Theses supervised by Doç. Dr. Tarkan Yorulmaz
11 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi
Investigation of heavy metals accumulating in muscle tissues of three marine fish species sold in Ankara fish market
The black Sea is currently polluted in many ways. This research's objective was to detect the toxic metals in the Black Sea and evaluate how much of them fish are absorbing. In the fish market in Ankara, three different varieties of fish Engraulis encrasicolus, Merlangius merlangus euxinus and Trachurus mediterraneus were purchased. 28 heavy metals were dosed in fish muscle using ICP-MS. Before tissues analysis, the three kind of fishes were dissected and fish muscle samples from the Black Sea Region were digested using a microwave digestion. Among these, some of them are the most frequently studied (As, Mn, Cd, Pb, Se, Cu, Hg, fe, Cr, Co and Ni) in these three kind of species. Fish samples contained toxic element levels of 0.0057-0.63 ug/g for lead, 0.0066-0.05 ug/g for mercury, 0.06-0.09 ug/g for arsenic, 0-0.0058 ug/g for cadmium, and 0.27-0.32 ug/g for nickel. Fish samples had trace amounts of iron 32.99-82.50 ug/g, copper 0.19-0.85 ug/g, manganese 0.20-0.23 ug/g, zinc 3.58-33.14 ug/g, selenium 0.041-0.049 ug/g, 4.37-8.05 ug/g for chromium and ND for cobalt. These metals are regulated by the Turkish Food Codex and there is only one heavy metal (lead) among them that has exceeded the Turkish Food Codex in two species Engraulis encrasicolus, and Merlangius merlangus euxinus.
Identification housekeeping genes of coliform bacteria from Mosul hospitals waste water-stations as an indicator for pollution
The management of hospital wastewater has become a significant issue due to the presence of unregulated emerging micropollutants, which can have potential health effects on humans and aquatic species. In this review, we focus on the formation, composition, and ecotoxicological effects of selected emerging housekeeping genes for Salmonella spp. (thrA, purE, sucA, hisD, aroC, hemD, dnaN) found in hospital wastewater. Chromogenic coliform agar is used as a medium for identifying Salmonella spp. by producing a characteristic color change in the presence of the bacteria. This tool is crucial for the detection and enumeration of Salmonella in food, water, and clinical specimens. Additionally, we examine other techniques used to quantify the concentration of these emerging pollutants in hospital wastewater, including minimum inhibition concentrations of antibiotics and comparison sequencing methods. The results of these methods are positive, emphasizing the need for effective management and treatment of hospital wastewater. In conclusion, the management of hospital wastewater is crucial due to the presence of emerging pollutants, and the techniques discussed in this review can be used to identify and quantify these pollutants.
Gökçeada'nın (Çanakkale) yarasa varlığı ve aktivite örüntüsü
Bu çalışmanın amacı, Gökçeada'nın yarasa türlerini tespit etmek ve aktivite örüntüsünü ortaya koymaktadır. Bu çalışma aynı zamanda Türkiye adalarını temsilen ve Gökçeada'da yarasalar ile ilgili ilk kez yapılan bir çalışmadır. Gökçeada'da yapılan çalışmalar akustik çalışmalar (statik sabit dedektör ve manuel dedektör), tünek tarama çalışmaları ve eunis habitat çalışmaları olmak üzere üç ana kısımda yapılmıştır. Bu verilerin toplandığı alanların ve tünek tarama alanlarının eunis habitat tipleri de kaydedilerek yarasaların aktivite örüntüsü oluşturulmuştur. Bu çalışmalar; Gökçeada'da bulunan 27 eunis habitat tipinden sabit cihazlar ile 17 habitat tipinde, manuel