Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi İlkay Nişancı
10 theses · İstanbul University
Azerbaycan sinemasında uyarlama filmler: Anar Rzayev örneği
Sinema tarihinde sinema edebiyat ilişkisi ve uyarlama filmlerin çekilmesi tam olarak Melies'in Le Voyage Dans la Lune (Ay'a Seyahat) filmiyle başlar. Melies'ın edebiyatın anlatım bütünlüğü ve dilinden esinlenerek çektiği bu filmden sonra sinema ve edebiyat ilişkisi, Griffith'in Charles Dickens'in romanlarında kullandığı kurgu yöntemini sinema diline aktarması ve yeni sinemasal kurgu yöntemi oluşturması bu iki farklı sanat dalını birbirine bağlamıştır. Böylece en yeni sanat dalı olan sinema, geleneksel sanatlardan olan edebiyatı hem konu olarak kaynak almış, hem de edebiyatın anlatım dilini örnek alarak kendi anlatım dilini ve araçlarını oluşturmuştur. Sinemanın zamanla oluşturduğu yeni yöntem ve teknikler edebiyatı da etkilemeye başlamış, bununla da bu iki sanat arasında etkileşim ortaya çıkmıştır. Uyarlama konusu ise sinema ve edebiyat ilişkisinin ilk adımıdır. Bu konu sinemanın doğuşundan günümüze kadar gelmiş, sinema kendi anlatım dilini geliştirdikce yeni ve uyarlama türleri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada da sinema edebiyat ilişkisi ve etkileşimi, bu etkileşime yaklaşımlar, farklı edebi türlerde yazılmış eserler sinemaya uyarlanırken kullanılan teknikler ve uyarlama sorunları araştırılarak bu gelişmenin Azerbaycan sinemasında nasıl ilerlediği incelenmiştir. Azerbaycan sinemasıda çekilen 86 uyarlama film içerisinden yazar Anar'ın üç farklı edebi türde yazdığı eserinden uyarlanan film örnekleri ele alınarak Azerbaycan sinemasında edebi eserlerin filme nasıl uyarlanıldığı araştırılmıştır. Seçilen filmler orijinal eserle karşılaştırılarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İnceleme sonucunda eserin dramatik yapısı filme uyarlanırken kullanılan sinematik yöntemler grafikleştirilerek eserle ne şekilde farklı özellikler taşıdığı ortaya çıkarılmıştır.
İnteraktif sinemada biçim ve içerik ilişkisi: Bandersnatch örneği
Dijitalleşmenin ve ardından internetin yaygınlaşması sayesinde, bilgi akışı ile olan ilişkimiz edilgenden etkene doğru bir dönüşüm sürecine girmiştir. Günümüzde, filmler başta olmak üzere iletişim ve sanat alanlarına dahil pek çok medyumda, tamamlanmış şekilde sunulan içeriği seyircinin nasıl alımladığı meselesi önemini korurken; seyircinin içerik/eser tamamlanmadan yaratım sürecine nasıl dahil olabileceği meselesi, tartışmamız için önümüzde durmaktadır. Bu doğrultuda, video oyunlara ve sosyal medya uygulamalarına uzun süredir entegre olan interaktivite özelliğinin, sinemaya da verimi yüksek şekilde uyarlanmaya çalışıldığını gördüğümüz örnekler birikmektedir. Bu örneklerden, ana akım izleyicisine, yani geniş kitlelere ulaşabilmiş ilk yetişkinlere yönelik film olan Black Mirror: Bandersnatch, hem biçimi hem de içeriğiyle çalışılmaya değer bir yapımdır. İnteraktif filmlerin çeşitli açılardan ele alındığı çalışmalara ek olarak, interaktif yapının sanatsal özelliklerine eğilmenin ve bunları tanımlamanın bir gereklilik olduğu fark edilebilir. Bu amaçla, bu çalışmada sinemanın en klasik tartışması olan biçim-içerik dikotomisinin, interaktif filmlerde nasıl ele alınacağının izini sürüyoruz. Hem kontrolü seyirciye veren yapısıyla hem de dallanan hikaye olasılıklarıyla klasik anlatı yapısından ayrılan interaktif anlatılar, estetik öğelerinin tanımlanması ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesi için kuramsal çerçeve oluşturulmaya devam edilen bir konu başlığıdır. En klasik kuramlar ile en yeni kuramlar arasında bir köprü kurmaya çalıştığımız bu çalışmada, Black Mirror: Bandernatch filminin içerik analizi yöntemiyle ayrıntılı bir yapısal tahlili yapılmıştır.
Dijitalleşmenin stand-up komedi performanslarında yarattığı dönüşüm: Stand-up komedyenler ile yapılan niteliksel çalışma ve izleyici deneyimleri
Bilgi teknolojilerinin ulaştığı sınırlar ile birlikte gerçekleşen teknolojik gelişmeler, sahne sanatlarında üretilen tüm performansların daha geniş çevrelere ulaşmasını sağlamıştır. Her stand-up komedi sahne performansında yeniden üretilen içerikler, dijitalleşmeyle birlikte yeni medya olarak adlandırılan sosyal medyaya entegre olmaya başlamıştır. Yeni medya sahnesi, zaman içerisinde yakınsak araçlarla içeriklere erişimin kolaylaşmasıyla birlikte, yeni bir yeniden üretim alanına dönüşerek içeriğe doğrudan etki edebilmektedir. Bu bağlamda stand-up komedi performanslarında; materyalin toplanması, persona yaratımı, setlerin yazımı, sahnelenmesi ve sanatçının markalaşması gibi değişkenler, dijitalleşme sonucu yeni medya bağımsız değişkeninin de denkleme eklenmesiyle beraber, yeni bir anlatım biçiminin oluşmasını ve içeriğin izleyiciye ulaştırılmasında yeni araçların meydana gelmesini sağlamıştır. Çalışmanın amacı; dijital dönemde yeni medya araçlarının stand-up komedi performanslarında yarattığı dönüşümü, sahnenin dijital platformlarda yayınlanmasından sonra setin tekrar kurgulanmasını ve ritmi nasıl dönüştürdüğünü daha önce gerçekleştirilmiş çalışmalar üzerinden araştırarak, izleyiciler ve sanatçılar tarafından sunulan bakış açıları üzerinden alan çalışması gerçekleştirerek neticelendirmektir. Bununla beraber dijitalleşme ile medya araçlarının dönüşümünü tartışarak teknolojik gelişmenin biçimsel olana getirdiği sınırlılıkları incelemek ve bu noktada stand-up komedi performanslarının yerini belirlemektir. Karma yöntem araştırması kapsamında hem nitel hem nicel verilerle çalışma tamamlanmıştır. Stand-up komedyenler ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek, dijital dönemin performanslarında nasıl bir dönüşüm yarattığı incelenmiştir. Bunun sonucunda oluşan örnekler üzerinden, yeni medya iletişim biçimleri ve stand-up komedi performansları arasındaki bağlantıyla ilgili bulgulara ulaşılmıştır. Yine çalışma kapsamında; izleyici perspektifini ortaya koyabilmek adına, seyirciler ile gerçekleştirilen anket çalışmasıyla, sahnede izlenen ve dijital olarak tüketilen stand-up komedi perfomansları hakkındaki görüşleri içeren veriler elde edilmiştir.
Nuri Bilge Ceylan sinemasında sinematografinin anlatıya etkisi
Sinemanın teknolojik bir eğlence aracından, sanatsal bir üretim ve anlatım biçimi haline dönüşmesinin altında; öykü, kamera hareketi, aydınlatma, kurgu, renk, çerçeveleme gibi birçok unsurun gelişmesinin ve bu unsurların bilinçli bir şekilde bir araya getirilmesinin yattığı söylenebilir. Düşünsel ve soyut olanı görünür kılma sürecine işaret eden sinematografi kavramı ise bir sinema filminin sanatsal bir düzeye ulaşmasında etkili unsurlardandır. Türk Sinemasında önemli ve uluslararası düzeyde elde ettiği başarılarla kendini kanıtlamış bir yönetmen olan Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinde de bilinçli bir sinematografik yaklaşım görülmektedir. Bu bağlamda; Nuri Bilge Ceylan Sinemasını sinematografik unsurlar açısından incelemek, filmler arasındaki sinematografik değişimleri saptamak, görüntünün anlatıya kattığı boyutu teknik ve estetik bağlamda incelemek önem arz etmektedir. Bu araştırma; Nuri Bilge Ceylan Sinemasını oluşturan; Kasaba (1997), Mayıs Sıkıntısı (1999), Uzak (2002), İklimler (2006), Üç Maymun (2008), Bir Zamanlar Anadolu'da (2011), Kış Uykusu (2014), Ahlat Ağacı (2018) filmlerinin; anlatının kurulumu ve sinematografik unsurların anlatıyla nasıl bir bağ kurduğu bağlamında incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma sonuçlarına ana hatlarıyla bakıldığında; yönetmenin filmlerini oluştururken sinematografiyi bir anlatım aracı olarak öyküyle iç içe kullandığı, ilk filminden itibaren yönetmenin sürekli arayış içinde olduğu ve bu bağlamda sinematografisinin, yönetmenlik tercihlerinin sürekli dönüşüm geçirdiği, filmlerinde görüntü yönetimi üzerinde baskın bir etkisinin olduğu görülmektedir.
Türkiye'de sosyal medya influencerlarının sinemaya olan etkisi
Web 2.0 teknolojileriyle birlikte hayatımızın merkezinde yerini alan sosyal medya platfomlarına her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. Kullanıcıların her birine içerik üreticisi olabilme avantajı sağlayan sosyal medya platformları etkileşimli bir iletişim modelini de beraberinde getirmektedir. Bireyler, sosyal medya platformlarında içerik üretebildikleri gibi, duygu, düşünce ve fikirlerini de zaman ve mekan fark etmeksizin yeni iletişim ortamları aracılığı ile dile getirebilmektedir. Sosyal medyada belirli sayıda takipçisi bulunan ve takipçileri üzerinde etkileyici rol oynayan kişiler "influencer" olarak adlandırılmaktadır. Video içeriği üretimine olanak sağlayan YouTube'da çeşitli kategorilerde video içeriği üreten YouTuber'lar, günümüzün kanaat önderleri konumundadır. Sinemanın sosyal medya ile ilişkisi, geleneksel medya ve yeni medyada tanıtım ve pazarlama bağlamında sıkça karşımıza çıkmaktadır. Film üreticileri, vizyona girecek filmlerin tanıtımlarını gazete, radyo ve televizyondan yapabildiği gibi, günümüzde sosyal medya platformları üzerinden neredeyse tek bir tuşla milyonlarca kullanıcıya ulaşabilmeleri söz konusudur. Netflix, Blu Tv, Puhu Tv gibi dijital platformların varlığı da film dağıtımı konusunda, film üreticilerine büyük avantaj sağlamaktadır. Yeni medya iletişim ortamları vasıtası ile film tanıtımının ve pazarlanmasının sağlanması YouTube'da milyonlarca takipçiye ulaşan influencerların, sinema sektörüne atılmasıyla yeni bir boyut kazanmaktadır. Film üretimine yapımcı, oyuncu ya da senarist olarak dahil olan YouTuber'ların filmlerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu durum sinema sektörüne, "influencer filmleri" kavramını kazandırmaktadır. Bu çalışma nitel bir araştırma olup, birinci bölümde sosyal medya kavramı ve araçları, sosyal medyada influencer kavramı detaylıca incelenmiş, ikinci bölümde türlerine ayrılan medya basılı medya, işitsel medya, görsel medya ve yeni medya bağlamında medyanın sinema ile olan etkileşimi detaylıca irdelenmiştir. Tez çalışmasının üçüncü bölümde ise, Türkiye'de sosyal medya influencerlarının ürettiği filmler denildiğinde akla ilk gelen kişilerden olan, YouTube'da milyonlarca takipçisi bulunan Enes Batur'un filmleri "Enes Batur Hayal Mi Gerçek Mi?, Enes Batur Gerçek Kahraman", Kafalar YouTube kanalının aynı isimli filmi "Kafalar Karışık", profesyonel bir oyuncu olan ve aynı zamanda sosyal medya fenomeni olan Aslı İnandık'ın filmi "Aslı Gibidir" ve "Oha Diyorum" YouTube kanalının aynı isimli filmi "Oha Diyorum" filmlerinin senaryosu, sinematografisi, afişi ve filmlerin izlenme sayıları içerik analizi yöntemiyle derinlemesine analiz edilmiştir. Elde edilen verilere dair analizler çalışmanın sonuç bölümünde yer almaktadır.
Sinemada yeni bir boyut: Nörosinema ve "Molly's Game" filminin analizi
Nörosinema, sinema alanında yeni bir kavram olmakla birlikte içinde bulunduğumuz çağda giderek önem kazanacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, nörosinema kapsamında bir filmin iki sekansının izleyiciler üzerindeki etkisi ele alınmaktadır. "Molly's Game" isimli sinema filmi genel anlamıyla benzer sahnelerden oluşmaktadır. İncelenmek üzere seçilmiş "Molly's Game" isimli sinema filminin 0:12:40,10 - 0:15:53,13 zaman aralığında geçen Cobra isimli bar sekansı ve 0:15:53,15 - 0:23:02,54 zaman aralığında geçen Avukat görüşme isimli sekanslarda deneklerin duygudurumlarını değiştirebilecek renk ve figürler kullanıldığından bu sahneler incelenme açısından uygun bulunmuş ve filmin hedef izleyici kitlesinden 10 kişiye gösterilmiştir. Bunun için örneklem büyüklüğünü belirlerken amaçlı örnekleme yöntemini tercih edilmiştir. EEG ve göz izleme teknolojilerinden her ikisi de eş zamanlı olarak kullanılmıştır. İzleyicilerin film hakkındaki düşüncelerini ayrıntılı olarak anlamak için ayrıca yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşme yöntemi uygulanmıştır. Seçilen izleyiciler, çalışma odasına teker teker alınmıştır. "Molly's Game" isimli sinema filminin Cobra isimli bar sekansı ve Avukat görüşme isimli sekanslarında EEG verilerinin analizleri sonucunda izleyiciler arasında Engagement, Exciting değerinde artış gözlemlenmiştir. Eye Tracking Verilerinin Analizi Cobra isimli bar ve Avukat görüşme isimli sekanslarında gerçekleşen göz hareketleri ısı haritası ardımı ile analiz edilmiştir. Denekler bu sahnede yerleştirilmiş olan bilinirliliği yüksek sarı ve kırmızı renkteki marka logosuna, sahnedeki karaktere ve karakterin göstermiş olduğu kitaba odaklanmıştır. Yapılan görüşme sonrası toplanan veriler, nitel veri analizi yöntemiyle analiz edilerek, beş tema (gerilim, odaklanma, renkler, sürükleyici olma ve ilişkilendirme) ortaya çıkmış, Nörosinema yöntemiyle yapılan araştırmadan alınan sonuçlar ile arasındaki benzerlik ve farklılıklar saptanmıştır. Nörosinemanın, sinema alanında, hedef kitleye yönelik film yapımında başvurulabilecek etkili bir teknik olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Toplumsal ekoloji felsefesi bağlamında animasyon filmlerde ekolojinin temsili; Pixar örneği
Çağımızın en büyük krizi olan ekolojik kriz ve etkileri kendisini her geçen gün daha fazla hissettirmektedir. Bu açıdan ekolojiye ve ekolojik krize dair tanımlarımıza ve insanlık olarak kendimizi konumlandırışımıza dair farkındalık yaratacak sorgulamaların önemi de aynı ölçüde artmaktadır. Murray Bookchin tarafından geliştirilen toplumsal ekoloji yaklaşımı, ekolojik krizin kökenlerini toplumsal alandaki krizde aramamız gerektiğini ileri sürer ve insanın doğayla kurduğu tahakküme dayalı ve faydacı ilişkinin kökenini, insanın insanla kurduğu tahakküm ilişkisinde arar. Bu ilişki biçimi giderek doğanın bir ham made ve faydalanılması gereken sonsuz kaynaklar bütünü olduğu anlayışını doğurmuş ve doğanın bir parçası olan insanı ondan ayırmıştır. Böylece bu çalışma eşliğinde; ekolojik krizin sebep, süreç ve sonuçları toplumsal ekoloji yaklaşımının ileri sürdüğü görüşler bağlamında ele alınarak, insan-doğa ilişkisi ve her türlü ekolojik kavrayışın animasyon sinemadaki temsillerine ekoeleştirel bir bakış atılmak istenmiştir. Her yaştan geniş bir kitleye ulaşabilmesi, derdini eğlenceli bir dille anlatabilmesi, içerisinde ekolojik temsillere dair bolca referans barındırması ve de özellikle kent gibi doğayla temasın kesintili olduğu ortamlarda yetişen bireyler için öğretici bir niteliğe sahip olabilmesi açısından son derece verimli bir kültürel ve sanatsal üretim alanı animasyon sinema, ekoeleştirel bir analiz için bu çalışmanın özel alanı olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında ilk olarak bazı ekolojik kavram ve yaklaşımlar açıklanmış, animasyon sinemanın önemli evreleri aktarılmış, yine animasyon sinemanın ekoloji bilincindeki yeri tartışılmış ve de animasyonun ekoloji temsillerine Uzak Doğu (Studio Ghibli) ve Batı (Disney) ekseninde genel bir bakış atılmıştır. Son bölümde ise; ekolojik kriz konusuna doğrudan değinen ve hikayesini ekolojik krizin toplumsal alandaki görüngülerinden seçen iki Pixar yapımı, Wall- E (Vol-i, 2008) ve Cars 2 (Arabalar 2, 2011) filmleri, toplumsal ekoloji felsefesi bağlamında ekoloeleştirel bir analize tabi tutulmuştur. Filmlerdeki toplumsal ekolojik unsurlar saptanmış ve filmlerin bütüncül ve tutarlı bir toplumsal ekolojik perspektife sahip olup olmadıkları sonuç bölümünde tartışılmıştır.
Dijital platformlarda belgesel film yapım ve gösterim pratikleri: BLUTV örneği
Belgesel film, en yalın tanımı ile yönetmenin gerçekliği kendi yaratıcılığı ile kaydettiği bir film biçimidir. Belgeseller, içinde yaşanılan dünyanın sahici bir temsilini izleyiciye sunmaktadır. Bu film biçimi, tarihsel süreçten günümüze teknoloji ile kurduğu ilişki neticesinde değişmekte ve yenilenmektedir. Robert Flaherty, Dziga Vertov ve John Grierson gibi öncü belgeselcilerle başlayan süreç, 1960'larda teknikte meydana gelen gelişmelerle Cinéma Vérité, Doğrudan Sinema, Özgür Sinema ve Arı-Göz Sinema Hareketleri ile yeni bir belgesel biçimini almıştır. Taşınabilir kamera ve taşınabilir ses kayıt cihazları ile yönetmenler özgürleşmiş ve sinemadaki finansman sorunları nedeniyle belgeseller televizyonda gösterilmiştir. Bu yenilenme neticesinde sinemada begesel film, televizyonda televizyon belgeseli ismini alan bu biçim, dijital platformlarda yeni bir isim almaktadır. Günümüzde yeni medya ve izleyici, dijital platformdaki belgesellerin yapım pratiklerini, biçim ve içeriğini belirlemektedir. Dijital platformlarda belgeseller, dinamik bir görsel-işitsel dil benimsemektedir. Bu yeni belgesel dili, gözleme dayalı çekim, aktüel ve hareketli kamera, doğal aydınlatma, yakın planlar, hızlı, sık çekimli, jump cut'lı, dinamik müzik ve dinamik kurgu prensiplerinden oluşmaktadır. Bu çalışmada dijital platformların belgesel film yapım ve gösterim pratikleri, BluTV ortak özel yapım belgeselleri örneğinde incelenerek dijital platformlardaki yeni belgesel dilinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Araştırmada sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda BluTV ve birlikte çalıştığı yapımcı ve yönetmenlerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir.
Sinemada görsel tasarımda dijital teknoloji kullanımının içerikle ilişkisi: Star Wars "Yıldız Savaşları" filmleri örneği
Sinema, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin neticesi olarak ortaya çıkmış bir sanat dalıdır. Belli bir döneme kadar kendi görsel tasarım unsurlarını ve formlarını oluşturan sinema aynı zamanda kendi içindeki teknik gelişmelerle bir öğrenme ve dönüşüm süreci içinde olmuştur. Dijital teknolojinin, film yapımında kullanılmasıyla birlikte sinemanın görsel tasarım unsurları başta olmak üzere filmlerin içeriklerinde de bir değişim meydana gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, gelişen ve dijitalleşen sinema teknolojisinin, bir film serisi olan "Star Wars" filmlerinin içeriklerini nasıl değiştirdiğini ve bu değişimin, film serisinin ilk çıkışından günümüze filmin ana yapısında genel bir dönüşüme sebep olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın evreni olan Star Wars filmleri 1. Üçleme (1977-1980-1983), 2. Üçleme (1999-2002-2005) ve 3. Üçleme (2015-2017-2019) şeklinde gruplandırılarak; 'Görüntü Teknolojileri', 'Karakter ve Irk Tasarımları', 'Gezegenler ve Mekânlar', 'Makineler ve Uzay Gemileri', 'Savunma Teknolojileri', 'Yaratıklar, Hayvanlar ve Droidler' kategorileri altında analiz edilmiştir. Araştırmanın yöntemi 'Gömülü Teori Yaklaşımı' olarak belirlenmiş; 'Açık', 'Eksen', ve 'Seçici' Kodlama türleri kullanılarak 'Sistematik Desen' Gömülü Teori kategorisinde incelemesi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda dijital öncesi bir dönemde üretimi yapılan ilk üçlemeye göre, tamamen dijital olarak üretilen ikinci üçlemenin içeriksel ve üretimsel olarak ilkinden tamamen ayrıldığı; yakın zamanda tamamlanan üçüncü üçleme ise yapım pratikleri ve içerik olarak geçmiş kökenlere bağlı kalmak amacıyla dijital teknolojiden içeriğe müdahale etmeyecek şekilde yararlanmış bir yapım pratiğiyle üretildiği saptanmıştır.
Felsefe olarak film: Asghar Farhadi sinemasında "Sinematik etik"
Bu çalışma, Asghar Farhadi filmlerinin etik hakkında ne düşündüğü sorunsalına odaklanmıştır. Farhadi'nin daha çok İran kültürüne ait yerel malzemelerle beslediği filmleri, doğru, yanlış, iyi, kötü, vicdan, adalet gibi evrensel etik konular hakkında ahlak dersi verme kaygısına düşmeden seyirciye sorular sorar. Farhadi'nin filmleri tüm karakterlerine eşit mesafede durup aralarındaki ilişkiyi, saklı taraflarını anlatırken seyirciyi de ikilemde bırakır. Seyircinin artık kimin suçlu, kimin suçsuz olduğuna karar verememesine ve neredeyse tüm karakterlerin kendi açılarından haklı olduğunu düşünmesine neden olur. Bu çalışmada Asghar Farhadi'nin Çarşamba Ateşi (Chaharshanbeh Surı̇), Elly Hakkında (Darbareye Elly), Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin), Geçmiş (Le Passé) ve Satıcı (Forushande) filmleri ele alınarak bu filmlerin kendi tarzında felsefe yaptıkları iddia edilmiştir. Bunun için öncelikle sinema ve felsefe arasındaki ilişkinin tarihsel arka planına bakılmıştır. Günümüzde filmleri kendi başına felsefe olarak ele alan Daniel Frampton'un "filmozofi" kavramı bu çalışmanın filmlerin tam anlamıyla felsefe yaptıkları iddiasının kuramsal çerçevesine katkı sunmuştur. Ele alınan filmler kendi tarzıyla felsefe yaparak, seyirciye etik bir deneyim yaşatır. Robert Sinnerbrink, bu etik deneyimi "sinematik etik" (cinematic ethics) olarak tanımlar. "Rashomon etkisi"nden yararlanılarak yapılan film çözümlemelerinde, ele alınan filmlerin "sinematik etik" felsefesi yaptığı ortaya çıkarılmıştır.