Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Kalpaklı
18 theses · İhsan Doğramacı Bilkent University
Ankara kentinin çok boyutlu liminal eşiği: Namazgâh Tepe
Namazgâhs, which can be seen in many Ottoman cities, are open-air places of worship and they stand out as an overly comprehensive and ambivalent concept that can vary in their functions, qualities and quantities. Throughout its history, the Namazgâh and the Namazgâh Hill in Ankara have served different functions: as a gathering place, a place of worship, a cemetery and a gateway to the city. While the origins of this Namazgâh remain a mystery, these various functions became particularly evident during the War of Independence, a critical period that contributed to the establishment of the new Republic. The aim of this thesis is to compile existing sources on the Namazgâh Hill, to determine as much as possible which functions it assumed and under what circumstances, to show that it is a multidimensional liminal space for the city of Ankara, to explain that it not only hosted liminal transformations but also underwent liminal transformations itself, and as a result, to create a comprehensive historical narrative of the site. For this purpose, the Ottoman and Republic State Archives, paintings, engravings, photographs, newspapers of the period, the memories of people who used to live or have visited Ankara, and ethnographic studies about this city will be used.
Sevgili Arsız Ölüm (1983) ve Bırak Üzülsünler: Türkiye'de büyümek (2015) romanlarında postmodern duygulanımsal tarihler
This thesis analyzes two postmodern novels that were published in different periods—Sevgili Arsız Ölüm (1983) by Latife Tekin and Dare to Disappoint: Growing Up in Turkey (2015) by Özge Samancı—in a comparative framework. It investigates how these Turkish women authors employ postmodern novel genre and postmodern narrative strategies such as magic realism, fragmentation, metafiction, and visual storytelling to construct what this study calls postmodern affective histories. Through such writings and the creation of affective histories, the two authors create feminist affects, reclaim women's subjectivity, and challenge dominant patriarchal and historical discourses. In doing so, as both authors' narratives are autobiographical, they also reclaim their agency in the world literary scene where they are otherwise underrepresented or marginalized. Drawing on a theoretical framework that combines approaches from world literature theories, postcolonial criticism, feminist theory, and affect theory, this thesis situates both novels within world literary circuits. This thesis work also incorporates Franco Moretti's "distant reading" approach to highlight how these authors—despite their marginal positioning due to gender, language, and geography—actively contribute to the development and evolution of the postmodern novel genre and global feminist discourse. Ultimately, this study argues that through their protagonists, Dirmit and Özge, and the use of localized postmodern techniques and translations, Latife Tekin's Sevgili Arsız Ölüm and Özge Samancı's Dare to Disappoint: Growing Up in Turkey offer alternative historiographies and enrich our understanding of Turkish women's literature and presence within a global literary context. Key Words: Postmodern Novel, Affect Theory, Feminist Resistance, Turkish Literature, World Literature
Suret ile mana arasında: Sevmek zamanı'nda metafizik aşka tasavvufi edebî bir yaklaşım
This thesis explores the metaphysical dimensions of love through a Sufi literary lens, focusing on Metin Erksan's 1965 film Time to Love (Sevmek Zamanı). It examines the protagonist Halil's refusal of lived love in favour of an idealised image, situating this narrative choice within a broader Sufi metaphysics of form (surat) and meaning (maʿna), and the transformative journey from 'ishq majazi to 'ishq haqiqi. By weaving together Turkish Sufi poetry with close cinematic analysis, the study reveals how Time to Love both echoes and critiques a native tradition where love is not possession but unveiling. Through comparative readings of Turkish literary and folk motifs of image-based longing, this work argues that Halil's love remains stalled, suspended in stillness, and thus becomes a cautionary tale about modernity's spiritual inertia. The thesis ultimately proposes a poetics of cinematic ontology: a visual language of silence, repetition, and longing that gestures toward the Real but never fully arrives.
Arzuyu millîleştirmek: 1909-1928 arasında yazılmış romanlarda kadın kimliği
Bu çalışmada millî kimlik edinmede arzunun belirleyici rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Kadın karakter kurgusunda kırılma yaratan Raik'in Annesi (1909), Seviyye Talip (1910), Handan (1912), Yeni Turan (1912), Aydemir (1918), Gönül Hanım (1920), Gün Batarken (1920), Kiralık Konak (1920), Çalıkuşu (1921), Kan ve İman (1922), Ateşten Gömlek (1922), Sözde Kızlar (1923), Vurun Kahpeye (1923), Mahşer (1924), Sodom ve Gomore (1928), Meliha Nuri Hanım (1928) karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada 1908'den Cumhuriyet dönemine kadar modernleşmeden, toprak bütünlüğünün hayati önem taşıdığı savaş yıllarına kadarki süreçte ideal kadın temsilinin üretiminde bedensellik ve arzunun rolüne değinilmiştir. Toplumsal düzlemin sunduğu tarihsel gerçeklikte cinsiyetsizleşerek kamusal hayata dahil edilen kadın kimliğine karşılık kurmacanın sunduğu dünyada ideal kadın karakterlerin alternatif kimlik önermelerine temas etmek hedeflenmektedir. Arzu, verili kimlik kodlarını yıkıp alternatif kimlik kurmada özgürleştirici bir role sahiptir. Bu tezde "millî edebiyatta kadın" meselesini işleyen çalışmalarda kadınlığı kamusal alanda meslek grupları içinde kodlayan, militarizm ve milliyetçilikle cinsiyetsizleşmiş bir alana hapsolmuş, sadece milliyetçi ülküye hizmet eden bir kimlik kurgusu içinde işleyen anlayışı yıkacak farklı verileri değerlendirmek amaçlanmıştır. Milliyetçi söylem tarafından kutsallık atfedilen Türk-Müslüman kadın kimliğinin bedenselliğine yapılan vurgu, kadının karşı cins tarafından arzulanması yoluyla ideolojinin taşıyıcısı olması, aşk-dava ikili karşıtlığında arzunun belirleyiciliği, kadın cinselliğinin denetlenmesinde hastalık metaforu, kadının arzu nesnesi ve arzulayan özne konumu, milliyetçi söylemi sahiplenen kadın kahramanların öteki kimliklere bakışı ele alınan konulardandır. Anahtar Kelimeler: Arzu, Bedensellik, İdeal Kadın Kimliği, Milliyetçi Söylem.
19. yüzyıl cep romanlarının beden-zihin denetimi ve romantik ilişkilenme biçimleri açısından modernleşmedeki
Bu tez, 19. yüzyıl sonunda yeni bir format olarak ortaya çıkan cep romanlarının, Arakel ve Şems kitapçıları tarafından basılan örneklerinde iktidar söylemleri ile kurmaca arasındaki ilişkileri incelemektedir. Yeni Tarihselci perspektifin benimsendiği bu çalışma, 19. yüzyılın modern ailesini oluşturan "yeni insanının," kadınlık ve erkekliklerinin nasıl inşa edildiğine odaklanmıştır. Osmanlı'nın özellikle son yüzyılında artan modernleşme endişesi, hukukî ve toplumsal açıdan bazı düzenlemelerin önünü açarken, sağlık ve nüfus politikalarını da şekillendirmiştir. Asrın sonunda Arakel öncülüğünde yeni bir türsel format olarak ortaya çıkan cep romanları, bu tarihsel seyrin izlenebildiği, önemli kurmaca örnekleridir. Cep romanları, çoğunlukla döneminin en velûd ve talep gören yazarları tarafından yazılmalarına rağmen edebiyat eleştirisi ve tarihlerinde yer bulamamıştır. Bu çalışmada romantik ilişkilere odaklanan cep romanları, olumlu ve olumsuz beden temsilleri bakımından mercek altına alınmaktadır. Satış stratejileri ve eğlendirerek okutma gayreti, cep romanlarının hem biçimine hem de içeriğine etki etmiştir. Bu romanlar, asır sonunda görünürlüğü artan gayrimeşru ilişkiler, frengi, kürtaj, histeri, obsesyon, cinnet, intihar, alkol kullanımı gibi zihinsel ve bedensel "bozulmaların" kontrolü ve disiplini için birer araç olarak konumlandırılmıştır. Bu nedenle, bu "toplum mühendisliği metinleri," her an her yerde okunabilme pratikliklerine dayanarak, modern Osmanlı ailesinin imkânlarını ve farklı kadınlık ve erkekliklerin kamusal alanda nasıl kurulduğunun tartışılabilmesine olanak sağlamaktadırlar.
Bireyselleşme/özerkleşme istenci üzerinden 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesi
Bu çalışmada, 19. yüzyılda üretilen Tanzimat romanlarının bireyselleşme/özerkleşme istenci üzerinden okunabileceği düşüncesi ele alınmıştır. Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat (1872), Müsâmeretnâme (1872), Hasan Mellah (1874), İntibah (1874) romanları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bir "olay" olarak babasızlık ve aşk, bir "eylem" olarak benlik/nefs, vicdan ve irade savaşı, öznenin intikamı ve intiharı, bir "beyan" olarak öznenin kıssadan hissesi bahsi ile incelenen romanlarda; dönem sonu kuşağının kapıldığı özerk ve öznel var oluş arzusu, bu arzunun karşılaştığı zorluklar ve mücadele sırasında görünür hale gelen zafiyetlere dikkat çekilmiştir. Yapılan bu inceleme ile yalnızca erkek karakterlerin değil, kadın karakterlerin de "kendi" arzuları için benliklerini yeniden tanımlama çabası içerisinde olduklarını göstermek hedeflenmiştir. Böylece dönem romanlarına ilişkin yinelenen bakış açıları yerine farklı bir yaklaşım geliştirerek her türden yetkenin denetimi ve tehdidi karşısında itaate tâbi olmak yerine, etken ve iradi bir varoluş mücadelesinin yürütüldüğüne, karakterlerin edilgin olmadığına dikkat çekilmiştir. Yürütülen bu mücadele ile çağın gerisinde kalan uygulama ve düzenlemeler kadar, davranış ve düşünce modlarının da tasfiyesi için eleştiri ve özeleştiriden yana bir talebin, okuyucu dikkatine sunulduğu bu çalışmada ele alınan bir diğer konudur. Geleneksel zihin yapısına göre biçim verilen özne üretim biçiminin değişmekte olduğuna da işaret eden bu mücadeleler aracılığıyla modern zihin yapısı ile etkileşime giren öznelerin; "eşitlik", "hak", "hürriyet", "özgürlük", "özerklik" ve "adalet" kavramlarını müzakere inisiyatifi aldıkları ve bu inisiyatifin özneden özneye değişebildiği ortaya konmuştur. Romanlardaki erkek ve kadın öznelerin erginleşme niyetlerine yönelik arzuyu netleştiren bu mücadelelerin, aynı zamanda Osmanlı'nın 19. yüzyılda ciddiyet kazanan bekâ savaşımı ile de koşut olduğu tepit edilmiştir. Bu bağlamda, özerk ve öznel var oluş arzusunun yalnızca romanlarda değil, siyasal alanda da gözlemlenebileceği saptanmıştır. Sonuç olarak Osmanlı'nın 19. yüzyılda deneyimlediği sürecin; hem siyasal, hem de sosyo-kültürel alanda özgün bir modernleşme olduğu, bu deneyimden pay alan öznelerin ise gerek "kendi" arzuları için gerek imparatorluk bekâsı adına değerli bir mücadele verdikleri kanıtlanmıştır.
Fesli maymunlar: Son dönem Osmanlı'dan Erken Cumhuriyet'e evrim edebiyatı ve edebiyatın evrimi (1894-1934)
Bu tez, 1894-1934 yılları arasında evrimi konu edinmiş kurmaca metinlere odaklanmaktadır. Kırk sene zarfında yazılmış toplamda beş ana metin üzerinden Osmanlı modernleşmesini tekâmül, terakki, taklit kavramları ve insan-hayvan, insan-maymun ikilikleriyle -aynı zamanda bu ikilikleri sorunsallaştırarak- yeniden düşünmeyi amaçlamaktadır. Her biri tezin bir bölümünü oluşturacak Bir Acibe-i Saydiye (1894), Goriller İçinde (1898), Tekâmül (1898), Maymun'un Defteri (1922) ve İnsan Önce Maymun muydu? (1934) metinlerinin çıkış noktası olan evrim fikirleri ve maymun temsillerine hayvan çalışmaları alanında sorulan sorular ve yürütülen tartışmalarla yaklaşarak, insan-merkezli olmayan Osmanlı edebiyatının imkânları sorgulanmaktadır. Bu çalışma, evrimini tamamlayarak insanlığa erişebilmiş Avrupalı ve Amerikalı karakterler karşısında kendisini oluş hâlindeki bir ara form olarak tahayyül eden, maymun bedeni ve zihniyetine hapsolduğunu hisseden karakterlerden güç alarak Gayatri Spivak'ın meşhur sorusunu "Maymun konuşabilir mi?" şeklinde yeniden sormaktadır. Kongo'da goril avına çıkmış beyaz adamın karşısında bedenen gorilleşen yerlileri, Paris hayvanat bahçesindeki bir goril kafesine hapsolduğunda gorillerle iletişim kurmayı becerebilen Osmanlı münevverini, beyaz Amerikan ırkının tekâmülü için damızlık erkek olarak kullanılan ve kendisini Darwinci panteist bir maymun olarak gören Osmanlı erkeklerinin pişmanlıklarını maduniyet ve hayvan kuramları ile birlikte okumaya çalışmaktadır. Tezin temel argümanlarından ilki, dönemin gazetelerinde hararetli tartışmalara yol açmış Darwinci evrim fikrinin kurmaca alanda da kendini gösterdiği ve bu fikri savunmak veya eleştirmek amacıyla yazılan metinlerin "evrim/tekâmül edebiyatı" başlığı altında fennî edebiyatın bir uzamı olarak sınıflandırmaya açık olduğudur. Bir ikincil argüman, evrim ve devrim arasında gelgitlere maruz kalmış Osmanlı ve Cumhuriyet edebiyatlarının, Darwinci edebiyat evrimi teorisi taslağı sunan Franco Moretti'nin doğal seçilim, adaptasyon, türsel çeşitlilik gibi terimleriyle birlikte okunabileceğidir. Böylelikle bu tez hem edebiyat tarihini hem de bu edebiyatı oluşturan metinleri maymundan insana, doğadan kültüre, gelenekselden moderne evrimleşme fikri üzerinden incelemeye açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Evrim edebiyatı, edebi Darwinizm, hayvan çalışmaları, Osmanlı romanı, maymun temsilleri
Okuru edebiyat sahnesine davet etmek: Okur-cevap kuramı çerçevesinde bir yöntem önerisi
Bu tezin temel amacı edebiyat eleştirisi ve edebiyat tarihi yazımına okurun daha fazla dahil edilmesi gerektiğini öne sürerek bunun nasıl yapılabileceğine dair disiplinler arası çalışmaya dayalı bir yöntem önerisi sunmaktır. Bu doğrultuda öncelikle post yapısalcı teori çerçevesinde Roland Barthes ve Michel Foucault'nun metinleri üzerinden edebiyat eleştirisinde okurun önemini vurgulayacak, daha sonra ise okur merkezli edebiyat teorilerinden Okur-Cevap Kuramının kavramlarından yararlanarak bir çalışma önerisinde bulunacaktır. Bu bağlamda Hans Robert Jauss'un öne sürdüğü alımlama tarihi kavramı çerçevesinde beklentiler anlayışı ve estetik mesafe kavramlarına yer verecektir. Daha sonra Stanley Fish'in etkileşim toplulukları kavramını da değerlendirmeye alarak bir model öne sürecektir. Bu doğrultuda okur merkezli edebiyat kuramının öncelikli kavramı olarak görülen etkileşim topluluklarının tanımlanması için Türkiye'de gerçekleştirilen geniş kapsamlı iki okuma kültürü anketi olan "Türkiye Okuma Kültürü Haritası" ile "Türkiye Okuma Kültürü Araştırmasının" bulgularını değerlendirerek okur merkezli edebiyat kuramı çerçevesinde tanımlanacak etkileşim toplulukları için gerekli olan veriler hakkında önerilerde bulunacaktır. Son olarak "Türkiye Okuma Kültürü Araştırmasından" seçilen "çocuk ve kitap" konusu ile "sosyal medya ve okuma pratikleri" konuları üzerinden bir vaka analizi yaparak verilerin işlenmesi konusuna değinilecektir. Sonuç bölümünde ise alımlama tarihi konusunu ele almak üzere edebiyat arşiv çalışmaları üzerinden örnekler verilecektir. Böylelikle okurun edebiyat eleştirisine daha fazla dahil edilmesi için bir öneride bulunmanın yanı sıra gerek edebiyat eleştirisi gerek edebiyat tarihi için okur kavramının önemini vurgulayacaktır.
Seküler eleştiri ve laik hukuk bağlamında Cumhuriyet Dönemi ilk romanlarına bakış
Bu çalışmada Türk-Osmanlı hukuk tarihinden hareketle Türk hukukunun laikleşme süreci boyunca geçirdiği evrelerin sonucunda Cumhuriyet'in ilanı ile yerleşen laik sistemin bireysel alanda meydana getirdiği değişikliklere ve bunların Cumhuriyet'in ilk 25 yıllık döneminde üretilen edebiyat eserlerinde yansımasına odaklanılmıştır. Edward Said'in "seküler eleştiri" anlayışı ve Charles Taylor'un "sekülerlik" kavramları çerçevesinde Feride Müfit Tek'in "Pervaneler", Suat Derviş'in "Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır" ve Musa Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın (Halikarnas Balıkçısı) "Aganta Burina Burinata" romanları incelenmiştir. Hukuk mevzuatı ve kurumlarında meydana gelen laikleşmenin eğitim alanında, doğa ve insan ilişkilerinde ve işçi-işveren ilişkisi çerçevesinde oluşturduğu görünümlerin ve bunların sosyal ve kültürel izdüşümlerinin roman anlatısı ve karakterleri üzerinde ne şekilde etkisini gösterdiği incelenmiştir. Gerçekçilik ve toplumsal gerçekçilik açısından da incelenen romanların seküler bireyi nasıl tarif ettiği üzerinde durulmuştur.
Birinci ağızdan aşk mesnevilerinde duygusal ifade tarzları
Birinci ağızdan aşk mesnevileri, divan şiiri araştırmacıları tarafından çoğunlukla sergüzeşt-name türü altında tasnif edilmiştir. Bu sınıflandırma sebebiyle ilgili metinler üzerinde yapılan araştırmalar, dar bir inceleme alanıyla sınırlandırılmıştır. Ayrıca divan şiirinde aşk üzerine yapılan çalışmalar mercek altına alındığında, aşkın çoğunlukla ideal şekliyle alımlanması ve aşk duygusu incelenirken kullanılan iki boyutlu (mecazi-ilahi) yöntemler, alanının sınırlarını iyice daraltmıştır. Divan şiiri çalışmalarının sınırlarının genişletilmesi, dünya edebiyatında tartışılmaya devam eden farklı bakış açılarının kullanılmasıyla mümkündür. Buradan yola çıkılarak bu tezde, Osmanlı birinci ağız aşk mesnevilerinden Tacizade Cafer Çelebi'nin Heves-nâme'si, Celili'nin Hecr-nâme'si, Dai Mehmed Efendi'nin Nevhatü'l-Uşşâk'ı ve Enderunlu Fazıl'ın Defter-i Aşk'ı öz-anlatılar (self-narratives) kategorisi altında sınıflandırılmıştır. Berlin Araştırma Grubu araştırmacıları arasında yer alan Gabriele Jancke'nin öz-anlatılar üzerine oluşturduğu argümanlarından etkilenilerek oluşturulan söz konusu çalışmada, şairlerin birinci ağızdan kaleme aldıkları aşk mesnevilerinde öne çıkardıkları duygu ifadeleri vasıtasıyla, ait oldukları sosyal ağlarla iletişim kurdukları öne sürülmüştür. Yapılan incelemeler neticesinde duygusal ifadelerin birer kod / norm görevi görerek duygusal senaryo işlevi kazandığı ve ilgili senaryolar aracılığıyla şairlerin, ilişkide oldukları topluluklarla iletişimde oldukları; tersi biçimde şairlerin eserlerinde kendi duygu ifadeleri yerine, ait oldukları sosyal toplulukların belirlediği normları öne çıkararak, duygusal ifade tarzlarının sosyal ilişki ağları aracılığıyla inşa edildiği sonucuna varılmıştır. İfade biçimlerinde gözlenen bu farklılaşma ile aşkın ideal ölçütlerinin dışında farklı şekillerde de kurgulandığı ortaya konulmuştur. Ayrıca şairlerin öne çıkardıkları duygusal ifade tarzlarının farklı şairlerle ortaklaştığı ve ortaklaşan söz konusu duygusal ifadeler etrafında, ilgili şairlerin duygusal topluluklar oluşturdukları tespit edilmiştir.
III. Ahmed devri Osmanlı şiirinde sosyal ağlar ve edebî prestij
Bu tez, sosyal sermayenin Osmanlı şairlerinin edebî prestiji (kazanılması, korunması, birikimi, kaybı vb.) üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. İncelemenin temel amacı, Osmanlı şairlerinin edebî prestijini ve görünürlüğünü etkileyen temel edebî, sosyal, siyasi, kurumsal, kişisel ve tarihî dinamikleri anlamaktır. Bu amaç doğrultusunda tezde, XVIII. yüzyıldan seçilmiş birtakım edebî tür ve metinler (divan, vekaletname, tezkire, şiir ve nazire mecmuaları vb.) incelenmiş ve III. Ahmed döneminde aktif olarak şiir üreten bir grup şaire odaklanılmıştır. Örneklem kümesi olarak seçilen şairler şunlardır: Tırsî (öl. 1140/1727?), Nedîm (öl. 1143/1730), ve Vahîd/Mahtûmî (öl. 1145/1732-33), Arpaemînizâde Sâmî (öl. 1146/1734), Râşid (öl. 1147/1735), İzzet Ali Paşa (öl.1147/1735), Sâkıb Dede (öl. 1148/1736), Seyyîd Vehbî (öl. 1149/1737), Ârifzâde Asım (öl. 1150/1738), Nahîfî (öl. 1151/1739), Âtıf-ı Defterî (öl.1155/1742), Mirzâzâde Sâlim (öl. 1156/1743), Rıza Neccarzâde (öl. 1159/1746), Neylî (öl. 1161/1748) ve Eğrikapılı Râsim (öl. 1169/1756). Bu doğrultuda tez çalışması; saray, medreseler, benzeri kurumsal ve sosyal çevrelerde kurulan edebî ilişkilere ve bağlara (intisap ve himaye vb.) özel bir bakış açısıyla yaklaşmakta ve XVIII. yüzyıl Osmanlı şiirinin alternatif bir resmini sunmaktadır. Bu resmi çerçevelemek ve anlamak için; "sosyal sermaye" ve "sosyal ilişki ağları", "edebî prestij" ve "edebiyat alanı" gibi belirli teorik yaklaşımlar ve kavramlardan yararlanılmıştır. Araştırmanın temel bulgularından biri şudur: Üçüncü taraf aktörler, yani aracılar, Osmanlı şiir alanında her daim etkin olmuş; şair ile hamisi veya övdüğü kişi/ler arasındaki ilişkilerde, birleştirici ve destekleyici bir rol oynamakla kalmamış şiirlerin sipariş edilmesini, dolaşımını, hatta geleceğini bile etkileyebilmiştir.
Edebiyatın müzikleştirilmesinde medyalararası yaklaşımlar
Bu tez, medyalararasılık teorilerini ve yaklaşımlarını kullanarak, Batı'da ve Türkiye'de edebiyatın müzikleştirilmesinin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmalı bir biçimde incelemektedir. Tezin ilk bölümü medyalararasılık kavramlarına, teorilerine, tipolojilerine ve yaklaşımlarına değinmektedir. Daha sonraki iki bölümde, medyalararasılık tartışmaları bağlamında, Batı'da ve Türk edebiyatında edebiyatın müziğe aktarımının karşılaştırılmalı olarak incelemesi yapılmıştır. "Edebiyatta müzik" yaklaşımlarındaki eksikliğin edebiyatın müziğe aktarımı durumunda açıklamakta eksik kaldığı durumlar üzerinde durulmuştur. Batı'da bu durum incelenirken Paul Gallico'nun The Snow Goose adlı eserinden bölümler sunularak, bu eseri müziğe aktaran Camel'in eseri nasıl kullandığı, edebiyatın müziğe nasıl aktarıldığı ve aktarım sırasında çıkan sorunlara değinilmiştir. Yine bu bağlamda Dalton Trumbo'nun Johnny Got His Gun eserinden esinlenen Metallica grubunun One şarkısı incelenmiştir. Türk edebiyatına odaklanan üçüncü bölümde özellikle şiir türündeki edebi eserlerin müziğe aktarım süreçlerinde ortaya çıkan yatay genişleme problemi ve bunun çözümü üzerinde durulmuştur. Bu aktarıma örnek olarak Nazım Hikmet Ran, Can Yücel, Sabahattin Ali, Orhan Veli Kanık, Ataol Behramoğlu, Atilla İlhan, Murathan Mungan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden faydalanılmıştır. Türk edebiyatının müzikleştirilmesi medyalararasılık yaklaşımlarıyla birlikte çalışıldığında daha önce dikkat çekmeyen problemlerle karşılaşmak mümkün olduğu için bu tez ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri ve yeni metodolojik yaklaşımlar sunmaktadır. Batı kanon edebiyatı ve klasik Batı müziği merkezli medyalararasılık çalışmalarının Türk edebiyatı ve Anadolu rock, Anadolu pop gibi yeni bir alanda uygulanabilirliği sorgulanmıştır.
"Bir hikaye anlatıcısı olduğumda, yeni bir dünya keşfettim": Gelenekselden dijitale hikaye anlatıcılığının hikayesi
This thesis explores storytelling from traditional to digital, demonstrating the form of today's storytelling. The main problem of this study is how traditional oral storytelling turns into digital storytelling. For this reason, first of all, we will travel back to the concept of traditional storytelling, meddahs, who are one of the most important storytellers, are examined. In addition to specifying the differences that distinguish digital narratives from traditional narratives in terms of form and content, the interactive nature of digital narratives will be explored. With digitization, the author is not alone in shaping his/her story now, and the writer and the reader communicate together. Thus, this thesis also examines how readers or audiences will be able to interact with the story itself without being passive in the face of the content and be active producers in conveying their own stories.
Dil Devrimi'nin Erken Cumhuriyet Dönemi'nde şiir ve çeviri bağlamında Türk edebiyatına etkisi (1932-1950)
Bu çalışmada erken Cumhuriyet döneminde uygulanan dil politikalarının şiir ve çeviri bağlamında edebiyata etkisi incelenmektedir. Bu çerçevede öncelikle, Alfabe Devrimi'yle başlayan dili değiştirme siyaseti ele alınmakta ve bunun ilk etkisinin Osmanlı şiirinde mazmunlaşmış kelimelerin göstergesel çağrışımlarının yerinden edilmesinde görüldüğü ileri sürülmektedir. Birinci Türk Dili Kurultayı Müzakere Zabıtları'ndaki tartışmalar edebiyat bağlamında okunduğunda dil, düşünce, zihniyet ve medeniyet arasında bir bağ kurulduğu, eski zihin ve yaşam dünyasını imleyen Divan şiiri ile Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin yerine halk dilinden/edebiyatından alınan kelimelerle kolay anlaşılır bir edebiyat kurulması gerekliliğinden hareket edildiği görülür. İkinci Türk Dil Kurultayı sonrasında başlatılan Öztürkçe kelimelerle yazı/şiir yazma seferberliği kapsamında dönemin başat gazetelerinden Cumhuriyet, Ulus ve Akşam ile Servetifünun, Ülkü ve Varlık dergilerinde yayımlanan şiirler incelenmektedir. Bu şiirleri yazan milletvekili, bürokrat, gazeteci ve edebiyatçılar, çalışmaya konu olan dil siyaseti teorisinin kurucusu ve yeniden üreticisi olmaları ve Öztürkçeyi topluma benimsetme idealini taşımaları açılarından Gramsci'nin "organik aydın" kavramına yaslanan eleştirel bir yaklaşımla ele alınmaktadır. İnönü dönemindeki dil politikaları, Tercüme Bürosu bünyesinde çıkan Tercüme dergileri üzerinden izlenmektedir. Çalışma, Dil Devrimi'nin 1940'lar ve 1950'lerde edebiyattaki etkisinin göstergelerine ilişkin olarak sırasıyla şu saptamaları yapmaktadır: Yeni ve eski kelimeler çevirilerde birlikte kullanılmış ve Batı dillerindeki cümle yapıları bu dile uydurulmaya çalışılmıştır. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ahmet Muhip Dıranas ve Oktay Rifat 1950'lerde ve sonrasında, 1930'lu yıllarda yazdıkları şiirlerindeki "eski" kelimelerin yerine "yeni" kelimeleri ikame etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Alfabe Devrimi, Dil Devrimi, Gramsci, "organik aydın", Tercüme dergisi, şiir, çeviri.
Osmanlı İmparatorluğu'nda mevlid merasimleri (1789-1908)
This study analyzes the royal mawlid ceremonies in the Ottoman Empire which are conducted by the state in the 12th day of Rabi-al-Awwal (the third month in the Islamic calendar) of each year representing the birthday of Prophet Muhammad. Along with the religious content of the ritual, the mawlid ceremony is actually one of the fundamental practices of the state protocol (teşrîfât) and is observed to transform through the modernization phenomenon. In this context, it is aimed to resolve the problems of the present literature in terms of establishment, institutionalization and historical process of the royal mawlid ceremonies by basing the period of 1789-1908, which chronicles and archive documents containing the ceremonial intensify. By this means, the main components of the ceremonies, which are protocol, procession, patronage and music, are examined closer. Keywords: Mawlid, ceremony, ritual, protocol, institutionalization.
Metin Eloğlu şiirinde modernist dönüşüm
Şiirleri 1943-1984 yılları arasında yayımlanmış bir şair olan Metin Eloğlu, Türk şiirinin modernleşmesinde Garip ve İkinci Yeni'nin önemli kırılmalar yarattığı şiir ortamında özgün kalabilmiş bir şairdir. Eloğlu, ilk üç şiir kitabında toplumcu bir anlayışı sürdürmüş, gündelik konuşma dilini atasözleri, deyimler ve argo gibi tüm olanakları ve canlılığıyla kullanan, mizah ve ironiden yoğun şekilde yararlanan özgün bir şiir dili kurmuştur. İkinci Yeni akımının Türk şiirinde yarattığı kırılmaya koşut olarak Eloğlu şiiri de anlamın yüzey yapıdan derin yapıya indiği, alışılmamış sözcük, ifade ve benzetmelerle örülen kapalı bir şiire yönelir. Bu değişimin başlangıcı 1960'ların başına, şairin Horozdan Korkan Oğlan kitabına tarihlendirilebilir. Bu tezin amaçlarından biri, modern Türk şiirinin ana hatları ve şiirin geçirdiği temel değişimlerin ele alınması ve bu bağlamda Metin Eloğlu'nun modern şiirdeki yerinin saptanmasıdır. Metin Eloğlu şiirinin niteliklerini belirleme bağlamında şairin divan ve halk şiiri/anlatıları gelenekleriyle kurduğu ilişkiler incelenmekte ve şiir anlayışı bir poetika denemesi bağlamında ortaya konmaktadır. Tezin asıl amacı ise şairin bütün şiirlerinin yer aldığı Bu Yalnızlık Benim'i dil kullanımı, içerik ve üslup açılarından değerlendirerek, sözü edilen dönüşümü bütünlüklü bir şekilde ortaya koymaktır. Tezin vardığı sonuç, Eloğlu şiirindeki modernist nitelikli dönüşümün başat niteliğinin, Türkçe'nin söz dağarı ve ifade olanaklarının kurcalanması ve genişletilmesi yoluyla, şiir üzerinden dili yeniden kurma girişimi olduğu ve buna koşut olarak içeriğin toplumsaldan bireysel duyuşa yöneldiğidir. Anahtar sözcükler: modern şiir, Metin Eloğlu, modernist dönüşüm, dil
Rûm'da kozmopolit model kurmak: Dâ'î ve 15. yüzyıl Osmanlı metin kültürü
Bu çalışmada 15. yüzyıl saray şairlerinden Ahmed-i Dâ'î'nin kaleme aldığı metinler, edebi kimliği ve okuyucuları yerelleşme (vernacularization) ve "edeb" kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Bu amaçla Osmanlı edebiyatının, İslam kozmopolitindeki edebi ve kitabi modelleri yerelleştirilerek oluşturulduğu kabul edilmiştir ve Ahmed-i Dâ'î de yerelleşme sürecinin aktörlerinden biri olarak tanımlanmıştır. Dâ'î'nin edebi-entelektüel kimliği İslam kozmopolitindeki tarihsel anlatı ve kavramsallaştırma çerçevesinde incelenmiştir. Anlatılan çerçevede edeb ve edebi-entelektüel-profesyonel kimlikler arasındaki ilişki ve 11-12. yüzyıldan sonra İslam kozmopolitinin edebi hayatında meydana gelen değişiklikler vurgulanmıştır. Bu sürecin Anadolu ve Osmanlı beyliklerinin "saray merkezli edebiyatının" oluşumundaki etkisi gösterilmeye çalışılmıştır. Dâ'î'nin tercüme ve tasnif ettiği tefsir, takvim, teressül, tıp-hadis, sözlük-gramer türündeki mensur eserler edeble bağlantılı olan "'ulemâ-edip" kimliği, İslam kozmopolit tasnifleri ekseninde irdelenmiştir ve şair kimliği de bu tartışmaya dâhil edilmiştir. Edebi-entelektüel kimliklerin de yerelleşme sürecinde etkili olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Yukarıdaki anlatının devamında Osmanlı'da saray şairlerinin ve Dâ'î'nin dâhil olduğu Türkçede yerelleşen edebin medreseyi hedef almadığı ancak edebin pedagojik yanına vurgu yapan İslam entelektüel modeliyle uzlaştığı gösterilmiştir. Dolayısıyla İslam kitabi kültürünün ideallerinin farkında olan Türkçe okuryazar cemaatine yönelik eserler kaleme almışlardır. Dâ'î'nin Türkçe edeb türlerinde kaleme aldığı eserlerin okuyucuları da Müfredât, Si-fasl ve Teressül metinleri aracalığıyla incelenmeye çalışılmıştır ve Türkçe okuryazar "mübtedilere" dair düşünceler öne sürülmüştür.
Bilim ve din arasında: Ahmet Midhat'ın uzlaştırma poetikası ve politikası
This thesis examines the narrative strategies employed by Ahmet Midhat to reconcile science and Islam Focusing on Midhat's works, including Müdafaa, Ben Neyim? Hikmet-i Maddiyeye Müdafaa, Niza-ı İlm ü Din, Fenni bir Roman yahud Amerika Doktorları, and Acayib-i Alem, it argues that the Tanzimat was a translation project enabling transmission of Western concepts and discourses to the Ottoman intellectual field. Midhat, acting as a cultural agent, sought to appropriate materialist discourses concerning the relationship between science and religion by engaging in dialogue with his Western counterparts. These counterparts included materialists, Protestant missionaries, and figures like John William Draper. These counterparts contributed to Midhat's redefining conflict thesis and forming scientific arguments and new discussion methods. In his pursuit of reconciling science and Islam, Midhat attempted to adapt and employ these strategies and arguments within the Ottoman context, aligning them with the service of Islam. His novels, serving as a medium for conveying his ideas to a broader audience, Midhat created a literary chronotope where the self confronts the other regarding scientific development, civilizational progress, and moral values. Drawing on Mikhail Bakhtin's concepts of dialogue and abstract chronotope and approaches from descriptive translation studies, this thesis presents a portrayal of Ahmet Midhat as an active agent of cultural transfer rather than a passive receiver and implementer of Western ideas and concepts. In doing so, it offers a comprehensive portrait of Midhat's role in reconciling science and Islam within the Ottoman intellectual field.