taramalar ile 25 habitat tipinde ve tünek taramaları ile de 15 habitat tipinde yapılmıştır. Çanakkale ili, Gökçeada ilçesinde (adasında) Ocak 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında yapılan çalışmalarda Gökçeada'da akustik olarak sabit cihaz (28 istasyon, 17 eunis habitat tipi), manuel dedektör (250 km, 5 hat ve 25 eunis habitat tipi) ve tünek tarama (15 eunis habitat tipi) çalışmalarında toplamda 3 familyaya ait, 6 gruba mensup, 9 cins altında 13 tür, 25 eunis habitat tipinde tespit edilmiştir. Çanakkale ilinden farklı 3 ve Marmara Bölgesi'nden farklı bir yarasa türü ve Gökçeada' ya yakın olan 2 adet Yunan adasında kaydedilen 3 türden biri yine Gökçeada'da kaydedilmiştir. Gökçeada'da yaygın bulunan 6 eunis habitat tipi kaydedilirken yarasalar, tür çeşitliliği açısından yoğun olarak 5 eunis habitat tipinde ve aktivite yoğunluğu açısından 4 eunis habitat tipinde kaydedilmiştir. Hem yaygın hem tür çeşitliliği zengin hem de aktivitenin yoğun olduğu ortak 3 eunis tipi kaydedilmiştir. Bu çalışma aynı zamanda Gökçeada'nın yarasa türleri ve aktivite örüntüsü ortaya çıkarılarak hem yarasaların hem de yarasalar için uygun habitatların korunması için temel bir çalışma olmuştur.
Çankırı Karatekin Üniversitesi Orman Fakültesi Araştırma Ormanında büyük memeli türlerinin aktivite örüntüsü ve orman amenajman planına yansıması
Bu çalışmada, Çankrı Karatekin Üniversitesi Orman Fakültesi Araştırma Ormanında 30.11.2021-30.11.2022 tarihleri arasında fotokapan yöntemiyle elde edilen kayıtlar dikkate alınarak büyük memeli türlerin tespiti, günlük ve aylık aktivitelerinin belirlenmesi ile elde edilen verilerin orman amenajman planlanına yansımasına yönelik ne gibi çalışmaların yapılması gerektiği araştırılmıştır. Çalışma kapsamında toplam 9 fotokapan kullanılarak 11 farklı istasyondan kayıtlar alınmıştır. Alınan kayıtlar video süresi ve fotoğraf sayısı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada kaydedilen toplam 8 adet büyük memeli hayvanı türleri: bozayı (Ursus arctos), kaya sansarı (Martes foina), karaca (Capreolus capreolus), kurt (Canis lupus), kızıl tilki (Vulpes vulpes), vaşak (Lynx lynx), yaban domuzu (Sus scrofa) ve yaban tavşanı (Lepus europaeus)'dır. Çalışma alanında video süresine göre en fazla kaydı alınan türler sırasıyla yaban tavşanı (%46.1), kurt (%29.6) ve yaban domuzu (% 20.9) iken, fotoğraf sayısına göre ise en fazla kurt (%44), yaban tavşanı (%36) ve yaban domuzu (%13) tespit edilmiştir. Tespit edilen büyük memeli türlerinin en çok aktivite zamanları: bozayı; Kasım ayında 00:00-02:00, karaca; Temmuz ve Ağustos aylarında 08:00-10:00, kaya sansarı; Nisan ayında 00:00-02:00, kızıl tilki; Ocak ayında 14:00-16:00, kurt; Ağustos ayında 06:00-08:00, vaşak; Ağustos ayında 00:00-02:00, yaban domuzu; Mayıs, Ekim ve Kasım aylarında 00:00-02:00 ve yaban tavşanı ise Nisan, Mayıs ve Temmuz aylarında 00:00-02:00 saat dilimlerinde göstermiştir. Çalışma kapsamında özelikle Temmuz ayında insan, otlatma ve araç hareketliliği faaliyetleri en yüksek seviyeye çıkmış ve bu ayda büyük memeli hayvan faaliyetlerinin azaldığı görülmüştür. Ayrıca çalışma alanında bazı bölmelerde Eylül, Ekim ve Kasım aylarında odun üretim faaliyetleri yapılmış, üretim faaliyetlerinin yakınında yer alan fotokapanlarda büyük memeli faaliyetlerinin azaldığı gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda araştırma ormanının büyük memeli hayvanların faaliyetleri kapsamında önemli bir potansiyele sahip olduğu ve bu potansiyelin dikkate alınarak orman amenajman planlarına yansıması sağlanarak bu alanın koruma altına alınması gerektiği söylenebilir.
