Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Şükrü İnan
17 theses · İnönü University
Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi çerçevesinde bölgesel ekonomik entegrasyonların değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; bölgesel güvenlik kompleksi teorisi ile bölgesel ekonomik entegrasyon kavramlarının açıklanarak aralarındaki ilişkinin bölgesel güvenlik kompleksi teorisi çerçevesinde seçilmiş bölgesel ekonomik entegrasyon örnekleriyle değerlendirmeye çalışmaktır. Tez toplamda üç bölüm üzerinde hazırlanmış olup çalışmada ilk iki bölümde daha çok teorik olarak "Bölgesel Ekonomik Entegrasyon", "Küreselleşme", "Bölgeselleşme", "Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi" temel kavramları üzerinden açıklamalar yapılmaktadır. Söz konusu kavramlardan yola çıkarak güvenlik kaygıları ve belirli liderlik uygulamaları ile bölgesel güvenlik kompleksi teorisinin nasıl şekillendirildiği değerlendirilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise değerlendirme ve analiz yapılarak bölgesel güvenlik kompleksi teorisi çerçevesinde yalıtkan ülke olarak tanımlanan Türkiye'nin seçilmiş bölgesel ekonomik entegrasyonlar ile ilişkisi istatistiksel olarak dış ticaret verileri ile açıklanarak Türkiye'nin teori kapsamında herhangi bir bölgesel ekonomik entegrasyonda yer almamasının nedenleri değerlendirilmektedir. Bölgesel güvenlik kompleksi teorisi ile bölgesel ekonomik entegrasyon kavramları birbirlerini karşılıklı, doğrudan ve dolaylı olarak birbirlerini etkilemektedirler. Araştırma sonucunda, bölgesel güvenlik kompleksi teorisinin bölgesel ekonomik entegrasyonların oluşum nedeni olduğu değerlendirilmekte olup yüksek düzeyde karşılıklı olumlu yönde ilişkili oldukları tespit edilmektedir. Sonuç olarak bölgesel güvenlik kompleksi teorisi ile bölgesel ekonomik entegrasyon kavramları ilişkili olduğu için çalışma hipotezinin doğruluğuna ulaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bölgesel Ekonomik Entegrasyon, Kopenhag Okulu, Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi.
Türkiye'nin ulusal ekonomik güvenliğine yönelik bölgesel tehditler ve fırsatlar
Türkiye'nin ulusal güvenliğinin en önemli dayanaklarından biri ekonomik güvenliktir. Etkili bir ulusal ekonomik güvenlik ise, güçlü kurumlardan müteşekkil bir devlet yapısının en büyük güvencesidir. Ekonomik güvenliğini tesis etmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin eğitim, sağlık, tarım, bilim, teknoloji, ulaşım, enerji ve savunma gibi temel yatırımları ülke geleceği için önem arz etmektedir. Bölgesel bir güç olan Türkiye'nin ekonomik tehdit ve fırsatlara yönelik bilimsel verilere yaslanan hukuki bir düzenlemeye girişmesi, bunun için "Ekonomik Güvenlik Kanunu"nu yasalaştırarak ekonomik tehditlerin önlenmesi ve fırsatların kaçırılmaması gerekmektedir. Tezin temel argümanı "Ekonomik Güvenlik Kanunu" ihtiyacı ve buna yönelik kurumsal alt yapının oluşturulmasıdır. Bu kapsamda; ilk iki bölümde güvenlik ve ekonomik güvenliğe yönelik teorik alt yapı anlatılarak, üçüncü bölümde Türkiye'nin ekonomik güvenlik oluşturma çabalarına ve hukuki eksikliklere değinilmiş, dördüncü ve son bölümde bölgesel tehditler ve fırsatlar kapsamında çeşitli alanlar açıklanmıştır. Elde edilen veriler SWOT analizine tabi tutulmuştur. Tezin sonuç kısmında ise "Ulusal Ekonomik Güvenlik" yönünde atılması gereken adımlar topluca değerlendirilmiştir.
Dünya ekonomisinde korumacılık ve serbestlik politikalarının Türkiye üzerinden değerlendirilmesi
Eski çağlardan beri insan hayatında var olan en temel olgulardan biri olan ticarete başlangıçta takas ekonomisi hâkimken küreselleşen ve değişen dünyada ticarette gelişerek ve değişerek günümüzdeki şeklini almıştır. Dış ticaretin ülke ekonomilerine sağlamış olduğu büyük faydalar yanında olumsuz etkileri de söz konudur. Bu çerçevede ülkeler tarihsel koşullar çerçevesinde benimsemiş olduğu ekonomik sistemle ve dünya konjonktürüne uygun biçimlerde dış ticaret politikaları uygulamaktadırlar. Ülkeler uluslararası ticari ilişkilerinde serbest ticaret politikası ve korumacı politikalar olmak üzere iki temel yöntem uygularlar. Uluslararası ticaretin varoluşu kadar eskiye dayanan korumacılık ve serbestleşme politikaları dünyadaki var olan konjonktüre göre dönem dönem korumacı politikaların ağırlık kazanarak uygulandığı, dönem dönem ise liberal politikaların ağırlık kazanarak uygulandığı bir seyir izlemiştir. Dünyada yaşanan değişim ve gelişimler ile birlikte bu politikalar da değişerek ve gelişerek günümüze kadar gelmiştir. Genellikle ekonomik buhran dönemlerinde korumacı politikalar hâkimken ekonominin genişleme dönemlerinde daha çok liberal politikaların tercih edildiği gözlenmektedir. Çalışmamız geçmişten günümüze kadar geçen süreçte dünya ticaretine ve Türk dış ticaretine hâkim olan liberal ve korumacı politikaların dönemsel olarak incelenmesine ve bunların karşılaştırmasına dayanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Korumacılık, Dış Ticaret, Türkiye.
Dış ticarette doğal kaynak politikaları ve Türkiye
Doğal kaynaklar, çevrede kendiliğinden oluşmuş, insan aklı ve tekniğinin ürünü olmayan, oluşma aşamalarında insanın herhangi bir yapıcı ve yıkıcı rolü bulunmamış tüm zenginlik kaynakları olarak adlandırılmaktadır. Tarihin her evresinde ülkeler için önemli bir yere sahip olan doğal kaynaklar, ülkeler arasında politik etkilerinin yanı sıra, ülkelerin ekonomileri üzerindeki önemli etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle ülkelerarasında eşit olarak dağılmamasına karşın, özellikle bazı doğal kaynakların alternatifsiz oluşu, bu doğal kaynakların ülkeler için önemini arttırmaktadır. Doğal kaynakların eşit olarak ülkeler arasında dağılmaması, ülkeler arasında ticaretin en önemli sebebidir. Çünkü bazı ülkeler doğal kaynak bakımından zengin konumdayken, bazı ülkeler nispeten yoksul olarak görülmektedir. Ülkeler arasında doğal kaynak ticareti geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemini korumaktadır. Özellikle gelişmiş ülkeler mevcut ekonomisini korumak ya da büyütmek amacıyla doğal kaynak bakımından zengin olan ülkelerle ticaret yapması gerekmektedir. Doğal kaynak bakımından zengin olan ülkeler ise kendi ülkesinde refah ve hayat standartlarını yükseltmek amacıyla bu ticarete ortak olmaktadır. Türkiye ise mevcut konumu itibariyle yapılan ticarette aracı olmakta ve jeostratejik açıdan avantajlarını kullanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, Dış Ticaret Politikaları, Doğal Kaynak, Petrol, Doğalgaz, Kömür, Türkiye Ekonomisi.
