıyasla etlik piliçlerin besi sonundaki sıcak ve soğuk karkas randımanlarını önemli derecede artırmıştır.1ÖB5, 1ÖB10, 2ÖB5 ve 2ÖB10 rasyonları, BR10 rasyonuna kıyasla 42.günde etlik piliçlerin duodenum, jejunum ve ileum villus yüksekliğini ve villus yüzey alanını önemli derecede artırırken, kript derinliğini önemli derecede azaltmıştır.Deneme rasyonları denemenin 10. ve 42. günlerinde etlik piliçlerin ileum E. koli içeriğini ve denemenin42. gününde ise ileum laktobasil içeriğini önemli derecede etkilememiştir. Ancak etlik civcivlerin 1ÖB5, 1ÖB10, 2ÖB5 ve 2ÖB10 rasyonlarıyla besleme, BR10 rasyonuyla beslemeye nazaran denemenin 10. gününde etlik piliçlerin ileum laktobasillus içeriğini önemli derecede artırmıştır.Sonuç itibariyle; denemede incelenen tüm parametreler açısından etlik civcivlerin enzim ve probiyotik+prebiyotik karışımı içeren mısır-soya küspesi veya pirinç-soya küspesi esaslı ön başlatma rasyonlarıyla 5. güne kadar beslenmelerinin yeterli olduğu görülmektedir.Etlik civcivlere 5. güne kadar verilen ön başlatma rasyonları kendi aralarında kıyaslandığında ise; enzim ve probiyotik+prebiyotik karışımı içeren pirinç-soya küspesi esaslı ön başlatma rasyonu öncelikle tercih edilebilir.
Etlik piliç karma yemlerinde antimikrobiyal yem katkı maddesi olarak yalancı iğde yaprağının sulu ekstraktının kullanım olanaklarının araştırılması
Bu araştırma; etlik piliç karma yemlerine antimikrobiyal yem katkı maddesi olarak suyla ekstrakte edilmiş yalancı iğde yaprak ekstraktının toz formunun farklı düzeylerde ilavesinin besi performansı, karkas randımanı, ince bağırsak mikroorganizma içeriği ve et kalitesi üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Toplam 600 adet erkek etlik civciv, 5 tekerrürlü ve her bir tekerrürde de 24 adet etlik erkek civciv bulunacak şekilde 5 gruba tesadüfi olarak dağıtılmıştır. Deneme rasyonları; kontrol (KONT): mısır-soya küspesi esaslı kontrol rasyonu ve kontrol rasyonunaYalancı İğde Yaprağı Ekstraktının (YiYE) 200, 400, 600 ve 800 mg/kg düzeylerinde ilavesiyle YİYE200, YİYE400, YİYE600 ve YİYE800 rasyonları oluşturulmuştur. Deneme rasyonları etlik piliçlerin besi sonu canlı ağırlığını önemli derecede etkilemezken; KONT, YİYE200, YİYE400, YİYE600 rasyonlarıyla besleme YİYE800 rasyonuyla beslemeye nazaran etlik piliçlerin 0-6 haftalık dönemdeki canlı ağırlık artışını önemli derecede artırmıştır. Ayrıca 0-6 haftalık yaş dönemi itibariyle YİYE400 rasyonu ile besleme, KONT, YİYE200, YİYE600 ve YİYE800 nazaran etlik piliçlerin yem tüketimini önemli derecede azaltırken, YİYE200 rasyonu hariç diğer deneme rasyonlarına nazaran da etlik piliçlerin yemden yararlanma oranını önemli derecede iyileştirmiştir. YİYE400 rasyonuyla besleme sadece YİYE800 rasyonuyla beslemeye nazaran etlik piliçlerin sıcak karkas randımanını önemli derecede artırırken; YİYE200 ve YİYE400 rasyonlarıyla besleme de, KONT, YİYE600 ve YİYE800 rasyonlarıyla beslemeye nazaran etlik piliçlerin soğuk karkas randımanını önemli derecede artırmıştır. YİYE200, YİYE400, YİYE600 ve YİYE800 rasyonlarıyla besleme KONT rasyonuyla beslemeye nazaran etlik piliçlerin 42. gündeki ileum E. koli içeriğini önemli derecede azaltırken; sadece YİYE400 rasyonuyla besleme KONT, YİYE200, YİYE600 ve YİYE800 rasyonlarıyla beslemeye nazaran etlik piliçlerin 42. gündeki ileum Laktobasil içeriğini önemli derecede artırmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; YİYE200, YİYE400, YİYE600 ve YİYE800 rasyonlarıyla besleme KONT rasyonuyla beslemeye nazaran etlik piliçlerin göğüs etinin 24. saatteki pH'sını önemli derecede artırmıştır. Ayrıca YİYE400 rasyonuyla rasyonuyla besleme etlik piliçlerin göğüs etinin 7. gündeki sızma kayıplarını KONT, YİYE200, YİYE600 ve YİYE800 rasyonlarıyla beslemeye nazaran önemli derecede azaltmıştır. Sonuç itibariyle; besi performansı (canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı), sıcak ve soğuk karkas randımanı, ince bağırsağın mikroorganizma içeriği ve göğüs etinin 7. gündeki sızma kaybı açısından etlik piliç rasyonuna antimikrobiyal yem katkı maddesi olarak suyla ekstrakte edilmiş yalancı iğde yaprak ekstraktının toz formda 400 mg/kg düzeyde ilavesinin olumlu sonuç verdiği söylenebilir.