Lömbürdekini mağarası'nın (Kalecik-Ankara) yarasa (Chıroptera) aktivitesinin ve abiyotik koşullarının belirlenmesi
Chiroptera takımı üyelerinin en önemli tüneme alanlarından biri mağaralardır. Yarasaların her bir biyolojik döneminde tercih ettiği mağara değişebilmektedir. Bu durum mağaranın fiziksel özelliklerinden, mağara çevresinin yapısından, yarasaların bireysel ve dönemsel ihtiyaçlarından kaynaklanır. Lömbürdekini Mağarası'nı Rhinolophus mehelyi, Myotis myotis, Myotis blythii ve Miniopterus schreibersii türlerinin kullandığı bilinmektedir. Bu çalışmada söz konusu mağaranın dönemsel yarasa aktivitesinin ve abiyotik koşullarının belirlenmesi amaçlandı. Amaç doğrultusunda mağarada Nisan 2022-Eylül 2023 tarihleri arasında periyodik araziler düzenlendi. Mağara içinde 6 farklı istasyon bölgesi belirlendi. Bu istasyonlarda mağaranın sıcaklık, nem, CO2, H2S, CO, O2 seviyeleri ve yarasa aktivitesi araştırıldı. Ölçülen parametrelerin ve yarasa aktivitesindeki değişkenliğin birbiriyle ilişkisi istatistiksel olarak uygun testlerle sınandı. Mağara içindeki sıcaklık, nem ve CO2 değerleri mağara dışı ile kıyaslandı. Mağara ekosistemlerinin sabit koşullar sunduğu düşünülse de elde edilen bulgular Lömbürdekini Mağarası'nın bazı parametreler açısından dış ortamdan izolasyon derecesinin düşük olabileceğini bazı parametreler açısından ise görece kararlı koşullar sunduğunu göstermektedir. Mağara, yarasaların %82'si tarafından gebelik ve yavrulama-yavru bakımı; %16'sı tarafından çiftleşme; %2'si tarafından hibernasyon döneminde kullanılmaktadır. Mağarada en fazla kaydedilen tür Myotis myotis/blythii; en az kaydedilen tür Rhinolophus mehelyi'dir. Bu çalışmada da görüdüğü gibi yıl boyunca alınan ölçümler ve mağarayı kullanan yarasaların aktiviteleri değişkenlik gösterebilmektedir. Koruma biyolojisi çalışmalarında türü ve habitatı tanımak büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında mağara ekosistemlerini ve mağara yarasalarını koruyabilmek için yıl boyunca yapılacak çalışmaların önemi vurgulanmaktadır.
