Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Selman Dursun
16 theses · İstanbul University
Türk Ceza Kanunu'nda resmi belgede sahtecilik suçları
Çalışmamızda, kamu güvenine karşı işlenen suçlardan biri olan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinde düzenlenen ''Resmi Belgede Sahtecilik Suçları'' incelenmiştir. Bu amaçla suçların oluşumu ile ilgili teorik bilgiler açıklanırken, bir yandan da suçların daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla, yüksek mahkeme kararları, doktrinde yer alan farklı görüşler ile güncel gelişmelere yer verilmiş ve konuyla ilgili daha önce yazılmış benzer çalışmalardan yararlanılmıştır. Ayrıca, suçların 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemesi bakımından benzer ve farklı yönlerine değinilmiştir. Çalışmamızda amaç, teknik bilgi gerektiren ve gelişen teknoloji ile birlikte daha da karmaşık hale gelen resmi belgede sahtecilik suçlarında oluşan sorunlara ve tereddütlere çözüm getirmektir. Tezimiz üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, suçlara ilişkin genel bilgilere yer verilip özellikle sahtecilik kavramı, sahtecilik suçlarının ortak özellikleri, belge, belgenin unsurları ve türleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, suçların maddi unsurları, manevi unsuru, hukuka aykırılık unsuru ve suçların nitelikli unsurları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise suçların özel görünüş şekilleri, ceza muhakemesine ilişkin bilgiler ve bazı özel durumlara yer verilmiştir. Tezin sonunda, yapılan inceleme neticesinde ulaşılan sonuçlar ortaya koyularak çalışmaya son verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sahtecilik, Kamu Güveni, Belge, Resmi Belge, Türk Ceza Kanunu.
Ceza muhakemesinde uzlaşma
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253 ve devamında düzenlenen uzlaşma; uzlaşma kapsamına giren bir suç nedeniyle, şüpheli veya sanık ile suçtan zarar görenin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'ndeki usul ve esaslara göre anlaşmış olmalarını ifade etmektedir. Uzlaştırma ise Cumhuriyet savcısının onayıyla görevlendirilen ve uzlaştırma müzakerelerini yöneten uzlaştırmacı tarafından, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bahsi geçen Kanun ve Yönetmelik'teki usul ve esaslara uygun olarak anlaştırılmaları yoluyla uyuşmazlığın giderilmesi sürecidir. Suçtan zarar gören ile şüpheli ya da sanık arasındaki uyuşmazlığın çözümünü hedefleyen uzlaşma, aynı zamanda toplumda barışın sağlanması bakımından da önemli bir kurumdur. Klasik ceza muhakemesinden, temelindeki onarıcı adalet anlayışı nedeniyle farklı olan bu kurum, mağdurun korunmasını amaçlayan bir yapıya sahiptir. Ceza hukuku sistemimizdeki önemi nedeniyle, tezimizde Ceza Muhakemesinde Uzlaşma konusu ele alınmıştır. Tezimiz üç bölümden oluşmakta olup, birinci bölümde uzlaşma ile uzlaştırma kavramları, uzlaşmanın düşünsel kökeni ve alternatif uyuşmazlık çözümleri, diğer hukuklarda, bölgesel ve uluslararası belgelerde uzlaşma ve Türk hukukunda uzlaşma ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, uzlaşmanın taraflarına ve koşullarına detaylı olarak yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise önce uzlaşmanın soruşturma ve kovuşturma evresindeki ortak hükümlerine yer verilmiş, daha sonra ayrı iki başlık halinde soruşturma ve kovuşturma evresinde uzlaşma usulüne ve sonuçlarına değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı, uzlaşma ve uzlaştırmaya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ile doktrinde ve uygulamada tartışmalı konuların irdelenmesidir.
Avukatlık mesleği yönünden iddia ve savunma dokunulmazlığı
Türkiye Cumhuriyeti ceza yasalarında hakaret, şerefe karşı işlenen bir suç olarak tanımlanmıştır. İddia ve savunma dokunulmazlığı, hakaret suçuna özgü bir hukuka uygunluk nedeni olarak kurumsallaştırılmak üzere öngörülmüştür. Bu dokunulmazlığın anayasal dayanağını hak arama hürriyeti ve dilekçe hakkı ile düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti oluşturmaktadır. Tez çalışmasının ilk bölümünde, iddia ve savunma dokunulmazlığı kavramı, esası ve hukuki niteliği avukatlık mesleği açısından değerlendirilmiştir. Burada, avukatlık dokunulmazlığı kavramının ayırt edilmesine ilişkin açıklamaların yanı sıra yasama sorumsuzluğunun iddia ve savunma dokunulmazlığı ile karşılaştırılmasına da yer verilmiştir. İkinci bölümde ise iddia ve savunma dokunulmazlığının koşulları, ceza hukuku pratiği ile baroların disipliner pratiği ve bunlar arasındaki etkileşim üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, avukatların mesleklerinin icrası esnasındaki ifade hürriyetleri, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ekseninde ele alınmıştır. Bu çerçevede iddia ve savunma dokunulmazlığının koşulları akılda tutularak, avukatların ifade hürriyetleri üzerindeki caydırıcı/soğutucu etkinin her somut olayın kendine içkin özelliklerine göre incelenmesine gayret edilmiştir.
5411 sayılı bankacılık kanununda düzenlenen zimmet suçları
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenen bankacılık zimmeti suçu aslında iki farklı suçtan oluşmaktadır. Bunlardan biri doktrinde bankacılık zimmeti suçu olarak geçen suçtur. Bankalara ve banka çalışanlarına karşı duyulan güveni korumayı amaç edinmiş olan bu suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamak üzere hileli davranışlarla işlenmesi halinde bankacılık zimmeti suçunun nitelikli hali oluşur. Bu maddede düzenlenmiş diğer suç ise doktrinde varsayımsal zimmet, zimmet benzeri suç veya hakim ortak zimmeti ismi verilen suçtur. Zimmete geçirme doktrinde ve yargı kararlarında bir mal üzerinde malik gibi tasarruf etme veya mal edinme şeklinde tanımlanmıştır. Bankacılık Kanunu'nda bankaların mallarını veya bankada bulunan malları haksız şekilde mal edinen kişiler hakkında bankacılık zimmeti suçu hükümleri uygulanır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde bankacılık zimmeti suçlarının daha iyi anlaşılabilmesi için bankacılık hukuku hakkında genel nitelikli bir takım kavramlar ve bankacılık zimmeti suçunun tarihsel gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde bankacılık zimmeti suçunun basit ve nitelikli halinin unsurları ve kredi sözleşmeleri çerçevesinde bu suçun işlenmesi üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise 160. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suç ile etkin pişmanlık ile muhakemeye ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü suçu
Türk hukuk düzeninde toplanma hakkının çağdaş ve demokratik bir toplum düzeni açısından önemine, kapsamına ve sınırlama nedenlerine yer veren pek çok eser bulunmakla birlikte, toplanmaların ceza hukuku boyutunu inceleyen sınırlı sayıda eser mevcuttur. Elinizdeki çalışmada, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 28. ve 34. maddeleri arasında düzenlenen çeşitli suç ve ceza hükümleri tasnif edilerek, bu hükümler arasında en önemli suç tiplerinden biri olan ve Kanun'un 28. maddesi 1. fıkrasında düzenlenen kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, yönetme ve düzenleme/yönetme hareketlerine katılma suçu incelenmektedir. İncelememizde bu suç "kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü suçu" olarak kısaca adlandırılmış ve 5237 sayılı TCK'nın sistematiği ile birlikte doktrinde hâkim hale gelen suç inceleme metoduna göre suçun analizi yapılmıştır. Kanuna aykırı toplanmalar, Kanun'un 23. maddesinde bentler halinde sıralanmıştır. Söz konusu bentler suçun tipikliğinin tespitinde belirleyici unsurlardandır. Bununla birlikte, suç teşkil eden toplanmalardan bahsedebilmek için öncelikle anayasal bir hak olan toplanma hakkının çerçevesinin çizilmesi gereklidir. Hakkın özüne müdahale eden yaptırımlar başta Anayasa m. 34 hükmü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 11 ve beraberindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları olmak üzere hakka yer veren uluslararası sözleşmelerden hareketle ortaya konulmuştur. Bu bilgiler ışığında bildirim yükümlülüğüne uyulmamasına rağmen barışçıl şekilde düzenlenen toplanmalar, basın açıklamaları ile ani nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin özel durumu çalışmamızın "hukuka aykırılık unsuru" başlığında mercek altına alınmıştır. Mahkûmiyet kararlarına konu olmakla birlikte demokratik bir tepki niteliğinde sayılan miting, yürüyüş ve diğer protesto biçimlerine doktrinin yanı sıra bireysel başvuru kararları ve yargı içtihatlarından yararlanmak suretiyle yer verilmiştir. Nihayetinde, suçun özel görünüş biçimleri, yaptırım ve muhakeme kurallarına yer verilerek suç incelemesi tamamlanmıştır.
5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na göre arama, elkoyma ve müsadere
Arama, elkoyma ve müsadere hükümleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında çokça üzerinde durulmuş konular olmasına rağmen, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu bakımından özellikleri tam olarak ortaya konmamış kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamız ile amaçlanan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çerçevesinde usul hükümleri olarak arama, elkoyma ve müsadere hükümlerinin hukuki niteliklerinin, kapsam ve sınırlarının belirlenmesi ve elde edilen sonuçlar ışığında uygulamadaki bazı sorunlara ışık tutmaktır. Kaçakçılık suçlarının ortaya çıkarılması, dolayısıyla kamu düzeninin tesisi ile kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunabilmesi açısından, aradaki hassas dengenin sınırlarının belirginleştirildiği çalışmamızda, birinci bölümde 5607 sayılı Kaçaklıkla Mücadele Kanunu'na göre arama işlemi üzerinde durulmuştur. İlk olarak bu koruma tedbirinin hukuki niteliğinden bahsedilmiş, daha sonra genel şartlarına ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Günümüzde uygulamadaki önemli sorunlardan biri olan, adli arama ile önleme araması kurumları ayrıntılı olarak açıklanmış, bunlara bağlı olarak yapılan aramalarda elde edilen delillerin hukuka uygunluk açısından nitelikleri Yargıtay içtihatlarıyla ilişkilendirilerek açıklanmıştır. Bunun yanında Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile getirilen Gümrük Muhafaza Memurlarının arama ve muayene işlemlerinin ne olduğu açıklanmış, sınırları ve kapsamı üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünde 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na göre elkoyma işlemi hakkında ilk olarak genel hatlarıyla bahsedilmiş, sonrasında şartları irdelenmiştir. Ayrı bir başlık altında KMK'nda özel olarak düzenlenmiş olan nakil araçlarına elkoyma ve bu araçların alıkoyulması kavramları açıklanmıştır. Spesifik bir düzenleme olan alıkoyma işlemi hakkında uygulama alanlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla benzer kanunlardaki alıkoyma tedbirleri hakkında bilgi verilmiş ve mülkiyet hakkı açısından iyiniyetli üçüncü kişilerin durumundan ve uygulamadaki sorunların olası çözümlerinden bahsedilmiştir. 5607 sayılı KMK'na göre müsadere ise çalışmamızın son bölümünü oluşturmaktadır. Buna göre ilk olarak kavram ve bu kavramın hukuki niteliği hakkında bilgi verilmiş, KMK'ndaki atıf gereğinden olarak 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki eşya ve kazanç müsaderesi ayırımından söz edilmiştir. Yine KMK'ndaki özel düzenleme olan nakil araçlarının müsaderesi konusu irdelenmiş, iyiniyetli üçüncü kişilerin durumu, özellikle bizatihi kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan araçların müsaderesi hakkında güncel sorunlara ilişkin yaklaşımlarda bulunulmuştur. Çalışmamızın bütününde Kara Avrupası Hukuk Sistemi'ndeki bazı devletlerin hukuk düzenlerine yer verilmiş, arama işlemi yönünden Amerikan hukuk sistemindeki benzer düzenlemelerden bahsedilmiştir. Sorunlarla ilgili çözüm ve tespitlerde yoğun şeklide Yargıtay içtihatlarından faydalanılmış, bunun yanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da yer verilerek 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu sistematiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi
Kadına karşı şiddet ister aile içinde ister kamusal alanda gerçekleşsin, bir insan hakkı ihlalidir. Kadının ve ailenin korunması için şiddetle etkin bir mücadele şarttır. Bunun ilk adımı da toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın önüne geçmektir. Zira şiddet, ataerkil toplum yapısının kadın erkek arasındaki eşitsizlikçi anlayışından beslenir ve kendisine meşru bir zemin hazırlar. Tez çalışmamda, ailenin korunması ve kadına karşı şiddetle mücadelede önemli bir rol üstlenen uluslararası ve ulusal düzenlemeler; uluslararası düzlemde özellikle "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi" bir diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi ve Türk hukukunda ise TC Anayasası başta olmak üzere İstanbul Sözleşmesi'nin etkisiyle hazırlanan ve halihazırda yürürlükte bulunan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve diğer kanuni düzenlemeler değerlendirilerek eksik kalan yönleri ve uygulamada karşılaşılan sorunlar ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçları (TCKm. 132)
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde; "Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.'' şeklinde düzenlemeye yer verilmiş ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ne paralel olarak kişinin özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi gerektiği öngörülmüştür. Haberleşme, özel hayatın en temel unsurunu oluşturmaktadır. Şöyle ki, bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi söz, duygu ve düşüncelerini kendisini baskı altında hissetmeden ve özgürce paylaşabileceği bir ortamda yaşamasına bağlıdır. Dolayısıyla her demokratik hukuk devleti, bireye, kendisini güvende hissederek sağlıklı ilişkiler kurabileceği özgür bir hayat alanı sağlamakla yükümlüdür. İnsan haklarını koruma noktasındaki yükümlülüğün bir gereği olarak Türk Hukukunda da haberleşme özgürlüğüne müdahale niteliğindeki eylemlerin bir görünümünü oluşturan "gizlilik ihlalleri" 5237 Türk Ceza Kanununun 132. maddesinde suç olarak düzenlenmektedir. İlgili maddede üç ayrı suç düzenlenmiş olup, bunlar; "haberleşmenin gizliliğini ihlal", "kişiler arasındaki haberleşmenin içeriklerini ifşa" ve "kendisiyle yapılan haberleşmenin içeriğini alenen ifşa" suçlarıdır.
Türk hukukunda telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri
Teknolojinin hızla gelişmesi, bir yandan hayatlarımızın kolaylaşmasını sağlarken; diğer yandan işlenen suçların aydınlatılmasını ve sorumlulara ulaşılmasını da bir o kadar güçleştirmiştir. Toplumdaki adalet ve güven duygusunu korumak isteyen devlet, hem suç işlenmesinin önüne geçmek için tedbirler almak hem de işlenen suçları hukuka uygun yöntemler kullanarak açığa çıkarmakla yükümlüdür. Bu yöntemlerden biri de, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesidir. Ceza muhakemesi hukukunda telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli bir koruma tedbiri olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukukumuzda ilk kez 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile düzenlenen bu tedbir, yürürlük süresi boyunca yalnızca örgütlü suçlara ilişkin uygulama alanı bulmaktaydı. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ile iletişimin denetlenmesi tedbiri, genel bir düzenlemeye kavuşturulmuştur.
Ceza hukukunda üçüncü şerit yaptırım olarak mağduriyetin giderilmesi
Ceza hukukunun yıllar içindeki değişim sürecinde mağdur ve mağdur haklarının önemi sürekli artmıştır. Faili suç işlemeye iten sebepler araştırılmaya başlanıp, hukuki konumunun iyileştirilmesi adına hak ve yetkilerinde yeni düzenlemeler yapılmasının doğal sonucu, mağdurun ceza muhakemesinin dışına itilmesi olmuştur. Ancak zamanla, uluslararası kuruluşların yaptıkları çalışmaların da etkisiyle bu bakış açısından uzaklaşılarak, mağdur ve mağduriyetin giderilmesi meselesi önemsenmeye başlanmış, iç hukuk düzenlerinde devletlerin suç politikaları kapsamına alınmıştır. Türk Hukukunda yapılan kanuni değişikliklerle mağdur, mağdur hakları ve mağduriyetin giderilmesi yöntemleri ile ilgili önemli cezai kurumlar oluşturulmuştur. Özellikle işlenen suçtan maddi ve manevi olarak etkilenen birincil kişi olarak mağdurun, adalet duygusunun tatmin edilmesi ve zararının tazmini noktasında, ceza kanunları ve bağlantılı kanunlarda yer alan bu kurumlar aracılığı ile önemli gelişmeler sağlanmıştır. Biz de bu çalışmamızda, mağdurun konumuna, sahip olduğu haklara, mağduriyetin giderilmesi kavramına, yaptırım sistemi içindeki yerine, çeşitli kanunlardaki görünüm şekillerine ve son olarak zararın tazmini noktasında devlete sorumluluk yükleyen henüz yasalaşmamış bir kanun tasarısına değineceğiz.
Türk hukukunda çocuklara özgü güvenlik tedbirleri
Çalışmamızda Türk Hukukunda çocuklara özgü güvenlik tedbirleri incelenmiş, tedbirlerin yanı sıra ulusal mevzuat ve uluslararası belgeler ışığında çocuk yargılamasına ilişkin özelliklere ve çocuk suçluluğuna değinilmiştir. Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen diğer güvenlik tedbirlerinden farklı olup, gerek amaç, gerek uygulama, gerekse de infaz açısından değişiklik göstermektedir. Bu sebeple önce genel olarak güvenlik tedbirleri ele alınmış ve Türk Ceza Kanunu'ndaki güvenlik tedbirleri ile Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenen tedbirlerin farklılık arz eden yönleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları (TCK m.188)
Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarına ve bu suçların cezalarına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188, 190 ve 191. maddelerinde yer verilmiş; uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, maddelerin kullanılmasını kolaylaştırma, maddelerin ticari maksat olmaksızın satın alınıp kabul edilmesi ve bulundurması eylemleri kanun koyucu tarafından suç olarak düzenlenmiştir. Yine Türk Ceza Kanunu'nun 189. maddesinde tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması ve 192. maddesinde de, uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında etkin pişmanlık hâlleri düzenlenmiştir. Bu çalışma ise suç incelemesi açısından TCK m.188 ile sınırlıdır. Çalışmada öncelikle uyuşturucu ve uyarıcı maddenin tanımları yapılmış, uyuşturucu ve uyarıcı madde türleri anlatılmış, tarihsel aşamalarından ve uluslararası sözleşmelerden bahsedilmiş, daha sonra TCK m.188'de düzenlenen "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" suçlarının temel ve nitelikli unsurlarına, yaptırımlarına, özel görünüş biçimlerine ve etkin pişmanlık hâllerine ayrı başlıklar altında yer verilmiştir. Uygulamayı göstermek ve uygulamada birliğin sağlanmadığı bazı meselelere ışık tutmak amacıyla çalışmamızda, Yargıtay kararlarına da yer verilmiş, doktrin görüşleri ve nihayet kanaatimiz açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Uyuşturucu ve uyarıcı madde, imal, ticaret, suçun manevi unsuru, etkin pişmanlık, içtima
Bilişim sistemine ve sistemdeki verilere müdahale ile bilişim sistemi aracılığıyla haksız çıkar sağlama suçları (TCK M. 244)
Bilişim alanındaki gelişmelerin hukuk alanında da büyük bir etkisi bulunmaktadır. Günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan suç tiplerinin bilişim ortamında kolaylıkla işlenebilmesi nedeniyle bazı fiiller suç olarak düzenlenmiştir. Çalışmamızda ilk olarak suçların daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla bilişim ve ilgili kavramlar ile suç işlenme şekilleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ardından TCK m. 244/1-2 çerçevesinde sistem ve veriye müdahale suçları incelenerek suçların unsurları ortaya konulmuştur. Son bölümde ise TCK m. 244/4'de düzenlenen bilişim sistemi aracılığıyla haksız çıkar sağlama suçu incelenmiş ve son olarak çalışmamız kapsamında incelenen suçların TCK'da düzenlenen benzer suçlarla karşılaştırılması yapılarak konunun aydınlatılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişim Sistemi, Veri, Bilişim, Bilişim Suçları
Türk ceza hukuku'nda bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu (TCK md.158/1-f)
Bu çalışmada, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinin f bendinde düzenlenen "Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık" suçu incelenmiştir. Suç genel teorisi çerçevesinde analiz edilen dolandırıcılık suçu, bilişim alanı perspektifinden mercek altına alınmıştır. Suçun aydınlatılmasında en önemli iki unsur olan bilişim sistemleri ve hile kavramları detaylı bir şekilde irdelenerek, konuyla alakalı öğretideki görüşlere yer verilmiştir. Bununla birlikte dolandırıcılığın bilişim sistemleri yoluyla işlenen yöntemlerine dikkat çekilmiş ve ayrıca uygulamada karıştırılması muhtemel diğer bilişim suçları anlatılarak, bu suçların bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu arasındaki farklılıkları ve içtima ilişkisi saptanmaya gayret edilmiştir.
TTK md. 62/ı-b, c, d kapsamında haksız rekabet suçları
Serbest rekabetin varlığını ve korunmasını amaçlayan iki alandan biri olan haksız rekabet, rekabet hukukundan farklı olarak rakipler ve diğer piyasa katılımcıları arasındaki dürüst olmayan davranışları ve ticari uygulamaları yasaklamakta, bu surette dürüst ve bozulmamış bir rekabet düzenini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çeşitli haksız rekabet fiilleri aynı zamanda suç olarak düzenlenmiş olup bu fiilleri işleyenlerin cezalandırılması öngörülmüştür. Bu çalışma kapsamında da aynı zamanda ekonomik suçlardan olan ve TTK md 62/I-b, c, d'de düzenlenen haksız rekabet suçları incelenerek unsurları ortaya konulmuş ve tartışmalı noktalar belirlenerek bunlara ilişkin çeşitli çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rekabet, Haksız Rekabet, Ekonomik Suç, Haksız Rekabet Suçları
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu odağında şirket yetkililerinin gerçeğe aykırılıktan doğan kabahat ve suç sorumlulukları
Çalışmamızda, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu odak oluşturmak üzere, şirket yetkililerinin gerçeğe aykırılık oluşturan eylemleri sebebiyle ceza hukuku sorumlulukları anlatılmıştır. Bu sorumluluk, suç sorumluluğu ve kabahat sorumluluğu olmak üzere iki türlüdür. İncelememiz sırasında, şirket yetkililerinin tespiti açısından, ticaret hukuku doktrinimizin geçmişten günümüze kadar pek çok eserinden faydalanılmıştır. Suçun/kabahatin unsurları açısından kullanılan metot ve yapılan değerlendirmeler için geçmişten günümüze kadar ceza hukuku doktrinimizden faydalanılmıştır. Tezimizde özellikle, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda getirilen yeni bir hüküm olan 562. maddede yer verilen ve gerçeğe aykırılık bağlamıyla kesişen suçlar ile kabahatler, bunlardan başka yine aynı Kanun'da yer alan ve konumuzla temas eden suçlar ile kabahatler detaylıca incelenmiştir. Türk Ticaret Kanunu dışındaki mevzuatta yer alan ve tez konumuzla kesişen kabahatler ile suçlardan ise kısaca bahsedilmiştir.