Yozgat ilinde su ürünleri yetiştiriciliği işletmelerinin yapısal ve biyo-teknik analizi
Bu çalışma; Yozgat İlinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelerin sahip oldukları teknik imkânlar ile karşılaştıkları problemleri belirlemek ve elde edilecek bilgilere göre sektörün gelişmesini sağlayacak çözüm önerileri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bölgede ruhsatlı olarak su ürünleri üretim faaliyetinde bulunan toplam 18 adet işletme bulunmaktadır. Fiili kapasiteleri 2 ton/yıl üzerinde olan işletmelerin tamamına gidilerek anket çalışması yapılmış, işletmelerin mevcut durumu ve problemlerinin ortaya konulmasına yönelik veriler toplanmıştır. Bu işletmelerin toplam proje kapasiteleri 1542 ton/yıl, toplam üretim kapasiteleri 1540 ton/yıl olarak tespit edilmiştir. Kara ve kafes işletmelerinde ortalama yem değerlendirme oranı (FCR) 1,12 olarak bulunmuştur. Havuzların verimli kullanılmadığı, stok yoğunluğunun yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesi neticesinde, Yozgat'taki su ürünleri işletmelerinin, üretim aşamalarında bilimsel verilere dayalı üretime yönlendirilmelerinin gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Alabalık üretim işletmeleri, Yapısal özellikler, Biyo-teknik Özellikler, Yozgat
Bombus arısında (Bombus terrestris L.) ana arı ağırlığı ve ana arı yenilemenin koloni gelişimi üzerine etkileri
Bombus terrestris L. arısı kültür bitkilerinin özellikle de domates bitkisinin etkili tozlaştırıcısıdır ve sera bitkilerinde tozlaşmayı sağlamak için yirmi yıldan fazla bir süredir kitlesel ticari yetiştiriciliği yapılmaktadır. Kitlesel üretim tekniklerinin hızlı bir şekilde geliştirilmesine rağmen, seralarda kolonilerin tozlaştırma sürelerinin kısa olması ve koloni gelişim evrelerinde yaşanan ana arı kayıpları gibi bazı sorunlar bulunmaktadır. Bu tezde, B. terrestris arısında ana arı yenilemenin koloni gelişimi ve ana arı ve koloni kayıpları üzerine etkileri incelenmiştir. Ayrıca diyapoz öncesi ve sonrası ana arı ağırlığı ile koloni gelişim özellikleri arasındaki ilişkiler de belirlenmiştir. Bütün ana arılar ve koloniler benzer şeker şurubu ve polen ile ad-libitum beslenmişler ve standart laboratuvar koşullarında yetiştirilmişlerdir (27 ± 1 oC, %55 ± 5 RH). Ana arı yenilemenin etkilerini belirlemek için koloni kurma aşamasından hemen sonra toplam 60 koloni rastgele üç gruba ayrılmıştır. Birinci grup koloniler (S), ilk kuluçkadaki işçi arıların tamamı çıktığında kolonilerin ana arıları alınarak yerine diyapoz dönemini geçirmiş yeni ana arılar verilerek oluşturulmuş, ikinci grup koloniler (P), yaklaşık 40 işçi arıya ulaştıklarında ana arıları alınarak yerine diyapoz dönemini geçirmiş yeni ana arılar verilerek oluşturulmuş, üçüncü grup kolonilerin (K) ise ana arıları değiştirilmemiş ve kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Ana arı kabul (ana arı yenileme başarı) oranı P grubunda (%45) S grubuna (%90) oranla çok daha düşük bulunmuştur. Koloni ömrü P grubunda (83.57 ± 3.55 gün) K grubuna (76.70 ± 2.76 gün) oranla önemli düzeyde uzun olmuştur (p<0.01). Diyapoz öncesi ve sonrası ana arı ağırlığının incelenen koloni gelişim özellikleri üzerine önemli bir etkisi bulunmamıştır. Sonuçlar ana arı yenileme tekniğinin B. terrestris arısının kitlesel üretiminde kullanılabileceğini ve koloni kayıplarını önlemede bir seçenek olabileceğini göstermiştir. ANAHTAR KELİMELER: Bombus arısı, B. terrestris, Ana arı yenileme, Koloni özellikleri
Gossipolsüz pamuk çiğidi ununun Japon balığı (Carassius auratus) yavrularının yemlerinde kullanımının büyüme performansı ve yem değerlendirmesine etkileri
Bu çalışmada, balık ununa alternatif bitkisel protein kaynaklarının kullanıldığı juvenil Japon balığı (Carassius auratus) yemlerine Gossipolsüz Pamuk Çigidi Unu (PÇU) ilavesinin balığın büyüme performansı ve yem tüketimi üzerine etkileri incelenmiştir. Deneme, 4 grup üzerinden yürütülmüş olup Kontrol grubuna balık unu ağırlıklı, PÇU %5, PÇU %7.5 ve PÇU % 10 gruplarına ise bitkisel protein ağırlıklı yemler hazırlanmıştır. Deneme başı canlı ağırlıkları ortalama 1.251 g olarak bulunmuştur. Deneme sonunda ortalama en yüksek canlı ağırlığa 3.722±0,218 g ile PÇU % 5 grubu ulaşmış, bu grubu sırası ile 3.683 ± 0.219 g ile PÇU % 10, 3.666 ± 0.253 g ile Kontrol ve 3.422 ± 0.211g ile PÇU %7.5 grupları takip etmiştir (P>0.05). Kontrol grubu ile PÇU grupları (%5, %7.5 ve %10) arasındaki, canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranları, yaşama oranları, yem tüketim değerleri ve FCR bakımından istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (P<0.05). Bu çalışma sonucunda Japon balığı yavru yemlerine %10'a kadar PÇU ilavesinin balığın büyüme performansları, yaşama oranı, yem alımı ve FCR üzerine olumlu etki gösterdiği görülmüştür.
Almus baraj gölünde balık yetiştiriciliği ve hayvancılıktan gelen azot ve fosfor yükünün modellenmesi
Su ürünleri ve hayvan yetiştiriciliği gıda güvenliği ve protein açığını kapamada vazgeçilemez iki sektördür. Her üretim faaliyetinde olduğu gibi hayvanlık ve su ürünleri yetiştiriciliğinin de çevresel etkileri bulunmaktadır. Özellikle üretim atıkları olarak ortaya çıkan azot ve fosfor gibi besleyici elementler; kaynak noktasından son alıcı ortam olan suya ulaştıklarında ötrofikasyon adını verdiğimiz önemli bir su kalitesi sorunu oluştururlar. Bu tür sularda kullanım sınırlanır, ekosistem ve insan sağlığı açısından ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir. Azot ve fosfor genellikle noktasal olmayan kaynaklardan geldiği için yayılıcı kirleticiler olarak adlandırılır. Bunların kontrolleri ve yönetimleri zor olup, detaylı bilimsel yöntemler uygulanması gerektirmektedir. Bu çalışmada Yeşilırmak Nehrinin üst kısmında yeralan Almus Baraj Gölü ve havzasınında yeralan hayvansal ve su ürünleri üretiminden gelen azot ve fosfor yükleri modellenmiştir. Yerinde ölçülen ve modellenen azot ve fosfor değerlerinin birbirini destekler sonuçlar ürettiği ortaya konmuştur. Sonuçlara göre havzadan göle, hayvansal üretimden 333 ton/yıl (%40) azot , 17 ton/yıl (% 20) fosfor; su ürünleri üretiminden 330 ton/yıl (%39) azot, 66 ton/yıl (%78) fosfor ulaşmaktadır. Göl azotu asimile edebilirken fosfor asimilasyon kapasitesi sınır değerlerde bulunmuştur. Gölde ötrofikasyon yaşanmamasını teminen; göl ve havzasının su ürünleri ve hayvansal üretiminde en iyi yönetim uygulamaları önerilmiştir.
Antalya ili Merkez ilçelerinde damızlık koyun–keçi yetiştiricileri birliği üyesi olan koyunculuk işletmelerinin yapısal özellikleri üzerinde bir araştırma
Bu araştırmada Antalya ili merkez ilçelerinden olan Aksu, Kepez ve Döşemealtı ilçelerindeki damızlık koyun - keçi yetiştiricileri birliğine kayıtlı koyunculuk işletmelerinin yapısal durumunun belirlenmesi, sorunlarının saptanarak çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda 90 adet koyunculuk işletmesinde anket yapılmıştır. Koyun yetiştiricilerinin ortalama yaşı 49.54±1.21 bulunmuştur. Koyunculuk yapanların %76.7'si ilkokul mezunudur. Ortalama arazi varlığı 10.77 da iken yetiştiriciliği yapılan koyun ırkı %76.7 oranında Pırıt koyunudur. Anket sonuçlarına göre, işletmelerde ortalama olarak 106.03±6.94 baş anaç koyun ve 3.26±0.23 baş koç bulunmaktadır. İşletmelerde yıllık kuzu verim oranı %104.91, yıllık kuzu ölüm oranı %25.78 olarak saptanmıştır. Ağılların %87.8i açık ve %12.2'si kapalı ağıl şeklindedir. Koyunculuk işletmelerinin çoğu (%98.9) hayvanlara aşı uygulaması yapmaktadır. İşletmelerde en yaygın görülen sağlık problemi akabene hastalığı (%92.3) olarak saptanmıştır. Yetiştiricilerin %93'ü yem fiyatlarının pahalı olduğunu, %74.4'ü ise hayvanlarını pazarlamada sıkıntı yaşadıklarını bildirmiştir. Sonuç olarak, ilçelerdeki koyun yetiştiriciliğinin yapısal, teknik, yetiştirme, besleme, sağlık problemleri ve barınma sorunları bulunmaktadır.