Lömbürdekini mağarası'nın (Kalecik-Ankara) yarasa (Chıroptera) aktivitesinin ve abiyotik koşullarının belirlenmesi
Chiroptera takımı üyelerinin en önemli tüneme alanlarından biri mağaralardır. Yarasaların her bir biyolojik döneminde tercih ettiği mağara değişebilmektedir. Bu durum mağaranın fiziksel özelliklerinden, mağara çevresinin yapısından, yarasaların bireysel ve dönemsel ihtiyaçlarından kaynaklanır. Lömbürdekini Mağarası'nı Rhinolophus mehelyi, Myotis myotis, Myotis blythii ve Miniopterus schreibersii türlerinin kullandığı bilinmektedir. Bu çalışmada söz konusu mağaranın dönemsel yarasa aktivitesinin ve abiyotik koşullarının belirlenmesi amaçlandı. Amaç doğrultusunda mağarada Nisan 2022-Eylül 2023 tarihleri arasında periyodik araziler düzenlendi. Mağara içinde 6 farklı istasyon bölgesi belirlendi. Bu istasyonlarda mağaranın sıcaklık, nem, CO2, H2S, CO, O2 seviyeleri ve yarasa aktivitesi araştırıldı. Ölçülen parametrelerin ve yarasa aktivitesindeki değişkenliğin birbiriyle ilişkisi istatistiksel olarak uygun testlerle sınandı. Mağara içindeki sıcaklık, nem ve CO2 değerleri mağara dışı ile kıyaslandı. Mağara ekosistemlerinin sabit koşullar sunduğu düşünülse de elde edilen bulgular Lömbürdekini Mağarası'nın bazı parametreler açısından dış ortamdan izolasyon derecesinin düşük olabileceğini bazı parametreler açısından ise görece kararlı koşullar sunduğunu göstermektedir. Mağara, yarasaların %82'si tarafından gebelik ve yavrulama-yavru bakımı; %16'sı tarafından çiftleşme; %2'si tarafından hibernasyon döneminde kullanılmaktadır. Mağarada en fazla kaydedilen tür Myotis myotis/blythii; en az kaydedilen tür Rhinolophus mehelyi'dir. Bu çalışmada da görüdüğü gibi yıl boyunca alınan ölçümler ve mağarayı kullanan yarasaların aktiviteleri değişkenlik gösterebilmektedir. Koruma biyolojisi çalışmalarında türü ve habitatı tanımak büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında mağara ekosistemlerini ve mağara yarasalarını koruyabilmek için yıl boyunca yapılacak çalışmaların önemi vurgulanmaktadır.
Irak'ın Babylon kentindeki yanıklardan, yaralardan ve idrar yolu enfeksiyonu hastalarından izole edilen pseudomonas aeruginosa'nın moleküler tanımlanması ve virülans analizi
Gram-negatif bir bakteri olan Pseudomonas aeruginosa, antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç nedeniyle büyük bir endişe kaynağıdır. Araştırmacılar, efluks pompaları ve antibiyotik hedefleri gibi doğuştan gelen mekanizmalarını ve gen transferi yoluyla edinilen direncini incelemektedir. Bu durum, mikrobiyal ekoloji ve hastalık yönetiminde stratejilere duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır. Çalışmamızda, Irak'ın Babil Şehri'ndeki P. aeruginosa'yı araştırmak ve çeşitli genetik yapısı ile patojenite özelliklerineodaklanılmıştır.Araştırma,P.aeruginosa enfeksiyonlarının epidemiyolojisini anlamayı ve hedefe yönelik tedavi stratejileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Örnekler yanıklar, yaralar ve idrar yolu enfeksiyonları olarak ayrılan 100 katılımcıdan ve 50 sağlıklı bireyden oluşan bir kontrol grubu olmak üzere toplam 150 kişiden oluşmaktadır. MİK'i belirlemek için VITEK-2 sistemi kullanılmıştır. Biyofilm üretim oranı, mikrotitre plakası yöntemiyle tahmin edilmiştir. Daha sonra DNA ekstrakte edilmiş, ExoA ve FliC genleri PCR ile çoğaltılmış ve çoğaltılan ürün dizinlenmiştir. Elde edilen diziler daha sonra çeşitli nükleotidleri tespit etmek için NCBI Blast araçları kullanılarak analiz edilmiştir. Pseudomonas aeruginosa kültürünün sonuçları, bakteri kültürünün tipik sonuçlarını göstermiştir. Verilerin analizi, en yüksek P. aeruginosa izolat yüzdesinin (%30) 17-26 yaş grubunda bulunduğunu göstermektedir. 27-36 yaş grubunda %28, 37-45 yaş grubunda %24 ve en düşük yüzde %18 ile 46-51 yaş grubunda bulunmuştur. Ki-kare değeri 1,680 ve buna karşılık gelen p-değeri 0,641'dir. Örneklerin enfeksiyon bölgesine göre dağılımında, en yüksek enfeksiyon bölgesi %42 ile yara izolatlarında oluşurken, bunu %36 ile yanıklar ve %22 ile idrar yolu örnekleri takip etmektedir (ki-kare değeri 3.160 ve p-değeri 0.206). Pozitif örneklerin dağılımı her iki cinsiyet (erkek ve kadın) arasında eşit bir dağılım göstermiştir ve P-değeri 0.631'e eşittir. Kan gruplarına göre dağılım, 50 pozitif izolatın sekiz kan grubu arasında; O+ (%16), O (%12) A+ (%16) A (%10) B+ (%14) B (%12) AB+ (%12) ve AB (%8) olarak dağıldığını göstermektedir. Ki-kare değeri 2.160 olup p-değeri 0.950 gibi yüksek bir değerdir. VITEK-2 sistemi ile elde edilen MİK sonuçları, Gentamisin'e (GEN) %78 oranında duyarlılık ve Aztreonam'a (ATM) %0 oranında en düşük duyarlılık göstererek test edilen suşlar arasında direnç olduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan, en yüksek ii direnç %96 ile Meropenem'e (MRP) karşı kaydedilirken, Gentamisin (GEN) %22 oranında direnç göstermiştir. Bu karşılaştırmaya 0.004'e eşit anlamlı bir P-Değeri eşlik etmiştir. Amplifikasyon ve ardından sekanslama ile ilgili sonuçlar, NCBI veri tabanındaki CP075787.1 referans sekansı ile karşılaştırıldığında ExoA geninde farklı varyasyonlar olduğunu göstermiştir. En yüksek varyasyon oranını gösteren izolat aynı zamanda en yüksek biyofilm üretim oranını da göstermiştir. Flic geninin dizi analizi de referans ID'li (L81147.1.) referans diziyle karşılaştırıldığında farklı varyasyonlar göstermiştir. En yüksek varyasyon oranına sahip örnekler yüksek MİK seviyeleri göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçlarından, Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonunun genç yetişkinlerde yaygın olduğu sonucuna varılabilir. Gentamisin, yüksek duyarlılık oranları nedeniyle çoğu P. aeruginosa izolatının tedavisinde etkilidir. Genetik varyasyonlar biyofilm üretimi ile pozitif korelasyon göstermektedir. ExoA ve FliC gen varyasyonları daha yüksek olan izolatlar daha fazla biyofilm üretmiştir. ExoA ve FliC genlerinin genetik varyasyonları ile MİK arasında pozitif korelasyon vardır. Yüksek antibiyotik direnci gen varyasyonları ile bağlantılıdır.
