
4.360
Arşivlenen Tez
12
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
179 nolu Besni (Behisni) şer'iyye sicili transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1307-1310/m. 1890-1893)
Osmanlı Devleti'nin önemli arşiv belgelerinden biri olan şer'iyye sicilleri, sosyal, iktisadî, siyasî ve idarî alanlarda geniş bilgiler içermekte olup, devletin çeşitli kazâlarından Behisni Kazasına ait 179 numaralı şer'iyye sicili de bu açıdan büyük önem taşımaktadır. 1890 ile 1893 yılları arasını kapsayan ve 1'den 156'ya kadar olan sayfalarda yer alan belgede, iki kadıya ait toplam 309 mahkeme kararı bulunmaktadır; bunların 39 adeti ikinci kadıya aittir. Ayrıca, belgenin 10 sayfası izinname defterinin transkriptiyle doludur. Bu sicil, Behisni Kazasının sosyal ve ekonomik yapısına dair zengin ve kıymetli bilgiler sunmakta, dönemin günlük yaşamı, toplumsal ilişkileri ve idarî işleyişine dair önemli veriler içermektedir. Transkripsiyonu tamamlanarak araştırmacıların hizmetine sunulan bu belge, Osmanlı tarihinin incelenmesinde ve özellikle Behisni Kazasının çeşitli yönlerinin anlaşılmasında vazgeçilmez bir kaynak olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Kelimler: Şer'iyye Sicili, Besni (Behisni), Adıyaman, 19. Y.Y. Osmanlı Tarihi, Kadı
28 numaralı Ayıntâb şer'iyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1077-1079/m.1666-1668 s.280-419)
Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı Devleti'nde kadılar tarafından görülen mahkemelerdeki davaların yazıldığı defterlerdir. Bu defterler yazıldığı dönemden birçok unsur barındırmaktadır. Bu belgelerin içerisinde fermân, berât ve buyruldu gibi idari belgelerin yanı sıra sosyal konuları içeren miras, vasi tayini, boşanma, nafaka ve alacak-verecek gibi belgeler de mevcuttur. Şehirlerin ve köylerin adli, sosyal, idari, ekonomik ve kültürel durumlarını göstermesi sebebiyle, Osmanlı Devleti'nin sosyal yapısını inceleyen araştırmacılar için büyük bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca döneminde yazılması hasebiyle birinci el kaynak niteliğini taşımaktadır. Bu çalışmada Hicri 1077-1079/ Miladi 1666-1668 tarihleri arasını kapsayan 28 Numaralı Ayıntab Şer'iyye Sicili'nin 280 ile 419 sayfa aralığının transkripsiyonu, tasnifi ve özeti yapılmış, tespit edilen 331 belgenin genel bir değerlendirmesi de yapılmıştır.
28 numaralı Gaziantep Şer'iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (H. 1077-1079 /m.1666-1668. s.140-279)
Osmanlı taşra şehirlerinden Gaziantep'in (Ayntab) 17. Yüzyıl ortalarındaki sosyal, ekonomik ve hukuki yapısının incelenmesini ve değerlendirilmesini amaçlayan bu çalışma, 28 Numaralı Gaziantep Şer'iyye Sicilinin 140-279 sayfaları arasını konu almaktadır. Çalışma sırasında sicilde bulunan belgeler transkript edilmiş ve kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır. Konu olan sicil içerisinde kadı hükmü ile sonuçlanan davalar (mehr, hakaret, darb vb.), alacak-verecek kayıtları, miras taksimleri, vakıf işlemleri, vasi ve vekil tayinleri ve merkezi idareden gelen emir ve yazışmalar gibi belgeleri kapsamaktadır. Bu çalışma Osmanlı hukuk sistemine, şehir tarihine ve bunun devamı olan şer'iyye sicilleri üzerine çalışma yürüten araştırmacılara özgün bir kaynak sunmaktadır. Bu bağlamda konu olan çalışma hem yerel tarih çalışmalarına hem de Osmanlı arşiv belgelerinin akademik değerlendirilmesine yönelik eksikliği gidermeyi hedeflemektedir.
98 numaralı Gaziantep şeri'yye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (H.1154-1155/m.1741-1742.s.231-301)
Osmanlı tarih yazımında birinci elden kaynaklar olan şer'iyye sicilleri, Osmanlı şehirlerinin sosyal, iktisadî, idarî ve hukukî yapısının anlaşılmasında büyük önem taşır. Kadılar tarafından tutulan bu defterler, yalnızca mahkeme kararlarını değil, aynı zamanda dönemin toplum düzenini, halkın gündelik yaşantısını ve devletle halk arasındaki ilişkileri de yansıtan çok yönlü belgelerdir. Bu çalışmada, 98 numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili'nin 231–301. sayfaları arasındaki belgeler esas alınarak, H.1154–1155 / M.1741–1742 yıllarına ait mahkeme kayıtları transkribe edilmiş ve değerlendirilmiştir. Değerlendirme kısmında bulunan belge içerikleri; ceza davaları, aile ve miras uyuşmazlıkları, kamu güvenliğine ilişkin vakalar, idari tayinler ve vakıf işlemleri gibi başlıklar etrafında sınıflandırılmıştır. Böylece, 18. yüzyılın ortalarında Ayıntab şehrinin sosyal düzeni, hukukî uygulamaları ve taşra teşkilatının işleyişi hakkında detaylı bilgiler elde edilmiştir. Şer'iyye sicillerinde yer alan kayıtlar, dönemin günlük yaşamına, adalet sistemine ve devlet-halk ilişkilerine dair somut örnekler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Devlet-Halk İlişkileri, Toplumsal Düzen, Vakıf İşlemleri, Kamu Güvenliği, İdarî tayinler
Gaziantep'in gelişim sürecinde mimar Bekir Sıtkı Severoğlu
Bu çalışma, Gaziantep'in kültürel, sosyal, sportif ve ekonomik gelişiminde önemli bir rol üstlenen Mimar Bekir Sıtkı Severoğlu'nun yaşamını, faaliyetlerini ve şehre kazandırdığı değerleri kapsamlı biçimde ele almaktadır. Sıtkı Severoğlu'nun aile geçmişinden eğitim hayatına, mesleki gelişiminden şehre dair girişimlerine uzanan süreçte bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya koyduğu katkılar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Kent tarihinin yaşatılmasına yönelik hazırladığı takvimler, Antep Savunmasını konu alan çizgi roman çalışması, Zeugma mozaiklerinin Gaziantep'te kalması yönündeki çabaları, turizm derneği başkanlığı dönemindeki projeleri, tarihi mekânların restorasyonu için yürüttüğü hukuki ve kültürel mücadeleleri ile Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Müzesi, Kamil Ocak Stadyumu ve Yesemek Platformu gibi kentsel düzeydeki çalışmaları, mimarlık meslek örgütlerinde üstlendiği görevler ve sivil toplum faaliyetleri bu bağlamda öne çıkan başlıklardır. Ayrıca konferanslar, paneller, sergiler, belgeseller ve çeşitli medya çalışmaları aracılığıyla milli mücadele, kültürel miras ve şehir bilincinin yaygınlaştırılmasına sağladığı katkılar belgelerle ortaya konmuştur. Sonuç olarak eser, Bekir Sıtkı Severoğlu'nun kişisel yaşam öyküsünü ve faaliyetlerini anlatmakla kalmayıp, Gaziantep'in 1990-2025 yılları arasındaki sosyal ve kültürel dönüşümünü de yansıtan önemli bir şehir tarihi kaydı niteliği taşımaktadır.
Îlm-î Emrâz-ı Dâhiliyye adlı eserin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
İnsanoğlunun varolmasıyla beraber hastalıklarda ortaya çıkmıştır. İnsanlar hayatlarını sürdürebilmeleri için hastalıklar ile mücadele etmişlerdir. İnsanlar hastalıkların etkilerini yok etme gücüne sahip olmasalar da bu etkileri en aza indirmeye çalışmışlardır. Doğada varolma mücadelesi gösteren insanoğlu hastalıklara karşı çeşitli yöntemler geliştirmiştir. İlk zamanlarda ilkel nitelikte olan tedavi yöntemleri bilgi ve deneyimlerin artmasıyla birlikte gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Hastalık türlerinin artması ve farklı tedavi yöntemlerinin kullanılmasıyla tıp alanında çeşitli dallar ortaya çıkmıştır. Bilim insanları çeşitli hastalıkları ve tedavi yöntemlerini konu alan önemli eserler ortaya koymuşlardır. Çalışma konumuz olan Miralay Doktor Feyzullah İzmidî'nin iç hastalıkları ve tedavi yöntemlerini konu alan "İlm-i Emrâz-ı Dâhiliyye" adlı eseri de tıp alanındaki nadide eserlerden biridir. Tez çalışması olarak seçilen bu eserin transkripsiyonu ve değerlendirilmesiyle tıbbi çalışmalara katkı sağlanması amaçlanmış, ayrıca iç hastalıklarıyla ilgili çalışmalar yürütecek olanlara rehberlik edeceği umulmaktadır.
Roma dönemi'nde Suriye
Suriye, bulunduğu coğrafi konum ve stratejik önemi itibariyle birçok uygarlığa ev sahipliliği yapmış ve pek çok devletin istilalasına maruz kalmıştır. Suriye, Roma ile Part İmparatorlukları arasında bulunduğu stratejik konumu nedeniyle Roma'nın ayrıcalık tanıdığı önemli eyaletler arasında yer almıştır. Seleukos kralları arasında taht savaşlarının ortaya çıkması, Seleukos Devleti'nin zayıflamasına neden olmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalı komutan Pompeius Magnus tarafından Suriye Eyaleti kurulmuş ve Suriye tarihinde yepyeni bir sayfa açılmıştır. Zira Suriye bu tarihten sonra Roma-Part savaşlarına tanık olmuştur. Roma Dönemi'nde Suriye-Roma ilişkilerini konu alan çalışmamızda Suriye'nin Roma eyaletine dönüştürülmesinin ardından Suriye ile Roma arasındaki sosyal, politik ve askeri ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca çalışmamızda, Roma Dönemi'nde Suriye'deki bazı krallıkların Roma'ya karşı yaptıkları isyanlar, isyanların nedenleri ve imzalanan antlaşmalar da yer almaktadır. Anahtar kelimeler: Suriye,Roma, Pompeius, Suriye Eyaleti, Palmyra
( H. 300-392/M.912-1002) yıllar arası Endülüs'ün karşılaştığı iç ve dış zorluklar
Endülüs en güçlü dönemini (H.350-392/M.962-1002) yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda bu yıllar arasında Endülüs, İslam dünyasında zirveye ulaşmıştır. Bu dönemi araştıran tarihçiler bu dönemi diğer dönemlerden her alanda ayrı tutarlar. Çünkü Endülüs'te tahta çıkan III. Abdurrahman Nasır ülkede siyasi birliği yeniden tesis etti bu da bir takım gelişmeleri beraberinde getirdi. Bu gelişmelerden en önemlisi; Endülüs'te yaşayan farklı etnik yapılar olan Muvelldun, Arap, Vizigotlar ve Berberiler arasındaki etnik milliyetçiliğin bitme noktasına getirilmesidir. Endülüs'te iç karışıklıklar sona erdirilip siyasi birlik sağlandığı için II. Hakem Mustansır ve Muhammed b. Ebî Amir Mansur dönemlerinde devletin gücü dış politikada hissedilmeye başlandı. Endülüs'ün dışarıyla olan mücadelesindeki ilk amacı Kuzey Endülüs'te bulunan Hıristiyan krallıkları kendi hâkimiyeti altına almak, Hıristiyan birliğini dağıtmak ve toplumla kaynaşmayı gerçekleştirip Endülüs içinde yaşamalarını sağlamaktı. İkinci amacı ise o dönemde Mağrib'de (Tunus, Fas, Cezayir) hâkim olan Fatımîler'in hâkimiyetini sonlandırıp Mağrib'de kendi seçtiği idareciler vasıtasıyla bu toprakları idare etmekti. Üçüncü amacı ise Kuzey Avrupa'dan gelen Cermenler'in saldırıları sona erdirmekti. Bu amaçları gerçekleştirmek için birçok savaş meydana gelmiştir ve bu savaşların çoğu zaferle sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Endülüs, İspanya, Mağrip, III. Abdurrahman, II. Hakem, Mansur, Fatimîler, Cermenler, Hristiyan ve Müslümanlar.
Rıdvan Nafiz Edgüer'in hayatı ve Küçük Türk Tarihi adlı kitabının transkripsiyonlu metni
Türkiye de birkaç istisna dışında, Osmanlı Türkçesi ile yazılmış bir Türk Tarihi ne yazık ki yoktur. Kadim milletler arasında bizimki kadar tarihine ve mazisine yabancı başka bir millet yoktur. Milletin büyük bir kısmı Türklüğü ve Türk tarihini belli başlı dönemlerden ve coğrafyalardan ibaret zannetmektedir ve birçok Türk kökenli devleti yabancılaştırıp dışlamaktadır. Bugün Türkler çok geniş coğrafyalara dağılmış durumdadır. Bunlardan bir kısmı medeni bir kısmı göçebelikten yeni vazgeçmiş durumdadır. Başlı başına yaşayan ve başka bir devletin emri altında olmayan Türkler yalnızca Osmanlı Türkleridir. Türklerin ilk vatanları Orta Asya'da dağlar arasında göçebeliğe elverişli geniş çöllerdir. İklim ve zorlu coğrafya şartları nedeniyle Türkler göçebe hayata mecbur kalmışlardır. Göçebe Türkler, etraflarında gördükleri şeylere taparlardı. Doğada kutsal saydıkları pek çok şey bulunmaktaydı. Türklerin çocukları dâhi çok iyi süvari ve savaşçıydılar. Türklerde atın özel bir yeri bulunmaktaydı. Türkleri birleştiren, meydana getiren Oğuz Han'dır. Türkler tarihleri boyunca Çinliler, İranlılar, Ruslar gibi büyük milletlerle mücadele etmişlerdir. Türk mitolojisinde destanlar dikkat çekicidir. En ünlü destanlarından bir tanesi de Ergenekon Destanıdır. Türkler tarih boyunca İskitler, Hunlar, Tukyular, Harezmler, Uygurlar, Bulgarlar, Gazneliler, Moğollar, Selçuklular, Timurlular, Osmanlılar gibi pek çok hükümet vücuda getirmişlerdir. Cengiz Han, Timurlenk, Bilge Kağan ve Kültekin, Hülagü, Alp Arslan gibi de pek çok yiğit han ve hakanları vardır.
12 numaralı Ayntab şer'iyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (h. 1027-1028/m. 1618-1619. s.105-204.)
Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı Devleti'nin özellikle şehir tarihi ve araştırmaları için birinci elden kaynaklardır. Bu siciller sayesinde Osmanlı idaresindeki bir şehrin sosyal, siyasi, iktisadȋ, askerȋ vs. tarihi ile alȃkalı önemli bulgular elde edilir. Bu nedenle, devletin tarih aynası konumunda olan siciller incelenmeden Osmanlı Devleti'nin sosyal, siyasȋ, iktisadȋ, adlȋ vs. durumu hakkında doğru bilgilere ulaşmak mümkün değildir. "12 Numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili'nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi (H.1027-1028/ M.1618-1619. s. 105-204)" isimli bu tezimiz, özellikle Gaziantep şehir tarihinin aydınlatılmasına ve daha sonra şehir tarihi çalışan diğer araştırmacılara önemli katkılar sağlayacaktır.
Âgehî'nin Câmi'ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Türkistan cazibe merkezi olmasının yanı sıra tarih bilimi açısından da biçilmiş kaftandır. Barındırdığı yüzlerce devlet, beylik, hanlık ile tam bir araştırma sahası olmuş ve özellikle Türk Tarihçileri için her zaman araştırma konularının başında gelmiştir. Bu hanlıklardan biri de Hive Hanlığı'dır. Hive Hanlığı'nın özellikle XIX. yüzyıldaki tarihiyle ilgili Muhammed Rıza Mirab Âgehî'nin yazmış olduğu Firdevs al-İkbal ve Câmi'Ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eserleri sayesinde fikir sahibi olabiliyoruz. Hive Hanlığı Harezm bölgesine yerleşmiş ve varlığını yüzyıllar boyunca sürdürmüş bir hanlık olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu hanlık genel anlamda kendi iç işleri ve diğer hanlıklar ile savaşmış ve tarihi boyunca birçok aile, sülale, hanedanlık gibi birçok yönetici aile ve kişi ile yönetilmiştir. Bu hanedanların sonuncusu İnak (Kongrat) hanedanlığıdır. Bu hanedanlık ile birlikte Hive Hanlığı iyice zayıflamış ve XIX. yüzyılın son çeyreğinde Çarlık Rusya hâkimiyeti altına girmekten kurtulamamıştır. Hive Hanlığı'nın XIX. yüzyılın ortalarının anlatıldığı eser olan Câmi'Ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eser resmi vakanüvis Âgehî tarafından yazılmıştır. Âgehî olayların yaşandığı dönemde Hive Hanlığında Mirablık yani "belli bir bölgenin Su Dağıtım" görevinde bulunmuş ve yaşamıştır. Ancak gördüğü ve duyduğu olayları birebir, tarafsız bir şekilde aktarıp, aktarmadığı tartışma konusu olmuştur. Ancak o döneme ait birinci el kaynakların azlığı ve o dönemin çok Hive açısından çok fazla araştırılmamış olması Âgehî'nin eldeki önemli kaynaklardan biri olduğu gerçeğini kuvvetlendirmektedir. Anahtar Kelimeler: Hive, Hanlık, Muhammed Emin Bahadır Han, Hiyvak, Türkmen Kabileleri
İnönü devrinde Kazım Karabekir'in faaliyetleri
Türk askeri ve siyasi tarihinin en önemli simalarından biri olan Kâzım Karabekir, Balkan, I. Dünya ve Türk İstiklal Savaşlarında büyük hizmetlerde bulunmuş bir asker ve siyaset adamı olarak karşımıza çıkmaktadır. I. Dünya Savaşı sonrası Mustafa Kemal Atatürk'e destek vererek Kongreleri desteklemiş ve Doğu'da bir kurtuluş hareketi başlatmıştır. Özellikle Milli Mücadele sırasında Doğu'da yapmış olduğu askeri harekâtlar Türkiye Cumhuriyeti adına oldukça büyük önem arz etmektedir. Karabekir Türkiye'nin ilk askeri zaferini kazanmasının yanı sıra Batı Cephesine gönderdiği asker ve mühimmatlarla da Milli Mücadele için kilit bir isim haline gelmiştir. 1921 Eylül ayında Doğu Cephesinin kapanması ile birlikte Ankara'ya gelmiş ve milletvekili olarak çalışmalara başlamıştır. Daha sonra, Atatürk ile bazı konularda ters düşerek arkadaşları ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurmuştur. 1926'da Atatürk'e kaşı düzenlenmesi planlanan İzmir Suikastı Olayı'na adı karışınca yargılanmış ve emekli edilmiştir. Karabekir emekli edildikten sonra bir bakıma inzivaya çekilmiştir. Atatürk'ün vefatına dek sıkı bir takip altına alınmıştır ve Atatürk'ün vefatının ardından İnönü döneminde tekrar siyaset sahnesinde ki yerini almıştır. Konumuzu teşkil eden İnönü Döneminde Karabekir, yaklaşık 10 yıl boyunca TBMM'de İstanbul milletvekili olarak bulunmuştur. Yurdun çeşitli yerlerine geziler düzenlemiş ve çeşitli toplantılara katılmıştır. Karabekir 5 Temmuz 1946 ile öldüğü gün olan 26 Ocak 1948 tarihine dek TBMM Başkanlığı görevini de başarı ile yürütmüştür. Bu çalışmanın amacı Kâzım Karabekir'in 1938-1948 yılları arasında ki faaliyetleri detaylı bir şekilde ortaya koymaktır. Bu nedenle çalışmanın son bölümünde Karabekir'in İnönü Devrinde ki siyasi yaşamı, gezileri ve diğer faaliyetleri detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kâzım Karabekir, Milli Mücadele, İsmet İnönü, TBMM.
42 numaralı Ayntab Şeriyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (h.992-994/1003-1004 m.1584-1586/1594-1595) (s.1-112)
Mahkeme kayıtları olan Şer'iye Sicilleri ait olduğu dönemin siyasi ve sosyal yapısını, kültürünü ve ekonomik yapısını yansıtmaktadır. Osmanlı tarihi ve şehir tarihçiliğinin gelişmesinde önemli katkılar yapmaktadır. Çalışmamız Türk tarihi ve kültürü bakımından önemli bir yere sahip olan Şer'iyye Sicillerinden H. 992-994/1003-1004 M. 1584-1586/1594-1595 tarihlerini kapsayan Gaziantep'te kaydedilen Şer'i mahkeme kayıtlarını içermektedir. 42 Numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili Defteri toplamda 450 sayfa olup, defterin 1-112 sayfa aralıkları çalışılmıştır. Sicilde alacak verecek davaları, hırsızlık, vasi tayini, evlilik, miras, nafaka, boşanma, gibi belgeler karışık halde toplam 451 adet belge bulunmaktadır. Bunların yanı sıra merkezden gönderilen berat, ferman gibi önemli konuları ihtiva eden belgeler ile hüccet, temessük ve tezkire kayıtları bulunmaktadır. Bu belgeler defter doğrultusunda dönemin Gaziantep'inin sosyal, kültürel, ekonomik ve idari durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Transkripsiyonu yapılan belgelere tek tek özet yazılarak okuyucuya kolaylık sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Şer'iyye Sicili, Gaziantep, Osmanlı Devleti, Hukuk, Kadı
Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi'nin Demokrasi algısı (1946-1960)
Daha sonra doldurulacaktır.
Games of chances and gambling in the Ottoman Empire (1800-1923)
In this study, the situation of the gambling and the games of chance in the Ottoman Empire, the changes and the effects that they had experienced were examined. While this was done, time limitations were made and the 1800-1923 time frame was taken as basis. The most important element of fun is the game. In the Ottoman Empire, it is seen that some of the games were mediated by gambling, and others were conducted for direct gambling. The gambling was an important element of the Ottoman Empire's fun life in the 19th century. The gambling existing in the previous has been increased and become more visible in this century. The games played, the players, the ones who are fighting against them and all those who are affected take attention by their different characteristics. The aim of this study is to reveal the gambling phenomenon in the studied time period in all its aspects. It is also to interpret the data obtained in both qualitative and quantitative way. In a term when the economy got stuck , lottery is emerged as an important resource. In the beginning, the state power, which was distant from it and did not approve much, changed this attitude over time. Lottery was one of the important issues inherited from the Ottoman State to the newly established Turkish state. Bingo, identified with New Year's Eve, became the most important gambling vehicle of the people living in Istanbul during the Armistice Period. Key words: The Ottoman Empire, gambling, lottery, bingo.
Temettuat Defterlerine göre sorgun kazasının sosyo-ekonomik yapısı
Tanzimat dönemi ile birlikte Osmanlı Devleti'nde yeni bir dönem başlamış ve bu yeni dönemde, çeşitli iyileştirmelere ihtiyacı olan mevcut kurumların tekrar düzenlenmesi amaçlanmıştır. Devletin en önemli gelir kaynaklarından olan vergilerin etkili ve adil bir şekilde toplanabilmesi için kimi çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde halkın sahip olduğu tüm arazileri, hayvanları, emlakları ve gelir getiren mesleklerinin kayıt altına alınabilmesi için Temettuat sayımları yapılarak bunların Temettuat Defterlerine kayıt edilmesi usulü benimsenmiştir.Bu çalışmanın ana kaynakçasını, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yer alan Maliye Nezareti Temettuat Defterleri içindeki Sorgun Temettuat Defterleri oluşturmuştur. Sorgun kazası, kaza merkezi ve köy bazında incelenerek hane reisleri tek tek ele alınmıştır. Bu defterler vasıtasıyla bölgede yaşayan müslüman ve gayrimüslim nüfusun sosyal ve ekonomik durumu ile kazada hâkim olan ekonomik yapı belirlenebilmiştir. Sorgun temettuat defterleri vasıtasıyla elde edilen veriler ile özelden genele bir yaklaşım anlayışı takip edilerek sonuca ulaşılmıştır.Sivas eyaletine bağlı Bozok Sancağı'nın kazası durumunda olan Sorgun'a ait 1844 (1260) yılı temettuat defterlerin de kaza merkezi ile 85 köy yer almıştır.
Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk on yılında Çorum
Osmanlı Devleti'nin ve Cumhuriyet döneminin sürgün yeri olan Çorum şehri Milli Mücadele döneminde de isyan hareketlerinin yaşandığı bir yer olmuştur.Çorum şehri devlete ve devlet yöneticilerine karşı daima saygı göstermiş ve istenilen her türlü devlet emrini yerine getiren şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Bundan dolayı da gerek Milli Mücadele'de gerekse Cumhuriyet döneminde kendisinden istenilen her vazifeyi ve sorumluluğu yerine getirmesini bilmiştir. Milli Mücadele yıllarında silah, mühimmat ile erzak yardım ve nakliyle önemli bir merkez olmuştur. Şehir sadece ordunun ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmeyip kendi çevresinde meydana gelen olayların genişlemesine de izin vermemiştir. Planlı ve disiplinli çalışmalar sonucunda elde edilen başarının meyvesi olan Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte gerçekleşen inkılâpları ve yenilikleri takip ederek yeni devletin ilerlemesine sosyal, kültürel ve ekonomik yönden de katkı sağlamıştır.
İstiklal gazetesi indekslemesi (1918-1919)
Yakın tarihimizi incelemek isteyen araştırmacılar için basın yayın hareketleri her zaman vazgeçilmez kaynaklardan biri olmuştur. Basın tarihimizi Tanzimat Dönemi'nden Milli Mücadele dönemine kadar Meşrutiyet Dönemleri de dâhil olmak üzere birçok alanda incelemek mümkündür. Bizim çalışma alanımız olarak seçtiğimiz gazete ise Mütareke Dönemi Osmanlı Devleti basınının bir parçası olan İstiklal Gazetesi olmuştur. Mütareke, yani Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıktıktan sonra galip devletlerle Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı dönemi kapsamaktadır.Özellikle Mütareke Dönemi diye adlandırdığımız dönemde önemli bir basın yayın organı olan İstiklal Gazetesi bir taraftan İstanbul Hükümetleri'nin tutarlı bir siyaset izlemesini savunurken Milli Mücadele'nin de yavaş yavaş şekillendiği dönemlerde de az da olsa destek vermeye çalışmıştır. Kısıtlı da olsa da İstiklal Gazetesi'nin işgale karşı tepkisini gördüğümüz olayların en güzel örneği de İzmir'in 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan orduları tarafından işgalinden sonra gerçekleşen Sultan Ahmet Meydanı'nda işgale tepki olarak yapılan mitinglerdir. Halide Edip Adıvar gibi birçok konuşmacının mitingde yaptığı konuşmaları da İstiklal Gazetesi satır satır gazete sayfalarına aktarmıştır. İstiklal Gazetesi'nin Aralık 1918 yılında başlayan yayın hayatının yaklaşık 240 sayısı incelendikten sonra haberler gün, sayı, sayfa numarası ve haberlerin özetiyle araştırmacıların faydalanması için çalışmamızı indeksleme usulüne göre yaptık. Haberleri Osmanlı Devleti'nin sınırları dâhilinde olanlar, Osmanlı Devleti'nin diğer ülkelerle olan ilişkileri, Osmanlı Devleti sınırları dışındaki ülkeler ve Birinci Dünya Savaşı sonrası yenik devletlere imzalatılacak antlaşmaların görüşüldüğü Paris Sulh Konferansı bölümleriyle daha kolay incelenmesini sağladık. Bu yönüyle araştırmacılara iyi bir hizmet olacak ve İstiklal Gazetesi üzerinde çalışacak herkes içinde kolaylık olacaktır.Anahtar Kelimeler: İstiklal Gazetesi, İndeks, Haberler, Makaleler
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye üzerinde Almanya'nın ve İngiltere'nin nüfuz mücadelesi
Yüksek Lisans Teziİkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye Üzerinde Almanya'nın ve İngiltere'nin Nüfuz MücadelesiMerve Sultan SÖYLEMEZBozok ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüTarih Anabilim Dalı2012: 172 SayfaBirinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarının sebep olduğu İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939'da Almanya'nın Polonya'yı işgaliyle başlamış, 1941 yılında dünya savaşı haline gelmiştir. Türkiye'nin savaş öncesi ilişkilerinin çok iyi olduğu Almanya'nın yanı sıra savaşın diğer tarafı olan İngiltere ile de deklarasyon imzalaması savaş süresince Türkiye üzerinde yaşanan Alman-İngiliz nüfuz mücadelesini başlatmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı süresince bir denge politikası izlemiş, her iki tarafla da ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürmüştür. Bu politika, Almanya'nın savaşı kesin olarak kaybedeceği anlaşıldığından 1944 Ağustos'unda tüm ilişkilerini kesilmesi ve 1945 Şubat'ında savaş ilan edilmesiyle sonlandırılmıştır.Bu çalışmada Almanya ve İngiltere'nin ve Türkiye'yi kendi saflarına çekebilmek için uyguladıkları iktisadi ve politik baskılar ile propaganda faaliyetleri incelenmiştir. Bu baskı ve propaganda faaliyetleri ağırlıklı olarak Cumhuriyet, Ulus, Akşam, Yeni Sabah ve Vatan gibi dönemin Türk Basınının incelenmesiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nden de dönemle ilgili belgelerden faydalanılmıştır.Anahtar Kelimeler: İkinci Dünya Savaşı, Türk-Alman İlişkileri, Türk-İngiliz İlişkileri, Türk Dış Politikası, Basın.
Osmanlı ilmiye sınıfı'nın emekliliği, İlmiye Tekaüd Sandığı'nın kuruluşu ve faaliyetleri
Osmanlı Devleti, diğer pek çok alanda olduğu gibi sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri konusunda klasik dönem ve Tanzimat dönemlerinde farklı uygulamalar gerçekleştirmiştir. Klasik dönemde sosyal güvenlik ve emeklilik konusu esnaf sandıkları, arpalık, vakıf gibi kuruluşlar vasıtası ile ele alınmıştır. Ancak zamanla bu uygulamaların ihtiyaçlara cevap verememesi yeni düzenlemeleri gerekli kılmıştır. Bundan dolayı Tanzimat döneminde bu konular ile ilgili Batı tarzında usuller benimsenmiştir.Tanzimat Dönemi?nde ilmiye sınıfının sosyal güvenliği ile ilgili olarak ilk önce Eytâm ve Erâmil-i İlmiye İaşe Sandığı açılmıştır. 1894 yılında bu sandığın adı İlmiye Tekaüd Sandığı olarak değişmiş ve sandık 1911 yılına kadar bu isimle varlığını devam ettirmiştir. Bu çalışmada, ilk önce ilmiye sınıfının klasik dönem sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri ortaya çıkarılmış, daha sonra Eytâm ve Erâmil-i İlmiye İaşe Sandığı ve İlmiye Tekaüd Sandığı?nın kuruluşu, yönetim kadrosu, mali durumu ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Emeklilik Sistemi, Eytâm ve Erâmil-i ?lmiye ?a?e Sandığı, ?lmiye Tekaüd Sandığı, Klasik Dönem, Tanzimat Dönem
İngiliz kaynaklarına göre Balkan savaşları (1912-1913)
Bu araştırmanın amacı İngiltere devletinin 1912-1913 yılları arasında gerçekleşen Balkan Savaşlarındaki rolünü ve politik yaklaşımlarını İngiliz arşiv belgeleri üzerinden ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda farklı kaynaklardan temin edilen İngiliz arşiv belgeleri incelenmiş ve elde edilen bulgular anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sunulmuştur. Ayrıca elde edilen bulgular İngiliz kamuoyunun görüşlerini gayrı-resmi olarak yansıttığı düşünülen saygın İngiliz gazetelerinde yer alan haberlerle de desteklenmiştir. Araştırma bulgularının dönemin süper gücü İngiltere'nin Balkan coğrafyasındaki gelişmelere yönelik bağlamsal ve Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik genel bakış açısını ortaya koymak açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırma neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında yeni bir Avrupa düzeni ile karşı karşıya kalan İngiltere'nin dış politikasını İngiliz-Fransız Anlaşması ve İngiliz-Rus anlaşması üzerine kurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda Balkan Savaşları öncesinde gayrı resmi olarak hakem rolüne soyunan İngiltere'nin, müttefiki Rusya'nın Balkanlara müdahalesini kısıtlamak için elinden geleni yapmadığı ve sahip olduğu siyasi güce orantılı olarak etkili bir tepki veremediği tespit edilmiştir. Ayrıca bu dönemde İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nda sahip olduğu menfaatler, Hindistan'daki Müslüman tebaası ve Hristiyan Balkan halkları arasında bir açmaza girdiği de müşahede edilmiştir. Bu doğrultuda İngiltere'nin Balkan Savaşları başlangıcındaki resmi tarafsızlık politikasının Osmanlı mağlubiyetleri neticesinde Balkan müttefiklerinin taleplerinin sözcülüğünü yapma noktasına evrildiği ve İngiliz kamuoyunun da bu politikayı desteklediği anlaşılmıştır. İngiliz resmi yazışmalarında Balkan Savaşları sırasındaki gelişmeler arasında bilhassa Bulgarların Çatalca hattına dayanması, Selanik'in müttefik kuvvetlerince işgali, Yunanlılar ve Türkler arasındaki deniz mücadeleleri, ateşkes sonrası Edirne nedeniyle tıkanan barış görüşmeleri, I. Balkan Harbi akabinde müttefiklerin kendi aralarında savaşa tutuşmalarından istifade eden Türklerin Edirne'yi geri almak üzere harekete geçmesi ve nihai anlaşmalar sonucunda Ege Adaları'nın geleceği konuları üzerinde odaklandığı görülmüştür. Buna ek olarak İngilizlerin, kendileri için gelecekte olası imtiyaz bölgeleri tespit etmek üzere Balkan Savaşları süresince Osmanlı coğrafyasında çeşitli askeri, sosyal ve menfi istihbarat faaliyetleri yürüttükleri ve Almanya ile nüfuz ve etki alanı yarışına girdikleri belirlenmiştir. Bu mücadelenin en çarpıcı göstergesi ise Osmanlı topraklarında yaşamakta olan Ermeniler olmuştur. Bu doğrultuda İngilizlerin, Ermenilerin yaşadığı Osmanlı coğrafyasında seyirci olarak değil daha çok oyun kurucu olarak faaliyet gösterdiği, bölgede huzursuzluk ve kaos ortamı yaratılmasında aktif rol aldığı yargısına ulaşılmıştır.
35 Numaralı Ayntab Şeriye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1094-1095/M. 1682-1683) (S. 1-145) (S.1-145)
Mahkeme kayıtları olan Şer'iye Sicilleri ait olduğu dönemin siyasi ve sosyal yapısını, kültürünü ve ekonomik yapısını yansıtmaktadır. Osmanlı tarihi çalışmalarında ve şehir ve kırsal tarihçiliğinin gelişmesinde önemli katkılar yapmaktadır. Çalışmamız Türk tarihi ve kültürü bakımından önemli bir yere sahip olan Şer'iyye Sicillerinden H. 1094-1095/M. 1682-1683 tarihlerini kapsayan Gaziantep'te kaydedilen Şer'i mahkeme kayıtlarını içermektedir. 35 Numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili Defteri toplamda 288 sayfa olup, defterin 1-145 sayfa aralıkları çalışılmıştır. Sicilde alacak verecek davaları, hırsızlık, vasi tayini, evlilik, miras, nafaka, boşanma, gibi belgeler karışık halde toplam 566 adet belge bulunmaktadır. Bunların yanı sıra merkezden gönderilen Berat, ferman gibi önemli konuları ihtiva eden belgeler ile hüccet, temessük ve tezkire kayıtları bulunmaktadır. Bu belgeler defter doğrultusunda dönemin Ayntap'ın sosyal, kültürel, ekonomik ve idari durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Transkripsiyonu yapılan belgelere tek tek özet yazılarak okuyucuya kolaylık sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Şer'iyye Sicili, Gaziantep, Osmanlı Devleti, Hukuk, Kadı
Trancription and analysis of Ayntab Ser'iyye Registry numbered 35 (H. 1094-1095/M. 1682-1683. p.146-288)
Şer'iyye registers are considered as the most importantresources Ottoman history.Because records are a highly rich database for Ottoman history.As it well known the şeriyye sicils include the registraions of the şeri law court which were recorded by the ''kadı'' who had very important role within Ottoman govermantal system in the Ottoman society. Gaziantep Court Records(Number 35) which we selected as the subject of study include the court trials the years H.1094-1095 M.1682-1683.
