Theses supervised by Doç. Dr. Turgut Subaşı

11 theses · Sakarya University

Master'sOpen AccessTR

Osmanlı geleneksel devlet ve toplum anlayışı karşısında muhalif bir aydın: Tevfik Fikret

19. Yüzyıl, Osmanlılar'ın devlet ve toplum başta olmak üzere birçok alanda büyük bir bozulma ve çöküş sürecine girdiği bir dönemdir. Bu yüzyıl klasik dönem (1300-1600) olarak tabir edilen ihtişamlı zamanların devlet ve toplum anlayışından neredeyse tamamen uzaklaşıldığı bir dönemi ifade eder. Bu dönemde birçok Osmanlı aydını, gözlerinin önünde sınırları iyice daralan ve yıkılmakta olan Osmanlı Devleti'nin durumuna sessiz kalamamış, bu durumun vahametine dair çareler aramış ve buna yönelik birtakım fikirler ileri sürmüştür. Bu aydınlardan birisi de Tevfik Fikret olmuştur. 19. Yüzyıl'ın sonu ve 20. Yüzyıl'ın başlarında Osmanlı aydınları arasında çok etkin birisi olarak tanınan Tevfik Fikret'in daha çok şair ve sanatçı kimliği ile ön plana çıkması kanaatimizce içinde yaşadığı geleneksel devlet ve toplum düzenine yönelik ifade etmiş olduğu radikal olarak tanımlanabilecek birtakım muhalif fikirlerini gölgede bırakmış ve bu fikirler tam olarak aydınlığa kavuşturulamamış bir soru veyahut gözden kaçırılmış bir sorun olmuştur. Özellikle bu fikirleri onun da üyesi olduğu geleneksel Osmanlı devlet ve toplum anlayışı açısından değerlendirilmemiştir. Bir aydın olarak Tevfik Fikret temelde hükümdarın mutlak otoritesi üzerine inşa edilen ve her alanda dinin esas alındığı eski Osmanlı dünya düzenine karşılık olarak aklı kutsal kılan, bireyi ön plana çıkartan ve onu yücelten seküler dünya düzenini savunmuştur. O, saltanatı eski düzenin sembolü olarak tanımlamış ve onun dayandığı mutlakiyet rejimini özgürlük ve insanca yaşamanın önünde bir engel olarak görmüştür. Eski tarım toplumlarına dayanan ve Osmanlı geleneksel devlet felsefesinin de temel konseptini ifade eden "Daire-i Adalet" teoreminde hükümdara/hanedana atfedilen yüksek otoriteye ve onun Tanrı adına düzenin sağlayıcısı (Nizam-ı Alem ülküsü) olduğuna dair anlayışa karşı çıkmıştır. Hükümdarın mutlak ve yüceltilmiş otoritesinin sınırlandırılmasına olanak veren, milletin temsilcisi olarak gördüğü bir meclisi esas alan meşruti yönetim biçimini savunmuştur. Onun toplum tasavvuru eşitlik temelinde siyasal otorite başta olmak üzere efendilere kulluğun olmadığı bir düzene ve herkesin özgür ve kendi kararlarını bağımsız bir şekilde alabildiği insanlara dayanır. Ona göre savaşlar, insanlığa acı ve gözyaşından başka bir şey getirmemiş ve kendi vatanının kurtuluşunun da ancak bütün dünya milletlerinin kardeş olmasıyla gerçekleşebileceğine inanmıştır. Bu düşüncesini "vatanım yeryüzü, milletim insanlıktır" şeklinde simgeleştirmiştir. Batı dünyasını üstün bir yere konumlandırmış ve onu akıl, aydınlanma, ilerleme ve kalkınmayla özdeşleştirmiştir. Ona göre eğitim geleneksel Osmanlı eğitiminin dayandığı genellikle mutlak doğru olarak kabul edilmiş birtakım fikirlerin tepeden aşağıya sorgulanmadan aktarıldığı bir eğitim anlayışından uzak olup eleştiriye açık, farklı fikirlerin saygı gördüğü, aklın ve bilimin ön planda olduğu bir anlayışı esas almalı; "fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür" olan özgür düşünceli bireyler yetiştirmek amacını taşımalıdır. Eğitim yalnızca seçkinlerin ya da ayrıcalıklı insanların tekelinde olmamalı, genel olarak tüm topluma yayılmalı, özgür benlikler yaratarak bir milleti uyandırmayı ve bir bütün olarak ayağa kaldırmayı amaçlamalıdır. Ona göre kadını değersiz gören geleneksel patriarkal/ataerkil ya da pederşahi toplumlar uygarlaşamaz. "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer" diyerek kadınlığın insanlık açısından ne kadar büyük bir önem taşıdığının altını çizmiştir. Bu çalışmada Tevfik Fikret'in Osmanlı İmparatorluğu'nun klasik döneminde oluşan geleneksel devlet ve toplum anlayışına karşı ileri sürmüş olduğu çağdaş alternatif fikirler otorite, din, vatan, millet, savaş, birey, Batı, eğitim ve kadın konuları üzerinden değerlendirilecektir.

