Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Özdamar
16 theses · Gazi University
Halka açık anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu
Anonim ortaklıklarda yönetim ve temsil organı yönetim kuruludur. Yönetim kurulu oldukça geniş yetkilere sahip bir organdır. Bu nedenle yönetim kurulu üyeleri için yetkileriyle orantılı olarak sorumluluk öngörülmesi gerekir. Aksi halde yönetim ve temsil yetkisinin kötüye kullanımı söz konusu olabilir. Bu çerçevede Türk Ticaret Kanunu'nda ve Sermaye Piyasası mevzuatında yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektiren hükümlere yer verilmiştir. Biz de üç bölümden oluşan bu çalışmamızda anonim ortaklığın bir türü olan halka açık anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluklarından bahsedeceğiz.Çalışmamızda Yeni Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası mevzuatı ve Kurumsal Yönetim İlkeleri esas alınmıştır. Bununla birlikte Yeni Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan düzenlemelerden bahsederken söz konusu hükümlerin Eski Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan karşılıklarına ve arada farklılıklar söz konusu ise bu hususlara değinilecektir.Çalışmamızın birinci bölümü iki ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci ana başlıkta sorumluluğun nedenlerinin anlaşılabilmesi için bir kurul organ olarak yönetim kurulundan, yönetim kurulu üyelerinin görev ve yetkilerinden bahsedeceğiz. İkinci ana başlıkta ise yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğun hukuki temelleri üzerinde duracağız.Çalışmanın ikinci bölümünde ise yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluğunu gerektiren halleri ile hukuki sorumluluğun şartlarından bahsedilecektir.Yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu bakımından uygulamada bir takım özel durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu nedenle çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümünde söz konusu özel durumlarda yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ele alınacaktır. Bu bölümde son olarak halka açık anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu sona erdiren nedenler ele alınacaktır.Yönetim kurulu üyelerinin kanun ve esas sözleşmede öngörülen şartları taşıyan kimseler arasından seçilmesi gerekir. Üyeler kanun ve esas sözleşme ile kendilerine yüklenmiş görevleri yerine getirmek zorundadır.Hukukumuzda yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu akdi sorumluluktan ya da haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanabilir. Üyelerin sorumluluğuna ilişkin çok sayıda düzenleme yer almaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin yönetim ve temsil görevini yerine getirirken birçok nedenden dolayı hukuki sorumluluğu söz konusu olabilir.Sorumluluğu gerektiren hallerin varlığında, ortaklık tüzel kişiliği, pay sahipleri, alacaklılar, katılma intifa senetleri sahipleri ile oydan yoksun pay senedi sahiplerinin ve ortaklığın iflası halinde iflas idaresinin dava açma hakkı vardır. Yönetim kurulu üyelerinin zamanaşımı, sulh sözleşmesi, ibra, hak düşürücü süre ya da sigorta yapılmış olması nedeniyle sorumluluktan kurtulması mümkündür.Anahtar Kelimeler:1. Halka Açık Anonim Ortaklık2. Yönetim Kurulu Üyeleri3. Hukuki Sorumluluk4. Ticaret Kanunu5. Sermaye Piyasası Mevzuatı.
