Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Özlem Tolan

17 theses · Dicle University

Master'sOpen AccessTR

Psikolojik doğum sırası ile mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kişilerarası duyarlılık arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı psikolojik doğum sırası, mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kişilerarası duyarlılık arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 366 kadın, 244 erkek toplam 610 öğrenciden oluşmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, White-Campbell Psikolojik Doğum Sırası Envanteri, APS Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) ve Kişilerarası Duyarlılık Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için betimsel istatistik yöntemleri, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizinden faydalanılmıştır. Çalışma bulgularına göre büyük çocuk, mükemmeliyetçilik ve uyumsuz mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık alt boyutlarından sosyal özgüven eksikliği, atılgan olmayan davranışlar ile pozitif yönde ilişkili; ortanca çocuk ve tek çocuk, mükemmeliyetçilik ve uyumsuz mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık ve alt boyutları ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Küçük çocuk psikolojik doğum sırası ise uyumsuz mükemmeliyetçilik ve kişilerarası duyarlılık alt boyutlarından sosyal özgüven eksikliği ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Regresyon analizi sonucunda büyük çocuk psikolojik doğum sırasının mükemmeliyetçilik, uyumlu mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık alt boyutlarından sosyal özgüven eksikliği ve atılgan olmayan davranışlar üzerinde yordayıcı etkisi bulunmuştur. Ortanca çocuk psikolojik doğum sırasının mükemmeliyetçilik, uyumsuz mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık ve alt boyutlarından kişilerarası kaygı ve bağımlılık, sosyal özgüven eksikliği üzerinde yordayıcı rolü bulunmuştur. Küçük çocuk psikolojik doğum sırasının ise sadece belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarından ileriye yönelik kaygı üzerinde yordayıcı rolü tespit edilmiştir. Tek çocuk psikolojik doğum sırasının belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt boyutları, kişilerarası duyarlılık ve alt boyutlarından kişilerarası kaygı ve bağımlılık, atılgan olmayan davranışlar üzerinde yordayıcı rolü bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların gerçek doğum sırası ile psikolojik doğum sıralarının aynı olmadığı bulgulanmıştır. Çalışmanın sonuçları ilgili alanyazın kapsamında tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur.

Belirsizliğe tahammülsüzlükDuyarlılıkMükemmeliyetçilik+2
Bala Nur Torun
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik rol beklentileri ve affedicilik ile evlilik uyumu arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolünün incelenmesi

Mevcut çalışmada, 18-50 yaş arası en az 1 yıldır evli bireylerin evlilik rol beklentileri ve affedicilik düzeyleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'de 18-50 yaş arası en az 1 yıldır evli olan 311'i kadın (%67.5), 150'si erkek (%32.5) 461 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma, değişkenler arasındaki ilişkilerin aracılık analizi ile incelenmesini amaçlayan ilişkisel modelde tasarlanan nicel bir çalışmadır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Evlilik Rol Beklentileri Ölçeği (ERBÖ), Affedicilik Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ-14) ve Beş Boyutlu Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BBBFÖ) kullanılmıştır. Çalışma verilerinin test edilmesi amacıyla, betimsel istatistik yöntemleri, Pearson korelasyon analizi, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (One-Way ANOVA) ve Hayes Process aracılık analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, eşitlikçi evlilik rol beklentilerinin evlilik uyumu ve bilinçli farkındalık ile pozitif; geleneksel evlilik rol beklentilerinin bilinçli farkındalık ile negatif yönlü anlamlı ilişki içinde olduğu bulunmuştur. Geleneksel rol beklentilerinin yalnızca içsel deneyimlere tepkisizlik alt boyutu ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. Affedicilik ve evlilik uyumu arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Evlilik rol beklentilerinin ve bilinçli farkındalığın cinsiyete, aile tipine ve evlenme biçimine göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Yaş, eşle yaş farkı, çocuk sayısı ve evlilikte geçirilen süre ile evlilik uyumu arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunurken; gelir düzeyi, bireyin kendisinin ve eşinin eğitim düzeyi ile pozitif yönlü ilişki belirlenmiştir. Aracı değişken analizi sonucunda, geleneksel evlilik rol beklentisi ile evlilik uyumu ilişkisinde bilinçli farkındalığın aracılık rolünün negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, eşitlikçi rol beklentileri ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracılık rolünün pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca, affedicilik ve evlilik uyumu ilişkisinde bilinçli farkındalığın aracılık rolü bulunamamıştır. Son olarak, çalışma bulguları alanyazın ışığında tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler/ Sözcükler Eşitlikçi Evlilik Rol Beklentileri, Geleneksel Evlilik Rol Beklentileri, Affedicilik, Evlilik Uyumu, Bilinçli Farkındalık