BatıcılıkBireyDin+7
Ahmet Fazıl Günay
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Döneminde iktidarın yeniden inşası: Bâbıâli Baskını

II. Meşrutiyet Dönemi, Osmanlı Devleti'nin başlangıcı Tanzimat'a dayanan özgürlüklerinin sürdürülmesi bakımından önemli bir dönemeç olsa da bu özgürlükleri muhafaza etmek hususunda verilen sınav başarılı geçmemiştir. Seçimler hakkaniyetle yapılamamış, yasama-yürütme-yargı arasında gözetilmesi gereken kuvvetler ayrılığı layıkıyla uygulanamamış, gücü elinde toplayan hükümet kendisine muhalif olanlara baskı uygulayarak demokrasinin başarıyla işleyebilmesinin önünde ciddi bir engel olmuştur. 1908 yılından 1912 yılı sonlarına kadar siyasi gücü elinde bulundurduktan sonra muhalefete düşen İttihat ve Terakki, kendisini koruyabilmek, bir yandan süren Balkan Savaşı'nın yıkıcı etkilerinden ülkeyi koruyabilmek ve Edirne'nin düşmana terk edilmesinin önüne geçebilmek için kendilerinin iktidarda olmasını tek çıkar yol olarak görmüştür. Ülkenin içerisinde bulunduğu durumun aciliyeti mevcut hükümetin anayasal çerçevede yıkılmasına imkân vermediğinden, muhalefete düşmenin ardından iktidarca yoğun bir İttihat ve Terakki düşmanlığına maruz kaldıklarından ve kendilerini II. Meşrutiyetin kurucusu hem de muhafızı saydıklarından dolayı tek çare olarak kabineyi bir darbeyle devirmeyi planlamış ve bunda başarılı olmuştur. İttihat ve Terakki'nin kanlı bir darbeyle tekrar siyasi gücü elde etmesinin akabinde yaptığı bu kanunsuz eyleme bir misilleme olarak dönemin sadrazamı muhaliflerce öldürülmüştür. Bu suikasttan kısa bir zaman sonra gerçekleşen Edirne'nin geri alınması İttihat ve Terakki için bir fırsat olmuş ve artık ülke İttihat ve Terakki'nin ve aynı zamanda da devletin bütün gücün üç liderin eline geçmiştir. Ülke Enver, Talat ve Cemal Paşalar yönetimi ele almış, kendi karşıtlarına çok sert tedbirlerle yanıt verilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti'nde başlayan bu otoriter dönem I. Dünya Savaşı'nın bitim yılı olan 1918'ye kadar sürmüştür.