Banka kredi açma sözleşmesinin sona ermesi ve sona ermenin hukuki sonuçları
Banka kredileri gün geçtikçe toplumsal düzenin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Yasa koyucu tarafından düzenlemeyen banka kredi açma sözleşmeleri kapsamında sağlanan söz konusu kredilerin özellikle sona ermesi büyük önemi haizdir. Zira işbu sözleşmelerin ve sağlanan teminatların son bulması taraflar arasındaki menfaat dengesini sarsabilecek mahiyettedir. Bu çalışmanın amacı, banka kredi açma sözleşmesini sona erdiren halleri (sözleşmeden doğan borçların ifası; bozma sözleşmesi yapılması; sözleşmenin süresinin dolması, feshi, iptali ve borcun yenilenmesi) ortaya koymak ve adı geçen sözleşmenin sona ermesinden kaynaklı hukuki sonuçları incelemektedir. Anahtar Kelimeler 1.Banka Kredi Açma Sözleşmesi 2.Teminat 3.Sözleşmenin Feshi 4.Sözleşmenin İptali 5.Sözleşmenin Yenilenmesi
Türev araçların alım satımına aracılık sözleşmeleri
Değeri, kendisine konu edilen başka bir varlığın değeri ile belirlenen türev araçlar; temel olarak dört türde görülmektedir; forward sözleşmeler, opsiyon sözleşmeleri, vadeli işlem sözleşmeleri ve swap sözleşmeler. SerPK ile menkul kıymet dışında kalan sermaye piyasası araçlarından sayılan türev araçlar, özelliklerine göre teşkilatlanmış veya tezgâh üstü piyasalarda işlem görebilmektedir. Türev araçların alım satımına aracılık faaliyeti ise esas olarak; bu piyasalarda bir yatırım kuruluşu olmaksızın işlem yapılamaması nedeniyle, teşkilatlanmış piyasalarda gerçekleşmektedir. Türev araçların alım satımına aracılık faaliyeti; müşteriler ile borsa üyesi arasında çerçeve sözleşme akdedilmesi, müşterilerin sözleşme ile alım satım emri vermesi, bu emirlerin piyasada gerçekleştirilmesi, ilgili teminatların yatırılması ve sözleşmelerin sona ermesi neticesinde gerçekleşmektedir. Bu çalışmanın da konusunu oluşturan türev araçların alım satımına aracılık sözleşmeleri, çerçeve sözleşmeler ve bireysel sözleşmeler olarak ikiye ayrılmaktadır. Türev araçların alım satımına aracılık çerçeve sözleşmeleri; borsa üyesi ile müşteri arasında akdedilen ve türev araçların alım satımı faaliyetini ve bu faaliyet neticesinde oluşacak hak ve yükümlülükleri konu alan sözleşmelerdir. Türev araçların alım satımına aracılık bireysel sözleşmeleri ise müşteriler tarafından verilen emirlerin, borsa üyesince yerine getirilmesi sonucu, çerçeve sözleşme altında oluşan her bir yeni sözleşmeyi ifade etmektedir. Yatırım kuruluşu ve müşteriler, bu sözleşmelerle; yapılan sözleşmenin üstlendiği aracılığın türüne göre saptanan hukuki niteliği neticesinde bir takım yükümlülükler üstlenmektedir. Türev araçların alım satımına aracılık sözleşmeleri kapsamında yatırımcının korunması için de bir takım önlemler öngörülmüştür. Anahtar Kelimeler: 1. Türev araçlar, 2. Çerçeve sözleşme, 3. Bireysel sözleşme, 4. Türev araçların alım satımına aracılık sözleşmeleri, 5. Türev araçların alım satımına aracılık
Türk, Amerikan ve Alman Şirketler Hukukunda CEO'nun hukuki durumu
CEO kavramı, ülkemiz mevzuatında yer almadığı gibi, diğer ülke mevzuatlarında da kavram olarak yer almamış ve tanımlanmamıştır. Fakat CEO'luk görevinin varlığı ve konumu, yönetim-kontrol ayrımının kaçınılmaz bir sonucu olarak tanınırken; bu göreve ilişkin kurallar daha çok kurumsal yönetim düzenlemeleri ile oluşturulmuştur. Başka bir deyişle CEO, uygulamada şirket içinde üstlendikleri önemli rol ve kurumsal yönetim ilkelerine yansıyan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde dünyada ve ülkemizde bütün üst düzey yöneticiler, CEO (Chief Executive Officer) olarak anılmaya başlanmış ve CEO kelimesi son yıllarda çok sık kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Ancak CEO'luktan bahsedilirken bu kavramın içinin doldurulmadığı ve özellikle hukuki açıdan değerlendirilmesinin çok ayrıntılı olarak yapılmadığı görülmektedir. Bu nedenle konunun, Türk hukuk sistemi açısından, incelenmesi gereği doğmuştur. Böylece Türk anonim şirketlerinin ileride karşılaşabilecekleri kavram karmaşası ve yetki devrine ilişkin bazı sorunların aşılmasında etkili olması amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: 1. CEO 2. Kurumsal Yönetim 3. Murahhas Üye 4. Yetki Devri 5. Yönetim Kurulu
