Theses supervised by Doç. Dr. Yasemin Taşkın
11 theses · İstanbul University
Kurumlar Vergisi Kanununda yurtdışı iştirak hissesi satış kazançları istisnası
"Kurumlar Vergisi Kanunu'nda Yurtdışı İştirak Hissesi Satış Kazançları İstisnası" konulu yüksek lisans tezi çalışmamızda esas olarak Kurumlar Vergisi Kanununda bir vergi harcaması olan istisna konusunda getirilen kanuni düzenlemelerin amacı ve şartlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Yurtiçi ve yurtdışından elde edilen kurum kazançlarının hangi durumlarda istisnalardan yararlanabileceği konusu açıklanırken çifte vergilendirme sorunu ele alınarak uluslararası vergilendirme ilkeleri ışığında uygulanan istisnalar vergide genellik ilkesi boyutunda değerlendirilmiş, aynı kaynaktan elde edilen kazancın farklı kurumlar bünyesinde vergilendirilmesi olarak tanımlanan çifte vergilendirmenin detaylı olarak araştırılması ve önlenebilmesi için yapılan bu düzenleme sonrasında uygulamada karşılaşılabilecek özellikli durumların tüm yönleriyle araştırılması hedeflenmiştir. 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda düzenlenen istisnalardan yurtdışı iştirak hissesi satış kazancı istisnasının uygulanabilirliğinin değerlendirilmesinin öncelikle iştirak kavramının açıklanması ile mümkün olabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda iştiraklerin amacı ve kapsamı açıklanarak şirketlerin neden iştirak ettikleri konusu araştırılmış, iştirak kazançları ve iştirak hissesi satış kazançları istisnalarının uygulanabilmesi için gerekli olan şartların neler olduğu incelenmiş, iştirak kavramının benzer kavramlardan farklılığı, Türk mevzuatındaki yeri açıklanmıştır. Genel anlamda iştirak kavramının açıklanması sonrasında Danıştay Kararları, özelgeler ve örnekler ışığında yurtdışı iştirak hissesi satış kazancı istisnası düzenlemesi irdelenmiştir.
Vergi ceza hukukunda çift defter tutma fiili
Geçmişten günümüze devletin görevleri giderek artma eğilimi göstermiştir. Artan bu görevler karşısında devletin kamusal mal ve hizmetlerin finansmanını sağlamaya yönelik kamu gelirlerini hatasız, vaktinde ve kayıpsız şekilde toplaması zorunlu bir hal almıştır. Vergileme aşamasında vergi yasaları ve vergi idaresi vasıtasıyla kayıp ve kaçağın engellenebildiği ölçüde devlet gelir dağılımında adalet, kaynak dağılımında etkinlik, ekonomik istikrar gibi toplumsal barışı destekleyen ekstra fiskal fonksiyonlarını yerine getirebilecektir. Vergi Ceza Hukuku, vergi kanunlarında düzenlenmiş olan vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesinden doğan kabahat ve yine vergi kanunlarında yasa koyucu tarafından tanımı yapılan vergi suçlarının ve bunlar hakkında öngörülen cezai yaptırımları inceleyen bir bilim dalıdır. Vergi kaçakçılığı suçuna yol açan fiiller ve bu suç için öngörülen cezai yaptırımlar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada, vergi kaçakçılığına yol açan fiillerden biri olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-1 bendinde düzenlenen "defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetmek" fiili doktrindeki adı ile çift defter tutma fiilinin hukuk sistemi içindeki yeri incelenerek bu fiile yol açan sebepler ile e-defter uygulamasına geçilmesinin ardından fiilin tespitinin ne şekilde yapılabileceği ve son olarak fiilin işlendiğinin tespitinin ne gibi yöntemlerle ortaya çıkarılabileceği değerlendirilmiştir.
