Theses supervised by Doç. Funda Susamoğlu
10 theses · Hacettepe University
Benlik kavramının oluşumunun soyut seramik formlarda yorumlanması
İnsan yapısı gereği var olmak ister ve bu varoluşu kendini benlik kavramı ile ortaya koymaktadır. Var olma isteği insanın doğumdan itibaren kendini tanımaya ve dış dünya ile etkileşime girmekle başlamaktadır. Benlik kavramını psikoloji bilimine katan William Jamesın ardından, Lacan ve Cooley'in benliğe 'ayna evresi' , 'ayna benlik' kuramıyla ilişkilendirerek, bireyin ilk kez kendini bebeklik çağında fark ettiğini açıklamaktadır. Carl Gustav Jung ise benliği kendi kolektif bilinçdışı kavramına kattığı arketip kuramında açıklamaktadır. Bu araştırmanın amacı benlik kavramını farklı kuram ve disiplinlerde ele alarak görsel sanatlar alanı ile ilişkilendirerek incelenmektedir. Görsel sanatlar alanından çeşitli sanatçıların, konuya ilişkin yaklaşımları, üretimleri üzerinden değerlendirilmektedir Kişisel sanat pratiğinde, kimlik ve benlik çatışması, amorf soyut seramik formların, cam, ayna gibi çeşitli malzemelerle ilişki içinde ifade bulmaktadır.
Çağdaş sanatta gündelik yaşam ve birey idealinin eleştirisi
Sanat Eseri Raporu olarak ele alınan çalışma, birey idealinin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümünü; iletişim araçları, tüketim kültürü ve kent olgularının gündelik yaşama etkisi üzerine kurulu bir araştırmadır. Bu bağlamda sanat aracılığıyla, içinde yer aldığımız koşullar, durumlar, olaylar, toplumsal ve bireysel sorunlar üzerinden ilişkilendirilmektedir. Çağdaş sanata yoğunlaşan inceleme, aydınlanma döneminde tasarlanan birey idealinin neden günümüzde karşılık bulamadığı yönündeki sorular çevresinde şekillenmektedir. Bu soruların kişisel sanat yaklaşımında öne çıkma nedeni, gündelik yaşamda karşılaşılan durumlara dikkat çekmek ve günümüz bireyin değişkenliğini yorumlamak oluşturmaktadır. Çalışma ile amaçlanan, günümüzde birey ideolojisinin geldiği durum araştırmalar üzerinden analiz edilerek bir farkındalık oluşturmaktır. Oluşturulan raporda birey idealinin doğuşu ve sonra ki süreç incelenirken, birey idealinin eleştirisi seçilen sanatçı eserleri ve kişisel uygulamalar üzerinden yapılmaktadır. Yürütülen raporda sanat ile toplumsal ve bireysel kaygılar ele alınmış ve kişisel uygulamalarla yorumlanmıştır.
Görsel sanatlarda kadın ve doğa ilişkisinde bütünlük arayışı
Kadın ve doğa arasındaki ilişki incelenirken ataerkil yapı, araştırma kapsamında eleştirilmektedir. Sanayileşme ve kapitalizmin neden olduğu sömürü düzeninin kadın ve doğa üzerindeki etkisi, seramik malzeme ile ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Sömürüye karşı gelişen feminizm ve ekofeminizm hareketleri konu bağlamında incelenmiştir. Ekofeminizm, cinsiyet ayrımcılığıyla doğanın tahrip edilmesi arasında ilişki kurarak doğan sorunlara dikkat çekmektedir. Hareket, kadın ve ekolojik sorunların sebebinin ataerkil toplum yapısı olduğunu öne sürmektedir. Erkek ve kadın arasındaki fiziksel, biyolojik farklar yüzünden kadının uğradığı şiddet ve baskının sanatta yansımasını feminizm ve çevresel sanat akımlarında kendini göstermektedir. Kadın imgesinin sanat tarihi boyunca ele alınışındaki değişimde, anaerkil düzene geçişin izleri ele alınmıştır. Araştırma kapsamında figüratif sanata ilgi, kadın bedeni ve hayvan formlarını iç içe ele alan sanatçılar çerçevesinde incelenmiştir. Kişisel sanat pratiğini şekillendiren figüratif seramik formlar; hayvan, kadın ve doğanın bütünsel algılanışına dayanmaktadır. Rapor kapsamında yapılan seramik heykellerde kilin doğasını öne çıkaran plastik bir dil aranmıştır.
