Theses supervised by Doç. Dr. Recep Yılmaz
10 theses · Sakarya University, Ondokuz Mayıs University
Mobilya sektöründeki bir ticaret firmasında stratejik fiyatlama için faaliyet tabanlı yönetim muhasebesi kurulması
Günümüzün hızlı iş ortamında, işletmelerin kıt kaynakları daha verimli kullanmak için doğru araçlara ihtiyacı vardır. Bu araçlarla şirketler, kaynakları verimli bir şekilde tahsis etmenin yanı sıra ideal yönetim yaklaşımlarını geliştirmeli ve desteklemelidir. Bazıları, mevcut koşullar altında geleneksel iş yönetim sistemlerinin beklenen faydaları sağlayamayacağına ve gereksinimleri karşılayamayacağına inanmaktadır. Geleneksel yönetimin eksikliklerini gidermek için ortaya atılan faaliyet temelli yönetim yaklaşımı, herhangi bir faaliyet sırasında beklenen performansı elde etmek için gereken kaynak derecesini tespit eden tahminleme modelidir. Çalışma tabanlı bir yönetim biçimi, kuruluşlara klasik yönetim yöntemlerinde finansal bilgiler ile kısıtlı olmayan, operasyonel veri planlaması ve sonuç analizi için bir temel sağlamaktadır. Bu doğrultuda araştırma, stratejik kaynak fiyatlandırmasının önemini vurgulayan ve modelin yönetim şirketlerine ve faaliyetlere uygulanmasını ayrıntılı olarak açıklayan faaliyet temelli bir yönetim modeli geliştirmeyi amaçlamaktadır. Uygulama örneği, özellikle modelin gerçekleştirme aşamalarını detaylandırdığı ve stratejik fiyat değişkenlerini ve kaynak üretiminin sabit maliyetlerini tek tek ele alındığı için önemli veriler sağlamaktadır. Çalışmamızda öncelikle faaliyet tabanlı maliyetleme, faaliyet tabanlı yönetim ve stratejik fiyatlandırma konularında literatür taraması yapılmıştır. Bu kapsamda faaliyet tabanlı maliyetleme, faaliyet tabanlı yönetim ve stratejik fiyatlandırma, uygulama süreci, avantaj ve dezavantajları anlatılmaktadır. Daha sonra, faaliyete göre başka bir yönetim modeli oluşturmak ve bu modelin işlevselliğini imalat şirketinin verilerinden göstermeye çalışmak için kavramsal bir model önerilmiştir. Bu çalışmada önerilen varlığa dayalı stratejik fiyatlandırma yönetimi muhasebesi belirleme modelinin, yönetimi maliyet kontrolü ve performans ölçüm hedeflerine yönlendirmek için etkili bir çerçeve sağladığına inanılmaktadır.
İslami muhasebe standartları açısından zekât hesaplama yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu kapsamlı çalışma, zekât hesaplamasında kritik rol oynayan ve İslami finansal muhasebe çerçevesinde büyük önem taşıyan temel muhasebe standartlarının derinlemesine analizini sunmaktadır. Çalışma, iki önemli muhasebe standardına odaklanmaktadır: İslami Finansal Kuruluşlar için Muhasebe ve Denetim Organizasyonu (AAOIFI) tarafından yayımlanan Finansal Muhasebe Standardı 39 (FAS 39) ve Malezya Muhasebe Standartları Kurulu (MASB) tarafından yayımlanan Teknik Rapor i-1 (TRI 1). Bu araştırma, zekât hesaplaması için yenilikçi muhasebe modelleri tanıtarak Hanefi mezhebinin ilkelerine göre zekât hesaplaması yapılmıştır. Muhasebe modellerinin bu ilkelere uyarlanmasının ve bu baskın öğretilerin entegrasyonunun gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır. Likidite, ticari ve sınai işlemler ile personel gelirleri gibi çeşitli boyutları inceleyerek, işletmelerin zekât matrahının belirlenmesinde bütünlüğü sağlayan bir çerçeve geliştirilmiştir. Metodolojik açıdan, bu çalışma nitel bir yaklaşım benimsemekte olup, bu standartlarla ilişkili teolojik temelleri, muhasebe ilkelerini ve hesaplama yöntemlerini derinlemesine araştırmak amacıyla titiz teolojik analiz ve kapsamlı vaka çalışmaları birleştirilmektedir. Bulgular, zekâta tabi varlıklar ve işlemlerin tanımlanması, sınıflandırılması ve muamelesinde önemli farklılıklar olduğunu ortaya koyarak, hesaplanan zekât miktarlarında dikkate değer farklılıklar yaratmaktadır. Zekât hesaplamalarında bilanço yanında gelir tablosunun da doğru şekilde düzeltilmesi son derece önemlidir. Şer'i kurallara aykırı kalemlerden kaçınılmalıdır. Gelir tablosunun şeri açıdan doğru bir şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir; bu, zekât hesaplamalarının doğruluğunu sağlamak için kritik bir adımdır. Faizden arındırılmış bilanço ve zekât temelli düzeltilmiş dönem kârı, bu çalışmanın önemli bir katkısıdır, çünkü bu yöntemle finansal durum ve finansal performansın şer'i ilkelere uygun şekilde düzenlenmesi sağlanabilmektedir. Ayrıca bu tez, zekâtın karşılaştığı çağdaş zorlukları incelemekte ve zekâtın etkin uygulanması ile ilgili fırsatlar ve engeller hakkında yenilikçi bir bakış açısı sunmaktadır. Akademik literatüre katkıda bulunarak, bu araştırma İslami muhasebe standartlarının zekât üzerindeki etkisinin titiz ve ayrıntılı bir analizini sağlamakta ve modern İslami finansal ortamlarda zekât'ın anlaşılmasını ve uygulanmasını optimize etmeye yönelik stratejik öneriler sunmaktadır. Bu öneriler, uygulayıcılar, akademisyenler ve politika yapıcılar için önemli bir rehber işlevi görmekte olup çağdaş İslami finansal bağlamlarda zekât'ın daha iyi anlaşılmasını ve uygulanmasını kolaylaştırmaktadır.
Endüstri 4.0'ın muhasebeye etkisi
2011 yılında Almanya'nın açıklamış olduğu Endüstri 4.0 ile yeni bir döneme geçilmiştir. Endüstri 4.0 nesnelerin interneti (IoT), big data, bulut bilişim, siber fiziksel sistemler, arttırılmış gerçeklik, otonom robotlar, akıllı/karanlık fabrikalar ve block chain gibi bir çok alt başlığı içinde barındırmaktadır. Endüstri 4.0 ile üretim zincirindeki tüm halkaların birbiriyle entegre olan, sürekli etkileşim ve iletişim içinde bulunan, sensörler aracılığıyla ortamı algılayabilen, veri toplayan ve analiz ederek ihtiyaçları belirleyen robotlarla üretimin gerçekleştirilmesi sonucunda daha kaliteli, hızlı, esnek ve daha düşük maliyetli üretimin gerçekleştirilmesi tasarlanmaktadır. Ürün geliştirme aşamasında; tasarımdan gerekli malzeme kullanımına, pazarlamadan sevkiyata birçok süreçte daha şeffaf ve birbirine bağlı bir sistem kurulacaktır. Endüstri 4.0'ın piyasaların ve sektörlerin bir çok alanını etkilemesi beklenmektedir. Bu alanlardan biri olan muhasebe mesleğini de etkileyeceği/değiştireceği ortadadır. ERP sistemleriyle donatılmış piyasalardan müşteri talepleriyle ilgili verilerin toplanması ve bu verilerin analizi ile üretime karar verilmesi süreçlerinde, stok döngüsünü sensörler ve yapay zekalar aracılığıyla etkin ve verimli şekilde yönetilmesi sürecinde, üretim esnasında insandan kaynaklı hata payını robotlar aracılığıyla minimuma indirmesi, sanal gerçeklik, sanal fabrika veya 3D yazıcılar aracılığıyla üretilecek ürünün maliyetler çıkmadan önce kontrol edilmesinde, üretim sonucu elde edilen çıktının takibinde ve müşteri tarafından alınan geri bildirimlerin analizinde, tüm bu işlemlerin muhasebe kayıtları, faturalandırılması gibi görevlerin akıllı sistemler aracılığıyla yapılması, sistemden anlık veriler elde edilmesi sayesinde gerçek zamanlı raporlamaya imkan vermesi, denetim kalitesini ve sürekliliği arttırması gibi muhasebe alanında bir çok yenilik, kolaylık ve verimlilik getirmesi beklenmektedir. Bu sebeple bu çalışmada kavramsal açıdan Endüstri 4.0 ve getirdiği yenilikler incelenmiş, günümüz muhasebecilik mesleğine olası etkilerinin neler olabileceği ortaya konulmuştur.
Stratejik maliyet yönetimi açısından fiyatlama
Her geçen gün büyüyen piyasalar, rekabeti hızlandırmaktadır. Bu piyasalarda işletmelerin başarısı, etkin bir rekabet stratejisi belirlemekten geçmektedir. Rekabet stratejisinin belirlenebilmesi ve sürdürülebilirliği ise, işletmelerin multi-disipliner çalışabilmesine bağlıdır. Bu çalışmanın amacı, işletmelerin, muhasebe, finans, üretim ve pazarlama bölümlerinin, bütünleşik bir şekilde çalışmasını sağlayıp, işletmelerin yönetimsel kararlarında stratejik maliyet yönetimi ile sinerji oluşturabilmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma kapsamında, model bir işletme kurulmuş ve bu işletme üzerinde, tüm bölümler bazında iç ve dış analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucu, işletmenin vereceği stratejik yönetim, maliyet ve fiyatlama kararları şekillenmiştir. Bu modelleme çalışması ile işletmelerin rekabet stratejilerinde ve vereceği stratejik kararlarda, muhasebe verilerinin analizinin önem arz ettiği ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda çalışma sonucunda, tüm bölümlerin (muhasebe, finans, üretim, pazarlama, yönetim) ürettiği bilgilerin bütünleştirilerek, stratejik maliyet ve fiyatlama kararlarının verilmesi, işletmeye piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlamış ve pazar payı ile kârlılığının da arttığı tespit edilmiştir.
Yönetim muhasebesi çerçevesinde stratejik fiyatlandırma: Dişli üretim işletmesinde bir uygulama
Üretim alanındaki gelişmeler; ürünlerin müşteri isteğine bağlı, daha kaliteli ve siparişe dayalı olmasına sebep olmuştur. Yoğun rekabet ortamında, klasik maliyet yapılarıyla belirlenen ürün maliyetleri, fiyatlama kararında ve işletmenin kârlılığında doğruyu göstermeyerek, gelişen üretim ortamlarda yetersiz kalmaktadır. Ürün fiyatlama kararı rekabette olduğumuz işletmelerin ürün fiyatı, ürün kalitesi ve pazar şartları göz önünde bulundurularak verilmelidir. Bununla birlikte işletmelerin ürün fiyatlarını belirlemesi, ürün maliyetlerine ve bu maliyetlerin aktif kontrolüne bağlıdır. Bu amaçla; maliyet kontrolleri, stratejik yönetim muhasebesinin bir parçası olarak fiyatlama kararını ve bunun sonucunda ortaya çıkacak kâr işletmede önemli bir rol almaktadır. Burada firmanın yapacağı öncelikli olarak hitap edeceği müşteri portföyünü belirledikten sonra müşterinin talep ve hedef fiyatına göre fiyatlama kararını verirken, sağlayacağı kârı ve işletme menfaatlerini sağlayacak stratejiyi doğru olarak belirlemelidir. Bu çalışmanın amacı, işletmenin departmanlarının (üretim, muhasebe, finans ve pazarlama) ortak çalışmalarını sağlayarak, firmanın en önemli kararlarından biri olan maliyet ve fiyatlama kararını belirleyerek, yönetimin stratejik kararlarında birliktelik ve güç oluşturmaktır. Bu amaç doğrultusunda, bir üretim işletmesinde maliyet sistemi kurulup, işletmenin stratejik yönetim muhasebesi açısından maliyet ve fiyatlama kararını oluşturmaktır. Bu sayede ürün maliyetleri doğru olarak belirlenecek ve faaliyetler arasındaki gerçek sebep-sonuç ilişkisi yöneticiler tarafından görülebilecektir. Sistem sayesinde yöneticiler ürün fiyatlarını doğru belirlemiş olacak bunun yanında en kârlı ürün ve müşterilerde görüntülenebilecektir.
Kurumsal performansın ölçülmesinde kurumsal karne hedeflerinin iç kontrol sistemi ile değerlendirilmesi: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi örneği
Herhangi bir iş veya hizmetin yerine getirilmesi şeklinde tanımlanabilen performans özel sektör kuruluşları için de kamu kurumları için de önem arzeden bir kavramdır. Performansın ölçümünde 1980'li yıllar dönüm noktası olmuştur. 1980'li yıllara değin performans ölçümünün temel vurgusu kâr ve verimlilik gibi finansal ölçümler üzerinde yoğunlaşmış iken, 1980'li yıllardan sonra çok boyutlu performans ölçüm yöntemleri ortaya konulmuş olup bunlardan biri de David NORTON ile Robert Samuel KAPLAN tarafından modelleştirilen Balanced Scorecard yöntemidir. Balanced Scorecard kavramı dilimize çok farklı şekillerde tercüme edilmiş olup tez genelinde kurumsal karne şeklindeki ifade tercih edilmiştir. Kamu kurumu olan belediyelerde performans ölçümü için 2002 yılında Belediyelerde Performans Ölçüm Projesi (BEPER) uygulamaya sokulsa da gelinen aşamada proje beklenilen faydayı göstermemiş, belediyelerde performans ölçümü için kabul gören bir model olamamıştır. Tezde, özel sektör için geliştirilen ve kamu kurumları için de uygulanabileceği bizzat model kurucuları tarafından ifade edilen kurumsal karne modelinin belediyelerde uygulanabilirliği incelenmiştir. Kurumsal karne modelinin boyutlarının içeriği ve sıralaması kamu kurumu olan belediyeler için uyarlanmış, herbir boyut altında faaliyetler ve faaliyetler için hedefler belirlenmiştir. Dönem sonunda faaliyetlerin gerçekleşme seviyeleri ile hedeflenen seviyeler karşılaştırılmış, ortaya çıkan sapmaların sebepleri irdelenmiş ve sapmaları giderici tarzda faaliyetler planlanmak suretiyle performansın arttırılması hedeflenilmiştir. Tez dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde performans kavramı ile ilgili genel bilgiler yer almakta, çok boyutlu performans ölçüm yöntemleri açıklanmakta, çok boyutlu performans ölçüm yöntemlerinden biri olan Kurumsal Karne modeli ele alınmakta, kurumsal karne modelinin kamu kurumları için uyarlanmasıyla boyutların sıralaması ve içeriğinde meydana gelen değişiklikler ve nihayetinde kurumsal karne modelinin uygulanma aşamaları belirtilmektedir. İkinci bölümde belediyelerde bütçe kavramı ele alınmakta, bütçenin hazırlanma süreci detaylandırılmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde iç kontrol kavramı ele alınmakta, iç kontrolün iç denetim ile ilişkisi, iç kontrol sürecinde görev alanlar, COSO iç kontrol modeli başta olmak üzere iç kontrol modelleri tanıtılmaktadır. Tezin dördüncü ve son bölümünde ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesi genelinde Kurumsal Karne modelinin uygulanması, kurumsal karne boyutları için belirlenen hedefler ile gerçekleşmelerin karşılaştırılarak, ortaya çıkan sapmaların Kamu İç Kontrol Standartları Tebliği ışığında irdelenmesi yer almaktadır.
İcare sukukun FFMS ile TMS\TFRS açısından karşılaştırılması ve muhasebeleştirilmesine ilişkin öneri
Bu çalışmanın amacı, faizsiz finans ve muhasebe alanında standartlar düzenleyen İslami Finans Kurumu Muhasebe ve Denetim Örgütü'nün (AAOIFI) yayınlamış olduğu sukuk standardının Türkiye'deki muhasebe sistematiğinin nasıl olması gerektiğine yöneliktir. Bu sebeple Faizsiz Finans ve Muhasebe Standartları (FFMS) Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) ile karşılaştırılarak faizsiz finans ve muhasebe standartlarından sukukun muhasebe sistematiğinin Türkiye'de nasıl olması gerektiği konusunda literatür ve uygulamadan faydalanılarak muhasebe kayıtları geliştirilmiştir. İslami muhasebe ile geleneksel muhasebe, faaliyetsel ve niteliksel özellikleri itibariyle birbirleriyle farklılıklar göstermektedir. İslami muhasebenin gelişimi Türkiye'de yakın tarihe dayansada, İslami muhasebe dünyanın pek çok yerinde önemli ilerlemeler kaydetmiştir. İslami muhasebenin gelişmesiyle birlikte İslami muhasebe standartlarına ihtiyaçlar artmıştır. Bugüne kadar ülkemizde geleneksel bankalar ve islami bankalar aynı yasal ve kurumsal düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu sebeple AAOIFI'nin yayınladığı Faizsiz Finans ve Muhasebe Standartlarının Türkiye mevzuatına kazandırılmasıyla birlikte Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından belirtilen 01 Ocak 2020 tarihi itibariyle katılım bankaları bu standartları ihtiyari olarak uygulamaya geçmiştir. Bu çalışmada sukuk (kira sertifikası) işlemlerinin, TFRS'ye yönelik kayıtları incelenerek faizsiz finans ve muhasebe standardına uygun kayıtların yapılması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, İslami muhasebenin beraberinde getirdiği katılım bankacılığının gelişimi ve islami finans alanında standartan üreten uluslararası kuruluşlar hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde sukuk kavramının tanımı, özellikleri, avantajlı, dezavanatajlı yönleri, riskleri ve sukukun geleneksel bankalarda finansal araç olarak kullanılan tahvil ile karşılaştırılması yapılmıştır. Sukukun işleyişi modellemelerle gösterilerek örnekler çerçevesinde pekiştirilmeye çalışılmıştır. AAOIFI'nin sukuk ve sukuk modellerine yönelik çıkardığı, Türkçeye çevrilen her bir standardın kapsamı, TFRS ile ilişkilerinin incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise sahipliğe dayalı kira sertifikası (icara sukuk) modeli örnek alınarak katılım bankası ve varlık kiralama şirketi tarafından yapılması gereken muhasebe kayıtları TFRS 16 (Kiralamalar) uyarınca incelenerek FFMS 8 (İcare ve İcare Müntehiye Bittemlik)'e uygun öneri kayıtlar yapılmıştır.Ardından yatırımcılar tarafından FFMS 33 ve FFMS 34 kapsamında yapılması gereken muhasebe kayıtları öneri olarak sunulmuştur.
UMS/UFRS dönüşümünde kurumsal kaynak planlaması sisteminin benimsenmesi ve etkisi
Finansal raporlama üzerinde yapılan en önemli değişikliklerden biri yerel veya ulusal standartlardan Uluslararası Muhasebe Standartları (UMS) ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) olarak bilinen tek tip ve ortak bir raporlama diline geçiş olmuştur. Muhasebe standartları, şirketlere birçok avantaj getirmesiyle birlikte muhasebe sürecini ve muhasebe bilgi sistemini önemli ölçüde değiştirmiştir. Şirketler, standartların gerekliliklerini karşılayan verileri toplamak ve finansal tablolarını hazırlanmasını kolaylaştırmak için mevcut muhasebe bilgi sistemlerini, raporlama araçlarını ve yazılımlarını/uygulamalarını yükseltmekte veya yeniden yapılandırmaktadır. KKP sistemi ve ilgili entegre teknolojiler, muhasebe uygulamalarındaki gelişmeler üzerinde dönüştürücü bir güç olmuştur. Şirketler için UMS/UFRS dönüşümünde KKP sistemlerinin benimsenmesine karar verilmesinde şu anda ve gelecekte rol oynayacak önemli faktörler bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, UMS/UFRS dönüşüm sürecinde KKP sistemlerinin benimsenmesini teorik ve ampirik bir bakış açısıyla inceleyerek KKP sistemlerinin benimsenmesinde önemli rol oynayan faktörleri keşfetmektir. UMS/UFRS dönüşümünde KKP sistemlerinin benimsenmesinde etkisi olan faktörler teknolojik, örgütsel ve çevresel (TOÇ) model çerçevesinde ele alınmıştır. Ayrıca, borsada işlem gören ve görmeyen şirketlerin UMS/UFRS'ye göre finansal tablolarını daha çok denetim firmaları aracılığıyla mı yoksa kendi bünyesinde mi hazırladığını, şirketlerin yönetim raporlarını hazırlarken daha çok VUK temelli mi yoksa UMS/UFRS temelli finansal tablolarını hazırladığını gösteren ve UMS/UFRS dönüşümünde KKP sistemlerinin etkisini ortaya çıkaran detay bir çalışmadır. Borsa İstanbul (BIST)'te işlem gören ve borsada işlem görmeyen fakat 2020 yılı Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu ve Türkiye'nin ikinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) içerisinde yer alan şirketlere ait veriler ve bu şirketlerde UMS/UFRS raporlaması yapan kurumsal kaynak planlaması sistem kullanıcıları çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan 324 katılımcıya ulaşılmasıyla elde edilen anket verisi kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modeli paket programı SmartPLS ile analiz edilmiştir. Bulgular, üst yönetim desteğinin, uyumluluğun, göreceli avantajın ve koordinasyonun UMS/UFRS dönüşümünde KKP sistemlerinin benimsenmesi üzerinde olumlu ve anlamlı, karmaşıklığın olumsuz ve anlamlı etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bulgular aynı zamanda maliyetin, organizasyon yeterliliğinin ve danışman desteğinin UMS/UFRS dönüşümünde KKP sistemlerinin benimsenmesi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığını göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçları, şirketlerin, danışman firmaların, kurum ve kuruluşların stratejiler geliştirirken dikkate alabilecekleri faktörlerin anlaşılmasını sağlar.
Maliyet-hacim-kâr analizi- bir tekstil firmasında uygulama
Günümüz rekabet koşulları içinde işletmelerin en önemli amaçlarından birisi de sürdürülebilir kâr ve büyüme sağlamaktır. İşletmelerin, faaliyetlerinde sürdürülebilirlik sağlayabilmeleri için karşılaştığı riskleri de göz önünde bulundurarak stratejiler geliştirmelidir. Ortaya çıkabilecek riskleri minimuma indirebilmek için işletme yöneticileri bulunduğu pazar içindeki konumunu belirleyerek gelecek satış miktarı hedeflerini, maliyetlerini ve satış fiyatlarını yönetim muhasebesi verilerine dayanarak belirlemeleri gerekmektedir. Stratejik yönetim muhasebesi verileri için finansal muhasebe ve maliyet muhasebesi sistemi kurulmalıdır. Bu sistem yönetim muhasebesi için maliyet davranışlarını kapasite bazlı sabit ve değişken olarak hesaplayabilmelidir. Bu bağlamda, şirketlerin stratejik yönetim muhasebesi çerçevesinde hesaplanan maliyet hacim ve kar analizleri piyasa koşullarına göre doğru analiz edilmelidir. Bu çalışmada, X, Y ve Z ürünlerini fason olarak ürettirip satan işletmeye ait veriler kullanılmıştır. Maliyet verileri yönetim muhasebesine veri üretebilmek için finansal muhasebeden gelen veriler sabit ve değişken olarak ayrıştırılmış piyasa ve kapasite bilgileri kullanılarak mevcut satış miktarı ve fiyat bilgilerine göre ürün bazında analizler yapılmıştır. Daha sonra kârı artırabilmek için satış fiyatı, satış miktarı ve maliyet verileri değişken ve sabit olarak ayrılarak ürün bazında maliyet hacim ve kar analizi yapılmıştır. Tek bir ürün üretiminde, Y ve Z ürünleri kar, X ürünü ise zarar olarak gerçekleşmiştir. X, Y ve Z ürünleri için çoklu ürün analizi ele alınarak fason üretim yapan işletmeye kendi bünyesinde üretim yapabilme alternatifi için makine alımı yapıldığı zaman maliyet hacim kâr analizi yapılmıştır. Fason üretim durumunda çoklu ürün analizinde kâr marjı %34,66 iken, makine alım durumunda kâr marjının %36,50'ye yükseldiği görülmüştür. Ayrıca finansman maliyeti bittiğinde işletmenin aylık 31.250 TL'lik maliyetten kurtularak kârlılığı artıracağı görülmüştür. Şirketin makine alımı ile sadece X, Y ve Z ürünü üretmesi durumu da analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek kâr marjı sırasıyla X, Z ve Y ürünleri olmuştur. Piyasa talebine göre bazı kısıtlamalar göz önüne alınarak en uygun ürün karması yapılmıştır. Makine alım durumunda atıl kapasite için ek olarak X ürününden 600 adet, Y ürününden 500 adet üretim gerçekleştirilmiştir. Makine alım alternatifi ile işletme farklı ürünler üretip satma imkânı elde etmiştir. X, Y ve Z ürünlerinin fiyatları düşürülerek üretim hacmi artırılmış ve kârlılık yüzde %38,06'ya çıkmıştır. Çalışmadaki alternatifler yönetime sunulmuştur. Üretim süreçlerinin karmaşık olması, şirketlerin kar hedefi analizlerini hatalı yapmasına yol açabilmektedir. Bu bağlamda, tekstil şirketlerinin üretim süreçlerine bağlı olarak maliyet verilerini doğru belirlemesi ve uygun bir sistem geliştirmeleri gerekmektedir. Bu çalışma, tekstil sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin doğru maliyet sistemi kurabilmeleri ve maliyet hacim ve kar analizlerini piyasa koşullarına göre doğru analiz edebilmeleri için önemlidir.
Fatih Akın sinemasında göç anlatısı ve göçmenliğin sunumu
Göç ve göçmenlik olgusu, insanlığın başlangıcıyla paralellik gösteren bir özelliğe sahiptir. Modernizm öncesinde umumiyetle mecburi bir niteliğe sahip olan göç, modernizm sonrası isteğe bağlı olarak belirim göstermeye başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri, bozulmuş olan ekonomilerini daha yukarılara çekebilmek amacıyla gelişmemiş ülkelerden insanların kendi sınırları içerisine dahil olmasına olanak tanımıştır. Bu sayede göçmenlik deneyimi, dünya üzerindeki birçok milletten insan tarafından deneyimlenmeye başlamıştır. Ancak bu deneyimi yaşayan göçmenler, birtakım sosyal, kültürel, psikolojik sorunlar yaşamışlar ve yeni göç ettikleri ülkelere adaptasyon sürecinde zorluklar çekmişlerdir. Onlardan sonra gelen ve ikinci nesil olarak adlandırılan kişiler ise ebeveynlerine kıyasla göç edilen ülkenin sosyal, ekonomik, siyasal şartlarına daha kolay entegre olabilmiş ve bu sayede o ülkenin toplumu ile bütünleşebilmişlerdir. Tüm bu tecrübeler, gerçek yaşamla sıkı bir bağlantı içinde olan sinemada da kendini göstermiştir. Göçmen yönetmenler, göç ve göçmenlikle ilgili tecrübelerini beyaz perdeye yansıtmışlardır. Bu yönetmenler birisi de ikinci kuşak bir göçmen olan ve küçük yaştan itibaren ailesiyle birlikte Almanya'da yaşayan Fatih Akın'dır. Fatih Akın, göçmen olmanın getirdiği çok kültürlülüğü filmlerinde kullanmış, göç ve göçmenlik olgularını anlatılarında farklı açılardan ele almıştır. Bu anlamda göçmen sineması, diaspora sineması, aksanlı sinema gibi türler içerisinde kendine yer bulan Fatih Akın, Almanya'da önemli bir konuma erişmiş, uluslararası festivallerde bir çok ödül kazanmıştır. Bu çalışmada, Fatih Akın'ın göç ve göçmenlik olgularını anlatılarında nasıl ve ne şekilde işlediği ele alınmıştır. Çalışmada öncelikle göç, göçmenlik, diaspora sineması, göçmen sineması gibi kavramlar irdelenmiş, ardından bulgular yorumlanarak sonuç bölümünde tartışmaya açılmıştır. Buna göre Fatih Akın'ın filmlerinin ortak anlatılarında göç ve göçmenlik olgularına, anavatan ve göç edilen mekana yönelik birtakım anlamların ortaklaşa olarak var olduğu, karakterlerin yer aldığı kuşağa bağlı olarak farklı özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu tezin, alanda çalışma yapacak diğer araştırmacılara katkı sağlayacağı ve yol göstereceği düşünülmektedir.