Theses supervised by Doç. Dr. Ali Duman
10 theses · Aydın Adnan Menderes University, İnönü University
Acil serviste takılan santral venöz kateterlerin değerlendirilmesi
Son yıllarda acil servislerde takılan santral venöz kateter sayıları giderek artmakta ve özellikle kritik hastaların bakımında önem kazanmaktadır. Çalışmamızda Adnan Menderes Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı tarafından acil servis ve acil yoğun bakımda gerçekleştirilen santral venöz kateter işleminin endikasyonları, takılma şekli ve yöntemi ile girişim sırasındaki ve sonrasındaki komplikasyonları araştırmayı amaçladık. Hipotezimiz santral venöz kateter uygulamasının ultrason eşliğinde yapılması antikoagülan ve/veya antiplatelet kullanan hastalarda kullanmayanlara göre kanama komplikasyonu oranını değiştirmeyeceği düşünüldü. Çalışmamıza 15.11.2018-15.10.2019 tarihleri arasında acil servis ve acil yoğun bakımda acil tıp anabilim dalı tarafından santral venöz kateter uygulaması yapılmış, 18 yaşını doldurmuş ve gebe olmayan 178 vaka alınmıştır. Santral venöz kateterizasyon işlemini uygulayan hekim tarafından hastanın yaş, cinsiyet, acil servise başvuru şikayeti, öz geçmişindeki hastalıkları, ilaç kullanımı, santral venöz kateter uygulama yolu ve tarafı, kateter takılma nedeni, hastaya yapılan toplam ponksiyon sayısı, işlem sırasında ultrason kullanımı, başarılı kateterizasyon işlemini gerçekleştiren asistanın kıdemi, komplikasyon durumu, hastanın kan değerleri, kateterin kaç gün kaldığı ve hastanın sonlanımı olgu rapor formuna kaydedilmiştir. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 67 (18-96 yaş) olarak bulunmuştur. Hastaların %55.6'sı erkek ve %44.4'ü kadın olarak bulunmuştur. Hastaların %36.5'inde antikoagülan veya antiplatelet ilaç kullanım öyküsü mevcuttu. Hastaların acil servise başvuru nedenleri değerlendirildiğinde en sık sebeplerin nefes darlığı, genel durum bozukluğu ve bulantı – kusma gibi dahili sebepler olduğu görülmüştür. Hastaların %50.6'sında tercih edilen yol internal juguler ven olduğu görülmüş ve bunu femoral ven ve subklaviyen ven takip etmiştir. Santral venöz kateter endikasyonlarına bakıldığı zaman en sık sebepler sırasıyla hemodiyaliz ihtiyacı, damar yolu ihtiyacı ve santral venöz basınç ölçümü olmuştur. Hastaların %52.2'sine ilk ponksiyonda başarılı kateterizasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Geriye kalan grupta başarılı kateterizasyon işlemi 2 veya daha fazla ponksiyonda yapılabilmiştir. Hastaların %78.7'sine ultrason eşliğinde santral venöz kateter işlemi uygulanmıştır. Hastaların %44.9'una 2 yıl altında eğitim alan, %33.7'sine 2-3 yıl arası eğitim alan ve %21.3'üne 3 yıl üstünde eğitim alan acil tıp asistanları santral venöz kateter takmıştır. Hastaların kateterleri ortalama olarak 9 gün (1-47 gün) takılı kalmıştır. Hastalarımızda en sık görülen komplikasyonlar ventriküler disritmi ve subkutan hematom olmuştur. Cinsiyet, antikoagülan ve/veya antiplatelet ilaç kullanımı, tercih edilen ven ve işlem sırasında ultrason kullanımı ile komplikasyon durumu arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Fakat santral venöz kateter uygulayan hekimin kıdemi ile komplikasyon durumu incelendiğinde hekimlerin kıdemi arttıkça komplikasyon oranlarının arttığı yönünde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmıştır. Sonuç olarak antikoagülan ve/veya antiplatelet ilaç kullanımı olan hastalarda acil servis şartlarında ultrason eşliğinde santral venöz kateter uygulaması yapılabileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Santral Venöz Kateter, Acil Servis, Komplikasyon.
Acil serviste pulmoner embolinin dışlanmasında transtorasik ekokardiyografinin ve ultrasonun (EKO-US) etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Pulmoner emboli (PE), tedavi edilmediği takdirde mortalitesi %30 olan, ancak uygun şekilde tedavi edildiğinde %2-8'e düşen yaygın bir kardiyopulmoner acildir. Bu araştırmada Pulmoner Emboli dışlanmasında EKO-US'un etkinliğinin değerlendirilmesi ve pulmoner emboli şüphesi olan hastalarda yapılan EKO-US'un pulmoner emboli tanı koyma gücünün araştırılmıştır. Yöntem: Araştırmamıza dahil olan hastalar acil servise ait ultrason ile yatak başında, tarafımızca temel ve ileri USG kursu alan araştırmacı ve kardiyoloji hekimi ile çift kör olarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya 52 hasta dahil edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statics Version 26 programında yapılmıştır. Değişkenlerin EKO bulguları ile uyumu Kappa uyum analizi ile değerlendirilmiştir. Pulmoner BT Anjio pozitifliğini tahmin gücü tahmininde ROC analizi kullanılmış ve p˂0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan olguların %50' si erkek %50' si kadındır. Pulmoner emboli tanısı alanlarda embolinin türünün dağılımı incelendiğinde pulmoner emboli tanısı alanların (n=20) %30'unun lober (n=6); %30'unun segmenter (n=6); %5 olduğu saptanmıştır. Olguların PE tanılarına göre EKG, güncel EKO, CUS ve BT bulguları dağılımı incelendiğinde; Triküspit yetersizlik jet akım velositesi yüksekliği, RV/LV (PSSA), RV/LV (A4), D-shape, McConnel, DVT (CUS) ve BT RV/LV (PSSA) bulguları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). ROC analizi sonuçları incelendiğinde; Wells ve Geneva skorları için hesaplanan Cutoff değerleri; güncel EKO'da Triküspit yetersizlik jet akım velositesi yüksekliği, RV/LV (PSSA), D-Shape, McConnel bulguları ile BT RV/LV oranı bulgularının PE tanısı koyma gücü için hesaplanan AUC değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Araştırmamız sonuçlarında Pulmoner Emboli tanısı alan hastalarda; Ekokardiyografinin kolayca elde edilebilir ve sağ ventrikül (RV) işlev bozukluğunu göstererek PE' de tanı koymaya yardımcı olabileceği saptanmıştır. Sonuçlar yatak başı ekokardiyografide sağlayıcının şüphe indeksini yükselterek acil servis doktorlarının pulmoner embolide daha hızlı karar vermesine yardımcı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Pulmoner emboli, Ekokardiyografi, Acil Tıp, USG
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında entegre pulmoner indeks, ottawa KOAH risk skalası ve erken uyarı- oksijen skorunun kısa dönem sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) alevlenmesi ön tanısı ile acil serviste değerlendirilen hastalarda Entegre Pulmoner İndeks (IPI), Ottawa KOAH Risk Skalası (OCRS), Ulusal Erken Uyarı Skoru2 (NEWS2) ve Erken Uyarı-Oksijen Skoru (EWS.O₂) karşılaştırılarak; skorların güvenli taburculuk, yüksek riskli hasta ve kısa dönem kötü sonlanımı ne oranda öngörebildikleri araştırıldı. Yöntem: Prospektif gözlemsel çalışma olarak dizayn edildi. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne 01.06.20 ile 01.12.20 tarihleri arasında başvurmuş KOAH tanılı hastalar alındı. Covid-19 pandemisi nedeniyle risk taşıyan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların IPI, OCRS, NEWS2 ve EWS.O2 skorları olgu formuna işlenerek, kısa dönem ciddi sonlanımları analiz edildi. Ciddi sonlanımlar; acil servis başvurusundan sonraki 30 gün içinde ölüm, 14 gün içinde yoğun bakım ünitesine yatış, endotrakeal entübasyon veya noninvaziv ventilasyon ihtiyacı olması, miyokard enfarktüsü tanısı alması ve KOAH alevlenmesi ile tekrar acil servise başvurusu olması olarak tanımlandı. Bulgular: Çalışmaya 144 hasta dahil edildi. Hastaların acil servisteki en sık sonlanım tanısı ise KOAH alevlenme (%41,6) idi. Çalışmadaki hastaların %84'ünde kısa dönemde ciddi sonlanım kriteri mevcuttu. Bunların içinde taburcu edilen hastaların %44,3'ünün acil servise tekrar KOAH alevlenme ile başvurduğu görüldü. Skorlar acil servisten taburculuk, yoğun bakım ünitesine yatış olarak incelendiğinde, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Kısa dönem kötü sonlanım olarak 30 gün içinde ölüm ve yoğun bakıma yatış incelendiğinde skorlar anlamlı sonuca sahipti (p<0,001). Sonuç: Acil servislerde özellikle KOAH gibi kritik hasta bakımında, yeni bir skorlama olan EWS.O₂'yi otomatik olarak gösteren cihazların varlığı hekimlerin karar vermelerine yardımcı olabilir. Daha güvenli taburculukta ve yüksek riskli hastaların ayrılmasında skorlar birbiriyle uyumludur. Gelecek çalışmalara bu skorların yol gösterici olacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Entegre Pulmoner İndeks, Ottawa Koah Risk Skalası, Erken Uyarı- Oksijen Skoru, Ulusal Erken Uyarı Skoru 2
Acil servise başvuran pelvis travmalı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç :Pelvik yaralanma ile acil servise başvuran hastalar retrospektifolarak incelenerek bu hastaların travma mekanizmaları, pelvis kırıklarının sınıflaması, kanama oranları, tedavileri, mortalite ve morbiditeleri incelenmiştir. Materyal metod:Kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis kliniğinde 10.01.2021 – 01.12.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Bu araştırmaya travma nedeni ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis kliniğine başvuran ve yapılan görüntülemelerinde pelvis fraktürü saptanan hastalar dahil edilmiştir.Veri toplama aracı olarak, literatür doğrultusunda geliştirilen araştırmacı tarafından hazırlanan olgu rapor formu kullanılmıştır. Bulgular:Çalışmada belirtilen tarihler arasında acil servise başvuran 105036 hastada travma nedeniyle başvuran hasta sayısı 14930 olarak saptanmış, bu hastaların 2552'sinde pelvis travması düşünülerek görüntüleme yapılmış, pelvis fraktürü tespit edilen 89 hastanın verilerine ulaşılabilmiş ve çalışmaya dahil edilmiştir.Travma mekanizması ile ilgili özellikler incelendiğinde olguların %25,8'inin yüksekten düştüğü, %22,5'inin AİTK geçirdiği, %19,1'inin aynı seviyeden düştüğü görülmüştür.Travma bölgesi değerlendirildiğinde ise %23,7'sinin toraks, %18,5'inin vertebral kolon, %17,8'inin abdomen bölgesinden yaralandığı görülmüştür.Eşlik eden yaralanmalar incelendiğinde %84,6'sında kanamanın eşlik ettiği görülmüştür.Travma mekanizması yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde 30 yaş altı grupta motorsiklet kazasının, 30-50 yaş grupta yüksekten düşmenin, 50 yaş üzeri grupta aynı seviyeden düşmenin en yüksek düzeyde görüldüğü tespit edilmiştir.Travma mekanizması cinsiyete göre değerlendirildiğinde kadınlarda aynı seviyeden düşme, erkeklerde yüksekten düşme en yüksek düzeyde görüldüğü saptanmıştır. Sonuç: Pelvis kırıkları hayati tehdit eden ciddi yaralanmalardır. Bu nedenle acilservislerde hızlıca değerlendirilmeli, erken tanı konulmalı ve erkenden hemodinamik stabilizasyon sağlanmalıdır. Pelvik kırıklı hastalarda başka sistem yaralanması da olabileceği akılda tutulmalı ve bu hastalarda ek yaralanmalarda araştırılmalıdır. Anahtar kelimeler : pelvis kırıkları, young-burgess, ISS
Acil servise başvuran servikal travmalı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Servikal Travma, asemptomatik durumdan geçici nörolojik disfonksiyon, fokal defisit veya ölümcül olaya kadar değişen, farklı şiddet ve prognozlu yaralanma türüdür. Bu araştırma bir üniversita hastanesinde Servikal travma ile acil servise başvuran hastalarda travma tipi, servikal vertebra kırığı tipi, ek yaralanmalar, uygulanan tedaviler ve hastaların sonlanımlarını değerlendirme amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Acil servis kliniğinine 01.05.2018-01.05.2021 tarihleri arasında servikal travma şüphesi nedeniyle başvurmuş olan hastalar retrospektif olarak taranmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statics Version 26 programında yapılmıştır. Kategorik verilerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Pearson Chi-Square ve Fisher's Exact test, cinsiyete göre yaşın karşılaştırılmasında Mann Whitney U istatistiksel analizleri kullanılmıştır. p˂0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan 300 olgunun cinsiyetlerine göre yaş ortalama dağılımı incelendiğinde; araştırmaya alınan olguların %28,0' ının kadın %72' sinin erkek olduğu saptanmıştır. Kadın olguların yaş ortalancaları 29,5 (min:0- max: 96), erkek olguların yaş ortancaları 25 (min: 1- max: 91) olarak saptanmıştır. Olguların vertebra fraktür olma durumlarının dağılımı incelendiğinde 286 kişi de fraktür olmadığı, 14 kişide fraktür olduğu tespit edilmiştir. Olguların NEXUS kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu varlığı dağılımı incelendiğinde; %75' inde (n= 226) Nexus kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu olduğu, %25' inde (n= 74) NEXUS kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu olmadığı saptanmıştır. Servikal fraktür varlığına göre Hb, Hct, pH, laktat ve baz defisiti oranları dağılımı incelendiğinde; hb ve hct düşüklüğü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Sonuç: Araştırmamız sonuçlarında servikal travmalı hastaların; en çok motorlu araç kazaları sonucu oluştuğu, en fazla lezyonun C5-C6'da görüldüğü, Medulla spinalis basısı olan hastaların acil cerrahi ve yoğun bakıma yattığı, hastaların çoğunda NEXUS kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu olduğu, en fazla korpus kırığı olduğu tespit edilmiştir. Komplike, multi-disipliner, mortalite ve morbidite üzerine etki etmesi nedeniyle servikal travma tedavisinde daha iyi bir kılavuz oluşturulabilmesi için daha fazla retrospektif tanımlayıcı çalışmalar yapılması önerilmektedir.
İbrâhim en-Nehaî, fıkıhçılığı ve hanefî fıkhına etkisi
İbrâhim en-Nehaî 47/667-96/714 yılları arasında Kûfe'de yaşamış tâbiîn âlimlerinden biridir. Her ne kadar tefsir, hadis ve kıraât gibi ilimlerde bilgi sahibi olsa da o, fetva ve ictihadlarının çokluğuyla fıkıh ilminde öne çıkmıştır. Nehaî, kendisinden önceki âlimlerden aldığı ilmi, bir râvi olarak aktarmamış, bir müctehid olarak geliştirip zenginleştirmiş ve o şekilde ilim talibi kimselere aktarmıştır. O, soru ve sorunlara çözüm üretirken nasın yanında re'ye de olabildiğince geniş yer vermiş, bundan dolayı Kûfe re'y ekolünün kurucusu kabul edilmiştir. Nehaî aynı zamanda Hanefî mezhebinin Hz. Peygamber'e uzanan ilim halkasında önemli bir konuma sahiptir. Bu anlamda o, başta Ebû Hanîfe olmak üzere Hanefî imamlarının rivayet, görüş ve düşüncelerine değer verdiği, eserlerinde sıkça ismine atıfta bulundukları bir âlim olmuştur. Bu çalışmada Nehaî'nin hayatı, yaşadığı dönem, usul anlayışı, fıkhının karakteristik yapısı, Hanefî mezhebinin kurucu imamları olan Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile ilmi münasebeti ele alınarak değerlendirilmiş, bir de söz konusu imamlar ve genel olarak Hanefîlerle mukayeseli olarak görüşleri ele alınmıştır.
Halvani ve Serahsi'nin El-Mebsut adlı eserlerinin nikah bölümlerinin mukayesesi
Halvani ve Serahsi'nin el-Mebsut adlı Eserlerinin Nikah Bölümlerinin Mukayesesi isimli bu tez, bir giriş, iki bölüm ve bir değerlendirmeden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, sınırları ve araştırmanın yöntemi belirtilmiştir. Birinci bölümde Halvani ve Serahsi'nin hayatları, hocaları, talebeleri, eserleri gibi konular hakkında bilgi verilmiş olup, ikinci bölümde ise müelliflerin el-Mebsut isimli eserlerinin nikah bölümü mukayese edilmiştir. Değerlendirme bölümünde de benzer-farklı yön ve yöntemlere temas edilmiştir.
Ebu İshak eş-Şirazi ve usulcülüğü
"Ebû İshâk Şirazî ve Usûlcülüğü" ismini taşıyan bu tezde Şafiî mezhebinin önde gelen âlimlerinden biri olan Şirazî'nin fıkıh usulüne dair görüşleri ve fıkıh usûlünde takip ettiği yöntem konu edinilmiştir. Bir giriş ve üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde Şirazî'nin hayatı, hocala-rı, öğrencileri ve eserleri yanında onun yaşadığı siyasî ve ilmî ortam ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Şirazî'nin usûl-ü fıkha dair görüşleri kapsamında Şafiî mezhebi içerisinde ihtilaflı meselelerde tercihleri, değer verdiği ve atıfta bulunduğu âlimler, tenkit ettiği mezhepler ve görüşler zikredilmiştir. Şirazî'nin usûl düşüncesinin temel özellikleri adını taşıyan son bölüm ise, onun usûlde takip ettiği yöntem, Tabsıra ve Lüma'daki farklı gö-rüşleri, usûl konularının tasnifinde benimsediği yöntem, hangi metodla usûl eseri yazdığı gibi konulardan oluşmaktadır. Anahtar Sözcükler: Ebû İshâk Şirazî, Fıkıh Usûlü, Fukaha, Mütekellimin
Hanefi fıkıh usulcülerinin hakikat ve mecaz anlayışı
Tezimiz, bir giriş, iki ana bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. Tezimizin giriş kısmında araştırmanın konusu, sınırları, amacı, önemi ve tezde izlenen yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Bu kısımda ayrıca tezimizin daha sağlıklı anlaşılması ve iş- lenmesi için hakikat ve mecazla ilgili kavramsal bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Tezimizin birinci bölümünde Hanefî usulcülerin hakikat ve mecaz anlayışı teorik dü- zeyde ele alınmıştır. Bu bölümde Hanefî usulcülerin hakikat ve mecaz anlayışının teorik yönü elden geldiğince çok örnek verilerek anlaşılır kılmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde Hanefî usulü çerçevesinde hakikat ve mecazın lafızla ilgili konulara ve o konuların hakikat ve mecaza etkisi incelenmiştir. Hanefî usulcülerin hakikat ve mecaz anlayışı ile lafız ilgili konulara bakış açıları arasındaki ilişki, benzerlik ve farklılıklar göz önünde bulundurularak ele alınmıştır. Varılan sonuçlar tahlil edilmiş ve bu sonuçların fıkıhta elde edilen hükümlere etkisi üzerinde durulmuştur. Tezimizin sonuç bölü- münde ulaşılan neticeler özet bir şekilde sunulmuştur.
Acil serviste metanol intoksikasyonu nedeniyle tetkik edilen hastaların retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç:Toksik alkol zehirlenmeleri içinde incelenen metanol, gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla karşılaşılan ve genellikle genç sağlıklı bireyleri etkileyen bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Metanol yasa dışı alkollü içeceklerde, temizlik maddeleri ile otomotiv sıvılarında bulunabilen renksiz ve uçucu özellikte basit bir alkoldür. Yutma, deriden absorpsiyon veya soluma yoluyla vücutta birikerek ölümcül dozlara ulaşabilir. Ülkemizde ve bölgemizde halen sıklıkla karşılaşılan metanolintoksikasyonu ile acil servisimize başvuran hastaları değerlendirdiğimiz araştırmamızda; hastaların demografik verilerini, klinik durumlarını, yapılan tedavileri incelemeyi ve bu hastaların tanı sürecini hızlandırabilmeyi amaçlamaktayız. Materyal metod: Bu çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis kliniğinde gerçekleştirilmiştir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışmaya, acil servis kliniğimize 01.06.2016-01.06.2021 tarihleri arasında metanolintoksikasyonu nedeniyle tetkik edilen hastalar dahil edilmiştir. Çalışma verileri hastanenin veri tabanından geriye dönük olarak toplanmıştır. Çalışmaya alınan hastaların demografik bilgileri, eşlik eden hastalıkları, şikâyetleri, muayene bulguları, verilen tedavi, laboratuvar bulguları ve sonlanımları elde edilmiştir. Elde edilen veriler olgu rapor formuna işlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya acil serviste metanolintoksikasyonu tanısı ile acil serviste değerlendirilen, çalışmaya alınma kriterlerine uyan 49'u (%98,0) erkek, 1'i (%2,0) kadın olmak üzere toplamda 50 hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 50,70±10,79 olarak bulunmuştur. Hastaların %24,0'ının ilk 28 günde ex olduğu saptanmıştır. Alkol düzeyinin takipler sırasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı; sistolik ve diastolik tansiyon değerinin, nabzın, ateşin ve GKS'nin takipler sırasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştiği; HB, HTC, lökosit, CRP, PLT, K, Ca, glukoz, kreatinin, üre, AST, ALT, albümin, troponin, INR, Prtsec değerlerinin takipler sırasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştiği görülmüştür. İlk 28 günde eksitus olanlarla olmayanlar arasında osmolarite, anyon açığı, baz açığı, sistolik tansiyon değerleri, diastolik tansiyon değerleri, nabız, saturasyon, Glasgow, Ph, PO2, PCO2, HCO3, laktat, lökosit, Na, Ca, glukoz, kreatinin, AST, ALT, albümin, troponin, INR, prtsec, APTT değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmuştur. Başvuru şekli 112 aracılığı ile olanlarda, semptom ve belirtilerden koma ve oftalmolojik toksisitesi olanlarda, tedavi başlangıç evresi 3. evre olanlarda, etanol, hemodiyaliz ve bikarbonat tedavisi alanlarda ilk 28 gün içerisinde eksitus gerçekleşme oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek görülmüştür. Tartışma: Çalışmamızda literatürle uyumlu olarak geç başvurunun, yüksek anyon gap'in, düşük serum pH ve düşük Glasgow koma skalasının artmış mortalite ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Santral sinir sistemi etkilenimini düşündüren klinik bulgular (koma, oftalmatolojiktoksisite) varlığında prognozun kötü gitmesinin olası olduğunun akılda tutulmasının takip ve tedavi yönetimi açısından faydalı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil servis,Etil alkol, İntoksikasyon.