Theses supervised by Prof. Dr. Adnan Fuat Büyüklü
17 theses · Başkent University
Spirilunanın ratlarda sisplatin ototoksisitesi üzerine etkisi
Amaç: Antioksidan etkinliği bilinen spirulinanın sisplatin ototoksitesine karşı koruyucu etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif kontrollü bu hayvan çalışmasında 28 adet Sprague Dawley rat dört gruba ayrıldı. İlaç uygulamalarından önce ve 10 günlük ilaç uygulaması sonrasında her bir gruptaki ratların her iki kulağına distorsiyon ürünü otoakustik emisyon testi (DPOAE) ve işitsel beyin sapı yanıtı (ABR) testleri yapıldı. 1. Gruptaki ratlara (n = 7), tek doz 1 ml intraperitoneal serum fizyolojik (%0.9) verilirken, 2. gruptaki ratlara (n = 7), 15 mg/kg/gün tek doz sisplatin intraperitoneal olarak verildi. 3. gruptaki ratlara (n = 7), 1000 mg/kg/gün spiriluna 10 gün süreyle gavaj ile verildi. 4. gruptaki ratlara (n = 7) 15 mg/kg/gün şekildeki tek doz sisplatin uygulaması ile aynı gün başlanan 1000 mg/kg/gün spirulina 10 gün süreyle gavaj ile verildi. Bulgular: Çalışma öncesi yapılan ölçümlerde gruplar arasında herhangi bir anlamlı fark bulunmadı. DPOAE sonuçları açısından 1. grupta ve 3. grupta ilaç uygulaması öncesi ve sonrasında herhangi bir frekansta anlamlı bir fark gözlenemedi. 2. Grupta ise 2222 Hz, 2500 Hz, 3200 Hz, 4444 Hz, 5000 Hz, 8000 Hz, 8889 Hz, 10000 Hz ve 11429 Hz frekanslarında ilaç uygulaması sonrası SNR değerleri uygulama öncesine göre daha düşük bulundu. 4. Grupta 4444 Hz, 5000 Hz, 8000 Hz, 8889 Hz, 10000 Hz ve 11429 Hz frekanslarında ilaç uygulaması sonrası SNR değerleri uygulama öncesine göre daha düşük bulundu. Sadece sisplatin alan ratlar diğer gruplar ile karşılaştırıldığında daha düşük SNR değerleri elde edildi. Son ölçümlerde 1.grup 3 ve 4. Grup ile ikili olarak karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark gözlenmedi. İlaç uygulaması öncesinde grupların ABR eşikleri arasında anlamlı fark bulunmaz iken ilaç uygulaması sonrası 4.grubun ABR eşiklerinin 2. gruba göre daha iyi görüldü. Sadece sisplatin alan ratlarda ise diğer gruplara göre ABR yanıtı daha yüksek eşik değerlerinde elde edilebildi. Sonuç: Spirulinanın koklear fonksiyonlara olumsuz etkisi yoktur ve sisplatin ototoksisitesine karşı parsiyel koruyucu etkisi mevcuttur.
Tıkayıcı uyku apne sendromlu hastalarda vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesi
Uyku, organizmanın dinlenmesini sağlayan, vücudu güne yeniden hazırlayan bir hareketsizlik hali ve yenilenme dönemidir. Uyku kalitesinin bozulması birçok olumsuz tabloyu beraberinde getirebilmektedir. Uyku bozukluklarına sebep olan uyku ile ilişkili solunum bozuklukları arasında en sık tıkayıcı uyku apne sendromu (TUAS) görülmektedir. Uyku yoksunluğu posterior parietal korteksi ve vestibüler bilgilerin işlenmesini etkilemektedir. Bu çalışmada TUAS olan hastalarda periyodik hipoksi nedeniyle vestibüler reflekslerde ve proprioseptif algıda olası etkilenmenin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında dahil edilme kriterlerine uygun polisomnografi testi uygulanmış orta ve ağır TUAS tanısı almış 40 birey çalışma grubuna ve 21 sağlıklı birey kontrol grubuna dahil edildi. Tüm bireyler Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), oküler vestibüler miyojenik potansiyel (oVEMP), servikal vestibüler miyojenik potansiyel (cVEMP), video head impulse test (vHIT), videonistagmografi (VNG), sportKAT 3000, yatak başı testleri ile değerlendirildi. Baş dönmesi engelilik envanteri puanları açısından hem toplam puan hem de fiziksel, duygusal ve fonksiyonel alan puanları orta ve ağır TUAS gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksek elde edildi (p<0.05). Video head impulse testinde anterior SSK VOR ve posterior SSK VOR kazanç ortalamaları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Tıkayıcı uyku apne sendromu gruplarındaki hastaların lateral kazanç asimetrisi ve RALP kazanç asimetrisi ile uyanıklık kan O2 düzeyi arasında negatif yönlü korelasyon saptandı. Video head impulse testinde lateral SSK değerlendirilmesinde tespit edilen sakkadlar açısından gruplar arasında fark saptandı (p<0.05). Servikal VEMP 100 dB nHL ve oVEMP 100-110 dB nHL'de dalga cevap oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Tıkayıcı uyku apne sendromu ve kontrol gruplarının statik ve dinamik denge skorları değerlendirildiğinde her ikisi açısından da gruplar arasında fark saptandı (p<0.05). Tıkayıcı uyku apne sendromu ve kontrol gruplarının VNG ve yatak başı değerlendirilmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Çalışmamızdan elde edilen bulgular doğrultusunda orta ve ağır TUAS olan hastalarda periyodik / kronik hipoksi nedeniyle vestibüler reflekslerde ve proprioseptif algıda etkilenme olabileceği sonucuna varılmıştır.
Hemodiyaliz hastalarında oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller bulguları
Amaç: Kronik böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastalarda, vestibüler sistem fonksiyonlarını ve olası vestibüler etkilenmeyi göstermede oVEMP testi bulgularının ortaya konması çalışmanın hedefidir. Plan: Vaka kontrol çalışması Yer: Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Yöntem: Çalışma 40 adet sağlıklı gönüllü̈ birey (kontrol grubu) ve 40 adet hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek hastası (çalışma grubu) ile yürütüldü. Çalışmaya katılan bireylere kulak burun boğaz muayenesini takiben diyapozon testleri yapıldı. Diyapozon testinde iletim tipi işitme kaybı bulgusu olmayan hastalar çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara hava yolu ses uyaran ile oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (oVEMP) testi uygulandı. Katılımcıların demografik özellikleri belirlendi; ölçümlerde tespit edilen n1 latans, p1 latans, amplitüd değerleri ve kulaklar arası asimetri oranları her iki grup arasında ve kendi içerisinde karşılaştırıldı. Bulgular: Kontrol grubuna 40 birey (19 kadın, 21 erkek), çalışma grubuna 40 hasta (22 kadın, 18 erkek) dahil edildi. Kontrol grubunun yaş ortalaması 45.17±13.54, çalışma grubunda ise 47.68±11.02 yıl idi. p1 latans değeri kontrol grubunda 14.88±3.28 ms, çalışma grubunda ise 14.90±3.70 ms idi (p=0.976). n1 latans değeri kontrol grubunda 9.94±2.33 ms, çalışma grubunda 10.74±3.15 ms idi. n1 latans değeri çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı uzamış bulundu (p=0.013). Amplitüd değerleri kontrol grubunda 10.59±7.87 μV, çalışma grubunda ise 5.5±3.71 μV olarak bulundu. Kontrol grubunda amplitüd değeri çalışma grubuna göre anlamlı yüksek bulundu (p=0.001). Kulaklar arası asimetri oranı değerleri her iki grupta da 0.35'in altında idi. Her iki cinsiyet için parametrelere bakıldığında, her iki grupta da istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Çalışma grubunu diyalize girme süresine göre ikiye ayırdığımızda, oVEMP parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). Sonuç: oVEMP, vertigosu olan hastalarda son yıllarda sıklıkla kullanılan, kısa sürede yanıt veren, noninvaziv bir testtir. Kronik böbrek yetmezliğinde sık karşılaştığımız vestibüler yakınmalar hastaların hayat kalitesini azaltmaktadır. Bu hastalarda oVEMP testi güvenle yapılabilecek, kısa sürede yanıt veren ve diğer vestibüler tanı testleriyle beraber kullanılabilecek bir test bataryasıdır.
Topı̇kal traneksamı̇k ası̇t uygulamasının rı̇noplastı̇ olgularında postoperatı̇f perı̇orbı̇tal ekı̇moz ve ödem üzerı̇ne etkı̇sı̇
Giriş ve amaç: Rinoplasti sonrası görülen periorbital ekimoz ve ödem tüm cerrahi tekniklerde en sık görülen komorbid durumlar arasındadır. Traneksamik asit (TA) bir antifibrinolitik ajandır ve fibrin pıhtısının çözünmesini önleyerek kanama miktarını azaltmaktadır. Sistemik TA rinoplasti sonrası gelişen periorbital ödem ve ekimozu azaltmak için kullanılmaktadır. Fakat TA'nın topikal uygulamasının rinoplasti sonrası ekimoz ve ödemi önlemede ve tedavi etmedeki etkinliğini araştıran çalışma literatürde bulunmamaktadır. Çalışmamızın amacı sıkça görülen ve standart bir tedavisi olmayan bu komorbid durumların üstesinden gelmede topikal TA uygulamasının etkinliğini incelemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı tarafından Haziran - Eylül 2021 tarihleri arasında açık teknik rinoplasti operasyonu yapılması planlanan hastaların dahil edildiği prospektif, randomize, çift kör ve kontrol gruplu klinik çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya 18 yaş üstü 50 hasta dahil edildi. Hastalar topikal TA uygulanan ve uygulanmayan (kontrol) olmak üzere iki gruba ayrıldı. TA grubunda intaoperatif dönemde osteotomiden hemen sonra TA emdirilmiş cerrahi pedi 5 dakika buyunca cerrahi sahada bekletildi. Kontrol grubunda ise izotonik serum fizyolojik emdirilmiş cerrahi pedi aynı şekilde bekletildi. Ameliyat sonrası 1, 3 ve 7. günlerde hastaların fotoğrafları çekildi ve hastalar periorbital ekimoz ve ödem açısından iki cerrah tarafından değerlendirildi. Grupların karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Hastalar postoperatif periorbital ödem açısından değerlendirildiğinde postoperatif 1. gün TA uygulanan hastalarda gelişen ödemin kontrol grubuna göre anlamlı derecede az olduğu saptandı. Postoperatif 3 ve 7. günlerde iki grup arasında fark saptanmadı. Hastalar postoperatif periorbital ekimoz açısından değerlendirildiğinde tüm günlerde TA uygulanan hastalarda gelişen ekimozun kontrol grubuna göre anlamlı derecede az olduğu saptandı. Sonuç: Topikal TA uygulaması periorbital ekimoz gelişimini hem erken dönemde hem de geç dönemde azaltmaktadır. Periorbital ödem gelişimini ise erken dönemde azaltmaktadır.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo'da etkilenen semisirküler kanal ile yaşam kalitesi, anksiyete ve rezidüel dengesizlik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), sık karşılaşılan ve hastaları oldukça rahatsız eden periferik vestibüler sistem bozukluğudur. Tutulan kanala göre (posterior, lateral, anterior) farklı manevralar uygulanarak tedavi edilebilmektedir. Klinik gözlemler sonucunda BPPV'nin hastalarda yarattığı etkilerin farklı olduğu düşünülmüştür. Çalışmanın amacı, BPPV'de etkilenen kanal ile hastaların yaşam kalitesinin ve anksiyete düzeyinin ve yine etkilenen kanal ile etkilenen kanala uygun manevra yapıldıktan sonra BPPV tedavisi tamamlanan hastalarda rezidüel dengesizlik durumunun değerlendirilmesidir. Bu amaçla anamnez ve gerekli testler sonucu BPPV tanısı konulan 18 – 65 yaş arasındaki hastalara BPPV tedavisinden önce Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (V-GYA) ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HADÖ), tedaviden sonra Berg Denge Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda etkilenen kanala göre HADÖ ve BDÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak HADÖ'nün alt boyutları tek tek analiz edildiği zaman etkilenen kanala göre psişik alt boyutunda fark bulunmazken, somatik alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,046). Mann Whitney U testi ile farkın posterior – anterior grupları arasında olduğu belirlenmiştir. Etkilenen kanala göre VGYA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000). Mann Whitney U testi ile farkı yaratan grubun anterior semisirküler kanal olduğu belirlenmiştir. Etkilenen semisirküler kanalın hastayı hangi açıdan ve ne ölçüde etkilediğinin bilinmesi hastaya yaklaşımı ve tedavi sürecini planlamayı kolaylaştıracaktır.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2021 yılında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde BPPV tanısı almış, toplam 66 hasta dahil edildi. Tüm hastalara bir haftalık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Uzun Formu (UFAA) ve bir yıllık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Fiziksel Aktivite Alışkanlığını Değerlendirme Anketi (FAADA) uygulandı. Çalışmaya dâhil edilen 66 hasta için; BPPV'de tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra, manevra sonrası alınan faydayı belirlemek için BPPV tanısı aldıktan sonra yapılan ilk manevrada iyileşenler, yapılan iki manevrada iyileşenler ve yapılan üç manevrada iyileşenle şeklinde üç gruba ayrıldı. Elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05'in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 56,26 ± 15,003 olan BPPV tanısı konmuş 47 kadın, 19 erkek toplam 66 hasta dâhil edildi. Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir haftalık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir yıllık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise bir manevra ve iki manevra bir yıllık anket skorları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, BPPV tanısı almış hastalarda manevrada alınan fayda ile fiziksel aktivite arasındaki ilişkinin belirlenmesinde destekleyici bilgi sağlamıştır. Çalışmamızın sonucuna göre son bir yıl içindeki günlük fiziksel aktivite skoru düşük elde edilen kişilerde BPPV tedavisi için daha fazla sayıda manevra gerektiği saptanmıştır. Son bir hafta içindeki günlük fiziksel aktivite skorunun ise BPPV tedavisi için manevra sayısını etkilemediği saptanmıştır. İleri çalışmalar için ise BPPV tanısı almış hastalarda yaş gruplarının ve kanal tutulumunun daha fazla sayıdaki popülasyonda değerlendirme yapılmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz.
Benign paroksismal pozisyonel vertigoda anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi düzeylerinin değişimi
Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), çok sık görülen bir periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Bu sebeple BPPV hasta grubunun belirlenmesi ve kişiye uygun sağlık bakımın yapılmasıyla, bu kişilerin hızlı bir şekilde günlük yaşama dönmesi sağlanmış olacaktır. BPPV'li bireylerde şiddetli baş dönmesi şikayeti sebebiyle anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi seviyelerinde azalma görülebilir veya bu faktörlerin az olması sebebiyle BPPV ortaya çıkabilir. Bu faktörlerden herhangi birinin değişimi diğer faktörleri de etkileyebilir. Bu sebeple tüm değişkenler kendi içinde değerlendirilmeli ve kişiye yönelik doğru tedavi uygulanmalıdır. Bu çalışma BPPV'li bireylerde bu değişkenleri değerlendirmek ve uygun tedavi ile birlikte bu değişkenlerin düzeylerinde bir farklılık olup olmadığını görmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaca göre BPPV hastalarına atak döneminde ve iyileştikten sonraki dönemde Richard-Campell Uyku Kalitesi Ölçeği (RCUÖ), Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanarak, kişilerin iki farklı zamandaki depresyon, anksiyete, uyku ve yaşam kalitesi seviyeleri arasındaki farklılığa bakılmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 32'si kadın (%76,2) ve 10'u erkek (%23,8) toplamda 42 BPPV tanısı konulmuş katılımcı dahil edilmiştir. BPPV tanısı videonistagmografi cihazı ile pozisyonel testlerde pozitif bulgu görülen kişilere konulmuştur. Bu kişilere atak döneminde ve iyileştikten sonra aynı koşullarda olacak şekilde ilgili envanter ve ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada, BPPV tanısı konulmuş kişilerin atak döneminde ve bu kişiler iyileştikten sonra yapılan değerlendirmeler sonucunda iki farklı zamandaki uyku kalitesi, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu farka rağmen her iki zamandaki anksiyete, depresyon ve uyku kalitesi seviyeleri normal sınırlarda elde edilmiştir. Aktif baş dönmesinin olduğu zaman yapılan BDEE sonuçlarında kişilerin günlük yaşamlarında orta derece engelliliğe sahip olduğu ve anksiyete, depresyon ve uyku kalitesinden bağımsız olarak baş dönmesine bağlı yaşam kalitelerinin düştüğü bulunmuştur. Uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete seviyelerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bunların yaşam kalitesini önemli derecede etkileyebilecek faktörlerden oldukları unutulmamalıdır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan envanter ve ölçeklerin hasta değerlendirme bataryasına eklenmesi önerilir.
İşitme cihazı kullanan hemodiyaliz hastalarının dış kulak yolu kültür sonuçları
Hemodiyaliz tedavisi alan kronik böbrek yetmezliği hastaları pek çok komplikasyonlarla karşı karşıya kalabilir. Diyaliz tedavisi bir çok organı da etkileyerek hasta bireylerin enfeksiyona yakalanma riskini arttırabilir. Özellikle işitme cihazı kullanan hemodiyaliz hastalarında dış kulak yolunun savunma mekanizması bozularak dış kulak yolu enfeksiyonuna zemin hazırlamaktadır. Bunun sonucunda hem dış kulak yolu hem de cihazın kulak kalıbında bakteri ve funguslar kolonize olmaktadır. Çalışmamızın amacı işitme cihazı kullanan hemodiyaliz hastalarının dış kulak yolundaki mikrobiyolojik sonuçları, irritasyona neden olan özellikleri incelemek ve normal popülasyonla karşılaştırmaktır. Çalışmamız kontrol gruplu ve tanımlayıcı bir klinik çalışma olup Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB kliniği ve diyaliz merkezlerinde yürütülmüştür. İşitme cihazı kullanım süresi ve hemodiyaliz tedavisi alma süresinin daha fazla mikroorganizma üremesinde ekili olabileceği düşünülmüştür. Çalışmaya bir veya iki kulağında en az 1 yıldır işitme cihazı kullanan, en az 2 yıldır hemodiyaliz programında olan ve 15-85 yaş aralığındaki hastalar kadın erkek ayrımı gözetmeksizin dahil edilmiştir. Toplamda 74 hasta çalışmaya alınmıştır. Çalışma grubuna 20 birey alınmış olup, işitme cihazı kullanan bu hastalardan steril şekilde muhafaza edilmiş swabler ile 2'şer örnek alınmıştır. Biri cihaz kullanılan kulağın dış kulak yolu, ikincisi ise cihazın kulak kalıbıdır. Kontrol grubu olarak aynı yaş grubunda hemodiyaliz tedavi gören 27 birey ve cihaz kullanan (en az bir yıldır) ancak diyaliz hastası olmayan 27 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Swab ile alınan örnekler hızlı bir şekilde bakteriyel üreme için Koyun kanlı agar, EMB Agar, Çukulata agar kullanılmıştır. Fungal üreme için ise örnekler Sabouraud dextrose agar besiyerlerine ekilmiştir. Ekim yapılan örnekler 24-48 saat 37⁰C sıcaklıkta inkübe edilmiştir. Sonuçlar gruplar arasında karşılaştırılmıştır. İncelenen toplam 121 kültür örneğinin 108 (%89,2)'inde üreme olmuştur. Çalışma grubundaki diyaliz hastası ve cihaz kullanan 20 birey (Grup 1)'in hem dış kulak yolu hem de cihaz kalıplarının hepsi (%100)'nde üreme olmuştur. Bu çalışma grubunda 40 kültür örneği vardır ve bir hastadan birden çok mikroorganizma ürediği görülmüştür. Toplam 54 mikroorganizma izole edilmiştir. Cihaz kullanmayan 27 kişilik hemodiyaliz hastası grubu (Grup 2)'nda sadece 2 (%7,4) hastada üreme olmamıştır. Diyaliz hastası olmayan 27 kişilik cihaz kullanan hastalar (Grup 3)'ın 11 (%40,7) tanesinde herhangi bir üreme olmamıştır. Üç grupta da ortak izole edilen normal deri florasında bulunan metisiline duyarlı KNS (MSKNS) olmuştur. Çalışma grubunda üreyen organizma çeşidi kontrol gruplarına göre daha fazla olup diğer gruplardan farklı olarak corynebacterium species, pseudomona sspp ve küf mantarı ürediği gözlenmiştir. Tüm gruplarda ortak olarak izole edilen organizma MSKNS olmuştur. Patojenik bakteri olarak dış kulak kanalı ve cihaz kalıbında pseudomonas spp ve staphyloccocus aureus daha az izole olmuştur. Pseudomonas spp, corynebacterium species ve küf mantarı sadece cihaz kullanan hemodiyaliz hastalarında ürediği görülmüştür.
Hemodiyaliz hastalarında tinnitus bulguları
Tinnitus, dışarıdan bir ses olmamasına rağmen kulaklarda veya kafada algılanan ses olarak tanımlanmaktadır. Subjektif ve objektif olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Subjektif tinnitus, sadece hasta tarafından duyulabilir ve genellikle bilinmemektedir. Tinnitusa neden olan patoloji, dış kulak yolundan işitme merkezine kadar herhangi bir yerde ortaya çıkabilir. Objektif tinnitus, hastayı rahatsız eden seslerin diğer kişiler tarafından duyulabilmesidir. Kronik böbrek yetmezliği dünya çapında oldukça yaygın görülen hastalıklardan bir tanesidir. Hastalık böbreğin fonksiyonlarını yerine getirememesi ile ortaya çıkmaktadır. Hemodiyaliz ise, böbrek yetmezliği için uygulanan yöntemlerden biridir. Hastadan alınan kanın, bir makina ve pompa yardımıyla diyalizör adı verilen bir süzgeçten geçirilirken sıvı ve solüt içeriğini düzenleyerek hastaya geri verilmesine verilen addır. Genelde haftada 3 kez 4 saat süren seanslar şeklinde uygulanır. Yapılan bazı çalışmalar iç kulak ve böbrek benzerliğini göstermektedir. Burdan yola çıkarak; çalışmamızın amacı, hemodiyaliz hastalarının diyaliz öncesi ve diyaliz sonrası tinnitus bulgularını araştırmaktır. Çalışmaya 213 hemodiyaliz hastası katılmıştır. Katılımcılara Tinnitus Handikap Envanteri ve Görsel Analog Ölçeği uygulanmıştır.
Adenoid hipertrofisinin orta kulak rezonans frekansına etkisi
Timpanometri orta kulak rahatsızlıklarının ayırıcı tanılarında kullanılan hassas, maliyeti düşük, non-invaziv ve basit bir yöntem olarak bilinir. Düşük frekanslı probe tone'ler sıklıkla kullanılmasına rağmen, kemikçik zincir ile ilgii rahatsızlıkların tansındaki hassaslığı sebebiyle daha yüksek frekanslı probe tone'lerin kullanılması klinik bağlamda kabul görmeye başlamıştır. Multifrekans timpanometri bilhassa admitansın bileşenlerinin (Kondüktans, kitle reaktansı ve rijitlik) prob frekansına göre değişimleri nasıl gösterdiği hakkında bilgi sağlar. Bu tür değişimlerin oluştuğu frekanslar patolojik ve normal durumlarda farklılıklar gösterebilirler. Adenoid hipertrofisi, östaki tüpünde tıkanıklığa neden olarak tekrarlayan akut otitis media veya effüzyonlu otitis mediaya neden olabilmektedir. Adenoidit ile birlikte nazal, postnazal akıntı, öksürük, uvula arkasında ve üzerinde kurutlar görülebilir. Bilindiği üzere adenoiditler genellikle tonsillit ile birlikte seyretmektedirler. Çocukta ağızdan nefes alma ve nazal konuşma görülmektedir. Çalışmamızın amacı adenoid hipertrofisinin orta kulak rezonans frekansına etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 28 kişi (56 kulak) dahil edilmiş olup kontrol ve deney gruplarının her ikisine de otoskopik muayene, timpanometri ve multifrekans timpanometri uygulaması yapılmıştır. Multifrekans timpanometri değerlendirmesinde, prob tone'lere göre farklı sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, multifrekans timpanometri uygulamasının orta kulak rezonans frekansına etki edebileceği düşüncesine ulaşılmıştır. Ayrıca multifrekans timpanometri kullanımının orta kulak patolojilerinin tespitinde yarar sağladığı ve klinikte rutin uygulamalar arasında yer almasının faydalı olacağını düşünülmektedir
Septum deviasyonu olan hastalarda multifrekans timpanometri bulguları
Murat GÜLDÜZ, Septum Deviasyonu Olan Hastalarda Multifrekans Timpanometri Bulguları, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji, Konuşma ve Ses Bozuklukları Programı Yüksek Lisans Tezi, 2016 Literatürde, klasik timpanometri performansının orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Klasik timpanometriler de sıklıkla 226 Hz, prob ton kullanılmaktadır. Çoklu frekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Çoklu frekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonans frekanstır (RF). Belli patolojilerin varlığında rezonans frekans değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen çoklu frekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Bu nedenle çalışmamızın amacı, burun eğriliğinin dolaylı olarak orta kulak işleyişine bir etkisinin olup olmadığını çoklu frekans timpanometriyle ortaya koymaktır. Çalışmamızda da burunda olan eğriliğin Eustachii tüpü aracılığı ile orta kulakta bir etki yaratıp yaratmadığını görmek. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Ses Bozuklukları Ünitesi'nde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 18-40 yaşları arasında 29 gönüllü (58 kulak) burun eğriliği olan katılımcı ve 29 gönüllü (58 kulak) burun eğriliği olmayan katılımcı yer almıştır. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan katılımcıların, immitansmetrik ölçümleri de yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (116 kulak) birden alınan RF değerleri değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan ölçümlerde burunun sağ tarafında eğrilik olanlar için, sol kulak için RF ortalaması 727,78±220,95Hz, sağ kulak için RF ortalaması 738,89±252,21Hz ve burnunun sol tarafında eğrilik olanlar için, sağ kulak RF ortalaması ise 795,00±322,77Hz, sol kulak için RF ortalaması 830,00±290,82Hz ve kontrol grubunun sol kulak için RF ortalaması 831,03±850,00Hz, sağ kulak için RF ortalaması 884,48±900,00 olarak bulunmuştur. Deviasyon tarafı ile karşı taraf RF değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmazken, deviasyonu olan hastaların RF değerleri ile kontrol grubumuzun RF değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bu verilerle ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara da bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: rezonans frekansı, multifrekans timpanometri, Eustachi tüpü.
Gebelik rinitinin orta kulak rezonans frekansına etkisi
Gebelik riniti; hamilelikle birlikte meydana gelen bir takım fizyolojik değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan rinit tablosudur. Gebelik riniti diğer rinit semptomlarından farklı olarak gebelikle birlikte ortaya çıkar ve gebelik bitimini müteakip iki hafta içinde semptomlar kendiliğinden kaybolur. Bu bilgi ışığında çalışmamızın amacı, gebelik riniti'nin Eustachii tüpü fonksiyonlarına ve dolayısı ile orta kulak rezonans frekansı üzerine olası etkilerini araştırmaktır. Çalışma, 2016 yılı, Mayıs –Ağustos ayları arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya birbirinden bağımsız 3 grup alınmıştır, gruplardan 2'si kontrol 1'si çalışma grubu olarak planlanmış, toplamda 45 birey (90kulak) çalışmaya alınmıştır. Grup 1'de gebelik riniti olmayan gebeler (n=15), Grup 2'de gebelik riniti tanısı konmuş gebeler (n=14) ve Grup 3'te gebe olmayan sağlıklı bireyler (n=16) yer almaktadır. Çalışmadaki tüm gebeler Başkent Üniversitesi Tıp FakültesiKadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı polikliniğince takibi yapılan, gebeliğinin son üç ayında (24-40 hafta) olan bireylerden oluşmuştur. Tüm katılımcılara tam kulak burun boğaz muayenesi, NOSE ölçeği, standart timpanometri ve MFT testleri uygulanmıştır. İmmitansmetrik ölçümler ve MFT ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 cihazı kullanılarak yapılmıştır. Yaş dağılımı açısından ortalamalara bakıldığında grupların homojen olduğu tespit edilmiştir. Ortalama RF değerleri, gebe olan (Grup 1ve Grup 2) bireylerde, gebe olmayan sağlıklı bireylere göre düşük bulunmuştur; Grup 2'deki sağ RF değeri ortlaması düşük (764±136 Hz) bulunmuştur. Gruplarda, NOSE ölçeği skorlaması çoğunlukla 4'den küçüktür. Tüm bireylerin sağ ve sol RF değerleri bağımlı değişken olarak alınıp yaş, gebelik, gebelik riniti tanılı olma, NOSE ölçeği gibi değişkenler bağımsız değişken olarak alındığında regresyon sonuçları RF'deki değişimleri açıklamada sadece gebelik durumunun anlamlı olduğunu göstermektedir. Gebelik riniti orta kulak RF değerini etkileyen (düşüren) tek faktör olmayabilir. Bu ilişkinin kesin olarak kurulabilmesi için daha fazla bireyle çalışma yapılması gerekmektedir. Gebelik sürecindeki RF değişimleri hakkında daha kesin sonuçlara ulaşılması için gebelikte RF'yi etkileyen olası diğer (kafa içi basınç, hormonal değişimler, venöz basınç gibi) faktörlerin de çalışılması önerilmektedir. Bu anlamda gebe bireylerin gebelik boyunca RF değerlerinin periyodik ölçümü önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gebelik riniti, rezonans frekansı, multifrekans timpanometri.
Yetişkinler için işitme engeli (hearing handicap ınventory for adult) ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması
ÖZET İletişimin temel yapı taşlarından biri olan işitme duyusu bireylerin duyusal ve sosyal uyumunu etkileyen etmenlerdendir. Bu etkilenimi değerlendirmek amacıyla bu araştırmada 'Yetişkinler İçin İşitme Engeli Ölçeği (Hearing Handicap Inventory For Adults)'nin Türkçeye uyarlanması planlanmıştır. 1982 yılında Geriatrik Odyoloji uzmanı olan Barbara E. Weinstein ve ark. tarafından ilk olarak bu ölçeğin yaşlılarda kullanılabilen versiyonu ve ardından (1991) yetişkin versiyonu geliştirilmiştir. Bu çalışma işitmesi etkilenen yetişkin bireylerde kişinin duygusal ve sosyal uyumunu değerlendirmek amacıyla dizayn edilmiştir. Bu ölçeğin birkaç dile çevirisi mevcut olup, Türkiye'de bu ölçeğe benzer herhangi bir değerlendirme anketi bulunmamaktadır. Ölçek 25 soru ile 2 başlık altında değerlendirilmektedir. Yetişkinler İçin Ġşitme Engeli Ölçeği ilk olarak alanında uzman iki kişi tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilip, oluşan metin bir Odyolog ve bir Kulak Burun Boğaz doktoru tarafından düzenlenmiştir. Metne son hali verildikten sonra araştırma için belirlenen örnekleme uygulanmıştır. Bu projede Ankara ilinde ikamet eden 18-64 yaşları arasında, gerekli örnek genişliği toplamda 250 birey olarak, işitme kaybı tanısı konmuş 125 hasta ve 125 normal (Yenimahalle semtinin farklı bölgelerinde bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan) birey olacak şeklinde belirlenmiştir. Bu durumda test gücünün yaklaşık %90 olarak elde edilmesi beklenmektedir. Verilerin analizi SPSS ( Versiyon 24, Chicago,USA) ile yapılmış ve sonuçlar %95 güven düzeyinde değerlendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliğini istatistiksel olarak tespit etmek için açımlayıcı faktör analizi tekniği kullanılmıştır. Ölçeğin öncelikli olarak, faktör analizine uygun olup olmadığını anlamak amacıyla KMO ve Bartlett testi yapılmıştır. Cronbach's alfa katsayısı ölçeğin güvenirlik düzeyini vermektedir. Katsayının 0,700'den büyük olması ölçeğin güvenilir olduğunu göstermektedir. Çalışma sosyal engel, duygusal engel ve toplam engelin hasta ve kontrol grupları arasında yapılmıştır. Bağımsız grupların kıyaslaması t testi ile yapılırken hasta grubunda sosyal engel, duygusal engel ve toplam engelin işitme kaybı türü, engel düzeyi, işitme kaybı seviyesine ve eğitim durumuna göre farklılık gösterme durumu ANOVA testi ile analiz edilmiştir. Bu uyarlamanın yapılması ile Türkiye'ye yeni bir test kazandırılmıştır. İşitme testine uyum gösteremeyen, işitmesinin hızlı değerlendirmesi gereken, işitme test kabinine girmeye istemeyen bireylerde, işitme cihazı kullanımı öncesi ve sonrası fonksiyonel kazanımları belirlemede, hastanede uzun süre yatması gereken durumlarda veya hareketi kısıtlı bireylerde işitmelerinin ve işitme kaybı etkilerinin hızlı bir şekilde değerlendirmesine olanak sağlamaktadır. ANAHTAR KELİME: Yetişkinler İçin İşitme Engeli Ölçeği, İşitme Kaybı, İşitme Kaybı Envanteri
Prelingual dönemde ortaya çıkan işitme kaybının vestibüler labirent üzerindeki etkisi
İşitme, dış ortamda meydana gelen ses dalgalarının kulağımız tarafından toplanması ve beyindeki merkezler tarafından algılanmasına kadar olan süreç olarak tanımlanmaktadır. İşitme kaybı hangi düzeyde olursa olsun bireylerin topluma uyumunu engellemekte, kişisel ve sosyal bir takım sorunlara yol açmaktadır. İşitme kaybı ile doğan olguların önemli bir kısmında radyolojik görüntüleme yöntemleriyle çeşitli derecelerde iç kulak anomalileri saptanmaktadır. Periferal işitme ve vestibüler sistem arasındaki ilişki, sensörinöral tipte işitme kaybı olan bireylerde görülen vestibüler bozukluklarda önemli bir rol oynamaktadır. Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP), periferik vestibüler organların uyarılması sonucu kaslarda sonlanan refleks arkının ölçüldüğü bir elektrofizyolojik test yöntemidir. Vestibüler sistemin bütünlüğünün değerlendirilmesi için kullanılan bu test yöntemi, refleks ark yanıtı boyun kaslarından ölçülüyorsa servikal VEMP (cVEMP), ekstraoküler kaslardan ölçülüyorsa oküler VEMP (oVEMP) olarak adlandırılır. Bu çalışmanın amacı, prelingual dönem işitme engelli bireylerde vestibüler sistem bütünlüğünün normal işiten bireylerle karşılaştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya katılan işitme engelli bireylerin vestibüler sistem bütünlüğünün değerlendirilmesi için oVEMP ve cVEMP testleri uygulanmıştır. Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı odyoloji kliniğinde, Ankara ilinde yaşayan ve Anakent Sağırlar Derneğine üye olan 18-60 yaş arası ileri derecede sensörinöral prelingual dönem işitme kayıplı gönüllü kişilerle yürütülmüştür. Araştırma, çalışma grubunda 20 kadın (%76,9) ve 6 erkek (%23,1); kontrol grubunda iste 19 erkek (%73,1) ve 7 erkek (%26,9) olmak üzere toplam 52 kişi üzerinden yapılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere KBB muayenesi yapıldıktan sonra hikâyeleri alınmış ve sonrasında vestibüler sistemin bütünlüğünün değerlendirilmesi için cVEMP ve oVEMP testleri yapılarak sonuçlar kontrol grubunun sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Testler işaret dili kullanıcısı olan katılımcılara işaret dili ile anlatıldıktan sonra uygulamaya geçilmiştir. Gruplar kendi içinde sağ – sol kulaklar açısından kıyaslandığında dalga latansları ve amplitüdler açısından istatistik anlamlı fark saptanmamıştır. Çalışma grubu ve kontrol grubunun oVEMP ve cVEMP cevapları karşılaştırıldığında arasında fark olduğu ve kontrol grubunda cevap yüzdesinin daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Ayrıca oVEMP amplitüd değeri için ve cVEMP P1 latansı için gruplar arasında istatiktik anlamlı fark olduğu gözlenmiştir (p≤.05). Elde edilen bulguların gelecekte KBB Kliniklerinde, özel eğitim çalışmalarında ve denge laboratuvarlarında kullanılması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Prelingual İşitme Kaybı, Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, VEMP, oVEMP, cVEMP, sensörinöral işitme kaybı, işaret dili.
Parkinson hastalarında orta kulak bulguları
Östaki borusu orta kulak için çok önemli fonksiyonlara sahiptir. Orta kulağın atmosferik basınçla dengelenerek timpanik membranın iç ve dış kısmındaki basıncın eşitlenmesini sağlar. Kulak zarı en yüksek genlikte ve her iki tarafında eşit basınç olduğu zaman en iyi ses iletimi gerçekleşir. Ayrıca orta kulakta üretilen sıvıların nazofarenkse drenajını sağlar ve orta kulağı ters istikametli akıntılardan ve basınçtan korur. Parkinson hastalığı yavaş ilerleyici nörodejeneratif (beyin hücrelerinde kayıp ile seyreden) bir beyin hastalığıdır. Normal olarak insan beyninde belli bölgelerde dopamin üreten beyin hücreleri bulunur. Bu hücreler beynin substabsiya nigra adı verilen belli bir alanında yoğunlaşmış halde bulunurlar. Dopamin substansiya nigra ile vücut hareketlerini kontrol eden diğer beyin bölgeleri arasında mesajlar ileten bir kimyasaldır. Dopamin insanların akıcı ve birbiri ile uyumlu hareketler yapmalarını sağlar. Dopamin üreten hücrelerin %60 ila %80'i kayba uğradığında yeterli miktarda dopamin üretilemez ve Parkinson hastalığının motor belirtileri ortaya çıkar. Multifrekans timpanometri, 226 Hz ile 2000 Hz arasındadeğişik probe tonlar ileelde edilen timpanogramların analizini saglayarak, orta kulak direnç vegeçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Orta kulak admitansını ve unsurlarını ayrıştırarak inceleyen parametreler sunmaktadır.Multifrekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonans frekanstır. Belli patolojilerin varlığında rezonans frekans değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Çalışmamızda Parkinsonu olan hastalarda kas koordinasyonunun bozulmasından kaynaklanabilecek Östaki tüpü disfonksiyonunun orta kulağı etkileyebileceği düşünülerek multifrekans timponemetriyle bu hastaların rezonans frekanslarına bakılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Ünitesi'nde, Nöroloji Anabilim Dalı tarafından Parkinson Hastalığı tanısı ile izlenen otoskopik muayenesi normal olan 60-88 yaşları arasında 15 gönüllü(30 kulak) katılımcı ile yaş ve cinsiyet uyumlu 15(30 kulak)sağlıklı gönüllü katılımcı yer almıştır. Bir KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan katılımcıların, immitansmetrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm katılımcıların her iki kulaklarından (60 kulak) birden alınan rezonans frekans değerleri değerlendirilmeye alınmıştır. Yapılan ölçümlerde Parkinsonu olan hastalar için, sağ kulak rezonans frekans ortalaması 1160,00±519,34Hz, sol kulak için rezonans frekans ortalaması 1123,33±559,932Hz ve kontrol grubunun sağ kulak için rezonans frekans ortalaması 946,67±480,501Hz, sol kulak için rezonans frekans ortalaması 933,33±447,879Hz olarak bulunmuştur. Parkinsonlu hastaların rezonans frekans değerleri ile kontrol grubumuzun rezonans frekans değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler:Rezonans frekansı, Multifrekans timpanometri, Östaki tüpü, Parkinson hastalığı
Septorinoplastide nazal tip desteği değişikliklerinin değerlendirilmesi
SEPTORİNOPLASTİDE NAZAL TİP DESTEĞİ DEĞİŞİKLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Erol O, Septorinoplastide nazal tip desteği değişikliklerinin değerlendirilmesi, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Ankara, 2018. Çalışma Dizaynı: Prospektif, kör Gereç- Yöntem: Bu çalışma Şubat 2018- Mart 2018 arasında Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda açık teknik estetik rinoplasti uygulanan 15 hasta üzerinde uygulandı. Çalışma öncesinde tüm hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alındı. Daha önce opere edilen hastalar ve kaudal septum deviasyonu olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Ameliyatlar tek bir cerrah tarafından yapıldı. Midkolumellar insizyon, flep elevasyonu, kaudal septum rezeksiyonu, tongue in groove tekniği, kolumellar strut grefti, tip müdaheleleri uygulanan hastalar çalışmaya alındı. Kliniğimizde rutin olarak kullandığımız bu teknikler tüm hastalara aynı sıra ile uygulandı. Kaudal strut ve tongue in groove teknikleri cerrah tarafından gerekli görülen hastalara uygulandı. Her bir aşamada 1mm, 2mm, 3mm ölçülerinde tip bölgesine kompresyon uygulanarak preoperatif, kaudal septum rezeksiyonu, flep elevasyonu, kolumellar strut grefti (seçilmiş hastalarda tongue in groove), tip müdaheleleri (sütürasyon ve greftler) ve kolumellar insizyon kapatılmasının hemen ardından newtonmetre (SF-50Newton Dijital Dinamometre, EgeRate) ile direnç ölçümü yapıldı. Ölçümler sırasında kolumellanın hemen önüne cetvel konularak kompresyon uygulanırken profilden video ve seri fotoğraflar alındı. Daha sonra bu kayıtlar kör bir araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında incelenerek veriler kaydedildi. Bulgular: Hastaların yaşları 19 ile 35 arasında değişmekte olup, ortalaması 24,8±4,9 idi. Cinsiyetlere göre dağılıma bakıldığında; olguların %66,6'sı (n=10) kadın, %33,4'ü (n=5) erkekti. Kaudal septum rezeksiyonu sonrasında tip direnci anlamlı şekilde düşük saptanmıştır. Tongue in groove tekniğinde diğer tüm manevralarla karşılaştırıldığında tip desteğinde anlamlı olarak bir artış saptandı (p<0.05). Kolumellar strut grefti uygulamasında kaybedilen tip direnci geri kazanılmakla birlikte ameliyat öncesi ve sonrası dönemde tip desteğinde anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Ayrıca intradomal bağların diseksiyonu sonrası tip desteği anlamlı olarak azalmış bulunurken, ameliyat sonunda onarım yapıldığında bu desteğin tekrar arttığı saptandı (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma, çeşitli rinoplasti manevralarından sonra nazal tip desteğindeki değişimi değerlendirmek ve ölçmek için test ekipmanının kullanımını göstermektedir. Kaudal strut grefti uygulaması septorinoplasti manevraları ile kaybedilen tip desteğini geri kazandırmakla birlikte tip desteğini anlamlı derecede artırmamaktadır. Tongue-in-groove tekniği seçilmiş hastalarda kullanılabilen ve nazal tip gücünü en fazla artıran tekniktir. Anahtar kelimeler; rinoplasti, tip desteği, tip cerrahisi, newtonmetre
Karotis stenozu olan hastalarda tinnitusun değerlendirilmesi
Karotis arter stenozu, kranial iskemik enfarkt oluşumuna ve inme gelişimine neden olabilen, önemli bir tıkayıcı arter hastalığıdır. Karotis arter stenozunda tanı yöntemleri olarak; ultrasonografi, manyetik rezonans anjiografi, bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı anjiografi kullanılmaktadır. Ultrasonografinin yaygın kullanımının artması ile birlikte karotis stenozlarının tespit edilme oranı paralel ölçüde artmakta olup, risk faktörü olarak da öneminin daha da belirginleştiği görülmektedir. Tinnitus, vücut dışında bir ses kaynağından bağımsız olarak hissedilen, devamlı veya aralıklı olabilen zil sesi, vızıltı, ıslık sesi, cıvıltı, tıslama, uğultu ve benzeri şekillerde seslere benzetilerek ifade edilen seslere denilmektedir. Tinnitusun mekanizması literatürde ve yapılan çalışmalar sonucunda tam olarak açıklanamamakla birlikte, işitsel sistemdeki anatomik ve fonksiyonel değişiklikler sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. Tinnitusun çeşitli klasifikasyon tipleri mevcuttur ve literatürde tinnitus, subjektif ve objektif tinnitus olarak iki grupta incelenmektedir. Subjektif tinnitus nedenleri; otolojik, merkezi sinir sistemi hastalıkları, metabolik, farmakolojik, psikolojik olarak sınıflandırılmaktadır. Objektif tinnitus nedenleri ise; vasküler anomaliler ve nöromüsküler anomaliler olarak gruplandırılmaktadır. Karotis stenozu, vasküler anomalilerden kaynaklanan arteriyel gürültü grubunda yer almaktadır. Buradan yola çıkarak; çalışmamızın amacı, karotis stenozu olan hastalarda tinnitus bulgularını araştırmaktır. Çalışmaya 20 hasta katılmıştır. Tüm katılımcılara; odyometri testi, timpanometri testi, tinnitus şikayeti olan katılımcalara bu testlere ilave olarak, Tinnitus Handikap Envanteri ve Görsel Analog Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma grubunu oluşturan 20 karotis stenozu hastasının %75'inin (n=15) tinnitus şikayeti yok iken, %25'inde (n=5) tinnitus şikayetinin olduğu tespit edilmiştir. Tinnitus şikayeti olan 5 hastanın %40'ının (n=2) sağ kulakta tinnitus tariflediği, %60'ının (n=3) ise sol kulakta tinnitus tariflediği saptanmıştır. Anahtar kelime: karotis stenozu, tinnitus, iç kulak, karotis arter