Uluslararası vergilendirmede şeffaflaşma eğilimleri: Türkiye yansıması
Uluslararası vergilendirme alanında son yıllarda meydana gelen gelişmeler, devletler arasındaki bilgi paylaşımını arttırarak, devletlerin vergi kayıplarını önleme, mükellefler nezdinde ise vergiye uyumu güçlendirme amacını taşımaktadır. Uluslararası vergilendirme alanında meydana gelen söz konusu şeffaflaşma eğilimleri, Türkiye'de de hem vergi idaresine hem de mükellefe bazı yükümlülükler getirmektedir. Bu çalışmada, uluslararası vergilendirmede şeffaflaşmanın kavramsal boyutu, uluslararası ve ulusal hukuki boyutu ve sınırı, şeffaflaşmaya etki eden unsurları, tarihsel gelişimi kapsamında incelenecektir. Çalışmada, OECD Matrah Aşındırma ve Kar Aktarımı (BEPS-Base Erosion and Profit Shifting) Eylem Planı ve Avrupa Birliği direktifleri çerçevesinde küresel boyutta meydana gelen uluslararası vergilendirmede şeffaflaşma önlemleri ve bununla ilgili yaptırım araçları, tarihsel çerçevede ele alınacaktır. Bununla birlikte, uluslararası vergilendirmede şeffaflık kapsamında Türkiye'deki gelişmeler Dünya'daki diğer düzenlemeler ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilecek olup, Türkiye'nin uluslararası vergilendirmede şeffaflaşmaya katkı sağlayabilmesi için atması gereken adımlara yer verilecektir.
Vergi hukukunda gecikme faizi
Son yüzyılda hakim olan sosyal refah devleti anlayışı dolayısıyla devletin üstlenmiş olduğu görevleri artmış ve kamu hizmetlerine olan ihtiyaç büyümüştür. Devle-tin, kamu hizmetlerini devamlı ve düzenli bir şekilde yerine getirilebilmesi için bu hizmetlerin karşılığını teşkil eden vergi, resim, harç vb. kamu alacaklarının belirlenen süreler içerisinde ve en kısa zamanda tahsili önem arz etmektedir. Bu yüzden devlet, alacaklarının tahsilini sağlamak ve vergi kayıplarını önlemek için birtakım uygulamalar getirmiştir. Gecikme faizi, vergi alacağının değerini korumaya yönelik önlemlerden biri olup, tahakkukun kısmen veya tamamen engellemesi sebebiyle devletin uğradığı mali kaybı tanzim etme amacı bulunmaktadır. Ayrıca vergisini zamanında beyan ederek tahakkuk ettiren ve vadesinde ödeyen mükellefler ile vergisini zamanında beyan etmeyerek veya eksik beyan ederek tahakkukta gecikmeye sebep olan mükellefler arasındaki eşitsizliği gidermek amacıyla da alınmaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinde hüküm altına alınan gecikme faizi, mükellefin vergi matrahını eksik bildirmesi veya hiç bildirmemesi durumunda zamanında tahakkuk ettirilmeyen veya eksik tahakkuk ettirilen verginin sonradan ikmalen, resen ve idarece tarh edilmesi halinde uygulanmaktadır. Vergi hukukunda gecikme faizi haricinde çeşitli faiz ve benzeri düzenlemeler de bulunmaktadır. Bu durum, uygulamada karışıklığa neden olabilmektedir. Tez çalışmasında, gecikme faizinin vergi alacaklarına uygulanan diğer faiz ve benzeri düzenlemelerden farklılığı kanuni düzenlemeler, doktrin ve yargı kararları çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır.
Vergi yargılamasında istinaf kanun yolu
2014 yılında idari yargı düzeninde kabul edilen istinaf kanun yolu, ilk olarak Yargıtay'ın artan iş yüküne çözüm olması adına adli yargıda kabul edilmişti. İstinaftan önce ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı bölge idare mahkemelerine itiraz yoluyla başvurulabiliyordu. Ancak bu kanun yolunun Danıştay'ın artan iş yüküne cevap verememesi üzerine 18.06.2014 tarihinde ''6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' ile vergi yargısına istinaf kanun yolu getirilmiş, itiraz kanun yolu ise yürürlükten kaldırılmıştır. Ülkemizde vergi yargısının idari yargı düzeninin içerisinde konumlanmasından hareketle istinaf konusu öğreti, mevzu hukuk ve mahkeme kararları çerçevesinde incelenmiştir. Tez çalışmasında vergi yargı sürecine dahil edilen istinaf kanun yolunun davaların daha kısa sürede sonuçlanmasına hizmet ederek yargılamayı hızlandırdığı ve Danıştay'ın artan iş yükünü azaltarak yüksek mahkemenin içtihat oluşturma rolünün ön plana çıkmasını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu alacaklarının tahsilinde haciz ve haczin paraya çevrilmesi
Kamu İcra Hukuku; alacaklısının Devlet, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin; borçlusunun da kamu alacağını ödemekle zorunlu tutulan gerçek ve tüzel kişilerin olduğu ilişkileri düzenlemektedir. Bu ilişki düzenlenirken, kamu alacağının tahsilinin önemi doğrultusunda cebren tahsil hükümlerine de geniş ölçüde yer verilmiştir. Cebren tahsilat, ödeme emrinin düzenlenmesi ile başlayıp, paraya çevirme ile sona eren uzun bir süreçtir. Dolayısıyla; ödeme emrinin düzenlenip ilgilisine tebliğ edilmesi, haciz varakasının düzenlenmesi, haczin uygulanması ve daha sonra satışın yapılmasıyla birlikte alınan paranın kamu borcundan mahsup edilmesi işlemlerinin yapıldığı bu uzun süreçte; kamu alacaklısının, kamu borçlusunun ve bazen üçüncü kişilerin menfaatleri zarar görebilmektedir. Cebri tahsilat hükümlerinin düzenlendiği 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun; 1954 yılında yürürlüğe girdiği ve cebri tahsilat kısmının çok az değişikliğe uğradığı göz önüne alındığında, kamu icra hukukunun öznelerinin menfaatlerinin korunması hususunda bazı eksikliklerin yaşandığı görülmektedir. Bu çalışmada, cebri tahsilat süreci ve bu süreçte yaşanan ve yaşanması ihtimali düşünülen uyuşmazlıklar irdelenerek, çözüm yolları araştırılmıştır. Böylelikle, kamu alacağının cebren tahsili aşamasında karşılaşılan tereddütlerin ve belirsizliklerin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.
Vergi hukukunda terkin
Vergi Hukukunda Terkin başlıklı tez çalışmasında, terkin müessesenin usul kanunları içerisindeki yeri ve önemi, getiriliş amacı, kapsamı, niteliği gibi özellikleri sınıflandırılmıştır. Terkin işlemi türlerine göre ayrılarak kanundaki hükümleri ile detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma, terkin konusunun düzenlendiği usul kanun hükümlerini, bu kanunları açıklayan ve yorumlayan içtihatları, bu konuda çıkarılan Danıştay kararları ve tebliğleri, doktrinleri, konuyla ilgili hukuk kitaplarında geçen bilgi ve görüşleri içermektedir. Terkin müessesesi usul kanunları çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda bu kanunlar doğrultusunda benimsenen belli başlı ilkeleri de göz önünde bulundurarak türlerine göre ayrılan terkin işlemi için kamusal düzende meydana gelen etkiler de değerlendirilmiştir. Tüm yararlanılan kaynaklar aracılığıyla, terkin işleminin gerçekleşme sebepleri, bu işlemden yaralanabilmek için gereken şartları ve uygulanma olanağı ile ilgili açıklamalar yapılarak, bu müessesenin olumlu ve olumsuz yönleri tespit edilip, öngörülerde bulunulmaya çalışılmıştır.
Vergi yargılaması hukukunda temyiz
T.C. Anayasası'nın 2. maddesinde belirtildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti olmasının doğal bir sonucu olarak idarenin yapmış olduğu iş ve işlemler yargı denetimine tabidir. Nitekim Anayasa'nın 125/1 maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ifade edilmiştir. İdarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması, yargı organlarının vermiş olduğu kararların başka bir mekanizma tarafından incelenmesini de beraberinde getirmektedir. İşte tam da burada karşımıza yargısal kararların olağan ve olağanüstü kanun yolları ile denetimi çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında Türk vergi yargılamasında temyiz yolu açıklanmaya çalışılmıştır. Vergi yargısı kavramı ve Türk vergi yargısı tarihi anlatılmış, kanun yolu kavramının anlamı üzerinde durulmuş, Türk Vergi Hukuku'nda temyizin tüm özellikleri 6545 sayılı kanunla 20.07.2016 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeler sonrası güncel haliyle açıklanmaya çalışılmış ve özellikle uygulamaya yönelik yüksek mahkememe kararları ışığında değerlendirmeler yapılmış, istinaf düzenlemesinin temyize etkileri, uygulamadaki sorunlar ve temyiz kanun yolu ile Danıştay'ın işlevi için muhtemel model önerileri üzerinde durularak açıklamalarda bulunulmuştur.
Transfer fiyatlandırmasında peşin fiyatlandırma anlaşmaları
Günümüzde küreselleşen dünyada ülkelerin birbirileri ile hem ekonomik, hem de sosyal açıdan ilişkileri süregelmektedir. Uluslararası dış ticaret ve uluslararası mali piyasalar büyük gelişme göstermiştir. Birden fazla ülkede faaliyet gösteren çok uluslu şirketler, bazı vergisel sorunlara maruz kalmaktadır. Ülkelerin vergi kurallarının/düzenlemelerinin diğer ülkelerin düzenlemelerine uymaması durumunda, yeni düzenlemeler getirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bununla birlikte her ülkenin kendi vatandaşını koruma içgüdüsü de vergi sistemlerinde yeni düzenlemeleri ve anlaşmaları gerektirmektedir. Türk vergi sistemine dahil olan peşin fiyatlandırma anlaşmaları da bu düzenlemelerden biridir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren çok uluslu işletmeler, ülkeler arasındaki mal ve hizmet transferleri yoluyla karlarını en üst seviyeye çıkarmayı hedeflemektedir. Anılan hedef doğrultusunda, çok uluslu işletmeler, yatırım yaptıkları ülkelerin yasaları kapsamında kendilerine maksimum fayda sağlayan faaliyetleri yapma eğilimindedir. Transfer fiyatlandırma yöntemlerinden biri olan peşin fiyatlandırma anlaşmaları, işletmelerin çifte vergilendirmeye tabi olmalarını engellemek adına yapılmaktadır. Başka bir ifadeyle, peşin fiyatlandırma anlaşmaları, ülkeler arasında vergi sistemi uyumsuzluğunun yol açtığı çifte vergilendirme sorununu ortadan kaldırmak ve vergi idareleri için yararlı sonuçlara ulaşmak adına, uygulamalar arasında standardizasyon sağlamak gayesiyle yapılmaktadır. Bu çalışmada, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yer alan düzenlemeler ve OECD düzenlemeleri çerçevesinde transfer fiyatlandırmaları kapsamında idare ile anlaşma usulüne dayanan peşin fiyat anlaşmaları, hem idare hem de mükellef açısından ele alınmaktadır. Ulusal vergi mevzuatımız çerçevesinde peşin fiyatlandırma anlaşmalarının uygulanma süreçleri, aşamaları, avantaj ve dezavantajları irdelenmiş, ülkemizde uygulanabilirliği hakkında yorumlamalar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Transfer Fiyatlandırması, Peşin Fiyatlandırma Anlaşmaları, Türk Vergi Sistemi, Çifte Vergilendirmeyi Önleme, Vergi Anlaşmaları
Kurumlar vergisinde ilişkili kişi kavramı
Kurumlar vergisi bakımından ilişkili kişi kavramının araştırılması büyük önem arz etmektedir. Çünkü çeşitli ülkelerde ve Türkiye'de vergi kayıpları / kaçırmaları en büyük problemlerden bir tanesidir. Bu çerçevede, sunulan çalışmanın amacı, kurumlar vergisinde ilişkili kişi kavramının ayrıntılı bir şekilde incelenmesidir. Bu kapsamda "ilişkili kişi kavramı" Türk hukukunda ve vergi güvenlik müesseselerinde detaylı olarak irdelenmektedir. Vergisel işlemlerde ilişkili kişilerle yapılan işlemler ve sonuçlarına da yer verilmektedir. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulgulara göre, ülkelerin vergi gelirleri üzerinde ciddi bir baskı unsuru olan ilişkili kişi işlemlerinin ülkelere verdiği maddi zararların ölçülebilmesi önlenebilmesi kadar zor bir durumdur. Mükelleflerin ilişkili kişilerle yaptıkları işlemlerin nedenlerine bakıldığında genel olarak ortak amacın vergi giderlerini azaltmak olduğu görülmektedir. Bunun yanında yönetimsel amaçlar da olabilmekle birlikte ortak amaç çoğunlukla vergi yükünden kaçınmaktır. Ödenmesi gereken vergi yükünden kaçınmak isteyen mükellefler, ilişkili olduğu kişi ve kurumlarla işlemler yaparak vergi matrahlarını azaltma girişiminde bulunmaktadır. Çeşitli yollara başvurarak yapılan bu işlemlerin sonucunda vergisel yükleri azalmakta ve daha az vergi ödemektedirler. Fakat idare açısından da mükelleflerin bu işlemlerinin takibi ve tespitinin oldukça zor olduğu görülmektedir. Genel olarak uluslararası düzenlemeleri ülkemiz kanunlarına uyarlayarak, vergi güvenlik önlemleri yasalar çerçevesinde oluşturulmaya çalışılmış ve sınırlar belirlenmiştir. İlgili sınırlar belirlenirken elbette ki anlaşılamayan hükümler yer bulmuş ve uygulamada tereddütler yaşanmıştır. İlgili tereddütleri gidermek için uygulamanın daha iyi özümsenip anlaşılması adına tebliğler çıkartılmış fakat yine de tam anlamıyla yeterli olamamıştır. Bundan dolayı yıllardır ilişkili kişi işlemleri ve yarattığı vergisel sorunlar çoğu zaman tartışmaya konu olmuştur. Çalışmamda ilişkili kişilerin Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki tanımları genel hatlarıyla araştırılacak ve ilişkili kişilerle yapılan işlemlere yer verilecektir. Anahtar Kelimeler: İlişkili Kişi, Vergi Kayıpları, Kurumlar Vergisi, Türkiye
İşletmelerde bir vergiden kaçınma yöntemi olarak vergi planlaması: Muhasebe meslek mensuplarının vergi planlaması ile ilgili algılarına yönelik bir araştırma
İşletmelerin vergilemeye karşı davranış biçimlerinden biri olan vergi planlaması, kanun lafzına uygun, ekonomik öze sahip olan, yapay nitelik taşımayan işlemlerle vergi yükünü azaltmaya yönelik uygulamalardır. Mükellefler açısından yasal bir hak olan vergi planlaması olanakları, hukuka uygun olarak gerçekleştirildiğinden herhangi bir sorun oluşturmamaktadır. Vergi planlamasının kötüye kullanım biçimi olan agresif vergi planlaması ise ilk görünüşte kanun lafzına uygun işlemler olsa da, vergi sistemi ya da vergi sistemleri arasındaki mevzuat uyumsuzluklarının ve yasal boşlukların ustalıkla kullanılması sonucu ülkelerin vergi matrahlarının aşınmasına yol açarak gelir kayıplarına sebebiyet vermesi bakımından vergi planlamasından farklılaşmaktadır. Çalışmada; vergilemenin işletme davranışlarına etkileri, vergilemeye karşı giriştikleri yasal bir uygulama olan vergi planlamasının teorik yönü, amacı, özellikleri, ilkeleri, aşamaları, yöntemleri, yapılmasının gerekliliği, vergi planlaması yapmayı engelleyen durumlar, vergi planlamasının kötüye kullanım biçimi olan agresif vergi planlamasının ortaya çıkışı, sonuçları, ve agresif vergi planlaması ile mücadelede; ülkelerin tek ya da çok taraflı izleyebileceği yollar, OECD, AB gibi uluslararası kuruluşların agresif vergi planlamasına yönelik gerçekleştirdiği çalışmalar irdelenmiştir. Nihayetinde vergi planlaması ve kötüye kullanım şekli olan agresif vergi planlamasına ilişkin muhasebe meslek mensuplarının düşünceleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.