Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Merve Savaş
19 theses · Atlas University
20-30 yaş arası sağlıklı yetişkinlerde fabl ile elde edilen anlatı örneklerinin analizi: Pilot çalışma
Fabllar toplumun benimsediği ya da karşı çıktığı davranış ve düşünceleri konu alan edebi bir türdür. Dilin yapısal temeli olan sentaks, konuşmacının düşünceleri ve duygularını, açık ve kesin bir şekilde ifade etmesi için sözcükleri cümleler içinde dizmek olarak tanımlanmaktadır. Eleştirel düşünme ise, problemlerin ortaya konması, problem durumundaki değişimleri ayırt edebilme ve denetleyebilme gibi bazı zihinsel süreçleri kapsamaktadır. Konuşma içeriğindeki bilişsel yükü artışı sentaktik karmaşıklığın artmasına neden olmaktadır. Çeşitli araştırmalarda fablların anlatımı ve fabllarla ilgili eleştirel düşünme sorularının dildeki sentaktik karmaşıklığı ortaya çıkardığı bulunmuştur. Literatürde çocukluk çağı ve adölesan dönemde fabllar yoluyla eleştirel düşünme sorularına verilen cevapların içerdiği sentaktik karmaşıklık düzeyi ile ilgili araştırmalar bulunmasına rağmen genç yetişkinlerle ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Bu araştırmada 20-30 yaş arası primer nörolojik/psikiyatrik hastalık tanısı olmayan sağlıklı bireylerin fablla elde edilen anlatı örneklerinde eleştirel düşünme ve konuşma dilindeki sentaktik karmaşıklıkları incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilerin, 20-30 yaş arası edinilmiş beyin hasarı olan bireylerin dil ve kritik düşünme becerilerinin klinik ortamlarda değerlendirilebilmesi için değerlendirme aracı geliştirme ve normatif veri tabanı oluşturma amacıyla kullanılması planlanmıştır. 20-30 yaş arasında olan katılımcılara önce Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryası uygulanmış ve 89 puan üstü alan 33 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma katılımcılarına fabl okutularak fablı anlatmaları istenmiş ve fabla ilişkin sorular yöneltilmiştir. Fablın anlatısı ile eleştirel düşünme sorularına verilen cevaplar çevrim yazıya dönüştürülmüştür. Transkripsiyonlar ortalama sözce uzunluğu, tip tür oranı, cümle yapıları (basit, karmaşık, sıralı), eylemsi sayısı ve eylemsi yoğunluğu açısından analiz edilmiştir. Anlatı örneğinden elde edilen değerler ile eleştirel düşünme sorularına verilen cevaplardan elde edilen değerlerde ortalama sözce uzunluğu, tip tür oranı, cümle yapıları (basit, karmaşık, sıralı), eylemsi kullanımları, eylemsi yoğunluğu karşılaştırılmıştır.
6-7 yaş grubu çocuklarında rutin olmayan matematiksel problemlere etki eden dilsel ve bilişsel faktörlerin incelenmesi
Amaç: Matematiksel becerilerde güçlük yaşayan bireylerde çeşitli dil ve bilişsel gelişim alanlarında sorun görülebilir. Bu araştırmanın amacı; 6-7 yaş grubu çocuklarında rutin olmayan matematiksel performansa etki eden dilsel ve bilişsel faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 18 erkek, 12 kız toplam 30 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların ebeveynlerinden gönüllü onamı alınmış ve Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ve WISC-R Çocuklar İçin Zeka Testi uygulanmıştır. Dil gelişimi testinde ortalama ve ortalama üstü puana sahip olan, WISC-R zeka testinde 90 ve üzeri puana sahip olan katılımcılara LITMUS Türkçe Cümle Tekrar Testi (LITMUS-TR) , Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrar Testi (TAST) ve Rutin Olmayan Matematiksel Problemler (ROM) testi yüz yüze olarak, sessiz bir ortamda, karmaşık sırada verilerek uygulanmıştır. Bulgular: Korelasyon analizinde, matematik performansı ile WISC-R Testinin Genel Puanı Sözel Yetenek Puanı, Performans Yeteneği Puanı; alt testlerden Benzerlik, Resim Düzenleme, Parça birleştirme alt testleri ve LITMUS-TR testinin Sentaks Puanları arasında orta düzeyde pozitif ilişkiler tespit edilmiştir (p<0,05). Bu ilişkiler ile yapılan regresyon analizinde ise WISC-R zeka testinin, matematik performansı üzerinde (β=0,46) pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür (p<0,05). TEDİL ve Matematik Performansı arasındaki ilişki incelenmiş ve alıcı dil puanları açısından matematik performansının ortalama üstü alıcı dil düzeyine sahip çocuklarda, ortalama düzeyde alıcı dil performansı olan çocuklara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,024<0,05). Sonuç olarak dilsel ve bilişsel faktörlerin matematiksel problemlerin çözümüne etki ettiği bulunmuştur. Bu nedenle matematiksel problemlerin çözümünü desteklerken dilsel ve bilişsel becerilerin gelişimini de dahil etmek gerekmektedir.
Gelişimsel dil bozukluğu olan ve olmayan çocuklarda çalışma belleğinin matematik performansına etkisinin karşılaştırılması
Bu araştırmada amaç, Gelişimsel Dil Bozukluğu (GDB) olan ve Tipik Gelişim Gösteren (TGG) çocukların çalışma belleği performanslarının rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performanslarına etkisini incelemektir. Araştırmaya Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'e göre, GDB olduğu saptanan (n=26) ve TGG (n=26) 6- 8.11 ay yaş aralığındaki toplam 52 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılara WISC-R Zeka Testi; Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) ve rutin olmayan matematiksel problemler uygulanmıştır. GDB olan çocukların ÇB kapasiteleri (sözel, görsel ve toplam) (p<0.05) ve rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansları (p<0.05) TGG akranlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur. Regresyon analizinde, ÇB alt testleri (r=0.527) ve TODİL-Organize Etme bileşke puanının (r=0.419), matematiksel performans ile ilişkili olduğu görülmektedir. 6 yaş- 8 yaş 11 ay arası çocuklarda GDB; rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansı ve ÇB'yi olumsuz etkilemektedir. TODİL-Organize Etme bileşke puanı ve ÇB becerileri, katılımcıların rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansları üzerinde belirleyici bir role sahiptir.
Fonolojik farkındalık becerilerinin ve görsel uzamsal algının matematik performansına etkisi
Matematiksel yeterlilik, günlük hayatta önemli bir yere sahiptir. Sözel sayı becerileri sayı bilgisinin gelişmesini sağlayarak matematiksel becerilerin temelini oluşturur. Matematiksel işlemler fonolojik becerilerin ve sayı sözcüklerinin kullanımını içeren saymaya dayalı bir beceridir. Fonolojik farkındalık, bir üst dil becerisidir ve dilin ses yapısının analiz edilmesini sağlamaktadır. Sözel sayı becerileri, fonolojik farkındalık becerilerinden ve görsel-uzamsal süreçlerden etkilenmektedir. Görsel uzamsal beceriler matematiksel işlem öğrenme için gereklidir. Bu çalışmada 7;0–8;11 yaş aralığında normal gelişim gösteren 40 katılımcının fonolojik farkındalık becerilerinin ve görsel uzamsal algı performanslarının matematiksel performansa etkisi incelenmiştir. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı ve Regresyon Testi çözümlenmesi kullanılmıştır. Çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri ile matematiksel performansları arasında orta düzeyde pozitif ilişki görülmüştür (r=0,370; p=0,019). Katılımcılara WISC-R Zeka Testi, Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL), Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi, Fonolojik Farkındalık Testi ve rutin olmayan matematiksel problemler uygulanmıştır. Çocukların TODİL konuşma bileşke performansı ile matematiksel performansları arasında orta düzeyde pozitif ilişki görülmüştür (p=0,049, r=0,313). Analiz sonuçlarına göre, fonolojik farkındalık (β=0,34, p<0,05) ve TODİL konuşma bileşke performansı (β=0,29, p<0,05) matematiksel performans üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Fonolojik farkındalık becerilerinin ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi konuşma bileşke performansının matematiksel performans üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ve gelişimsel görsel algının matematik performansı üzerinde etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
6-8.11 yaş arası alerjik riniti olan çocuklarda dil ve bilişsel gelişimin matematik performansına etkisi
Alerjik riniti olan çocukların tipik gelişim gösteremeyebildikleri; dil, konuşma, akademik ve bilişsel becerilerde güçlük yaşayabildikleri bilinmektedir. Bu çalışmada 6-8.11 yaş arası alerjik riniti olan çocuklar; normal gelişim gösteren akranları ile dil, konuşma, biliş ve matematiksel beceri açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmaya alerjik riniti olan 35 birey, sağlıklı kontrol 35 birey olmak üzere toplamda 70 katılımcı dahil edilmiştir. 70 katılımcıdan sosyo- demogrofik bilgileri alındıktan sonra katılımcılara sırasıyla Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL), Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (TAST), Türkçe Cümle Tekrarı Testi (LİTMUS-TR), Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (WISC-R), Sesletim Alt Testi (SET) ve yaş düzeyine göre rutin olmayan matematiksel problemler sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, alerjik rinit grubundaki katılımcılar, okuma yazma, akademik güçlük, devamsızlık, uyku problemleri ve yorgunluk gibi sorunlar yaşarken, sağlıklı kontrol grubunda bu sorunlar daha az sıklıkta gözlemlenmemektedir. TODİL'de alerjik rinit grubunun dinleme, organize etme, dilbilgisi ve sözlü dil becerileri ortalamanın altında kalırken, sağlıklı kontrol grubunda bu beceriler ortalama düzeydedir. WISC-R'da ise alerjik rinit grubunun puan ortalamaları, sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşüktür. Matematik performansı ile diğer testler arasındaki korelasyon analizlerinde yalnızca sözel puan ile matematik arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, ancak Bonferroni düzeltmesi sonrasında bu ilişki kaybolmuştur. LİTMUS-TR ile matematik performansı arasında zayıf pozitif bir ilişki, TAST ile ise orta düzeyde pozitif bir ilişki saptanmıştır. Araştırma, dil ve bilişsel becerilerin matematik performansını etkileyen önemli faktörler olduğunu ortaya koymakta; düşük dil seviyesine sahip çocukların matematik performanslarının da düşük olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Alerjik Rinit, Dil Bozukluğu, Biliş, Matematik
Özgül öğrenme bozukluğu tanısı almış 9-12 yaş arası çocukların zihin kuramı ve pragmatik dil becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) tanısı almış 9–12 yaş arası çocukların pragmatik dil becerileri ile zihin kuramı becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, yaşları 9,00–12,80 yıl arasında değişen (X ̄ = 10,94 ± 1,08) 43 ÖÖB tanılı çocuk (16 erkek, 27 kız) ile yaşları 9,30–12,70 yıl arasında değişen (X ̄ = 10,67 ± 1,00) 11 tipik gelişim gösteren (TG) çocuk (5 erkek, 6 kız) olmak üzere toplam 54 çocuk katılmıştır. Veri toplama sürecinde katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Pragmatik Dil Becerileri Envanteri (PDBE), Sally-Anne Testi, Bonibon Testi, Çikolata Testi, Dondurma Kamyonu Testi, Göz Testi, Garip Hikâyeler Testi ve Gaf Testi uygulanmıştır. Yapılan Mann-Whitney U testine göre TG'li grubun ÖÖB'li gruba kıyasla pragmatik dil becerileri ve zihin kuramı ölçümlerinde daha yüksek puanlar elde ettiğini ortaya konmuştur. Spearman sıra farkları korelasyon analizinde TG grubunda yalnızca PDBE-KET ile Göz testi arasında (r=0,807; p=0,003), ÖÖB'li grupta ise yalnızca PDBE-SET puanları ile Çikolata testi arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0,321; p = 0,036). Bootstrap destekli çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre ise ÖÖB grubunda ileri düzey zihin kuramı becerisini ölçen Garip Hikâyeler Testi'nin (p = 0,015) ve cinsiyet değişkeninin (p = 0,027) pragmatik dil becerilerinin anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Buna karşın, Göz Testi pragmatik dil becerileriyle ilişkili olmakla birlikte bağımsız bir yordayıcı olarak anlamlı bulunmamıştır (p > 0,05). Modelin genel olarak anlamlı olduğu ve pragmatik dil becerilerindeki varyansın %47'sini açıkladığı görülmüştür (R² = 0,47; düzeltilmiş R² = 0,42; F = 8,56; p < 0,001). Elde edilen bulgular özgül öğrenme bozukluğunda zihin kuramı ve pragmatik becerilerinin değerlendirilmesi ve müdahale süreçlerinde cinsiyet farklılıklarının dikkate alınmasının ve bireyin kendi ile başkalarının zihinsel durumlarını bağlam içerisinde ele almayı içeren ileri düzey zihin kuramı becerilerine daha fazla odaklanılmasının yararlı olabileceğini göstermektedir.
İskemik inmelerde linguistik prozodinin incelenmesi
Prozodi; konuşmacının emosyonel durumunu iletmek ve konuşma içeriğinin sentaktik yapısına ilişkin dilsel ipuçları sağlamak yönünde işlev gösteren, dilin supra-segmental bir özelliğidir. Dil araştırmaları ile ilgili alanyazında yaygın kabul gören görüş; sol hemisferin morfosentaktik, semantik ve linguistik prozodide baskın olduğu, sağ hemisferin dilin pragmatik boyutu ve emosyonel prozodinin işlenmesinde görev aldığı yönündedir Bu çalışmada Orta Serebral Arter (OSA) iskemik inmesi olan bireylerin alıcı dildeki linguistik prozodik algı (LPA) performanslarını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya inme ünitesi tarafından tanılanmış; eğitim ve yaş durumu bakımından eşitlenmiş; 11 sol, 10 sağ OSA inmeli 21 birey ve 21 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan test 16 çift cümleden oluşmuş, her bir cümle birer kez katılımcılara dinletilerek alıcı dilde LPA incelemesi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, OSA inmesinin hemisfer lokalizasyonu farketmeksizin LPA'yı bozduğu ve afazi tanısı konan ve konmayan bireylerin, LPA performansları arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Alıcı dildeki LPA'nın Afazi Dil Değerlendirme aracının alt testlerinden işitsel anlama ve adlandırma performansı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. OSA iskemik inmesi olan bireylerin LPA yanıtları, ağırlıklı olarak dış dünya gerçekliğine daha yakın olan maddelere yoğunlaşmaktadır.
Sağ beyin hasarının dil üzerindeki etkisi
Dilsel işlemlemede sol serebral hemisferin baskınlığı, pek çok araştırma ile ortaya konmuş ve kabul görmüştür. Güncel nörogörüntüleme bulguları, sağ serebral hemisferin dilin prozodik ve sosyal kullanım boyutu ile ilgili süreçleri yönettiği ve işitsel anlamanın erken kortikal evrelerinde görev aldığını göstermektedir. Türkçe konuşan bireylerde sağ serebral hemisferin vasküler hasarlarının neden olduğu dil bozuklukları ile ilgili yeteri sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu amaçla sağ serebral hemisfer lezyonu olan bireyler; sol serebral hemisfer lezyonu olan ve herhangi nörolojik hastalığı olmayan sağlıklı bireyler ile Afazi Dil Değerlendirme testi (ADD) ve anlatı analizi üzerinden karşılaştırılmıştır. Sağ serebral hemisfer hasarı olan bireylerde afazi tanısı olmamasına rağmen, ADD alt testlerinden konuşma akıcılığı alt testinde sağlıklı kontrollere göre düşük performans göstermişlerdir. Benzer biçimde anlatı analizinde ifade revizyonu tipindeki çabalar ve toplam çaba oranı sağlıklı kontrollere göre anlamlı ölçüde yüksek sıklıktadır. Planlama, soyutlama ve görsel yapılandırma becerisini gerektiren Saat Çizimi testinde sağ hemisfer hasarlı bireyler sağlıklı kontrollere göre daha düşük skorlar elde etmişlerdir. Sonuçlar, sağ serebral hemisfer hasarının dilin çeşitli bileşenleri ve yürütücü işlevlerde bozulmaya yol açtığını göstermektedir.
Türkçe konuşan bireylerde serebellar lezyonların dil üzerine etkisi
Serebellum, beyin hacminin yaklaşık %10'u kadardır ve dikkat, dil, emosyon ve kognitif fonksiyonlardan sorumludur. Serebellum lezyonu sonrası hasarın yeri ve şiddetine göre bireylerde linguistik işlemleme güçlükleri ve kognitif bozukluklar görülebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, serebellar lezyonlu bireylerin sağlıklı kontrol grubuna göre linguistik ve kognitif becerilerindeki farklılıklarını saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD), Kaza Kompozisyon Resmi, Çizgi Yönü Belirleme Testi, Yüz Tanıma Testi, Harf Silme Testi uygulanmış, elde edilen veriler SPSS (25. Versiyon) programında Mann Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Serebellar lezyonlu bireyler, ADD'nin total puanı ve tüm alt testlerinde düşük performans göstermişlerdir. Anlatı örneklerinde çaba, sözce arası duraksama, basit cümle üretimi, tereddüt ifadeleri, doldurucu ifadeleri ve anomik örüntüleri daha yüksek sıklıkta ürettikleri görülmüştür. Sözel olmayan kognitif becerilerde (Harf Silme Testi, Yüz Tanıma Testi, Çizgi Yönü Belirleme Testi) sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde bozulma tespit edilmiştir. Serebellar lezyonların, afazi tanısı olmaksızın formal dil değerlendirmelerine yansıyan linguistik tutulumlara neden olduğu saptanmıştır. Serebellum hasarı olan bireylerin sözel üretimleri sırasında sentaktik karmaşıklığın azaldığı ve konuşma sürekliliğini bozan akıcısızlık davranışlarının artmış olduğu gözlenmiştir. yürütücü işlevlerinde zayıflık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak serebellar lezyonlu bireylerin dil, konuşma ve yürütücü işlevlerinin değerlendirilmesi gerekliliği ön plana çıkmaktadır.
Genç yetişkinlerde anlatı mikroyapısal özelliklerinin incelenmesi
Dil, oldukça kompleks bir yapıya sahiptir. Dil gelişimi, bireyin yaşadığı deneyimler, yaş, eğitim düzeyi, sosyal çevre ve kişisel farklılıklar gibi birçok faktörden etkilenir. Genç yetişkinlik döneminde dil gelişimi devam etmektedir ve bireyler arasında çeşitlilik gösterebilir. Dilin sentaktik karmaşıklık göstergelerinden biri olarak ele alınan yan cümlecik üretimi yaşla birlikte artmakta ve bu durum dil becerilerinin matürasyonuna işaret etmektedir. Bu çalışma ile 18-30 yaş arası genç yetişkinlerin tek resim (anlatım modeli) ve sıralı öykü (yeniden anlatım modeli) ile elde edilen anlatı örneklerinde mikroyapısal özellikler ve eylemsi ile kurulan yan cümlecik üretimleri incelenmiştir. En yüksek sıklıkta eylemsinin üretimi, yeniden anlatım modeli ile sıralı öykünün kullanıldığı durumda gerçekleşmiştir.
Çocukluk çağı endokrin hastalıklarında dil ve bilişsel becerilerin matematik performansı üzerindeki etkisi
Endokrin hastalık tanısı almış çocukların tipik gelişim gösteremeyebildikleri; sosyal-duygusal sorunlarla birlikte dil, akademik ve bilişsel becerilerde güçlük yaşayabildikleri bilinmektedir Bu çalışmada endokrinolojik hastalığı olan çocuklar, normal gelişim gösteren akranları ile dil, biliş, matematiksel beceri ve psikosoyal özellikler açısından karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı okul başarısızlığı yaşayan endokrin hastalığı bulunan çocukların, dil, biliş ve matematiksel beceri alanlarına yönelik olası terapötik ihtiyaçlarının ortaya konabilmesidir. Bu yolla dil ve konuşma bozukluklarının erken dönemde değerlendirilmesi ve müdahalenin planlanması mümkün hale gelebilecektir. Çalışmaya 15 endokrin hastalığı tanısı almış çocuk ve 15 sağlıklı gelişim gösteren çocuk katılmıştır. Katılımcılara Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL), Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (TAST), Türkçe Çok Dilliler Cümle Tekrarı Testi (LITMUS-TR), Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği (WISC-R), Problem Çözme Testi (PÇT), Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Yenilenmiş (ÇADÖ-Y), Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri, 4-18 Yaş Çocuk ve Gençlerde Davranış Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS (25. versiyon) paket programı kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık değeri olarak p<,005 değeri dikkate alınmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler endokrin hastalığı olan çocukların sağlıklı akranlarına göre dil, biliş ve matematiksel becerilerde daha düşük performans gösterdiklerini, psikolojik ölçekler ile değerlendirilen sosyal duygusal durum açısından ise farklılaşmadıklarını göstermektedir.
Afazinin eşlik etmediği iskemik inmelerde dilin mikroyapısal ve makroyapısal özelliklerinin incelenmesi
Afazinin eşlik etmediği iskemik inmelerde görülebilecek dil bozukluklarına yönelik literatürde az sayıda araştırma bulunmaktadır. Araştırmanın amacı; afazisi olmayan iskemik inmelerde dilin makroyapısal ve mikroyapısal özelliklerinin incelenmesidir. İskemik inmeli olgularda dili değerlendirmek ve afazi varlığını tespit etmek için Afazi Dil Değerlendirme Testi uygulanmıştır. Bireylerin anlatı örnekleri dilin mikroyapısal ve makroyapısal özellikleri açısından incelenmiştir. Araştırmanın tipi kesitsel araştırmadır. Araştırmanın örneklemi; afazi varlığı olmayan, iskemik inme geçirmiş 31 katılımcı ve 31 sağlıklı katılımcı olmak üzere toplamda 62 bireyden oluşmaktadır. Bu araştırmada iskemik inme sonrası afazisi olmayan bireylerin dil özellikleri sağlıklı katılımcılar ile standart ve betimsel araçlar kullanılarak karşılaştırılmıştır. Anlatı analizi ile elde edilen tip-tür oranı, biçimbirimlerde ortalama sözce uzunluğu; Afazi Dil Değerlendirme Testindeki işitsel anlama, tekrarlama, adlandırma, dilbilgisi, söz eylem ve yazma alt test sonuçları sağlıklı kontrol grubunda vertebrobaziler ve karotis sistem gruplarına göre daha iyi sonuçlar almıştır. Sağlıklı ve inmeli grupların öznel yargı kullanım ortalamaları karşılaştırıldığında inmeli gruptaki hiçbir katılımcının anlatı örneğinde öznel yargıya rastlanmamıştır.Anlatı analizleri ve ADD alt alanlarındaki sonuçlar; sağ ve sol hemisfer grubu arasında karşılaştırıldığında; morfem hatası ve yazma değerlendirme dışındaki tüm parametrelerde sol hemisfer grubu daha düşük sonuçlar almıştır. Vertebrobaziler ve karotis sistem grupları; basit cümle, efor davranışları, doldurucu söylemler, tereddüt ifadeleri ve anomi değişkenlerinde sağlıklı kontrol grubuna göre daha çok kullanım göstermiştir. Elde edilen bulgular arterier sistem hasarlarında dilin çeşitli bileşenlerinin bozulabildiğini göstermektedir. İskemik inme sonrası bireylerde afazi tespit edilmese de dil bozukluklarına sahip olmanın bir risk faktörü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Serebrovasküler olay geçirmiş bireylerde dil ve konuşma bozuklukları subakut ve kronik dönemde değerlendirilmeli, afazi varlığından bağımsız olarak iskemik inme geçirmiş bireylerin terapötik ihtiyaçları ortaya konmalıdır. Anahtar kelimeler: anlatı, dil, inme, iskemik, lezyon
6-8.11 yaş arası çocuklarda dil ve bilişsel gelişimin matematik performansına etkisi
Dil bozukluğu görülen bireylerde matematiksel güçlük görülebileceği gibi matematik becerilerinde zorlanan bireylerde bazı dilsel ve bilişsel problemler görülebilir. Bu araştırmanın amacı; 6-8.11 yaş arası çocuklarda dil ve bilişsel gelişimin matematik performansına etkisini incelemektir. Araştırmaya 37 erkek, 15 kız toplam 52 birey dahil edilmiştir. 52 katılımcıdan sosyodemogrofik bilgileri alındıktan sonra katılımcılara sırasıyla TODİL (Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi), TAST (Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi), LİTMUS-TR (Türkçe Cümle Tekrarı Testi), WISC-R (Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği) ve yaş düzeyine göre rutin olmayan matematiksel problemler sunulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre TODİL dil bilgisi bileşke puanı ile matematik performansı arasında yüksek pozitif bir korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. WISC-R benzerlik, sözel puan, küplerle desen ve tüm puan ile yüksek pozitif ilişki gözlemlenmiştir. LİTMUS-TR ile matematik performansı arasına da yüksek pozitif bir korelasyon gözlemlenmiştir. Bulguların sonucuna göre dil ve matematik arasında anlamlı ilişki olduğu gözlemlenmiş, dil seviyesi düşük olan çocuklarda matematik performansının düşük olduğu aksine dil seviyesi yüksek olan çocuklarda ise matematik performansının yüksek olduğu görülmüştür. Biliş ile matematik arasında da anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Bu araştırmada da dil ve bilişin matematik performansını etkilediği görülmüştür. Bu nedenle okul öncesi ve okul çağı çocuklarda matematik performansını arttırmak için dil becerilerini arttırmak ve bilişsel becerilerini desteklemek gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Dil, biliş, matematik, rutin olmayan problemler
Sağlıklı yetişkinlerin anlatı örneklerinde doğal akıcısızlıkların dilbilimsel ve söylem düzeyinde incelenmesi
Sözcük bulma güçlüğü, Alzheimer hastalığı ve primer progresif afazi gibi demans türlerinin en erken klinik belirtilerinden biri olarak kabul edilmekte ve sağlıklı bireylerdeki doğal akıcısızlıklarla benzer bir klinik görünüme sahip olmaktadır. Bu nedenle, doğal akıcısızlıklardaki yaşa bağlı değişimlerin incelenmesi, sağlıklı yaşlanma ile nörodejenerasyonu ayırt edebilmek açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, 20-25 yaş aralığındaki 30 sağlıklı bireyin anlatı örneklerinde sıkça karşılaşılan doğal akıcısızlıkların hangi bağlamlarda ortaya çıktığı analiz edilmiştir. Katılımcıların bilişsel olarak sağlıklı bireyler olduklarını göstermek için MoCA-TR uygulanmıştır. Anlatı örnekleri, "Kurbağa Neredesin?" hikayesi kullanılarak toplanmış ve SALT-TR programı ile suprasegmental parametreler ve mikroyapısal özellikler analiz edilmiştir. Araştırmada mikro yapısal özellik olarak '-(y)I','-(y)A','-DA','-DAn' durum ekleri ve eylemsi kullanımı; suprasegmental parametrelerden zenginleştirme, tonlama, konuşturma, ünlem kullanım sıklığı incelenmiştir. Çalışmada incelenen tüm mikroyapısal ve suprasegmental elementlerin varlığında, ortaya çıkan doğal akıcısızlık sayılarının istatistiksel olarak birbirlerinden farklı olduğu (p < .001) görülmüştür. Bulgularda, '-(y)A' eki en yüksek doğal akıcısızlık gereksinimine sahipken (Sıra Ortalama = 7.22), ünlem ve konuşturma bağlamları en düşük doğal akıcısızlık davranışlarının ortaya çıktığı durumlar olarak (Sıra Ortalama = 3.33) dikkat çekmektedir. Türkçe'de durum ekleri konum ve yön bildirdiği için bilişsel yükü arttırarak doğal akıcısızlığın ortaya çıkışını arttırır. Suprasegmental unsurların, doğal akıcısızlık davranışlarını azaltıcı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
6-8.11 yaş arası çocuklarda anlatı özelliklerinin matematik performansına etkisi
ERDOĞAN ÜNLÜ, G. (2025). 6 – 8.11 Yaş Arası Çocuklarda Anlatı Özelliklerinin Matematik Performansına Etkisi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Dil ve Konuşma Terapisi Anabilim Dalı, İstanbul. Bu çalışma, 6.0- 8.11 yaş arası çocukların anlatı becerileri ile matematik performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Anlatının, bireylerin dil gelişimini ve bilişsel süreçlerini yansıtan bir söylem türü olduğu ve eğitimde etkili bir araç olarak kullanılabildiği bilinmektedir. Matematiksel becerilerin gelişiminin, dil ve bilişsel süreçlerle yakından ilişkili olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, araştırmanın temel amacı, anlatı becerilerinin matematik performansı üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmaya, dil ve bilişsel gelişimin normal olduğunu belirlemek amacıyla "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi" ve Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği (WISC-R) uygulanan toplam 40 çocuk dahil edilmiştir. Anlatı becerilerinin değerlendirilmesinde, "Kurbağa, Neredesin?" (Frog, Where Are You?) aracı kullanılmıştır. Bu öykü aracılığıyla elde edilen anlatılar, makro yapısal parametreler açısından analiz edilmiştir. Aynı zamanda dilin mikro yapısal özelliklerinden olan ortalama sözce uzunluğu (OSU) ve tamamlanmış anlaşılır sözce sayısı (TASS) da analize dahil edilmiştir. Matematiksel performansın değerlendirilmesinde ise yaş düzeyine uygun standart olmayan problem çözme sorularından yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, anlatının makro yapısına ait özelliklerden öykünün amacını ifade etme, karşılaşılan engellere çözüm geliştirme, öykünün sonuç bölümünü anlatma ve ayrıntıları fark etme becerilerinin matematik performansı ile anlamlı bir ilişki gösterdiğini ortaya koymuştur. Araştırmadan elde edilen bir diğer bulgu, anlatı becerilerinde yapılan hataların matematiksel problem çözme süreçlerini olumsuz etkilediğidir. Sonuç olarak, dil ve matematik becerilerinin birbiriyle etkileşim halinde olduğu ve anlatı temelli yaklaşımların matematik performansını geliştirmede etkili bir araç olabileceği anlaşılmaktadır. Çalışmanın, eğitim programlarının planlanmasında dil ve matematik arasındaki ilişkiyi gözeten yeni yaklaşımlar geliştirilmesine katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Genç ve yaşlı bireylerin anlatılarında içsel durum türlerinin incelenmesi
Bu çalışma, genç ve yaşlı bireylerin anlatılarında içsel durum terimlerinin (emosyonel, kognitif, linguistik ve fizyolojik terim) kullanım sıklığını incelemektedir. İçsel durum terimleri, bireylerin sosyal kognitif becerilerini ve empati seviyelerini anlamada önemli bir araç olarak kabul edilmektedir. Çalışmada, dahil etme kriterlerini karşılayan 100 (50 genç, 50 yaşlı) sayıda katılımcının sosyal kognisyon videosuna verdikleri yanıtları transkript edilerek, emosyonel, kognitif, linguistik ve fizyolojik terimler kategorilerinde analiz edilmiştir. Bu analizler, üç farklı Dil ve Konuşma Terapisti tarafından körleme yöntemiyle değerlendirici-içi ve değerlendirici-arası yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, Jamovi (v2.6.22) yazılımıyla analiz edilmiş; değişkenler arası ilişkiler için Spearman's rho korelasyonu, grup farkları için ise normal dağılım göstermeyen verilerde Mann-Whitney U testi kullanılmıştır ve verilere ikili lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p = 0.05 olarak belirlenmiştir. Cohen's Kappa testi sonuçlarına göre değerlendiriciler arasında yüksek uyum bulunmuştur (n=100). Mann-Whitney U testi sonuçlarına göre, gençler MoCA-TR'de (p < .01) ve Emosyonel Terimler'de (p < .01) yaşlılardan anlamlı şekilde yüksek puan alırken, diğer değişkenlerde anlamlı fark bulunmamıştır (p > .05). Cinsiyet açısından ise hiçbir değişken için anlamlı fark gözlenmemiştir (p > .05). Korelasyon analizinde, MoCA-TR ile diğer değişkenler arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmezken (p > .05), yaş ile Emosyonel Terimler arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = -0.32, p < .01). Genel korelasyon matrisi, değişkenler arasında orta ila güçlü pozitif ilişkiler olduğunu göstermektedir. Buna göre, genç ve yaşlı bireylerin anlatılarında kullandığı içsel durum terimlerinin kullanım sıklığı MoCA-TR skoru ile artarken; cinsiyete göre değişim göstermemektedir. Bulgular, yaş ve bilişsel düzeyin sosyal etkileşimlerdeki rolünü vurgulamaktadır.
Sağlıklı yetişkinlerin anlatılarında metafor kullanımlarının incelenmesi
Metafor, bir şeyi veya bir fikri ona çok benzeyen niteliklere sahip başka bir şey ile genel olarak ¨gibi¨, ¨benzer¨ sözcüklerini kullanmaksızın istenen tanımlamayı yapmak, anlatıma üslup güzelliği ve kolaylığı katmak amacıyla kullanılan sözcük ya da sözcük kümesidir. Metafor kullanımı, yalnızca dilsel bir ifade biçimi olarak değil, aynı zamanda bireylerin düşünme ve anlama süreçlerini de derinden etkileyen bir mekanizma olarak kabul edilmektedir. Yaşlanma süreci, bilişsel, duygusal ve sosyal dinamiklerde önemli değişikliklere yol açmakta ve bu durum, metafor kullanımını etkilemektedir. Çalışmanın amacı yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyinin sağlıklı yetişkinlerin konuşma örneklerinde ortaya çıkan metafor kullanım sıklığı üzerindeki etkilerini belirlemektir. Bu çalışma sağlıklı 65 yaş ve üzeri (n=50) ile 18-23 (n=50) yaş arası 51 erkek ve 49 kadın olmak üzere toplamda 100 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların MoCA-TR puanlarının 21 ve üzeri olması dahil edilme kriterlerindendir. Katılımcıların metafor kullanımlarının incelenmesi için Video Temelli Pragmatik Dil Bozukluğu Değerlendirme Aracı uygulanmış ve anlatı örnekleri elde edilmiştir. Anlatılar transkribe edildikten sonra metafor kullanımları sayılmış ve elde edilen değer analiz edilmiştir. Veri analizi sonucunda elde edilen ölçek bulguları istatistiksel analizinde SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25 programı kullanılmıştır. Cinsiyet grupları arasında MoCA-TR puanları ve metafor kullanım sıklığı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p-değeri = 0.4). Erkekler ve kadınlar arasında metafor kullanım sıklığı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p-değeri> 0.9). Gençler ile yaşlılar arasında MoCA-TR puanları açısından anlamlı bir fark bulunmuştur (p-değeri <0.001). Metafor kullanım sıklığı açısından gençler ile yaşlılar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p-değeri = 0.8). Yaş değişkeni ile MoCA-TR ve metafor kullanım sıklığı arasında anlamlı bir korelasyon yoktur. (r = -0.344, p < 0.001) (r = -0.121, p = 0.230) Bu çalışmada, yaşlı bireylerin metafor kullanımındaki değişimleri incelenmiştir. Türkçe konuşan sağlıklı yetişkinlerde metafor kullanım sıklığı yaş ve cinsiyete bağlı değişimler göstermemektedir. Bununla birlikte kognitif performans yaşla birlikte düşmektedir. Bu durum, metafor kullanım sıklığının yaşla birlikte büyük ölçüde değişmediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Metafor, anlatı, dil, iletişim, sağlıklı yetişkinler.
40 yaş üstü sağlıklı bireylerde verbal fragmantasyonların gramatik karmaşıklıkla ilişkisi
Dil becerilerinin yetişkinlik döneminde nasıl şekillendiği ve dilsel üretim süreçlerindeki değişimler, geleneksel dil edinimi yaklaşımlarında sabit bir olgu olarak ele alınmıştır. Ancak, dilsel üretim süreçlerinde verbal fragmantasyonun gramatik karmaşıklıkla olan ilişkisinin daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, 40 yaş üstü sağlıklı bireylerden toplanan anlatı örneklerini analiz ederek, bu iki dilsel bileşenin etkileşimlerini anlamayı amaçlamaktadır. Çalışmada, "Kurbağa Neredesin?" Hikayesi, "Kurabiye Hırsızlığı Resmi" ve "Kaza Kompozisyon Resmi" anlatı araçlarıyla katılımcılardan dil örnekleri toplanmıştır. Toplanan veriler SALT-TK 18 Research yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Verbal fragmantasyon ölçütleri arasında sözce içi duraksama, sözcük ve morfem düzeyinde omisyon, hatalar ve tekrarlar yer almıştır. Gramatik karmaşıklık ise ortalama sözce uzunluğu (OSU-M), karmaşık cümle oranları ve eylemsi sayısı gibi parametreler kullanılarak değerlendirilmiştir. Analizlerde, değişkenler arasındaki ilişkiler regresyon ve korelasyon yöntemleriyle incelenmiştir. Bu incelemelerin sonucunda GK'nın bağımsız, VF'nin ise bağımlı değişken olarak değerlendirildiği regresyon analizlerinde, morfolojik omisyonlar (R2=0,59), tek sözcük düzeyinde boşluk doldurma (R2=0,53), sözcüksel omisyon (R2=0,55) ve ifade düzeyinde düzenleme (R2=0,65) gibi VF türlerinin GK'dan etkilendiği görülmüştür. Özellikle OSU-M ile tümcesel yoğunluk (p: 0.854) arasında pozitif yönlü güçlü korelasyon bulunması, OSU-M'nin Türkçe konuşan yetişkinlerin anlatı örneklerinde bir GK parametresi olarak değerlendirilebileceği varsayımını güçlendirmektedir. Bu bulgular, dilbilgisel karmaşıklığın artmasının VF türlerini etkilediğini ve Türkçe söylemlerde morfosentaktik işlemlemleme yükünü artırabileceğini ortaya koymaktadır.
Sağlıklı yetişkinlerin anlatı örneklerinde emosyonel terim ve metaforların sıklık ve türlerinin cinsiyete göre karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, sağlıklı yetişkin bireylerin anlatı örneklerinde kullandıkları duygusal ve mecazlı terimlerin sıklığı ve türlerinin cinsiyete göre farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Çalışma, sosyal kognisyon bağlamında bireylerin dilsel ifade biçimlerinin cinsiyet temelli değişkenlik gösterip göstermediğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmaya, herhangi bir tanı almamış ve nörolojik ya da psikiyatrik rahatsızlığı bulunmayan, yaş ve eğitim düzeyi bakımından eşleştirilmiş 75 kadın ve 75 erkek olmak üzere toplam 150 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37, 5'tir. Eğitim durumlarına göre dağılım; %48, 66'sı üniversite, %37, 99'u lise ve %13, 33'ü ortaokul mezunu olacak şekilde gerçekleşmiştir. Veri toplama sürecinde katılımcılara, "gelin, damat ve görümce" temalı dört bölümlük video temelli gerçek yaşam senaryoları izletilmiş ve her bölüm sonunda açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Katılımcıların verdiği sözlü yanıtlar ses kaydına alınarak yazıya dökülmüş (çevriyazı) ve duygusal, mecazlı, bilişsel ve dilsel terimler bakımından analiz edilmiştir. Veriler, bağımsız örneklem t-testleri ve çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, cinsiyetin duygusal, mecazlı, bilişsel ve dilsel terimlerin kullanım sıklığı ve türleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığını göstermektedir. Her ne kadar kadın katılımcıların duygusal ifadeleri daha fazla kullandıkları gözlemlense de bu farklılık anlamlı düzeye ulaşmamıştır. Bu sonuçlar, anlatı temelli dil kullanımında cinsiyetin tek başına belirleyici bir değişken olmadığını ortaya koymaktadır. Bireylerin dilsel ifade biçimlerinin, kişisel deneyimler, sosyal roller ve kültürel etkenler gibi daha karmaşık faktörler tarafından şekillendiği düşünülmektedir. Araştırmanın, sosyal kognisyon ve dil kullanımı ilişkisinde toplumsal cinsiyetin etkisini inceleyen literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.