Küresel enerji dönüşümünün Türkiye dış ticaretine etkisi
Geleneksel enerji kaynakları doğada hâlihazırda var olan, insanların da bu oluşumda hiçbir çaba sarf etmediği ve rezervleri sınırlı olan enerji kaynakları olarak adlandırılmaktadır. Tarih boyunca uygarlıkların gelişiminde önem arz eden geleneksel enerji kaynakları ülke ekonomilerine de önemli etkilerde bulunmaktadır. Çünkü bazı ülkeler geleneksel enerji kaynakları bakımından zenginken bazı ülkeler bu kaynaklar bakımından fakirdir. Bu doğrultuda; dünya geneline eşit bir şekilde dağılmayan geleneksel enerji kaynakları gerek uluslararası ticarete konu olması ve gerekse de üretim sürecinin önemli bir parçası olması nedenleriyle ülke ekonomilerindeki önemi sürekli artmaktadır. Ancak var olan enerji kaynaklarına duyulan ihtiyacın sosyal ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak değişim göstermesi, enerjinin kullanım alanı ve şekillerinin gün geçtikçe artması nedeniyle kullanılan enerjide de dönüşüm yaşanmasına neden olmakta ve bu dönüşüm, günümüz de geleneksel enerji kaynaklarından yenilenebilir enerjiye doğru gerçekleşmektedir. Gelişmiş ülkelerden başlayarak dünya geneline yayılan enerji dönüşümünden Türkiye de etkilenmektedir. Geleneksel enerji kaynakları bakımından zengin olmayan Türkiye'nin enerji ithalat bağımlılığı, sahip olduğu yenilenebilir enerjinin potansiyelinin kullanılması ile azaltılabilecektir ve ihracat kapasitesi genişleyebilecektir. Bu çalışmada da geçmişten günümüze dünyada ve Türkiye'de yaşanan enerji dönüşümünü ve bu dönüşümün Türk dış ticaretine olan yansıması değerlendirilmiş olup Karbon Vergisi uygulamasıyla Türkiye'nin karşılaşılabileceği senaryolar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Enerji Kaynakları, Yenilenebilir Enerji, Enerji Dönüşümü, Karbon Vergisi, Dış Ticaret.
Türkiye'nin bölgesel ticaret rekabet gücü
Bu tezin amacı, Türkiye'nin belirli mal gruplarına özgü sektörlerin uluslararası alandaki rekabet gücünün ortaya çıkarılmasıdır. Bu sonuca ulaşılırken öncelikle teorik perspektiften açıklamalar yapılmış, makroekonomik olarak dış ticaret teorileri ve uluslararası rekabet gücü kavramlarına değinilmiş; daha sonra teze esas alınan ve Türkiye'nin yakın komşularından oluşan 16 ülke, ekonomik olarak ayrıntılı şekilde tanıtılmıştır. Ardından nihai olarak açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük indeksinden faydalanılarak, Balassa ve Vollrath Teorileri ile desteklenerek, Türkiye'nin 16 ülke ile sınırlandırılan bölgesel ticari rekabet gücü yorumlanmıştır. Tez, 2000- 2020 yıllarına ilişkin veriler kullanılarak hazırlanmıştır. Bu çalışma ile görülmektedir ki Türkiye, bazı mal gruplarında bölgesel olarak karşılaştırmalı avantajlı iken bazı mal gruplarında bölgesel olarak karşılaştırmalı dezavantajlı durumdadır.
Türk savunma sanayinde yarı otonom araçların makro ekonomik etkileri
Savunma harcamalarının düzeyi ve bütçedeki payı dünyadaki her otorite, şirket ve ülke için oldukça önemlidir. Savunma harcamaları için ayrılan her kaynak, ülkenin zenginliğinden ve ekonomik kalkınmasından eksilmiş bir parça olarak görülebilir. Türkiye'nin coğrafi konumu ve sınırdaş olan veya olmayan diğer ülkelerle olan geçmiş ilişkileri göz önüne alındığında, bu maliyetler pratik olarak vazgeçilmezdir. İktisat literatüründeki tartışmasız sorulardan biri de savunma alımlarının ekonomik büyümeyi nasıl etkilediği ve hangi yönde olduğudur. Bu çalışmada, son dönemde Türkiye'deki savunma harcamaları ve yarı otonom araçların ekonomi ile ilişkisi incelenmiştir. Türkiye'deki savunma alım ve harcamalarının yarı otonom araçlar bağlamında ekonomi ve büyüme paralelinde etkisinin araştırıldığı bu çalışmada; dünya savunma sanayisinin, savunma harcamalarına ilişkin genel tablonun, Türkiye'de savunma harcamalarının genel durumuna ve finansman kaynaklarına, savunma sanayinin ekonomik etkilerine, savunma alımları ve büyüme ilişkisi arasında ortaya atılan farklı görüşlere, bu ilişkinin açıklanması amacıyla oluşturulmuş modellere yer verilmiş ve çıkan sonuçlar objektif bir şekilde değerlendirilmiştir.
Türkiye'nin kalkınma düzeyinin insani gelişme göstergeleriyle değerlendirilmesi
İnsani gelişme kavramı çok boyutlu bir kavramdır. İnsanı ve onun sahip olduğu yetenekleri,fırsatları temel alarak toplumların yaşam standartlarını yükseltmeyi amaç edinmiştir. İçerdiği temel bileşenler olan, gelir, sağlık ve eğitim parametreleriyle kalkınmanın "insani" boyutuna dikkat çekmektedir. İnsani gelişme için, kişi başına gelir düzeyi ve satın alma gücünün, doğumda beklenen yaşam süresinin, okuryazarlık ve okullaşma oranlarının yüksek olması arzu edilmektedir. Bütün bu parametreler iyi bir yaşam standardının, sağlıklı ve uzun bir ömrün ve eğitimli olmanın gereği olarak insani yaşamın nitel ve nicel daha iyi düzeyde olacağını göstermektedir. Çağın en önemli düşünürlerinden ve insani gelişme denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Amartya SEN'in perspektifinde, bireyin kapasite ve yeteneklerinden hareketle refahının arttırılması ve her türlü yoksunluğun ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Bu açıdan çalışmamız Türkiye'nin insani gelişimini analiz etmeye yardımcı olmaktadır. Türkiye'nin gelişmişlik düzeyini bilimsel olarak ortaya koyan İnsani Gelişme Endeksi ile insani gelişmenin boyutları irdelenmektedir. Seçilmiş ülkelerle Türkiye'nin durumu kıyaslanarak geride olunan konuların saptanmasına ve iyileştirilmesine yönelik çözümlere odaklanmaktadır.
Ulusal gücün ölçülmesi; Jeoekonomik güç indeksi
Devletlerin var oluşundan bu yana devletler arası ilişkiler politikasının genel çerçevesini güç politikaları çizmiştir. Devletlerin gerek çıkarlarını koruma gerekse taleplerini karşı tarafa kabul ettirme konusunda sahip olduğu maddi ve manevi potansiyellerini oluşturan güç kavramı hayli önemlidir. Bir ülkenin; coğrafi konumu, doğal kaynakları, askeri kapasitesi, endüstriyel kapasitesi, nüfus yapısı, diplomasi yapısı ulusal gücünü gösteren temel etmenler olmakla birlikte zaman içerisinde değişen dengeler sayılan unsurların önem sırasını değiştirebilmektedir. Değişen uluslar arası ekonomi politik yapıya paralel olarak devletlerin güç savaşımında uyguladığı politikalar da değişmiş önceleri toprak kazanma, yüksek nüfusa sahip olma, askeri çatışma vb. şekilde jeopolitik temelli politikaların yerini zamanla ekonomik entegrasyonların, teknolojinin, ekonomik büyümenin ve daha pek çok ekonomik verinin içinde barındığı jeoekonomik temelli politikalar almıştır. Çalışmanın ilk bölümünde güç kavramı tanımlanmış, gücü oluşturan temel unsurlar sıralanmış ve ekonomi politiğe temel yaklaşımlar açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde geçmişten günümüze yapılan kritik, politik ve ekonomik faktörlerin yer aldığı çeşitli analistler tarafından yapılan güç analizleri tablolaştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde merkantilist, emperyalist, liberal kurumsalcı ve hegemonik jeoekonomi stratejilerin temel unsurlarını barındırdığı jeoekonomik endeks yer almaktadır.
Dünya ekonomisinde entegrasyon eğilimlerinin merkez-çevre ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi
Bu araştırma, dünya ekonomisinde entegrasyon eğilimlerinin merkez-çevre ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Ekonomik entegrasyonlarda ülkeler siyasi ve ekonomik bağımsızlıklarını korumakla birlikte, oluşturdukları entegrasyonlarla üye ülkeler arasında tarife engelleri kaldırılarak ticaretin önü açılmaktadır. Bölgesel ekonomik birleşme eğilimleri eski dönemlerden beri görülmektedir. Yoğun olarak hissedilmesi ise 19. yüzyıla dayanmaktadır. İkinci Dünya Savaşının bitmesinden sonra daha fazla yaygınlaştığı görülen ekonomik entegrasyon eğilimleri günümüze gelinceye kadar nitelik ve nicelik bakımından sürekli artış eğilimindedir. Soğuk Savaşın devam ettiği dönemlerde iki kutuplu dünya düzeninde ülkeler egemen ülkelerden birinin etrafında bloklaşarak öncelikle güvenlik ihtiyaçlarını karşılama yoluna gitmişlerdir. Bu dönemde görülen entegrasyon eğilimleri yoğunlukla güvenlik amaçlı olmasının yanında aynı zamanda ekonomik olarak kalkınma amacıyla da tercih edilmiştir. Uluslararası alanda sayısı her geçen gün artan entegrasyon eğilimleri, ülkeler arasındaki merkez-çevre ilişkisinin yapısını her dönem gündemde tutmuştur. Diğer ülkelere göre egemen durumda olan merkez ülkeler bu durumlarını uzun süre koruyacak önlemler alırken, çevre konumunda olan ülkeler ise egemen durumdaki ülkenin ekonomik gücünden yararlanarak kendi ekonomilerini daha iyi seviyeye çıkartmayı hedeflemektedirler. Dünya ekonomisinde hakim olan bu hiyerarşik düzen kaynakların, çevre ülkelerden merkez ülkeye doğru akmasına sebep olmaktadır Anahtar Kelimeler: Ekonomik Entegrasyon, Merkez-Çevre, Merkantilist Entegrasyon, Emperyalist Entegrasyon, Hegemonik Entegrasyon, Post Hegemonik Entegrasyon,
Ulusal paranın uluslararasılaşması: Hegemonya ve parasal hegemonya
Bir devletin ulusal para gücü, küresel finansal yönetim yapısını etkilemenin yanı sıra dış politika hedeflerine ulaşmasını sağlar. Ulusal paraların uluslararası mecrada en geçerli para birimi haline gelmesi ile söz konusu para biriminin etkisi, onları ihraç eden ülkelerin yetki alanlarının çok ötesine genişler ve ülkeye kazanç sağlar. Bir para biriminin bu seviyeye ulaşması olarak adlandırılan parasal hegemonya, herşeyden önce rekabet gücü tarafından yönetilir. Tezde tarihten günümüze hegemonik güce sahip olan ülkelerin hegemonya oluşturma süreci ve bu sürecin sonunda ulusal paralarının uluslararasılaşma süreci ve parasal hegemonya ilişkisi incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Parasal Hegemonya, Paranın Uluslarasılaşması, Rezerv Para Birimi
Ulusal refahın sağlanması ve korunmasında ekonomik istihbaratın rolü ve önemi
Soğuk Savaş sonrasında ekonomik istihbarat ve jeoekonominin yükselişinden bahsetmek mümkündür. Ekonomik istihbaratın yükselişinin jeoekonomik bir döneme denk gelmesi bağlamında ekonomik gücün ulusal güç, ekonomik güvenliğin ulusal güvenlik içindeki yeri ve önemi artmıştır. Bu denklem çerçevesinde ekonomik istihbaratın ulusal refahın artılmasındaki rolü ve önemi ortaya çıkmaktadır. Bu durumun farkında olan bazı ülkeler ekonomik istihbarat sistemleri oluşturmak suretiyle ulusal refahlarına katkı sunmayı amaçlamıştır. Bölgesel ve küresel bir bir aktör olmayı amaçlayan Türkiye, kurumların ekonomik istihbarata ilişkin münferit görevlerini aşan biçimde ulusal güvenlik ve ulusal güç fonksiyonlarının yanısıra başka fonksiyonları yerine getirerek ulusal refahına katkı sunacak bir ekonomik istihbarat sistemine ihtiyaç duymaktadır. Bu tezin temel amacı ülkeler arası ilişkilerde askeri araçlardan ziyade ekonomik araçların ön plana çıktığı içinde bulunduğumuz jeoekonomik dönem itibariyle ekonomik istihbaratın ulusal refaha olan katkısını anlatmaktır. Bu çerçevede farklı ülkelerin ekonomik istihbarat sistemleri incelenecek olup Türkiye'nin nasıl bir ekonomik istihbarat sistemine duyduğu ihtiyacı dile getirilecektir. Bu çalışmada ekonomik istihbarata ilişkin yerli ve yabancı birçok makale incelenmiş, ayrıca web sitelerinden ekonomik istihbaratla ilgili güncel gelişmeleri içeren haberler irdelenmiş, Türkiye'de ekonomik istihbarat görevi bulunan kurumların bu kapsamdaki mevzuatları ele alınarak önceki bölümlerle ilişkilendirilmiş ve ortaya özgün bir metin ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik istihbarat, ekonomik istihbarat sistemi, jeoekonomi, ekonomik güvenlik, ekonomik güç.
Jeoekonomik stratejiler ve ülke uygulamaları
Çalışmada jeoekonominin değişen uluslararası ekonomi politik gelişmeler ışığında tanımı yapılarak, jeoekonomi kavramının kullanımı ve anlamı tarihsel süreçte değerlendirilmekte, ulusal ekonomilerin küresel ekonomide artan karşılıklı bağımlılıklar bağlamında kullandıkları jeoekonomik araçlar ve jeoekonomik stratejiler hakkında açıklamalar yapılmaktadır. Jeoekonomik stratejiler kapsamında küresel ekonomik güçlerin jeoekonomik potansiyelleri çerçevesinde uyguladıkları ulusal ve uluslararası stratejilerin jeoekonomik amaç ve araçlarla ilişkisi değerlendirilmektedir.
G20 ekonomilerinde yeni normalin iktisadi analizi
İnsanlık tarihinde, özellikle ekonomik gelişmelerde, her zaman belli değişim ve dönüşümler meydana gelmiştir. Bu değişimlerin ve dönüşümlerin sonucunda ortaya çıkan yeni düzenler, insanların yeni normali haline gelmiştir. Kavramsal olarak, "normal" ve "yeni normal" kavramları incelenmektedir. "Normal" kavramı, toplumların ve bireylerin günlük yaşamlarında alışageldikleri rutin davranışları ve kuralları ifade eder. Bu kavram, belirli bir dönemde standart kabul edilen ekonomik, sosyal, çevresel, politik ve kültürel normları kapsar. Ancak dünya genelinde yaşanan büyük değişiklikler ve krizler, "normal" kavramını dönüştürerek "yeni normal" olarak adlandırılan bir durumu ortaya çıkarmıştır. "Yeni normal" ise, büyük değişiklikler ve krizler sonrasında toplumların ve ekonomilerin uyum sağladığı yeni yaşam biçimlerini ve iş yapma şekillerini tanımlar. "Yeni normal", bu değişikliklerin kalıcı hâle gelmesini ve toplumsal normların yeniden tanımlanmasını içerir. Ekonomik anlamda ise "yeni normal", iş modellerinin dijitalleşmeye odaklanmasıyla birlikte sürdürülebilirlik ve esneklik gibi kavramların önem kazanmasıdır. 21. yüzyılın "yeni normal" süreci, "yeni ekonomi" veya "bilgi ekonomisi" diye tanımlanan süreçtir. Yeni ekonomi, ekonomi tarihinde bir süredir incelenmekte ve yapı taşları tartışılmaktadır. Yeni ekonomi, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik kavramlarının ön planda olduğu bir dönüşüm sürecini ifade eder. Bu süreçte, G20 ülkeleri kritik bir rol oynamaktadır. G20, dünyanın en büyük ekonomilerini bir araya getirerek küresel ekonomik politikaların şekillendirilmesinde önemli kararlar almaktadır. Değişim ve dönüşüm, bu ülkelerin ekonomik, politik, toplumsal ve çevresel alanlarında ortaya çıkmaktadır. Yeni ekonomi, geleneksel ekonomi modellerini dönüştürerek daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, G20 ülkeleri, küresel ekonominin dijital dönüşümünü ve bilgi ekonomisine geçişini hızlandırmak için ortak çabalar sarf etmektedir. Bu araştırmanın amacı, geleneksel ekonomiyi temsilen fiziksel sermaye yatırımları ile modern ekonomiyi temsilen İnternet kullanım verilerinin kalkınma ile ilişkisini ölçmektir. Bu amaçla, G20 ülkelerinin 1992-2021 dönemi verileri ampirik olarak incelenmektedir. Araştırma dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, başta "normal" ve "yeni normal" kavramları olmak üzere kavramsal ve kuramsal boyutlar ele alınmakta ve incelenmektedir. İkinci bölümde, G20 ülkeleri yeni normal olarak tanımlanan dönemde ekonomik göstergeler açısından ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde, G20 ekonomilerinin beş ana başlık çerçevesinde son dönemdeki değişim ve dönüşümleri incelenmektedir. Çalışmanın dördüncü bölümü olan ampirik bölümde, yerli ve yabancı literatür taraması sonuçları, ekonometrik metodoloji ve ampirik bulgular yer almaktadır. Son bölümde ise genel değerlendirmenin ardından, konu kapsamında öneriler sunulmaktadır. Çalışmada elde edilen ampirik bulgular incelendiğinde, öncelikle değişkenler arasındaki korelasyon sonuçlarına yer verilmekte olup, elde edilen bulgular bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında pozitif ve güçlü bir korelasyon olduğunu göstermektedir. Değişkenlere ve panele yönelik yapılan ön testlerde yatay kesit bağımlılığı ve heterojenlik tespit edilmiştir Yatay kesit bağımlılığı içeren ve heterojen olduğu belirlenen modelin durağanlık analizi. Bu durum, ikinci nesil testlerin kullanılması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Westerlund ve Edgerton (2007) LM Bootstrap Panel Eşbütünleşme testi uygulanmış ve eşbütünleşik bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Son olarak, eşbütünleşik bir ilişki içinde olduğu belirlenen değişkenlere ait katsayı tahmini için AMG tahmincileri kullanılmış ve bu tahminlerin incelemeye konu olan ülkeler için geçerliliği araştırılmıştır. Çalışmada yer alan ülkelerin fiziki sermaye ve bilgi ekonomisini temsilen incelenen verilerde ekonomik kalkınma göstergesini etkileme oranları saptanmıştır. Ayrıca, uygulama sonucunda insani gelişme endeksini etkileme oranlarına bağlı olarak ülkelerde yeni ekonomi, yani yeni normal sürecin başlayıp başlamadığı hakkında değerlendirme yapma olanağı sağlanmıştır. için ikinci nesil testlerden Bootstrap (2004) Panel Birim Kök testi uygulanmıştır. Değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin var olup olmadığını sınamak amacıyla
Türkiye'de enerji kaynaklarının değişimi ve ekonomik yapısal dönüşüm
Türkiye, 1923 yılında tarımsal faaliyetlerin ağırlıkta olduğu bir iktisadi yapıya sahipken uyguladığı politikalar neticesinde yıllar içerisinde kabuk değiştirmiş ve 2023 yılında sanayi ve hizmet faaliyetlerinin egemen olduğu bir iktisadi yapıya evrilmiştir. Türkiye, ekonomik yapısal dönüşüm yaşarken aynı zamanda enerji kaynaklarında da çeşitliliğe ve değişime gitmiş; 1923 yılında ilkel biyoyakıt (odun ve tezek) ve sınırlı kömür kullanımına sahipken 2023 yılına gelindiğinde nükleer enerji arzında son aşamaya gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de enerji kaynaklarının değişimi ile ekonomik yapısal dönüşüm arasındaki ilişki, bu ilişkinin yönü ve etkileyen faktörler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapısal dönüşümün hesaplanarak analiz edilmesinde Yapısal Dönüşüm Endeksi (Structural Transformation Index) metodu seçilmiş ve hesaplamalarda Mutlak Değer Ölçütü (Norm of Absolute Value Index-NAV) endeksi kullanılmıştır. 1923 ile 2023 yıllarını kapsayan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri aracılığıyla yapısal dönüşüm hızı hesaplamaları yapılmıştır. Elde edilen bulgular ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) verileri, enerji kaynaklarının değişimi ve ekonomik yapısal dönüşüm arasındaki ilişkinin analizi için model üzerinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, enerji kaynaklarının kullanımındaki değişimin yapısal dönüşüm sürecinin hem belirleyici bir faktörü hem de bu dönüşümün doğrudan bir çıktısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sektörlerin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) paylarındaki değişimin sanayi ve hizmet sektörleri lehine artması enerji kaynaklarının çeşitlenmesine ve kullanım alanlarının genişlemesine neden olurken, enerji kaynaklarının çeşitlenmesi ise sektörel verimlilikleri etkileyerek sektörlerin GSYH içindeki paylarındaki değişimi etkilemektedir.
Türkiye'de bankacılık sektörü ve BDDK'nın rolü
Bu yüksek lisans tezi, Türkiye bankacılık sisteminin Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze uzanan tarihsel gelişimini ve bu süreçte Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) üstlendiği rolü incelemektedir. Çalışmada, bankacılık sektöründe yaşanan yapısal dönüşümler, özellikle 1990'lı yıllar ile 2000'li yılların başında ortaya çıkan finansal kırılganlıklar ve bu kırılganlıkların düzenleyici reform ihtiyacını nasıl zorunlu kıldığı ele alınmaktadır. BDDK'nın 1999 yılında bağımsız bir düzenleyici otorite olarak kurulması, Türk bankacılık sistemi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 2001 krizi sonrasında uygulamaya konulan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı kapsamında, BDDK öncülüğünde hayata geçirilen düzenleme ve denetim reformlarının; bankacılık sektörünün sermaye yeterliliği, aktif kalitesi ve genel finansal sağlamlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığı görülmektedir. Bu çerçevede, BDDK'nın makro ihtiyati politikaları ve Basel Uzlaşılarına uyum süreci değerlendirilmiş; ayrıca İngiltere'de uygulanan finansal düzenleme ve denetim modeli ile Türkiye'deki düzenleyici çerçeve karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Söz konusu düzenlemelerin, sektörün 2008 Küresel Finansal Krizi gibi dışsal şoklara karşı dayanıklılığını artırmadaki rolü analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, BDDK'nın benimsediği proaktif düzenleme ve denetim yaklaşımının bankacılık sektöründe şeffaflık, kurumsal yönetişim ve finansal istikrarın güçlenmesine katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, kurumun operasyonel bağımsızlığına ilişkin tartışmalar da değerlendirilmiştir. Bu tez, Türkiye'de finansal düzenleme ve denetim alanındaki literatüre katkı sağlamayı ve bankacılık sektörünün sürdürülebilir gelişimine yönelik politika önerileri sunmayı amaçlamaktadır.
Türkiye'nin enerji potansiyeli, stratejileri ve enerji arz güvenliği
Enerji, insan hayatında olduğu gibi devletler için de mühim bir yere sahiptir. Gelişmiş devletler var olan güçlerini koruyabilmek adına enerjiye ihtiyaç duyarken, gelişmekte olan ülkeler için ise "enerji" kalkınma hedeflerini gerçekleştirmede önemli bir kalemi oluşturmaktadır. Petrol ve doğal gaz gibi yenilenemeyen kaynak ihtiyacının neredeyse tamamına yakınını ithal eden Türkiye, kaynaklarını çeşitlendirebilmek, sürdürülebilir kılmak, olumsuz çevresel etkileri azaltabilmek ve kaynaklarını daha güvenilir kılmak hedefleriyle yenilenebilir enerji yatırımlarına hız kazandırmıştır. Sürdürülebilirlik, kullanılabilirlik, maliyet ve sosyo-politik etkileri bakımından farklılık gösteren çeşitli enerji kaynakları vardır. Her bir enerji kaynağının seçimi, kıt kaynaklar ve rasyonel koşullarda enerji arz güvenliğini farklı şekilde etkilemektedir. Bu kapsamda enerjide dışa olan bağımlılığı azaltmak ve iklim değişikliği ile başa çıkabilmek adına ülkeler, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmektedir. Türkiye'de artan nüfus, sanayileşme ve üretim artışı ile paralel olarak enerji talebi de artmış, yüksek düzeyde fosil yakıtlara bağımlılık ciddi derecede enerji arz riski yaratmıştır. Bunun sonucu olarak yükselen enerji talebinin karşılanması noktasında farklı arayışlar meydana gelmiştir. Bu arayışların çıkış noktası ise yine Türkiye'nin kendi kapasitesinde görülmüştür. Bu çalışmada, Türkiye'de genel enerji profili ile yenilenebilir enerjinin rezerv- üretim- tüketim durumu değerlendirilmiş olup, ülkenin enerji politikasına ışık tutabilecek noktalar belirlenmeye çalışılmıştır. Temel amaç, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini yenilenebilir enerji kaynakları bağlamında incelemektir.