Askeri tarihToplumsal tarih
Murat Erdoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

III. Arnavut isyanı sırasında bölgeye üst düzey bir ziyaret: Sultan Mehmed Reşad'ın Rumeli seyahati

Osmanlı padişahları, 19. yüzyıldan itibaren merkezi otoritenin güçlendirmek ve halkla temas kurmak amacıyla farklı dönemlerde çeşitli bölgelere seyahatler gerçekleştirmişlerdir. Saltanatı döneminde bu geleneği sürdüren Osmanlı padişahları arasında yer alan Sultan Mehmed Reşad'ın, gerçekleştirdiği seyahatler arasında en önemlisi ve en dikkat çekeni Rumeli seyahatidir. Söz konusu seyahat, dönemin siyasi otoritesi İttihat ve Terakki yönetiminin, Rumeli topraklarında uyguladığı politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan Arnavut isyanlarının bastırılması ardından Arnavutlarla devlet ilişkilerinin pekiştirilmesi ve bölgede hâkimiyetin tesis edilmesi için organize edilmiştir. 5-26 Haziran 1911 tarihleri arasında padişah ve önemli devlet makamlarının Rumeli'nin önemli merkezlerine gerçekleştirdikleri seyahat, siyasi meşruiyet aracı, Balkanlarda psikolojik üstünlük sağlama ve Osmanlı unsurları arasında birleştirici bir sembol olması bakımından önemli bir stratejik girişim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, Sultan Mehmed Reşad'ın 1911 yılında gerçekleştirdiği Rumeli seyahatini, merkezde İstanbul gazeteleri olmak üzere arşiv belgeleri ve mevcut akademik çalışmalar doğrultusunda, seyahat öncesinde bölgenin durumu, Arnavut isyanları, Osmanlı hükümetlerinin politikaları, seyahat süreci ve seyahatin ardından yaşanan gelişmeler bütüncül bir analiz çerçevesinde değerlendirilmiştir. Seyahat süresince incelenen dönemin iktidar ve muhalif tutumlar içerinde olan İstanbul gazetelerinde yer alan haber ve değerlendirmeler doğrultusunda tespitler yapılarak, dönemin siyasi atmosferinin basına nasıl yansıdığı ve toplumsal algı yönetimindeki işlevinin etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çok boyutlu bir yaklaşımla analiz edilen gazete haberleri başta olmak üzere, seyahat öncesi genel durum, seyahat süreci ve ardından yaşanan gelişmeler bir bütün çerçevesinde ele alınarak, Rumeli seyahatinin tarihsel sonuçları değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma, Rumeli seyahatini bir bütün olarak inceleyerek, dönemin atmosferini anlamaya yönelik detaylı bir analiz sunmaktadır.

Funda Özdoruk
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İkili yönetim döneminde Sudan'da idarî, sosyal ve ekonomik yapı (1898- 1956)

Bu çalışma, Sudan'ın 1898-1956 yıllarında tanık olduğu ikili yönetim döneminde Sudan'ın idari, sosyal ve ekonomik koşullarını tanımaya odaklanmaktadır. Sudan tarihinin bu devri, modern ve çağdaş tarihin en önemli dönemlerinden biri olarak kabul edilir, çünkü bu dönemde yaşanan olaylar ve kişilikler daha sonra Sudan ve halkı üzerinde büyük bir etkiye neden olmuştur. Ayrıca Sudan'ın bugün tanık olduğu tüm ekonomik, sosyal ve hatta siyasi gelişmelerin yaşanması da bu dönemde olmuştur. Bu çalışmanın önemi, Sudan'ın bu modern döneminde yaşadığı değişimlerin ihmal edilen veya yeterince çalışılmayan yönlerine odaklanmasıdır. Bu çalışma, ikili yönetim döneminde Sudan'da meydana gelen gelişmelerin ve değişimin idari, ekonomik ve sosyal yönlerini ele alarak, ikili yönetim altındaki döneme ışık tutmaya çalışmanın yanı sıra İngilizlerin, ekonominin gelişmesi ve Sudan toplumunun gelişmesi için yürüttüğü politikaları öğrenmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, sömürge döneminde sunulan eğitim, sağlık ve ulaşım gibi sosyal hizmetlerin rolünü ve sömürgeciliğe karşı mücadele eden ve ülkedeki siyasi arenada büyük rol oynayan ve daha sonra Sudan'ın bağımsızlığını kazanmasına yol açan eğitimli sınıfların ortaya çıkmasındaki etkisini bilmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma üç ana bölümden ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Bu çalışmada tarihsel, betimleyici, analitik yaklaşım, belge ve raporlardan bilgi toplanarak ve o dönemde önemli rol oynayan bazı kişilerin hatıralarından yararlanılmıştır. Bu çalışmanın en önemli bulgularından biri, sömürgeci devletin Sudan'da idare, ekonomik, sosyal ve kentsel bir rönesans bıraktığı, bu rönesansın sömürgecisinin hedeflerinin sınırlı olmasına rağmen, toplumun genel gelişimi üzerinde olumlu sonuçlar doğurduğu ve modern toplumun tezahürlerini oluşturan ekonomik ve sosyal dönüşümlere yol açtığıdır.

Bağımsızlık mücadelesiEkonomik yapıSosyal yapı+2
Sana Fikri Zaki Saad
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1848 İhtilali ve Fransa

Bu çalışma, 1815 ile 1852 yılları arasında Fransız toplumunun etkilendiği fikir akımları ve yaşam koşulları çerçevesinde gerçekleşmiş olan önemli siyasi gelişmelere odaklanarak kaleme alınmıştır. Fransız tarihinin en önemli olaylarından olan İhtilaller, Fransızlar için 1789'da kalmamış, 'Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik' ruhunun yeniden canlanması için 1830 ve 1848'de önce burjuvazi, daha sonra da işçi sınıfı ile yeniden ateşlenmesine yol açmıştır. Liberalizm ve cumhuriyetçilik akımlarının kıtadaki rüzgârlarına sosyalizm rüzgârı da eklenmiş, 1830 İhtilalinden sonra özellikle savunduğu sınıfsızlık düşüncesiyle birlikte işçi sınıfı arasında popülerleşmiş ve yalnızca devlet yönetimlerinin değil, toplumsal sınıflarında korkulu rüyası haline gelmişti. XIX. yüzyılın ilk yarısındaki bu akımların etrafında şekillenen 1848 İhtilali ise her ne kadar beklendiği gibi uzun süreli ve etkili olmasa da Fransızların siyasi sahasına gerçek halk savunucularının girmesine en büyük katkıyı sağlamıştı. Üç bölüm, bir giriş ve sonuçtan oluşan bu çalışmanın temel kaynağını dönemin gazeteleri, raporları ve ikincil kaynak olan Fransızca ve İngilizce eserler oluşturmaktadır. Bu eserler ışığında görülmüştür ki, yalnızca Fransızların değil ama tüm milletler için sanayi devriminden sonra makineleşmenin hayata etkileri, beklendiği gibi olumlu yönde olmamıştır. Bu etkiler özellikle XVIII. ve XIX. yüzyıllar da had safhaya ulaşmış ve kötü hasatlar ve ekonomik krizlerle birlikte daha da kötüye giderek, milletler ile devletler arasındaki uçurumu da beraberinde getirmiştir. Bu uçurum ise tarihte karşımıza kıtlık, kötü yaşam ve iş koşulları, fikir akımları ve kanlı ihtilaller ile çıkmıştır.

Merve Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Devlet dışı aktörler ve Afrika'daki Müslüman azınlıkların statüsü: Kuzey Kamerun örneği (1990-2020)

Bu tezin amacı, Sahra altı Afrika'daki ulusötesi ilişkilerin dinamiklerinde devlet dışı dinî aktörlerin, özellikle de Müslüman azınlıkların rolüne ilişkin tarih yazımındaki boşlukları doldurmaktır. Afrika uluslararası sahnesinin İslamî faktör üzerinden yeniden yapılandırılması gösterilerek, bu dini aktörlerin toplumsal barışa katılması veya toplumu istikrarsızlaştırması konusu, Kuzey Kamerun örneğinde ele alınarak otuz yıllık bir süre (1990-2020) üzerinden incelenmektedir. Bu çalışmada incelenen Müslüman toplulukları etkileyen 1990'ların tarihsel bağlamı ve sosyo-politik değişimlerini sunmadan önce, İslam'ın kıtaya nüfuzunun tarihsel arka planını sunmak gerekliydi. Afrika İslam imparatorlukları, İslam ile Avrupa sömürgeciliği arasındaki çatışmalar ve Sahra altı Afrika Devletlerinin bağımsızlığı, Sahra altı Afrika ülkelerindeki Müslüman toplulukların sosyo-politik statüsünü şekillendirmiştir. Bu tezin bazı yönleri, bu azınlıkların kimlikleri, eğitimleri, laiklik algıları, dernek örgütlenmeleri ve devletin ulusal ve uluslararası politikasındaki önemi üzerinde durarak, bu azınlıkların ikamet ettikleri Devlet içindeki durumlarını göstermiştir. Ayrıca, ulusötesi dinî hareketlilikler, Çad Gölü Havzası Bölgesi, Batı Afrika Bölgesi ve kıta düzeyi ve uluslararası sahne olmak üzere üç analiz düzeyi aracılığıyla incelenen Müslüman azınlıkların ilişkilerindeki kalıcılığı ve değişiklikleri göstermektedir. Bu azınlıkların durumunu en çok etkileyen yabancı İslamî devlet dışı aktörler arasında Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye önemli bir yer tutmaktadır. Araştırma yöntemleriyle ilgili olarak, tarihsel yaklaşım ve disiplinlerarasılık (Sosyoloji, Uluslararası İlişkiler ve Jeopolitik), çeşitli ülkelerdeki kütüphanelerde, uzmanlaşmış araştırma merkezlerinde ve sözlü tarih saha çalışmalarında veri toplamak ve analiz etmek için kullanılmıştır. Tüm bu sonuçlar, hem devlet içinde kendilerine önemli bir yer bulma hem de dünya ümmetini oluşturmak için diğer Müslüman topluluklarla işbirliği yapma arayışında olan Sahra altı Afrika'daki Müslüman azınlıkların karmaşık durumunu anlamayı mümkün kılmaktadır.

KamerunMüslüman azınlıklarSahraaltı Afrika+2
Abdoul Aziz Ahmadou
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'da müslüman okulları (1849-1918)

Çarlık Rusyası ve İran arasında 12 Ekim 1813 yılında imzalanan Gülistan ve 10 Şubat 1828 yılında imzalanan Türkmençay antlaşmaları Azerbaycan tarihinin seyrini değiştirmiştir. Bu anlaşmalara göre Aras nehri sınır kabul edilmiş ve Azerbaycan toprakları Kuzey ve Güney olmakla ikiye parçalanmıştı. Çarlık Rusyası'nın işgal ettiği kuzey topraklarında yeni bir tarih yazılmaya başlamıştı. Çarlık Rusyası ele geçirdiği topraklarda daha derin kök salabilmek adına toplumun din, dil ve kültür gibi özelliklerini ortadan kaldırılmaya çalışmıştır. Rusya'nın bu politikayı uygulayabileceği alanlardan bir de eğitimdi. Kendi işine yarayabilecek seviyede halka eğitimi vermeyi hedeflyen Çar hükumeti, 1829 yılından itibaren Kuzey Azerbaycan'da eğitim dili Rusça olan devlet okulları açmaya başladı. Bu okulların başlıca hedefi halka temel düzeyde eğitim vermek ve sadık tercümanlar, memurlar yetiştirmekti. Ancak zamanla eğitimlerini Rus devlet okullarında alan birçok genç aydın, halkın aydınlanmasında, eğitim faaliyetlerini ön plana çıkmaya başladılar. Azerbaycan Türkçesinde eğitim veren okulların açılması, bu dilde ders kitaplarının hazırlanması, öğretmen kadrolarının yetiştirilmesi, dilin saflığının korunması gibi meseleler sık sık gündeme gelmeye başlamıştı. Bazıları eserleriyle, bazıları gazetelerde ve dergide yazdıkları yazılarıyla konuyu her zaman gündemde tutmuşlardır. Bu çabalar sonucu, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Azerbaycan Türkçesinde eğitim veren Usul-ü Cedid ve Rus Müslüman okulları açılmaya başlandı. Çarlık işgaline karşı kimlik mücadelesinin ikinci adımı ise, kadınların eğitim hayatına kazandırılmasıdır. Bu konuya özel bir ilgi gösteren ve her türlü maddi ve manevi desteği esirgemeyen ise petrol zengini olan Hacı Zeynelabidin Tağıyev'dir. O, Azerbaycan da Müslüman Türk kızlarının, "Usul-ü Cedid" üzere eğitim alabilmeleri için Bakü'de bir kız okulu açarak, kendisinden sonrakilerine de öncülük etmiştir. Anahtar Kelimeler: Çarlık Rusyası, Kuzey Azerbaycan, Eğitim, Usul-ü Cedid Okulları, Rus-Tatar Okulları, Kadın Eğitimi

19. yüzyılAzerbaycanDin eğitimi+6
Sabina Abbaslı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Meşrutiyet Döneminde Osmanlıcılık tartışmaları

1789 Fransız İhtilalinden sonra geliştiği tahmin edilen ve tüm zamanların en etkili siyasi ideolojisi olan Milliyetçilik, Avrupa'da ulus devletlerin ortaya çıkışında önemli bir adım olmuştur. Ulus devletlerin yükselişine yol açan milliyetçilik akımı, Osmanlı Devleti'nin dine dayalı "Millet Sistemi"ni tamamen saf dışı bırakmış, imparatorluk biçiminde örgütlenen devletin parçalanmasına sebep olmuştur. Bu amaçla, 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren ayrılıkçı hareketlerin görülmeye başlandığı Osmanlı Devleti'nde, dağılmayı engellemek amacıyla herhangi bir etnik ve dini ayrım gözetmeksizin bir "Osmanlı Üst Kimliği" yani "Osmanlılık" vücuda getirmek için çalışmalar başlatılmıştır. Çalışmamızın birinci ve ikinci bölümünde, Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e kadar ortaya koyduğu kimlik mücadelesi olan Osmanlıcılık ideolojisi hakkında kapsamlı bilgiler verilmekte, devlet adamları ve aydınların konuya ilişkin yaklaşımları ele alınmakta ve düşünceleri karşılaştırılmaktadır. Üçüncü ve dördüncü bölümde ise, Meşrutiyet dönemi Osmanlı Basını'nda bekâ meselesi haline gelen, bitmeyen, sonu gelmeyen, bir polemik konusu olan Osmanlıcılık fikri üzerine yapılan tartışmalar ele alınmış, yorumlanmıştır. Meşrutiyet dönemi basınında siyasetçiler ve aydın zümresi tarafından tartışılan, sonradan asker ve halk kitlelerinin de katıldığı Osmanlıcılık meselesinin bugüne dek yeterince aydınlatılamamış olması bu çalışmayı cazip kılmaktadır. Osmanlıcılık özelinde, Meşrutiyet dönemi basın materyalleri taranarak ortaya çıkarılan bu çalışma sayesinde, Osmanlı Devleti'ni parçalanmaktan kurtarmak için fikir adamlarının verdikleri takdire şayan kalem mücadelesi anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlıcılık, Osmanlı Basını, Meşrutiyet, Fikir Akımları

Fikir hareketleriMeşrutiyetOsmanlı Devleti+4
Oğuzhan Kır
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Döneminde muhalefet kültürü: Ziya Paşa örneği

Osmanlı siyasi tarihi bağlamında bir muhalefet kültürünün var olup olmadığı sorusu henüz doyurucu bir cevaba ulaşmamış bir soru olarak durmaktadır. Bu sorunun öncülüğünde başlatılan bu araştırmanın odak noktası olarak Tanzimat Dönemi'nde ortaya çıkan Yeni Osmanlılar hareketinin önemli üyelerinden Ziya Paşa seçilmiş bulunmaktadır. Ancak çalışmanın amacı muhalefet kültürünü tarihsel bağlama oturtmak ve ancak ondan sonra değerlendirmek olduğundan öncelikle Osmanlı siyasi düşüncesi ve onun geleneksel meşruiyet kaynaklarının teorik kökenlerine inilmesi tercih edilmiştir. Birinci bölümün ana konusunu teşkil eden ve daha çok teorik olarak mahiyeti tanımlanmaya çalışılan bu siyasi düşünce karşısında muhalefetin kendisine nasıl yer bulduğu ya da bulup bulamadığı, tezin ikinci bölümünde tarihsel örnekler üzerinden işlenmiş ve ortaya konmuştur. Tezin üçüncü bölümünde ise çalışmanın ana konusu Ziya Paşa üzerine odaklanılmıştır. Yeni Osmanlılar hareketini tüm üyeleriyle bir bütün olarak ele almak doğası gereği bu çalışmanın sınırlarını aşacağından, burada Ziya Paşa örneği seçilmiştir. Bilindiği gibi XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin birçok açıdan yenileşme ve reform sürecine girdiği bir dönemdir. Yüzyılın başlarında daha çok idari, bürokratik, ekonomik ve askerî alanlarda yaşanan bu dönüşüme yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasi veçhe de eklenmiştir. Siyaset sahasında görülen yenileşmenin ilk sağlayıcısı basın yayın organları olan gazetelerin kullanılmaya başlanmasıdır. Bu dönemde Babıali'deki Osmanlı hükümeti giderek sesleri daha gür çıkmaya başlayan Osmanlı münevverlerine karşı bir şekilde tavır almak ve muhalefetlerine karşı kendini savunmak zorunda kalmıştır. İşte hükümetin aldığı bu tavrı tepkiyle karşılayan Ziya Paşa ve Yeni Osmanlılar da muhalif söylemlerini artırarak devam ettirmeyi tercih etmişlerdir. Bu muhalefet tarzının tarihsel seyrini ele aldığımız bu çalışmada Ziya Paşa'nın kendi gazete yazılarından yola çıkılarak onun fikirleri incelenmiş, dönemin hükümetine ve başta Âli Paşa'ya hangi gerekçelerle muhalefet ettiği ortaya konmuştur. Ziya Paşa'nın Hürriyet Gazetesi'nde yazdığı siyasi makalelerin yanı sıra, yine Avrupa'dayken kaleme aldığı iki siyasi içerikli eseri de değerlendirmeye alınmıştır.

MuhalefetOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+6
Mustafa Albaş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