Görsel sanatlarda kadın ve doğa ilişkisinde bütünlük arayışı
Kadın ve doğa arasındaki ilişki incelenirken ataerkil yapı, araştırma kapsamında eleştirilmektedir. Sanayileşme ve kapitalizmin neden olduğu sömürü düzeninin kadın ve doğa üzerindeki etkisi, seramik malzeme ile ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Sömürüye karşı gelişen feminizm ve ekofeminizm hareketleri konu bağlamında incelenmiştir. Ekofeminizm, cinsiyet ayrımcılığıyla doğanın tahrip edilmesi arasında ilişki kurarak doğan sorunlara dikkat çekmektedir. Hareket, kadın ve ekolojik sorunların sebebinin ataerkil toplum yapısı olduğunu öne sürmektedir. Erkek ve kadın arasındaki fiziksel, biyolojik farklar yüzünden kadının uğradığı şiddet ve baskının sanatta yansımasını feminizm ve çevresel sanat akımlarında kendini göstermektedir. Kadın imgesinin sanat tarihi boyunca ele alınışındaki değişimde, anaerkil düzene geçişin izleri ele alınmıştır. Araştırma kapsamında figüratif sanata ilgi, kadın bedeni ve hayvan formlarını iç içe ele alan sanatçılar çerçevesinde incelenmiştir. Kişisel sanat pratiğini şekillendiren figüratif seramik formlar; hayvan, kadın ve doğanın bütünsel algılanışına dayanmaktadır. Rapor kapsamında yapılan seramik heykellerde kilin doğasını öne çıkaran plastik bir dil aranmıştır.
Kadın bedeninin mekân olarak seramik malzemeyle yorumlanması
Mekân ve beden kavramlarının karşılıklı ilişkisi sanat çalışması raporunun odak noktasıdır. Mekân ve beden kavramlarının ilişkisi üzerinden, mekân olarak kadın bedeni imgesi irdelenmektedir. Mekân kavramının sanat ile ilişkisi yanı sıra kişisel bellekteki mekâna doğru genişlemektedir. İlk çağlarda figürinlerle görünür olan kadın bedeni, güncel çalışmalarla mekân ve bedeni problem edinen sanatçılar incelenmiştir. Yapılan araştırmalar ve kişisel uygulamalarda, kadın bedeni bir mekân olarak yorumlanmaktadır. Mimari bir unsur olarak görülen mekân, içerisinde bedeni barındırmaktadır. Kadın bedeni ise tensel bir mekân olarak ifade edebileceğimiz üretken bir yapıdır. Bu bağlamda araştırma, mekânın ve bedenin fiziksel tanımlarıyla sınırlandırılamayan ve karşılıklı ilişkileri kişinin hafızasında yeniden üretildiği fikri üzerine kuruludur. Anahtar Sözcükler: Beden, kadın, mekân, seramik, mekân üretimi, figürin
Kadın bedeninin mekân olarak seramik malzemeyle yorumlanması
Mekân ve beden kavramlarının karşılıklı ilişkisi sanat çalışması raporunun odak noktasıdır. Mekân ve beden kavramlarının ilişkisi üzerinden, mekân olarak kadın bedeni imgesi irdelenmektedir. Mekân kavramının sanat ile ilişkisi yanı sıra kişisel bellekteki mekâna doğru genişlemektedir. İlk çağlarda figürinlerle görünür olan kadın bedeni, güncel çalışmalarla mekân ve bedeni problem edinen sanatçılar incelenmiştir. Yapılan araştırmalar ve kişisel uygulamalarda, kadın bedeni bir mekân olarak yorumlanmaktadır. Mimari bir unsur olarak görülen mekân, içerisinde bedeni barındırmaktadır. Kadın bedeni ise tensel bir mekân olarak ifade edebileceğimiz üretken bir yapıdır. Bu bağlamda araştırma, mekânın ve bedenin fiziksel tanımlarıyla sınırlandırılamayan ve karşılıklı ilişkileri kişinin hafızasında yeniden üretildiği fikri üzerine kuruludur. Anahtar Sözcükler: Beden, kadın, mekân, seramik, mekân üretimi, figürin
Kişisel bellekten imgelerin sanat nesnesine dönüşümü
Araştırma, gündelik kullanım nesnelerinin bireyle olan teması ve iletişimi üzerine şekillenmiştir. Nesnenin gün içerisindeki dolaşımı, gündelik nesnenin sanat nesnesine dönüşüm süreci, sanatçının algısı üzerinden incelenmiştir. Nesnenin dönüşümü sırasında sanatçının nesneye yaklaşımı kişisel ve toplumsal bellek yoluyla araştırılmıştır. Sanayi devrimiyle beraber sınıfsal gösterge haline gelen nesnenin algıda yarattığı imgeler ve bu imgelerin dönüşümü irdelenmiştir. Nesnenin sınıfsal anlamlar kazanmasıyla beraber nesnenin endüstrideki değişimi ve ekollerle olan ilişkisi incelenmiştir. Sanayi Devrimi'ni takip eden Arts and Craft hareketi ve Bauhaus ekolünde nesnenin tasarımının ve algısının değişimi üzerinde durulmuştur. Tasarım kavramıyla birlikte nesnenin fonksiyonunun yanı sıra şekillenen yeni estetik anlayış ve beraberinde oluşan hafıza ele alınmıştır. Gündelik nesnelerin, endüstride çeşitlenen formlarıyla beraber nesnenin sınıfsal göstergesi de değişmektedir. Bu kapsamda, sanatçının gündelik nesneyle olan bağı, gündelik nesnenin sanat nesnesine dönüşümünde belleğin etkisi araştırılmıştır. Gündelik nesneleri çalışmalarında farklı açılardan ele alan sanatçıların yaklaşımları incelenmiştir. Nesne, bellek ve sınıf kavramlarından yola çıkılarak şekillenen kişisel uygulamalar ve sanatsal yaklaşım tartışılmıştır.
Kişisel bellekten imgelerin sanat nesnesine dönüşümü
Araştırma, gündelik kullanım nesnelerinin bireyle olan teması ve iletişimi üzerine şekillenmiştir. Nesnenin gün içerisindeki dolaşımı, gündelik nesnenin sanat nesnesine dönüşüm süreci, sanatçının algısı üzerinden incelenmiştir. Nesnenin dönüşümü sırasında sanatçının nesneye yaklaşımı kişisel ve toplumsal bellek yoluyla araştırılmıştır. Sanayi devrimiyle beraber sınıfsal gösterge haline gelen nesnenin algıda yarattığı imgeler ve bu imgelerin dönüşümü irdelenmiştir. Nesnenin sınıfsal anlamlar kazanmasıyla beraber nesnenin endüstrideki değişimi ve ekollerle olan ilişkisi incelenmiştir. Sanayi Devrimi'ni takip eden Arts and Craft hareketi ve Bauhaus ekolünde nesnenin tasarımının ve algısının değişimi üzerinde durulmuştur. Tasarım kavramıyla birlikte nesnenin fonksiyonunun yanı sıra şekillenen yeni estetik anlayış ve beraberinde oluşan hafıza ele alınmıştır. Gündelik nesnelerin, endüstride çeşitlenen formlarıyla beraber nesnenin sınıfsal göstergesi de değişmektedir. Bu kapsamda, sanatçının gündelik nesneyle olan bağı, gündelik nesnenin sanat nesnesine dönüşümünde belleğin etkisi araştırılmıştır. Gündelik nesneleri çalışmalarında farklı açılardan ele alan sanatçıların yaklaşımları incelenmiştir. Nesne, bellek ve sınıf kavramlarından yola çıkılarak şekillenen kişisel uygulamalar ve sanatsal yaklaşım tartışılmıştır.
Kusursuzluk eğiliminin soyut seramik formlarla sorgulanması
Bu çalışmada modern sanatın ortaya koyduğu değerler üzerinden, kusur kavramı tanımlanmıştır. Araştırma kapsamında amaç, soyut ifadeye dayanan bilinçdışı etmenleri ele alarak, eserler üzerinden kusur kavramının göreceliği tartışılmaktadır. Özür ya da kusurun, 'punctum' kavramı ile ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Kusur üzerinden gidersek; bir sanat eserindeki 'punctum'un bizi delen şey olması, özürün anlam kazanmasıdır. Sanatta güzellik algısının kuralları olmamakla beraber sürekli değişime açıktır. Kant'ın, "beğeni yargısı, bir bilgi yargısı değildir" ifadesi ile bu desteklenebilir. Soyut sanatın hakim olduğu bu çalışmada, Soyut Dışavurumcu soyut dışavurumcu akımın etkileri eserler üzerinden incelenmiştir. Kişisel uygulamalarda; soyut seramik form ve yüzeylerde kontrolün dışında oluşabilecek olan 'rastlantıya' ve kontrollü hataya odaklanmaktadır. Farklı ve özgün olan anlatılmak istenmiştir. Anahtar Sözcükler: Kusur, punctum, bilinç, soyut sanat, seramik.
Sanat pratiklerinde politik bir nesne olarak beden ve iktidar
Yüksek Lisans Tez Çalışma raporu olarak sunulmakta olan bu araştırması Michel Foucault'nun egemen, disiplinci ve biyo-iktidar modellerinden temellenerek, iktidarın beden üzerindeki etkilerini incelemektedir. Aynı zamanda tarihsel inceleme yöntemiyle yapılan bu çalışma, tarihöncesi dönemden, 21.yüzyılın ilk çeyreğine kadar beden ve iktidar arasındaki ilişkiyi analiz ederek, sanat tarihinden örneklerle birlikte tartışmaktadır. Neolitik dönemle birlikte insanın dünyaya yayılımı başlaması sonucunda, doğaya karşı güç istenci açığa çıkmaktadır. İnsanlık genel olarak birçok konuda birbirinden farklılaşarak, birbirine karşı güç elde etme arzusu taşıyarak, iktidarın temelini oluşturmaktadır. İktidar kavramı kapsamında anaerkil sistemden, ataerkil sisteme geçişe değinilerek Michel Foucault'nun iktidar modellerine zemin oluşturulmaktadır. Egemen iktidar modelinde, yaşam ve ölüm hakkı üzerinden bedenle bağı kurulmaktadır. Disiplinci iktidar modelde gelişen Panoptikon ilkesiyle iktidar, bireyi beden ve özne olarak ayrıştırmakta ve denetim, gözetim mekanizmalarıyla da bedene tahakküm göstererek, bireyin davranışlarını ve düşüncelerine erişmeye çalışmaktadır. Aynı zamanda bu modelle birlikte ön plana çıkan özneleştirme pratikleri de tartışılmaktadır. Biyo-iktidar modeldeyse nüfusun keşfiyle rakamlar üzerinden değerlendirilen yaşam, bir iktidar nesnesi haline gelmektedir. Yaşam ve beden üzerinde işleyen bu modelde, iktidar materyalist bir konumda yer almaktadır. Böylece hukuksal olmaya son vererek, beden ve hayat gibi gerçek nesnelere odaklanmaktadır. Biyo-iktidar model yasaklama getirmemektedir. Bu iktidar modelde akılsallığın liberalizm olmasıyla gelişen iktidar mekanizmaları, bireye özgürlüğü temsil ederek, onun davranışlarını ve düşüncelerini yönetmektedir. Bu süreçle şekillenen "Sanat Pratiklerinde Biyopolitika" başlığı altında iktidar mekanizmalarının temelini oluşturan beden, mahremiyet, yaşam ve ölüm kavramları sanat tarihinde kronolojik bir biçimde incelenmektedir. Post-moderne kadar incelenen sanat tarihindeki örneklerle, Foucault'nun iktidar modellerinin ilişkisi kurulmaktadır. Bu incelemelerle dünyanın da bir disiplin mekanizmasına dönüşerek, beden üzerindeki etkisi tartışılmaktadır. Aynı zamanda raporda yer alan kişisel sanat çalışmaları, iktidar modellerine ve iktidarın bedene uyguladığı tahakkümlere karşı bir direnç göstergesinin temsili olmaktadır. Bu doğrultuda formları oluşturan malzemeler başta seramik çamuru olmak üzere sakız, balmumu ve köpük silikon kullanılarak şekillenmekte; beraberinde video, fotoğraf ve etkileşime açık disiplinler arası bir tutum ortaya koymaktadır.