Haksız rekabet kavramı açısından dürüstlük kuralına aykırı reklamlar
Çalışmanın temel amacı haksız rekabete neden olan reklamların incelenmesidir. Bu kapsamda, çalışmanın ilk kısımda haksız rekabet kavramına üzerinde durulmakta ve Türk hukukunda haksız rekabete ilişkin düzenlemelere yer verilmektedir. İkinci bölümde, reklamın tanımı, unsurları ve türlerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, bu bölümde haksız rekabet meydana getirebilen bazı reklam türleri açıklanmaktadır. Son bölümde ise, haksız rekabet meydana getiren reklamlara karşı tercih edilebilecek hukuki çözüm yolları incelenmektedir.Çalışmada, reklam kavramının sınırlı ve dar yorumlanmaması gerektiğini ileri sürmekte, buna gerekçe olarak reklam ve mecranın değişkenlik gösterebilen yapısı gösterilmektedir. Bu kapsamda, reklamın içerik ve şekli ile haksız rekabet meydana getirebileceği savunulmaktadır. Ayrıca, idari denetim ve haksız rekabet hükümlerinin Türkiye'deki reklam denetiminde çakışan bir işlevi olduğunu ileri sürülmektedir.Anahtar sözcükler:1) Reklam2) Haksız rekabet3) Reklam Kurulu4) Yanıltıcı reklam5) Karşılaştırmalı reklam
Limited şirketlerde ortağın çıkması ve çıkarılması (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre)
Limited şirketler, ticari ve iktisadi hayatta oldukça önemli bir yere sahiptir. Limited şirketlerin bu önemi, girişimciler tarafından en çok tercih edilen şirket türü olmasından anlaşılmaktadır.Her hukuki ilişkide olduğu gibi, limited şirketlerde de ortak ile şirket arasındaki ilişkinin sona ermesini gerektirecek hâller ortaya çıkabilir. Kanun, bu noktada limited şirketlerde çıkma ve çıkarılmayı düzenleyerek taraflara ortaklık ilişkisini sonlandırma imkânını tanımıştır.Ortaklık ilişkisinin çekilmez bir hâl alması durumunda ortak, çıkma hakkını kullanabilir. Kanun, şirkete de ortaklıkla ilişkisini çekilmez hâle getiren ortağı ortaklıktan çıkarma hakkı tanıyarak menfaatler dengesini sağlamayı amaçlamıştır
Anonim şirket ortağının kar payı
Bu çalışma, anonim şirket pay sahibinin kâr payının sınırlarını ve bunun verdiği hakları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.Birinci bölümde kâr ve kâr payı kavramlarına ana hatlarıyla ve konumuz açısından mihenk taşı olan kâr payının müktesep hak niteliği ile kâr payı hakkının doğumu konularına değinilmiştir.İkinci bölümde, pay sahiplerine kâr payı dağıtımı halka açık anonim şirketlerde ve halka kapalı anonim şirketlerde olmak üzere ayrı ayrı incelenmiş, bunun yanında ikinci bölümde 6102 sayılı Kanunla halka açık olmayan anonim şirketlerde de uygulama alanı bulacak olan kâr payı avansı konularına değinilmiştir.Üçüncü ve son bölümde kâr payı dağıtılmasını kısıtlayan unsurlar ile kâr payı hakkının sona ermesi konuları ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Kâr Payı2.Pay Sahibi3.Anonim Şirket
Varlık yönetim şirketleri
Varlık yönetim şirketleri, bankalar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve diğer finansal kuruluşların sorunlu varlıklarını satın alıp çözümleyen, ya da bu varlıkların çözümlenmesi amacıyla söz konusu kuruluşlara danışmanık ve aracılık hizmeti veren; sermaye piyasası mevzuatının öngördüğü izinleri aldığı takdirde sermaye piyasasında da faaliyet gösterebilecek finansal kuruluşlardır. Şirketin anonim şirketi statüsünde kurulması sonucu, Bankacılık Kanunu ve Varlık Yönetim Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin özel hükümleri yanında Türk Ticaret Kanunun anonim şirketi düzenleyen hükümleri de uygulama alanı bulacaktır.Şirketin kuruluş ve faaliyete geçme aşamaları ayrılmış; kuruluşları ile ana sözleşme değişiklikleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, faaliyete geçmesi ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu iznine bağlanmıştır. Ayrıca şirket ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu arasındaki ortaklık ilişkisi de düzenlenmiştir. Bu kapsamda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun paylarının en az yüzde yirmisine sahip bulunduğu varlık yönetim şirketinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'dan devraldığı alacaklarla ilgili Bankacılık Kanunu m.132/8 ve 138/5 hükümlerinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na tanınan hak ve yetkilerden yararlanacağını da öngörülmüştür. Hüküm ile hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğmaması için bu alacakların fon alacağı olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir.İlgili düzenlemelerde varlık yönetim şirketlerin faaliyet konusu sorunlu varlıklar ile sınırlanmamıştır. Uygulamada hangi alacakların ne ölçüde sorunlu hale geldiği Bankalarca Kredilerin ve Diğer Alacakların Niteliklerinin Belirlenmesi ve Bunlar İçin Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ve banka ve diğer finansal kuruluşlar tarafından benimsenen karşılık ayırma ilkeleri çerçevesinde anlaşılabilecektir. Varlık yönetim şirketlerinin Yönetmelik ile sınırlı olarak sayılan faaliyetleri genel olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve diğer finansal kuruluşların varlıklarının satın alınması, tahsil edilmesi, yeniden yapılandırılması ve satılması ile bu hususlarda aracılık ve danışmanlık yapılmasıdır. Anılan faaliyetler kapsamında gerçekleştilebilecek işlemlerin hukuki nitelikleri ise oldukça çeşitli olup, tipik sözleşmeler yanında atipik sözleşme türlerine de dahil olabilmektedir. Hukuki niteliği ne olursa olsun söz konusu ilişkiler bakımından ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar ise, sözleşme öncesi ve sonrası aydınlatma yükümlülüğü ile bankacılık sırrının korunması konuları etrafında toplanabilecektir.
Anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesi
Anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesi, özellikle rekabeti ve riskleri azaltma, tasarruf sağlama, pazar paylarını artırma ve vergi tasarrufu gibi ekonomik birtakım avantajlar sağlaması nedeniyle uygulamada sıklıkla görülmektedir.Anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesine, başta TTK m. 451 vd. hükümleri olmak üzere, TTK m. 146 vd. hükümleri uygulanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen anonim ortaklıklara ilişkin özel ve genel hükümler birlikte ele alındığında ?birleşme? kavramının esaslı unsurları birleşme sözleşmesi, tasfiyesiz infisah, külli halefiyet, malvarlığı birleşmesi ve değiştirme birimine göre infisah eden anonim ortaklık pay sahiplerine devralan ortaklığın pay senetlerinin verilmesi olarak ortaya çıkmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen birleşme şartlarını taşımayan işletme ve malvarlığı birleşmelerine ise genel hüküm niteliğindeki Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.Birleşmenin tekelleşmeye yol açma veya hakim durum yaratma ya da hakim durumu kötüye kullanma sonucu piyasadaki rekabeti bozucu etkilere yol açma ihtimali karşısında birleşmeler, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da sayılan durumlarda Rekabet Kurulu denetimine tabi tutulmaktadır.Halka açık anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesine ise Sermaye Piyasası Kurulu Tarafından çıkarılan Seri:I, No: 31 ?Birleşme İşlemlerine İlişkin Esaslar Tebliği?; bu Tebliğ'de hüküm yer almaması halinde ise Sermaye Piyasası Kanunu ve diğer kanun hükümleri uygulanmaktadır.Türk Ticaret Kanunu'nda dağınık ve yetersiz olarak öngörülen birleşme hükümleri, Türk Ticaret Kanunu Tasarısında ayrı ve özel hükümlerle öngörülmek ve konuya ilişkin birçok yeni hüküm getirilmek suretiyle düzenleme altına alınmaktadır.Tezde öncelikli olarak anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesinin şartları ve birleşmeye hakim olan ilkeler ele alınmış; birleşmede izlenecek usul açıklandıktan sonra birleşme sonucunda etkilenen menfaat gruplarının ne şekilde korunduğu incelenmiştir. Son bölümde ise halka açık anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesine ilişkin usul ve düzenlemeler açıklanmıştır.
Bağımsız idari otorite olarak Sermaye Piyasası Kurulu
Uzun vadeli fonların karşılaştığı piyasalara sermaye piyasaları adı verilmektedir. Sermaye piyasaları, ekonominin ihtiyaç duyulan kesiminde büyük bir finansman desteği sağlamaktadır. Sermaye piyasasından beklenilen bu fonksiyonun yerine getirilebilmesi için, sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması gerekmektedir. Bu nedenle 2499 sayılı SerPK kabul edilerek, yürürlüğe girmiştir.SerPK'nın getirdiği en önemli yeniliklerden birisi SPK'nın kurulmasıdır. SPK'nın, anayasal temelini 1982 Anayasası'nın 167. maddesi oluşturmaktadır. SPK'nın kuruluş amacını; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması, menkul kıymetler ve sermaye piyasasıyla ilgili kuruluşlar hakkında kamunun aydınlatılması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması oluşturmaktadır. Kurul, yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanmaktadır. Kurul, idari ve mali özerkliğe sahiptir. Ancak SerPK'da Kurul'un, bir devlet bakanlığıyla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu ilişkilendirmenin temel sebebini, anayasal sistemimiz açısından tamamen bağımsız bir idari makam oluşturulmasının mümkün olmaması nedeniyle idarenin bütünlüğü ilkesini gerçekleştirme düşüncesi oluşturmaktadır. SPK, yerinden yönetim kuruluşlarının içinde mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları dışında üçüncü bir kategori içerisinde yer almaktadır.SPK, ilgili bakanlıkça önerilecek dört aday arasından iki, Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, BDDK, TOBB ile TSPAKB tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu Kararıyla atanacak yedi üyeden oluşmaktadır. Kurul başkan ve üyelerinin görev süresi altı yıldır. Süreleri bitenler yeniden seçilebilir. Başkan dışındaki üyelerin üçte biri iki yılda bir yenilenir. Kurul başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan görevlerine son verilemez.SPK'nın faaliyet alanında düzenleme yetkisi, denetleme yetkisi ve idari yaptırım uygulama yetkisi bulunmaktadır. Kurul'un sahip olduğu bu yetkilerin, hukuka uygun kullanılmaması sonucunda meydana gelen zararların, SPK'nın sorumluluğu kapsamında tazmini yoluna gidilebilir. Nitekim Kurul, yargı organları tarafından kamu kurumlarından farklı algılanmamaktadır.
Anonim ortaklıklarda sermaye payının iadesi yasağı
Anonim ortaklıklar alacaklılarına karşı yalnızca malvarlığı ile sorumludur. Alacaklılar alacaklarını ortaklık malvarlığından alamadıkları takdirde pay sahiplerine başvuramazlar. Bu sebeple Kanunda malvarlığının eksiksiz şekilde ortaklığa koyulması ve ortaklık bünyesinde muhafazasını sağlamaya yönelik çeşitli hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerle bazı malvarlığı değerleri üzerinde ortaklığın ve pay sahiplerinin tasarruf yetkisi sınırlandırılmıştır. Sermayenin iadesi yasağı da anonim ortaklıklarda esas sermayenin eksiksiz teşekkülü ve ortaklık bünyesinde muhafaza edilmesi amacıyla konulmuş düzenlemelerden biridir. Bu hükümle ortaklık esas sermayesinin pay sahiplerine iadesi önlenir.
Mevduatın çekilmesine engel haller
Mevduat sahiplerinin bankalardaki mevduatlarını geri alma haklarının hiçbir şekilde sınırlandırılamayacağına, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 61. maddesinde emredici olarak yer verilmiştir. Aynı nitelikte hükme, 5411 sayılı Kanundan önceki bankalar kanunlarında da yer verilmiştir.Mevduatın hesap sahipleri tarafından istenildiği zaman çekilebilmesi kural olandır. Bu kurala ilişkin bazı istisnalara, diğer bir deyişle mevduatın çekilmesine engel teşkil eden hallere Bankacılık Kanununda yer verilmiştir. Bankacılık Kanununda yer verilen haller, uygulamada en sık karşılaşılan hallerdendir. Ancak mevduatın çekilmesine engel haller, Bankacılık Kanununda sayılan sebeplerle sınırlı değildir. Başka kanunlarda düzenlenip de Bankacılık Kanunundan sayılmayan ancak mevduatın çekilmesine engel teşkil eden haller mevcuttur. Mevduatın çekilmesine engel hallerin incelendiği bu çalışmada konu üç bölüm olarak incelenmiştir.Birinci bölümde, mevduatın tarifi yapılarak unsurları tek tek ele alınmıştır. Bu unsurlardan en önemlisinin, tezimizin konusunu ilgilendiren mevduatın iade edilmesi olduğu vurgulanmıştır. Daha sonra doktrinde yer alan tartışmalarla birlikte yargı kararlarına da atıf yapılmak suretiyle mevduatın hukuki niteliğine ilişkin görüşlere ve en son da kendi görüşümüze yer verilmiştir. Mevduatın vade ve türleri de bu bölümde ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Son olarak mevduatın bankadan çekilebilme serbestîsi incelenmiştir. Mevduatın bankadan çekilme şekilleri başlıklar altında incelenmiştir. ikinci bölümde, Bankacılık Kanununun 61. maddesinde zikredilen ve tezimizin konusunu teşkil eden mevduatın çekilmesine engel hallere ayrı başlıklar altında yer verilmiştir. Bu haller gerek yasal dayanakları gerekse örnek yargı kararlarıyla ele alınarak incelenmiştir. Bankacılık Kanununun 62. maddesinde düzenlenen mevduatın zamanaşımına uğramasına da, tasarruf sahiplerinin mevduatlarına kavuşmasını engelleyen diğer bir hal olarak ikinci bölümde yer verilmiştir. Tezimizin üçüncü bölümünde, Bankacılık Kanununda yer almayıp da diğer kanunlarda yer alan ve mevduatın çekilmesine ve tasarruf sahibinin hesapta tek başına hareket etmesine engel teşkil eden haller ayrı başlıklar altında ve yine örnek yargı kararlarıyla ele alınarak incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Banka2.Mevduat3.Mevduat hesabı4.Mevduatın çekilmesi5.Hesapta tasarruf yetkisi
Çekte ödeme
Türkiye'de ve dünyada çek kullanımının yaygın olması, değişik nedenlere dayanmaktadır. Ekonomide yaşanan kriz ve dalgalanmalar nedeniyle nakit para akışında aksaklıklar meydana gelmesi, çekin tedavülünün nakit paranın tedavülüne oranla daha hızlı ve güvenli olması bu nedenlere örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca çekin ödeme aracı niteliğinde olması da, sıklıkla tercih edilmesinin bir başka nedenini oluşturmaktadır.Çek, kanunda öngörülen süreler içinde bankaya ibraz edildiğinde ödenir. Çekin ödenebilmesi için tüm zorunlu unsurları taşıması, keşidecinin muhatap banka nezdinde üzerinde tasarrufta bulunabileceği bir karşılığın mevcut olması ve banka ile keşideci arasında mevcut bir çek anlaşmasının bulunması gerekmektedir. Ancak karşılığın veya çek anlaşmasının bulunmaması çekin geçerliliğine etkili değildir. Çek her ne kadar ödeme aracı niteliğinde olsa da, uygulamada büyük bir sorun oluşturan ileri düzenlenme tarihli çekler nedeniyle bu niteliğini kaybetmekte ve diğer kambiyo senetleri gibi kredi aracı haline getirilmektedir. Ancak piyasada duyulan ihtiyaç ve kullanım oranı da dikkate alındığında ileri düzenlenme tarihli çeklerin göz ardı edilmeleri de mümkün değildir. Bu nedenle 5941 sayılı ÇekK ile ileri düzenlenme tarihli çekler yasal bir zemine oturtularak, kanundaki bu boşluk giderilmiştir. Türkiye'de ödenecek çeklerde muhatabın yalnızca bir banka olabilmesinin nedeni; hem bankalara duyulan güven sayesinde çek tedavülünü yaygınlaştırmak hem de çekin daha hızlı ödenebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle de kanun koyucu, bankalar açısından birçok yükümlülük öngörmüş, bankanın bu yükümlülüklere uymaması halinde ise hamil ve keşideciye karşı sorumlu olacağını düzenlemiştir. Örneğin bankanın ödemede bulunurken gerekli incelemeleri yapma zorunluluğu veya tüm zorunlu unsurları taşıyan ve süresinde ibraz edilen bir çeki ödeme zorunluluğu bulunması, bankanın yükümlülüklerine örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca ÇekK ile birlikte bankaların sorumluluğu daha da artırılmış, çek hesabı açmak ve çek karnesi almak isteyen kişilere yönelik olarak bankaların daha kapsamlı bir inceleme yapmaları sağlanmak istenmiştir.Çekin değişik nedenlerle ödenmemesi durumunda ise hamil, çek ilgililerine karşı müracaat hakkını kullanabilecektir. Ancak müracaat hakkının kullanılabilmesi için hamilin çeki süresi içinde bankaya ibraz etmesi ve ödenmeme halini TTK m. 720'de öngörülen şekillerden biriyle tespit ettirmesi gerekmektedir.Anahtar Sözcükler1.Ödeme aracı niteliği2.İleri düzenlenme tarihli çek3.Karşılık ve çek anlaşması4.Ödeme yükümlülüğü5.Müracaat hakkı
Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin ticari takdir yetkisi ve bundan doğan sorumluluğu
Ticari takdir yetkisi hukukumuza 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunuyla getirilmiş ve gerekçesinde de bu ilke geniş bir şekilde açıklanmıştır. 6102 sayılı Kanunun 553. madde hükmü ?hiçkimse kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar sebebiyle, gözetim yükümü dolayısıyla sorumlu tutulamaz? yeni tartışmalara neden olacak niteliktedir. Çalışmamızın amacı Amerikan hukuku kaynaklı içtihatlarla geliştirilen ticari takdir yetkisinin uygulanabilme şartlarını ayrıntılı olarak incelenerek, ilkenin Türk hukukuna uygulanmasına yardımcı olabilmek ve çıkabilecek tartışmaları ışık tutabilmektir.Ticari takdir yetkisi Anonim Şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarını sınırlandırmak maksadıyla getirilmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin aldıkları kararlarda uyulması gereken şartlar belirtilerek yönetim kurulu üyeleri için bir nevi davranış kuralları getirilmiştir. Sorumluluk davasının söz konusu olduğu hallerde ise özen ölçütü getirmektedir. Bununla birlikte ticari takdir doktrini ile de yönetim kurulu aleyhine iptal davası açılabilmesine imkân verilerek alınan kararın öncelikli denetimi sağlanarak daha zarar çıkmadan alınan kararın yerine getirilmesi engellenebilecektir.Sonuç olarak ticari takdir yetkisi yönetim kurulu üyelerini sorumluluktan kurtarmamaktadır. Yönetim kurulunun karar alınmasını önleyici, işlem yapılmasını geciktirici gereksiz nitelikte sorumluluk davalarının açılmasına engel olunması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda yönetim kurulu üyelerine karşı açılan sorumluluk davalarında belirtilen ilke şartlarına uyulduğu takdirde alınan kararın hakimler tarafından incelenmesine ve yerindelik denetimine tabi tutulmasına engel olunmaktadır.
Özel sigortalarda sigorta himayesinin başlayacağı ve sona ereceği anı tayin eden esaslar
Sigorta ettireni sigorta akdi imzalamaya sevk eden amil, muayyen yahut gayrimuayyen müddet zarfında sigorta himayesine kavuşmaktır. Böylelikle, gerçekleşmesinden endişe ettiği rizikoların yol açacağı zararları sigortacının karşılayacağını bilerek, sigorta himayesinin bahşedildiği müddet zarfında endişelerinden sıyrılmış olur. Ancak tek başına sigorta sözleşmesinin yapılmış olması, sigorta ettirenin bu sözleşmeden umduğu menfaate kavuşması için yeterli değildir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, sigorta himayesinin başlangıç anını primin veya ilk taksitinin ödenmesi şartına bağlamıştır. Bu itibarla, sigorta himayesine kavuşmak isteyen sigortacının, kural olarak prim borcunun tamamını veya ilk taksitini ödemesi iktiza edecektir. Ne var ki, anılan kaide mutlak olmayıp, Kanun Koyucu tarafından istisnaları da vaz edilmiştir. Bu kaidenin aksi, sigorta ettiren lehine olmak kaydıyla taraflarca kararlaştırılabileceği gibi, Kanunda da bu kaideyi bertaraf eden birtakım hükümler olduğu müşahede olunmaktadır. Ancak sigorta himayesinin başlangıç anını tayin etmek her zaman çok kolay değildir. Zira sigorta himayesinin başlangıç anına ilişkin istisnaların birçoğu Kanunda sarahaten hüküm altına alınmış olsa da, bunlardan bir kısmı tatbikattaki işleyiş sonucu ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda sigorta himayesinin başlangıç anı muhtelif ihtimaller nazarında mütalâa edilerek, tatbikata yönelik çözüm önerilerini ortaya koymak hedeflenmiştir.
Sigortacılık işlemlerinde rekabetin korunması
?Sigortacılık İşlemlerinde Rekabetin Korunması? konulu tezimizin ilk bölümünde, rekabetin ve sigorta sözleşmesinin kavramsal çerçevesi tanıtılmış, rekabet kavramının ortaya çıkış sebepleri ile sigortacılık alanı ve rekabet kavramı arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu bölümde, teşebbüs birliklerinin uyumlu eylemlerinin, anlaşmalarının ve kararlarının, rekabet ihlâllerinin ortaya çıkmasına yol açmaları ve hakim durumun kötüye kullanılmasının üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte, bu rekabet ihlallerinin, rekabet hukukunda ?muafiyet sistemi? ile hukuka uygun duruma getirilebilmesi için gerekli şartlardan bahsedilmiştir.Tezin ikinci bölümünde sigortacılık işlemlerindeki rekabet koşullarına ve bankaların sigortacılık işlemlerine yönelik Türkiye'deki hukuki durumu incelenmiştir. Ayrıca, bankaların, kredi vermiş olduğu müşterilerini kendilerinin belirlediği sigorta şirketlerine hayat sigortası yapmasının bir rekabet ihlali olup olmadığı, Danıştay'ın ve Rekabet Kurumu'nun görüşleri çerçevesinde detaylı olarak irdelenmiştir.Üçüncü bölümde, sigorta sektöründe grup muafiyeti, Avrupa Birliği hukukundaki düzenlemeler ile Türk hukukundaki düzenlemeler karşılaştırılarak incelenmiştir. Buna göre, Avrupa Birliği kapsamında yer alan üç düzenleme ayrıntılı olarak ele alınmış olup, Türk hukukunun bu üç düzenlemeden nasıl etkilendiği değerlendirilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Sigorta2. Rekabet3. Rekabet İhlalleri4. Rekabetin Korunması5. Muafiyet6. Grup Muafiyeti