Theses supervised by Doç. Dr. Orhan Kandemir
10 theses · Kastamonu University
Dünya ülkelerinde cinsiyet eşitsizliğinin çocuk istihdamına etkisi
Bugün çocuk işçiliği ile mücadele özellikle gelişmekte olan ülkeler için hala önemli bir konudur. Çocuk işçiliğinin önlenmesi için, sorunun belirleyicilerinin doğru tespit edilmesi gereklidir. Yapılan birçok çalışmada ülkelerin kalkınma düzeyi ile hem çocuk işçiliği hem de cinsiyet eşitsizliği arasında ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Buna karşın doğrudan çocuk işçiliği ve cinsiyet eşitsizliği arasındaki ilişkiyi tespit etmeye yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu kapsamda çalışmada cinsiyet eşitsizliğinin ve belirleyicilerinin çocuk işçiliği (istihdamı) üzerindeki etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla korelasyon, bağımsız iki örnek t-testi ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Beklendiği gibi çocuk istihdamı ile cinsiyet eşitsizliği arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Özellikle çocuk işçiliğinin (istihdamının) görece yüksek olduğu ülkelerde, cinsiyet eşitsizliği daha yüksek bulunurken, bu ülkelerde kadınların eğitim düzeyi ortalaması daha düşük bulunmuştur. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda ise bağımlı değişken olan çocuk işçiliğinin beklendiği gibi kadınların eğitim düzeyi ve temsiliyet düzeylerinden olumsuz, beklenenin aksine kadınların işgücüne katılımından olumlu etkilendiği tespit edilmiştir. Yine ergen doğum oranları arttıkça çocuk işçiliğinin arttığı tespit edilmiştir. Kadınların işgücüne katılımı ile çocuk işçiliği (istihdamı) arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmasının nedeni, gelişmekte olan ülkelerde ücretlerin düşük dolayısıyla yoksulluğun yaygın olmasına bağlanabilir. Sonuç olarak, çocuk işçiliği ile mücadelede ülkelere, kadınlara hak ettikleri ücreti ödemeleri, kadınların eğitim ve siyasi temsiliyet düzeylerini yükseltmeleri ve çocuk yaşta evlilikleri önlemeleri önerilebilir
Türkiye'de Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun kırsal kalkınmaya etkisi
Türkiye'de kırdan kente yönelen göç süreci nedeniyle, zaman içinde kırsal nüfus azalırken, büyük kentler aldıkları kitlesel göçler nedeniyle yaşanamaz hale gelmiştir. Dengeli bir kalkınma sürecinin sağlanabilmesi için, kırsal alanların kalkınmasına yönelik etkili proje ve politikaların geliştirilip, hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Türkiye'de, kırsal kalkınmayı desteklemek ve AB'ye uyum süreci amacıyla, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) 2007 yılında kurulmuştur. Bu kapsamda çalışmanın amacı; TKDK'nın tarımsal üretime dolayısıyla kırsal kalkınmaya katkısını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışma da önce TKDK il koordinatörlüğünün bulunduğu 42 il için kurumun kuruluşu öncesi ve sonrası dönemleri arasında, daha sonra il koordinatörlüğü bulunan 42 il ile bulunmayan 39 il arasında, tarımsal üretim düzeyi açısından fark olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Analizler sonucunda TKDK'nın tarımsal üretim düzeyini ele alınan kısa dönemde dahi olumlu etkilediği tespit edilmiştir.
Küreselleşmenin gelir dağılımı eşitsizliğine ve yoksulluğa etkisi
Küreselleşme kavramı günümüzde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. 1980'li yıllardan sonra küreselleşme olgusu ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlarda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan tüm ülkeleri önemli düzeyde etkilenmiştir. Küreselleşmenin etkisi ile ilgili olarak en çok tartışılan alanların başında gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk gelmektedir. Kimilerine göre küreselleşme gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğu azaltırken kimilerine göre ise gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğu arttıran bir süreçtir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Küreselleşme sürecinin dünya ülkelerindeki gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluğa etkisini ortaya koymaktır. Bu amaca ulaşmak için öncelikle çalışmanın ana temaları olan küreselleşme, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği konuları irdelenmiş daha sonra küresel ölçekte yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin genel görünümü ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında ise 151 dünya ülkesi ile ilgili istatistiksel analizlere yer verilmiştir. Bu analizler sonucunda genel anlamda küreselleşme düzeyi arttıkça ülkelerdeki yoksulluk ve gelir dağılımı eşitsizliğinin azaldığı, beşerî kalkınma düzeyinin arttığı tespit edilmiştir.
Türkiye ve Almanya pasif istihdam politikalarının karşılaştırılması
İşsizlikle mücadelede, aktif ve pasif istihdam politikaları olmak üzere iki temel politika uygulanmaktadır. Aktif istihdam politikalarının temel hedefi, işsizleri işe yerleştirmek iken, pasif istihdam politikalarının temel hedefi, işsizlik durumunun, işsizler üzerindeki ekonomik baskılarının kısa vadede (iş bulana kadar) azaltılması, dolayısıyla yoksulluk ve sosyal dışlanmanın önlenmesidir. Fakat pasif istihdam politikaları ile sağlanan desteklerin düzeyi ve uygulama biçimlerinin işsizliğin cazibesini artırmaması kritik bir öneme sahiptir. Bugün pasif istihdam politikaları sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak dünya ülkelerinde yaygın şekilde uygulanmaktadır. Türkiye'nin AB'ne tam üyelik hedefini sürdüren bir ülke olması, AB ve Türkiye arasındaki istihdam politikalarının uyumunu da gerekli kılmaktadır. Bu amaçla çalışmada, AB'nin önemli üyelerinden birisi olan Almanya ile Türkiye pasif istihdam politikaları ve bunların etkinliği karşılaştırılarak, Türkiye'nin bu alandaki güçlü ve zayıf yanları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada sadece ilgili ülke mevzuatları ortaya konulmamış gerek Almanya'da gerekse Türkiye'de bizzat sahaya inilerek uygulamadan etkilenen kişiler ile görüşmeler yapılmıştır. Özellikle Almanya ile ilgili daha kapsamlı bilgi edinmek adına, orada yaşayan Türkler ile önce bire bir görüşülmüş, daha sonra odak grup görüşmesi ile konunun daha ayrıntılı ele alınması imkânına kavuşulmuştur. Görüşmelerin son kısmı Türkiye'de yapılarak çalışmanın uygulama kısmı tamamlanmıştır. İki ülkeye ait mevzuatların incelemesi ve yapılan görüşmeler sayesinde, Türkiye'de uygulanan pasif istihdam politikalarının etkinliğinin daha kolay ve gerçekçi olarak analiz edilmesi imkânına kavuşulmuştur.
Orta gelir tuzağındaki dünya ülkelerinin benzer sosyo-ekonomik özellikleri
Orta gelir grubundaki ülkeler, kişi başına düşen gelirlerini dolayısıyla refah seviyelerini artırmak için yüksek gelir seviyesine ulaşmayı hedeflemektedirler. Ancak orta gelir grubundaki bazı ülkeler uzun süre bu hedefe ulaşamamaktadır. Literatürde bu durum orta gelir tuzağı olarak adlandırılmaktadır. Ülkelerin bu tuzaktan kurtulmaları için bir takım politikaları uygulamaları gerekmektedir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, orta gelir tuzağında yer alan ülkeler ile yüksek gelirli ülkelerin temel sosyo-ekonomik göstergeler bakımından farklılıklarını ortaya koymak dolayısıyla tuzağa yakalanan ülkelerin sahip oldukları ortak özellikleri belirleyebilmektir. Bu amaca ulaşmak için öncelikle büyüme modellerine değinilmiş, daha sonra orta gelir tuzağı kavramı ve teorik çerçevesi ele alınmıştır. Son olarak literatürde orta gelir tuzağının temel belirleyicileri olarak ifade edilen bazı sosyo-ekonomik göstergeler çerçevesinde, orta gelir tuzağındaki ülkeler ile yüksek gelirli ülkeler arasındaki farklılıkları belirlemek için t-testi ve diskriminant analizi yapılmıştır. Bu analizlerde kullanılan temel sosyo-ekonomik göstergeler insani gelişme endeksi, gini endeksi, ortalama ömür, büyüme oranı, tasarruf oranı, araştırma-geliştirme harcamaları, eğitim endeksi ve teknoloji ihracatından oluşmaktadır.
Türkiye'de yükseköğretim mezunu gençlerde işsizlik sorunu ve işsiz–işveren taraflarına göre nedenleri: Kastamonu ili örneği
Son yıllarda genç işsizliğindeki artış, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sorundur. Bu nedenle birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de genç işsizliği çözüme kavuşturulması gereken önemli konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki yükseköğretim mezunu gençlerde işsizlik sorununun boyutlarını vurgulamak ve nedenlerini işsiz-işveren taraflarına göre, Kastamonu ili özelinde ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada önce Türkiye'deki yükseköğretim mezunu gençlerdeki işsizliğin durumu ILO, OECD gibi kurumların verileri yardımı ile ortaya konulmuştur. Daha sonra Türkiye'de genç işsizliğinin nedenlerini ortaya koymak için çalışmanın uygulama alanı olarak seçilen Kastamonu ili işgücü piyasası analiz edilerek, konu ile ilgili alan araştırması yapılmıştır. Bu alan araştırmasında nitel bir araştırma yöntemi olan mülakat yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda konunun tarafları olarak kabul edilen işverenler ya da işveren temsilcileri ile yarı yapılandırılmış mülakat yapılırken, genç işsizlerle ise odak grup görüşmesi yapılmış ve elde edilen sonuçlar özetlenerek yorumlanmıştır. Türkiye'de yükseköğretim mezunu gençlerde yaşanan işsizliğin nedenlerinin bizzat konunun tarafları ile görüşülerek ortaya konulmasının, sorunun çözümünde politika yapıcılara önemli bir rehber olacağı düşünülmektedir.
Gelişmekte olan ülkelere yönelen doğrudan yabancı yatırımlarda enerji kaynaklarının verimli kullanımının önemi
Küreselleşme süreciyle birlikte, sermaye birikimi yetersizliği ve işsizlikle mücadele eden gelişmekte olan ülkeler için doğrudan yabancı yatırımlar önemli bir reçete olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğrudan yabancı yatırımların gelişmekte olan ülkelere gelmesi ise siyasi ve ekonomik istikrar, doğal kaynak ve hammadde zenginliği, ucuz işgücü gibi unsurlara bağlıdır. Doğal kaynaklar içinde yer alan petrol gibi birincil enerji kaynaklarına sahip olmak, gelişmekte olan ülkelerin büyümesinde etkili olduğu gibi doğrudan yabancı yatırım çekmelerinde de önemli bir etkendir. Fakat enerji kaynakları dünya genelinde eşit şekilde dağılmamıştır. Bu nedenle mevcut enerji kaynaklarının verimli kullanılması çok önemli bir husustur. Çalışmanın amacı, birincil enerji kaynaklarının verimli kullanılmasının gelişmekte olan ülkelere yönelen doğrudan yabancı yatırımlara etkisini tespit etmektedir. Bu amaca ulaşmak için 7 gelişmekte olan ülkeye ait 2000-2014 dönemi (15 yıllık) verileri kullanılarak panel regresyon analizi yapılmıştır. Modelde enerji verimliliği, enerji yoğunluğu ile ölçülmüştür. Analiz sonucunda, beklendiği gibi gelişmekte olan ülkeler de birincil enerji kaynaklarının verimli kullanılmasının doğrudan yabancı yatırım girişlerini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler, enerji yoğunluğunu düşürücü yani enerji verimliliğini arttırıcı teknolojiler uygulamak için gerekli çabayı göstermelidir.
İşgücü verimliliği ve işgücü verimliliğini etkileyen değişkenlerin ekonomik büyümeye etkisi
İçsel büyüme modellerinde, sürdürülebilir büyümenin sağlanması ve gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere yakınsaması için beşeri sermaye yatırımları kritik öneme sahiptir. Beşeri sermaye birikimini arttırmanın en önemli yolu ise eğitimdir. Eğitim, ülkede teknolojik yeniliklerin ortaya çıkmasına, işgücü verimliliğinin artmasına dolayısıyla uluslararası rekabet gücünün ve ekonomik büyümenin yükselmesine yol açmaktadır. Bu kapsamda çalışmada OECD ülkelerinde 2003-2017 dönemi için, beşeri sermaye, eğitim, Ar-Ge gibi içsel büyüme teorilerinde ön plana çıkan faktörlerin, işgücü verimliliğine dolayısıyla ekonomik büyüme sürecine katkısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapılan panel Granger nedensellik analizi sonucunda; içsel büyüme teorilerinde kritik öneme sahip eğitim ve beşeri sermayenin ön plana çıktığı ve gerek işgücü verimliliğinin gerekse ekonomik büyümenin nedeni olduğu görülmüştür. Bu nedenle sürdürülebilir büyümenin sağlanması için devletin, beşeri sermaye düzeyinin yükselmesi ve bunun olumlu sonuçlarının ekonomiye yansıması için gerekli tedbirleri alması zorunludur. Bu kapsamda, toplumda eğitimin yaygınlaştırılması ve kalitesinin artırılması, Ar-Ge faaliyetlerinin teşvik edilmesi, yeniliğe yönelik gerek yerli gerekse yabancı yatırımların teşvik edilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Beşeri Sermaye, İşgücü Verimliliği, Ekonomik Büyüme
Kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınma yönünden önemi ve kadın girişimciliğinin önündeki engeller
Ülkelerin kalkınması ve rekabet güçlerinin artması için girişimciliğin hayati bir öneme sahip olması, kadınların girişimcilik potansiyellerinden yararlanılmasını zorunlu kılmaktadır. Kadın girişimciliğinin geliştirilebilmesi ise bu konudaki engellerin doğru şekilde ortaya konulmasına bağlıdır. Bu kapsamda çalışmada, kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınma için öneminin ortaya konulması, kadınların girişimciliğe bakış açısının ve girişimcilik bağlamında karşılaştıkları engellerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda yapılan korelasyon analizi sonucun da Türkiye'de düzey 2 bölgeleri bağlamında, kadın girişimci oranı ile yaratılan katma değer ve kişi başına gelir arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunurken, ülkelerin beşeri kalkınma düzeyleri ile sahip oldukları kadın girişimci endeksleri arasında yine pozitif yönlü güçlü bir ilişki tespit edilmiştir. Kadınların girişimciliğe ve bu konudaki engellere bakış açısını tespit etmek için yapılan anketler analiz edildiğinde; karşılaşılan engeller arasında ilk sırada başlangıç sermayesinin yeterli olmaması, sosyal baskılar, aileden yeterli destek görememe ve kadınlara uygulanan ayrımcılık ön plana çıkmıştır. Girişimcilik engellerinin sosyo-ekonomik ve demografik unsurlara göre farklılığını belirlemek için yapılan t ve anova testi sonuçları değerlendirildiğinde ise, kadın girişimciliğinin önündeki engellerin aşılması için en önemli unsurun kadınların hem kendilerinin hem de eşlerinin eğitim düzeyi olduğu görülmüştür. Dolayısıyla kadınların ve toplumun eğitim düzeyinin yükseltilmesi girişimcilik ve özellikle kadın girişimciliği için önemlidir. Bunun yanında maddi durumu iyi olmayan özellikle eşi işsiz kadınlara daha fazla maddi destek verilmesi, çocuklarına ücretsiz kreş imkânı sağlanması gibi tedbirler kadın girişimciliğini özendirecektir.
Tarım ürünlerinde rekabet gücü açısından Türkiye-Kırgızistan karşılaştırması
1990'lı yılların başında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan bağımsızlıklarını ilan etmiştir. Bu durum Türkiye için bir fırsat oluşturmuş, akraba ülkelerle siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi imkânı ortaya çıkarmıştır. Ekonomisinde tarım sektörünün önemli bir yer tuttuğu Kırgızistan, Türk Dünyası ülkeleri arasında Türkiye ile dış ticaret hacmi en düşük ülkedir. Kırgızistan ile Türkiye'nin tarım ürünlerinde karşılıklı üstünlüklerin tespiti ve buna yönelik uygulanacak etkin politikalar, iki akraba ülke arasındaki dış ticaret hacminin arttırılmasına katkı sağlayacaktır. Bu kapsamda çalışmada, iki ülke arasındaki mevcut ticari ilişkilerin ortaya konulması ve tarım ürünleri çerçevesinde karşılıklı üstünlüklerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 2010-2019 dönemini kapsayan çalışmada Türkiye ve Kırgızistan'ın tarım sektöründeki karşılaştırmalı üstünlükleri açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler yaklaşımı ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dış ticaret verilerine ulaşılabilen 56 tarım ürünü alt grubu için 5 endeks (RCA, RXA, RMA, RC ve 〖∆NRCA〗_j^(1-2)) değeri hesaplanmış ve analiz sonuçları dönem ortalamaları üzerinden yorumlanmıştır. Analiz bulguları çerçevesinde; RCA ve RXA endekslerine göre Türkiye 24 üründe karşılaştırmalı avantaja sahipken, Kırgızistan 22 üründe karşılaştırmalı avantaja sahiptir. RMA endeksine göre Türkiye 44 üründe avantajlı konumdayken Kırgızistan için bu rakam 36'dır. RC endeksine göre Türkiye'nin 31 üründe uluslararası piyasada karşılaştırmalı üstünlüğü bulunmakta iken Kırgızistan'ın 16 üründe karşılaştırmalı üstünlüğü bulunmaktadır. 〖∆NRCA〗_j^(1-2) endeksine göre ise Türkiye 56 ürün grubundan 31'inde Kırgızistan karşısında karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Özellikle ülkelerin karşılıklı üstünlüğünü dikkate alarak şekillendirilecek bir dış ticaret süreci, iki akraba ülkenin dış ticaret hacminin daha da artmasına katkı sağlayacaktır.