96 Nolu Ayıntab Şer'iyye Sicili'nin H. 1153-1154 transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Osmanlı hukuk tarihinin en önemli kaynakları şüphesiz mahkemelerde tutulan yazılı belgelelerdir. Bu belgeler, ait oldukları yer ve dönem hakkında önemli bilgiler içerir. Mahkeme kayıtları kapsadıkları mukavele, senet, vakfiye, nafaka, vekâlet, vasiyet, miras davaları, tereke taksim kayıtları, nikâh ve mehir gibi belgelerle yerleşim birimlerinin sosyal yapısı, idarî şekli ve hukuk işleyişi hakkında ihtiva ettikleri bilgiler sayesinde geçmişi büyük ölçüde aydınlatır.Tezimizin konusu Gaziantep'in 96 nolu şer'iyye sicil defteridir. Bu defterde çok sayıda hukukî ve idari belge vardır. Çalışmamızda şer'iyye sicilleri seçmemizin amacı yöntem denemesi yaparak bu belgeler aracılığı ile Türk kültür tarihine kısmen dahi olsa katkıda bulunmaktır. Gaziantep'e ait tasnif edilen defter sayısı 174 olarak tesbit edilmiştir Bu sayının 126 ya ulaştığını iddia edenler de vardır. Gaziantep'e ait ilk sicil belgeleri Kanunî Sultan Süleyman dönemine ait olup H. 938/M.1531–1532 tarihinde yazılıp bir numaralı deftere kaydedilmiştir. Son sicil belgeleri ise H.1327/M. 1909-1910 tarihlerine ait olup 160 nolu deftere alınmıştır. 96 nolu defter, H.1153 ve 1154/M.1808-1809 tarihlerinde kaleme alınan şer'î mahkeme kayıtlarını kapsar. 5… sayfadan oluşan 96 nolu defterde…adet idari ve …adet de hukuki olmak üzere toplam 5…adet belge bulunur. Defter tasnif edilirken belli bir sıra takip edilmemiştir. Defterde bir taraftan miras, nafaka, vasi tayini, boşanma, alacak ve verecek gibi hukukî belgeler yer alırken diğer taraftan merkezden gelen nişân-ı şerîf, ferman ve buyrulduğu gibi idari belgeler yer alır. Biz, bu defteri çalışmakla bir nebze de olsa H. 1153-ile 1154 /M. …yıllarındaki Gaziantep'in idari, sosyal, kültürel ve ekonomik durumunu gün ışığına çıkarmayı amaçladık. Bunun dışında okuyuculara kolaylık olsun diye belgelerin transkripsiyonunu yaparken her belgenin başında o belgenin numarasını, konusunu, idari özelliğini, hicri tarihini ve kısa özettini zikrettik. Anahtar sözcükler: Gaziantep, Şer'iye Sicilleri, Mahkeme, Kadı Tereke, miras ve Osmanlı.
Anna Komnena ve tarihçiliği
Bizans İmparatorluk prensesi Anna Komnena, XII. yüzyıl Bizans tarihçileri arasında önemli bir yere sahiptir. İyi eğitim almıştır. BizzatAnna Komnena tarafından yazılan Alexiad, I. Alexios Komnenos'un 1081-1118 yılları arasındaki hareketli saltanat sürecinin öyküsüdür. Anna, Alexios Komnenos ile ilgili bilgilerin dışında, aile üyeleri ve içinde büyüdüğü toplum hakkında da fikir verir. Çalışma tarihsel olayları hem akıcı bir şekilde anlatır hem de okuyucunun gözünde canlandırmasını sağlar. Anna, kendi deneyimlerine yaptığı göndermeler konusunda son derece özneldir; çalışma boyunca bir yazar olarak varlığı hissedilir. Alexiad hem konusu hem yazarı bakımından değerli bir kaynak olup bir ortaçağ kadını tarafından yazılmış ve günümüze ulaşmış önemli bir tarihi materyaldir. Bu tezi oluştururken de özellikle Alexiad üzerinde duruldu. Anna Komnena ve Tarihçiliği isimli tezimiz üç bölüme ayrılmış olup, birinci bölümde Anna ve yaşadığı dönem ele alındı. Bu bölümde Anna'nın ailesi, eğitim- öğretim hayatı ve yaşadığı dönemde meydana gelen taht kavgalarında nasıl bir rol üstlendiği incelendi. İkinci bölümde eseri Alexiad tahlil edildi. Üçüncü bölümde ise Anna'nın tarihçiliği ele alındı. Diğer bir önemli unsurda Anna'nın açıkça sergilediği tarafgirliktir. Bu noktadaki eleştiriye rağmen Alexiad dönemin Bizans İmparatorluğu'nu, Bizans-Türk ilişkilerini, Doğu Akdeniz politikalarını ve Haçlı seferlerini anlamak açısından önemli bir kaynaktır.Anahtar Kelimeler: Bizans İmparatorluğu, Bizans Tarihçiliği, Anna Komnena, Alexiad.
İbn-i Fadlan seyahatnamesinde yer alan Türkler ve diğer topluluklar
Türk tarihi ve medeniyeti araştırmalara konu olmuş ve Türk tarihi ile ilgili yüzlerce çalışma yapılmıştır. Çalışmamızda seyahat, seyahatname, seyyah gibi kavramlara ve seyahat türlerine değinilmiştir. Eski Türk Dinine ve Türk toplumunda kadının yerine dair bilgiler verilmeye çalışılmış, İbn Fadlan'ın hayatı kısaca ele alınmıştır. İslamiyet'i henüz kabul etmiş olan İtil Bulgarları, bağlı oldukları Hazar Hakanlığının egemenliğinden kurtulmak ve İslamiyet'i daha iyi öğrenebilmek amacıyla Abbasi Halifesinden; Hazarlara karşı yapılmak istenilen kale için para ve dini bilgileri öğretebilecek din adamları göndermesini istemiştir. Halife bu isteğe olumlu yanıt vermiş, neticede içlerinde İbn Fadlan'ın da bulunduğu bir elçilik heyeti Bağdat'tan hareketle İtil Bulgarları diyarına gitmiştir. Fadlan bu seyahati sırasında gözlemlediklerini not almış ve ünlü eserini vücuda getirmiştir. İbn Fadlan'ın El Rih-le adlı eseri incelenerek, eserde yer alan Türk topluluklarına ve devletlerine, yine eserde yer alan Ruslara ait bilgilere değinilmiş ve bu bilgilerin diğer kaynaklarla mukayesesi yapılmıştır. Anahtar sözcükler: Seyahat, Seyahatname, Seyyah, İbn Fadlan, Eski Türk Dini
Türkiye'de "Eğitim tarihi" alanında elektronik ortamda yayınlanmış makalelerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de "Eğitim Tarihi" alanında yayınlanmış makalelerin bazı değişkenler bakımından nasıl bir dağılım gösterdiğini analiz etmektir. Çalışmanın eğitim tarihi alanında yayınlanmış olan makaleleri çeşitli açılardan inceleyerek, bu alanda yayınlanan makalelerin genel çerçevesini görmek ve ilgili literatürdeki mevcut birikimi ortaya koymak bakımından yararlı olacağı düşünülmektedir. Literatür değerlendirmesi yapmayı amaçlayan bu araştırmada veriler, veri toplama yöntemi olarak kullanılan doküman incelemesi ile toplanmış ve içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. "Google Akademik" veri tabanından taranarak ulaşılan makaleler çalışmanın kaynağı olarak kullanılmıştır. Anahtar kelime olarak "Eğitim Tarihi" kullanılmış ve tarama sonucu Türkiye'de çeşitli dergilerde 1987-2017 yılları arasında yayınlanmış 439 makale elde edilmiştir. Microsoft Office Excel 2016 programında "makale inceleme formu" kullanılarak verilerin yüzde ve frekans analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda eğitim tarihi alanında yayınlanmış makalelerin temalarına, araştırma yöntemine, yayınlanma yıllarına, veri toplama araçlarına, geçerlik ve güvenirlik önlemlerine dair çeşitli sonuçlara ulaşılmış ve bu sonuçlar başlıklar altında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmada elde edilen sonuçların, araştırmacılara eğitim tarihi alanında yeni araştırma konusu seçiminde yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu araştırma ile elde edilen bulgu ve sonuçlardan hareketle eğitim tarihi alanında araştırmacıların daha özgün konulara yönlendirilmesinin gerekliliği ve benzer çalışmalar ile oluşacak yığılmaların önlenebilmesi oldukça önemlidir. Elde edilen sonuçlar şunu göstermektedir ki farklı bakış açıları ve araştırma konuları eğitim tarihi çalışmalarını zenginleştirebilir ve akademik kriterlerin yeni çalışmalarda ön planda tutulması Türk eğitim tarihi literatürüne katkı sağlayacaktır.
İkinci Dünya Savaşında Kırgızistan ve Kırgızlar
Kırgızistan'ın 1917 Ekim Devrim'inden itibaren maruz kaldığı Sovyet sömürü düzenin yansımaları Kırgızlar adına köklü değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. SSCB siyasi otoritesini bölgede kurarken, Kırgız idarecilernibaskı altına almaya çalışmıştır. Kırgızistan'da Sovyet ideolojisinin sanayi, tarım, hayvancılık ve diğer üretim kollarındauyguladığı politikalar ve sömürü düzeni, Kırgızları derinden etkilemiştir. Eğitim, kültür ve sosyal alanda hayata geçirilen Sovyet uygulamarı, Kırgızistan'ın kültürel ve sosyal birikimini Sosvyet ideolojisi çerçevesinde değiştirmek üzere planlanmıştır. Ekim devrimi ile Kırgızistan devletinin kurulma süreci ve yönetiminde etkin olan SSCB, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara karşı verdiği savaşta Kırgızları da kullanmaktan geri durmamıştır. Moskova'ya kadar yaklaşan Alman birliklerine karşı en ön cephede Kırgız ve Kazak askerler sürülmüşlerdir. Bu askerlerin toplanma ve cepheye gönderilmeleri çok kısa sürede gerçekleşmiş, yeteri kadar askeri eğitim almadan düzenli ordu birliklerine karşı savaşmak durumunda bırakılmışlardır. Askeri tecrübesizliklerine rağmen çok sayıda kayıplar verme pahasına Almanların durdurulmalarında önemli rol oynamışlar ve Rus – Alman ordularının savaştığı birçok cephede bulunmuşlardır. Kırgızlar, bu süreçte SSCB'ye yalnız asker değil aynı zamanda gerekli sanayi, tarım ve gıda maddeleri desteğinin yanısıra gece gündüz toplumun bütün unsurları çalışmak suretiyle önemli bir iş gücü katkısı sunmuştur. SSCB'nin dağılmasıyla Kırgızistan bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak SSCB'nin uluslararsı hukukta meşru görülen hakları Rusya Federasyonu'na verilirken, SSCB'den ayrılan diğer devletler gibi Kırgızistan'da Sovyetler'in çatısı altında kazanmış olduğu meşru haklarını kaybetmiştir.
Osmanlı toplumunda gayrimüslimler Ayıntab örneği (1785-1865)
In this study which aims to analyze and reveal the Ottoman non-Muslims, especially the Aintab non-Muslims in terms of administrative, economical, demographical, religious and social features, through the life experiences between the societies, rooted and deep cultural ties were studied rather than concentrating on grudge, hostility and violence that took place during the last terms of the empire. Rather than judging the past with the modern-day standard of judgment and generalize about the non-Muslim people who lived together with the Muslim community in a long period of time in Aintab, with the acquired data, typology and image study were made about the Aintab non-Muslims. This study, that was restricted with Aintab in which different religious societies lived all together, will make a significant contribution for understanding the non-Muslim society in the Ottoman empire.
68 Numaralı Ayntâb Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1129-1130 / M. 1717-1718 s. 179-356)
Şer'îyye sicilleri, Osmanlı Devleti'nde yargı yetkisine sahip olan kadılar tarafından verilmiş olan kararları, tuttukları zabıtları, idari, siyasi ve hukuki yazışmaları içeren vesikalardır. Siciller, ait olduğu şehrin eski yerleşim birimlerini, buradaki insanlara verilen lakapları, insanların birbiriyle olan ticari münasebetlerini, sosyal yaşamlarını, ekonomik durumlarını, hukuki münasebetlerini içermekte ve şer'î mahkemeler hakkında önemli bilgiler vermektedir. Belli bölgelere ait ayrı ayrı tutulan bu vesikalar Osmanlı tarihinin derinlemesine incelenmesi ve araştırılması açısından önemli kaynaklardır. Halep Vilayeti'ne bağlı bir sancak olan Ayntâb'a ait 174 tane şer'îyye sicili bulunmaktadır. Hicri 1129-1130 ve miladi 1717-1718 tarihli, 68 Numaralı Ayntâb Şer'îyye Sicili toplam 536 sayfadan oluşmaktadır. Bu çalışma, şer'îyye sicilinin ikinci yarısını oluşturan 178 sayfanın transkripsiyonu ve değerlendirmesini içermektedir. Tezin transkripsiyon bölümünde her belgenin üst kısmına sayfa numarası, belge numarası ve o belgenin konusu ve türü hakkında bilgi verilerek belgelerin daha pratik bir şekilde kullanılması ve tasnif edilmesi sağlanmıştır. Bu çalışma sonucunda XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde genelde Osmanlı özelde ise Ayntâb'ın içerisinde bulunduğu siyasi, iktisadi, fiziki ve kültürel ahval bir nebzede olsa aydınlatılmaya çalışıldı.
Papa III. Innocentius dönemi Papalık-İngiltere ilişkileri (1198-1216)
Ortaçağ Avrupa tarihinde Din-devlet ilişkileri dikkate değer konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Roma İmparatorluğu topraklarında ortaya çıktığı dönemde başlangıçta Museviliğin reforme hareketi olarak görülen Hristiyanlık, Roma İmparatorluğu'nun devlet dini ile çelişen görüşleri sebebiyle uzun yıllar baskı ve zulüm politikalarıyla karşı karşıya kalmış olsa da Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonraki dönemde Roma İmparatorluğu topraklarında geniş bir alana yayılmış ve İmparator Büyük Theodosius ile birlikte resmi devlet dini olarak kabul edilmiştir. IV. Yüzyıla kadar İmpatorluk baskısı altındaki bir kurum olan Kilise, Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışından sonraki dönemde Ortaçağ Avrupasında ortaya çıkan otorite boşluğunu doldurmuş ve siyasi açıdan kurumsallaşmıştır. Katolik inanca göre bizzat Hz. İsa tarafından kurulup, "Tanrı'nın Yeryüzündeki Krallığı" olarak kabul edilen Kilise'nin hiyerarşik yapılanmasının başında ise Papa bulunmaktadır. Siyasi güçlerini ilahi otoriteye dayandıran papaların bu gücü, Kilise'nin toprak sahibi olmasıyla artmış ve imparatorların meşruiyetlerini dine dayandırıp papaların elinden taç giyerek tahta çıkmalarıyla zirveye ulaşmıştır. Kurumsallaşan Papalık kurumunun bundan sonra temel amacı, Hristiyan dinini Barbar kavimler arasında yayarak Avrupa'yı Hristiyanlığın merkezi haline getirmek olmuştur. Papa I. Gregorius ile başlayan bu misyonerlik faaliyetlerinin önemli bir durağı da İngiltere olmuştur. Roma İmparatorluğu'nun uzaktaki bir eyaleti konumunda olan İngiltere'de pagan Kelt toplumu ile sonraki süreçte Anglosaksonlar arasında Hristiyan dininin yayılmasında Papa I. Gregorius (590-604) tarafından gönderilen misyonerlerin etkisi oldukça büyüktür. Bu noktada Aziz Augustine'in misyon faaliyetleri Canterbury Kilise'nin kurulmasıyla sonuçlanmış ve Papalığn etkisi altındaki Kilise, İngiltere topraklarında kurumsallaşmaya başlamıştır. Aziz Augustine tarafından Canterbury'de kurulan Kilise, bu dönemde ve ilerleyen süreçte adeta Papalık kurumunun İngiltere'deki bir kolu olarak görev yapmıştır. Tezimizin konusu olan Papa III. Innocentius döneminde ise Roma Kilisesi'nin Canterbury Kilisesi ile olan ilişkileri oldukça canlıdır. Canterbury başpiskoposu Hubert Walter'ın ölümü ile Papalık kurumu ve İngiltere Krallığı arasında başlayan atama tartışmaları Papa III. Innocentius ve Kral John'u karşı karşıya getirmiştir. Bu noktada Papalığın Canterbury Kilisesini özerk bir yapı olarak görmesi ve atama sürecine müdahalede bulunması İngiltere Krallığı'nı önce enterdi sürecine sokmuş ve daha sonraki süreçte Kral John'un aforoz edilmesiyle sonuçlanmıştır. İngiltere ve Papalık arasında yaşanan bu hâkimiyet mücadelesi dönemin siyasi koşullarının etkisiyle İngiltere topraklarını Papalığın fiefi haline getirirken, Avrupa topraklarında hâkimiyet sağlamak için dini otoritesini kullanan Papalık kurumunu ise dönemin siyasi yapısında adeta bir derebeyi haline getirmiştir.
Türkiye'de depremler ve sosyo-ekonomik etkileri (1923-1950)
Türkiye'de üç önemli fay hattı bulunmaktadır. Bunlar Doğu Anadolu fay hattı, Batı Anadolu fay hattı ve Kuzey Anadolu fay hattıdır. Tarihsel süreçte bahsi geçen fay hatları birçok deprem üretmiş ve bu depremlerden dolayı yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Kandilli Rasathanesi'nin verilerine göre, Osmanlı Devleti döneminde Anadolu'da meydana gelen büyük depremlerden, 1458 Erzincan-Erzurum depreminde 32000 kişi, 14 Eylül 1509 tarihli İstanbul-Edirne depreminde 13000 kişi, 10 Temmuz 1688'de İzmir'de meydana gelen depremde 15000 kişi, 1822 yılında meydana gelen Hatay depreminde 20000 kişi, 1859 Erzurum depreminde 15000 kişi ve 1912 tarihli Tekirdağ-Mürefte depreminde 5540 kişi hayatını kaybetmiştir. Çalışmamız kapsamında olan 1923-1950 yılları arasındaki depremleri, Atatürk Döneminde meydana gelen depremler (1923-1938) ile İsmet İnönü döneminde meydana gelen depremler (1938-1950) olmak üzere ele aldık. 13 Eylül 1924 tarihinde meydana gelen Erzurum depremi, Cumhuriyet döneminin ilk büyük depremidir. 1928 Torbalı, 1929 Suşehri, 1933 Çivril, 1935 Erdek ve Digor ile 19 Nisan 1938 tarihli Kırşehir depremi, Atatürk döneminde meydan gelen depremlerdir. 22 Eylül 1939 tarihinde meydana gelen Dikili depremi, İsmet İnönü döneminde meydana gelen ilk depremdir. Yaklaşık 33000 kişinin hayatını kaybettiği, 27 Aralık 1939 tarihli Erzincan depremi ise çalışmamız kapsamında ele aldığımız depremler arasında en fazla can ve mal kaybının yaşandığı depremdir. II. Dünya Savaşının henüz başladığı yıllarda meydana gelen Erzincan depreminin hemen ardından, 1940 yılında Yozgat meydana gelen iki deprem, 1941'de Muğla ve Erciş, 1942 yılında sırasıyla Bigadiç, Çorum ve Erbaa depremleri, 1943'de Hendek ve Ladik depremleri, 1944'de Bolu, Gediz ve Ayvalık depremleri ile 1945 yılında meydana gelen Adana depremi, Türkiye'nin savaş yıllarında karşılaştığı büyük doğal afetler arasında yer almaktadır. Muş Varto'da 1946 yılında meydana gelen deprem ile 1949'da gerçekleşen Karaburun ve Bingöl depremleri, İnönü döneminde meydan gelen son depremlerdir. Bu kapsamda çalışmamızda, 1923-1950 yılları arasında meydana gelen bu depremlerin, ortaya çıkardığı hasar, neden olduğu can kayıpları, devletin depremler karşısındaki refleksi, Kızılay'ın çalışmaları, deprem-göç ilişkisi, depremzedelere halkın yardımı, depremlerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri ve depremlerin yurtdışındaki yankıları gibi sosyo-ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur.
Kral John dönemi İngiltere'de feodalite ve Magna Carta'ya giden yol (1199- 1216)
Bu tez, XII. yüzyılın sonlarında siyasî faaliyetlerini görmeye başladığımız ve XIII. yüzyılda İngiltere Kralı olan John'un Fransa kralı Philip ile feodal hukuktan kaynaklı çatışmalarını, döneminde feodalite olgusunu, Papa ve baronlar ile olan münasebetlerini ve böylelikle Magna Carta'ya giden süreci incelemektedir. Bu çalışmada Kral John'un kendisine intikal eden kıtasal haklarını koruyamaması ve feodal unsurlarla giriştiği güç mücadelesi tartışılacaktır. Çalışmanın temel tezine göre John, babası II. Henry Plantaganet'ten devraldığı mirası feodal unsurları baskılamak için kullanmış ancak başarılı olamamıştır. Çalışma pek çok ana kaynak ve telif eserin yanı sıra arşiv belgeleri, biyografiler, mektuplar vd. gibi birçok kaynağa dayanmaktadır. Kral John dönemi İngiltere'de feodalite olgusunu ve Magna Carta'ya giden süreci tahlil eden çalışma olarak literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde Kral John'un (1166- 1216) hayatı ve siyasî faaliyetleri II. Henry'nin (1155- 1189) saltanatından başlanarak etraflıca tahlil edildi. Çalışmanın ikinci bölümünde İngiliz fodalitesinin John dönemindeki toplumsal yapısı ekonomik unsurlar ön plana çıkarılarak incelendi. Üçüncü bölümde ise Magna Carta'ya giden sürece etki eden Bauvines Savaşı ve Magna Carta'nın ilanı akabinde baronların isyanı analiz edildi. Araştırma neticesinde Magna Carta'nın kesin olarak feodal unsurların etkisiyle yürürlüğe girdiği ve Kral John'un Angevin mirasını sekteye uğrattığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamız göstermektedir ki; John kendisine intikal eden mirası elde tutması bir yana yönetimini dahi sağlayamamış Magna Carta'ya giden süreçte baronlarına diz çökmüştür.
Hellen tragedya ve komedyalarında kadın imgesi
Klasik Çağın (MÖ 5. Yüzyıl) önemli sanatçıları olan tragedya ve komedya şairleri, bulundukları dönemin toplumsal meselelerine, yaşayışına ışık tutan önemli münevverlerdir. Aiskhylos, Sophokles, Aiskhylos, Aristophanes gibi yazmış oldukları eserlerle kendi dönemlerinde önemli bir konum edinmiş olan bu şairlerin büyük bir etki alanı vardır. Bu etki sadece yaşadıkları dönemle ve toplumla sınırlı kalmamış çağları aşan bir hüviyete bürünmüştür. Bütün Hellas sathında sevilen bu şairlerin yazdıkları muhtelif çalışmalara konu olmuştur. Bu şairler bulundukları sosyokültürel ortamı etkiledikleri gibi yetiştikleri kültürden de çok doğal olarak etkilenmişlerdir. Dolayısıyla onların görüşleri, kadın imgesine bakış açıları Hellen toplumunu anlamak bakımından oldukça önemlidir. Dönemin Atina'sında kadın, kamusal alanın neredeyse büyük bir kısmından dışlanmış, hukuki durumları ise erkeğin gözetimine bırakılmıştır. Tragedya ve komedya şairleri de kurguladıkları kadın karakterler vasıtasıyla toplumsal cinsiyet çalışmamıza önemli veriler sunmaktadır. Bu şairlerin gözünde kadın imgesi bazen kötülükle ilişkilendirilmiş bazen de barışın bir imgesi haline gelmiştir. Şairler, Hellen toplumundaki kadın düşüncesinden daha farklı karakterler de yazdıkları gibi birebir toplumun algısıyla örtüşen kadın karakterler de yazmışlardır. İntikam için korkunç işler yapan kadınlardan, sevdikleri için kendini feda etmekten çekinmeyen kadınlara; savaş sonucunda türlü hakaret ve mağduriyete uğrayan kadınlardan, savaşı durdurmak için grev yapan kadınlara kadar geniş bir yaratıcı düşüncenin ürünleri olmuşlardır. Hellen tragedya ve komedyalarının toplumsal karşılığını ve günümüz dünyasına etkilerini düşündüğümüzde bu kadın imgelerinin toplumsal cinsiyet çalışmaları açısından ne kadar kıymetli olduğu da anlaşılacaktır.
Balıkesir'de siyasi hayat (1946-1960)
7 Ocak 1946 yılında Demokrat Parti'nin (DP) kurulması ile beraber çok partili siyasi hayata geçilmiş ve 23 yıldır iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) rakip bir parti oluşmuştur. Kurulmasının ardından hızla tüm yurtta teşkilatlanma sürecine giren Demokrat Parti, Balıkesir'de de kısa süre içinde teşkilatlanmasını tamamlamıştır. Öyle ki 1946 seçimlerine gelindiğinde Demokrat Parti, Balıkesir'in tüm ilçelerinde teşkilatlanma sağlamıştır. Kısa zaman içinde Balıkesir halkının desteğini kazanan Demokrat Parti 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanarak Balıkesir ili için "Demokrat Parti'nin Kalesi" ünvanını almıştır. DP'nin Balıkesir'de büyük başarı elde etmesi karşısında önce CHP sonrasında ise Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ve Hürriyet Partisi (HP) ile partiler arası rekabet ortamı oluşmuş ve bu rekabet ortamı Balıkesir siyasi hayatına da yansımıştır. Bu çalışma da 1946-1960 yılları arasında Balıkesir'deki siyasi hayatta partiler arası mücadeleler, partiler arası rekabetler, önemli gün ve olaylar, partiler arası iktidar yarışı incelenmiştir. Özellikle bu dönemde Balıkesir'de CHP yanı sıra DP ön planda olsa da CMP ve HP de Balıkesir'deki seçimler ve seçmeni kazanma yarışını bırakmamıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Hürriyet Partisi, Cumhuriyetçi Milliyet Partisi, Balıkesir.
II. Abdülhamid Döneminden itibaren verilen imtiyazlar (1876-1923)
Osmanlı Devleti 1299'dan 1922'ye kadar geçen sürede sırasıyla kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerini yaşamıştır. Dağılma Dönemi Padişahı olan Sultan II.Abdülhamid dağılmak üzere olan bir ülkenin tahtına oturmuştur. 1876 yılında padişah olan II.Abdülhamid Osmanlı'nın otuz dördüncü padişahı ve islamın yüz onüçüncü halifesidir. Osmanlı'nın en zor zamanlarında dağılma döneminde milliyetçilik akımı sebebiyle azınlık isyanları, çağdaşlaşma ve batılılaşmanın etkisiyle oluşan bir aydın sınıfı, yeni dünya düzeninin getirdiği demokrasi, özgürlük, meşruti yönetim kavramları hazinesi ve sermayesi az kalmış bu sebeple aldığı dış borçları ödeyemez duruma gelmiş lakin yer altı ve yer üstü zenginlikleri olan bir devletin başına geçmiştir. Gelişen teknoloji ile ulaşım maliyetinin azalması ve çağdaşlaşma yolunda atılan adımlara dahil olmak isteyen Devlet-i Aliyye yeterli hazineye sahip değildir. Maddi imkansızlıklarla yerli sermayenin yapabileceği kadarıyla demir yolları, maden araştırması, maden işletmeleri, Osmanlı mimarisi, yerli işletmeler yapılmıştır. Maliyenin yetersiz kaldığı alanlarda ise yabancı devletlerin yardımına ihtiyaç duyulmuştur, yardım karşılığında devletlere imtiyazlar verilmiştir. Aldıkları imtiyaz çerçevesinde devletler imtiyaz aldıkları bölgelerde demir yolu hattı yapımı, maden ve petrol arama işletme hakkı, ticari imtiyazlara sahip olmuşlardır. Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin son dönemlerini 1876 senesinden 1923 yılına kadar yabancı devletlere verilen imtiyazları araştırıp ve inceleyerek bir araya getirmiştir.
Doğu Roma İmparatoru I. Aleksios Komnenos dönemi (1081-1118)
Kurulduğu 11 Mayıs 330 yılından yıkıldığı 29 Mayıs 1453 yılına kadar Doğu Avrupa, Adriyatik, Kuzey Afrika, Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu'da boy gösteren ve o dönem dünya siyasetinde Roma mirasını ve Hristiyanlığı sırtlayan Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) gerek günümüz Türkiye tarihinin aydınlatılmasında gerekse Dünya tarihine umumi bir bakış açısı kazandırılmasında büyük önem arz etmektedir. İmparator I.Isakios Komnenos'un 1057'de taç giymesiyle Doğu Roma'da 128 yıl sürecek Komnenos Hanedanı saltanatı başladı. Tahta 1078 yılında 77 yaşındayken çıkan III.Nikèphoros Botaniates (1078-1081) çok sönük bir saltanat dönemi geçirdi. İmparatorlukta süregelen karmaşa devam etmekte, bundan faydalanmak isteyen komutanlar birbiri ardına isyan etmekteydiler. İsyancıları ve gelecekteki damadı olacak Nikèphoros Bryennius'u birer birer alt eden İmparatorluk başkomutanı Aleksios özellikle İmparatoriçe Maria Alania'nın dikkatini çekmiştir. İmparatoriçe 23 yaşındaki bu genç delikanlıya âşık oldu ancak oğlu Konstantin Dukas'ı korumak amacıyla Aleksios'u evlat edindi. Ertesi yıl Şubat 1081'de İmparatorluğu içine düştüğü iç ve dış buhrandan kurtarmak amacıyla Dukas ve Komnenos ailelerinin yaptığı istişareler sonucu 4 Nisan 1081 Pazar günü I.Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun 76. İmparatoru I. Aleksios Komnenos tahta çıktığında henüz 24 yaşında idi. İlk icraatı İstanbul'a giren paralı askerlerin yaptığı yağma ve talanlara engel olmak için ordugahı İstanbul'un dışına çıkarmak oldu. Doğuda Selçuklular batıda ise Peçenekler, Bulgarlar ve Slavlarla mücadeleyi sürdürdü. Fakat dönemin en önemli tehditlerinden birisi Norman Kralı Robert Guiskard'ın önce Sicilya ve daha sonra İtalya'yı alarak Akdeniz'de önemli bir güç haline gelmesiydi. Guiskard, İstanbul'u alarak iki imparatorluğu birleştirmek istiyordu. Bu amaçla çıktığı seferde Doğu Roma-Venedik ittifakına mağlup olur ve Aleksios açısından ilk büyük tehdit bertaraf edilmiş olur. Doğuda ise Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ve akınları devam ediyordu. Bu duruma son vermek isteyen Aleksios Papa II.Urban'dan Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağını elde etmek için profesyonel birlikler talep etti. Ancak bu istek hiç umulmadık sonuçlara yol açtı ve Haçlı Seferlerinin başlamasına neden oldu. Bu uzun soluklu savaşlar ise hem Dünya Tarihi açısından hem de Bizans ve Türk Tarihi açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. 37 yıllık saltanatı boyunca hem doğudan hem de batıdan birçok tehdide maruz kalan İmparator Aleksios Komnenos, bunların hemen hemen hepsini başarıyla bertaraf etmiştir. Tahta geçtiğinde enkaz halini alan donanmayı toparlamış, komutan olmasının getirdiği etkiyle orduda geniş bir ıslahat süreci başlatmıştır. Devletin yıpranan ekonomisini toparlamaya çalışmıştır. Yüzyıllardır yoğun bir çekişme yaşanan Katolik Batı ve Papa ile nispeten ilişkileri düzeltmiştir. Saltanatının son yıllarında Selçuklu Türklerine karşı mücadelelerini yoğunlaştırmış, bir yandan da eşi İrene, kızı Anna ve damadı Bryennius'un entrikalarına engel olmaya çalışmıştır. Saltanat sürdüğü 37 yıla birçok zafer sığdırmış, yok olan devlet otoritesini yeniden tesis etmiş ve belki de Doğu Roma İmparatorluğu tarihinin en önemli dönemlerinden birinde imparatorluk yapmıştır. İmparator Aleksios Komnenos yoğun geçen saltanatının ardından yakalandığı gut hastalığı sonucu 15 Ağustos 1118 Perşembe günü İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.
Sicill-i Ahvâl defterlerine göre Osmanlı bürokrasisinde Dağıstanlılar
Dağıstan kökenli devlet adamları, Osmanlı bürokrasi düzeni içerisinde gerek aldıkları madalya ve nişanlarla, gerekse görev yaptıkları memuriyetlerin sayı ve niteliğiyle önemli bir yere sahiptirler. Bu öneme binaen yapmış olduğumuz çalışmamızda, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde (BOA) bulunan Sicill-i Ahvâl Defterleri içerisindeki biyografilerin incelenmesiyle birlikte Dağıstanlı bürokratların Devlet-i Aliye'ye katkıları ele alınmıştır. Sicill-i Ahvâl Defterlerinde zeyillerle birlikte toplam 107 adet Dağıstanlı memur ile ilgili belge tespit edilmiştir. Tercüme-i hâl adı da verilen bu biyografilerde; memurların isimleri, ailelerin lakapları, baba adları, mensup oldukları tarikatlar, doğum tarihleri, memuriyete başlama yaşları, eğitim durumları, aldıkları maaş miktarı, çalıştıkları bölge ve yerler, bildikleri veya öğrendikleri diller, taltîf edildikleri rütbe, nişân ve madalyalar, tablolar ve grafikler şeklinde gösterilmiştir. Ayrıca, bürokrasinin gelişimi, devlete yansımaları, kurulan Sicill-i Ahvâl Komisyonu'nun amacı, bünyesinde bulunan kalemler ve görevleri, tutulan defterlerin ışığında incelenmiştir. Dağıstan'ın genel durum değerlendirmesi altında; tarihi, coğrafyası, sosyal ve ekonomik yapısı, Osmanlı Devleti ile bağlantısı gibi alanlarda çok değerli kitap, dergi, makale vb. eserlerin istatistiklerinden, olgularından ve nesnel durumlarından yararlanılarak incelenmiştir.
Kuruluşundan günümüze Köprübaşı'nda idari, siyasi, ekonomik ve kültürel hayat (1958-2021)
1954-1960 yılları arasında Gediz nehri üzerine Demirköprü Barajı'nın yapılmasıyla Borlu nahiyesi ve çevresindeki 23 yerleşim yeri kamulaştırmadan etkilenmiştir. Baraj suları altında kalan Borlu ve çevre köylerden bazı vatandaşlar, Köprübaşı'nın olduğu yere gelerek buraya yerleşmeye başlamıştır. Yerleşilen mevkiye 1958 yılında Başbakan Adnan Menderes gelerek temel atmış, yerleşime Köprübaşı adı verilmiştir. Köprübaşı köy statüsü kazandıktan sonra 1959 yılında nahiye olmuş ve Gördes ilçesine bağlanmıştır. Köprübaşı'nda 1968 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. 1990 yılında resmen, 1991 yılında ise fiilen ilçe olan Köprübaşı kuruluşundan günümüze sürekli idari değişiklikler yaşamıştır. Bu çalışmada çevresindeki şehirlere göre genç bir yerleşim yeri olan Köprübaşı'nın 63 yıllık idari, siyasi, ekonomik ve kültürel gelişimi ele alınmıştır. Köprübaşı'nın idari yapısı köy, nahiye, belde ve ilçe olarak sürekli değişmiştir. Siyasi partiler, seçimler ve belediye başkanları Köprübaşı'ndaki siyasi hayat kapsamında anlatılmıştır. Yerleşimde tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağıdır. Ancak günümüzde bu faaliyetler daha modern yöntemlerle yapılmaya başlanmış ve çeşitlenmiştir. Kurulan meslek odaları ve kooperatifler yerleşimdeki ekonomik faaliyetleri yansıtır. Bu arada potansiyel ekonomik faaliyetlere değinilirken yörede bulunan uranyum rezervi ile ilgili gelişmeler de incelenmiştir. Kültürel hayat başlığında ise eğitim-öğretim, kutlamalar/festivaller, basın hayatı, çeşitli dernekler, sportif faaliyetler ve portreler gibi farklı başlıklar yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Köprübaşı, İdari Hayat, Siyasi Hayat, Ekonomik Hayat, Kültürel Hayat
Harf inkılâbı'nın yaygınlaştırılmasında halk odalarının rolü ve önemi
Cumhuriyet'in ilanından sonra halkı çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla birçok yenilik yapılmıştır. Osmanlı döneminde birçok değişiklik yapılmaya çalışılmış fakat çeşitli sebeplerden dolayı ya başarılamamış ya da yetersiz kalmıştır. Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen inkılapların içinde en önemli olanlarından biri harf inkılabı olmuştur. Harf inkılabının yapıldığı yıllarda Millet Mektepleri açılmıştır. Millet Mektepleri Ulus okulları aracılığıyla yeni harflerin yaygınlaştırılması görevini üstlenmiştir. Dönemin iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yapılan yeniliklerin halkın tabanına yayılması için 19 Şubat 1932 yılında halkevlerini kurmuştur. Halkevleri aynı zamanda Halk Dershaneleri ve kursları şubeleri ile harflerin öğretimi hususunda önemli görevler üstlenmiştir. Fakat o dönem halkın çoğu kırsalda yaşıyordu. Halkevleri açılamayacak düzeyde olan kırsal bölgelerde 1940 yılında halkodaları teşkilatı kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde ülkemizde eğitim-öğretimi geliştirmek amacıyla yeni eğitim kurumları açılmış ve düzenlemeler yapılmıştır. Yönetici kadro örgün eğitime çok önem vermiş aynı zamanda örgün eğitim dışında kalan vatandaşların okur-yazar hale gelmesi için Millet Mektepleri, Halkevleri ve Halkodaları kurularak vatandaşların ihtiyaçları karşılanmıştır. Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada 1940-1950 yılları arasında Türkiye'de halk eğitimi alanında özellikle kırsal kesimde büyük görevler üstlenen halkodalarının Türkçe okuma-yazma faaliyetleri vasıtasıyla yeni harflerin öğretilmesi ve Türk milletinin okur-yazar hale getirilmesi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar ele alınmıştır. Bu faaliyetler kapsamında Türkiye'de tüm bölgelerde halkodaları tarafından Türkçe okuma-yazma kursları açılmıştır. Türkçe okuma-yazma kurslarının en fazla açıldığı bölgeler Doğu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz Bölgesi'nin bazı yerleri ve Akdeniz Bölgesi'nin doğu bölgeleri olmuştur. Kurslar genelde okuma-yazma oranı düşük yerlerde açılmıştır. Yanı sıra etnik çeşitliliğin fazla ve çok dilli olan bölgelerde yoğun faaliyetler yürütülmüştür. Bu çalışma ile ilgili dönemde halkodalarının Türkçe okuma-yazma kursları yoluyla yeni harflerin öğretilmesi ve yaygınlaştırılması faaliyetleri ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Harf inkılabı, halkevleri, halkodaları, Türkçe okuma-yazma faaliyetleri, Eğitim tarihi, Halk Eğitimi.
H.1326-1330 / M.1908-1912 tarihli 424 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Osmanlı Devleti'nin tarih kaynakları arasında hem değer hem de mevcudiyet bakımından büyük yer tutan Şer'iyye Sicilleri, ait olduğu dönemin ve bölgenin tarihini aydınlatmasından dolayı oldukça önem arz eder. Biz de "H. 1326-1330 / M. 1908-1912 Tarihli 424 Numaralı Manisa Şer'iyye Sicili'nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi" isimli çalışmamızla, adı geçen yıllara ait dönemde Osmanlı Devleti'nin ve aynı zamanda Kula'nın hukukî, sosyal, kültürel, idarî, ekonomik ve yerel tarihine yapmış olduğumuz katkıyı önemsiyoruz. Çalışmamız giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, sicilimizin ait olduğu Manisa ve Kula ilçesi ile ilgili kısa da olsa bilgi vermeyi gerekli gördük. Ayrıca birinci bölümde yer verdiğimiz Osmanlı hukuk tarihinin klasik döneminden son dönemine kadar yaşadığı değişiklikler ve gelişmeler, Kadı'nın devletteki yerinin tarih süresince gösterdiği değişiklik, sicillerin ihtiva ettiği konuların zaman içerisinde nasıl daraldığı gibi hususlar, benzer konuda çalışma yapacak araştırmacılara ışık tutacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümü 424 numaralı sicilin tanıtımı, transkripsiyonu, belge özetleri ve üçüncü bölümü ise sicilimizi tasnif ettiğimiz ve detaylı olarak değerlendirmesini yaptığımız orijinal bölümlerdir. Transkript edip değerlendirdiğimiz 424 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili, kataloğa Hicrî 1326-1330 tarihli olarak kaydedilen Kula'ya ait bir defterdir. Umumî ve hususî vekâletnamelerden oluşan sicilde miras, veraset, hisse, mülk, satış, borç, alacak, nikah, mehir, boşanma, müdahale, el koyma gibi konularda verilen vekâletler mevcuttur. Çalışmamızın sonucunda, 424 Numaralı Manisa Şer'iyye Sicili'nin ait olduğu yıllarda, Osmanlı Devleti'nin Kula özelinde; bölgenin yerleşimi, demografik yapısı, toplum yapısı, sosyal ve kültürel hayat, halkın ekonomik uğraşları, kullanılan para birimleri ve iktisat gibi çeşitli konularda veriler elde etmiş bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Manisa, Kula, Şer'iyye Sicili, Hukuk, Kadı.
H. 1326-1329/ M. 1908-1911 tarihli 419 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Kadıların Osmanlı sistemindeki etkin rolleri sebebiyle şer'iyye sicilleri sosyal ve yerel tarih çalışmalarında ana kaynak niteliği taşımaktadır. Osmanlı tarihi kaynakları içerisinde çok önemli yeri bulunan bu belgeler tanıklık ettiği döneme ışık tutan özgün kaynaklardır. Bunlar Osmanlı Devleti mahkemelerinde verilen kararların ve tutulan kayıtların toplandığı defterlerdir. Kadı sicilleri, kadı divanı, mahkeme kayıtları, sicillât-ı şer'iyye ve yaygın kullanımı ile şer'iyye sicilleri denilen bu defterler kadı yahut nâibi tarafından tutulmakta ve çeşitli türden belgeleri içermektedir. Yüksek lisans tezi olarak incelediğimiz 419 Numaralı Manisa Şer'iyye sicilini (1326-1329/1908-1911); konu bakımından tespit ettiğimiz dava kayıtlarının ağırlıklı olarak, miras, talak, vasi tayini, satış ve alacak davalarını içeren hüccet ve berat türü belgeler olduğunu görmekteyiz. Bu çalışma ile Manisa Sancağı Kula Kazası yerelinde yaşanan olayların; dönemin ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki durumuna ışık tutacağına inanıyoruz. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın konusu, amacı ve yöntemi belirtilerek, Manisa ve Kula Kazası'nın coğrafi ve tarihî durumu ele alınmaktadır. Ardından birinci bölümde Osmanlı klasik dönem hukuku ve kadılık kurumu, son olarak Tanzimat dönemi hukuku ve mahkemeleri hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Manisa Şer'iyye Sicilleri, 419 Numaralı sicil defterinin tanıtımı, belge özetleri ve transkribi, üçüncü bölümde ise sicilin genel değerlendirmesi yapılmış, defterde geçen dava konuları ve yer adları hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma sonuç, ekler ve kaynakça ile son bulmaktadır. Anahtar kelimeler: Osmanlı, Manisa, Kula, Şeriyye Sicili, Hukuk, Kadı
İbrahim Gökçen hayatı ve eserleri
İbrahim Gökçen; Manisa tarihçisi, ressam, şair, öğretmen. İbrahim Gökçen'in hayatı ve eserleri üzerine şimdiye kadar müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Mesleki hayatının çoğunu Manisa'da geçiren İbrahim Gökçen'in yazarlık hayatı ve Manisa ile ilgili çalışmaları Manisa'ya gelişiyle birlikte başlamıştır. İlk olarak Manisa Halkevi çatısı altında yayınlanan Gediz Dergisinde yazıları yayınlanmaya başlamış ve kısa zamanda Manisa tarihi ve kültürü ile ilgili arşiv belgelerine dayanarak alanında önemli eserler vermiştir. Tezimizde başta İbrahim Gökçen'in kızı Emine Meral Seçer, oğlu Oğuz Gökçen, gelinleri Hayrunnisa ve Meliha Gökçen olmak üzere, Manisa Lisesi Arşivi, Gediz Dergisi, Işık Gazetesi, Hürriyet Misakı Gazetesi, Genç Spil Dergisi, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Nüfus Müdürlüğü Kayıtları ve İbrahim Gökçen'i tanıyanlardan elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde İbrahim Gökçen'in hayatı ve eserleri incelenmiştir.
Taşra idaresinde merkezi otoritenin sağlanması sürecinde Manisa kazası örneği (1808-1861)
19. yüzyıl öncesinde Osmanlı taşra yönetimi merkeziyetçilikten uzak durumdaydı. III. Selim (1789-1807) ile II. Mahmud'un (1808-1839) eyaletlerde düzeni sağlamak, merkezden bağımsız hareket etmeye başlayan yerel güçleri kontrol altında almak ve kanuna aykırı uygulamalarına son vermek amacıyla gerçekleştirdikleri bazı düzenlemeler oldu. Fakat III. Selim döneminde taşrada bozulan düzen sağlanamadı, halefi II. Mahmud döneminde ise taşrada tam bir merkezileşmeye ulaşılamasa da bu konuda önemli düzenlemeler yapıldı. Çoğunlukla reformlarını despotik bir yönetim anlayışı doğrultusunda gerçekleştiren II. Mahmud, taşradaki yerel güçleri büyük ölçüde sindirmeyi başardı. Özellikle 1826'da yeniçeriliğin ilgası akabinde devleti modern-merkeziyetçi bir yapıya kavuşturmak için reformlara hız verdi. Fakat bu taşradaki güç odaklarının sonu anlamına gelmiyordu. Öte yandan II. Mahmud devri düzenlemeleri, kendisinden sonra tahta çıkan oğlu Sultan Abdülmecid'in (1839-1861) döneminde gerçekleştirilen reformları da şekillendirdi. Padişahtan ziyade bürokratların başı çektiği Abdülmecid devri reformlarının amaçlarından biri de mülkî idareyi merkeziyetçi bir yapıya kavuşturmaktı. Bu amaç doğrultusunda mülkî idarede çeşitli düzenlemelere gidildi. Bu çalışmada, II. Mahmud devrinden Sultan Abdülmecid devrinin sonlarına değin merkezî hükümet tarafından taşra idaresinde yapılan reformların, Manisa Kazası örneğinde yereldeki yansımaları tahlil edilmeye çalışılacaktır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümü 19. yüzyıl öncesindeki Osmanlı taşrasına ve Manisa Kazası'nın idaresine ayrılmıştır. İkinci bölümde ise II. Mahmud'un ayanları tasfiye çabaları doğrultusunda gerçekleştirdiği idarî düzenlemeler ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümü de Abdülmecid devrinde taşra idaresine dair gerçekleştirilen reformlara ayrılmıştır. Bu süreçte -Manisa örneğinde- eski idare usulünün nasıl değiştiği veya değişemediği ve bu dönüşüm sürecinde neler yaşandığına dair hususlar, çalışmanın ana odağını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Taşra İdaresi, Ayan, Manisa, II. Mahmud, Abdülmecid.
Osmanlı-İngiliz diplomatik ilişkileri (1812-1815)
1812'de imzalanan Bükreş Antlaşması her ne kadar Osmanlı-Rusya ilişkilerinde bir barış dönemi açsa da yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Napolyon'un Moskova seferi nedeni ile imzalanan bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemişti. Rusya, antlaşma sonrasında bir ittifak arayışı içine girmişken Osmanlı Devleti ise kaybettiği toprakları geri almak niyetindeydi. İki ülke arasındaki barışın imzalanmasını en çok isteyen ülkelerin başında İngiltere geliyordu. Napolyon'un karşısında oluşan cephenin zayıflamasını istemeyen Londra hükûmeti hem barışın devamı hem de antlaşma sonrasında Bâb-ı Âli'nin tarafsızlığı için yoğun bir çaba harcayacaktı. Bu politikanın uygulanması ise İstanbul'da bulunan İngiliz elçileri Stratford Canning ve Robert Liston'a düşecekti. Bükreş Antlaşması'nın imzalanmasından sonra İstanbul'a gelen Liston, Napolyon'a karşı verilen mücadele sırasında özellikle Bâb-ı Âli'nin tarafsız kalması için mesai harcayacaktı. Osmanlı Devleti ise bu süreçte özellikle Rusya tarafından Bükreş Antlaşması'na aykırı bir şekilde Kafkasya'da işgal edilen bölgelerin tahliyesi için çaba gösterecekti. Prag şehrinde toplanması konuşulan kongrede de bu amaçla aktif bir politika izlemeyi planlamıştı. Fakat Kafkasya'daki bölgelerin bir türlü tahliye edilememesi, Viyana Kongresi'ne temsilci gönderilmesine dair davetlerin de geri çevrilmesine neden olacaktı. Daha sonrasında, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün genel garanti kapsamına alınmasına dair teklifler de Avrupa'ya karşı oluşan olumsuz imajdan dolayı reddedilecekti. Avusturya, İngiltere ve Fransa'nın İstanbul ile St. Petersburg arasındaki sorunların çözümü için arabuluculuk teklifi de kabul edilmeyecekti. Bu çalışmada, Bükreş Antlaşması'ndan Napolyon'un Waterloo'da yenilmesine kadar geçen süreçte hem Osmanlı diplomasisi hem de Osmanlı-İngiliz diplomatik ilişkileri tahlil edilmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Osmanlı Devleti, İngiltere, Bükreş Antlaşması, Viyana Kongresi, Robert Liston
Hicri 1166-1167 Miladi 1752-1754 tarihli R37 numaralı Rusçuk Şer'iyye Sicili transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Osmanlı İmparatorluğu tarihi araştırmalarında şehir tarihi çalışmaları önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmanın temelini de Hicri 1166-1167 Miladi 1752-1754 Tarihli R37 Numaralı Rusçuk Şer`iyye Sicili oluşturmuştur. Defterdeki kayıtlar incelendiğinde Rusçuk şehrinin XVIII. yüzyılın ortasındaki siyasi, idari, askeri, kültürel, sosyal ve ekonomik yapısı hakkında bilgiler gün yüzüne çıkmaktadır. Defterde ayrıca Rusçuk şehir merkezi, karyeleri, nahiyeleri ve burada yaşayan insanların günlük yaşantıları, meslek grupları, birey ve aile hukukuna giren miras davaları ve adli konular hakkında bilgiler bulunmaktadır. Defterde bulunan merkezden gelen emirler, fermanlar, beratlar, buyuruldular ve benzeri belgeler sayesinde merkez ve taşra arasındaki yazışmaların örnekleri, kullanılan dili ve çeşitli yazı stillerini görmekteyiz. Ayrıca dönemin askeri hazırlıklarını, zahire ve işçi ihtiyaçlarının nereden ve nasıl karşılanacağı gibi konuların ortaya çıkışını, alınan önlemleri ve bu konuların nasıl sonuçlandığını görmekteyiz.
Roma İmparatorluğu'nun ikinci kurucusu: İmparator I. ıustınıanus
Anastasius'un ölümünün ardından Constantinopolis'in politik atmosferinde Iustinus'un hasbelkader imparator olması ile bir balkan köyünde dünyaya gelen Iustinianus'un mütevazi hayatı, Geç Antikçağın en iddialı imparatoru olarak nitelendirilmesine uzanmıştır. Iustinianus'un amacı, atalarından miras aldığı imperiumun otoritesini yeniden tesis ederek Roma kontrolünden çıkmış toprakları yeniden fethetmek ve güçlü bir imparatorluk tesis etmekti. Her ne kadar tahta çıkışı rakipsiz gerçekleşse de Constantinopolis ve taşrada tüm ayrıcalıklara sahip aristokratlar nazarında meşru bir otorite olarak tanınmamıştı. İktidarını bu nüfuz sahibi aristokratlara kabul ettirebilmek için kapsamlı reform ve propaganda faaliyeti yürürlüğe koymuştur. Iustinianus'un imparatorluk misyonu Roma'nın pagan gücü ile Hristiyanlığı uzlaştırarak Constantinopolis'te Hristiyan Roma İmparatorluğu'nu kurmaya dayanmaktadır. Tüm emperyal hırsları gün yüzüne çıkaran bu teori; İmparatorluk, Kilise ve Hukuk birliğinden oluşmaktadır. İlahi ve dünyevi otoritenin birliğini simgeleyen Roma Hukuku, imparatorluğu tüm ihtişamıyla geri getirmeye kararlı imparatorun iradesinin bir uzantısıdır. Askeri güç ile kanun gücünü eşit tutması, hem aristokratlar hem de batı kanadını parselleyen Barbar Krallıkların otoritelerine bir darbe niteliğindedir. Böylece Iustinianus tüm emperyal hırsları, Constantinopolis'te tekrar canlandırabilmiştir.
Elazığ mebusu Hüseyin Gökçelik (1876-1933)
Tarihi geçmişi 4000 yıllık olan Harput, yeni bir yerleşim merkezi olan Elazığ'ın merkezi konumundadır. Bu bölgeye ilk yerleşenlerin Hurriler olduğu tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. M.Ö. 9.yy da Urartular' ın Elazığ tarihindeki izlerini tarihî Harput Kalesi'nden görebilmekteyiz. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra bu bölgede Artuklular, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Dulkadiroğulları ve Akkoyunlular hüküm sürmüşlerdir. 1507'de Safeviler'in eline geçen Harput 1514 Çaldıran Muharebesi'nden sonra Osmanlı Devleti'nin eline geçmiştir. 19.yy. sonlarına kadar kültür, bayındırlık gibi konularda yurdun en gözde şehirlerinden biri olarak varlığını sürdüren Harput, değişen toplum yapısına ve şehircilik hayatına uyarak o zamanki adı Agavat olan ovaya doğru yerleşilmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti geç kaldığı demokrasi hareketlerine XIX. ve XX. yy. da yoğunlaşmaya başlamıştır. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ile birlikte kısmen de olsa demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. 1908'de yapılan seçimler neticesinde farklı unsurların meclise girmesine zemin hazırlanmış ve siyasî partiler kurulmaya başlanmıştır. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal ile birlikte hareket eden Hüseyin Bey 1920 tarihinde TBMM'nin açılmasıyla Elazığ Mebusu olarak meclise girer ve dört dönem mecliste görev alır. Bu dönemde ülkenin siyasî, hukuki, ekonomik, askeri, yönetim, tarım ve eğitim alanlarında birçok konuşması ve önergesi bulunmaktadır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin önemli kararlarına imzasını atmış; şehrinin ve ülkenin menfaatlerini gözeten bir politika izlemiştir. Beş çocuk babası olan Hüseyin Bey 1933'de vefat etmiş. Ailesinin bir kısmı Yıldızhan bir kısmı Gökçelik bir kısmı da Hanağası soyadını almıştır. Mezarı Elazığ - Hankendi Bucağı Bölüklü köyünde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Harput, I. TBMM, Hüseyin Bey (GÖKÇELİK)
Bülent Ecevit in the Cyprus peace operation
Bülent Ecevit was born in Istanbul in 1925. Since 1950, he had published his articles about art and politics at Ulus Gazetesi, which was the official journal of the Republican People's Party. Bülent Ecevit had actively stepped in politics' scene as a member of the CHP in 1951, and later became party's General Secretariat in 1966 with the help of his famous statement "Left of the Middle". Then he has gone trough to Party Chairman in 1972 with his "democratic" attitude against the military memorandum on March 12th. The elections on October 14, 1973, have been resulted with the victory of Ecevit and the CHP. The CHP government, which has long been in opposition, has finally reached to power as government with the coalition established by the National Salvation Party. During this period of reconciliation between the two parties, the CHP has signed the initiatives to increase its prestige under the leadership of Ecevit. Especially, decisions taken by Ecevit about foreign policy and relations, in particular during the "Cyprus Peace Operation", increased the prestige of our country at the international arena and revealed its determination. Ecevit's critical "Cyprus Peace Operation" decision on 20 July 1974, in spite of the distraction policy of Britain and the United States and Greece's "Enosis" policy, provided the prevention of genocide attempts on the Turkish side of the island. By doing so, Ecevit put an end to the force imbalance created by tyranny and unfair ways in Cyprus and he has reopened the path of democracy and freedom that has been persecuted by dictatorship. Ecevit's "non-emotional" and "honest", "open" and "consistent" personality during the war time brought him to an extraordinary prestige enabling him to proceed over where at 1964 İnönü and at 1967 Demirel had to stepped back. Especially the "humanitarian", "sincere", "peaceful" and "responsible" diplomatic behavior that has been drawn up on behalf of the peace in and around Cyprus by Ecevit deserves praise. In addition, Ecevit's stand on his ground in Cyprus has shown to the whole world that he is one of the faithful heir of the Mustafa Kemal Atatürk, as following his the national sovereignty and complete independence philosophy.
Demokrat Parti döneminde Manisa kentinin eğitim durumu(1950-1960)
Bu çalışma,1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti hükümetlerinin uygulamış olduğu eğitim politikalarının Manisa kentine yansımaları ve bunun Türk eğitim tarihine olan katkılarını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Birinci bölümde Türkiye'deki eğitim faaliyetlerinin Tanzimat Dönemi'nden başlayarak 1950 yılına kadar olan süreç dönemlere ayrılarak incelenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde Demokrat Parti'nin 1950-1960 yılları arasındaki eğitim ve öğretim adına yapmış olduğu kongreler, uygulamalar, şuralar, bütçe görüşmeleri, öğrenim kademelerindeki istatistikler, öğretmenlerin yetiştirilmesi konuları üzerinden değerlendirmeler yapılarak bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Manisa kentinde 1950-1960 yılları arasında görülen eğitim ve öğretim başlığı altında gerçekleştirilen sosyal ve kültürel etkinlikler, öğretmen eğitim dernekleri, öğretmen, öğrenci ve okul durumları, kütüphaneler, Manisa'ya yapılan öğretmen nakil ve tayinleri, Manisa milletvekillerinin eğitimle ilgili görüşleri incelenmiştir. Bilimsel tarih araştırma yöntemlerine uygun olarak çeşitli kaynaklardan yararlanarak çalışma tamamlanmıştır.