Aile içi rollerBağışlamaBilinçli farkındalık+4
Gizem Bolluk Uğur
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal yeterlik ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolü

Mevcut çalışmada, genç yetişkinlerde olumsuz değerlendirme korkusu ve sosyal yeterliğin sosyal kaygı üzerindeki etkisinde bilişsel esnekliğin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma; Türkiye'de 18-30 yaş aralığında bulunan, 447'si kadın (%68.99) ve 201'i erkek (%31.01) olmak üzere 648 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara; Demografik Bilgi Formu, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Sosyal Yeterlik ve Sosyal Sonuçlar Ölçeği, Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada sosyal kaygı düzeyinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirleyebilmek amacıyla bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenlerin birbirleri arasındaki ilişkiyi belirleyebilmek amacıyla Pearson korelasyon analizi, aracılık modellerini test edebilmek için ise basit aracı değişken analizi kullanılmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde, sosyal kaygı bozukluğunun psikolojik rahatsızlığa sahip olma durumuna göre farklılaştığı görülmüştür. Buna göre; psikolojik rahatsızlığa sahip olanların sosyal kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Korelasyon analizi sonuçlarına göre; sosyal kaygının bilişsel esneklik ve sosyal yeterlik ile negatif yönlü, olumsuz değerlendirilme korkusu ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Bilişsel esnekliğin ise sosyal yeterlik ile pozitif yönlü, olumsuz değerlendirilme korkusu ile negatif yönlü bir ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aracı değişken analizi sonuçlarına bakıldığında, sosyal yeterliğin sosyal kaygı üzerindeki etkisinde bilişsel esnekliğin aracı rolü olduğu görülmüştür. Yine analiz sonuçlarına göre olumsuz değerlendirilme korkusunun sosyal kaygı üzerindeki etkisinde bilişsel esnekliğin aracı rolü olduğu görülmüştür. Analizler sonucunda elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Bilişsel esneklikGenç yetişkinlerOlumsuz değerlendirilme korkusu+3
Berkan Can Kara
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon, anksiyete, stres ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın aracı rolü

Bu çalışmanın amacı depresyon, anksiyete, stres ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın aracılık rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini yaşları 18-32 arasında değişen 451'i kadın (%78.2) ve 177'si erkek (%21.8) olmak üzere toplamda 577 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği Kısa Formu, Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, bağımsız örneklemler t-testi ve Paralel Çoklu Aracı Değişken analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kadın katılımcıların anksiyete, stres ve davranışsal kaçınma düzeylerinin erkek katılımcılardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonuçlarına göre depresyon, anksiyete, stres, yaşantısal kaçınma stratejileri ve akıllı telefon bağımlılığı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Aracılık analizleri sonucunda depresyon, anksiyete, stres ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınma stratejilerinin aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.

Akıllı telefonlarAnksiyeteBağımlılık+7
Muhammed Sevilgen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumunun çocukluk çağı travmaları ile karanlık üçlü kişilik özellikleri bağlamında yordanması

Araştırmada öncelikle evlilik uyumu ile çocukluk çağı travmaları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı sorusuna yanıt aranmıştır. İkinci olarak, cinsiyet, çocuk sayısı, eğitim düzeyi, evlenme yaşı, evlenme süresi gibi demografik değişkenler arasında evlilik uyumu açısından anlamlı düzeyde bir fark olup olmadığı araştırılmıştır. Son olarak, evlilik uyumunun, çocukluk çağı travmaları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri bağlamında yordanması amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu en az 1 yıldır evli olan, Türkiye'nin farklı şehirlerinden araştırmaya gönüllü olarak katılan 21-60 yaş aralığında 442 (274 kadın, 168 erkek) evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan evli bireylere Kişisel Bilgi Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği ( ÇÖYÖ) ve Kısa Karanlık Üçlü Envanteri ( SD3) uygulanmıştır. Evlilik uyumunun farklılaşmasına ilişkin analizler değişken yapısına uygun olarak belirlenmiş; t-testi, ANOVA ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Evlilik uyumunu yordayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; evli bireylerin evlilik uyumlarının cinsiyet, evlilik süresi, çalışma durumu, çocuk sayısı ve yaş değişkenlerine göre farklılaştığı; yaşam yeri, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, evlenme şekli ve eşin çalışma durumu, eşle yaş farkı, eş eğitim düzeyi değişenlerine göre ise farklılaşmadığı saptanmıştır. Araştırmanın korelasyon analizi sonuçlarına göre, evlilik uyumunun çocukluk çağı travmaları ile negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu, karanlık üçlü kişilik özellikleri ile evlilik uyumu ve uyumun alt boyutları olan doyum, uzlaşım ve görüş birliği ile anlamlı ilişkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucuna göre; çocukluk çağı travmalarından duygusal kötüye kullanım ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinden psikopati düzeyinin evlilik uyumu üzerinde negatif yönlü yordayıcı etkileri olan değişkenler oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, mevcut alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Evlilik, Evlilik Uyumu, Kişilik, Karanlık Üçlü Kişilik, Çocukluk Çağı Travmaları

Klinik psikoloji
Yeter Çelik
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kırılgan ve büyüklenmeci narsisizm ile bilişsel esneklik, kişiler arası bilişsel çarpıtmalar ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasındaki ilişkiler

Mevcut çalışmada, genç yetişkinlikte kırılgan ve büyüklenmeci narsisizm ile bilişsel esneklik, kişiler arası bilişsel çarpıtmalar ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-35 yaş aralığında bulunan 346'sı kadın (%57) ve 258'i erkek (%43) olmak üzere 604 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Patolojik Narsisizm Envanteri, Bilişsel Esneklik Envanteri, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerinin test edilmesi amacıyla, Pearson korelasyon analizi, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde, kırılgan ve büyüklenmeci narsisizmin cinsiyet ve ilişki durumuna göre anlamlı olarak farklılaşmadığı ancak psikiyatrik tanı ve psikolojik destek alma durumuna göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre; kırılgan narsisizmin, bilişsel esneklik ile negatif yönlü, fonksiyonel olmayan tutumlar ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Buna karşılık, büyüklenmeci narsisizmin bilişsel esneklik ile pozitif yönlü, fonksiyonel olmayan tutumlar ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ile negatif yönlü bir ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre; kırılgan ve büyüklenmeci narsisizm bilişsel esneklik, fonksiyonel olmayan tutumlar ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları anlamlı olarak yordamaktadır. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Hazal Rümeysa Aslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya bağımlılığı ile duygusal yeme arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolü

Mevcut çalışmada, sosyal medya bağımlılığı ile duygusal yeme arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 320'si (%60) kadın, 213'si (%40) erkek olmak üzere toplam 533 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara; Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenebilmesi amacıyla bağımsız örneklemler t-testi, değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi amacıyla Pearson korelasyon analizi, aracılık modellerinin test edebilmesi amacıyla ise bootstrap yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, katılımcıların sosyal medya bağımlılık düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşmadığı, buna karşın duygusal yeme ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde cinsiyete göre anlamlı farklılaşmanın olduğu saptanmıştır. Buna göre, kadınların duygusal yeme düzeyleri erkeklere göre; erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin ise kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, sosyal medya bağımlılığı ile duygusal yeme arasında pozitif yönlü, psikolojik sağlamlık ile negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, duygusal yeme ile psikolojik sağlamlık arasında da negatif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Aracı değişken analizi sonuçlarına bakıldığında, sosyal medya bağımlılığının duygusal yeme üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlığın aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, ilgili alanyazın kapsamında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.

Büşra Önkür
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Beliren yetişkinlik döneminde yılmazlık düzeyi ile algılanan ebeveyn ilişkisi, bilişsel duygu düzenleme ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler

Bu çalışmanın amacı, beliren yetişkinlik döneminde yılmazlık düzeyi ile algılanan ebeveyn ilişkisi, bilişsel duygu düzenleme ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde okuyan ve yaş aralığı 18-25 olan, lisans öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırma 317 (%52) kadın, 292 (%48) erkek öğrenci olmak üzere 609 kişi ile yürütülmüştür. Katılımcılara, Yılmazlık Ölçeği (YÖ), Barrett- Lennard İlişki Envanteri (BLİE), Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), Beş Faktör Kişilik Ölçeği (BFKÖ) ve Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırmada öncelikle, cinsiyet, öğrencilerin sınıf düzeyi, üniversiteye giriş yılı, gelir düzeyi, ebeveyn kaybı gibi demografik değişkenler arasında yılmazlık açısından anlamlı düzeyde bir fark olup olmadığı tek yönlü ANOVA analizi ile araştırılmıştır. İkinci olarak yılmazlık, algılanan ebeveyn ilişkisi, bilişsel duygu düzenleme ve yılmazlık arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını incelemek amacıyla Pearson korelayon katsayısı analizi yapılmıştır. Daha sonra, çalışmanın değişkenleri arasındaki yordayıcılık ilişkilerini belirleyebilmek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonuçları, öngörüldüğü gibi, algılanan ebeveyn ilişkisi, bilişsel duygu düzenleme ve kişilik özelliklerinin yılmazlık ile anlamlı olarak ilişkili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çalışmanın sonuçları alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Beliren Yetişkinlik Dönemi, Yılmazlık Düzeyi, Algılanan Ebeveyn İlişkisi, Bilişsel Duygu Düzenleme, Kişilik Özellikleri

Beş faktör kişilik modeliBilişsel duygu düzenlemeEbeveyn-çocuk ilişkisi+6
Lerzan Yılmaz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler

Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaşları arasında olan, İzmir'de yaşayan, 212 kadın (% 54,4) ve 178 erkek (% 45,6) 390 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışları Anketi (HYDA) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler, Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Psikolojik belirtiler ve duygusal yemeyi yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet açısından kopukluk, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alt boyutlarında, farkındalık ve hedefler duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarında, duygusal yeme puan ortalamalarında ve psikolojik belirtiler anksiyete alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda; zedelenmiş otonomi, kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönemlilik ve yüksek standartlar ve açıklık, stratejiler ve dürtü alt boyutlarının psikolojik belirtileri anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir hiyerarşik regresyon analizinde; zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, yüksek standartlar ve kabul etmeme ve hedefler dürtü alt boyutlarının duygusal yeme davranışının anlamlı yordayıcıları oldukları görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Duygusal Yeme, Dışsal Yeme, Kısıtlayıcı Yeme, Psikolojik Belirtiler

Beslenme ve yeme bozukluklarıDuygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğü+6
Esranur Çelik
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde internet bağımlılığının algılanan ebeveyn kabul/reddi, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler bağlamında incelenmesi

Bu çalışmanın amacı internet bağımlılığı ile ebeveyn kabul/ reddi, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 464 (231 kız / 243 erkek) lise öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırma modeli olarak çalışmada, çok faktörlü yordayıcı korelasyonel araştırma ve nedensel karşılaştırmalı araştırma modelleri kullanılmıştır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği, Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, betimsel istatistik yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik çoklu regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kız katılımcıların erkek katılımcılara göre anksiyete, olumsuz benlik, somatizasyon, depresyon, hostilite ve içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme ile dışsal işlevsel duygu düzenleme düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Erkek katılımcıların kız katılımcılara göre ise daha yüksek baba reddine sahip olduğu görülmüştür. İnternet bağımlılığı düzeyi ile depresyon, anksiyete, olumsuz benlik, somatizasyon, hostilite, içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme, dışsal işlevsel duygu düzenleme, dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme, baba reddi ve anne reddi arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anksiyete, olumsuz benlik, hostilite, içsel ve dışsal işlevsel olmayan duygu düzenlemenin internet bağımlılığının yordayıcıları arasında olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığı altında tartışılmaya çalışılmış ve psikoloji uygulamaları kapsamında önerilerde bulunulmuştur.

Duygu düzenlemeEbeveyn kabul veya reddiErgenler+4
Ahmet Fatih Şenel
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemi sürecinde yaygın anksiyetenin sağlık anksiyetesi, bilişsel esneklik ve Covid-19 korkusu bağlamında yordanması

Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemisi sürecinde yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) belirtileri ile Covid-19 korkusu, sağlık anksiyetesi ve bilişsel esneklik değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve Covid-19 korkusu, sağlık anksiyetesi ve bilişsel esnekliğin YAB belirtilerini ne düzeyde öngördüğünü belirlemektir. Araştırma; 18-70 yaş arasında, %74.4 'ü kadın (320), %25,6 'sı erkek (110) olmak üzere 430 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği (YAB-7), Bilişsel Esneklik Envanteri(BEE), COVID-19 Korkusu Ölçeği, Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği Kısa Formu uygulanmıştır. Bu araştırmada, yaygın anksiyete düzeyinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi yapılmıştır. Araştırma değişkenlerinin birbiriyle ilişkisini belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Yaygın anksiyeteyi yordayan değişkenleri tespit etmek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde ilk olarak, yaygın anksiyete düzeyinin cinsiyete, medeni duruma, psikolojik rahatsızlık tanısı almış olma ve Covid-19 açısından evde risk grubunda kişi bulunma durumuna göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Buna göre; kadınların, bekar olanların, psikolojik rahatsızlık tanısı almış olan ve evde risk grubunda kişi ile kalan bireylerin yaygın anksiyete düzeyinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanısıra; kronik rahatsızlığa sahip olma, Covid- 19 tanısı almış olma ve yakın çevresinde/ ailesinde Covid- 19 tanısı alan kişilerin olma durumlarına göre yaygın anksiyete bozukluğu ölçeğinden alınan puanların ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmamıştır. Araştırmanın korelasyon sonuçları, yaygın anksiyete bozukluğu, Covid-19 korkusu, sağlık kaygısı ve bilişsel esnekliğin birbiriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizinde; yaş, cinsiyet, sağlık anksiyetesinin bedensel belirtilere duyarlılık ve olumsuz sonuçlar alt boyutlarını, bilişsel esnekliğin kontrol alt boyutu, Covid-19 korkusu ölçeği toplam puanı ve Koronavirüs 19 ölçeğinin psikolojik, somatik, sosyal, ekonomik alt boyutlarının yaygın anksiyete bozukluğunun anlamlı yordayıcıları oldukları tespit edilmiştir. Mevcut araştırma bulguları alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Sağlık Anksiyetesi, Bilişsel Esneklik, Covid-19 Korkusu

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBilişsel esneklik+5
İpek Aktepe
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerin sosyal kaygıları ve algıladıkları ebeveyn tutumları arasındaki ilişkide çocukluk çağı travmaları ve benlik saygısının aracılık rolünün incelenmesi

Mevcut çalışmada, genç yetişkinlerin ebeveyn tutumları ile sosyal kaygı düzeyleri ilişkisinde çocukluk çağı travmaları ve benlik saygısının aracılık rolünün incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmada, Türkiye'de 18-35 yaş aralığında olan 654 katılımcıya Demografik Bilgi Formu, İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği, Sosyal Kaygı, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Ana-Baba Tutum Envanteri uygulanarak veri toplanma aşaması sonlandırılmıştır. Çalışma verilerinin test edilmesi amacıyla Pearson Korelasyon Analizi ve Paralel Çoklu Aracı Değişken Analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, demokratik ve otoriter ebeveyn tutumunun çocukluk çağı travmaları ve sosyal kaygı ile pozitif yönlü, benlik saygısı ile negatif yönlü bir ilişkisi bulunurken; koruyucu tutumun çocukluk çağı travmaları ile negatif yönlü, benlik saygısı ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. Aracılık bulgularına bakıldığında ise; demokratik, koruyucu ve otoriter ebeveyn tutumlarının sosyal kaygı ile ilişkisinde çocukluk çağı travmalarının ve benlik saygısının aracı rolünün istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Ayrıca, çocukluk çağı travmalarının ve benlik saygısının ebeveyn tutumları ve sosyal kaygı ilişkisindeki aracılık rolleri karşılaştırıldığında, bu iki değişkenin aracılık güçleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Son olarak, çalışma bulguları alanyazın ışığında tartışılmış ve çalışmanın sonucunda gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

Ana-baba tutumuBenlik saygısıGenç yetişkinler+2
Cemrenur Karaaslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumunun ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar, aleksitimi ve algılanan eş desteği bağlamında yordanması

Bu araştırmanın amacı, evlilik uyumu ile ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar, aleksitimi ve algılanan eş desteği arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini en az 1 yıldır evli olan, Türkiye'nin farklı şehirlerinden araştırmaya gönüllü olarak katılan 24-73 yaş aralığında 465 (262 kadın, 203 erkek) evli birey oluşturmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği (İİBÇÖ), 20 maddelik Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ve Eş Destek Ölçeği (EDÖ) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde evlilik uyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Evlilik uyumunu yordayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yöntemi uygulanmıştır. Evli bireylerin evlilik uyumlarının yaş, eğitim düzeyi, evlenme şekli, evlenme yaşı, eş ile aradaki yaş farkı, evlilik süresi, çocuk sayısı ve gelir durumu değişkenlerine göre farklılaştığı; cinsiyet, yaşam yeri, evlilik sayısı ve çalışma durumu değişkenlerine göre ise farklılaşmadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırmanın korelasyon analizi sonuçları, evlilik uyumunun ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve aleksitimi ile olumsuz yönde, eş desteği ile olumlu yönde anlamlı ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucuna göre; bilişsel çarpıtmalardan yakınlıktan kaçınma, aleksitiminin alt boyutlarından duyguları tanımada güçlük, eş desteğinin alt boyutlarından duygusal destek, maddi yardım ve bilgi desteği, takdir desteği ve sosyal ilgi desteğinin evlilik uyumunun anlamlı yordayıcıları oldukları bulunmuştur. Araştırmanın bulguları ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Evlilik Uyumu, Bilişsel Çarpıtmalar, Aleksitimi, Algılanan Eş Desteği

AleksitimiAlgılanan destekAlgılanan eş desteği+5
Gül Muhtar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Majör Depresif Bozukluk tanılı bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolü

Bu çalışmanın amacı majör depresif bozukluk tanılı bireylerin depresyon düzeyleri ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine başvuran ve DSM-V ölçütlerine göre majör depresyon tanısı almış 87 kadın (%77,7), 25 erkek (%22,3) katılımcıdan oluşmaktır. Araştırmanın modeli, değişkenler arasındaki ilişkilerin aracılık analizi ile incelenmesini amaçlayan ilişkisel modelde tasarlanmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 ve Kişiler Arası Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde, betimsel istatistik yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve Paralel Çoklu Aracı Değişken analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, majör depresyon düzeyinin yaş ile pozitif yönde ilişkili, eğitim durumu ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiğinde, zedelenmiş otonomi ve diğeri yönelimlilik boyutlarında kadınların daha yüksek ortalamaya sahip olduğu ve erkeklerin daha yüksek oranda baskın tarz kullandığı görülmüştür. Bununla birlikte, zedelenmiş otonomi boyutunda aile öyküsünde psikiyatrik bir bozukluk bulunmayanların, diğeri yönelimlilik şema boyutunda ise aile öyküsünde psikiyatrik bozukluğu olanların daha yüksek puan aldığı belirlenmiştir. Alınan tedavi biçimine göre incelendiğinde, zedelenmiş otonomi, diğeri yönelimlilik ve yüksek standartlar boyutlarında yalnızca medikal tedavi alanların, zedelenmiş sınırlar boyutunda ise medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların daha yüksek puan ortalamasına sahip olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, baskın tarzda medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların, duygudan kaçınan/duyarsız tarz boyutunda ise henüz herhangi bir tedavi almayanların daha yüksek puan ortalamalarına sahip olduğu belirlenmiştir. Majör depresyon düzeyi, şema alanları ve kişiler arası ilişki tarzları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Aracı değişken analizi sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile majör depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kaçınan tarzın ve duygudan kaçınan/duyarsız tarzın aracı rolünün olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Majör Depresyon, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Kişiler Arası Tarzlar

Depresif bozuklukDepresif bozukluk-majörDepresyon+2
Rojin Yazar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumunun psikolojik iyi oluş, duygu düzenleme güçlüğü ve eş desteği bağlamında yordanması

Bu çalışmanın amacı evlilik uyumu ile psikolojik iyi oluş, duygu düzenleme güçlüğü ve eş desteği arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma %57'si kadın (236) ve%43'ü erkek (177) olmak üzere toplam 413 kişi ile yürütülmüştür. Katılımcılara Çift Uyum Ölçeği (ÇUO), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİÖO), Eş Destek Ölçeği (EDÖ)ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ile birlikte araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Evlilik uyumunun demografik değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek amacı ile ANOVA ve t testi, değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerini belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi ve evlilik uyumunu yordamak amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda evlilik uyumunun yaş, cinsiyet, evlilik süresi, evlenme yaşı, eşle aradaki yaş farkı, eğitim durumu, algılanan sosyoekonomik düzey, çocuk sayısı evlenme şekli ve eşle evlilik öncesi ilişki süresi değişkenlerine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Evlilik uyumu ile psikolojik iyi oluş ve eş desteği toplam puanları arasında istististiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilirken duygu düzenlemede güçlükler ölçeği toplam puanı ile anlamlı ilişki bulunamamıştır. Son olarak evlilik uyumunun bazı demografik değişkenler, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği- Farkındalık alt boyutu, eş desteği ve psikolojik iyi oluş tarafından yordandığı saptanmıştır. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüEvlilik uyumu+3
Berfin Değer
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik danışmanların bilinçli farkındalıkları, psikolojik esneklikleri ve temel psikolojik ihtiyaçları ile öz-duyarlılıkları arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, psikolojik danışmanların bilinçli farkındalıkları, psikolojik esneklikleri ve temel psikolojik ihtiyaçları ile öz-duyarlılıkları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi araştırmaya gönüllü olarak katılan 22-57 yaş aralığında %75,3'ü kadın ve %24,7'si erkek olmak üzere 324 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma katılımcılarına Kişisel Bilgi Formu, Öz Duyarlılık Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Psikolojik Esneklik Ölçeği ve Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçekleri çevrim içi platformlar aracılığıyla uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde demografik değişkenlere göre farklılık için bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin tesbit edilmesi için Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Öz duyarlığı yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, psikolojik danışmanların öz duyarlılıklarının sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaştığı, cinsiyet, yaş ve medeni duruma göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Psikolojik danışmanların eğitim ve süpervizyon alma durumlarına göre öz duyarlılık, psikolojik esneklik ve temel psikolojik ihtiyaçlar ölçeklerinden aldıkları puanlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Psikolojik danışmanların çalıştıkları kurumlara göre bilinçli farkındalık puanları anlamlı farklılık gösterirken, öz duyarlılık, psikolojik esneklik ve temel psikolojik ihtiyaçlar arasında fark bulunmamıştır. Psikolojik danışmanların mesleklerini isteyerek seçip seçmemelerine göre öz duyarlılık, bilinçli farkındalık ve psikolojik esneklik arasında fark bulunamamış, temel psikolojik ihtiyaçlar arasında fark bulunmuştur. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda temel psikolojik ihtiyaçların özerklik, ilişkisellik ve yeterlik alt boyutları ile psikolojik esnekliğin anda olma ve kabul alt boyutlarının öz duyarlığı anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştır. Araştırma sonuçları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılarak sonuç ve öneriler sunulmuştur.

Bilinçli farkındalıkDanışmanlarDanışmanlık+6
Fatma Betül Demir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü ile aleksitimi ve obsesif inanışlar arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, obsesif inanışlar ve duygu düzenleme güçlüğü değişkenlerini sosyo-demografik ilişkiler bakımından incelemek, söz konusu değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek ve aleksitimi ile obsesif inanışları yordayan faktörleri ortaya koymaktır. Çalışmaya Diyarbakır ilinde yaşayan ve yaşları 18-45 arasında değişen 286 kadın (%69,4), 126 erkek (30,6) katılmıştır. İkiden fazla değişken arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlayan bu çalışmada değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için ilişkisel tarama modeli esas alınmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği- Kısa Formu (DDGÖ-16) ve Obsesif İnanışlar Ölçeği (OİÖ-44) ölçekleri kullanılmış, ölçekler katılımcılara online olarak uygulatılmıştır. Verileri analiz etmek amacıyla cronbach α değeri, betimleyici analiz yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal Wallis testi, Post Hoc-Tukey HSD, Post Hoc-Games Howell, Post Hoc-LSD, Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar aleksitimi ve obsesif inanışlar puan ortalamalarının cinsiyete göre farklılaşmadığını fakat çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü puan ortalamalarının cinsiyete göre farklılaştığını göstermektedir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmalarının aile yapısı, kardeş sayısı ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılaştığı belirlenmiştir. Bununla birlikte aleksitimi puan ortalamasının aile yapısı, kardeş ayısı, bakım veren ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Obsesif inanışların ise eğitim durumuna göre değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiler incelendiğinde tüm değişkenler arasında pozitif yönlü doğrusal ilişkinin olduğu ortaya konmuştur. Aleksitiminin yordayıcılarına ilişkin regresyon analizi sonucunda model anlamlı bulunmuştur. Yaş, cinsiyet, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğünün, aleksitimi varyansının %41,8' inin açıkladığı tespit edilmiştir. Son olarak yaş, cinsiyet, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğünün obsesif inanışların yordayıcıları olduğu saptanırken obsesif inanış varyansının %33,2' sinin bu değişkenler ile açıklandığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular ilgili literatür kapsamında incelenerek yorumlanmış, gelecek çalışmalara ve uygulayıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çocukluk Çağı Travmaları, Aleksitimi, Obsesif İnanışlar, Duygu Düzenleme Güçlüğü

AleksitimiDuygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğü+4
Selma Karahan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors