56
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
An investigation on the evolution of Turkish pavillion at Venice Art Biennale
Even though Turkey has been participating in the Venice Biennale since 1991, it only recently obtained a long-term venue and pavilion in 2014, due to the initiative of the Istanbul Foundation for Culture and Arts (IKSV, 2024). This study intends to research the Turkish Pavilion's development at the Venice Biennale between the years 2003 and 2022 by focusing on curators, curatorial frameworks, artists and artworks. The goal of this thesis is to decide upon a model from among these exhibitions that will consolidate the position of the Turkish Pavilion to warrant a venue at the Venice Biennale in future. For the methodology, I intend to conduct research at the online Historical Archives of Contemporary Arts (ASAC: Archive Storico Delle Art Contemporanee), I will analyse not only archival materials as case studies, but will also conduct interviews with curators and artists of the selected biennials. Finally, I intend to review national and international literature in order to collect relevant data. Keywords: Artist, Curator, Exhibition, Turkish Pavillion, Venice Biennale
Entropi ve nedensizlik açısından dadacı sanat hareketlerinin çözümlenmesine ilişkin bir yöntem araştırması
Batı Avrupa sanatında on dokuzuncu yüzyıl, büyük dönüşümlerin ve modern sanat harekelerinin kaynağıdır. Nitekim feodal toplum düzeninden kapitalist toplum düzenine geçiş aşamasında görülen bunalımların büyük bir bölümü bu yüzyılda ortaya çıkmıştır. Maddi üretim koşullarında büyük atılımlar, insan düşüncesinin çevrenini genişleten olaylar, bilimsel bulgular, felsefi öğretiler ve tanımlamalar bu yüzyılın sanat hareketlerine çeşitli biçimlerde yansımış ve dolayısıyla her alanda olduğu gibi, plastik sanatlarda "gelenek zincrinin kopmasına" neden olmuştur. Akademiye tepki olarak geleneksel sanat tarzlarına karşı geliştirilen estetik tavırlar arasında bireyin iç gerçekliğinin; toplum içindeki yannızlığının anlatımı olan eğilimler büyük bir yer tutmaktadır. Bağdaşık bir sanat akımı niteliğinde olmamakla birlikte, bu tür eğilimler, sanat tarihinde romantik hareketler içinde incelenmekte ve bir başkaldırı olgusu olarak değerlendirilmektedir. Diğer Önemli akımlar arasında; geçekçilk,izlenimcilik, kübizm , fütürizm ve bir sanat akımından öte kuşkusuz, bir yaşam biçiminin anlatımı ya da tümel bir karşıt sanat (anti art) olgusu olan Dada'nın önemli bir yeri vardır. Dadacılık, Modern sanat geleneklerinde olduğu gibi belli bir sanat akımı olarak gelişen bir akım değildir. Ancak bir tarihsel dönemin sanat ve fikir insanlarının savaşı haklı gösteren geleneksel kurumlara karşı ayaklanmasını vurgulayan bu hareketlerde plastik sanatların rolü büyüktür. Dadacılar plastik sanatları başlı başına bir sanat etkinliği olarak görmemişler ve bu etkinlikleri Dada düşüncesinin maddi bir yönü olarak değerlendirmişlerdir. Bu nedenle bir sanat ya da klarşı-sanat (anti-atr) biçimi olarak Dadacı yapıtların çözümlenmesinde geleneksel estetik yaklaşımlarla sonuca ulaşmak pek olası görülmemektedir. Bu etkinlikleri, toplumsal ve fiziksel gerçekliğin bir parçası olarak ele almak ve onu evrensel yasalarla olan doğal ilişkiler yönünden değerlendirmekte yarar vardır. Gerçekte, sanatın doğa bilimleri açısından çözümlenmesinin yeni bi yaklaşım olduğu ileri sürülemez. Antik Yunan'da günümüze kadar sanat ve doğa arasındaki ilişkileri keşfeden bilginler, bu alanda kuramlar geliştirmişler; çağdaş estetikçiler özellikle sanatın pozitif bilimler açısından çözümlenmesinde büyük atılımlar ortaya koymuşlardır. Bu çalışmada, Dada Düşüncesinin toplumsal ve kültürel tabanını oluşturan olaylar dizini çağdaş düşünce akımları açısından incelendikten sonra, Dadacı sanatın belli başlı örnekleri Termodinamik'in ikinci yasası olan "Entropi" ilkesine göre çözümlenmektedir. Bu yöntemde birtakın kolaj ve işaretler dizgesi olarak görülen Dadacı resim ve grafiklerin tasarım kurgusuna temel olan ögeler, aslında olduğu gibi felsefi içeriği ya da temsil edici özelliklerinden soyutlanmıştır. Çalışmada, bu ögelerin rastlantısal düzenine esas olan ilkeler ortaya konulmuştur. Tasarım süreçlerine esas olan strüktürel yapılar ve bu yapılar arasındaki karşıtlıkları ortaya koyan dinamik yasalar, kısa açıklamalar ve şekillerle belirtildikten sonra, çalışmanın belli bölümlerinde Dadacı sanattaki raslantısal düzenler, entropi ilkesine göre yorumlanmıştır. Ortaya çıkarılan tespitlere göre, sanat yapıtında geometrik düzen ile entropi düzeni arasında bir ayrımın olmadığı , her iki düzen biçimlerinde, görünürdeki farklılığın sadece bir yöntem sorunu olduğu ortaya konulmuştur. Evrensel dizgelerde olduğu gibi sanat yapıtında da belli bir iletişim kanalı oluşturulurken, olasılığa az olan durumlardan olasılığı çok olan düzenli durumlar yaratmanın zorunluluğu vurgulanmış ve Dadacı sanattaki raslantı yasalarına bağımlı kurgu yöntemlerinde, olasılık artışını belirleyen içrek yapı ( "hidden structture "ya da "imanent structure") ögelerinin yarattığı düzenli durumlar çeşitli grafiklerle gösterilmiştir. Bilgi iletişimi açısından yapılan incelemelerde, karmaşık yapı ile bilgi, entropi -bilgi ilişkileri üzerinde durulmuş ve rastlantısal bir işaretler, göstergeler dizgesi olarak ele alınan Dadacı sanat yapıtlarında, bir iletinin olasılığı ne denli yüksekse O iletinin taşıdığı / naklettiği bilginin o oranda az olduğu; buna bağlı olarak mutlak denge durumunda bilgi iletişiminin en alt düzeye indiği belirlenmiştir. Öte yandan bu gerçeğe bağlı olarak sanat yapıtında düzen değerlerinden sapmanın sınırları, düzenlilik ile düzensizlik kavramları, dinamik ve statik düzenlerin oluşturduğu etkiler açısından yapılan çözümlemelerde, entropik yapı ve devinim, iki ve üç boyutlu devinim, diyagonal, dikey, yatay ve katabolik devinim ögeleri üzerinde durulmuş ve bu belirlemelere göre çözümlemeler yapılmıştır. Çözümlemelerden çıkarılan sonuçlara göre bir saçmalık ve nedensizlik ifadesi olan Dada hareketlerinde ortaya konulan görsel iletişim yapılarının, içinde yaşadığımız çağın ve özellikle kendi döneminin çelişkilerini yansıtması açısından evrensel bir dil niteliğinde olduğu yolundaki düşünceler önem kazanmaktadır. Nitekim Dada, bir sanat ya da ayaklanma hareketi olarak kısa sürede kendi kendini dağıtmasına karşın bu dil aracılığı ile Çağdaş Batı'nın düşün ve sanat yaşamına her daim girebilmektedir
Reflections of photography, digital printing and new technologies on the use of figures in contemporary Turkish painting
The growth of Photography, Digital Printing and New Technology, as well as the direct influence of this situation on art and the new relationships that were developing, led to reinterpretation, reconstruction and much debate. The growth of Photography, Digital Printing and New Technology, as well as the direct influence of this situation on art and the new relationships that are developing, have led to reinterpretation, reconstruction and much debate. In the beginning, photography, which was used for documenting, classifying and creating records, influenced and transformed the routines of life and, at some point, fundamentally changed the field of art. The purpose of the study is to examine concerns about the loss of quality in the work generated by the choices made in the Figure, representation and production processes that are used in the field of art, or current concerns about the technologies that have been introduced with the invention of photography in the process up to now. This research focuses on the individual processes of the artists in general and the techniques and materials that will serve the issues of the practical process and how they produce results. Overall, the analysis of the thesis focuses on three main axes. This thesis concerns, first, the classification of the bibliography relating to the subject of the study and the identification of the related sections, second, the creation of a text structure appropriate for study process, the analysis of the visual documents and the list of artists, and, finally, the unification of the texts to be drawn up in accordance with the objective. During the study period, based on the scanning model, literature was searched, visual and written documents were obtained and data on artists who had a practical process suitable for the purpose were collected. Utilizing research on art ontology, aesthetics and philosophy, which are sources of support and guidance for the work, examples to support the intended concept have been found, certain analysis and a methodology have been developed within the framework of the thesis. In this study, the chronological flow is not regular. While chapters are created with a unique title so as to achieve meaning within themselves, they are used with references, not depending on the chronological flow, but in a way to support and express the subject. Developments and changes mentioned in the field of art continue not in chronological order, but in a way that serves the title and purpose, in some parts in accordance with the historical system and in some parts irregularly. The analysis is made up of six key pieces. Purpose, scope and method have been highlighted in the introduction section of the study. The second part has explored the relationship between technologies such as photography, digital printing, reflection and comparison to contemporary Turkish painting, an overview of the process of reflection, their mainstream use in the practical process, and the effects of materials used to convey reality. The third part of the study has discussed innovations, techniques and principles focused on photography. In the fourth section, a reference has been made to the productions of certain artists from the geography we are in and how technology support occurs in their work to a certain degree. In the fifth section, which has contributed to the thesis method, a relationship has been formed by means of indirect techniques. All of these titles have been clarified on the basis of technology and photography, and the data collected from the subjects addressed in all sections have been provided in the conclusion section.
1990 sonrası İstanbul'da katılımcı sanat ve üretim yöntemleri
Bu tez çalışmasında Katılımcı Sanat pratikleri, "1990 Sonrası İstanbul'da Katılımcı Sanat Ve Üretim Yöntemleri" konu başlığıyla bireysellik-toplumsallık karşıtlığına odaklanarak ve tarihsel gelişimine yer verilerek incelenmektedir. Romantizm'den günümüze uzanan çizgide modernizmin tekil anlayışına karşı 20. Yüzyılın başlarından itibaren geliştirilen eleştiri ve yöntemlerine yer verilmektedir. Birey merkezli, dehaya özgü, orijinal ve biricik, gizemli gibi kavramları içeren dikey hiyerarşide ilerleyen Modernist sanat anlayışına karşı geliştirilen eleştiri ve yöntemler, bu yapıyı bozma yönünde sanat-izleyici ilişkisinde izleyiciyi katılımcıya dönüştürme, çoğulcu, demokratik, eşitlikçi, kolektif, paylaşımcı ve yatay hiyerarşi hedeflemişlerdir. Temelde Marksist eğilimli katılımcılığın 1968 sonrası ve Türkiye İstanbul bağlamında 1990 sonrası izlerini araştırmayı amaçlamaktadır.
Erken cumhuriyet döneminde önce kadın ressamların Türk Resim Sanatına katkısı
Bu çalışmada Erken Cumhuriyet Dönemimde Kadın ressamların Türk Resim Sanatına katkısı anlatılırken, toplumun çağdaş düzene ayak uydurma çabalarında, Türk kadınının bir sanatçı olarak toplumdaki rolüne ışık tutulmuştur. Osmanlı'dan Cumhuriyete yaşanan modernleşme sürecinde sanatın gelişimi ve bu süreçte kadının yeri ve önemi araştırılmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanan dönüşüm sürecinde; Atatürk ve kurmaylarının kadın-erkek eşitliğine verdikleri önemle gerçekleştirdikleri devrimler sonucunda Türk kadınının çağdaşı olan pek çok ülke kadınından daha önce kazandıkları siyasi haklar ve edinimlere yer verilmiştir. Bu süreçte Kadınlar açısından yaşanan olumlu gelişmeler anlatılırken, cinsiyetçi yaklaşımlar ve erkek egemen ideolojilerle kadını kendi çizdikleri sınırlar içinde kalmaya zorlayan düşünceye karşı verilen mücadele de anlatılmıştır. Ayrıca gelenekselden moderne evrilen zaman diliminde kadın ressamların çabaları, yeri ve özgünlüğü, günümüz Türk resim sanatına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırmada yöntem olarak litaratür taraması esas alınmıştır.
17. yy Hollandası ve Rembrandt
Bu tezde 17.yy Hollanda ve Flaman kültürüne ve coğrafyasına dair bilgiyi önemli kılarak yola çıkılmış, ve bu coğrafyada sanatın işleyiş şekli, sanatçıların tavırları, pazarın yapısı ve sanat yapıtının değeri araştırılmıştır. Hollanda'nın diğer Avrupa ülkelerinden nasıl farklılaştığı, nasıl bir refah toplumuna dönüştüğü incelenmiştir. Bu gelişen ve Altın Çağı'nı yaşayan Hollanda topraklarında Rembrandt'ın yağlı boya, desen ve gravür çalışmalarında kullandığı tekniği, farklı ifade ve şekil açılarından mercek altına alınmıştır. Sadece sanat eserleri üzerine bir yoğunlaşma değil, kişisel hayatı, ilişkileri, ticaret ile kurduğu bağ, Hollanda toplumunun genel karakteri ve o toplum içindeki sanat anlayışına değinilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Hollanda, Altın Çağ, Rembrandt
Creative mass actions in the 20th century and the aesthetics of everyday life
This study, which examines the relationship between art and daily life through the aesthetic actions spread among the masses on the streets, starting from the historical intersections of rebellion and creativity. Focusing on actuality, forms of mass expression, and social aesthetic pursuits, this study separates the historical relations of theoretical and practical approaches based on their periods and claims that it would include public movements to its subject through questions from daily life. Within the framework of these claims, in the second section of the thesis, aesthetics and dynamics of creative action were researched. The research results of the art and the artist's autonomy processes, which are the propaganda tool of the power and the bourgeoisie, inevitably constitute the basic structure of the study. In the third chapter, with the curiosity about the "History of the Relationship between Social Mobility and Art and Politics", the issues of Collective International Avant-garde Movements, Civil Disobedience, Counterculture, New Action Strategies and Digital Platforms brought this thesis to the subject of "Social Movements and Formations in Turkey After 2000", which is the fourth section. Undoubtedly, although there is no claim of writing based on the formation of a historian, this section at least aims to emphasize how functional aesthetics is in daily life, especially in social mobility since the 1960s. This thesis, which aims to show that many resistances and opposition organizations now prefer aesthetic forms of action over pro-violent actions because they are more functional, hopes to contribute to the peaceful and democratic ways of expressing themselves for new generations to have a more livable, egalitarian and just future.
Rönesans'tan çağdaş sanata otoportrenin evrimi
Otoportre, sanatçının ölümsüzlüğünü sağlayarak kendisini kendi istediği şekilde gelecek nesillere aktardığı bir türdür. Antik Mısır'dan günümüze ulaşan otoportrelere bakıldığında, insanın kendi görüntüsünü kaydetme arzusunun her zaman insan doğasının bir parçası olduğu görülmektedir. Rönesans ile beraber yükselen birey duygusunun sanata yansımasıyla portre sanatı ile sanatçıların kim olduğuna duyulan ilgi ve bu iki kavramın birleştiği otoportreler ise sanat tarihi içerisinde yerini almaktadır. Otoportreler, sanatçıların hayatlarından önemli anlar içeren bir türdür ve yapıları gereği otobiyografiktir. Sanatçıların izleyiciler ile samimi şekilde iletişim kurduğu ve kendi imajlarını kendilerinin yönetebildiği otoportreler, dönemin ağır bastığı sanat akımlarıyla beraber değişen anlam ve çeşitliliğe evrilerek, sanat tarihi içerisinde farklı anlam ve biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Fotoğrafın keşfi ile ilk fotografik otoportre örneklerinin, yaşadığımız dönem içerisinde popülerleşen öz çekimlerin temelini oluşturduğu görülmektedir. Bu icatla beraber sanatta gerçeğin temsilinin önemini kaybetmesi ile sanatçılar resim alanında yeni temsil biçimleri ile otoportre üretmeyi sürdürmüşlerdir. Akıllı telefonların kameralarının gelişimi ve görüntü paylaşımı içeren sosyal medya platformlarının hayatın bir parçası olması ile beraber, benliğin görsel temsiline dair anlayış değişmiş ve öz çekimler üzerinden kurulan ilişkiler çağı başlamıştır. Çağdaş sanatın açmış olduğu yeni alanlar, teknolojik gelişmeler ile sanatçılar otoportreye doğrudan temsilin yanında kavramsal yaklaşımlarla da üretimlerine devam etmektedirler. Bu çalışmada, otoportrelerin Rönesans'tan Çağdaş sanata kadar geçirdiği evrim, akımlar ve sanatçılar üzerinden betimlenerek üretilen eserler incelenmiştir.
Redefining art and design within the context of matte painting
Past developments in technology and hardware repeatedly changed the way pictures were created. Pictures passed from cave walls to temples, churches, photo albums, movies, television, and finally, to computer screens. In the future, artistic presentation methods will continue to develop and this will ensure the emergence of different fields. Just like it happened in the 500-year development process that started with the invention of the lens and reached the matte painting technique of today, people will continue to follow these developments with curiosity in the following years. This thesis focuses on the evolution of the "Matte Painting" technique from past to present, and the art disciplines using this technique. Also, details about how the "Matte Painting" technique is implemented in the academy and different sectors in our country are mentioned. In the introduction, the place of "Matte Painting" in history and art is examined and the variables related to the period are scrutinized. In the second part, pre- and post-technology "Matte Painting" application methods and techniques are inspected in depth. In the third chapter, the state of this technique in the academy and sectoral fields, both in our country and the world, is explained, together with information about how the technique was applied and since when. In the view of this information, the evaluation and conclusion part of the thesis examines the final state of the "Matte Painting" technique in our country and in the world - weak or lacking aspects of the technique are ascertained and detailed information is presented about how the technique should be applied in the academy and sectoral areas in the future.
Varoluşçu düşünce ekseninde Komet'in resimleri ve Leylâ Erbil'in romanları üzerine bir inceleme
1960 sonrasında, 1968 Kuşağı sanatçıları olarak bilinen ressamlar, yeni anlamlar yükleyerek figüratif resme dönmüşlerdir. Figür, akademik veya geleneksel figürün aksine, içinde politik mesaj, ironi ve eleştiri barındıran farklı bir yapıya dönüşmüştür. Aralarında Komet'in de yer aldığı sanatçılar, konu çeşitliliği ile birlikte eserlerinde kaygı, yabancılaşma, absürt gibi varoluşçu kavramları ele almışlardır. Bu kavramların kariyeri süresince Komet'te önemini koruduğu gözlenir. 1960'dan sonra, toplumsalın içindeki insanın bıkkınlık, yalıtılmışlık, yabancılaşma durumları hem resmin hem de edebiyatın konusu olmuştur. 1950 Kuşağı yazarları arasında yer alan Leylâ Erbil, şiirsel anlatı, bilinç akışı tekniği, biçimbozma, gerçek ve düşün iç içeliği şeklinde farklı anlatı yöntemleri ile kaygı, absürt, hiçlik, iç yaşantı, cinsellik, intihar, bunalım gibi varoluşçu kavramlara eserlerinde yer vermiştir. Komet ve Leylâ Erbil'in eserleri benzer sanatsal kaygılar taşıdıklarına işaret eder. Bu tezde, Komet'in resimleri, Leylâ Erbil'in "Tuhaf Bir Kadın, "Karanlığın Günü", "Kalan", "Tuhaf Bir Erkek" isimli romanları ile birlikte varoluşçu düşünce ve psikanaliz kavramları açısından analiz edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Komet, Leylâ Erbil, Varoluşçu düşünce, Resim, Edebiyat
Türk seramiğinin sanat nesnesine dönüşümünde Füreya Koral'ın etkisi
Tarih boyunca insanoğlunun en çok kullandığı malzemelerden biri topraktır. İlk başlarda sadece gündelik ihtiyaçlarını gidermek amacı ile şekillendirilen kapların malzemesi olan toprak, sonraları dinsel törenlerde kullanılmak üzere çeşitli parçaların şekillendirilmesinde kullanılmıştır. Teknik açıdan gittikçe gelişen bu malzeme Osmanlı'nın Anadolu'ya girmesiyle endüstriyelleşir ve hızla gelişmeye başlar. Cumhuriyet döneminde ise açılan eğitim kurumları ve yetiştirilen öğrencilerle birlikte bir başka boyut kazanır. Cumhuriyetin bu seramik aydınlanmasından bağımsız olarak kendini geliştiren Füreya Koral Cumhuriyet tarihinin ilk kadın seramik sanatçısıdır ve modern Türk seramiğinin oluşmasında yadsınamaz emekleri vardır. Ürettiği sanat eserleriyle ve kişiliğiyle hem çağdaşlarına hem de sonraki nesillere örnek olmuştur. Türk Seramik Sanatına katkıları ile çamuru bir sanat nesnesine dönüştürmüştür. Bu tezde Türk Seramik Sanatının kat ettiği yol Füreya Koral'ın hayatı ve eserleri ışığında incelenmiştir. Bunun yanında Cumhuriyet kazanımlarının ve getirdiği yenilik ve ilerleme anlayışının Türk Seramik sanatına etkileri ve bu etkilerin modern seramik sanatına olan yansımaları incelenmiştir. Bu modernleşme sürecinde Batı'nın etkisi araştırılmıştır.
Cihat Burak resminde tarihsel anlatı
Cihat Burak yaşadığı dönemde, büyük değişimlere tanıklık etmiştir. Devlet biçimlerinden, yaşama biçimlerine, büyük şehirlerin görünümlerinden yaşadığı semtlere kadar işleyen büyük değişim evrelerini bizzat yaşamıştır. Bununla birlikte erken dönemlerinde tanıklık ettiği eski İstanbul yaşamının kişiliğinde ve dünya bakışında yarattığı etkilerle birlikte Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi gibi klasik eserler de onun bir tarih bilincine sahip olmasına sebep olmuştur. Eserlerinde konu sınırlandırılmasına rastlanılmayan Burak'ın resimlerinde ayrıca tarihi konuların doğrudan işlendiği veya çeşitli imgeler aracığıyla göndermeler yapıldığı görülür, Burak'ın eserlerindeki tarihsel altyapı sebebiyle şair Cemal Süreya, Cihat Burak için ''Aşırı Modern Osmanlı'' tanımlaması yapmıştır. Bu çalışmada Cihat Burak'ın eserleri, içerdiği tarihsel konu ve bağlantılar kapsamında incelenmiştir. Öncelikli olarak, Burak'ın yaşamı ve sanat anlayışı ele alınmıştır. Sanatçının yaşamı ele alınırken genel olarak sanatını ve sanatsal üretimine etki eden olaylar üzerinde durulmuştur. ''Sanat Anlayışı'' başlığı altında Burak'ın sanatsal üretim teknikleri ve sanata bakışı genel özellikleri kapsamında incelenmiştir. Üçüncü Bölümden itibaren Cihat Burak'ın tarihsel konular içeren resimleri incelenmiştir. İlk olarak Burak'ın tarihle ilgisi ve bu ilginin düşünce yapısındaki etkilerinden bahsedilmiştir. Bu çalışmada ele alınan eserler, konu bakımından taşıdıkları benzerlikler dolayısıyla beş alt başlıkta toplanmıştır. Kişilikler başlığında Burak'ın tarihi şahsiyetler üzerine yaptığı resimler incelenmiştir. ''Söylenceler, Anlatılar'' başlığında ise sanatçının eski söylenceler ve halk hikâyelerini konu aldığı resimler üzerinde durulmuştur. ''Dönemler, Olaylar, Anımsama'' bölümünde sanatçının eserlerinde çeşitli tarihi dönem ve olayların konu edindiği veya göndermelerde bulunduğu resimler ele alınmıştır. ''Hayatlar, Hatıralar'' bölümünde Burak'ın otobiyografik ögeler taşıyan eserleriyle beraber, farklı dönemlerin toplumsal kesimlerinden insanları konu aldığı resimleri bir arada incelenmiştir. ''Hafıza Mekânları'' bölümünde sanatçının farklı dönemlerden mimari biçim ve içeriği yansıtan eserleri üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise Cihat Burak'ın resimlerindeki tarihi anlatının analizi yapılmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise Güzer Emre Canko'nun resimlerinde Cihat Burak'ın sanatsal ifadesindeki etkileri üzerinde durulmuştur. Bu incelemeler sonucunda Cihat Burak'ın resmi, tarihi konular üzerinden araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cihat Burak, Resim, Tarih, Tarihsel Anlatı
Figüratif Batı resminde sessizliğin ontolojisi ve estetiği
Günümüzde yaşamımızı kuşatan sesler, sessizliğin ne olduğunu neredeyse unutturmuştur. Her ne kadar John Cage'in deneyinde olduğu gibi mutlak bir sessizlik deneyimi olmasa da, takdir ettiğimiz ve farkına vardığımızda ortaya çıkan sessizlik deneyimleri mevcuttur. Tarih boyunca kendini dinlemenin, meditasyonun, tefekkürün, düşlerin, yaratıcılığın ön koşulu olarak görülen 'sessizlik', başta din, felsefe, sosyoloji, antropoloji, metafizik, ontoloji, fenomenoloji olmak üzere bir çok farklı disiplinde ele alınmış, sanat dünyasında da çoğu alanda bir ifade biçimi ve deneyim alanı olarak kendisine yer bulmuştur. Resim sanatında tür olarak 'sessizlik' geleneğinden bahsetmek mümkün olmasa da, sessizlik teması farklı dönemlerde birçok ressamın ilgisini çekmiş ve resimlerinde ele alınmıştır. Resim türleri arasında en çok 'sessiz' olarak tanımlanan soyut resimler olsa da, figüratif resimlerde 'sessizlik' olgusu çok yönlü bir doğa ile karşımıza çıkmaktadır. Bu tezde, figüratif resimlerde 'sessizliğin' estetik bir karakterle, ontolojik değerlendirmeye uygun zengin deneyim türlerini sağladığı savunulmaktadır. Tezin kapsamı 'Batı' resim geleneği ile sınırlandırılmıştır. Dört bölümde yürütülen araştırma kapsamında, figüratif batı resminde sessizlik deneyiminin, estetik deneyimle olan ilişkisi ve var olma tarzı incelenmiştir. Öncelikle sessizliğin anlam ve bağlamı, ses ile ilişkisi sorgulanarak, düşünce tarihinde kavrama ilgi duyan düşünürlerin sessizlik yaklaşımlarına yer verilmiştir. Bunun yanısıra ontoloji ve estetik kavramlarının kuramsal gelişimi araştırmaya dahil edilerek, sessizliğin varoluşsal olasılığının figüratif resimde nasıl görünür hale geldiği, sessizlik deneyiminin yapıta verilen estetik tepkinin bir parçası olup olmadığı değerlendirilmiş ve bu deneyimin öznel bir deneyim alanı olarak, estetik tepkinin ayrılmaz bir parçası olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın son kısmında, figüratif batı resminde sessizliğin mevcudiyetini eserlerinde 'seri' olarak ortaya koyan ressamların sessiz olarak algılanan yapıtları incelenmiş ve bu yapıtlar; manzara, ölü doğa ve insan figürlü resimler olmak üzere üç ayrı grupta kategorize edilerek kısıtlı bir örneklem sunulmuştur. Seçilen örneklerde sessizlik algısını şekillendiren estetik ve ontolojik kuramlar doğrultusunda, içerik ve analitik çözümleme yapılmıştır. Tüm bu çalışmalar dahilinde yerli ve yabancı kitaplar ile, makale ve tezlerden oluşan kaynaklardan yararlanılmış, sessizlik olgusunun figüratif resimlerde estetiği ve ontolojisi değerlendirilerek sonuca varılmıştır. Bu araştırma ile sanatta 'sessizlik' tartışmasına figüratif resimle katkı sunarak, çağımızı kuşatan seslerin dünyası ile zayıflayan mahiyetinin tekrar güçlendirilmesine çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sessizlik, Ses, Ontoloji, Estetik, Figüratif Resim.
XVII. yüzyıl Hollanda resim sanatında 'Tronie'
Bu araştırmada XVII. yüzyıl Altın Çağ (Dutch Golden) Hollanda resminde ortaya çıkan "Tronie" ile dönemin portre anlayışı arasındaki temel farklar incelenmeye çalışılmıştır. Tronie resminin, portreden ayrılan yanları, kendi türü içerisinde geniş bir anlam taşıyıcılığına sahip olduğu için kolay seçilebilir değildir. Tronie terimi anlamca; yüzde kategorize edilmiş fizyonomik özellikler, çeşitli jest ve mimikler, karakter tiplemeleri, duygu durumları, anonim kimseler, soytarılar, köylüler, askerler, aşıklar, sarhoşlar gibi çeşitli sınıf gruplarından oluşan baş, yakın plan ya da yarım boy yapılmış karakter figürleridir. Bu karakterler özellikle; hayali egzotik aksesuarlar, sarıklar, bereler, tüylü şapkalar, Doğu kültürlü kıyafetler, pahalı saten kumaşlar, altın brokar ceketler ya da tam tersi gösterişsiz oldukça özensiz, sade boyanmış kumaş ve giysilerden oluşmaktadır. Tronie, biçim bakımından portre ve diğer tür parçalara benzese de sanatçıların teknik ustalıklarını bariz bir şekilde sergilediği bağımsız bir türdür. Yapılan araştırmalarda taşıdığı biçimsel benzerliklerden dolayı bilim insanları tarafından yanlış yorumlanmış ve yakın zamanda yapılan araştırmalarla biçim- içerik yapısı analiz edilerek açıklığa kavuşturulmuştur. XVII. yüzyıl Hollanda resim sanatında gündelik yaşam içerisinde gelişen Tronie ve kendi içerisindeki çeşitleri, birçok açıdan ressamın tarzına göre tasarımlanmıştır. Başlangıçta anonim resimler olarak yapılan Tronie resimler zamanla kendi içerisinde çeşitli türlere bölünmüştür. Araştırmamızda bölüm 4.'de analizlerini yapmış olduğumuz Tronie yapıtlardan yola çıkarak Bölüm 3.4.' de Tronie resmi ilk kullanan ressamlar: Rembrandt Harmenszoon van Rijn, Frans Hals ve Jan Lievens'in yapıtlarındaki benzerlik ve farklılıklar analiz edilmiştir. Mevcut çalışmanın endişeleri ve anlayışı buna paralel olarak bölüm 4.'de yüzyılın avangart Tronie ressamlarının yapıtları üzerinden kapsamlı şekilde analiz edilmiştir. Yaptığımız analizlerle elde edilen bulgular Tronie resminin resim geleneğine bağlılığını göstererek, bağımsız bir tür olduğu hipotezini doğrulamıştır. Ressamlara sağladığı deneysel (ampirik) zeminle portreciliğe kazandırdığı çeşitlilik için, resim sanatı tarihinin gelişim sürecinde önemli bir yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Tronie, Portre, Altın Çağ Hollanda resim sanatı, Resim tekniği. Fizyonomi.
Türk çağdaş soyut sanatında Selçuklu etkisi
Selçuklu Hanedanlığı'nın sanat ve kültür bakımından zengin olması, kaçınılmaz olarak Türkiye'yi yalnızca çağdaş sanatlarda değil, mimaride, geleneksel sanatlarda, kumaşlarda, çinilerde, minyatürlerde ve daha pek çok alanda etkilemiştir. Orta Asya Türkleri'nin sanat ve yaşayış biçimlerinin Selçuklu'ya oradan da Osmanlı'ya aktarılan ve günümüze ulaşan sanat anlayışının, güncel zamanın Türk ressamlarına ve soyut sanata etkileri incelenmiş; Selçukların Türk sanatına katkıları, günümüz sanatçılarının batıya dönük yüzleriyle harmanlanmıştır. Göçebe sanatları Türklerin Orta Asya'daki yaşam şekilleri ve inanışlarıyla bağlantılıdır; bu zamanlar Orta Asya'daki Türkler için beslenme ve gelişim zamanları olarak görülebilir ve aynı süreçte kültürlerinin yapısı içerisinde bel kemiği rolü gören şamanik inanışları ve kullandıkları semboller göze çarpar. On birinci yüzyılda Selçuklar ismiyle anılan Oğuz boyları, Ön Asya'yı fethedip, kabul ettikleri İslam dini adına İran'da, Anadolu'da, Suriye ve Mısır'da hanedanlar ve devletler kurarak, devraldıkları bölgelerde sanatın gelişebilmesi için imkanlar sağlamışlardır. Araştırma süresince, Selçuklu dönemlerindeki coğrafik ve kültürel zenginliğin, sanat dallarına yansıyan etkileri bu bağlamlar çerçevesinde incelenmiş, Osmanlı dönemindeki sanatsal gelişmelerle beraber Türk çağdaş soyut sanatına katkısı üzerinde konumlandırılması amaçlanmıştır. Ayrıca belirtilmelidir ki dönemler ve dönemlerin içerisinde gelişen olaylar keskin tarihsel sınırlamalarla aktarılmamış olup, yalnızca önemi olan bilgiler aktarılmıştır. Kullanılan bazı kaynakların dilinin yabancı olması dikkate alınmıştır ve Türkçe dışındaki kaynakların çevirilerinin tümü şahsıma aittir.
Acının sanatçı psikolojisi ve dolayısıyla sanat eserlerine etkisi üzerine bir araştırma
Bu tez çalışmasının temel sorunu, acının sanatçıların psikolojisine ve dolayısı ile de sanat eserlerine hangi biçimlerde yansıdığını anlamaya yönelik olmuştur. Buna bağlı olarak araştırma, acının insanın psikolojisini, yaşam biçimini nasıl değiştirip, dönüştürdüğünü ve sanatçı üzerindeki bu etkilerinin eserlerinde nasıl göründüğü konusuna odaklanmıştır. Konunun araştırması, literatür taramasına, konunun sanat teorisi içerisindeki yerini anlamaya ve bu arada kaçınılmaz olarak eser incelemelerine odaklanmıştır. Çalışmanın teorik zemin, sanat teorisiyle sınırlandırılamayacak biçimde, bireysel ve toplumsal acılarla ilişkisi nedeniyle, sosyolojinin, antropolojinin, felsefenin, tıbbin ve psikoloji alanlarının acı ile olan ilişkisinin araştırılması ile gerçekleşmiştir. Araştırma konusu olan kavramın, acının, tanımlanması ve düşün alanındaki yerini anlama çabası felsefe alanına yönelmeyi sağlarken, birey olarak sanatçı üzerindeki etkisini anlama ve ifade etme çabası, psikoloji alanının bölüm olarak teze dahil olmasına neden olmuştur. Ruhun çektiği acılar ele alınırken ruh, beden ve toplum ilişkisi irdelenmiş olup acı ve travmaların ilişkili olduğu alanlar başlığı altında bütünleşmiştir. Tüm bu sorular, başlıklar ve alt başlıklar çalışmayı psikoloji alanına yönlendirmiş olup araştırmanın ana başlığı olduğu düşünülen 3. Bölümün, ruhun bitmeyen acıları, sanat, psikoloji ve acı başlığının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Araştırma, yukarıda da belirtildiği gibi, kitap, makale ve tez çalışmalarının incelenmesi, konuyla ilgili eserlerin, görsel analiz yöntemleriyle analiz edilmesi ve konu dahilinde üretilen eserlerden edinilen deneyimle tamamlanmıştır. Temel sonuçlar kısmında, acı kavramının sanatçı hayatında ve dolayısı ile üretim süreçleri ve eserleri üzerindeki, araştırmada bulunan etkilerinin, altı çizilmiştir. Acı kavramı kimi zaman sanatçının üretim motivasyonu, kimi zaman kurtarıcısı kimi zaman ise aksine onu en diplere çeken, yeniden doğumunu sağlayan, dönüştüren, olgunlaştıran unsur olarak ortaya konulmuştur. Dolayısıyla bu araştırmanın önemi acı kavramının sanat tarihinin bir parçası olan sanatçıların gerek toplum ile gerekse bireysel yaşantılarında ve en önemlisi de psikolojileri üzerindeki önemini gözler önüne sermiştir. Anahtar kelimeler: acı, sanat , psikoloji
Soyut dışavurum akımının öncü kadınları ve resim sanatına etkileri
Günümüz sanatçısının kendi sanatı üzerine eleştirel düşünürken tarihsel boyutu irdeleyeceği kabulüne dayanan bu çalışma öncelikle Soyut Dışavurum akımının öncüleri üzerinden kadınların sanatsal varlığını teslim etme girişimidir. Bağlantılı iki konuya odaklanan araştırma ilk olarak Soyut Dışavurum akımının ve kadınlarının sanatsal mirasını belirlemeyi önemser. Amerikan avangardının İkinci Dünya Savaşını çevreleyen travma ve çelişkiler içinde "soyut sanat özgürlüğün dilidir" estetiğine varışını izler. Böylelikle evrenselin dilini soyut anlatımlarda bulmasının günümüzdeki ve bölgemizdeki geçerliliğini kavramaya çalışır. Araştırma ikinci olarak akımın kadınlarını "sanatın cinsiyeti" ikileminde inceler. Sanatın evrensele ulaşma gayesini, bireysel deneyimin ancak toplumsal bir süreç içinde edinildiği olgusuyla bağlantılandırır. Toplumsal cinsiyetin sanat alanındaki iktidar mücadelesinde de belirleyici oluşu çalışmanın dayanaklarından başlıcasıdır. Çalışma, Soyut Dışavurum akımında farklı etnik köken ve cinsel kimliği buluşturan bir entelektüel eylemin bulunmasına rağmen kadınların varlıklarının ikincil görülmesine dair kınamalara yer verir. Ayrımcılık, Amerikan modernizminin sentez ve entegrasyona eğilimi iddiasıyla bir çelişkidir. 1970'lerde Kadınların Özgürlüğü Hareketinin güçlenmesi, çoğulcu bakışa sahip radikal sanat tarihi ve eleştirisi çalışmalarını başlatmıştır ancak zihniyet ve yapı değişikliği gereksinimi günümüzde de sürmektedir. Bu araştırma Soyut Dışavurumculuğun kadınlarının sanatsal varoluşu özelinde ilerledikçe bir sanatçının bir diğerinden 'farklı olabilme' hakkını savunmaya evrilir. Anahtar Kelimeler: Soyut Dışavurumculuk, Kadın Sanatçılar, Feminizm, Amerikan Modernizmi, Soyut Sanat, Dışavurum, Özerklik, Özgürlük, Bireysellik
20. yüzyıl resim sanatında düş kavramının ele alınışı
Bu tez 20. yüzyılda resim sanatında düş kavramının nasıl incelendiğini konu alır. Düşün, uykudan başlayarak tarihsel gelişimi incelenmiştir. Psikoloji ve felsefede Freud ve Jung gibi düşünürler tarafından nasıl ele alındığı incelenmiştir. Tezin asıl konusu olan 20. yüzyıla gelmeden önce, sanat tarihinde resim sanatı özelinde düşün tarihsel olarak nasıl işlendiği araştırılmıştır. Son olarak 20. Yüzyıl Resim Sanatında Düş Kavramının Ele Alınışı başlıklı tezin odağına 20. yüzyılda düş üzerine eser üreten sanatçılar yerleştirilmiştir.
"From ideal body to broken skin" differentiation of the body and its changes in art along wtih the change of time space and technology
Body is the depiction of the existence of the living thing. It has been seen in different cultures, where the mysterious structure of the body has always been a matter of curiosity, that the relationship of man with matter has constantly changed, and that the human body has re-transformed itself in terms of its definition. Accordingly, it is necessary to look at cultural systems in order to evaluate the body within the historical process of art. All the existing determinations about the body in history of Western art are important in terms of comprehending the understanding of body itself. The pre-medieval period suggests that image of the body in Greek art began to comprise an informational source, one that also became a research reference in art. From the Renaissance to the 19th century, inquiries about the body in medicine and philosophy influenced artists and formed the basis of artistic works. In the following periods, artists, along with different understandings of the body as a result of the influence of psychology, regarded the body as a physical entity beyond its mechanical texture. Modernity brought about the beginning of bodily society; this new body that modernity revealed is an individualized body. The artist, who felt oppressed, tried to establish a relationship through their body in order to show their reaction against oppressive institutions. Subsequently, the body has become a sociopolitical as well as a physical object. Technological developments that have entered every area of our daily lives have led to changes in the body and perceptions of the body. Alongside these rapid changes, the contemporary concept of the has brought about in a newly simulated environment in which time and space have become invalid. Keywords: skin, time, place, notion
Sinestezi ve sanat ilişkisi
Tıp biliminin 300 yıldan fazladır üzerinde durduğu sinestezi kavramı en genel haliyle renklerin sese, şekillerin tada dönüştüğü bütünleşmiş bir algıyı ifade etmektedir. Bir sanat eserinin bütünlüğünü sağlayan en önemli unsurun planlı bir kompozisyon olması gerektiği düşünüldüğünde ise sinestezik algının sanat eserinde yaratıcılığı geliştirdiği söylenebilmektedir. İyi bir sanatçının özgün eserler yaratabilmesi için hassas ve derin duyulara sahip olması gereklidir. Tarihte ismini duyurmuş, sanat sektörünü geliştirmede faydalı olmuş, birçok deha, olağandışı farklı yeteneklere sahiptir. Bahsi geçen bazı sanatçıların ise sinestezik algıya sahip olduğu yapılan araştırmalarla ortaya koyulmuştur. Duyular arası ilişki sinestezik sanatçıları günlük yaşantıları en fazla etkileyen durum olmaktadır. Çünkü her insan yaşamını, tat, koku, işitme, görme gibi duyularla yönlendirmiştir, bazı sanatçılarda iki veya dört duyu bir arada çalışabilmektedir, örneğin ressamlarda en çok görülen, duydukları seslerin, renklerini algılayıp onları görselleştirmek olduğu bilinmektedir. Hazırlanan bu çalışmada, Sinestetik bakış açısına dayalı bir şekilde, sanat eserini üretmede kaynak olan psiko- nörolojik durumların sanat ürünü üzerindeki etkileri anlatılmaktadır. Ayrıca Carol Steen , Vincent Van Gogh gibi sanatçı örnekleri verilerek eserleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sinestezi, Resim, Sanat, Renk, Duyu
20. yüzyıl Sürrealizm ve Soyut Ekspresyonizm sanat akımlarında Otomatizmin gelişimi
"20. Yüzyıl Sürrealizm ve Soyut Ekspresyonizm Sanat Akımlarında Otomatizmin Gelişimi" konulu tez başlığında; yirminci yüzyılda yaşanan savaşların ve sanayi devrimlerinin, insan psikolojisine olan etkileri ve bu etkilerin dışavurum süreci araştırılmaktadır. Araştırma konusunun ruh bilimsel bir özü barındırması nedeniyle psikanalist tekniklerden yararlanılarak özünde soyut olan bir kavram, eserler üzerinden somutlaştırılmıştır. Sanatçılar, psişik bir kavram olan otomatizma sayesinde bilinç altını serbest çağrışım öncülüğünde açığa çıkarmışlarıdır. Sürrealizm ve Soyut Ekspresyonizm akımına mensup bazı sanatçılar, hiçbir kurala ve ilkeye bağlı kalmadan, zihnin denetiminden kurtularak; bilinçsizlik, tahmin edilemezlik, doğaçlama, şans eseri ve özdevinim faaliyetleri olarak tanımlayabileceğimiz otomatizm anlayışını benimsemişlerdir. Sanatın tamamen bireyselleşmesini sağlayan bu anlayışa dayanarak geliştirdikleri yöntemlerin temelinde yatan felsefe vurgulanarak gösterilmiştir. Bu yöntemler bilinç düzeyinden, bilinçaltına giden yolda bir anahtardır. Katarsis olarak ifade edilen bu yolculuk esnasında her sanatçı kendi yöntem ve tekniklerini geliştirdiğinden, tez içerisinde sadece belli başlı tekniklerin uygulanış biçimlerine betimleyici bir anlatımla yer verilmiştir. Bu bağlamda kendi akımı içinde dahil, biçimsel olarak hiçbir ortak noktası olmayan bu eserler, felsefi açıdan ortak bir duruş sergileyerek sanatı bağımsızlaştırmaları yönüyle sanat tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Otomatizm, Rastlantısallık, Serbest Çağırışım, Soyut Ekspresyonizm, Sürrealizm
Exaggeration in art as a tool of interpretation and its reflection in plastic arts
The depiction of peculiar half-human, half-animal creatures on cave walls by early humans signifies diverse interpretations of reality. The emergence of this illusion in drawings by our early ancestors unfamiliar with painting has always piqued curiosity. Motivations behind the use of exaggeration in the creation process remain intriguing. In order to transform reality into a more meaningful form and highlight value, the application of exaggeration, transcending the ordinary flow of life, is evident in daily life and art as an expressive and interpretive tool, spanning from ancient cave walls to today. When artists employ exaggeration to interpret their realities, the resulting fusion of visible and invisible elements reflects in the narration as an expression of the artist's liberated creation. The originality of these narrative modes fosters a diverse understanding of reality. This study analyzes the concept of exaggeration, its theoretical implications, and selected artworks across various disciplines and periods within the context of exaggeration. Considering the interactions among art disciplines, this evaluation extends to the plastic arts, examining the current state of the concept of exaggeration. The rationale for selecting this thesis topic is to provide a new perspective on exaggeration in art and explore how artists use it as a tool of expression and interpretation. As an unexplored subject, it aims to address a significant gap in Turkish literature related to art. Keywords: Art, exaggeration, interpretation, plastic arts.
Sibernetik sanatta organizma ve makineler
Bu tez felsefi olarak bir çok filozofun üzerine tartıştığı organizma-makine karşıtlığı ve benzerliği hakkındaki araştırmalar ışığında sibernetiğin ve sibernetik sanatın aynı konuyu nasıl ele aldığını incelemektedir. Descartes ve Aristotales gibi ilk çağ düşünürlerinin makinelere birer ruh atadığı kartezyen düşüncenin zaman içersinde Immanuel Kant, Georges Cangulheim ve Gilbert Simondon gibi düşünürlerce tekrar gündeme gelmesiyle makineler ve organizma arasındaki ilişki tarihsel, sosyolojik ve ontolojik olarak tekrardan sorgulanır. Norbert Weiner'ın temellerini attığı sibernetik bu tartışmaların izleğinde hem organizmayı hem de makineleri bir arada araştıran bir sistem teorisi ortaya koyar. Sibernetik disiplinlerarası bir yapı ortaya koyar ve bilimsel alanlar dışında pek çok alanla temas etmiştir. Sibernetik teorilerin sanat alanında kullanılmaya başlaması ve kuramlaştırılması Roy Ascott, Nicolas Schöffer gibi sanatçılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Ortaya çıkan eserlerde; etkileşim, geri bildirim, katılımcılık gibi unsurlarla, sanat, bilim ve teknoloji işbirliği içersindedir. Stelarc, Arthur Elsenaar gibi sanatçılar beden ile , Eduardo Kac, Gilberto Esperza gibi sanatçılar ise diğer canlılarla makineyi yanyana getirerek sibernetik sanatın unsurlarıyla birleştirmişlerdir. Tezde ele alınan sanatçıların eserleri üzerinden sibernetiğin önermesi olan organizma ve makinelerde benzer işlevlerle tanımlanan sistem ile hem canlıların (beden, hayvanlar, bitkiler) hem de makinelerin nasıl kullanıldığına bakılır.
The symbol and concept of time in painting from the XX century to the present
This dissertation examines the symbol and concept of time in art from the 20th century to the present. In addition, it investigates and evaluates the relationship between art and symbol in the context of ideational and plastic arts. Furthermore, this dissertation investigates the relationship of the array of artworks between new aspects of artistic creativity and symbolism and perception, a modern way of creating new time symbols and their transfer to the audience. Finally, this study investigates the external effects of the diversity of trends in Western art on artists and artist groups such as political, economic, and social. Thus, symbols, languages, and images are transformed in art, and new techniques and transfer methods to the audience emerge. In order to understand both time symbols and concepts more deeply, it is necessary to go back to the era when modern science was born. In order to understand the nature of time, this dissertation examines scientists theories about the "nature of time" from the Anatolian philosopher Heraclitus in ancient times and the ones from our present time, such as Stephen Hawking. Philosophical views on the concept of "time and symbols" also play an essential role. In this study, by investigating the way the painters construct their works of art, their search and use of new time symbols in terms of style, the interaction in contemporary art, the use of new techniques and materials by the artists, the concept of art for the concept of time and time symbols are analyzed. In the last part, Tetiana Müsevitoğlu's paintings are included, the interaction with the time symbol and the concept of time is discussed, and the study is completed. Keywords: Symbol, Science, Philosophy, Art, Concept of Time, Contemporary art.
Post-truth çağda figüratif resim ve heykel
Modernizm öncesinde bir hakikat arayışından söz edemesek de tüm tabiat olaylarının kaynağında ve hayatın merkezinde bir 'Tanrı' vardı. Devrimlerle ve gelişen ticaretle birlikte modernizm Avrupa'da ve Amerika'da hâkim olmuştur. Akılcılığı, rasyonaliteyi önceleyen modernizm tüm gelenekleri dışlayarak Rönesans ve Reformla birlikte devlet yönetiminden dini uzaklaştırarak aklı/bilimi merkeze yerleştirmiştir. Sömürgecilik ve Dünya savaşlarıyla beraber tek sesliliğe dönüşen modernizm zamanla ve gelişen teknolojik olanaklarla gücünü kaybetmiş, yerini 'modernizm sonrası' anlamına gelen 'postmodernizme bırakmıştır. Postmodernizmin modernizme karşıt bir görüş olup olmadığı ve kapsamı konusunda tartışmalar süregelmiştir. Modernizmdeki 'hakikat' gibi büyük anlatılar, bilim ve rasyonel yaklaşım postmodernizmle beraber öznel düşüncelere ve hakikatin önemsizleşmesine evrilmiştir. Geleneksel medyayla algısı değişmeye başlayan insan, TV'den izlediği savaşlarla, sanal bir dünyaya dönüşen hayatıyla dijital bir evrim yaşamaktadır. Üstelik bu evrim sadece kendi etrafında gerçekleşmemektedir. İnsan bu evrimin ana nesnesidir. Düşündüğünü düşünebilen, mekân ve zamanın ötesini hayal edebilen insan en ilkel zamanlardan itibaren imge dünyasını dışarı vurmuştur. Mağara duvarlarına çizdiği figürlerle ve bereketine inandığı tanrıça heykelcikleriyle bir gerçeklikten yola çıkmıştır. Figüratif resim ve heykelin de dış dünyadaki nesnelerle kurduğu bir gerçeklik söz konusudur. Uzun zamanlar boyunca sanatçılar dış dünyada gördükleri nesneleri eserlerine aktarmışlardır. Bu durum kavramsal sanatla birlikte biçimden daha çok içeriğin, kavramın ön plana çıktığı bir kimliğe dönüşmüştür. Postmodernizmle, globalleşen dünyayla, kapitalizmle, gelişen teknolojiyle beraber kavramlar ve bilgi her an herkes tarafından üretilebilir bir hal almıştır. Yaşadığı toplumdan bağımsız ilerlemeyen sanat sanallaşan yaşamdan, içerik bolluğundan ve tüketim çılgınlığından nasibini alarak post-truth dönemdeki yerini almıştır. Hakikatin önemsizleştiği bu dönemde Günümüzün önde gelen uluslararası figüratif eserler üreten sanatçılarından; Marlene Dumas, Alex Katz, David Hockney, Jeff Koons, Maurizio Cattelan, Damien Hirst, post-truth bağlamda incelenmiştir. Bunlara ek olarak post-truth dönemin özelliklerini yansıttığı düşünülerek Eyüp Ataş eserleri de aynı bağlamda ele alınmıştır.
20. yüzyıl batı sanatında Dadaizm ve anti sanat yaklaşımlar
"İmha da yaratmadır!" mottolu Dada hareketinin topluma, geleneklere, kapitalist yönetimlere ve alanları olan sanata karşı anarşist yıkıcılığı, sanatın yüceliği olgusunun yerini biçimsel ve kavramsal yeni açılımlara bırakmasına, "Anti Sanat" kavramının doğmasına neden olmuştur. Endüstrileşmeyle oluşan kapitalizm sonucu sömürgeciliğe paralelinde oluşan militarizme karşı Dada; halk ve proletarya haklarını gözeten sosyalizmden komünist bir çizgiye evrilen felsefeyi benimser. İçinde bulunduğu 1.Dünya savaşının sosyal, siyasal etkileriyle doğan Dada; gösterilerinde politik felsefeye yer vermesi, biçimleri bozması, hazır nesne ve kolaj, montaj, asemblage teknikleri kullanımıyla ve sanatçı kavramına yaklaşımıyla anti-sanat bir yaklaşım sergilemiş, modern sanata geçişi sağlamış post modern bir akımdır. Dada' nın sanata kattığı pek çok teknik ve dil, bugün temel görülen kullanımlardır. Kavramsal ve biçim açısından modern ve çağdaş sanatın temelinde hareketin etkilerini görebiliriz. Kısa sürede pek çok ülkede yayılan Dada, üzerinden bir asır geçmesine rağmen ironik, eleştirel, düşünceyi hünerden, sanat nesnesinden üstün tutan Anti Sanat felsefesiyle, tavır olarak günümüze değin sanat içinde varlığını sürdürmektedir.
Türk resim sanatında portre
Türk resim sanatında portre konusu, sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Osmanlı döneminde portre sanatı, genellikle sultanların veya diğer önemli şahsiyetlerin portrelerinin yapılmasıyla sınırlıydı. Ancak, modern Türk resim sanatıyla birlikte portre konusu daha geniş bir kitleye ulaştı ve ressamların farklı tekniklerle kendilerini ifade etmelerine imkan tanıdı. Cumhuriyet dönemi sanatçıları, Batı sanatının etkisiyle portre sanatına farklı bir boyut kazandırdılar. Sanatçılar, gerçekçi veya üslupsal yaklaşımlarla portreler yaparak, farklı kişilikleri, duyguları ve karakterleri yansıtmayı hedeflediler. Bu dönemde portre sanatı, sadece zengin veya ünlü kişilerin portrelerinin yapılmasıyla sınırlı kalmadı ve sıradan insanların portreleri de yapılmaya başlandı. Modern Türk resim sanatında, portre konusu hala önemini korumaktadır. Geleneksel ve modern teknikler kullanılarak yapılan portreler, farklı kişilikleri, kültürleri ve duyguları yansıtmaktadır. Portre konusu, Türk resim sanatının zengin bir parçasıdır ve halen günümüzde de birçok sanatçı tarafından tercih edilmektedir. Bu çalışma ile birlikte Türk resim sanatında portre konusu ele alınmaya çalışılmıştır.
20.yy resim sanatında matematik ve fizik odağında rastlantı
Bu çalışma, rastlantı kavramının resim sanatı üzerindeki etkilerini ortaya koyarak, sanatçı yapıt örnekleriyle çeşitlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, 20. yüzyılda yaşamış ressamların eserleri incelenmiştir. Bu sanatçılardan, rastlantıyı üretim aşamalarında kullanan on bir ressam ele alınmıştır. Yüzyılın, bilimsel ve felsefi alanlardaki yenilikleri ve gelişmeleri bağlamında, rastlantı olgusu çözümlenmeye çalışılmıştır. 20. yüzyılda Modernizm ile birlikte, resim alanında yeni arayışlar önem kazanmıştır. Sanatçıların, rastlantı unsurlarını yapıtlarında deneysel biçimlendirme elemanı olarak kullandıkları görülmektedir. Bu arayış temelde sanatçıların yeni bir estetik dil kurmadaki çabaları olarak yorumlanabilir. Klasik betimleme yaklaşımlarını terk ederek, yeni bir anlatım dili yaratmışlardır. Bu kapsamda, çeşitli rastlantı faktörlerini malzeme, teknik veya teori olarak yapıtlarının üretim süreçlerine dahil etmişlerdir. Rastlantı kavramının resim sanatında biçimlendirme öğesi olarak kullanıldığını, fakat rastlantının bütün yapıtın dilini belirlediğini söyleyemeyiz. Sanatçının biçimlendirme sürecinde, rastlantı faktörleri görüldüğü gibi, aynı zamanda sanatçının sürece müdahalesi de söz konusu olmuştur. Anahtar Kelimeler: Rastlantı, Resim sanatı, kuantum
The emergence and development of digital art in Turkey
Digital art involves the types of art where the output is digital, the process of producing the artwork or project requires technological tools, or the subject itself is digital. This dissertation, titled "The Emergence and Development of Digital Art in Turkey", examines digital art as an artistic genre in a chronological manner, first approaching the history of Digital Art in a broad perspective and then focusing on Turkey in particular. The art forms of the increasingly more digital world first emerged in Turkey at the beginning of the 20th century. Its influence first spread in mediums such as digital painting or photography and later expanded into others. In this context, the dissertation examines the trends that influenced digital art, the changes in viewpoints on art after the invention of the camera, and reviews the current day state of digital art, before identifying digital artists in Turkey and their works. Another subject that the dissertation takes into consideration is NFTs, a new branch of digital art, aiming to compile information and to determine the current state of NFTs in Turkey. The study examines the roots of digital art, after which it leans into the subjects of digitalization and digital art. A brief history of Modern Art in Turkey precedes the main section focusing on the evolution of digital art in Turkey, its artists and their productions. Keywords: Art History, Digital Art, New Media
Oryantalist resimde iç mekan "mahrem"
Bu çalışma oryantalist resmin tanımını yaparken Oryantalist resim türünün örnekleri arasında sıkça rastlanılan mahrem mekanları konu eden çalışmaların neden daha tercih edilebilir olduğunu incelemek amacıyla yapılmıştır. Öncelikle Batı Dünyasında oryantalizm kavramı irdelenmiş, bu kavram irdelenirken sosyal, siyasal ve kültürel faktörlerle birlikte Doğu ve Doğu' ya özgü kavramların neden ilgi nesnesi haline geldiği üzerine araştırmalar yapılmıştır. Sanat tarihi içerisinde sıkça yer alan iç mekan resminin tanımı ile birlikte tanınmış ve farklı dönemlere ait örneklerine yer verilerek araştırma konusu desteklenmiştir. Mahrem olgusunun kavram olarak genel hatları ve resim sanatındaki karşılığı da sonrasında değinilecek olan Oryantalist resimde konu edilen mahrem mekanları açıklayıcı nitelikte olması adına araştırma konusuna dahil edilmiştir. Oryantalist resim geçmişten günümüze hala ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Mahrem olgusunun da hala irdelenmeye ve merak uyandırmaya açık bir kavram olduğunu baz alırsak, Oryantalist resimde kullanılan mahrem mekanların da neden yapım aşamasında en çok tercih edilen mekanlar olduğunu bazı noktalarda çözümleyebiliriz. Gerek coğrafyanın ağırlıklı olarak mensubu olduğu dinin yasakları gerek Doğu hakkında anlatılan fantastik hatta yer yer kurmaca hikayelerinde etkisi ile Doğu halkı ve yaşam biçimleri geçmişte olduğu gibi günümüzde de merak öğesi olmaya devam edecektir.
20. yüzyıl sanatında kullanılan hayvan figürünün psikolojik nedenleri ve etkileri
Çeşitli üslupların kullanımı halinde geçmişten günümüze insan ve hayvan ilişkilerine ilişkin betimlemeler ve bu duruma ilişkin eserler yaygın bir şekilde bulunmaktadır. Hayvanların insan yaşamına etkisi, insanların yaşamlarında ki yerleri değerleri bakımından birçok alanda ele alınmıştır. Hayvanlar insan yaşamında beslenme öğesi olmasının yanı sıra bir ilham kaynağı, sembol ve imge olarak gerek düşüncelerde gerek sanat eserlerinde gerekse oluşumlarda kullanılmıştır. Geçmişten günümüze bakıldığında hayvan ve insan ilişkisinin mağaralara çizilmesi durumu söz konusu olmuştur. Burada hayvanın insan yaşamındaki yerine ilişkin incelemeler gerçekleşmiştir. Çeşitli dönemlerde ve uygarlıklarda insan-hayvan ilişkisi resimle anlatımı gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra hayvanlara yüklenilen anlamlar uygarlıkları ya da devletleri sembolize etmektedir. Eğlence için ya da evcilleştirilerek bakımı sağlanan hayvanlara olan sevgi doğrultusunda şiirler yazılmış, mezarları oluşturulmuş ve kimi zaman portrelerde yerlerini almışlardır. Birçok sanatçı eserlerinde hayvan ve insan ilişkisinin yanı sıra eseri tamamlayıcı nitelik taşıması ya da bir mesaj vermek adına hayvan imgelerinden yararlanmıştır. Sanatçılar da birbirlerinden etkilenerek resim çalışmalarında farklı durumları metafor halinde yansıtma çabası içerisine girmişlerdir. Sanatçıların eserlerini meydana getirirken yaşadıkları yoğun duyguları da ifade etmek için bu yolu seçtikleri bilinmektedir. Betimlemeler, kullanılan imgeler ve renkler doğrultusunda en iyi düşüncelerini yansıtan en iyi yolu gerçekleştirmişlerdir. Çalışma kapsamında yapılan eser incelemelerinde sanatçıların her birinin kendine has bir üslubu bulunmaktadır. Dönemin ünlü sanatçılarından da etkilenmeleri söz konusudur. Yalnızca resim alanında değil çeşitli sanat dallarında da kendilerini geliştirdikleri bilinmektedir. Anahtar Kelimeler: Hayvan imgesi, sanatçı, eser, hayvanlar, duygu ve düşünce
Paul Klee'nin soyut resimlerinde renk kullanımının incelenmesi
20. ve 21. Yüzyıldaki evrensel değişim, kuşaklar arası teknolojik dönüşüm, Türkiye'nin ve dünyanın oldukça hareketli, siyasal ve sosyolojik değişimler yaşamasına sebep olmuştur. Bu farklı iki yüzyılın, insan faktörüne yansıyan etkilerini, toplumsal hayata ve resim sanatına yansımalarını, birbirini takip ederek hızla ortaya çıkan sanat akımlarından anlıyoruz. Bu hareketli dönemlerin içinde yaşamış olan Paul Klee ise resim sanatında renk kullanımının önemini, yaptığı eserleri, verdiği dersleri ve kendi geliştirdiği renk teorisini, uygulamalarıyla öğrencilerine aktarmıştır. 19. ve 20. Yüzyılın savaşları eşliğinde dünya coğrafyasında hızla değişen ve gelişen modern dönemde, akımlara bağlı olmayan, soyut ve özgün bir anlatım dili geliştirmiştir. Bu çalışmada, Paul Klee'nin, soyut resimlerindeki renk uygulamaları incelenerek, resim sanatında bambaşka değişim-dönüşüm biçim ve anlatım dili arayışlarına, ilham olması hedeflenmiştir. Soyut sanat ve renk, ayrıntılarıyla tanımlanmıştır. Renk sınıflandırılmış, renklerin birbiriyle olan ilişkileri incelenmiş ve renk teorilerinin şemaları, şekilleri ile anlatılmıştır. Resim sanatındaki renk teorileri ve teorisyen sanatçıları, ait oldukları, Antik dönem, Rönesans dönemi ve Modern dönem içinde kronolojik bir düzen içinde incelenerek anlatılmıştır. Paul Klee'nin sanat anlayışı ve renk teorisi modern dönem içinde değerlendirilerek soyut eserlerindeki renk uygulamaları irdelenmiş, sanatçının oluşturduğu renk teorisini yansıttığı soyut çalışmalar görselleriyle paylaşılarak, teorik olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Soyut Sanat, Paul Klee, Renk, Renk Teorisi.
The self as a problem of existence and its imagery in plastic arts
What is expected from the unity of art and philosophy is to reveal an understanding of art that will mediate the discovery of existential reality by considering existence with an ontological approach. The man who thinks about his own consciousness needs philosophy to make sense of his spirituality. The problem of "existence"- "non-existence" and "self" is the basis of philosophy, which is identical with "ontology" and "metaphysics" and these concepts have been discussed from Ancient Greek ontology to contemporary metaphysics and interpreted in the context of its own era. The knowledge of the existence that the artist sees and determines as reality, constitutes the core subject of art, therefore the aesthetic attitude is primarily based on ontology. While the artist puts the essence of existence into an aesthetic form in matter, he externalizes his perception of being, embodies it, and by reflecting himself, he objectifies the "self" in the work of art. In this study which intends to raise awareness about the interdisciplinary dimensions of the concept of self as an alternative perspective in approaching the artist-artwork relationship; it is aimed to investigate how the artist objectifies the "self" in the work of art throughout the historical process, to examine the representation of consciousness of the self and ontological ways of seeing in intellectual history in plastic arts, to examine what kind of consciousness the artist establishes during the creation process and where reality is positioned according to the artist and finally to examine at what layers self-representations are visible in the artwork according to the ontological approach. To clarify the ontological statement, the concept is also discussed within psychology and sociology, and the artistic representations are exemplified. The evaluation of the meaning and formal characteristics of the personal works was made by referring to various artists' works.
Modern sanatta biçim bozma ve ritim anlayışı
Yapılan araştırmada ele alınan biçim, deformasyon ve ritim kavramlarının sanat tarihinin başlangıcından günümüze kadar geçen süreçte gelişiminin analiz edildiği görülmüştür. Biçim bozmanın tarihsel süreci araştırılırken modern sanata ne gibi katkıları olduğu örneklemelerle belirtilmiştir. Sanatta deformasyon anlayışı 20. yüzyılda tam anlamıyla kabul görmüş, dönemin psikolojik durumu bağlamında sanatçıların kendi içlerine kapanmaları sonucunda doğadan uzaklaşıp kendi iç dünyalarını yansıttıkları görülmüştür. Sanatçılar resmettikleri nesneyi göründüğü gibi değil, nesneye yeni bir anlam ve ifade katarak aktarmışlardır. Ritmin temelleri üzerine kavramlar örneklerle birlikte incelenmiştir. Son olarak, Azize Seçil Güç'ün resimlerindeki biçim bozma ve ritim anlayışı incelenmiştir.
Melez sanat oluşumundaki etkenler ve 20. yüzyıl sanat eğilimleri bağlamında ortaya çıkışı
"Melez Sanat Oluşumundaki Etkenler ve 20. Yüzyıl Sanat Eğilimleri Bağlamında Ortaya Çıkışı" başlıklı bu çalışma, melez sanatın oluşumunda etkili olan kültürel, bilimsel, teknolojik ve toplumsal süreçleri; 20. yüzyıl sanat hareketleri ve günümüz sanat pratikleri bağlamında ele almaktadır. Melez kavramı ve melez kültürün sanata etkisi, sanatın bilim ve teknolojiyle olan etkileşimiyle birlikte değerlendirilerek, küreselleşme ve yerellik arasındaki gerilimin sanatsal ifade biçimlerine nasıl yansıdığı tartışılmıştır. 20. yüzyılda ortaya çıkan Kübizm, Fütürizm, Dada ve Ekspresyonizm gibi öncü sanat akımlarından, 1960 sonrası gelişen performans sanatı, fluxus, kavramsal sanat ve feminist sanat gibi yaklaşımlara kadar pek çok hareket, melez sanat eğilimleriyle ilişkilendirilmiştir. Günümüz sanatında sınırların yok olduğu melez yapıların çoğullaşması, çağdaş sanatçının kimlik, beden, doğa, teknoloji gibi alanlarda geliştirdiği hibrit yaklaşımlarla örneklendirilmiştir. Son bölümde ise sanatçı Merve Kıyak'ın sanatsal pratiği üzerinden bu melez yaklaşımların somut örnekleri analiz edilmiştir. Çalışma, melezliğin yalnızca teknik ya da biçimsel değil, aynı zamanda kavramsal ve kültürel bir strateji olarak günümüz sanatında nasıl merkezileştiğini göstermeyi hedeflemektedir.
Türk resim sanatında bakış kavramının değişimi: Kent imgesi üzerinden bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, resim sanatında bir eserin yaratım sürecinde sanatçının dünyayı algılayış biçiminin bir ifadesi olan "bakış" kavramının, tarihsel süreçte geçirdiği dönüşümlerin incelenmesidir. Sanatçının eserine konu olan unsurlarla zamana yayılan zihinsel bir etkileşim kurması şeklinde tanımlanan "bakış" kavramı ele alınırken şu temel soruya yanıt aranacaktır: "Resimde 'bakış', tarihsel ve toplumsal gelişmeleri nasıl yansıtır?" Bakış kavramındaki değişim, tarihte sıkça işlenen kent imgesi üzerinden değerlendirilecektir. Bu inceleme, Osmanlı ve Türkiye'deki görsel sanatlar üzerinden yürütülecektir; çünkü bu coğrafya, yüzyıllar boyunca birçok farklı kültürel etki altında kalarak çeşitlilik barındıran "bakış"lara zemin oluşturmuştur. Araştırmanın odaklandığı zaman dilimi ise Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükseliş Dönemi'nden Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk 20 yılına kadar olan süreci kapsamaktadır. Bu zaman aralığı, toplumsal gelişmeler bakımından çeşitlilik gösteren bir dönem olması nedeniyle "bakış"ın tarihsel evrimini anlamak için elverişli bir bağlam sunmaktadır.
Saymalıtaş kaya resimlerinin biçimsel ve ikonografik analizi ve sembolik anlamların çağdaş Türk sanatına yansımaları
In this study, petroglyphs and rock paintings, the first visual communication tools of the prehistoric period, were examined. The first section discusses the purpose of the study, while the second section addresses the definition of rock paintings and their place in Turkish culture. Rock paintings are an important form of communication that reflects humanity's struggle with nature, beliefs, and rituals through symbols. Particularly in Turkish culture, rock paintings convey artistic and ritual elements from the past to the present using a symbolic language. The third section introduces Saymalıtaş, one of the richest rock painting sites in the world, and provides a formal and iconographic analysis of the paintings found there. The fourth section presents examples of contemporary Turkish artists whose works feature elements similar to the symbols used in Saymalıtaş. Parallels in language and iconographic expression between these artists and the Saymalıtaş rock paintings are highlighted. In the final section, the researcher shares the process of drawing inspiration from Saymalıtaş rock paintings in their own artwork and includes works created based on these depictions.
16. yüzyıldan 20. yüzyıla resim sanatında mekanın gelişimi ve distopya olgusu
Bu araştırmanın konusu, 16.yüzyıldan 20.yüzyıla resim sanatının mekânsal gelişimi ve distopya olgusu üzerine inceleme yapmaktır. Bu konudan hareketle, araştırmanın literatür taraması olarak yürütülmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla, araştırmanın birinci bölümünde giriş bilgisi sunulmuş ve ikinci bölümünde de ütopya ve distopya kavramları tanıtılıp Thomas More'un Ütopya'sı ile Yevgeni İvanoviç Zamyatinin "Biz" romanı tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde ise mekân kavramı hakkında açıklama yapılmıştır. Ek olarak, araştırmanın dördüncü bölümünde de resim sanatının gelişimi ve mekân ilişkisi, ayrıca ütopya ile distopyanın resim sanatına yansımaları hakkında bilgi verilmiştir. Resim sanatında mekânın gelişimi üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, mekânın gelişiminde, toplumsal ve kültürel özelliklerin, inanç sistemlerinin, bilim ve felsefe alanındaki gelişmelerin etkili olduğu belirlenmiştir. Eserlerde kullanılan mekân ve konular dönemlere göre farklılık gösterse de resim sanatında distopik mekân kullanımı hemen hemen her dönemde kendini göstermiştir. Örneğin; A. Lorenzetti'nin "Deniz Kenarında Şehir" isim tablosu Orta Çağ'da yapılmasına karşın ütopya fikrinin henüz adının konmadığı bir dönemde yapılmış olması yönüyle dikkat çekmektedir. Ayrıca, Hobein tarafından yapılan "Ütopya Haritası" resim sanatında ütotopik mekân kullanımının Rönesans'ta da kullanıldığını göstermektedir. Ayrıca, Laurana'ya atfedilen "İdeal Şehir Urbino" ve Carnavale'e atfedilen "Baltimore" eserleri de 15. yy. şartlarına göre ideal ve düzenli şehir kullanımını yansıtmaktadır. Ek olarak, Bosch'un "Dünya Zevkler Bahçesi" ve "Son Yargı" eserleri distopya olgusuna örnek olarak bu yıllarda ortaya çıkması bakımından önemlidir. Resminde distopik mekân kullanımı ilerleyen yıllarda da kendisini göstermiş olup Bruegel'in "Cockaigne Ülkesi" ve "Babil Kulesi" 16. yy. eserleri arasında gösterilebilir. Ayrıca, Snayer'in "Aire - Sur - La – Lys – Kuşatması" 17. yy. ve Cole'un "Arkadya Tarzı veya Kırsal Devlet" eseri ile Böcklin'in "Ölüler Adası" 19. yy. eserlerine örnek olarak verilebilir. Ek olarak Meidner'in "Yanan Şehir", Gross'un "Cenaze", Beckmann'ın "Gece", Carra'nın "Anarşist Galli'nin Cenazesi", 20. yy.'ın başlarında resim sanatında distopik mekânı kullanan sanatçılara örnek olarak gösterilebilinir. Anahtar Kavramlar: Resim, Ütopya, Distopya, Mekân, Distopik mekân
Fluxus ve Dada akımları bağlamında resmin heykelleşme süreci
Dada ve Fluxus akımları bağlamında resmin heykelleşme süreci araştırması, literatür taramasıyla Dada ve Fluxus akımlarını ve bu akımların önemli temsilcilerini tanıtmakta, plastik sanatlardaki malzeme kullanımını, malzeme estetiğini, kolaj ve asamblaj kavramlarını ele almaktadır. Ayrıca, çağdaş sanatta resim ve heykel birlikteliği ve bu alanda çalışan sanatçılar hakkında bilgiler sunulmuştur. Araştırmanın detaylarında Dada akımının anlam belirsizliğine ve anlamsızlığa dayandığı, I. Ve II. Dünya savaşı yıllarında çeşitli şehirlerde geliştiği, geleneksel sanat anlayışına başkaldırı niteliğinde olduğu ve sanatçıların nihilist düşüncelere sahip olduğu saptanmıştır. Fluxus akımının ise 1960'larda müzik de başlayıp farklı sanat dallarını bir araya getirdiği, insani ve maddi kaynakların tüketilmesine karşı çıktığı belirtilmektedir. Araştırma sonunda, heykelleşen resmin geleneksel anlamdaki tuval resminin sınırlarını aşarak heykelin sınırlarına yaklaştığı ve böylece genel sanat yapıtına yöneldiği çıkarımı yapılmıştır. Dolayısıyla resmin heykel sanatına yaklaşması ile etkileşimin fiziksel mekânla doğrudan bağlantılı olduğu ve sanat eserinin dokunsal özelliklerinin mekânda anlam kazandığı ifade edilmiştir. Bu doğrultuda nesnenin kendisinin sanat nesnesi gibi galeri mekânın da sergilenmesinin Enstalasyon kavramının doğmasına neden olduğu belirtilmekte olup bu akımların etkilerinin halen günümüzde de görülmekte olduğu belirtilmiş. Ve bu yönde eserler veren yabancı ve yerli sanatçıların çalışmalarından örnekler verilmektedir.
Tendency of abstraction within the context of culture and art
The thesis titled "Tendency of Abstraction within the Context of Culture and Art," examines the concept of "abstraction" as a prevalent tendency. This exploration is based on the fundamental assumption that abstraction is an inherent reflex within both the psychological and physical makeup of human beings. All cognitive activities and modes of production, including basic logical reasoning, are achieved through this "tendency of abstraction." Analyzing abstraction through the lenses of representation, depiction, and imitation reveals various frameworks. It becomes evident that abstraction is fundamental to language, semiotics, and the study of signs. Building on Wilhelm Worringer's influential work "Abstraction and Empathy," the thesis critically analyzes the constructs of identification and abstraction, juxtaposing them with opposing viewpoints within the dynamics of contemporary discourse. Abstract painting, while not the primary focus of this study, is relevant in understanding the concept of "abstraction" due to the conditions and internal transformations of abstract art. Consequently, the tendencies toward abstraction in artworks from the mid-19th century to the year 2000 are examined. The discussion includes differences between examples where abstraction is perceived as a style and those where the abstract is exalted. By considering the social and cultural characteristics within each period, the aim is to emphasize the feature of abstraction as an unconscious mechanism. In light of the pre-21st century period, this study examines the origins of "contemporary" art, defined as post-2000, to scrutinize how abstraction functions in the present day. The primary objective in exploring works that perpetuate the tradition of abstract painting, yet do not center on abstraction, is to uncover an atemporal significance within the concept of abstraction. Furthermore, the study delves into the tendencies toward abstraction in art practices that evolve outside the conventional painting tradition, considering factors such as the artist's contextual conditions, motivations, and focal points. Ultimately, this investigation refrains from positing a conclusive assertion that abstraction exists as a ubiquitous tendency across all practices. Rather, it aims to provide a comprehensive research framework by analyzing related concepts within diverse contexts and examples.
Geleneksel Yixing Zisha seramikleri ve günümüz seramik sanatına etkileri
Geleneksel Yixing Zisha seramikleri, Çin' in Jiangsu Eyaletinde, Taihu gölünün kıyısında bulunan Yixing bölgesinden çıkan, pekişmiş çini ( stoneware ) özelliklerine sahip özel bir kilden üretilir. Bu kil, yoğun gözenekli yapısı sayesinde çayın aroması ve rengini en iyi şekilde korur ve bu özellikleriyle dünyada en iyi çaydanlık malzemesi olarak kabul görmüştür. Çinli alimlerin heykel çalışmalarının da bulunmasına rağmen, çoğunlukla çaydanlık ve çay takımları üretilmiştir. Bu seramikler mor, kırmızı, yeşil, mavi gibi çeşitli renkleri olan, Jiangsu bölgesindeki madenlerden çıkan, benzersiz özelliklere sahip olan, Zisha (mor kum) kilinden elde edilirler. 17. yüzyılda ihracatın başlamasıyla, önce Çin çayı, sonrasında ise Yixing Zisha çaydanlıklarının Avrupa'ya ve sonrasında Amerika' ya ulaşmasıyla, modern seramik ustaları, tasarımcıları ve sanatçıları bu çaydanlıklara yoğun ilgi göstermişlerdir. Bu ürünler bazı ustalar tarafından taklit edilmiş, bazı sanatçı ve tasarımcılara da esin kaynağı olmuşlardır. Bu çalışmada, Yixing Zisha seramiklerinin tarihi, üretim teknikleri ve önemli ustaların çalışmaları detaylı bir şekilde incelenmiş, çağdaş seramik tasarımı, üretimi ve sanatı üzerindeki etkileri sanatçı ve ustaların çalışmaları analiz edilerek gözlemlenmiş ve Yixing Zisha seramik geleneğinin gelecekteki potansiyeli üzerine öngörülerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yixing, Zisha, Kil, Seramik, Çaydanlık
Görsel sanatlarda yaşam ve ölüm diyalektiği
Görsel sanatlarda yaşam ve ölüm diyalektiği, insan deneyiminin temel unsurlarından biri olarak, sanat eserlerinde, yaşamın doğal akışı içinde ölümün kaçınılmaz olduğu ve bununla birlikte yaşamın önemli bir değer olarak vurgulandığı gerçekliğinden beslenir. Sanatçılar, ölümü değişik şekillerde ele alarak, hayatın geçiciliğini ve insanın hayatta kalma çabasını vurgularlar. Ayrıca bir yandan da eserler insanların ölümleriyle yüzleşmelerine imkân tanıyarak, ölümün hayatın doğal bir parçası olduğunu kabullenmelerine yardımcı olur. Ölüm kavramı günümüz modern toplumlarında var olan bir sorun olarak ele alındığında endişe ve korkuya karşılık geldiği görülmektedir. Bir yandan psikolojik anlamda da korku ve endişenin arka planında ölüm ve buna dair duyulan endişeler yer almaktadır. Günümüzde tüm insanlık için kurgulanarak, idealize edilmiş bir toplum içerisinde, sonsuz sayıda çeşitlilik içinde yaşanması ve her şeyin konfor dâhilinde ulaşılabilir durumda olmasına rağmen mutsuzluk, endişe ve dolayısıyla korku içinde yaşanmaktadır. Bu korkunun bir sonucu olarak insanın varlığı karşısında dolaylı olarak hissettiği bu endişeyi, yine insanın hayatta kalma çabası ve yaşam-ölüm diyalektiği içinde düşünmek mümkündür. Ölüm ve yaşam arasında gidip gelen bu ince çizgi üzerinde ilerleyerek, ölüme karşı bir güç göstermek ve yaşamsallığı desteklemek bu sanatsal diyalektiği oluşturmaya imkân tanır. İnsan hayatı kendine özgüdür. Bunu açığa çıkarmak da dirençle mümkündür. İnsanın öleceğini bilerek yaşamaya devam etme trajedisi, içerisinde bir sanatsallık barındırır. Var oluş endişesi insanı nefes almaya, üretmeye, tartışmaya ve yaşam sanatını oluşturmaya teşvik eder. Tarih öncesinden başlayarak günümüze ulaşmış birçok eserin altında yatan bu psikolojinin pratik hayattaki sonucudur. Sanat eserlerinin psikolojik ve felsefi yaptırımlar dışında var olan bir sosyolojik boyutu da bulunmaktadır. Sanatçılar bireysel bunalımları ve hayatları kadar etkilendikleri sosyolojik olay ve felaketler ışığında da üretimler gerçekleştirirler. Bu çalışmada 19. ve 20. yüzyılı kapsayacak biçimde ölüm-yaşam düalizmini içselleştirip sosyolojik bağlamı içerisinde kavrayarak üretimde bulunmuş olan sanatçılar değerlendirilerek bir sonuca varılmaya çalışılmıştır.
Social and cultural memory in post-1980 Turkish installation art
This study delves into Installation Art in Turkish Plastic Arts post-1980, focusing on the multifaceted concept of "space" in both its visual and conceptual dimensions. It elucidates how the political, social, and economic factors, whose groundwork was laid in the 1960s and 70s in Turkey, marked a pivotal juncture in the realm of Plastic Arts and delineated the national and international stature of Turkish Plastic Art. The study identifies the catalysts behind seminal turning points in Plastic Arts and the resultant formations they incited, as well as their contributions to the bedrock of social and cultural memory.
Sanat ve mimari ilişkisinin karşılıklı etkileşimi
Birçok disiplinin birbiriyle iletişim halinde olması gibi sanat ve mimari de birbiriyle ilişki içindedir ve bu ilişkide bilgi gereklidir ancak bilginin gerekliliği kadar sezgi, içgüdü ve arzular da gereklidir. Sanatta dikkat edilmesi gereken asıl olgulardan biri sezgidir. Aynı şekilde mimaride de sezgisel yaklaşım oldukça önemlidir. Bilgi her zaman var olur, ilerler, duruşunu koruyabilir. Çünkü o, mantıklı olandır. Temellendirilebilir, öğrenilebilir, kurulur, düzenlenir ancak bütüne ulaştırmaz. Dolayısıyla mimaride biçimselliğe daha az önem vermek ve sadece işlevlerle ilgilenmek sağaltıcıdır, eksiktir. O eksik; en derinde, en içtedir; içsellik gibi. Onun yerini hiç bir şey dolduramaz. O, öğretilemez olandır. Hiçbir kuralı yoktur, kuraldışıdır. Başlangıcı ve sonu yoktur. Beklenmedik olandır ve sürprizlidir. Sadece gerçek sanatçılar; güçlü içgüdülerle, önceden uygulanmış olandan ve katı kurallardan sıyrılarak, araştırmalarını kendi birikim süzgeçlerinden geçirerek henüz bilinmeyen bir çeşitlilik bulabilirler. Sanatçının hayal gücü ve içgüdüleri bizi öyle görüntülere ulaştırır ki; bu zamana kadar öğrendiğimiz, bildiğimiz şeylerin ötesinde bir yaratıcılığa iter. Sanat, erişilemeyecek olanla bilinçsizce oynar ama yine de ona erişir. Bu, örtülerden sıyrılmaktan ve bakış açısını değiştirmekten geçer. Çünkü insan ancak bu sayede başka bir dünyada kendini bulabilir. Bireyin dünyayla yeniden kaynaşması sabitlikler kuran çevrelerden arınarak bireysel olana yönelmesiyle gerçekleşebilir. Özünden uzaklaşmış olan bir birey ancak yapay olandan da uzaklaştığında ve hayal gücüne koştuğunda kozmik bir düzene erişecektir. Bu yüzden yeni olan biçimler, kolay kabul görmezler ama yine de bir süre sonra 'kabullenilmez olan' olarak var olmasıyla duyuları dürterek eninde sonunda kendilerine bir yer edinirler. Sanatçıların çoğunun 'karşı çıkıcı' olmalarının sebebi; onların evrenin derinlerine inerek gerçeği görmelerinden ve o gün hala canlı olan tasarımı yıkmalarından kaynaklıdır. Mimardan da böyle bir sanatçı ediminde olması beklenir. Mimarlık; sanat-bilim, işlev-biçim, gerçek-imaj arasında sürekli gidip gelerek çok sayıda tartışmalara neden olmuştur. Mimarlık tartışırken; biçim, mekan gibi problemler ihmal edilemez ama son çözümlemede biçim ve mekan yine kişisel arzuların, zevklerin alanına kalmalıdır. Bu da sanatsal bir tavır ile mümkündür. Böylece, konulara dil ve mantık açısından tartışılabilir bir ortam yaratıldığında herkes bilgiyi kendi arzu süzgecinden geçirerek yaratmaya çalışacaktır ve kalıplaşmış, standartlaşmış olandan uzak yeni oluşumlar doğacaktır. Mimarlıkta artık doğru ve yanlışların olmadığı, belirsizliklerin, iç tutarlılıkların, içinde insan barındırmayan yapıların da hoş görüldüğü hatta beğeniyle karşılandığı bir çok örnek vardır. Yapılar, işlevselliklerinin ötesinde bu anlamsal değerlerle de öne çıkarak tarihte akımlar yaratırlar. Bu değerler, teknolojinin, ihtiyacın, mühendisliğin ötesinde anlaşılması güç olan bir karmaşıklığı barındırır. Bu da bilginin çok ötesinde bir değerdir. Mimaride sanattan beslenilirken mimarın da bir sanatçı içgüdüsüyle hareket etmesi oldukça önemlidir. Çünkü sanatçı, evreni bir başka görür. Onun görümü, diğer insanların görümünden farklıdır. Sanatçı, evreni keşfederken onda güzel olanı da keşfeder. Sanatçı, doğa biçimlerine körü körüne bağlanmaz. Çünkü ona göre; doğal yaratma sürecinin özü, bitmiş biçimlerde değildir. Sanatçı için biçimleyici güçler, bitmiş biçimlerden daha önemlidir. Onlara göre; dünya -bugünkü biçimiyle- olabilecek tek dünya değildir. Böyle düşünen sanatçı, yaratma etkinliğini daha da ileriye taşımaya çalışarak, oluşumunu devam ettirir ve ona süreklilik sağlar. Çağımızda toplumun yaratma özgürlüğüne kavuşması gerekmektedir. Mimarlar da tasarım süreçlerinde tekniğin tüm olanaklarından faydalanmalı ancak daha da önemlisi bir sanatçı kadar özgür ve yaratıcı olmalılardır. Çünkü; yaratma özgürlüğü, değerler dünyasının en üstündedir. Mimarların da tüm sabitliklerden uzaklaşabilmeleri ve kendi üsluplarını ortaya koyabilmeleri için adeta bir sanatçı gibi düşünebilmeleri ve sanatçı tutumuyla hareket edebilmeleri son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sanat, Mekan, Mimari, Sezgi, Algı
Mystical Inspirations of Abstract Expressionist Painting
Action painting refers to a style within abstract art, especially abstract expressionist movement. In this study, it is aimed to trace the mystical experiences of the action painters in their creation process. In art literature, the abstract expressionist art movement emphasizes a process that creates the works of the artist without making any reservations to their creativity and awareness, and this movement also forms the basis of the action painting. In the action painting, the artwork of an artist has not been described as a product that reflects the inherent forces of nature, such as perception or imagination; but it is additionally emphasized that what the artist essentially wants to achieve is a spiritual purification. In other words, it is emphasized that the works of the action painting style not only reflect the characteristics of the abstract expressionist art movement but also the spiritual calmness; and this emphasis is explained in the search for "sublime art creation" of the artists, namely, Pollock, Rothko and Newman who are among the pioneers of this movement. These proposals accelerated the "mystic" approach in abstract expressionism. Based on this approach, in present study, attempts were made to explain the mystical experiences of some abstract expressionist painters during their creation process. It is accepted that the mysticism is a concept that reflects the mystic philosophy of both monotheistic and polytheistic religions. Mysticism is examined by taking into account the three classifications determined by the geographical prevalence scale: (1) Far East: Tao, Brahman, Tantric, and Zen, (2) West: Christian and Kabbalah, and (3) Middle East: Zarathustra and Sufi. In this study, Eastern and Western mysticism was tried to be explained by considering this classification. In the present study, the mystic inspirations of the artists who are the pioneers of Abstract Expressionism both in Turkey and in the world, namely, M. Zahit Büyükişliyen, Sabri Berkel, as well as Jackson Pollock, Bernett Newman, Robert Motherwell, Mark Rothko, Wols, Georges Mathieu, tried to be marked in terms of their actions during the creation of painting process, their discourse, their products and their meetings with audiences. It is believed that the discussions of the present study will contribute to similar works supported by the literature.
Günümüz Türk sanatı renk ve figür ilişkisi
Türk resminin geçmiş tarihlerindeki gelişim ve değişim skalasına bakılacak olursak, o dönemlerdeki sosyo-ekonomik alandaki statüden dolayı hep Batı etkisinde kalmıştır. Batıdan alınan tarzlar ve gelişim etkileri azda olsa kendi kültürümüz doğrultusunda uygulanıp yeni sentezler ortaya çıkmıştır. Ama geçmiş dönemlerdeki Batı hayranlığının bir furya haline gelmiş olmasından dolayı kendi gelişimimizi etkilemiştir. Neyse ki günümüz Türk resmi o furyadan sıyrılıp kendi gelenek ve göreneklerimiz doğrultusunda ilerleme göstermiştir. 1990 sonrası sanat camiasında eski olan tarzın ve ideolojinin geride bırakılıp, yeni tarz ve üslup arayışına girilmesi o dönemin bariz özelliğidir. Geçmiş dönemlerde yapılan geleneksel sanat türleri ile modern yaşamın izleri birbiri içinde yoğrularak yeni üsluplar ortaya çıkarılmıştır. Bu tutum amacına olduğundan fazlasıyla ulaşıp çok çeşitlilik olarak nitelendirilmiştir. Teknolojinin getirmiş olduğu yeniliklerin de sanata olduğundan daha fazla katkısı olmuştur. Yabancı dillerde yazılan kitapların Türkçeye çevrilmesi, Bianellerin, Trianellerin eskiye nazaran ülkemizde daha fazla oluşu sanatın dilini geliştirmiştir. Artık sanatçıların çoğu bir araya gelerek ortaklaşa sanat işleri yapmışlar ve resim sergileri açmışlardır. Bu da sanatın en sağlam duruşu niteliğindedir. Türk resim sanatına uluslararası bir dil kazandırılmıştır. 1990 sonrası Türk Sanatında; figüratif eğilimlere, kavramsal soyut eğilimlere, renk ve farklı tekniklerin uygulanmasında üslup ve yeni yaklaşımlara Türk sanatçılardan örnekler ve eserleri hakkında yer verilmiştir.
Salvador Dali eserlerinde metafor kavramı
Bu tezin temel amacı, Salvador Dali eserlerinde, sanatçının eserin başlangıcından oluşumuna kadar olan süreçte kullandığı sembollerin metafor olup olmadığını incelemektir. Eserlerin analizini gerçekleştirebilmek adına sanatçının hayatı, arkadaşları, sosyal yaşamı, yaşadığı yer, alışkanlıkları gibi resimlerini etkileyen faktörler araştırılmıştır. Sürrealizm etkisinde kalarak geçirdiği dönem incelenmiştir. Eserlerinde kullanılan semboller Sigmund Freud un rüya sembolleri ışığında değerlendirilmiş ve metaforlar bulunmuştur.
Türk resim sanatında otobiyografik anlatım
Sanat tarihinde Antik Yunan ve Mısır medeniyetlerinden günümüze kadar bir ifade aracı olan sanat eserlerinde, kişinin kendini, bulunduğu toplumu ifade etme ihtiyacından kaynaklanan portre ve otoportre çalışmaları sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Türk resim sanatındaki otobiyografik anlatım konulu çalışmada; portre ve otoportrenin genel ifade aracı olarak kullanılma süreci dönemsel olarak değerlendirilmiştir. Dünyadaki ve ardından Türk resim sanatındaki başlıca portre ve otoportre sanatçılarının eserleri incelenerek tarih içerisinde, insan üzerindeki yarattığı etki irdelenmiştir. Araştırmada otobiyografik anlatım, genel olarak otoportre başlığı altında değerlendirilmiştir. Araştırmacının otoportre çalışmaları da bütüncül yaklaşımla incelenmiş, Ezgi Özkılıç'ın eserlerine dair çıkarımlar sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Otoportre, portre, Türk resim sanatı, otobiyografik anlatım.
21. yüzyılda dijital sanatta resmin yeri
Bu çalışmanın amacı dijital sanatın bir formu olan dijital resmi tarihsel perspektif içinde incelemek, özelliklerini belirttikten sonra çeşitli uygulamalar yapmaktır. Dijital çağın bir ürünü olan dijital sanat yeni gelişmekte olan bir alandır. Dijital görüntü oluşturmam dijital teknolojilerin başlangıcından beri bilim adamlarının ve sanatçıların ilgisini çekmiştir. Bilgisayarda dijital görüntü oluşturma çalışmaları ve dijital teknolojilerde gerçekleşen hızlı.gelişmeler dijital resmin bu gün geldiği düzeyi oluşturmuştur, Dijital resim yapmanın çeşitli yol ve yöntemleri vardır. Bunlar sanatçıya yaratıcı olma yolunda yeni ve geniş olanaklar sağlamaktadırlar.
Resimde süs öğelerinin kullanımı ve dekoratif plastik kavramının irdelenmesi
"Dekoratif Plastik Kavramının ve Resimde Süs Öğelerinin Kullanımı" adlı tez çalışmasında farklı dönemlere ait süsleme elemanlarının Çağdaş Sanata nasıl adapte edildiği incelenmeye çalışılmıştır. Tezin "DEKORATİF PLASTİK KAVRAMININ İRDELENMESİ" adlı ilk bölümünde dekoratif plastik kavramının incelenmesi, dekoratif elemanların kullanımı, dekoratif elemanların kullanım amacı ve plastik kavramı ele alınmaktadır. "Resimde Süs Öğelerinin Kullanımı" adlı ikinci bölümde; eserler arasında farklı malzemeler ve yaklaşımlarla süsleme elemanları sağlayan sanatçılar ve eserler yer almaktadır.