Bağdat hastalarında caga ve vaca virülans ve gyra antibiyotik direnç genlerinin varlığına dayalı olarak helicobacter pylori'nin moleküler tespiti
Helicobacter pylori (H. pylori) dünyada çok sayıda insanı enfekte eden gram-negatif bir bakteridir ve insan midesinin epitelini enfekte eder. Bu çalışma Bağdat'ta (Yarmouk Eğitim Hastanesi, Al Kindi Hastanesi, Medical City) yürütülmüş ve 100 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalara uzman doktor tarafından tanı konulmuş ve hasta örnekleri Eylül 2022 ile Şubat 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Toplanan gastrik biyopsi örneklerinden ekstrakte edilen RNA sonucu, ters transkripsiyon polimeraz zincir reaksiyonu kullanılarak cDNA'ya dönüştürülmüştür. cDNA, Gerçek Zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-qPCR) ile gen ekspresyonunu ve bu genlerin gastrointestinal hastalık gelişimi ile ilişkisini değerlendirmek için VagA, CagA virülans ve GyrA antibiyotik direnç genleri için spesifik primer setleri kullanılarak çoğaltılmıştır. 16SrRNA kantifikasyon için referans gen mRNA olarak kullanılmıştır, VagA geni için kat değişikliği sonucu 1,9113 iken VagA gen ekspresyon seviyesinin yukarı regülasyonunu göstermektedir. Öte yandan, CagA geni için kat değişimi sonucu 4.6144 olup gen ekspresyon seviyesinin yukarı regülasyonunu göstermektedir. Ek olarak, GyrA geninin kat değişimi sonucu 4.3664 iken, GyrA gen ekspresyon seviyesinin yukarı regülasyonunu göstermektedir. Genel olarak, sonuçlar VagA, CagA ve GyrA için gen ekspresyon seviyesinin yukarı regülasyonunu ve genler arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir (p≤0,05). Mevcut çalışmada, VagA, CagA ve GyrA genleri için gen ifadesi arasındaki fark Tukey testi ile belirlenmiştir. Bu sonuçlar, RT-qPCR'nin insan mide dokusunda H. pylori varlığını ve H. pylori genlerinin ekspresyonunu tespit etmek için hassas ve spesifik bir yöntem olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşımla H. pylori gen ekspresyonunun in vivo olarak saptanması, H. pylori enfeksiyonlarının tanısının iyileştirilmesine ve patogenezinin anlaşılmasına katkıda bulunabilir.
Candida spp ve herpes simplex virus 2'nin ikili enfeksiyonunun vajinitli kadınlarda bakır, çinko, magnezyum ve diğer biyobelirteçler üzerindeki etkisi
Bu çalışma, vajiniti olan kadınlar arasında Candida spp ve Herpes simplex Virüs (HSV) enfeksiyonlarının yaygınlığını bazı biyobelirteçlerle ilişkili olarak değerlendirmek amacıyla Kasım 2022- Kasım 2023 tarihleri arasında Irak'ın Kerkük kentinde yürütülmüştür. Çalışmaya vajinal enfeksiyonu olan 21-60 yaş arası 327 evli kadın katılmıştır. Derin vajinal sürüntü örnekleri toplanmış ve 100 örneğin Candida spp için pozitif olduğu doğrulanmıştır. Kan örnekleri üzerinde ESR, CBC tayini ve serum ayrıştırma dahil olmak üzere çeşitli analizler yapılmıştır. Serum örnekleri, çeşitli enzimlerin ve HSV-2'nin ileri analizleri için -20°C'de saklanmıştır. Çalışmanın bulguları, vajinal örneklerin önemli bir kısmında Candida için pozitif kültürler elde edildiğini ve en yüksek oranın 51-60 yaş arası kadınlarda görüldüğünü ortaya koymaktadır. Candida albicans tanımlanan en baskın tür olmuştur. Ayrıca, seroprevalans çalışmaları daha genç yaş gruplarında ve daha yüksek eğitim seviyesine sahip bireylerde HSV-2 prevalansının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Candida ve HSV-2 arasındaki eş enfeksiyon oranları da belgelenmiştir. Ek olarak, bakır, çinko, magnezyum, SOD, seruloplazmin ve eNOS gibi biyobelirteçlerin analizi, negatif enfeksiyon ve kontrol gruplarına kıyasla pozitif enfeksiyonlu gruplar arasında ortalama seviyelerde kayda değer düşüşler olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak, farklı enfeksiyon kategorileri arasında eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) seviyelerindeki farklılıklar, negatif enfeksiyon durumu veya kontrol grubuna kıyasla pozitif enfeksiyon durumu olan bireylerde gözlenen yüksek seviyelerle birlikte, inflamatuar durumdaki potansiyel farklılıklara işaret etmektedir
Bağdat'ta yaşayan H. Pylorı ve tip 2 diyabet hastalarında bazı immünolojik parametrelerin düzeylerinin belirlenmesi
Diyabet dünya çapında bir sağlık sorunudur ve dünyada önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Tip 2 Diyabet melitus (T2DM) genellikle yetişkinlerde bulunur. Helicobacter pylori (H. pylori) enfeksiyonu, dünya nüfusunun yarısından fazlasının kolonize olduğu ve mide dışında gastrointestinal hasara ve bozukluklara neden olduğu küresel olarak yaygın bir şekilde yayılmıştır. Son zamanlarda diyabetik hastalarda bakterinin yaygınlığının arttığı gözlemlenmiştir. Çalışmanın amacı: Bu çalışmanın amacı T2DM'li yetişkinlerde H. pylori'yi araştırmak, sitotoksinle ilişkili gen A (CagA) ile enfekte olmuş virülan suş seviyesini belirlemek ve Hemoglobin A1c (HbA1c) ve C-Peptid gibi bazı biyokimyasal parametreleri ölçmektir. Ve bunu immünolojik belirteçler Interlukin 33 (IL 33) ve Interlukin 37 (IL-37) ve tümör nekroz faktörü TNF-α ile karşılaştırmaktır. Yöntemler: Mevcut çalışmaya (102) T2DM'li hasta (46) erkek ve (56) kadın, yaşları 20 ile 70 arasında değişmektedir. 3 Aralık 2022 ile 15 Şubat 2023 tarihleri arasındaki dönemde Endokrinoloji ve Diyabet Uzmanlık Merkezi'nden, Ulusal Diyabet Tedavi ve Araştırma Merkezi'nden ve Bağdat Sağlık Bakanlığı - Al-Rusafa'ya bağlı Al Kindi Eğitim Hastanesi'nden kan toplandı, ayrıca (15) görünüşte sağlıklı yetişkinlerden alınan örnekler karşılaştırma için toplam sayıya kontrol olarak dahil edildi. Serum toplandıktan sonra, araştırma tarafından hazırlanan bir formla hastalardan demografik veriler alındı. Daha sonra H. pylori'yi tespit etmek için (OnSite CTK) kromatografik immünolojik testin hızlı testi gerçekleştirildi ve sonrasında HbA1C ve C-Peptid ölçümleri için Cobas e411 kullanıldı. H. pylori CagA, IL-33 ve IL-37 ve TNF-α ELISA kullanılarak test edildi. Sonuçlar: Sonuçlar, T2DM'li yetişkinlerde H. pylori prevalansının (%70,11) olduğunu, ayrıca tüm T2DM H. pylori pozitif vakalarında H. pylori'nin CagA pozitif virülan suşunun seviyesindeki artışın (%93,44) olduğunu gösterdi. CagA ve Cinsiyet grupları arasında (P=0,000) ve Hp+ ve Hp- grupları arasında C-Peptid seviyesinde yüksek anlamlı farklar vardı (P=0,001). Çalışmanın sonuçları ayrıca, IL-33 ve IL-37'nin ulaştığı (P=0,028, 0,01) çalışma grupları (Hp+, Hp- ve kontrol grubu) arasında anlamlı seviye farklılıkları olduğunu gösterdi, ancak TNF-α seviyesinde ulaştığı (P=0,354) anlamlı bir fark yoktu. Çalışma, tip 2 diyabetli (T2DM) iki hasta grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki interlökinler IL-33 & IL-37 & TNF-α düzeylerinin, her ikisi için de ulaşılan interlökinler IL-33 & IL-37 düzeyleri ile görünüşte istatistiksel olarak oldukça anlamlı iii farklılıklar gösterdiğini (P = ≤ 0.001), ancak TNF-α ile anlamlı bir fark olmadığını gösterdi. Çalışmamız ayrıca, C-Peptid ile çalışma grupları (+HP diyabetliler, -HP diyabetliler ve kontrol grubu) arasında güçlü, istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir korelasyon gösterdi (Pearson Korelasyonu = 0.324, P≤ 0.001). Ayrıca, Pearson korelasyonu kullanılarak IL-33 ve IL-37 arasında istatistiksel açıdan anlamlı çok güçlü bir pozitif korelasyon olduğu gösterildi (Pearson Korelasyonu = 0.939, P≤ 0.001). Ayrıca, Pearson korelasyonu kullanılarak IL-37 ile çalışma grupları (HP+ diyabetliler, HP diyabetliler ve kontrol grubu) arasında çok güçlü, istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir korelasyon olduğu gösterildi (Pearson Korelasyonu = 0,298, P≤0,001). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, H. pylori prevalansının T2DM'li yetişkinler arasında yüksek olduğunu ve yüksek CagA pozitif yüzdesinin bu yetişkinlerde virülan suşun prevalansını yansıttığını ve bunun kendi başına ciddi bir riskli durumu temsil ettiğini tespit etti. Çalışma, C-Peptid üretimindeki artışın bakterinin varlığıyla ilişkili olduğunu tespit etti. Çalışmamız ayrıca TNF-α üretiminin T2DM'li yetişkinlerde H. pylori enfeksiyonunun etkisiyle arttığını buldu. Öte yandan, T2DM'li hastalarda IL-33 ve -37 seviyelerindeki azalma, genel immünosupresyon durumunda rol oynayabilir
Irak'taki mide kanseri hastalarında Helicobacter pylori kaynaklı DNA metilasyon genleri STMN1 ve DIMT1'in ilişkisi
Mide hastalıkları, özellikle Helicobacter pylori (H. pylori) enfeksiyonu ile ilişkili olanlar, önemli bir küresel sağlık sorununu temsil etmektedir. Bu çalışma, H. pylori, virülans geni cagA ve miR-210 ve DIMT1 ve STMN1'in DNA metilasyon paternleri gibi anahtar moleküler belirteçlerin rolüne odaklanarak mide hastalıklarının altında yatan klinik, moleküler ve epigenetik faktörleri araştırmayı amaçlamıştır Sonuçlar, H. pylori enfeksiyonu ve cagA virülans geninin gastrit, mide kanseri ve lenfoma dahil olmak üzere çeşitli mide hastalıkları ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu göstermiştir. Odds oranı analizi, cagA pozitifliği ile artmış mide patolojisi riski arasında güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya koymuştur. Moleküler bulgular, hastalarda miR-210'un önemli ölçüde aşağı regülasyonunu vurgulayarak, mide kanseri progresyonu için tanısal bir biyobelirteç olarak potansiyelini ortaya koymuştur. Epigenetik analiz, hastaların %70,9'unda DIMT1'in hipermetilasyonunu ortaya çıkararak kritik bir epigenetik olay ve H. pylori kaynaklı mide kanserinin erken teşhisi için umut verici bir biyobelirteç olarak rolünü vurgulamıştır. Buna karşılık, STMN1 hipometilasyonu spesifik demografik ve klinik faktörlerle orta düzeyde ilişkiler göstermiş, ancak hastalığın ilerlemesinde daha az önemli görünmüştür. Bu bulgular, H. pylori'nin gastrik hastalık patogenezindeki önemli rolünün altını çizerek enfeksiyon, enflamasyon, hipoksi ve epigenetik düzensizlik arasındaki etkileşimi vurgulamaktadır. Çalışma, miR-210 ve DIMT1 metilasyonunun hastalık teşhisi ve takibi için değerli biyobelirteçler olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca sonuçlar, mide hastalığı hastalarının sonuçlarını iyileştirmek için moleküler ve epigenetik belirteçleri tanı protokollerine ve terapötik stratejilere entegre etme potansiyelini vurgulamaktadır.