Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Hacı Bayram Başer
10 theses · Yalova University
İbn Kayyım el-Cevziyye'nin Medâricü's-Sâlikîn adlı eserindeki tasavvufî görüşleri
Bu tez çalışmasında İbn Kayyım el-Cevziyye'nin (ö. 751/1350) tasavvuf anlayışı ve tasavvufî görüşleri, Herevî'nin Menâzilü's-sâirîn'e şerh niteliğinde kaleme aldığı ve tasavvufî mertebeleri içeren Medâricü's-sâlikîn'i üzerinden incelenmiştir. İbn Kayyım'ın tasavvufa bakışı, sûfîlere katıldığı ve eleştirdiği noktaları ortaya koymak, onun durduğu yeri görebilmek için önemlidir. Çünkü tasavvufun İslam'da yeri olmadığını söyleyen klasik ya da çağdaş yaklaşımların esas aldığı isimlerden birisi de İbn Kayyım'dır. Bu kapsamda İbn Kayyım'ın tasavvuf anlayışını, Gazzâlî öncesi dönemde yaşayan klasik tasavvuf yazarlarıyla mukayeseli bir şekilde ele alarak, İbn Kayyım'ın tasavvuf karşıtı olup olmadığını; hangi konularda sûfîlerle örtüştüğünü veya ayrıştığını açıklığa kavuşturmaya çalıştık. Çalışmanın birinci bölümünde "Bir Din İlmi Olarak Tasavvuf ve Bilgiye Dair Temel Kavramlar" başlığı altında ilim, marifet, hikmet, basiret, rüya, yakîn, mükaşefe ve müşahede olmak üzere sekiz konu işlenmiştir. "İbn Kayyım'a Göre Tasavvufî Haller ve Makamlar" başlığını taşıyan ikinci bölümde onun zühd, tevbe, riyazet ve mücahede gibi konulara bakışı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise daha çok tasavvufun eleştiri aldığı tevhit, fena-beka, cem-fark, sekr-sahv, sema, fütüvvet konuları "İbn Kayyım ve Tasavvufun Tartışmalı Meseleleri" başlığı altında araştırılmıştır. Sonuç olarak İbn Kayyım'ın Gazzâlî öncesi sûfî müelliflerden ayrıştığı noktalar bulunmakla birlikte, İbn Kayyım üzerinden "tasavvuf karşıtlığı" türetmek mümkün görülmemektedir. İbn Kayyım'ın tasavvufu külliyen reddetmek yerine, eleştirel ve yapıcı bir dil geliştirdiği ve bu düşünceden hareketle, tasavvufu "anlama çabası" içinde olmayı tercih ettiği görülmektedir.
Mevlânâ'nın Mesnevî adlı eserinde Hz. Musa
Kur'an-ı Kerim'de yer alan peygamber kıssaları arasında en fazla bahsi geçen kıssa Hz. Musa kıssasıdır. Mevlânâ'nın Mesnevî adlı eserinde yer alan peygamber kıssaları da gözden geçirildiğinde aynı durumun söz konusu olduğu görülmektedir. Mesnevî'deki yeri bakımından Hz. Musa kıssası, tasavvufî düşüncenin ve uygulamaların esasını oluşturan argümanların yoğun bir şekilde işlendiği ana konulardan biridir. Bu nedenle Mesnevî'de Hz. Musa'yı incelemek, Mevlana'nın tasavvuf anlayışını ortaya koymak bakımından önemlidir. Mevlânâ'nın Hz. Musa kıssasına dair izahlarını ortaya koyan bu çalışma ile hedefimiz, öncelikle Mevlânâ'nın peygamber kıssaları hakkındaki özgün değerlendirmelerini tespit etmek; ardından sûfilerin peygamber kıssalarına bakış açıları ve getirdikleri irfânî yorumları açıklığa kavuşturmaktır. Bu çerçevede çalışma, bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kur'ân'da ve Mesnevî'de kıssalar ile sembolik dil arasındaki ilişki incelenmiştir. İkinci bölüm, Hz. Musa'nın mucizelerine, üçüncü bölüm Hz. Musa ve hayatı boyunca irtibatlı olduğu bazı şahsiyetlere, dördüncü bölüm ise Hz. Musa'dan hareketle tasavvuf meselelerin ele alınışına ayrılmıştır.
Ebû Tâlib el-Mekkî'nin (ö. 386/996) düşüncesinde dinî ilimlerin gelişimi ve tasavvuf
Ebû Tâlib el-Mekkî (ö. 386/996) erken dönem tasavvuf tarihinin en önemli müelliflerinden biri olarak, Kûtü'l-Kulûb adlı eserinde tasavvufun gelişim seyrini hadis, fıkıh, kelâm, tefsir gibi diğer din ilimlerine ve bid'at olarak tavsif ettiği birtakım zümrelere yönelik eleştirisi üzerinden anlatmaktadır. Bu çerçevede Ebû Tâlib el-Mekkî, tasavvufun Hz. Peygamber'den beri var olan bir "ilim" olduğunu, bunun çeşitli isimler aldığını ancak hiçbir zaman bu ilmin hedefinin değişmediğini dile getirmiş ve daha sonra teşekkül eden diğer dinî ilimler için tasavvufun asıl mesabesinde olduğunu öne sürmüştür. Bu çalışmada Ebû Tâlib el-Mekkî'nin "bilim tarihi" görüşü çeşitli başlıklar altında tasnif edilecek ve onun tasavvuf anlayışının ortaya çıkmasında nasıl bir etkiye sahip olduğu soruşturulacaktır. Çünkü Mekkî, büyük İslâm âlimlerinden Gazzâlî'nin (ö. 505/1111) derin bir şekilde etkilendiği isimlerden biridir. Giriş, dört bölüm ve sonuçtan oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Mekkî'nin bilgi anlayışı ile bilgiyi elde etme vasıtaları ve yöntemi hakkındaki düşüncelerini ortaya koymaya çalıştık. Böylelikle Mekkî'nin, tasavvufun ilim olarak tedvin edilme sürecine katkısını tespit etmeye gayret ettik. İkinci bölümde ilk olarak ilim tasnif geleneği hakkında genel bir değerlendirme yaptıktan sonra Kûtü'l-Kulûb'den hareketle Mekkî'nin ilimler hakkında başvurduğu birtakım tasnifleri ortaya koymaya çalıştık. Bu bölümde, çalışmamızın asıl konusu olan Mekkî'nin din ilimlerine yönelik eleştirisi hakkında genel bir çerçeve sunmaya çalıştık. Bunu yaparken onun din ilimlerini temelde "selef tarafından bilinen" ve "sonradan ortaya çıkan" olmak üzere iki kısımda ele aldığını diğer erken dönem sûfîlerinin görüşlerini de dikkate alarak mukayeseli bir şekilde göstermek istedik. Üçüncü ve dördüncü bölümde ise genel itibariyle Mekkî'nin, Serrâc ve Kelâbâzî gibi erken dönem sûfîleri ile ortak yönlerine değinerek hicrî IV. asra hakim olan tasavvuf anlayışını ve Mekkî'nin din ilimleri hakkındaki kanaatini ortaya koymaya gayret ettik. Bu çerçevede tasavvufun kaynakları, tasavvuf âdâbı, semâ', vecd, mûsiki, şatahat gibi konularda sûfîlerin görüşleri ile Mekkî'nin yakîn ilmi ve makamları hakkındaki düşüncelerine yer verdik.
Horasan'daki tasavvuf geleneğinin bir şarihi olarak Ebû Abdurrahman es-Sülemî (Ö. 412/1021) ve tasavvuf anlayışı
Tasavvufun gelişim sürecinde kaleme alınan eserlerde bazı merkezler, üstadlar, tasavvufî öğretiler ve meseleler temel olarak ele alınmış ve bu anlamda Irak ve Horasan olmak üzere iki ana temayül ön plana çıkmıştır. Tasavvufun bir din ilmi olarak tedvin edilme sürecinde eserlerin büyük çoğunluğu Irak havzasında yetişmiş önemli sûfî müellifler tarafından kaleme alınmıştır. Horasan tasavvuf geleneğinde öne çıkan en önemli yazar Ebû Abdurrahman es-Sülemî'dir. Çalışmamızda, Sülemi'nin eser ve fikirlerine odaklanmak suretiyle Horasan tasavvuf geleneğinin temel karakteristiğini tespit edilecek ve bilhassa bu geleneğin diğer tasavvufî geleneklerden farklılaşan yönlerinin tasavvufun teşekkülü açısından ne tür sonuçlarının ortaya çıktığı soruşturulacaktır. Böylelikle bu çalışmamızda, Sülemî'nin tasavvuf anlayışı, tasavvufun teşekkül sürecine katkısı, Horasan tasavvuf geleneğinin gün yüzüne çıkarılmasındaki etkisi ve Horasan havzasının temel meseleleri gibi konular bahis edilecektir. Giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Sülemî'nin tasavvuf düşünce geleneğindeki önemini, tasavvufun bir din ilmi olarak tedvin edilmesine katkısını ve onun fikirleri üzerinden Horasan tasavvuf geleneğinin başlıca meselelerini tespit etmeye gayret ettik. İkinci bölümünde Horasan neşvesini mercek altına alarak bu neşvenin öne çıkardığı temel konularda tasavvufî düşünce geleneğindeki ifade ettiği anlam üzerinde durmaya ve bazı tespitlerde bulunmaya çalıştık. Böylelikle Horasan neşvesinin genel karakteristiğini ortaya koyan fütüvvet ve melâmet hususunda genel bir çerçeve sunmaya çalıştık. Üçüncü bölümde ise hâller ve makamların Sülemî'nin anlayışındaki tezâhürlerini konu edindik. Bu noktada Horasan şarihi Sülemî'nin hâller ve makâmlar ile ilgili görüşlerinin Bağdat şarih sûfilerinin yaklaşımları ile arasındaki irtibat noktalarını ve farklılıkları değerlendirmeyi amaçladık.
Hücvîrî'nin (ö. 465/1072) yaklaşımında tasavvufun teşekkül süreci
Hicrî IV. asrın sonlarına doğru ilmî dilin gelişmesiyle tasavvuf, tedvin sürecine girmiştir. Bu anlamda tasavvufun bir dinî ilim olduğunu birçok açıdan ortaya koymaya çalışan sûfî müellifler, tasavvufa ana kaynaklarını kazandırarak bir literatür inşa etmişlerdir. Tedvin sürecinin Gazzâlî'de son bulduğu düşünüldüğünde bu müelliflerin son halkası diyebileceğimiz Ali b. Osman el-Hücvîrî (ö. 465/1072), daha çok Arapça olarak kaleme alınan literatüre, Farsça telif ettiği eseri Keşfü'l-mahcûb'u dâhil etmiştir. Eserine isbâtü'l-ilm konusu ile başlaması ve ilk kez tasavvufî fırkaları taksim eden kişi olmasıyla dikkat çeken Hücvîrî, bu manada diğer müelliflerden ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Çalışmamızda, tasavvufun tedvin sürecinin muhatap ve muhalifleri ve Hücvîrî'nin onlara karşı geliştirdiği yaklaşımlar, çeşitli başlıklar halinde tasnif edilecek ve onun tasavvuf anlayışının ortaya çıkmasında ne tür etkileri olduğu soruşturulacaktır. Bunu yaparken de, bir geleneğin takipçisi olması hasebiyle hemen hemen her konu, Hücvîrî'den önceki müelliflerle mukayeseli bir şekilde ele alınacak ve en nihayetinde Hücvîrî'nin tasavvuf anlayışı ve tasavvufun teşekkül sürecine etkisi ortaya konulmaya çalışılacaktır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde bir tasavvuf tarihi yazıcısı olarak Hücvîrî'nin tasavvuf düşüncesindeki önemini ve tedvin dönemine katkılarını tabakât ve fırkalar bahsi özelinde tespit etmeye çalıştık. İkinci bölümde, tasavvufu bir dinî ilim olarak kabul eden Hücvîrî'nin, bilginin varlığı ve bilinebileceği noktasındaki kanaatini ortaya koyduktan sonra bu kabulünü tasavvufun mevzu, mesele ve yönteminin oluşuyla delillendirdiğini tesbit ettik. Üçüncü bölümde ise tasavvuf kavramının kullanımı ve sûfîlerin dindarlığı üzerinden karşılaştıkları eleştirilere ve Hücvîrî'nin bu eleştirilere cevaben ele aldığı konulara değinmeye gayret ettik.
Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin (Ö. 430/1038) Hilyetü'l-Evliyâ adlı eseri çerçevesinde hicrî ilk iki asırda Zühd
Bu çalışmada ünlü tabakât müellifi Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin Hilyetü'l-evliyâ eseri çerçevesinde hicrî ilk iki asırda tasavvufun teşekkülüne dâir bilgiler ele alınmaktadır. Çalışmamızın konusu itibariyle ilk bölümde Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin hayatı ve onun eseri olan Hilyetü'l-evliyâ'ya değindik. İkinci bölümde tasavvufun tartışmalı bazı meseleleri üzerinden Hilye'deki zâhidlerin yaklaşımlarını ortaya koyduk. Bunlar; idârî görevlerden kaçınma, uzlet, evlilik, giyim şekilleri gibi çeşitli konulardır. Üçüncü bölümde ise nefs terbiye metodları, zikir gibi bazı seyru sülûk kavramlarının dönemin zahidleri tarafından nasıl uygulandığını izah etmeye çalıştık. Son bölümde ise tevekkül, marifet, muhabbet, fütüvvet gibi konular üzerinden haller-makamlar bahsini ele aldık. Böylece Hilye'den ulaştığımız rivâyetlere bakarak erken dönem zâhidlerinin tasavvufun oluşum sürecine olan katkısını gözlemlemeye çalıştık. Dolayısıyla Hilye'yi dikkate aldığımızda tasavvufa dâir uygulamaların ilk örneklerinin çok erken dönemlere kadar izlerinin takip edilebildiğini görmekteyiz. Anahtar kelimeler: Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü'l-evliyâ, zühd, tasavvuf, zâhid
Zünnûn el-Mısrî'nin (Ö. 245/859) tasavvuf anlayışı
Bir ilmi en iyi şekilde anlayabilmenin yöntemi ilk olarak o ilmin gelişim seyrini etkileyen kurucu isimlere yönelmektir. Bu nedenle çalışmamızda tasavvufun bir din ilmi şeklinde kimlik bulmasına katkı sağlayan, erken dönem tasavvuf tarihinin başlıca isimlerinden Zünnûn el-Mısrî'nin tasavvuf anlayışı incelenmiştir. Birinci bölümde Zünnûn el-Mısrî'nin hayatı ele alınmıştır. Mısır'da yaşayan Zünnûn el-Mısrî farklı pek çok bölgeye seyahat etmiştir. Haller ve makamlardan ilk bahseden kişilerden biri olarak Zünnûn, mârifet anlayışı ile ön plana çıkmış ve bazı araştırmacılar tarafından teosofik tasavvufun kurucusu şeklinde nitelendirilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde ise Zünnûn el-Mısrî'nin tasavvuf anlayışını inceleyebileceğimiz mârifet, tevhid, iman gibi konular ve tasavvufun temel meseleleri hakkındaki görüşleri incelenmiştir. Çalışmamızın sonucunda ise Zünnûn el-Mısrî'nin tasavvufun bir din ilmi haline gelmesinde katkısı bulunan ve kendinden sonraki sûfîleri-âlimleri etkileyen bir mutasavvıf olduğu tespit edilmiştir.
Abdullah b. Mübârek'in (ö. 181/797) Zühd anlayışı
Bu çalışmada erken dönem zâhidlerinden Abdullah b. Mübârek'in "zühd" anlayışına etkilendiği ve etkilediği düşünceler bağlamında odaklanılmıştır. Birinci bölümde Abdullah b. Mübârek'in hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri ele alınmıştır. Hicrî II. asırda yaşayan Abdullah b. Mübârek birçok ilmî seyahat gerçekleştirmiş ve sınır boylarına giderek cihadlara katılmıştır. Bulunduğu yerlerde ilmî faaliyetlerine devam eden Abdullah b. Mübârek'in bu süreçte zühd anlayışı ile ön plana çıktığı anlaşılmaktadır. İkinci bölümde günümüze ulaşan ilk zühd kitabı olması bakımından Abdullah b. Mübârek'in Kitâbü'z-Zühd'ü konu edilmiştir. Erken dönemde ilmî olarak teşekkül eden fıkıh ve akâid gibi ilimlerin yanı sıra henüz ilmî bakımdan müesseseleşmemiş ahlâk alanı, erken dönemde kendisini en belirgin şekliyle zühd eserlerinde göstermiştir. Bu manada çalışmamızda İbnü'l-Mübârek'in Kitabü'z-Zühd'ü, ihtiva ettiği konular ve bu konuların çerçevesi bakımından zühd düşüncesinin izini sürmeye ne kadar imkân tanıdığı tespit edilmeye gayret edilmiştir. Üçüncü bölümde ise tasavvufî eserlerde ve tabakat eserlerinde yer alan Abdullah b. Mübârek'e dair bilgilerden hareketle, tasavvufun ana başlıkları içerisinde sayabileceğimiz edep, nefs, marifetullah gibi konulardan hareketle ilim-amel bütünlüğü bağlamında Abdullah b. Mübârek'in zühd anlayışı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın neticesinde zühd düşüncesinin toplumun dindarlığında oynadığı rol bakımından ve İslâmî çizginin dışına çıkmayan doğru bir zühd anlayışının tesisinde Abdullah b. Mübârek'in ve Kitâbü'z-Zühd'ünün önemli bir konuma sahip olduğu tespit edilmiştir.
Mulây el-Arabî ed-Derkâvî'nin (ö. 1239/1823) tasavvufî görüşleri ve Derkâviyye yolu
Bu çalışma, Şâzeliyye tarikatının kollarında birini kuran Derkâvî'yi ve Derkâviyye yolunu konu edinmiştir. Çalışmamızda onun elimize ulaşan mektuplarını mercek altına alarak Derkâvî'nin tasavvuf tarihindeki yeri, tasavvufî görüşleri ve tarikat anlayışı üzerinde yoğunlaşmaya çalıştık. Bu doğrultuda Derkâvî'nin yetiştirdiği ve daha sonra Derkâviyye'nin bazı alt kollarını oluşturan, öne çıkan müridlerini araştırmaya ve Derkâviyye tarikatının yaygınlaştığı bölgeler başta Fas olmak üzere yayıldığı bölgelerdeki etkinliklerini değerlendirmeye gayret ettik. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünü Derkâvî'nin biyografisine hasrettik. Bu bölümde onun yaşadığını zaman periyodunda Fas'ın içinde bulunduğu durumu, onun hayatı ile birlikte silsilesi, şeyhi, önemli mürid ve eserleri hakkında bir çerçeve oluşturmaya çalıştık. İkinci bölümünde bir tarikat piri olarak mürid yetişme usülünde temel kabul ettiği esasları konu edindik. Bununla birlikte tasavvufî düşüncesine kaynaklık eden tasavvufî makamlara ilişkin görüşlerini de değerlendirerek onun bir sûfi olarak portresini vermeye çalıştık. Üçüncü bölümde ise, Derkâviyye tarikatının intişarını ve ondan teşekkül eden kolları ele aldık.
Tasavvufun teşekkülüne dair bir eser olarak Edebü'l-mülûk ve kaynak değeri
Tasavvufun tedvin süreci olarak sayabileceğimiz hicrî IV. asrın sonları ile VI. asrın başlarına kadarki dönemde tasavvuf mirasını meseleleriyle, yöntemiyle ve maksadıyla derleyen ve sistemli bir şekilde sunmaya çalışan bir tasavvuf literatürü oluşmuştur. Bu zaman aralığında yaşamış sûfîlerden Ebû Mansûr el-İsfahânî'nin yazınsal çalışmaları da döneme katkı sunmuş niteliktedir. Bu çalışmalarından bir tanesi Edebü'l-mülûk'tur. Ebû Mansûr, ele aldığı meseleleri kendine has ifade biçimiyle tamamen özgün sayılabilecek düşüncelerle ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra her meseleyi zâhir-bâtın ikiliği yönünden irdelemiştir. Bu yönleriyle Edebü'l-mülûk diğer tasavvuf eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Edebü'l-mülûk'ün bu döneme olan katkıları, diğer eserlerle de mukayeseli bir şekilde ele alınmaya çalışılacaktır. Üç bölüme ayırdığımız çalışmamızın birinci bölümünde Edebü'l-mülûk'ün müellifini, tarihini, kaynaklarını ve içeriğini tespit etmeye çalıştık. İkinci bölümde Edebü'l-mülûk'a göre tasavvufun ilimler hiyerarşisindeki konumu, muhatapları, konusu, yöntemi gibi temel meselelerine ve bazı tartışmalı konularına değinmeye gayret ettik. Üçüncü bölümde ise Edebü'l-mülûk'ün, tasavvufun diğer tedvin dönemi eserleri arasındaki önemini, özgünlüğünü ve katkılarını seçtiğimiz eserlerle mukayeseli bir şekilde sunmakla beraber, yine bu bölümde Edebü'l-mülûk'ün özgün yazım geleneğini yansıtan bazı konuları işlemeye çalıştık.