Theses supervised by Doç. Dr. Fatih Şantaş
10 theses · Yozgat Bozok University
Sağlık hizmetleri finansmanında kullanıcı katkılarına yönelik bir araştırma
Bu çalışma, araştırmanın yürütüldüğü tarih itibariyle son bir yıl içerisinde sağlık kurumlarından sağlık hizmeti almış kişilerin kullanıcı katkılarına ilişkin bilgi düzeyleri ve görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ayrıca paydaşların uygulamaya ilişkin görüş ve önerilerinin ortaya konulması da hedeflenmiştir. Çalışmada, karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nicel araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Çalışmada amaçlı örnekleme yöntemi yoluyla toplam 670 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada analiz yöntemi olarak tanımlayıcı istatistik yöntemleri ve Ki-kare analizi kullanılmıştır. Nitel araştırmada ise veri toplama aracı olarak mülakat/görüşme türlerinden olan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda paydaşlara altı açık uçlu soru sorulmuştur. Çalışma kapsamında toplamda 19 kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırmada katılımcıların %15,4'ü uygulanmakta olan kullanıcı katkı miktarları hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade ederken %84,6'sı kullanıcı katkıları hakkında herhangi bir bilgilerinin olmadığını belirtmişlerdir. Katılımcıların %70,1'i eczaneye ödemiş oldukları kullanıcı katkısının belirli bir bölümünün sağlık kurumlarından almış oldukları hizmetin bedeli olduğunu bilmektedir. Katılımcıların %15,2'si kullanıcı katkısı alınmayacak haller, sağlık hizmetleri ve kişiler hakkında bilgilerinin olduğunu belirtmişlerdir. Yarı yapılandırılmış görüşmede katılımcılar; kullanıcı katkılarının gereksiz sağlık hizmetlerini engellemek amacıyla kullanıldığını, kullanıcı katkılarının uygun miktarlarda olduğunu ve kullanıcı katkılarının sağlık hizmetlerinin gelişimine pozitif yönde etkisi olduğunu ifade eden görüşler bildirmişlerdir. Bu bulgular sonucunda kullanıcı katkılarının daha etkili ve verimli uygulanabilmesi için kullanıcı katkılarına yönelik kişilerin bilgi düzeyini artırıcı çalışmalar yapılması gerektiği söylenebilir. Bu kapsamda sağlık hizmeti kullanıcılarında bilinç düzeyinin artması için ilgili kurumlar tarafından konuyu açık bir şekilde anlatan broşürler dağıtılabilir ve özellikle kullanıcı katkılarını anlatan kamu spotları yayınlanabilir.
Sağlıkta şiddete ilişkin bir araştırma
Bu çalışma, sağlık sektöründe görülen şiddetin Malatya ilinde hizmet veren bir kamu hastanesi özelinde incelenmesi, şiddetin yaygınlığının ortaya konulması, şiddete yönelik algının çalışanların kişisel ve demografik özelliklerine göre değişip değişmediğinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca sağlık sektöründe görülen şiddete yönelik sorunların, paydaş görüşleri yardımıyla azaltılabilmesi için önerilerin belirlenmesi de bu çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırma, nicel ve nitel araştırma yöntemlerini içeren karma araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma için veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Analiz yöntemi olarak tanımlayıcı istatistik yöntemleri ve Ki-kare analizi kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında Malatya ilinde faaliyet gösteren bir kamu hastanesinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 334 sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların %60,5'i meslek hayatları boyunca en az bir defa şiddet mağduru olduklarını belirtmiştir. En fazla görülen şiddet türü sözel/psikolojik şiddettir (%59,9). Şiddete en fazla hekimler (%70,7) ve hemşireler (%63,6) maruz kalmıştır. Nitel araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Veriler, içerik analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Görüşme formunda paydaşlara yöneltilmek üzere hazırlanmış sağlıkta şiddete ilişkin dört adet açık uçlu soru yer almıştır. Katılımcılar, şiddetin nedeni olarak ilk sırada eğitimsizlik ve bilinçsizliği görmüşlerdir. Katılımcıların %92,3'ü son yıllarda sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakalarının arttığını düşünmektedir. Sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için eğitim önemli bir faktördür. Caydırıcı cezaların ve hukuki yaptırımların uygulanması faydalı olacaktır. Ayrıca yazılı ve görsel medyanın da bu doğrultuda kullanılması önerilmektedir.
Aile hekimliği çalışanlarının Covıd-19 pandemi sürecinde pandemik kaygı, mesleki tükenmişlik ve işten ayrılma niyetlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının Covid-19 pandemi sürecinde mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve pandemik kaygı durumlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve pandemik kaygı durumlarının katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırmanın evrenini Kahramanmaraş ili merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezinde çalışan 386 aile hekimi 355 aile sağlığı çalışanı olmak üzere toplamda 741 sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem seçilmemiş olup, tüm evrene ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma, 392 sağlık personeli ile yürütülmüştür. Veri toplamak için Pandemi Tutum Ölçeği, İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ve Mesleki Tükenmişlik Ölçeği olmak üzere 3 ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin testinde iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, katılımcıların pandemi ile ilgili bireysel olarak olumsuz tutumlarının ve pandemide olumlu örgütsel tutumlarının yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Kişisel başarı hissi ve duyarsızlaşmanın orta, duygusal tükenme ve işten ayrılma niyetlerinin ise düşük olduğu saptanmıştır. Fark analizleri sonucunda, üç ölçek için katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinden bazıları (yaş, meslek, eğitim, görevi süresi gibi) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Analizler sonucunda pandemide olumsuz bireysel tutumun tükenme ve işten ayrılma niyetini artırdığı ve olumlu örgütsel tutumun ise tükenme ve işten ayrılma niyetini azalttığı saptanmıştır. Pandemi gerçeği, toplumun sağlık personeline ve onların sağlıklı, mutlu ve özverili bir şekilde çalışabilmesine olan ihtiyacı daha belirgin kılmıştır. Bu nedenle özellikle pandemi sürecinde aile sağlığı merkezi çalışanlarının görev tanımlarının açık ve net bir şekilde belirlenmesi, aile sağlığı merkezi çalışanlarına yönelik hizmet içi eğitimler verilerek ve sürekli bilgilendirmeler yapılarak oluşabilecek belirsizliklerin bertaraf edilmesi; personelin özellikle pandemi sürecinde daha da artan iş yükünün dengeli ve adaletli olmasının sağlanması ile tükenmişlik ve işten ayrılma niyetinin azaltılabileceği söylenebilir.
Sağlık hizmetlerinde arzın talep yaratması ve hekimlere güven: Hastaların görüşleri üzerinden bir araştırma
Bu çalışmada, sağlık sektöründe arzın talep yaratması ile hekime güven konularının hasta algısı üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca arzın gereksiz talep yaratması ve hekime güven algısının katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de çalışmanın amaçları arasındadır. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki çalışmanın evrenini, Yozgat Bozok Üniversitesi Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaşını doldurmuş kişiler oluşturmaktadır. Bu hastaneden günlük yaklaşık 400, aylık 12.500 poliklinik hastası hizmet almaktadır. Bu durumda araştırmanın örneklem büyüklüğü %99 güven düzeyi ve %1 hata ile 631 olarak hesaplanmıştır. Bu araştırmada ulaşılan kişi sayısı 650 olmuştur. Çalışma kapsamında yapılan literatür taramasında, çalışmanın amaçlarına uygun olduğu düşünülen "Arz Kaynaklı Gereksiz Sağlık Hizmeti Kullanımının Değerlendirilmesi Ölçeği" ve "Doktora Güven Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin testinde iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, arzın talep yaratması ve hekimlere güven ölçeklerinde katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinden sağlık sigortası dışındaki tüm özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Hekime Güven Ölçeği ile Arz Kaynaklı Gereksiz Sağlık Hizmeti Kullanımı Ölçeğinin tüm alt boyutları arasında negatif yönlü ve güçlü bir ilişki bulunmuştur. Buna göre arzın talep yaratması algısı arttıkça hekime güven azalmaktadır. Bu durum regresyon analizinde de tespit edilmiş ve açıklanan varyans %85 olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda tıp eğitiminde meslek etiğine daha fazla önem veren ders ve uygulamalara ağırlık verilerek hekimlerin çeşitli gerekçelerle gereksiz hizmet sunma davranışlarının önlenmesi, vatandaşların sağlık okuryazarlığının artırılarak gereksiz hizmet talep etmeme ya da gereksiz hizmetin teklif edilmesi durumunda bu hizmeti ret etme davranışlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca geçmişten beri kutsal kabul edilen hekimlik mesleğine güveni sarsıcı uygulama ve haberlerden mümkün olduğu ölçüde kaçınılmalıdır.
