Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi İnanç İşten
11 theses · Antalya Bilim University
Ceza Muhakemesi Kanununda tesadüfen elde edilen deliller
"Ceza Muhakemesi kapsamında tesadüfen elde edilen delil kavramı" başlıklı tez konumuzda öncelikle Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu göz önünde bulundurularak, ilgili yönetmelikler ve Yargıtay kararları ışığında bahse konu düzenlemenin doktrinde ve kanun uygulayıcıları tarafından nasıl değerlendirildiği, ana tartışma noktasının ne olduğu ve ispat hukuku bağlamında ne gibi konuların üzerinde durulduğu ile alakalı olmakla birlikte hem doktrin hem de kanun uygulayıcılarının görüşlerinin bir sentez halinde sunulması gayesi güdülmüştür.
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 282. maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçu, oldukça karmaşık yapıya sahip bir suç tipidir. Suçun sübuta ermesi için öncesinde öncül suç niteliğinde bir suçun işlenmesi, bu suçtan gelir elde edilmesi ve ardından elde edilen bu gelirlerin yurt dışına çıkarılmak veya çeşitli işlemlere tabi tutulmak suretiyle aklanması gerekmektedir. Bu çalışmada, tüm bu süreçlerin anlatımına geçmeden önce, ilk olarak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması ile ilgili kavramlar, suç gelirlerinin aklama aşamaları ve teknikleri ile suç gelirlerinin aklanmasının tarihçesi açıklanmıştır. Ardından, uluslararası hukukta suçun ne şekilde düzenlendiği incelendikten sonra suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçunun Türk hukukunda düzenleniş şekli ele alınmıştır.
Çocukların cinsel istismarı suçu
Tezin konusunu, toplum tarafından çok fazla tepki çeken ve Türkiye'de de gittikçe artarak büyük bir sorun haline gelen çocukların cinsel istismarı suçu oluşturmaktadır. Çocukların cinsel istismarı suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" bölümünde yer alan 103. maddede düzenlenmiştir. Suçun işlenebilmesi bakımından çocuğun yaşı, psikolojisi ve farkındalığı önem arz etmektedir. Bunun yanında, çocuğa yönelik olarak uygulanan cinsel eylemlerin niteliğine göre tayin olunacak cezanın miktarı da değişmektedir. Örneğin, çocuğun vücuduna temas içeren cinsel davranışlar çocukların cinsel istismarı suçunun basit halini oluştururken, eylemin cinsel ilişki boyutuna varması halinde ise cinsel istismar suçunun nitelikli hali oluşmaktadır. Bu hususlar tez içerisinde ayrıntılı olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda, Kanun'daki düzenlemenin içerdiği problemler ve uygulamada yaşanan sorunlar Yargıtay kararları çerçevesinde ele alınmıştır. Suç kapsamına giren cinsel davranış türleri ile yaş gruplarına göre düzenlemede yer alan ayrımlar ayrıntılı olarak incelenmiş ve tartışılmıştır. Bilhassa çocukların birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri cinsel davranışlar ve cinsel ilişki boyutuna varan eylemlerine vurgu yapılarak, Kanun'daki ve uygulamadaki sorunlar ele alınmış, bu çerçevede suç tipi ile ilgili olarak tartışmalı hususlara katkı yapılması amaçlanmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cinsel taciz suçu
Cinsel özgürlük ve cinsel özgürlüğe karşı suçlar, geçmişten günümüze dek her zaman önemini koruyan, üzerine sayısız tartışmanın yapıldığı bir konu olmuştur. Sanıyoruz bu önemini her zaman da sürdürecektir. Cinsel özgürlüğe saldırı oluşturan cinsel taciz suçunun önemli bir yere sahip olmasının nedeni, günlük hayatta her an her yerde karşı karşıya kalınabilen bir suç olmasından ileri gelmektedir. Sıklıkla karşılaşılan bu suç bakımından, özellikle medeni ilişkilerde meşru olan ve olmayan davranışlar arasındaki çizgiyi net bir şekilde ortaya koymak son derece zordur. Bu nedenle cinsel taciz suçunun kapsam ve sınırları son derece gridir. Ayrıca diğer cinsel özgürlüğe karşı suçlarda olduğu gibi cinsel taciz suçu bakımından da, ispat konusunda suçun sübuta erip ermediğini her zaman net bir şekilde ortaya koymak mümkün olmamaktadır. Zira bu suç çoğu zaman sözle işlenmekte veya cinsel davranışlar vücuda temas etmeksizin gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda reşit olmayanla cinsel ilişki suçu
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinde "Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu" düzenlenmiştir. Bu maddenin ilk fıkrasında suçun basit hali düzenlenmiş olup, suçun temel cezası belirlenmiştir. Söz konusu suç ile ilgili olarak düzenlenen 104. maddenin ilk halinde ikinci fıkra; fail ile mağdurun arasındaki yaş farkına göre nitelikli hal öngörmüştür. Ancak bu düzenleme, tartışmaları da beraberinde getirmiş, maddenin ikinci fıkrası Anayasa Mahkemesi'nin 23.11.2005 tarihli ve 2005/103 Esas, 2005/89 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiştir. 2014 yılında 6545 sayılı kanun ile birlikte reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu düzenleyen 104. maddeye iki nitelikli hal eklenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hal ile birlikte, suçun evlenme yasağı bulunan kişilerce işlenmesi ele alınmıştır. Söz konusu kanuni düzenlemenin üçüncü fıkrasında bir diğer nitelikli hal olarak da suçun bakım ve koruma yükümlülüğünde bulunan kişiler tarafından işlenmesine yer verilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 104. madde, düzenlendiği tarihten itibaren tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmaların belirgin başlıkları bulunmaktadır. Bunlardan ilki; on beş, on sekiz yaş aralığında olan iki çocuğun rızalarıyla cinsel ilişkide bulunmalarının nasıl değerlendirileceğidir. İkincisi; cinsel ilişki kavramının dar yorumlanmasıyla birlikte ortaya çıkan bazı sorunlardır. Üçüncüsü ise; mahkeme kararıyla ya da evlenme yolu ile reşit olan kişilerin bu suçun mağduru olabilmesi ile ilgilidir. Son olarak ise şikâyet hakkının kime ait olduğuyla ilgili tartışmalar bulunmaktadır.
Ceza muhakemesi hukukunda uzlaştırma kurumu
Klasik ceza adalet sistemlerine karşı gelişen alternatif çözüm yollarından biri olan uzlaştırma kurumu, ülkemizde ve birçok başka ülkede uygulama alanı giderek genişleyen yeni ve etkili bir kurumdur. Ceza muhakemesinde ilk defa Kanada'da uygulanan uzlaştırma kurumu ile mağdur ve failin bir araya gelmesi amaçlanmıştır. Uzlaştırma kurumu ile mağdur konumundaki devlet yerine asıl mağdurun yargılamaya katılması sağlanmıştır. Bu kurum ile fail ve mağdur yüz yüze görüşme imkânı bulur. Birbirlerine hissettiklerini anlatma imkânına sahip olurlar. Böylece mağdur failin yapmış olduğu eylemden dolayı uğradığı zararları faile açıkça ifade eder. Fail de mağdura vermiş olduğu zararın farkına varır ve verdiği zararları karşılama imkânı bulur. Böylece failin işlediği suç sebebiyle cezai yaptırıma maruz kalarak toplumdan soyutlanması yerine onu topluma kazandıracak imkânlar elde edilir. Bu tezde, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olan onarıcı adalet anlayışı kapsamında ceza muhakemesinde geliştirilen uzlaştırma kurumu ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Onarıcı Adalet, Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, Ceza Adalet Sistemi, Uzlaştırma Kurumu, Uzlaştırma
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda rıza kavramı
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara, kanun koyucu tarafından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102.-105. maddeleri arasında yer verilmiştir. Rıza kavramı ise, kanun koyucu tarafından hukuka uygunluk nedeni olarak Türk Ceza Kanunu'nun(TCK) 26. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmekle birlikte, tipiklik unsuru olarak kanunda açıkça düzenlenmemiş olup, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda suçun oluşumu bakımından önem arz etmektedir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda rıza, suçun varlığına etki edeceğinden bahisle tipiklik unsuru olarak değerlendirilmiş, bazı suçlarda da kanunda tipikliğe ilişkin bir düzenlemeye rastlanmadığından hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilerek TCK'nun 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerine göre farklılıklar doğurmuştur. Bu nedenle öncelikle rızanın tarihçesi ile hukuka uygunluk nedeni ve tipiklik unsuru olarak ayrımı yapılmış, "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" hakkında genel açıklamalara yer verilerek rızanın suç kapsamındaki konumu doktrin ve Yargıtay kararlarıyla açıklanmış ve son olarak rızada sınırın aşılması, hata, karşılaştırmalı hukukta rıza incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cinsel saldırı, Cinsel taciz, Cinsel istismar, İlgilinin rızası
Yargı kararları ışığında ceza muhakemesinde masumiyet karinesi
Çalışmamızın amacı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi örnek kararlarının incelenmesi yoluyla masumiyet karinesinin öneminin, bu kararlarda hangi unsurlara ağırlık verildiğinin, kapsamının ve geliştirilmeye ihtiyaç duyulan hususların tespitinin yapılmasıdır. Çalışmanın kapsamı, özellikle ulusal hukuk normları çerçevesinde yargı kararlarının değerlendirilmesine odaklı şekilde belirlenmiştir. Ağırlıklı olarak iç hukuk düzenlemeleri üzerinden konunun ele alınarak değerlendirilmesiyle literatüre katkı yapılabileceği düşünülmüştür. İç hukukumuzun içtihatlarının derinleşmesi bu yöndeki çalışmaların sıklığı ile ilişkilendirilebilir. Çalışmanın ilk bölümünde masumiyet karinesi ve uygulanabilirlik şartları ortaya konulmuştur. İkinci bölümde anayasa ve ceza muhakemesi hukuku bakımından konu yargı kararları bağlamında ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları sunularak konunun yargı organları nezdinde ele alınış biçimi ortaya konulmuştur. Yargıtay kararları; Ceza Daireleri kararları ve Ceza Genel Kurulu kararlarından oluşurken Anayasa Mahkemesi kararları idari uyuşmazlıklar ve bireysel başvurular üzerinden incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza muhakemesi, Masumiyet karinesi, Yargı kararları, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel Hükümler" isimli ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete ilişkin Suçlar" başlığını taşıyan dokuzuncu bölümünün 235.maddesinde düzenlenmiştir. Madde 235'in 1 ve 5.fıkralarında hangi ihalelerin ve kurumların suçun kapsamına girdiği, 1.fıkrada suçun temel cezası, 2.fıkrasında suçu oluşturan fesat karıştırıcı hareketlerin neler olduğu, 3.fıkrasında suçun nitelikli halleri, 4.fıkrada ise içtima hükümlerinin uygulanacağı halleri düzenlenmektedir. 11 Nisan 2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 12.maddesi ile 235.maddede bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu çalışmada suçla ilgili bu değişikliklerle beraber, ihale ve suç hakkında genel bilgi verilmiş; suçun unsurları, özel görünüş şekilleri, yaptırımları, muhakeme ve yargılama usulü incelenmiştir.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçu
19. yüzyılda bilim ve teknoloji alanında dünyada yaşanan gelişmeler neticesinde; klasik mülkiyet kavramı ve konusu eşya dışında, insanın fikri emek ve çabalarıyla ortaya koyduğu fikri ürünlerin de korunması ihtiyacı ile fikri mülkiyet hukuku ortaya çıkmıştır. Gelişen ve değişen yenidünya düzeni ve beraberinde getirdiği bilişim çağı ile birlikte; klasik mülkiyet anlayışından ve niceliği itibariyle eşya tanımından farklı özelliklere sahip fikri ürünlerin hayatın her alanında her an her yerde karşılaşılabilen durumu gereği toplumsal yaşamda fikri ürünlere yönelik birçok hak ihlali ortaya çıkmıştır. Sıklıkla karşılaşılan bu hak ihlalleri karşısında, özellikle medeni ilişkilerde meşru olan ve olmayan eylemleri net bir şekilde ortaya koymak fikri ürünlerin sürekli üstüne koyan, değişen ve gelişen yapısı gereği oldukça zordur. Fikri ürünlerin bu yapısı gereği günün şartları çerçevesinde etkin bir koruma sağlamak gayesiyle fikri hakların korunmasına ilişkin esasların belirlenmesi çabası, hem hukuki hem de cezai yönden ulusal ve uluslararası hukukta halen devam etmektedir. Ulusal yönden, bu hukuki korumalardan birisi olan ve 1951 tarihli, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun eser üzerindeki hakkın cezai himayesine ilişkin "manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçu" günümüzde en sık karşılaşılan ihlal olması sebebiyle ele alınması gereken bir suç tipi özelliği göstermektedir. Böyle olduğu içindir ki çalışmamız manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunu konu edinmektedir.
Türk Ceza Muhakemesinde seri muhakeme usulü
7188 sayılı Ceza Muhakemesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23'üncü maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250'nci maddesi yeniden düzenlenerek seri muhakeme usulü alternatif çözüm yöntemi olarak hukuk sistemimize dahil edilmiştir. 01.01.2020 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanan seri muhakeme usulü, klasik ceza muhakemesine alternatif çözüm yöntemi olarak öngörülmüştür. Seri muhakeme usulü belirli koşullar altında, kanunda katalog hâlinde sayılan suçlar açısından uygulama alanı bulan ve şüphelinin kabulü ile sonuç doğuran özel bir muhakeme türüdür. Seri muhakeme usulü ile Türk Hukuk Sisteminde daha önce görülmemiş bir şekilde Cumhuriyet savcısına yaptırım belirleme yetkisi verilmiştir. Çalışmamızda, seri muhakeme usulünün hangi amaçlar ile getirildiği, seri muhakeme usulünün uygulanma koşulları, uygulamada nasıl karşılık bulduğu ve benzer kurumlar ile ilişkileri ele alınmıştır. Karşılaştırmalı hukuk açısından değerlendirme yapılarak, seri muhakeme usulünün adil yargılanma hakkı kapsamında irdelemesi gerçekleştirilmiştir.