209
Archived Theses
2
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Covıd-19 pandemisinde özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin bakım yükleri ile ilişkili faktörler
Bu çalışmada özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin aile gereksinimleri ile aile bakım yükü arasındaki ilişkide ailenin koruyucu etkenlerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Konya ilinden 310 özel gereksinimi olan çocuğa sahip ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışma grubuna uygun örnekleme yöntemi ile yüz yüze ulaşılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Aile Gereksinimleri Belirleme Aracı, Aile Bakım Verenleri İçin Bakım Yükü Ölçeği ve Ailedeki Koruyucu Etkenler Ölçeği kullanılmıştır. Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin aile gereksinimleri ile aile bakım yükü arasındaki ilişkide ailenin koruyucu etkenlerinin aracılık rolü yapısal eşitlik modeli ile test edilmiştir. Verilerin analizi SPSS 21.0 ve AMOS paket programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre aile gereksinimleri ile aile bakım yükü arasındaki ilişkide ailenin koruyucu etkenlerinin kısmi aracılık rolü olduğu bulunmuştur. Ailenin gereksinimlerinin aile bakım yükünü istatistiksel olarak anlamlı ve olumlu yönde yordadığı, aile gereksinimlerinin ailedeki koruyucu etkenleri istatistiksel olarak anlamlı olumsuz yönde ve ailedeki korucuyu etkenlerin aile bakım yükünü istatistiksel olarak anlamlı ve olumsuz yönde yordadığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmış ve araştırmacı ve uygulayıcılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar sözcükler: aile gereksinimleri, aile bakım yükü, aile koruyucu etkenleri, özel gereksinimi olan çocuk, özel gereksinimli çocuğu olan aile
Sürdürülebilir gönüllülüğün kişilik özellikleriyle ilişkisinde öz yeterliliğin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı sürdürülebilir gönüllülüğün kişilik özellikleriyle ilişkisinde öz yeterliliğin rolünün incelenmesidir. Araştırma, nicel bir araştırma olup ilişkisel tarama modeli yaklaşımıyla genel gönüllü memnuniyeti, kişilik özellikleri ve öz yeterlilik değişkenleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu yönteme ek olarak SPSS programına uzantı olarak eklenen Process modeliyle öz yeterliliğin sürdürülebilir gönüllülük ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini sivil toplum kuruluşlarında aktif görev alan 18 yaş üstü 200 kadın ve 104 erkek olmak üzere 304 katılımcı oluşturmaktadır. Elde edilen nicel verileri ölçmek için gönüllü memnuniyeti, 10 maddeli kişilik ölçeği ve genel öz yeterlilik formu kullanılmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir durumu, gönüllülük süresini içeren değişkenler ise sosyo-demografik form aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda dışadönüklük, sorumluluk ve duygusal dengelilik kişilik özellikleriyle sürdürülebilir gönüllülük arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Öz yeterliliğin sürdürülebilir gönüllülük düzeyi, dışadönüklük, sorumluluk ve duygusal dengelilik kişilik özellikleriyle istatistiksel olarak anlamlı ilişkisinin bulunduğu ortaya konulmuştur. Öz yeterliliğin dâhil edildiği aracı model sonuçlarına göre dışadönüklük ile sürdürülebilir gönüllülük arasındaki ilişkide öz yeterliliğin kısmi aracılık rolü üstlendiği görülmektedir. Son olarak, öz yeterliliğin duygusal dengelilik kişilik özelliği ile sürdürülebilir gönüllülük arasındaki ilişkide ve sorumluluk ile sürdürülebilir gönüllülük arasındaki ilişkide tam aracılık rolü üstlendiği görülmektedir.
Üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlıklarını yordamada bilişsel esneklik ve maneviyatın rolü
Araştırmanın temel amacı, pozitif psikoloji için önemli kavramlardan olan ve bireylerin güçlü yanlarının varlığına işaret eden bilişsel esneklik, maneviyat ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın yaklaşımı nicel yöntemlerden olan betimsel ilişkisel tarama modelidir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin bazı demografik özellikleri ile birlikte bilişsel esneklik, maneviyat ve psikolojik sağlamlık düzeyleri belirlenerek bu değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma 250 kadın, 199 erkek olmak üzere toplam 449 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi Sakarya Üniversitesi'nde çeşitli fakültelerde lisans okuyan öğrencilerden oluşmaktadır. Örneklem uygun örnekleme yöntemiyle ve gönüllülük esasına dayanılarak seçilmiştir. Öğrencilere çevrimiçi kanallar vasıtasıyla ulaşılmıştır. Veriler katılımcıların bazı demografik değişkenlerini tespit edebilmek adına araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve nicel değişkenlerin ölçümlerini yapabilmek için geçerli ve güvenilir ölçekler olan Bilişsel Esneklik Ölçeği (BEÖ), Manevi Yönelim Ölçeği (MYÖ), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) ile toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS 25 yardımıyla analiz edilmiştir. Veri analizi için betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson momentler korelasyon katsayısı ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda psikolojik sağlamlık katılımcıların erkek veya kadın olmasına göre farklılaşmazken, bilişsel esneklik erkeklerde kadınlara göre, maneviyat ise kadınlarda erkeklere göre anlamlı bir şekilde farklılaşmış ve yüksek bulunmuştur. Araştırmada öğrencilerin "sosyal aktivitelere haftalık katılım" ve "aylık gelir seviyeleri" ile psikolojik sağlamlık becerileri arasında anlamlı bir fark bulunurken, "sınıf düzeyleri" ve "algılanan aile tutumuna" göre psikolojik sağlamlık puanları arasında herhangi anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bununla birlikte, yapılan korelasyon analizine göre katılımcıların bilişsel esneklik ve psikolojik sağlamlık puanları arasında orta düzey pozitif yönlü bir ilişki varken, maneviyat ile bilişsel esneklik ve maneviyat ile psikolojik sağlamlık arasındaki korelasyon düşük düzeyde anlamlıdır. Bilişsel esneklik ve maneviyatın yordayıcı değişken, psikolojik sağlamlığın yordanan değişken olarak ele alınmasıyla kurulan çoklu doğrusal regresyon modeli düşük düzeyde anlamlı bulunmuştur. Modeli anlamlı kılan yordayıcı değişken bilişsel esneklikken, maneviyat model içerisinde anlamlı bir yordayıcı değildir.
Üniversite öğrencilerinin olumlu çocukluk yaşantıları ve bilişsel duygu düzenleme becerilerinin psikolojik iyi oluş üzerindeki yordayıcı etkisi
Bu çalışmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin olumlu çocukluk yaşantılarının ve bilişsel duygu düzenleme becerilerinin psikolojik iyi oluşları üzerindeki yordayıcı etkisinin araştırılmasıdır. Yapılan araştırma nicel bir araştırma olup betimsel ilişkisel tarama modeli yaklaşımıyla yürütülmüştür. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin olumlu çocukluk yaşantıları, bilişsel duygu düzenleme becerileri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri ve bazı demografik değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Türkiye'deki çeşitli üniversitelerde önlisans, lisans ve lisansüstü düzeyde öğrenim görmekte olan 18-70 yaş aralığında 260 kadın ve 102 erkek olmak üzere toplam 362 kişi katılmıştır. Çalışmanın katılımcılarına seçkisiz örneklem yöntemiyle çevrimiçi yollar izlenerek ulaşılmış, çalışmaya katılımda gönüllülük esas alınmıştır. Araştırmanın nicel verilerini ölçmek için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Olumlu Çocukluk Yaşantıları Ölçeği (OÇYÖ) ve Bilişsel Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (BDDÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, okuduğu okul, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, ve romantik ilişki durumlarına ait veriler ise sosyodemografik bilgi formu aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS 21 paket programı ile analiz edilmiş, veri analizinde ölçme araçlarının betimsel istatistikleri, frekanslar, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon analizi, Kademeli Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bu analiz neticesinde üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş düzeylerinin olumlu çocukluk yaşantıları ve bilişsel duygu düzenleme becerileri tarafından %35 oranında açıklandığı anlamlı olan regresyon modelinde tespit edilmiştir. Ayrıca psikolojik iyi oluş ile olumlu çocukluk yaşantıları arasında orta düzeyde olumlu anlamlı ilişki varken, bilişsel duygu düzenleme becerilerinin Pozitif Tekrar Odaklanma, Plana Tekrar Odaklanma, Pozitif Yeniden Gözden Geçirme, Bakış Açısına Yerleştirmek alt boyutları toplam puanları arasında olumlu anlamlı bir ilişki, Kendini Suçlama ve Yıkım alt boyutları arasında olumsuz anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Araştırmada katılımcıların cinsiyet, kardeş sayıları, okudukları okul 8 türüne göre psikolojik iyi oluş seviyeleri anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir. Ancak katılımcılardan 30 yaş ve üzeri olanların 18-20 yaşa göre psikolojik iyi oluş düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca bulgulara göre lisansüstü eğitim görmekte olan katılımcı grubun birinci ve ikinci sınıf düzeye göre, evli olanların ise sevgilisi olan veya ilişkisi olmayan gruba göre psikolojik iyi oluş düzeyleri daha yüksektir.
Predictive role of irrational beliefs and self-efficacy in romantic relationship on perceived relationship quality
It aims to examine irrational beliefs and self-efficacy in romantic relationship in university students. The participants of the study consisted of 361 university students from various private and public universities, mostly from Istanbul Medeniyet University and Istanbul Medipol University. In the study, Perceived Relationship Quality Questionnaire, Irrational Beliefs in Romantic Relationship Questionnaire and Self-Efficacy in Romantic Relationship Questionnaire and Sociodemographic Information Form were used to collect the data from university students. To investigate irrational beliefs and self-efficacy in romantic relationship as well as their subdimensions predict perceived relationship quality in university students, correlation analyses were conducted and then multiple linear regression analysis was implemented in SPSS 23.0 version. Moreover, independent sample t-test analysis and ANOVA tests were conducted to determine the perceived relationship quality, irrational beliefs and self-efficacy in romantic relationship both total scores and subdimensions scores of university students differed significantly in terms of gender, relationship durations. The findings gained from the analyses revealed that perceived relationship quality significantly predicted by irrational beliefs and self-efficacy. Irrational beliefs and self-efficacy in romantic relationship explained 18% of variance of perceived relationship quality. Also, "use of social time" in subdimensions of irrational beliefs and negative self-efficacy and positive self-efficacy significant predictors of perceived relationship quality. Moreover, it was found there is no significant difference in perceived relationship quality between male and female participants.
COVID-19 sürecinde yetişkinlerin iyi oluş, şükran ve yaşamdaki anlamlarının incelenmesi
COVID-19 pandemisi ile birlikte Türkiye de olağanüstü bir durumla karşı karşıya kaldı. Uygulanan tedbirler ve olağanüstü ölüm sayılarıyla anormal bir yaşantı gözlendi. Bu bağlamda pandemi sürecinde bireyler incelenmiş ve literatürde patoloji temelli bakış açısı dışında yapılmış araştırmaların azlığı sebebiyle pozitif psikoloji çerçevesinde bir inceleme yapma gereği görülmüştür. Bu bağlamda Türkiye genelinde farklı illerden 1652 kişiye PERMA Ölçeği (Demirci vd., 2017), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (Telef, 2013), Minnettarlık Ölçeği (Yüksel ve Oğuz Duran, 2012) ve Yaşamın Anlamı Ölçeği (Demirdağ ve Kalafat, 2018) uygulanmış ve bahsi geçen unsurlar ölçülmüştür. Bu unsurların hem birbirleriyle ilişkileri hem de farklı demografik değişkenlere göre gösterdikleri farklılaşmalar incelenmiştir. Sonuç olarak literatürle uyumlu şekilde iyi oluş, yaşamın anlamı ve minnetarlığın birbirleriyle pozitif ilişkileri olduğu; evlilik, çocuk sahibi olma, iyi bir gelire sahip olma gibi durumlarda hem PERMA modeli ve psikolojik iyi oluş hem de var olan anlamın yüksek olduğu gözlenmiştir. Gelir sahibi olmamak, bekâr olma, çocuk sahibi olmama gibi durumlarda ise bulunmaya çalışılan anlamın yüksek olduğu gözlenmiştir. Ayrıca kadınların iyi oluş ve minnettarlık konularında daha yüksek ortalamayla anlamlı bir farklılık ortaya koydukları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İyi Oluş, Minnettarlık, Pozitif Psikoloji, Yaşamın Anlamı
Nature relatedness, campus green space and time spent in nature as predictive variables of college students' mental well-being
The purpose of this thesis is to investigate the differences on mental well-being and nature relatedness in terms of demographic characteristics and to examine the predictive role of nature relatedness, time spent in nature and SES on mental well- being of Turkish college students. This study also aims to examine the effects of campus green spaces on college students' well-being by questioning spent time within campus greenery, usage patterns and obstacles. Convenience sampling method was used, 442 participants were achieved. After excluding outliers and missing values the final sample composed of 404 participants (103 males, 301 females). Turkish versions of Nature Relatedness Scale (NR-21), Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale (WEMWBS), sociodemographic form and campus green space form which were specifically designed by the researcher were used for data collection. Independent t- test, one-way ANOVA, Pearson correlation and regression analysis were conducted. The results indicated that mental well-being scores were statistically different with respect to gender, employment and marital status. There was also a statistically significant difference within nature relatedness scores in terms of gender. It was also found that a considerable number of students did not have any greenery at their campus area. Single students used campus green spaces more than married students. The most common activities which were held in campus greenery were the activities about socialization and relaxation. The most common obstacles about campus greenery were limited green areas, being busy and unfavorable weather conditions. Correlation analysis indicated that there is a statistically significant and positive relationship between nature relatedness, time spent in nature and mental well-being. The regression analysis indicated that nature relatedness, time spent in nature and gender differences explained 14% variances of mental well-being and their contribution to well-being scores was significant. In the light of these findings, there will be some practical implications for counselors, university administers and future research projects to consider the positive effects of nature on students' mental well-being.
Suriyeli mültecilerde hayatta anlam fenomeninin incelenmesi: Fenomenolojik bir çalışma
Bu tez araştırmasının en temel amacı İstanbul'da yaşayan Suriyeli mültecilerin deneyimledikleri acı ve travmalarının ardından hayatlarındaki anlam fenomenin incelenmesidir. Bu minvalde, mültecilerin iç savaş ve mültecilik deneyimleri, bu deneyimlerle nasıl başa çıktıkları ve bu deneyimler ile beraber yaşamlarındaki anlam ve amacın katılımcıların bakış açılarıyla derinlemesine araştırılması amaçlanmıştır. Suriyeli mültecilerin hayatta anlam ve acıda anlam fenomenlerinin anlaşılması için nitel yöntemlerden biri olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada hayatın anlamı fenomenini araştırmak için şu araştırma soruları tasarlanmıştır: Suriyeli mülteciler yaşadıkları acı ve travmatik deneyimlerin ardından nasıl bir anlam inşa etmektedir? Suriyeli mültecilerde hayatta anlam fenomenine etki eden başlıca faktörler nelerdir? Bu amaçla katılımcılar İstanbul'da şehir hayatı yaşayan, üç kadın ve üç erkek, 22-34 yaş arasında ve Suriye İç Savaşı'nı en az iki yıl deneyimleyen mültecilerden oluşmaktadır. Her bir katılımcı ile ortalama bir saat süren bir defalık görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmiştir. Analiz sonucunda, 'savaş ve mültecilik deneyimleri', 'baş etme mekanizmaları', 'hayatın anlamı ve amacı' ve ''gelecek tasarımları' olmak üzere dört üst tema ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu temalar mevcut literatürle ilişkili bir şekilde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hayatın anlamı, fenomenoloji, Suriyeli mülteciler, travma
Umudu yordamada şükran ve özgecilik
Bu çalışmada temel amaç doğrultusunda şükran ve özgeciliğin birlikte ele alındıklarında umudun anlamlı birer yordayıcısı olup olmadıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Buna ek olarak çeşitli demografik özelliklerin (cinsiyet, ailenin aylık toplam gelir düzeyi, sosyal aktivitelere haftalık katılım sıklığı, algılanan aile tutumu), şükranın ve özgeciliğin ayrı ayrı umut ile olan ilişkileri de incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul'da devlet ve vakıf üniversitelerinde lisans düzeyinde eğitim gören 504 üniversite öğrencisi katılımcı (297 kadın, 207 erkek) oluşturmuştur. Araştırmanın yaklaşımı nicel araştırma yaklaşımlarından olan ilişkisel araştırma yaklaşımıdır. Araştırmada veri toplama araçları olarak katılımcıların demografik bilgilerini elde etmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyo-Demografik Bilgi Ölçeği, umut düzeylerini belirlemek amacıyla Snyder ve diğerleri (1991) tarafından geliştirilmiş ve Türkçe'ye uyarlaması Tarhan ve Bacanlı (2015) tarafından yapılmış olan Sürekli Umut Ölçeği, şükran düzeylerini belirlemek amacıyla Kardaş ve Yalçın (2019) tarafından geliştirilmiş Şükran Ölçeği, özgecilik düzeylerini belirlemek amacıyla London ve Robert Bower (1968) tarafından geliştirilmiş ve Türkçe'ye uyarlaması Cantez, Aşkın ve Akbaba (1991) tarafından yapılmış olan Özgecilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin istatistiksel çözümlemesinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Umudun, cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği bağımsız değişkenler t testi ile incelenmiştir. Umudun ailenin aylık toplam gelir düzeyine, sosyal aktivitelere haftalık katılım sıklığına ve algılanan aile tutumuna bağlı olarak anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile incelenmiştir. Bağımsız değişkenler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonucuna göre katılımcıların umut puanlarında bahsi geçen demografik özelliklere dayalı anlamlı bir fark ortaya çıkmamıştır. Şükran ve umut ile özgecilik ve umut arasında korelasyonel bir ilişki olup olmadığı pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Şükran ve umut ile özgecilik ve umut arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Şükranın ve özgeciliğin birlikte ele alındıklarında sürekli umudun anlamlı birer yordayıcısı olup olmadıkları çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Şükran ve özgeciliğin umudu yordama gücünün zayıf olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda araştırmanın sonuçları alan yazın göz önüne alınarak tartışılmış ve yorumlanmıştır. Daha sonra yapılacak olan araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Pozitif Psikoloji, Umut, Şükran, Özgecilik
Metaforik hikayelerle yapılandırılmış maneviyat temelli psiko-eğitim çalışmasının lise öğrencilerinin psikolojik iyi oluşlarına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı metaforik hikayelerle yapılandırılmış maneviyat temelli psiko-eğitim çalışmasının lise öğrencilerinin psikolojik iyi oluşlarına etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma, maneviyat ve psikolojik iyi oluş arasında ki ilişkiyi deneysel olarak inceleyen Türkiye'de ki ender çalışmalardan biridir. Araştırma 2020-2021 eğitim-öğretim yılında, Özel Bir Anadolu Lisede eğitim gören 9., 10, 11, ve 12. sınıf öğrencileri ile çalışılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunda 11 erkek 13 kız olmak üzere toplam 24 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada öntest, sontest ve izleme teslerinden oluşan deney ve kontrol gruplarından oluşan deneysel bir araştırmadır. Katılımcıların psikolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada deney gruba ile çevrimiçi 6 haftalık psiko-eğitim çalışması ile haftada bir kez olacak şekilde oturumlar yapılmış ve iki ay sonra izleme testi ile birlikte veri toplama işlemi tamamlanmıştır. Verilerinin analizinde parametrik olmayan istatistikler kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 15.0 istatistik programı kullanılarak, hipotezlerin sınanması Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile yapılmıştır. Verilerin analizi sonucunda deney grubunda katılımcıların son testinde ön test puanlarına göre Psikolojik İyi Oluş düzeylerinin anlamlı düzeyde artığı bulunmuştur. Sontest ölçümünden 2 ay sonra katılımcılara izleme testi yapılmış ve deney grubunda maneviyat temelli psiko-eğitim çalışmasının etkisinin katılıcılarda etkisinin devam ettiği gözlemlenmiştir. Sonuç olarak maneviyat temelli psiko-eğitim çalışmasının, psikolojik iyi oluşa anlamlı düzeyde pozitif katkısı ve sürdürülebilir bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Covid-19 salgının küresel krizine rağmen, maneviyatın bireylerin psikolojik açıdan güçlü kalmalarını sağladıkları gözlemlenmiştir. Bunun yanında metaforik hikayelerin psiko-eğitim çalışmalarında kullanımının verimliliği ortaya konulmuştur. Böylece bu çeşit bir metodun psikolojik danışmanlar tarafından uygulanacak psiko eğitim ve psikolojik danışma oturumlarında kullanabileceği gösterilmiştir.
Yaşam doyumunu yordamada yükseköğrenim yaşam doyumu ve COVID-19 korkusu
Bu çalışmanın amacı yükseköğrenim yaşam doyumunun ve COVID-19 korkusunun yaşam doyumunu ne düzeyde yordadığının incelenmesidir. Araştırmanın evrenini 2020-2021 Bahar döneminde İstanbul ilinde devlet ve vakıf üniversitelerinde eğitim görmekte olan öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi uygun örneklem yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırmaya 510 kadın, 108 erkek öğrenci katılım göstermiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak betimsel ve ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Yaşam Doyumu Ölçeği, Yükseköğrenim Yaşam Doyumu Ölçeği, KOVİD-19 Korkusu Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumunu yükseköğrenim yaşam doyumu ve COVID-19 korkusunun ne düzeyde yordadığını sınamak için öncelikle korelasyon analizleri yapılmış ve ardından basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu, yükseköğrenim yaşam doyumu ve COVID-19 korkusu puanlarının yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, genel not ortalaması ve üniversite türüne göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini değerlendirmek için bağımsız örneklemler t testi analizi ve ANOVA testi gerçekleştirilmiştir. Verilerin istatistiksel açıdan çözümlenme sürecinde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yükseköğrenim yaşam doyumu ve yaşam doyumu arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki saptanmış ancak COVID-19 korkusu ve yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Yükseköğrenim yaşam doyumunun yaşam doyumundaki varyansın %12.9'unu açıkladığı tespit edilmiştir. Yaşam doyumunun sosyoekonomik düzeye göre, yükseköğrenim yaşam doyumunun üniversite türü ve genel not ortalamasına göre, COVID-19 korkusunun ise cinsiyete göre farklılaştığı görülmüştür.
An examination of risk factors that predict adolescent smoking in Turkey
Most adult smokers started smoking during adolescence and those who started at that age are more prone to have trouble quitting. Smoking during childhood and teenage years is associated with serious health problems, such as respiratory and lung issues, as well as a loss of physical fitness. Globally, 1.3 billion aged 15 and above are smokers, and the global and local expenditure associated with smoking-related illness amount to $467 billion and $25 billion respectively. Against this background, the thesis is concerned with investigating family, personal and social risk factors that predict adolescent smoking behaviors in Turkey. Specifically, to investigated child-parent relationships, educational level of parents, perception of academic success, peer relationships pressures, teacher-student relationships, gender, and their association with adolescent smoking using an archive that was collected in 2019 among 751 high school students from Anadolu high school, Imam Hatip high school and Vocational high school in Bağcılar. The Spearman correlation coefficient and the chi-square test of independence were conducted to analyze the variables of interest. Of all the variables of interest, the results found an association between child-parent relationships, academic success, teacher-student relationships, peer relationships, gender, and adolescent smoking. More specifically, child-mother relationships and perception of academic success were found to be associated with adolescent smoking in vocational high school, whereas teacher-student relationships, and gender were found to be associated with adolescent smoking in Imam Hatip high school. In Anadolu high school, the only variable that was found to be associated with adolescent smoking was peer relationships pressures. Keywords: Academic Factors; Adolescent Smoking; Bağcılar; Family Factors; Personal Factors; Social Factors.
Covid-19 / pandemi sürecinde online psikoeğitim programının üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş ve algılanan sosyal destek düzeylerine etkisi
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş ve algılanan sosyal destek düzeylerine, çevrimiçi psikoeğitim programının etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini; 2019-2020 eğitim öğretim yılında, İbn Haldun Üniversitesi'nde öğrenimlerine devam eden, 7'si (%70) kadın, 3'ü (%30) erkek, toplam 10 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin 7'si yerli, 3'ü yabancı uyrukludur. Öğrenciler, okulun mail sistemi üzerinden yayımlanan araştırma duyurusuna müracaatta bulunanlar arasından seçilmiştir. Öğrenciler, dokuz hafta boyunca, haftada bir gün, 60 dakika boyunca; çeşitli konuları içeren çevrim içi psikoeğitim programına dahil edilmiştir. Araştırmada, Diener ve ark (2009) tarafından geliştirilen ve Telef(2013) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Psikolojik İyi Oluş Ölçeği; Zimet, Dahlem, Zimet ve Farley (1988) tarafından geliştirilen ve Eker, Arkar ve Yaldız (2001) tarafından Türkçeye uyarlanan Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Ölçekler, psikoeğitim programı; başlamadan önce, bittikten hemen sonra ön test-son test olarak ve bittikten üç ay sonra ise izleme testi olarak katılımcılar tarafından cevaplandırılmıştır. Araştırmada; frekans analizi, betimleyici istatistik, Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bulgular, psikolojik iyi oluş puanının, program öncesi ve sonrası karşılaştırmalarda demografik değişkenlere göre farklılaştığını; ÇBASDÖ'den elde edilen aile alt boyutundaki ön ve son test puanının ise, eğitim alınan bölüme ve katılımcıların kendilerini ilişkisel olarak tanımlamalarına göre farklılaştığını göstermektedir. Son test ve izleme testi arasındaki karşılaştırmalarda, anlamlı bir farklılık olmadığı dolayısıyla programın etkisinin devam etmediği anlaşılmaktadır. Genel olarak bakıldığında, katılımcıların ön, son ve izleme testinden elde ettikleri algılanan sosyal destek ve psikolojik iyi oluş puanları arasında anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır bu alanda yapılacak çalışmalarda kullanılacak ölçeklerin konuyla daha yakından ilişkili olması veya programın daha uzun vadede uygulanması tavsiye edilmektedir. Ölçek sonuçlarına ek olarak uygulanan, araştırmacının, katılımcılardan araştırmacıyı ve programı değerlendirmelerini istediği ek formda, katılımcıların bu programa katılmış olmaktan memnun olduğu, arkadaşlarına tavsiye edeceği özellikle iletişim ve hedef belirleme gibi konularda, içeriklerden çok faydalandıkları bilgisine ulaşılmıştır.
Adjustment issues of international students in Turkey
In this study, it is intended to develop a scale to measure the adjustment of international students to Turkey. In addition, the relationship of various demographic characteristics (age, gender, education level, marital status, religious belief, length of stay in Turkey, accommodation, the number of countries previously lived before) with adjustment and its sub-dimensions were examined separately. The sample of the study consisted of 339 international students (156 females, 183 males) studying at the state and private universities in Turkey. The International Students Adjustment Scale (ISAS), which was developed within the scope of the study, was used as a data collection tool in the research. SPSS (Statistical Package for Social Sciences) program was used in the statistical analysis of the data of the study. The validity and reliability of the scale have been found in the study. As a result of the explanatory factor analysis (EFA), it was determined that the scale had 5 sub-dimensions. These sub-dimensions were named academic adjustment, social adjustment, personal adjustment, general living adjustment, and institutional adjustment & discrimination. As a result of the research, a significant difference was found between the length of stay and the academic adjustment of the students (p<0.05). It has been determined that male students have a higher level of adjustment than female students. In addition, results showed that students who lived in more than five countries have a higher general living adjustment. Moreover, a significant difference was found between the education levels of the students and their social adjustment (p<0.05). The data obtained as a result of the study were discussed and interpreted in light of the information in the literature. Suggestions have been presented to researchers for studies to be carried out in this area.
Between tradition and transition: The dynamics of cultural and religious identity, mental health, and coping strategies among arab immigrants in Turkey
There is a limited focus on the lived experiences of Arab immigrants negotiating cultural and religious identities in Muslim-dominant but culturally distinct societies such as Turkey. Although such research has pointed to the difficulties of acculturation, less research has examined how these individuals reconcile their religious identities across cultural differences. The present study investigates the cultural-religious identity interaction among Arab immigrants in Turkey and its psychological consequences. The research design was qualitative and phenomenological in nature, as it sought to understand how 12 Arab immigrants living in Istanbul experience their identities and the plurality of these experiences. Using Acculturation Theory (AT), Social Identity Theory (SIT), and the Transactional Model of Stress and Coping, we investigated participants' narratives about cultural and religious identity conflicts, their psychological impact, and coping strategies. Semi-structured interviews were analyzed using thematic analysis to identify commonalities and distinctions in their experiences. Arab Immigrants highlighted Core Themes central to their experiences in Turkey; Participants grappled with reconciling differing interpretations of Islam and cultural expectations while managing feelings of displacement and alienation. The coping strategies were created from social support networks, Knowledge-seeking, and religious practices. These results shed light on the complex process of negotiating a cultural-religious identity for Arab immigrants in Turkey, complicated by intra-religious differences due to each region's culture. The findings characterize the crucial need for culturally sensitive mental health services. Interventions should provide services that treat cultural adjustment, religious identity, and mental health as interrelated factors and address how host and origin cultures relate to the youths' identity construction.
The mediating role of cognitive emotion regulation strategies in the relationship between childhood maltreatment and eating disorders
Eating disorders (EDs) are severe psychological conditions that profoundly impact physical health, emotional well-being, and social functioning. These disorders predominantly manifest during adolescence and early adulthood. Although EDs primarily affect young women, there is a growing recognition of their prevalence across all genders and age demographics, often leading to serious long-term consequences. Childhood maltreatment (CM), a pervasive form of early-life adversity, has been consistently linked to a range of psychopathologies, including EDs. CM is also associated with disruptions in emotion-related processes and heightened difficulties in emotion regulation, both of which are closely tied to EDs. Despite these established relationships, the mediating role of cognitive emotion regulation strategies (CERS) between types of CM and EDs remains underexplored. This study aimed to examine the mediating role of adaptive and maladaptive CERS in the relationship between types of CM and EDs among the general population in Turkiye. A cross-sectional research design was employed, utilizing data obtained from a sample of 352 participants, predominantly female (89%), with a mean age of 29.55 years. Participants completed a sociodemographic questionnaire alongside validated measures, including the Childhood Trauma Questionnaire (CTQ-33), the Cognitive Emotion Regulation Questionnaire (CERQ), and the Eating Disorder Examination Questionnaire (EDE-Q-13). A series of mediation analyses was conducted using the PROCESS Macro in SPSS version 29. The findings revealed that maladaptive CERS fully mediated the relationship between both sexual abuse and emotional neglect and EDs, whereas it partially mediated the relationship between other types of CM and EDs. However, adaptive CERS did not exhibit a mediating role between any types of CM and EDs. These results highlight the critical role of maladaptive CERS in the link between CM and EDs, emphasizing the need for interventions aimed at reducing reliance on maladaptive strategies.
Ortaokul öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık arasındaki ilişkide eleştirel düşünme eğiliminin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada, ortaokul öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık arasındaki ilişkide eleştirel düşünme eğiliminin aracı rolü incelenmiştir. Literatürde, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık arasında anlamlı bir ilişkiye işaret eden çalışmalar mevcuttur. Bu araştırmada ise, bu ilişkinin farklı bir evren ve örneklemdeki durumu incelenmekle beraber, temel amaç eleştirel düşünme eğiliminin aracı rolünün ortaya konmasıdır. Araştırmanın örneklemini Edirne ili Merkez ilçesinde sosyo-ekonomik durum göz önüne alınarak, tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenen ortaokullarda, 2023-2024 eğitim öğretim yılı içerisinde öğrenim gören 7 ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Veriler; Çocuklar için Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Ortaokul Öğrencileri için Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği-Kısa Formu ve araştırmacı tarafından öğrencilere dair bilgi edinmek maksadıyla geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu veriler, Üniversitenin Etik Kurulu ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nden gerekli izinler alındıktan sonra araştırmacı tarafından toplanmıştır. Veri setini analiz etmek için Jamovi 2.4.12. programı kullanılmıştır. Verileri demografik özelliklere göre incelemek için betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve Kruskal Wallis H analizleri kullanılmıştır. Dijital oyun bağımlılığının sınıf kademesi, günlük oyun süresi ve oyun türüne göre, yalnızlığın cinsiyet ve günlük oyun süresine göre, eleştirel düşünme eğilimi ise sosyo-ekonomik düzey, kitap okuma durumu ve okuma süresine göre farklılık göstermiştir. Değişkenler arasındaki ilişki kolerasyon analizi yoluyla, aracı rolün etkisi ise çoklu regresyon analizi yoluyla test edilmiştir. Sonuç olarak, dijital oyun bağımlılığının yalnızlıkla düşük düzeyde pozitif ilişkili, eleştirel düşünme eğilimiyle ise düşük düzeyde negatif ilişkili olduğu ortaya koyulmuştur. Eleştirel düşünme eğiliminin ise yalnızlıkla düşük düzeyde negatif bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır. Çoklu regresyon analizi sonucunda eleştirel düşünme eğiliminin, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık arasındaki ilişkide kısmi bir aracılık rolü olduğu görülmüş, ancak bu kısmi aracılığın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İstanbul/Başakşehir'daki göçmen ergenler arasında grup içi ve grup dışı dinamikler ile psikolojik sağlığı incelemesi
Social identity is a very important concept for humans, especially those in the age of forming identities. Including the theory of social identity, out-group prejudice and in-group favoritism can be serious problems for those in the years of adolescents who are immigrants. It is important that we understand the processes and the coping mechanisms of the youngsters due to the importance of social identity and the sensitivity of their age. Issues of identity development might affect mental health and social integration. We aim to investigate the lived experiences of Başakşehir's immigrant teenagers. The emphasis will mainly be on how they improve their psychological health and cultural integration.. We want to know how they manage social exclusion (if there is) and form their social identities. The research employs a qualitative methodology, gathering comprehensive viewpoints from immigrant adolescents via in-depth interviews. It includes adolescent immigrants, ages 18 and above. Particularly those from Central Asia and the Arab world, who reside in Başakşehir, Istanbul and did during their teenage years during the time of formation of social identity. We hope to shed light on how social identities are created, how individuals respond to exclusion and discrimination, and how these factors impact teens' social integration and mental health. This study can be a base for future research in the field of immigration psychology. It can also be of an assistance to creating more effective strategies for promoting psychological resilience and social cohesiveness among young migrants by filling in information gaps about the experiences of adolescent immigrants in Turkey.
Çocukluk çağı travmalarının psikolojik dayanıklılık ve iyi oluş üzerindeki etkileri: 1990-1999 yılları arasında doğan bireyler üzerine bir inceleme
Bu araştırmada, 1990-1999 yılları arasında doğmuş bireylerin çocukluk çağı travmalarının, psikolojik dayanıklılık ve iyi oluşlarına etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda kişilerde çocukluk çağı travması, iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık düzeyi cinsiyet ve medeni durum gibi demografik değişkenleri açısından incelenmiştir. Kesitsel Araştırma modeline sahip olan araştırmanın örneklem grubunu Türkiye'de doğmuş 261 kişi oluşturmuştur. Bu kişilerin 190'ı kadın 71'i erkektir. Çalışmada ölçme araçları olarak Yetişkinler İçin Dayanıklılık Ölçeği, Kişisel Bilgi Formu, WHO-5 İyi Olma İndeksi ve Çocukluk Travması Anketi (CTQ) kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından toplanan verilerin analizi için SPSS 26 versiyonu kullanıldı. Verilerin analizinde kategorik değişkenlerin sıklığını bulmak ve sürekli değişkenlerin ortalama, standart sapma değerlerini bulmak için betimleyici analizler yapıldı. Temel değişkenler arasındaki ilişki hakkında fikir edinmek için korelasyon analizi yapıldı. Travma türlerinin psikolojik dayanıklılıkla ve öznel iyi oluş düzeyiyle ilişkisini anlamak için regresyon analizleri yapıldı. Travma türlerinin psikolojik dayanıklılık ve öznel iyi oluş üzerindeki etkisini anlamak için 12 farklı regresyon modeli kullanıldı. Travma türlerinin psikolojik dayanıklılık ve öznel iyi oluş üzerindeki göreceli önemini ve etki düzeylerini belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizi yapıldı. Medeni durum ve cinsiyetin rolünü anlamak için de düzenleyici değişken analizleri yapıldı. Araştırmanın bulgularına göre, çocukluk çağı travmalarına maruz kalma bireylerin iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini olumsuz etkilemektedir. Özellikle duygusal ihmal ve istismar oranları arttıkça iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin düştüğü tespit edilmiştir. Ancak araştırma, fiziksel ve cinsel istismarın iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Cinsiyet ve medeni durumun, travma ile iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık ilişkilerinde belirleyici olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
The effects of digital games on social life: Gaming and socialization from the perspective of adult individuals
This study aims to examine the effects of digital games on the social lives of adult individuals from a qualitative perspective. Today, when traditional forms of socialization have evolved into digital environments, digital games are not only a means of entertainment but also play an active role in the processes of identity construction, developing a sense of belonging, and establishing interpersonal relationships. In this context, this study examines how digital games function in social interaction, the contribution of online gaming communities to social ties, and the effects of gaming experiences on face-to-face relationships. The research was conducted through semi-structured interviews with 14 adults aged 20 to 45 who play digital games, and the data obtained were evaluated using thematic analysis. As a result of the interviews with the participants, it was observed that digital games have the potential to strengthen social ties, reduce feelings of loneliness, and offer new socialization opportunities to individuals. However, it was also found that the gaming experience had different effects on individuals' daily routines, perceptions of loneliness, and time management. Among the findings, it was found that games can facilitate socialization as well as foster a sense of social isolation from time to time. Additionally, it has been observed that some gaming habits may lead to distancing from face-to-face relationships or time management problems. This study aims to shed light on the transformative power of game culture on socialization by revealing the multi-layered effects of digital games on social life from an adult perspective. It also contributes to the literature in understanding the social identity, belonging, and interaction practices of adults. The findings reveal that digital games should be considered not only as an individual but also as a social and cultural practice. Keywords: Digital Games; Socialization; Adult Individuals; Gaming Communities; Online Interaction
Investigating the relationship between media-induced vicarious trauma and compassion fatigue: The role of hope and resilience
Our understanding of social learning through exposure has evolved far beyond Bandura's Bobo Doll observations, especially in today's hyper-digital era, where exposure to violence extends far beyond the deliberate act of watching a film. In a world where digital platforms serve as primary sources of information, exposure to traumatic content is constant and often unpredictable. Individuals are inundated with rapid, graphic imagery and algorithm-driven content streams that can have profound psychological effects, including secondary trauma, a phenomenon traditionally linked to healthcare professionals. This study explores the psychological effects of social media-induced Vicarious Trauma and its link to Compassion Fatigue, particularly among young adults who are highly engaged in political and humanitarian issues online. In an era where conflicts—such as those in Gaza — unfold in real time on platforms like Instagram and Twitter, individuals may experience deep emotional distress, despite having no direct involvement. This research also examines whether psychological buffers such as Hope and Resilience can mitigate the intensity of such distress. Using a cross-sectional quantitative design, this study collected data through an online survey employing standardized instruments. The survey sampled university students (n=211), who self-reported their media consumption and emotional responses over the past 21 months. Data were analyzed through IBM SPSS to examine the relationship between Vicarious Trauma and Compassion Fatigue, while testing the moderating roles of Hope and Resilience. Findings aim to highlight the often-overlooked psychological burden carried by socially conscious individuals, and to offer insight into how internal strengths can help reduce the mental health impact of continuous media exposure.
Romantik ilişkilerde tükenmişlik düzeyi ve aldatma eğilimi arasındaki eğilimin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, romantik ilişki içerisinde olan veya evli olan bireylerin tükenmiş düzeyleri ve aldatma eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada romantik ilişkisi olan 18-65 yaş arası 147 katılımcının verilerinin incelenmesi hedeflenmektedir. Araştırma çerçevesinde, çevrimiçi anketler aracılıyla katılımcılara ulaşılacak olup, çalışmaya katılmayı onaylayan katılımcılara anketlerin yer aldığı çevrimiçi anket sayfaları içerisinde "Demografik Bilgi Formu", "Tükenmişlik Ölçeği" ve "Aldatma Eğilimi Ölçeği" anketleri uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, katılımcıların gelir düzeyi ve kimlerle birlikte yaşadıkları değişkenlerine göre tükenmişlik ve aldatma eğilimi puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Cinsiyet, eğitim düzeyi ve birliktelik süresi değişkenleri bakımından katılımcıların tükenmişlik ve aldatma eğilimi puanlarının anlamlı düzeyde farklılaşmadığı bulunmuştur. Korelasyon ve regresyon bulguları doğrultusunda, tükenmişlik ve aldatma eğilimi arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu; katılımcıların tükenmişlik düzeylerinin aldatma eğilimini anlamlı düzeyde yordadığı sonucu elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulguların romantik ilişkilerde görülebilen aldatma ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi açısından literatüre katkı sağlayabileceği ve ileri çalışmalarla bu araştırmanın bulgularının desteklenebileceği düşünülmektedir.
Development of the tolerance scale: A study of validity and reliability
This study aimed to develop a valid and reliable teacher's tolerance scale. During the development phase of the scale, the scale with 45 items was reduced to 32 items according to the view of expert academicians. A scale form of 32 items was prepared and this scale with the type of five-point Liker was applied to 654 teachers. After the period of developing the scale, factor analysis has been done on the scale and the study related to the scale items and dimensions has been done. The exploratory factor analysis was applied to the scale containing 32 items. After exploratory factor analysis, a structure with 3 factors containing 17 items was obtained. These factors are named (ignorance), (forgiving), and (respect and mercy (. Moreover, for the validity and reliability studies of teachers tolerance scale, Bern Bach alpha reliability coefficient was calculated and, it was calculated as 0,840. Within the scope of the development validity, as a result of the exploratory and confirmatory factor analysis, the scale has been decreased to the 17 items scale. To check whether the data structure is appropriate or not, the factor analysis has been used by benefiting from KMO and Barlett test methods. The value of KMO test has been established as 0,878 and the Bartlett test has been founded as 2335,160 (p<0, 05). For personal information form, a Questionnaire consisting of Teachers tolerance Scale was applied to 654 teachers working in the Duhok province. In the evaluation of the data obtained from the questionnaires, percentage and frequency statistics were used to determine the descriptive characteristics of teachers, and average and standard deviation statistics were used to determine tolerance. According to the descriptive characteristics of the teachers, t-test and One-Way ANOVA tests were used to determine a teacher's tolerance. As a result of the research, it was found that the tolerance of the teachers is statistically positive and good. In addition, it was determined that there were differences in tolerance and according to the descriptive characteristics of teachers. The female teachers tolerance scale score (x ̅=48, 59); SD= 9.77) was little more than the male teachers' tolerance score (x ̅=46, 30); SD= 9.78). And according to their ages, there were differences in the control sub-dimension, and a significant difference was found between the age range of 20-30 and between the age range of 51 and over. Accordingly, it was found that the mean score of the tolerance control subscale (x= 49.22) of those aged 20-30 was higher than that of those aged 51 and over (x= 45.43). Also, when checking whether there was a significant difference in other age ranges, significant difference was found between the age range of 31-40 and the age range of 51and over. Key Words Tolerance, Education, Teachers, scale development
The effect of structured play-based psychoeducation on emotion regulation skills in four -to -five-year-old children
Emotion regulation is fundamental for managing stress, developing healthy relationships, and adapting to challenges in various social and emotional contexts. This ability enables individuals to navigate their emotions constructively, fostering resilience, mental well-being, and effective problem-solving. The preschool period is particularly crucial for developing the capacity to regulate emotions. This study aimed to examine the effectiveness of the Play-Based Psychoeducation Program in enhancing emotion regulation skills in children aged four and five. A quasi- experimental design utilizing pre-test and post-test measurements was employed. The research was conducted with children from a Private Kindergarten School in Ankara, Turkey, during the 2023-2024 academic year. Eleven children in the experimental group participated in the Play-Based Psychoeducation Program, which consisted of six sessions held twice a week. The control group consisted of seven students. The psychoeducational content was developed based on the play-based approach and aligned with the existing literature on the subject. To evaluate the program's effectiveness, the Preschool Emotion Regulation Scale was administered to the children. Non-parametric tests, including the Wilcoxon Signed Rank Test and the Mann-Whitney U Test, were used to assess whether the intervention was effective in improving emotion regulation skills. The data were analysed using SPSS 25.0 software. The findings of the study indicated that children in the experimental group, who participated in the Play-Based Psychoeducation Program, showed significant improvements in their emotion regulation skills. The results suggest that the psychoeducation developed in this study may be effective in enhancing children's ability to regulate their emotions. Keywords: Emotion regulation, emotion, play-based programs, pre-school period, psychoeducation
The role of psychological flexibility, mindfulness, valuing, and cognitive defusion in the prediction of future anxiety among university students
The aim of the present study was to examine the predictive role of mindfulness, valuing (obstruction and progress), cognitive defusion, psychological flexibility in explaining future anxiety among university students. The sample consisted of 336 undergraduate students (213 females and 119 males), aged between 18 and 29, studying at universities in Ankara, Türkiye. To collect data, the Dark Future Scale, Acceptance and Action Questionnaire-II, Valuing Questionnaire, Drexel Defusion Scale, and Mindful Attention Awareness Scale were administered. A hierarchical regression analysis was performed to ascertain the extent to which the predictor variable indicated future anxiety. In the first step, psychological flexibility was entered into the model. In the second step, cognitive defusion, values (obstruction and progress), and mindfulness were added. The hierarchical regression analysis revealed that the final model accounted for 32% of the total variance in future anxiety. Among the predictors, psychological inflexibility, mindfulness, cognitive defusion, and obstruction made significant contributions, while progress did not significantly predict future anxiety. The results suggest that university students who demonstrate higher levels of psychological flexibility, mindfulness, and cognitive defusion are more likely to experience lower levels of future anxiety.
Into the client's mind: Investigating the effectiveness of informed consent and active learning materials on ethical knowledge of the clients
The present study aims to examine the effectiveness of delivering informed consent using an active learning strategy featuring ethical dilemma cases presented both verbally and in writing to enhance potential clients' knowledge of ethical codes, violations, and the mutual rights and responsibilities in psychological counseling. A quasi-experimental design was adopted with posttest-only nonequivalent design, utilizing purposive sampling to assign 60 adult participants, all without prior ethics training or counseling experience, into control and experimental groups. While the control group received informed consent solely in written form, the experimental group participated in one-on-one interactive sessions involving case discussions, visual aids, and guided reflection. To measure ethical understanding, Ethical Situational Judgment Test in Psychological Counseling (ESJT-PC) was specifically developed for the study, targeting four core areas of counseling ethics: Informed Consent (IC), Confidentiality (C), Multiple Relationships (MR), and Competence (CP). The results revealed statistically significant differences favoring the experimental group across all dimensions. For IC, C, MR, and CP, the experimental group demonstrated higher scores than the control group (p < .05). Most notably, total ethical knowledge scores were significantly higher in the experimental group (Mdn = 42.02) than the control group (Mdn = 18.98), U = 104.50, z = -5.146, p < .001. These findings support the use of active learning approaches in delivering informed consent, highlighting their effectiveness in improving ethical knowledge and awareness among potential clients. The study contributes to ethical practices in counseling by promoting informed consent as an educational tool, enhancing client understanding and autonomy.
Neden sosyal medya? Terapistlerin sosyal medya davranışları üzerine bir araştırma
Modern yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medyada artan görünürlük ruh sağlığı alanında da yer edinmeye başlamıştır. Sosyal medya ruh sağlığı uzmanlarına mesleki ve kişisel fayda sağlamanın yanı sıra sosyal medyada etik sınırların belirsiz olması, terapötik ilişkiye etkileri, danışan mahremiyetinin korunması gibi konular yeni bir tartışma alanı meydana getirmektedir. Bu kapsamda mevcut araştırma ruh sağlığı uzmanlarının sosyal medya ile ilgili deneyimlerini etik, mesleki ve terapötik ilişkiye yansımaları açısından incelemektedir. Katılımcılar evrenini ölçüt örnekleme yöntemi ile ulaşılan ve gönüllük esasını kabul eden 14 ruh sağlığı uzmanı (psikolog, psikoterapist, psikolojik danışman) oluşturmaktadır. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin derinlemesine analiz edilmesi maksadıyla araştırmada nitel analiz yöntemlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda beş tema ve on yedi alt tema elde edilmiştir. Araştırmanın temaları etik kaygılar, terapötik zorluklar, terapiste olan faydalar, toplumsal etkiler ve etkileşimi arttırma çabasıdır. Bulgular sosyal medyanın ruh sağlığı uzmanlarına çift yönlü etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Sosyal medyanın mesleki görünürlük, tanınırlığı arttırma, toplumu bilgilendirme ve farkındalığını arttırma, danışan kazanma gibi avantajların yanı sıra terapötik sınırların ihlali, etik dışı paylaşımlar, danışan gizliliğinin ihlal edilmesi, saldırgan tutumlara maruz kalma gibi olumsuz etkileri de mevcuttur. Sonuç olarak sosyal medya kullanımının hem avantajları hem de dezavantajları bulunması sebebiyle uzmanların etik çerçeveye bağlı kalmaları, terapötik sınırları korumaları ve danışan gizliliğini sağlamaları gereken bir mecra olarak değerlendirilmektedir. Bu açıdan ruh sağlığı uzmanlarının sosyal medya kullanırken etik farkındalıklarının arttırılması, sosyal medya ile ilgili kılavuzların yayımlanması önemli görülmektedir. Anahtar Kelimeler: sosyal medya, instagram, ruh sağlığı uzmanları, etik, terapötik ilişki
Erkek toplumsal cinsiyet rolü çatışması, psikolojik yardım aramada kendini damgalama, erkekliğe yönelik algılanan tehdit
Bu araştırma, Türkiye'de öğrenim gören erkek üniversite öğrencilerinin yaşadıkları toplumsal cinsiyet rolü çatışmasını ölçmeye yönelik bir ölçek geliştirmeyi ve yaşadıkları toplumsal cinsiyet rolü çatışmasını çeşitli sosyodemografik değişkenlerin yanı sıra Psikolojik Yardım Aramada Kendini Damgalama ve Erkekliğe Yönelik Algıladıkları Tehdit düzeyleri ile incelemeyi amaçlamaktadır. Ölçek geliştirme grubu ile birlikte toplam araştırma grubunu, Türkiye'de öğrenim gören 1129 erkek üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgileri için araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu", geliştirilen "Erkek Toplumsal Cinsiyet Rolü Çatışması Ölçeği", "Psikolojik Yardım Aramada Kendini Damgalama Ölçeği" ve "Erkekliğe Yönelik Algılanan Tehdit Ölçeği" kullanılmıştır. Bu ölçeklerden elde edilen verilerin analizi için SPSS 25 ve AMOS 23 paket programları kullanılmıştır. İlk olarak geliştirilen ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Ardından erkek toplumsal cinsiyet rolü çatışmasının yaşa, okuduğu sınıfa, psikolojik yardım alma durumuna ve kardeş sayısına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Bunun yanında erkek toplumsal cinsiyet rolü çatışmasının, psikolojik yardım aramada kendini damgalama ve erkekliğe yönelik algılanan tehdit ile ilişkisini belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon testi uygulanmıştır. Ayrıca ölçeklerin toplam puanları arasındaki yordama düzeyini belirlemek amacıyla Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmaların sonunda geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen bilgiler ilgili literatür bağlamında tartışılıp yorumlanmış ve gerekli öneriler sunulmuştur.
Evli bireylerin çatışma çözüm stillerine göre evlilik doyumunun incelenmesi
Bu araştırma evli bireylerin çatışma çözüm stilleri, cinsiyetleri, yaşları, evlilik süreleri, eğitim düzeyleri, ailelerinin ortalama aylık gelirine göre; evlilikte problem çözme becerisi sabit tutulduğunda çatışma çözüm stillerine göre ve çatışma çözüm stilleri ile demografik değişkenlerin etkileşimine göre evlilik doyumunun nasıl farklılaştığını ortaya koymak amacıyla gerçekleşmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Evlilik Yaşam Ölçeği, Çatışma Çözüm Stilleri Ölçeği, Evlilikte Problem Çözme Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmaya Sakarya ilinin merkez ilçelerinden Adapazarı, Serdivan, Arifiye, Sapanca, Hendek, Akyazı ve Erenler'de yaşayan evli bireylerden rastlantısal olarak seçilen ve araştırmaya katılmaya gönüllü 523 evli birey (291 kadın, 232 erkek) katılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 23.0 kullanılmıştır. Çatışma çözüm stillerine, yaşa, evlilik sürelerine, eğitim düzeylerine ve ailenin ortalama aylık gelirine göre evlilik doyumunu incelemek amacıyla ANOVA; problem çözme becerisi ile evlilik doyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson korelasyon analizi; evli bireylerin cinsiyete göre evlilik doyumu puan ortalamaları arasındaki farkı test etmek için bağımsız gruplar t testi; evlilikte problem çözme becerileri sabit tutulduğunda çatışma çözüm stillerine göre evlilik doyumunu incelemek amacıyla ANCOVA uygulanmıştır. Evli bireylerin çatışma çözüm stilleri ve demografik değişkenlerin etkileşimine göre evlilik doyumunu incelemek amacıyla da faktöriyel ANOVA uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçları incelendiğinde evli bireylerin kullandıkları çatışma çözüm stiline göre evlilik doyumunun farklılaştığı ortaya konmuştur. Demografik değişkenlere göre evlilik doyumu incelendiğinde; yaşa, cinsiyete, eğitim düzeyine ve ailenin ortalama aylık gelirine göre evlilik doyumunda anlamlı bir farklılık olduğunun tespit edilmesine karşılık evlilik süresine göre evlilik doyumunda anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Problem çözme becerisi ile evlilik doyumu arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulgusunun yanında evli bireylerin problem çözme becerileri kontrol edildiğinde çatışma çözüm stillerine göre evlilik doyumunda anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Son olarak demografik değişkenler ile çatışma çözüm stilleri ortak etkisinin evli bireylerin evlilik doyumu düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma oluşturmadığı gözlenmiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak araştırmacı ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur.
Huzurevi yaşlılarının yaşam doyumlarının stresle başa çıkma tarzları ve demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, huzurevi yaşlılarının yaşam doyumlarının stresle başa çıkma tarzları ve demografik değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma İzmir ilinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı olarak hizmet veren resmi huzurevlerinde kalmakta olan toplamda 126 huzurevi yaşlısına ölçme araçları uygulanarak yapılmıştır. Ölçme aracı olarak Yaşam Doyumu (Karataş, 1988) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları (Şahin, 1995) isimli ölçekler ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistik yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara göre; kadınların yaşam doyumunun erkeklerden fazla olduğu, boyun eğici yaklaşım tarzı stratejisinin kadınlar tarafından daha fazla kullanıldığı ve sosyal destek arama yaklaşım tarzı stratejisini kadınların erkeklere göre daha çok kullandığı görülmüştür. Üniversite mezunlarının yaşam doyumu açısından lise mezunlarına göre farklılaşmadığı boyun eğici yaklaşımda farklılaştığı görülmüştür. Yaşam doyum ölçeği skorlarında medeni durum açısından farklılaşma olmadığı, medeni durum açısından kendine güvenli yaklaşım ve sosyal destek arama yaklaşımında farklılaşma olduğu, kendine güvenli yaklaşımda evli olanlar ile bekar olanlar arasında istatistiksel olarak farklılaşmanın anlamlı olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulardan yaşam doyumunun, stresle başa çıkma tarzları ve demografik değişkenler açısından incelenmesinin alandaki çalışmalara farklı bakış açıları kazandırabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, yaşam doyumu, stres, stresle başa çıkma tarzları, demografik değişkenler (yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, gelir)
Üniversite öğrencilerinin psikolojik doğum sırası, toplumsal ilgi ve akılcı olmayan inançlarının bilişsel duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma üniversite öğrencilerinin psikolojik doğum sırası, toplumsal ilgi ve akılcı olmayan inançlarının bilişsel duygu düzenleme becerilerini yordaması üzerine yapılan ilişkisel bir çalışmadır. Araştırma kapsamında White-Campbell Psikolojik Doğum Sırası Envanteri, Toplumsal İlgi Ölçeği, Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formundan yararlanılmıştır. Araştırmanın verileri Ege Üniversitesinde 2015-2016 yıllarında eğitim gören eczacılık fakültesi, fen fakültesi ve eğitim fakültesi öğrencileri arasından 563 katılımcı aracılığı ile elde edilmiştir. Katılımcıların % 64.1'i kadın, % 35.9'u erkektir. Veriler çoklu doğrusal regresyon analizi yapılarak test edilmiştir. Yapılan analizler sonucu psikolojik doğum sırasının alt boyutlarından en küçük kardeş ile pozitif yeniden odaklanma, pozitif yeniden değerlendirme, bakış açısına yerleştirme bilişsel duygu düzenleme alt boyutları arasında ters yönlü ilişki olduğu saptanmış ve en küçük kardeşin felaketleştirme alt boyutunu yordadığı görülmüştür. Ancak diğer psikolojik doğum sırası alt boyutları ile bilişsel duygu düzenleme becerileri arasında bir ilişkiye rastlanmamıştır. Araştırmanın bir diğer değişkeni olan akılcı olmayan inançların kendini suçlama, kabul, düşünceye odaklanma, bakış açısına yerleştirme ve felaketleştirme alt boyutlarını yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak pozitif yeniden odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden gözden geçirme bilişsel duygu düzenleme becerileri ile akılcı olmayan inançlar arasında bir ilişki bulunamamıştır. Toplumsal ilgi ile kendini suçlama, diğerlerini suçlama ve felaketleştirme alt boyutu arasında ters yönlü ilişki saptanmıştır. Toplumsal ilgi ile kabul alt boyutu arasında bir ilişki görülmemişken toplumsal ilginin düşünceye odaklanma, pozitif yeniden odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden değerlendirme ve bakış açısına yerleştirme alt boyutlarını yordadığı görülmüştür.
Lise öğrencilerinin temel psikolojik ihtiyaçları ile problemli internet kullanımları arasındaki ilişkide yaşam doyumunun aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı, veri toplama araçları olan ölçeklerden ve alanyazından elde edilen bilgiler ışığında lise öğrencilerinin temel psikolojik ihtiyacı ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide yaşam doyumunun aracı rolünü incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, Öz-Belirleme Kuramı çerçevesinde temel psikolojik ihtiyaçlar ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide yaşam doyumunun aracı rolüne ilişkin kurulan model test edilmiştir. Bu çalışma, ilişkisel tarama modeline dayanan betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim öğretim yılı içerisinde İzmir ilinin Bornova, Konak ve Karabağlar merkez ilçelerindeki Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı resmi Anadolu liselerinde öğrenim gören 9., 10., 11. ve 12. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma kapsamında seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun/kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi seçilmiştir. Çalışmanın örneklem grubu, 796'sı kız ve 522'si erkek öğrenci olmak üzere 1318 lise öğrencisinden oluşmuştur. Bu araştırmada veriler Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği-Ergen Formu, Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Ayrıca Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeğinin lise öğrencileri üzerinde geçerlik ve güvenirlik çalışması araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde koşullu süreç analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, öncelikle Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeğinin lise öğrencilerine yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Bunun dışında temel psikolojik ihtiyaçların problemli internet kullanımını negatif yönde ve yaşam doyumunu pozitif yönde anlamlı düzeyde yordadığı, ayrıca yaşam doyumunun da problemli internet kullanımını negatif yönde anlamlı düzeyde yordadığı tespit edilmiştir. Öz-Belirleme Kuramı kapsamında lise öğrencilerinde temel psikolojik ihtiyaçlar ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide ise yaşam doyumunun kısmi aracılık rolüne sahip olduğu saptanmıştır. Özetle, araştırma sonuçları kurulan modeli doğrulamıştır. Elde edilen bulgular alanyazın dikkate alınarak tartışılmış ve yorumlanmıştır. Ailelere, okul psikolojik danışmanlarına ve araştırmacılara bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İnternet, Problemli İnternet Kullanımı, Psikolojik İhtiyaçlar, Yaşam Doyumu.
Otizmli bireylerin annelerinin adil dünya inancı ve algıladıkları aile yükü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma otizmli bireylerin annelerinin algıladıkları aile yükü ile genel adil dünya inançları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırma İzmir ilinde otizmli bireylere eğitim veren 3 resmi özel eğitim okuluna devam eden 274 otizmli bireyin annesiyle yürütülmüştür. Araştırmada otizmli bireylerin annelerinin algıladıkları aile yükü "Aile Yükü Değerlendirme Ölçeği", genel adil dünya inançları "Genel Adil Dünya İnancı Ölçeği" ile belirlenmiştir. Kişisel bilgiler araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Otizmli bireylerin annelerinin algıladıkları aile yükü ile genel adil dünya inancı arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla pearson momentler çarpımı korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde; Aile yükü ile genel adil dünya inancı arasında negatif yönlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Genel adil dünya inancı ile aile yükünün alt boyutlarından ekonomik yük, yetersizlik algısı, fiziksel yük ve duygusal yük arasında negatif yönlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Genel adil dünya inancı ile aile yükünün alt boyutlarından sosyal yük ve zaman gereksinimi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmış ve yorumlanmıştır. Ayrıca uygulayıcılara ve araştırmacılara ve yönelik bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Otizm, Aile Yükü, Adil Dünya İnancı
9-11 yaş arası çocukların yaşam kalitesinin aile işlevselliği ve sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma aile ilişkileri algıları (destekleyici aile ilişkileri ve engelleyici aile ilişkileri) ile cinsiyet, yaş ve kardeş sayısı değişkenlerinin 9-11 yaş arası çocukların yaşam kalitesi düzeylerini yordama gücünü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi MEB Tebliğler Dergisi (2018) verilerine göre İzmir ili 1. Hizmet bölgesinde bulunan ilkokullar ve ortaokullardan yargısal örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma bu yöntem ile seçilen 6 ilkokul ve 6 ortaokuldan tesadüfi olarak belirlenen 3.4. ve 5. sınıf düzeylerinde eğitim gören toplam 783 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Çocuklar İçin Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (Kid-KINDL) ve Çocuklar İçin Aile İlişkileri Ölçeği (ÇAİÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi, çoklu regresyon analizi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde, çocukların yaşam kalitesi düzeyinin destekleyici aile ilişkileri ile pozitif, engelleyici aile ilişkileri ile negatif yönde ilişkili olduğu, ancak cinsiyet, yaş ve kardeş sayısı değişkenlerinin ise çocukların yaşam kalitesi düzeyi ile anlamlı bir ilişki göstermediği tespit edilmiştir. Son olarak araştırma bulguları; destekleyici ve engelleyici aile ilişkileri puanlarının birlikte çocukların yaşam kalitesi düzeyini anlamlı olarak yordadığını ve yaşam kalitesi düzeyindeki değişimin %35.8'ini açıkladığını ortaya koymuştur. Bulgular, ilgili araştırmalar çerçevesinde tartışılmış ve bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Yaşam Kalitesi, İyi oluş, Aile İlişkileri, Aile İşlevleri.
Boşanmış kadınlarda psikolojik sağlamlığı açıklamaya yönelik bir model geliştirme
Bu araştırmanın amacı, boşanmış kadınlarda psikolojik sağlamlığı açıklamaya yönelik bir model geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, duygu odaklı ve problem odaklı başa çıkma tarzlarının benlik saygısı ve sosyal destek aracılığıyla psikolojik sağlamlıkla ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca kurulan modelin boşanmanın üzerinden geçen süreye göre farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir ve 304 boşanmış kadından oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Ego-Sağlamlığı Ölçeği (ESÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) – Kısa Form, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan ölçme araçlarının doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Verilerin analizi Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın bulguları, boşanmış kadınlarda sosyal destek ve benlik saygısı ile psikolojik sağlamlık arasında pozitif yönde doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanında, duygu odaklı başa çıkma ve psikolojik sağlamlığın benlik saygısı aracılığıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca problem odaklı başa çıkma ve psikolojik sağlamlığın hem sosyal destek hem de benlik saygısı aracılığıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Son olarak, modelde yer alan değişkenler arasındaki ilişkilerin boşanmanın üzerinden geçen süreye göre farklılaştığı saptanmıştır. Boşanmanın üzerinden geçen sürenin daha az olduğu grupta, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlık arasındaki doğrudan ilişki istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmazken, diğer tüm doğrudan ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmuştur. Ayrıca problem odaklı başa çıkma değişkeninin psikolojik sağlamlık değişkeni ile arasında olan, sosyal destek değişkeninin aracılık yaptığı dolaylı ilişki istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmuşken duygu odaklı başa çıkma değişkeninin psikolojik sağlamlık değişkeni ile arasında olan, benlik saygısı değişkeninin aracılık yaptığı ve problem odaklı başa çıkma değişkeni ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide benlik saygısının aracılık yaptığı dolaylı ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmamıştır. Diğer bir ifadeyle, benlik saygısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki hem doğrudan hem de dolaylı ilişkiler anlamlı düzeyde bulunmamıştır. Boşanmanın üzerinden geçen sürenin daha çok olduğu grupta ise sosyal destek ve psikolojik sağlamlık arasındaki ve problem odaklı başa çıkma ile sosyal destek arasındaki ilişkiler anlamlı düzeyde bulunmamışken, diğer tüm doğrudan ilişkiler anlamlı düzeyde bulunmuştur. Bununla birlikte, duygu odaklı başa çıkma değişkeni ile psikolojik sağlamlık değişkeni arasındaki ilişkide, benlik saygısı değişkeninin aracılık yaptığı dolaylı ilişki ve problem odaklı başa çıkma ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide, benlik saygısının aracılık yaptığı dolaylı ilişki istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmuşken, problem odaklı başa çıkma değişkeni ile psikolojik sağlamlık değişkeni arasındaki ilişkide, sosyal destek değişkeninin aracılık yaptığı dolaylı ilişki istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmamıştır.
İzmir'de yaşayan Roman ergenlerin psikolojik sağlamlıklarının algılanan sosyal destek, mizah kullanımı ve sosyal bağlılık düzeylerine göre incelenmesi
Bu araştırmada İzmir'deki Roman ergenlerin psikolojik sağlamlıkları algılanan sosyal destek, sosyal bağlılık ve mizah kullanımı düzeyleri açısından incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 yılında İzmir Konak ilçesindeki ortaokul ve liselerde öğretim gören 205 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları Ego Sağlamlığı Ölçeği, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Ergenlerde Mizah Kullanımı Ölçeği, Sosyal Bağlılık Ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu'dur. Elde edilen veriler çoklu regresyon analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, öğretmenlerden algılanan sosyal destek, sosyal bağlılık ve mizah düzeylerinin, Roman ergenlerde psikolojik sağlamlığı anlamlı ve olumlu yönde yordadığını göstermektedir. Bununla birlikte, aile ve arkadaşlardan algılanan sosyal destek düzeyleri psikolojik sağlamlığı istatistiksel olarak anlamlı biçimde yordamamaktadır.
Age specific experiences in middle old adulthood: Ageism, aging and coping
This study aimed to raise awareness about the multifaceted nature of aging and ageism in middle-old adulthood as experienced at the micro-, meso-, and macro-levels. It addressed the conceptualization, affirmative aspects, challenges, and coping mechanisms related to aging and ageism. Participants were 13 community-dwelling adults aged between 75 and 82 who were interviewed individually and face-to-face. Thematic analysis was utilized and the findings were verified through participant check and key informant interviews. Participants clearly differentiated between aging and being old associating being old with detachment from life, cognitive decline, and dependence on others. Although they experienced several indicators of aging, participants did not perceive themselves old. They acknowledged the benevolent aspects of ageism as respectful. Their reports of hostile ageism were based on observations of others rather than themselves and viewed as disrespectful. Despite their having strong social support, participants were not free from self-directed ageism. They were concerned about their narrowing social circles and social isolation. Social engagements and grandchildren appeared to be valuable coping means. Participants did not only report personal and relational issues, but also their concerns about society and younger generations. They pointed out needs for support in health and care services, community participation, and financial problems. Building intergenerational networks and peer solidarity were among their proposed interventions. Implications of these findings for counseling practice and social policies were discussed.
Pandemideki erken dönemli psikolojik belirtilere yönelik bir ölçek geliştirme çalışması: Bilişsel esneklik, sıkıntıya dayanma, psikolojik sağlamlık ve travmatik stresin belirtileri yordama gücü
Bu çalışma iki aşamalı olarak planlanmıştır. İlk aşamada, tüm dünyayı kısa zamanda etkisi altına alan ve günlük hayatı aniden durduran Covid-19 salgının hemen sonrasında ortaya çıkan "psikolojik belirtileri" öğrenmek ve ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracının geliştirilmesi amaçlanmıştır. İkinci aşamada, pandemiye bağlı olarak ortaya çıkan psikolojik belirtileri psikolojik sağlamlık, travmatik stres, sıkıntıya dayanma ve bilişsel esneklik değişkenlerinin ne kadar yordadığı incelenmiştir. Bu doğrultuda, Demografik Bilgi Formu, Connor Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Bilişsel Esneklik Ölçeği kullanılmıştır. İlk aşamada, öncelikle literatür taramasına ve gözlemlere dayalı madde havuzu oluşturulmuştur. Üzerinde fikir birliğine varılan ölçek formunun son hali uzman görüşüne sunulmuştur. 53 maddelik ölçek kullanılarak benzer demografik özellikler gösteren iki farklı çalışma grubundan veri toplanmıştır. İlk grup 1536 (kadın erkek), ikinci grup (kadın erkek) 1266 kişiden oluşmuştur. İlk veri setiyle (n= 1536) ölçeğin ve yapı geçerliği için temel bileşenler analizi yöntemi varimax dik döndürme ile açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda dört faktörlü "Stres Belirtileri, Adaptif Korku ve Endişe, Travmatik Belirtiler, Davranışsal Belirtiler" alt boyutlarından oluşan toplam varyansın %58'ini açıklayan 30 maddelik ölçek elde edilmiştir. Verilerin uygunluk yapısını desteklemek amacıyla ikinci grupla (n=1266) doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda oluşan modelin uyum indeksleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuştur. Ölçeğin güvenirlik analizi iki veri seti kullanılarak Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Sırasıyla Cronbach Alpha değeri ilk grup için .94, ikinci grup için .96 olarak bulunmuştur. İkinci aşamada, psikolojik sağlamlık, travmatik stres, sıkıntıya dayanma ve bilişsel esneklik değişkenlerinin Covid-19'a bağlı ortaya çıkan Psikolojik belirtileri ne kadar güçlü yordadığı anlamak amacıyla ilk grubun verileri (n=1536) ile çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Stepwise yöntemi kullanılmış ve varyansın %47'sini açıkladığı görülmüştür.
Young Ebeveynlik Ölçeği ve Young Şema Ölçeği bağlamında şema alanlarının yeniden değerlendirilmesi: Bir çoklu özellik çoklu yöntem çalışması
Bu çalışmada bireylerin algıladıkları ebeveynlik biçimi ve erken dönem uyum bozucu şemaları bağlamında şema alanlarının yeniden gruplandırılması incelenmiştir. Çalışma grubunu 185'i kadın, 151'i erkek olmak üzere 336 birey oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş aralığı 17-63'tür. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu (DBF), Young Şema Ölçeği-Kısa Formu 3 (YŞÖ-KF3) ve Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) kullanılmıştır. Young Ebeveynlik Ölçeği anne formu, baba formu ve Young Şema Ölçeği olmak üzere üç faktörün şema alanlarına etkisinin incelenmesi amacıyla Yapısal Eşitlik Modeli'nde Çoklu Özellik Çoklu Yöntem Analizi uygulanmıştır. Ayrıca literatürde genel kabul gören model ile bu çalışmanın verileriyle ortaya konan model karşılaştırılmıştır. Alt boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda erken dönem uyumsuz şemaların, anneye dair algılanan ebeveynik biçiminin ve babaya dair algılanan ebeveynlik biçiminin dört şema alanını anlamlı düzeyde açıkladığı bulunmuştur. (1) ayrılma ve reddedilme alanında kusurluluk, duyguları bastırma, kuşkuculuk, duygusal yoksunluk, kötümserlik, dayanıksızlık, cezalandırıcılık, terk edilme, (2) zedelenmiş özerklik ve kendini ortaya koyma alanında başrısızlık, bağımlılık, yetersiz özdenetim, (3) aşırı tetikte olma alanında kendini feda, boyun eğicilik, iç içe geçme, (4) zedelenmiş sınırlar alanında haklılık, onay arayıcılık, yüksek standartlar şemaları olduğu bulunmuştur.
Yetişkin bireylerin ego durumları ile öz şefkat düzeyleri arasındaki ilişki
Bu tez çalışmasında amaçlanan yetişkin bireylerin ego durumlarını ile öz şefkat düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir.Çalışma verileri 403 yetişkin bireyin cevaplarından sağlanmıştır. Çalışmada Arı (1989) tarafından geliştirilen Ego Durumları Ölçeği ve Neff (2003) tarafından geliştirilen, Akın ve ark. (2007) tarafından dilimize uyarlanan Öz Şefkat (Öz Duyarlılık) Ölçeğinden faydalanılmıştır. İlişkisel tarama modeliyle yürütülen bu çalışmada verilerin analizi bağımsız örneklem t testi, tek yönlü ANOVA, tek yönlü MANOVA ve korelasyonanalizi ileyapılmıştır.Araştırmanın sonucunda yetişkin bireylerin öz şefkat düzeyleri ile her bir ego durumu arasında düşük düzeyde pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca öz sevecenlik ile eleştirel ebeveyn, koruyucu ebeveyn, yetişkin, uygulu çocuk ve doğal çocuk; paylaşımların bilincinde olma ile eleştirel ebeveyn, koruyucu ebeveyn, yetişkin, uygulu çocuk ve doğal çocuk; bilinçlilik ile koruyucu ebeveyn, yetişkin, uygulu çocuk ve doğal çocuk; özdeşleşme ile koruyucu ebeveyn ve yetişkin ego durumu arasında düşük düzeyde pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Further validation of child and adolescent mindfulness measure (CAMM)
Bu çalışmanın amacı, çocuk ve ergenlerde farkandalığı (mindfulness) değerlendirmek için tasarlanan Çocuk ve Ergen Farkındalık Ölçeği'nin (ÇEİMÖ) Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerini yeniden değerlendirmektir. Katılımcılar, yaşları 12 ile 18 arasında değişen 301 çocuk ve ergenden oluşmaktadır. Ölçeğin yapı geçerliliğini değerlendirmek için, orijinal ölçeğin faktör yapısının mevcut çalışmadan elde edilen verilerle eşleşip eşleşmediğini görmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmıştır. DFA'dan elde edilen sonuçlar, mükemmel uyum indeksleri ile tek faktörlü modeli doğrulamıştır. İç tutarlılık katsayısı, iyi bir iç güvenilirlik için kanıt sağlamıştır. İkinci madde çıkarılarak uygulanmış doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarında modelin uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermektedir. Dokuz maddeden oluşan ölçeğin yapısının güvenirliği, iç tutarlılık katsayıları analiz edilerek belirlenmiştir. Sonuç olarak CAMM'nin güvenilir bir ölçek olduğunu göstermektedir. (Cronbach's = 0.75, McDonald's = 0.76). Sonuç olarak, psikometrik özellikler CAMM'nin Türkçe versiyonunun çocuklar ve ergenler arasında farkandalığı ölçmek için geçerli bir araç olduğunu göstermiştir.
The influence of language barrier states on the psychological distress of expatriates residing in Türkiye
Scholars have noted that language barriers have an impact on the psychological distress of individuals. The inability to understand and communicate with others creates the space for problems to arise in one's workplace, social standing, and personal life. In the current study, the influence of language barrier states on three dimensions of mental health (depression, anxiety, and stress) was investigated. One hundred ninety-two participants completed an online survey which included the Depression, Anxiety, and Stress Scales (DASS-21), a one-item question to understand language level, and a Demographics Information Form in order to identify the influence of language barrier states on the participants' psychological distress scores. Multivariate analysis of variance (MANOVA) was conducted to determine the differences between three states of language barriers (beginner, intermediate, advanced) on depression, anxiety, and stress scores. The results revealed that there was no statistically significant difference in the depression, anxiety and stress scores based on the language barrier states that expats in Türkiye experience. It was concluded that perception of language barriers ought to be considered in further studies in order to better understand the influential parties found in this association.
Romantik ilişkilerde aldatma ve affetme eğilimlerinin aşka ilişkin tutumlar bağlamında incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, aşk tutumları ile (tutkulu, oyun gibi, arkadaşça, mantıklı, sahiplenici, özgeci aşk), aldatma ve affetme eğilimleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın katılımcılarını, yaşları 19 ile 65 arasında değişen, 305'i (%61) kadın, 195'i (%39) erkek olmak üzere toplam 500 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Aşka İlişkin Tutumlar Ölçeği Kısa Formu, Aldatma Eğilimi Ölçeği ve Heartland Affetme Ölçeği kullanılmıştır. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu çalışmada katılımcılardan elde edilen veriler, çoklu doğrusal regresyon analizi ve Tek Yönlü MANOVA ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre aşk tutumlarından oyun gibi aşk ve tutkulu aşk aldatma eğilimini, sahiplenici aşk ve tutkulu aşk ise affetme eğilimini anlamlı bir biçimde yordamaktadır. Cinsiyet değişkenine göre, erkek katılımcılar kadın katılımcılara göre sahiplenici aşk, özgeci aşk ve oyun gibi aşk tutumlarını daha fazla benimsemektedirler. Son olarak romantik ilişki değişkenine göreyse, evli katılımcıların özgeci aşk tutumlarının diğer katılımcılara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Ebeveyni boşanmış yetişkinlerde ayrılma kaygısı ve terk edilme şemasının bağlanma stilleri açısından açıklanması
Bu araştırmanın amacı; Ebeveyni boşanmış yetişkinlerde ayrılma kaygısı ve terk edilme şemasının bağlanma stilleri açısından açıklanmasıdır. Araştırma 2022-2023 yıllarında dört ay boyunca Türkiyede yaşayan 260 kişi ile yürütülmüştür. Çalışmanın verileri Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Ölçeği, İlişki Ölçekleri Anketi ve Terk Edilme Şema Alt Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS25.0 (The Statistical Packet for The Social Sciences) paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, yetişkin ayrılma kaygısı, korkulu bağlanma stili, saplantılı bağlanma stili ve terk edilme şeması değişkenleri arasında pozitif anlamlı düzeyde, güvenli bağlanma stili ve kayıtsız bağlanma stili ile anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmanın temel amacı doğrultusunda gerçekleştirilen basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre, korkulu ve saplantılı bağlanma stili değişkenleri ayrılma kaygısı ve terk edilme şeması değişkenlerini anlamlı ve olumlu bir şekilde yordamaktadır. Ancak, güvenli ve kayıtsız bağlanma stilinin ayrılma kaygısı ve terk edilme şemasını istatistiksel olarak yordamadığı görülmüştür. Bu çalışma, ebeveyni boşanmış yetişkinlerle çalışan ruh sağlığı uzmanlarına yönelik olarak, bu kişilerin kendi ilişkilerindeki ayrılmakla ya da terk edilmekle ilgili kaygılarını çalışırken güvensiz bağlanma stillerinin etkili olabileceğini önemsemeye ve anlamaya yönelik yardımcı olabilecek bulgular sunmaktadır.
Duygusal yetkinlik terapisi temelli grupla psikolojik danışma programının beliren yetişkinlerinin duygusal yetkinlik düzeyi ve ruh sağlığı üzerindeki rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Duygusal Yetkinlik Terapisi (DYT)'nin beliren yetişkinlerinin duygusal yetkinlik düzeyi ve ruh sağlığı üzerindeki rolünü incelemektir. Bu doğrultuda çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Duygusal yetkinliği değerlendirmek amacıyla kullanılan geçerli ve güvenilir bir ölçek bulunmadığından çalışmanın ilk aşamasında Duygusal Yetkinlik Ölçeği – 2'nin (EES2; West, 2018) Türkçeye uyarlaması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bu aşamasına 18-29 yaş aralığında toplam 763 üniversite öğrencisi katılmıştır. Bulgular, ölçeğin Türkçe versiyonunun tek faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuş ve 8 maddelik ölçeğin duygu düzenleme araştırmacıları ve ruh sağlığı uzmanları tarafından kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu göstermiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, 18-29 yaş aralığında yükseköğretime devam eden 16 kişiyle DYT temelli bir grupla psikolojik danışma programı gerçekleştirilmiştir. Söz konusu programın beliren yetişkinlerin duygusal yetkinlik düzeyi ve ruh sağlığı üzerindeki rolünü belirlemek amacıyla deney ve kontrol gruplu öntest-sontest-izleme ölçümlü 2x3'lük gerçek deneysel desen kullanılmıştır. Deney grubuyla DYT çerçevesinde 8 oturumluk grupla psikolojik danışma uygulaması gerçekleştirilmiş; kontrol grubuyla ise herhangi bir uygulama gerçekleştirilmemiştir. Araştırmanın bulguları, DYT temelli grupla psikolojik danışma programının üniversite öğrencilerinin (a) duygusal yetkinlik düzeylerini artırmada kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha etkili olduğunu ve bu etkinin dört hafta boyunca sürdüğünü; (b) depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini düşürmede kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha etkili olduğunu ve bu etkinin dört hafta boyunca sürdüğünü ve (c) duygusal, sosyal ve psikolojik iyi oluş düzeylerini artırmada kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha etkili olduğunu; ancak bu etkinin yalnızca duygusal ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde dört hafta boyunca sürdüğünü göstermiştir. Mevcut bulgular ilgili alan yazını uyarınca tartışılmıştır.
Investigating the predictors of resilience in individuals who lost a loved one
This research examined the predictors of resilience in relation to difficulties in emotion regulation, psychological inflexibility, perceived social support, age, and characteristics of loss (e.g., the number of people individuals lost, seeking professional support, the closeness of the lost person, the type of death, and relationship quality with the lost one) among individuals in Türkiye who lost a loved one in the past two years. The study was carried out with 333 individuals (n=227, 68.2% female; n=103, 30.9% male; n=3, 0.9% others) aged between 18-57 years (M=28.6, SD = 7.6). The Demographic Information Form, The Brief Resilience Scale, The Brief Version of Difficulties in Emotion Regulation, The Multidimensional Scale of Perceived Social Support, and Acceptance and Action Questionnaire were filled out by the participants. Hierarchical regression analysis was conducted to analyze data via SPSS 29. Results indicated that difficulties in emotion regulation, psychological inflexibility, perceived social support, age, the number of people individuals lost, seeking professional support significantly predicted resilience in individuals who lost a loved one. Difficulties in emotion regulation and psychological inflexibility were the strongest and negative predictors of resilience. The findings and recommendations were discussed in the light of the literature.
Boşanmış ailelerin yetişkin çocuklarının romantik ilişkilere, evliliğe ve ebeveyn olmaya dair algılarının incelenmesi: Nitel bir araştırma
Bu araştırmanın temel amacı ebeveynleri boşanmış evli ya da bekar yetişkinlerin romantik ilişkilere, evliliğe ve çocuk sahibi olmaya ilişkin görüşlerinin, olası ve mevcut çocuk yetiştirme tutumlarının ve ebeveyn öz yeterlik algılarının ebeveynlerinin boşanmış olması bağlamında derinlemesine incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda bu araştırmada nitel araştırma yaklaşımlarından fenomonolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu kartopu örnekleme yoluyla ulaşılan, araştırma sırasında romantik ilişkisi olan 7, romantik ilişkisi olmayan 2 ve evli olan 4 olmak üzere 13 birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama amacı ile araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Katılımcılar ile yapılan görüşmelerden elde edilen verilerin içerik analizi sonucunda 9 tema, 26 alt tema ve 137 kod oluşturulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre boşanmış ailelerin yetişkin çocuklarında ebeveyn boşanmasının romantik ilişkilere, evliliğe ve çocuk sahibi olmaya ilişkin görüşleri ve olası ve mevcut çocuk yetiştirme tutumları ve ebeveyn öz yeterlik algılarını biçimlendirebildiği görülebilmektedir. Araştırmanın sonuçları ebeveynleri kendileri çocukken boşanmış ve şu anda yetişkin olan bireylerin romantik ilişkilerde, evlilik ilişkilerinde ve ebeveynlik süreçlerinde ebeveyn boşanmasına bağlı olarak yaşadıkları güçlüklerin anlaşılması noktasında önemlidir. Araştırmanın bulguları ilgili literatür kapsamında tartışılmış ve ruh sağlığı uzmanlarına ve araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur.
Romantik ilişkisi olan kadınlarda ilişkisel güç algısının yordayıcıları olarak bağlanma stilleri, narsisizm, bilişsel duygu düzenleme
Bu araştırmada romantik ilişkisi olan beliren yetişkinlik dönemindeki kadınlarda ilişkilerde güç algısının yordayıcıları olarak ilişki süresi ile bağlanma stilleri (kaygılı ve kaçınan bağlanma boyutları), narsisizm (büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizm boyutları) ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin rolü incelenmiştir. Araştırmaya 2022-2023 yılları arasında Türkiye'de yaşayan, mevcut romantik ilişkisi olan, 18-29 yaş aralığında 367 kadın katılmıştır. Araştırma verileri, ilişkilerde güç algısı için İlişkilerde Güç Algısı Ölçeği (İGAÖ), bağlanma stilleri için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II), narsisizm için Narsistik Kişilik Envanteri (NKE) ve Kırılgan Narsisizm Ölçeği (KNÖ), bilişsel duygu düzenleme için Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği – Kısa Form ve Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmada ilişki süresi, bağlanma stilleri, narsisizm ve bilişsel duygu düzenlemenin ilişkilerdeki güç algısını yordama rolü hiyerarşik regresyon analizi ile test edilmiştir. Araştırmanın analizleri sonucunda ilişki süresi, narsistik kişilik, kırılgan narsisizm, kaygılı ve kaçıngan bağlanma değişkenlerinin beliren yetişkin kadınların ilişkilerdeki güç algısını anlamlı bir şekilde yordadığı tespit edilmiştir. İlişki süresi, büyüklenmeci-kırılgan narsisizm, kaygılı-kaçıngan bağlanma stili ve bilişsel duygu düzenleme beliren yetişkin kadınların ilişkilerde güç algısına yönelik varyansın %30'unu açıklamaktadır. Araştırma sonuçları alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Bahçeşehir Üniversitesi uluslararası öğrencilerdeki özgüven, direnç, Olumlu ve olumsuz duyguların kültür şokunu yordayıcı rolü
The number of international students' enrollment is increasing each year and turning the world into a global village. These students share great experiences of studying in new environment however these experiences are accompanied with some issues also. This correlational and descriptive research has twofold; the first one understands the extent to which self-esteem, resilience, positive affect and negative affect predict culture shock in international students at BAU. Second, to examine the group differences with respect to gender, educational level, living style and interaction with Turkish people. The sample group consists of international students (N=302) currently studying at Bahcesehir University. The sample was reached face to face, through official university emails and whatsapp groups. All participants of the study were required to fill an online questionnaire that consisted of a consent form, demographic information form, Rosenberg Self Esteem Scale (RSES), Connor Davidson Resilience Scale (CD-RISC 10), Positive and Negative Affect Schedule (PANAS) and Culture Shock questionnaire. The current study concluded that culture shock was predicted 16% (R=.42, R2=.16, p<.05), by self-esteem, Resilience, positive affect and negative affect. Differences with respect to gender, living style and communication were found. Males had higher levels of culture shock, resilience and positive affect than females. On the other hand, females had higher levels of Negative affect than males. Students who lived with a family member scored low levels of self-esteem, positive affect and higher levels of culture shock than students who lived without family. There was no significant difference found between students living with or without family regarding resilience and negative affect. Students who had been in contact with Turkish people had higher levels of culture shock, resilience, positive affect and lower levels of negative affect than those who were less in touch with Turkish people. Keywords: Self-Esteem (SE), Resilience, Positive Affect (PA), Negative Affect (NA), Culture Shock (CS).
7.sınıf öğrencilerinde bağlanma stilleri ve öz yeterliğin sınav kaygısını yordama rolü
Bu araştırmada, ortaokul 7.Sınıf sınıf öğrencilerinin sosyo-demografik özellikleri (cinsiyet, algılanan başarı ve algılanan ekonomik durum), bağlanma stilleri ve öz yeterliklerinin sınav kaygısını (görev dışı davranışlar, otonom tepkiler ve düşünceler) yordama rolü incelenmiştir. Araştırmaya 2022-2023 yılları arasında İstanbul ilinin farklı ilçelerinde bulunan özel bir okulun 4 kampüsünde ortaokul 7.Sınıf kademesinde eğitim gören 260 (122 Kız, 138 Erkek) öğrenci katılmıştır. Araştırmanın verileri, sınav kaygısı için Çocuklarda Sınav Kaygısı Ölçeği (ÇSKÖ), bağlanma stilleri için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II-orta çocukluk), öz yeterlik için Ortaokul Öz Yeterlik Ölçeği (OÖYÖ) ve Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmada bağlanma stilleri (kaygılı ve kaçınan bağlanma) ve öz yeterliğin, sınav kaygısını ve sınav kaygısının düşünceler, görev dışı davranışlar ve otonom tepkiler alt boyularını yordama rolü dört ayrı hiyerarşik regresyon analizi ile test edilmiştir. Araştırmanın analizleri sonucunda kaygılı bağlanma, öz yeterliğin koruyucu sağlık boyutu ve demografik değişkenler olan cinsiyet ve algılanan okul başarısı değişkenlerinin sınav kaygısını yordadığı tespit edilmiştir. Kaçınan bağlanma ve öz yeterliğin madde bağımlılığı potansiyeli, akademik başarı ve kişiler arası ilişkiler boyutları sınav kaygısını yordamamıştır. Kaygılı bağlanma, öz yeterliğin koruyucu sağlık boyutu, ve demografik değişkenler olan cinsiyet ve algılanan okul başarısı 7.sınıf öğrencilerinin sınav kaygısına yönelik varyansın %25.5'ni açıklamaktadır. Araştırma sonuçları alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.