Hastalarda algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisi: Anksiyete-depresyon ve psikolojik sağlamlığın aracı etkisi
Bu araştırma, çok boyutlu algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisinde anksiyete-depresyon ve psikolojik sağlamlığın basit ve serisel aracılık etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir. Araştırmanın evrenini, Yozgat Sorgun Devlet Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaşını doldurmuş kişiler oluşturmaktadır. Bu hastaneden araştırmanın yapıldığı tarihte günlük ortalama 1300 ve aylık 30.000 hasta poliklinik hizmeti almaktadır. Bu durumda araştırmanın örneklem büyüklüğü %95 güven düzeyi ve %5 hata ile 380 olarak hesaplanmıştır. Bu araştırmada ulaşılan kişi sayısı 410 olup, belirlenen örneklem büyüklüğüne ulaşıldığı söylenebilir. Çalışmada Likert türü, 4 ölçek kullanılmıştır. Veri toplama aracı, 01 Temmuz – 01 Kasım 2023 tarihleri arasında uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki doğrudan, dolaylı ve toplam etkilerin belirlenmesinde bootsrapt güven aralığının esas alındığı Process Macro analizinden yararlanılmıştır. Bootsrapt tekniğinde 5000 yeniden örnekleme ve %95 güven aralığı tercih edilmiştir. Basit ve serisel aracılık analizinde Process Macro yazılımından Model 4 ve Model 6 kullanılmıştır. Basit aracılık (Model 4) analiz sonuçlarına göre çok boyutlu algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisinde anksiyete-depresyon [= .048 %95 GA (.021; .081)] ve psikolojik sağlamlığın [= .009 %95 GA (.008; .029)] aracılık ettiği saptanmıştır. Serisel aracılık (Model 6) analiz sonuçlarına göre çok boyutlu algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisinde anksiyete-depresyon ve psikolojik sağlamlığın serisel aracılık etkisinin [= .007 %95 GA (.004; .022)] olduğu belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre dolaylı etki 1 (ÇBASD->AD->YD); dolaylı etki 2 (ÇBASD-> PS ->YD) ve dolaylı etki 3 (serisel aracılık etkisi; ÇBASD->HAD->PS->YD)'ten ve dolaylı etki 3 ise dolaylı etki 2'den anlamlı şekilde daha yüksek aracı etkisine sahiptir. Serisel aracılık analizinde ayrıca çok boyutlu algılanan sosyal desteğin, yaşam doyumunu pozitif-anlamlı ve anksiyete-depresyonu negatif-anlamlı; anksiyete-depresyonun psikolojik sağlamlığı ve yaşam doyumunu negatif-anlamlı ve psikolojik sağlamlığın yaşam doyumunu pozitif-anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir. Bireylerin yaşam doyumunun artması için sosyal desteğin ve psikolojik sağlamlığın artmasının ancak anksiyete ve depresyonun azalmasının gerekli olduğu söylenebilir.
Sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına etkisi: Sağlık sistemine güvensizliğin aracı etkisi
Bu çalışma, sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına etkisinde sağlık sistemine güvensizliğin aracılık rolünün olup olmadığının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir. Araştırmanın evrenini, Yozgat Akdağmadeni Şehit Sinan Babacan Devlet Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaşını doldurmuş kişiler oluşturmaktadır. Bu hastaneden araştırmanın yapıldığı tarihte günlük ortalama 400, aylık 9000 hasta poliklinik hizmeti almaktadır. Bu durumda araştırmanın örneklem büyüklüğü %95 güven düzeyi ve %5 hata ile 369 olarak hesaplanmıştır. Bu araştırmada ulaşılan kişi sayısı 450 olup, belirlenen örneklem sayısına ulaşıldığı söylenebilir. Çalışmada veri toplama aracı olarak dört bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Anket formunun birinci bölümü kişisel ve demografik bilgilerden oluşmaktadır ve diğer bölümlerde Likert tipi üç ölçek kullanılmıştır. Bu ölçekler sırasıyla sağlık okuryazarlığı ölçeği, aşı karşıtlığı ölçeği ve sağlık sistemine güvensizlik ölçeğidir. Veri toplama aracı, 01 Haziran – 01 Ağustos 2023 tarihleri arasında uygulanmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, bootsrapt güven aralığının esas alındığı Process Macro ile aracılık analizi (Model 4) ve SPSS AMOS ile bootsrapt güven aralığının esas alındığı yapısal eşitlik modellemesinden yararlanılmıştır. Bootsrapt tekniğinde 5000 yeniden örnekleme ve %95 güven aralığı esas alınmıştır. Process Macro analiz sonucuna göre sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına toplam etkisi (c= -.115, p<.01) ve doğrudan etkisi (c'= -.073, p<.01) negatif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Sağlık okuryazarlığının sağlık sistemine güvensizliği negatif ve anlamlı (a= -.098, p<.01) ve sağlık sistemine güvensizliğin aşı karşıtlığını pozitif ve anlamlı (b= .432, p<.01) şekilde etkilediği belirlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda sağlık sistemine güvensizliğin, sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına etkisine istatistiksel olarak anlamlı şekilde aracılık ettiği belirlenmiştir [= -.042 %95 GA (-.076; -.012)]. Aracılık etkisinin tam standardize etki değeri -.053 [%95 GA (-.093; -.016)] olup, bu değerin orta etki büyüklüğü olduğu söylenebilir. Gerçekleştirilen yapısal eşitlik modellemesinde de benzer sonuçlar bulunmakla birlikte Process Macro analiz sonucuna göre daha yüksek standardize ve standardize olmayan yükler ve açıklanan varyans elde edilmiştir. Araştırma sonucuna göre bireylerin sağlık okuryazarlıkları artırılarak sağlık sistemine güvensizlikleri ve aşı karşıtlıkları azaltılabilir.
Duygusal zekâ, iletişim becerileri ve iş stresi arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Bu araştırmada, sağlık personeli örnekleminde duygusal zekâ, iletişim becerisi ve iş stresi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca duygusal zekâ, iletişim becerisi ve iş stresinin katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi de araştırmanın amaçları arasındadır. Araştırmanın evrenini Yozgat ili içerisinde hizmet veren Yozgat Şehir Hastanesi ve Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görev yapan 2552 sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışma, 557 sağlık çalışanının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada demografik bilgi anketi, dört boyuttan oluşan duygusal zekâ ölçeği, tek boyuttan oluşan iletişim becerilerini değerlendirme ölçeği ve tek boyuttan oluşan iş stresi ölçeği kullanılmıştır. Analiz sonuçları çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının kişisel ve demografik özelliklerinin duygusal zekâ, iletişim becerileri ve iş stresinde etkili olduğuna işaret etmektedir. Analizler duygusal zekânın iletişim becerisini pozitif yönde, iş stresini negatif yönde etkilediğini ve iletişim becerisinin ise iş stresini negatif yönde etkilediğini göstermektedir.
Genel sağlık sigortası: Vatandaşların görüşlerine ilişkin bir araştırma
daha sonra doldurulacaktır
Hekimlerde malpraktis korkusu ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Kayseri İlinde bir araştırma
Bu çalışma, hekimlerde malpraktis korkusu ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, 15 Haziran 2022 tarih ve 31867 sayılı "Sağlık Meslek Mensuplarının Tıbbî İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın Rücu Edilmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hakkında hekimlerin görüşlerinin ortaya konulması da amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Kayseri ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı sağlık kurumlarında görev yapan 1300 hekim ve örneklemini ise 306 hekim oluşturmaktadır. Veri toplamak için "Malpraktis Korku Ölçeği" ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" olmak üzere iki ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın analizlerinde, tek örneklem ki-kare testi ve yapısal eşitlik modellemesinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, hekimlerin büyük çoğunluğunun herhangi bir malpraktis davasına dâhil olmadığı, malpraktis nedeniyle şikâyet edilmediği ancak yakın çevresinde malpraktis davasına dâhil olan, şikâyet edilen ve ceza verilen hekim olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan hekimlerde malpraktise yönelik eğitim alanların yüzdesinin düşük olduğu (%24,5) belirlenmiştir. Hekimlerin, 15 Haziran 2022 tarihli Yönetmelik hakkında bilgi sahibi olduğu ancak yönetmeliği yetersiz buldukları saptanmıştır. Hekimlerde malpraktis korkusu işten ayrılma niyetini anlamlı şekilde artırmaktadır. Hekimlere malpraktise yönelik verilecek olan hizmet içi eğitimlerin artırılması ve çalışma şartlarında düzenlemeler yapılarak hastasına daha fazla zaman ayırmasının sağlanması hekimin daha verimli ve özgüven içerisinde çalışmasına ve tanı-tedavi sürecini daha sağlıklı yürütmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca hekimlerin malpraktis konusunda kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacak mevzuat düzenlemelerinin yapılması önerilmektedir.
Sağlık hizmeti kullanıcılarının ötenazi konusundaki görüşlerine dair bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, sağlık hizmeti kullanıcılarının ötenazi hakkındaki bilgi düzeylerinin ve görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından alanyazından yararlanılarak hazırlanan anket kullanılmıştır. Hazırlanan anket, Kayseri ilinde faaliyet gösteren bir kamu hastanesinden hizmet alan 704 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcılar; ötenazinin tıbbi uygulama olduğunu, ötenazi uygulamalarının kişilerin tıbba olan güvenlerini sarsmayacağını, ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve tıbbi yöntemlerle iyileşmesi imkânsız olan kişinin ölüm isteğinin yerine getirilmemesi gerektiğini, ölümcül bir hastalığa yakalanmış kişilerin yaşamına son vermeyi isteme haklarının olmaması gerektiğini ve bu kişilere nafile tedavi verilmemesini, iyileşme ihtimali olmayan kişinin ve kendilerinin yaşam destek ünitesinden fişinin çekilmemesi gerektiğini, iyileşme ihtimalinin olmadığı bir hastalığa yakalanılması durumunda kendileri için ötenazi kararını vermeyeceklerini ancak kendileri için nafile tedavinin verilmemesi gerektiğini düşünmektedir.