I. Meşrutiyet Döneminde Adapazarı ve çevresi (1876-1908)

Tarihi süreçte birçok uygarlığın himâyesine giren Adapazarı'nın, özellikle Bizans ve Osmanlı Devleti döneminde öneminin daha da arttığı açıktır. İki büyük devlete başkentlik yapan İstanbul'a yakın bir mesafede olması Adapazarı'nın önemini arttıran en önemli unsurdur. Bölgenin jeopolitik konumu, Karadeniz ve Marmara Denizi'ne yakınlığı ve orman varlığı Adapazarı'nın gelişimini olumlu etkilemiştir. 19. yüzyılın sonlarında bölgenin demiryolu ile tanışması bu süreci daha da hızlandırmıştır. Adapazarı ve civarının gelişmesinde en önemli etken ise göçlerdir. Bölgeye Kafkasya ve Balkanlar'dan gelen binlerce muhacir, bölgenin demografik yapısını değiştirerek Adapazarı'nın büyük bir şehir hüviyetine kavuşmasını sağlamışlardır. 19. yüzyılda bölgeye gelen muhacirler için binlerce dönümlük bataklık arazi kurutulmuş, bölge iskâna elverişli hale getirilmiştir. Ancak, bu durum aynı zamanda bölgede bazı asayiş sorunlarının yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Aç ve perişan halde Adapazarı'na gelen muhacirler hayatlarını devam ettirebilmek için birtakım suçlara karışmışlardır. Osmanlı Devleti suçların önlenmesinde çoğu zaman yetersiz kalmış, bu durum bölgenin güvenliğini tehlikeye sokmuştur. Bu çalışmada, 1876-1908 yılları arasında bölgenin idari, demografik, sosyal ve ekonomik durumu incelenmiş, bölgedeki eğitim faaliyetleri ve yaşanan asayiş olayları etraflıca irdelenmiştir. Bu dönemde Adapazarı, İzmit Sancağı'na bağlı kazalardan biridir. Sancağa bağlı diğer kazalar ise; İzmit, Karamürsel, Geyve ve Kandıra'dır. İdari statüde yapılan bir değişiklikle Yalova da 1901 yılında İzmit Sancağı'na bağlanmıştır. Nüfus yapısına bakıldığında, 19. yüzyılın ortalarına kadar Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında bir denge olduğu görülmektedir. Bu döneme kadar nüfus olarak birbirine çok yakın olan iki grup arasındaki denge, bu dönemden sonra Müslümanlar lehine değişmeye başlamıştır. Bunun en önemli nedeni bölgeye iskân edilen Müslüman muhacirlerdir. Adapazarı'nda Müslüman ve gayrimüslimlerin birçok okulu mevcuttur. Eğitim faaliyetleri açısından bölgenin ileri bir seviyede olduğu söylenebilir. Öğrenci sayısının genel nüfusa göre oranı, Osmanlı Devleti'nin diğer bölgelerine nazaran iyi durumdadır. Bölgede, çeşitli kademelerde eğitim veren modern okullar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra medreseler de mevcudiyetlerini korumuşlardır.

BayındırlıkDemografik yapıEğitim+7
Cengiz Keskin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

The trilateral political relations between Ethiopia, Somalia, and Kenya (1960-1991)

The purpose of this study is to investigate and give a more complete picture about the nature of the trilateral political relations between Ethiopia, Somalia and Kenya from 1960 to 1991 based on unrevised Ethiopian, Somalia and Kenyan sources. Additionally, efforts are made to present the dynamics of the foreign policy approaches of the three countries between 1960 and 1991. Moreover, the study tried to trace the nature of the trilateral political relations between Ethiopia, Somalia and Kenya (1960-1991) based on the dynamics of regional, continental and extra-continental course of events. Additionally, the study assessed the dynamics of the complex realities of the hostility and/or cooperation between the three countries from 1960 to 1991 based on the pan-Somalia irredentism. Thereby, through tracing the historical processes that had characterized the trilateral political relations between Ethiopia, Somalia and Kenya; in this study, it is understood that issues such as irredentism, hegemonic competation, conflicting interests between territorial integrity and self-determination contrive the hostility or cooperation amid the three nations. In addition, the issue of insurgency and counter-insurgency, global actors' interference and headstrong diplomatic approach has complicated the trilateral political relations between the three Horn countries from 1960 to1991. Accordingly, throughout the period covered by this study the Ethiopia-Somalia and the Kenya-Somalia relations were hostile and distrustful while the Ethiopia-Kenya relations had symbolized cooperative. In the process of examination, archival materials from the Ethiopian National Archive and Library Agency (ENALA) are extensively employed. Moreover, manuscripts and secondary literatures are used after being critically evaluated in relation with archival sources. The critically evaluated primary and secondary sources are objectively and analytically interpreted. I hope the study helps to understand the modern diplomatic history between Ethiopia, Somalia and Kenya.

EthiopiaKenyaPolitical relations+2
Nıgusu Adem Yımer
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors