Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Kahraman
41 theses · İstanbul Beykent University
Evli kadınlarda aile içi şiddet ile evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı evli kadınlarda evlilik doyumu, psikolojik iyi oluş ve aile içi şiddet seviyeleri arasındaki ilişkilerin elverişli örneklem yöntemiyle incelenmesidir. Bu amaçla araştırmanın evrenini Türkiye'nin batısında bulunan fakat küçük bir ilçesi olması nedeniyle de merak uyandıran Muğla'nın Bodrum ilçesinde yaşayan 100 evli kadın oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Evlilik Doyumu Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kadınların algıladıkları evlilik doyumu düzeylerinin yaşa, eğitim durumuna, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine farklılık göstermediği; fakat yaşanılan yere, evlilik süresine, çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kadınların psikolojik iyi oluş düzeylerinin yaşa, eğitim durumuna, evlilik süresine, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine, çocuk sayısına göre farklılık göstermediği fakat yaşanılan yere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kadınların yaşadıkları aile içi şiddet düzeylerinin yaşa, yaşanılan yere, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine göre farklılık göstermediği fakat eğitim durumuna, evlilik süresine, çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Evlilik doyumu ile paternal bağlanma arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan araştırmanın amacı babaların evlilik doyumu ile paternal bağlanma ve altboyutları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırma Ankara ili Çankaya ilçesindeki üç adet farklı Aile Sağlığı Merkezinde uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 6-12 aylık bebeği olan 25 yaş ve üstü 142 evli baba oluşturmaktadır. Data toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği ve Evlilik Yaşamı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada SPSS programı kullanılmıştır. Araştırma sorularının cevaplanması amacıyla seçilecek testler için veri dağılım türleri dikkate alınmış ve parametrik test tekniklerinin normal dağılım varsayımının sağlanmadığı görüldüğünden araştırma sorularının cevaplanması amacıyla parametrik olmayan test tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda evlilik doyumu ile paternal bağlanma arasında ilişki bulunmuştur. Farklı yaş grubundaki katılımcılar arasında sabır ve hoşgörü altboyutu ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği bakımından istatiksel olarak anlamlı farkların olduğu görülmüştür. Bu bulgulara ek olarak ortalama sıra değerleri incelendiğinde 3-4 çocuk sahibi olan katılımcıların 1-2 çocuk sahibi olan katılımcılardan daha yüksek Evlilik Doyumu Ölçeği puanına sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın esas konusu olan paternal bağlanma ile evlilik doyumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş dolayısı ile iki kavram arasında ilişki olduğu tespit edilerek literatüre yeni bir kaynak sağlanmıştır.
Ergenlerde riskli davranışlar, benlik saygısı ve ölüm kaygısı arasındaki ilişki
Bu araştırmada ergenlerde riskli davranışlar, benlik saygısı ve ölüm kaygısı arasındaki ilişkiler demografik değişkenlerle beraber incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Riskli Davranışlar Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Ölüm Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul'un Kadıköy ilçesindeki 14-18 yaş arası lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini basit tesadüfi yöntemle seçilmiş 244 ergen oluşturmaktadır. Veri analizi SPSS paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon ve Spearman Korelasyon kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizinin anlamlı çıktığı durumlarda farklılığın kaynağı olan grup veya grupları saptamak amacıyla Tukey Post Hoc testlerine başvurulmuştur. Araştırma sonucunda üç ana değişken arasında anlamlı sayılabilecek düzeyde korelasyon saptanamamasına rağmen, demografik değişkenler ile ana değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları ve sınırlılıkları tartışılmıştır.
Danimarka'daki ve Türkiye'deki Türklerin ölüm kaygılarının, kişilerin benlik saygıları ve kişilik özellikleri bağlamlarına göre karşılaştırılması
Bu araştırmada, farklı iki ülkede yaşayan fakat ortak kültürel geçmişe sahip bireylerin ölüm kaygılarının incelenmesi hedeflenmiştir. Ölüm kaygısıyla ilgili yapılan kültürler arası çalışmalar genellikle farklı iki kültürü karşılaştırmaktadır. Araştırmanın hedefi alan yazındaki bu eksikliğe katkı sunmaktır. Katılımcıların bu bağlamda benlik saygıları ve kişilik özellikleri de incelenmiştir. Hem benlik saygısının hem de kişilik özelliklerinin ölüm kaygısıyla ilişkisi olduğunu gösteren araştırmalar vardır fakat araştırmaların sonuçları birbirleriyle tutarsızdır. Bu araştırmada bu iki değişkenin de ölüm kaygısıyla ilişkisine bakarak alan yazında var olan bilgiler desteklenmeye çalışılmıştır. Araştırmada Ölüm Kaygısı Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve 5 Faktör Kişilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya 74 kişi Türkiye'den, 67 kişi Danimarka'dan katılmıştır. İki farklı ülkede yaşayan katılımcıların ölüm kaygılarını incelemek amacıyla bağımsız t testi yapılmış ve Türkiye'de yaşayan bireylerin ölüm kaygılarının daha fazla olduğu görülmüştür. Benlik saygısı ve ölüm kaygısı arasında ters bir ilişki saptanmıştır. Kişilik özelliklerinden nörotiklik ile ölüm kaygısı arasında pozitif bir korelasyon olduğu görülmüştür.
Uçak fobisinin giderilmesinde "Hipnotik yaklaşım" ve "Sanal gerçeklik" uygulamalarının etkililiğinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu tez çalışmasında uçak fobisi tedavisinde hipnotik yaklaşım ve sanal gerçeklik teknolojisiyle gerçekleştirilen maruz bırakma terapisinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda uçuş fobisi taşıyan 36 katılımcı (12 katılımcı VR grubu, 12 katılımcı Hipnotik Yaklaşım grubu, 12 katılımcı kontrol grubu) üç gruba ayrılarak araştırma yapılmıştır. Katılımcılara tedavi süreci ve uçuş deneyimlerinden sonra "Sosyodemografik Veri Formu", "Beck Anksiyete Ölçeği" "Öznel Tehlike Birimleri Ölçeği (SUD)" uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda, ilişkili örneklemler için Friedman Mertebeler testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Kruskal Wallis H Testi ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Korelasyon analiz için ise Spearman's Rho kullanılmıştır. Çalışma sonucunda hipnoz uygulamasının ve sanal gerçeklik teknolojisinin uçuş korkusunu azaltmada etkili oldukları tespit edilmiştir. Hipnoz uygulamasının ve sanal gerçeklik teknolojisinin uçuş korkusunu azaltmada benzer etkiye sahip olduğu gözlenmiştir. Bulgular, literatür kapsamında tartışılmıştır.
Alkol kullanan bireylerde obsesif kompulsif içme davranışı, başa çıkma stilleri ile sosyal destek türlerinin incelenmesi
Alkol ile ilgili yaşanılan problemler dünyada ve ülkemizde önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı; alkol kullanan bireylerde obsesif kompulsif içme davranışı, başa çıkma stilleri ile sosyal destek türlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi alkol kullanan 264 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama amacı ile sosyodemografik bilgi formu, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi (AKBTT), Obsesif Kompulsif İçme Ölçeği (ÖKİÖ), Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formu (BÇSÖ-KF) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; Alkol kullanan katılımcılarda riskli grupta obsesif kompulsif içme ve sosyal destek arasında zayıf ve orta düzey korelasyon vardır. Başa çıkma stilleri puanları ve algılanan sosyal destek puanları arasında zayıf düzey, pozitif ilişki vardır. Riskli grupta katılımcıların obsesif kompulsif içme davranışları daha fazladır. Risksiz grupta başa çıkma stilleri ve algılanan sosyal destek arasında pozitif korelasyon vardır.
Çalışan ve çalışmayan kadınlarda depresyon belirtilerinin yaşam kalitesine, uyku kalitesine ve gece yeme bozukluğuna etkileri
Bu çalışmanın amacı çalışan ve çalışmayan kadınlarda depresyon belirtilerinin uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve gece yeme sendromu üzerine etkisinin incelenmesi ile çeşitli demografik değişkenlere göre farklılıkların incelenmesidir. Araştırmada depresyon belirtilerini saptamak amacıyla katılımcılara Beck Depresyon Ölçeği, uyku kalitelerini ve yaşam kalitelerini saptamak amacıyla ise Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHQOQLBREF) ve Gece Yeme Anketi kullanılmıştır. Araştırmamızda çalışan ve çalışmayan kadınlarda, Beck Depresyon Ölçeği puanlarının yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt boyut puanlarıyla, anlamlı bir şekilde orta düzey negatif korelasyona sahip olduğu tespit edilmiştir. Ancak çalışanların korelasyonu daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışanların yaşam kalitesi ölçeği fiziksel sağlık boyutu, psikolojik sağlık ve uyku kalitesi puanları anlamlı şekilde daha yüksektir. Çalışmayanlarda gece yeme ve puanları çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışan ve çalışmayan kadınlarda, Beck Depresyon Ölçeği puanlarının, Gece Yeme Anketi puanlarıyla anlamlı şekilde pozitif orta düzey korelasyon tespit edilmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlarda gece yeme puanlarıyla uyku kalitesi puanları arasında da anlamlı şekilde zayıf düzey negatif korelasyon görülmüştür, ancak çalışmayanlarda kolerasyon daha yüksektir. Ayrıca çalışan kadınların psikolojik sağlık ve uyku kalitesi puanları anlamlı şekilde daha yüksek saptanırken çalışmayan kadınlarda ise gece yeme ve depresyon puanları çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Depresyon Belirtileri, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi, Gece Yeme Bozukluğu Belirtileri
Problem çözme becerileri ve akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin ebeveyn çocuk iletişimi üzerindeki etkisi
Bu çalışmadaki hedef, problem çözme becerileri ve akıllı telefon bağımlılığının belirtilerinin çocuk ve ebeveyn arasındaki iletişime etkisinin belirlenmesidir. Bu amaçla İstanbul ili Esenyurt ilçesinde ikamet eden ebeveynler araştırmaya dâhil edilmiştir. Bu evrenden rastgele örneklem yöntemiyle toplamda 300 ebeveyne anket uygulanmıştır. Araştırmada genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmada üç farklı ölçek kullanılmıştır. Bu ölçekler; Akılı Telefon Bağımlılığı Ölçeği- Kısa Form, Problem Çözme Becerileri Algısı Ölçeği ve Ebeveynin Çocuğu İle İletişimi Ölçeği'dir. Araştırmada toplanan veriler, SPSS 25.0 paket programına işlenmiş ve analiz edilmiştir. Bu kapsamda araştırmadaki katılımcıların demografik özelliklerinin dağılımına bakmak için frekans analizi yapılmıştır. Sonrasında ölçeklerin ve verilerin güvenirliliğini test etmek adına güvenirlilik analizi yapılmıştır. Bu analizlerden sonra demografik değerler ile ölçek verilerinin ilişkisini ölçmek adına Bağımsız t-Testi, Anova Testi ve Korelasyon Analizi yapılmıştır. Son olarak ölçekler arasındaki regresyon değerlerini test etmek adına Regresyon Analizi yapılmıştır. Gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda bazı ebeveynlerin iletişim becerilerinin ve problem çözme becerilerinin daha gelişmiş olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin akıllı telefon kullanma süresinin problem çözme becerileri ve çocukları ile iletişimde olumsuzluklara neden olabildiği belirlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmaya katılım genel olarak anneler tarafından sağlanmıştır. Ayrıca araştırmada kendi için destek alan kişilerin kendini daha rahat ifade ettiği belirlenmiştir. Bireyler aldıkları destek sonucunda kendini analiz ve ifade edebilmektedir. Bu araştırmada yapılan analizler sonucunda ebeveynlerin çocuk sayısı arttıkça problem çözme becerilerinin arttığı görülmektedir. Bireyler akıllı telefon yerine tuşlu telefon kullandıklarında, karşılarındaki kişiyi daha iyi dinlemekte ve problem çözmede daha başarılı olmaktadır.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı ruhsal travma belirtileri, benlik saygısı ve fonksiyonel olmayan tutumların incelenmesi
Bu çalışmada; üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı ruhsal travma belirtileri, benlik saygısı ve fonksiyonel olmayan tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-21 yaş aralığındaki 365 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-28), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ-A) kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların fonksiyonel olmayan tutum puanlarında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Gelir düzeyine göre çocukluk çağı ruhsal travma belirtileri puanlarında ve benlik saygısı puanlarında anlamlı bir farklılık vardır. Doğum sırasına göre çocukluk çağı travma belirtileri puanlarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ile benlik saygısı düzeyi arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki vardır ve çocukluk çağı travmaları benlik saygısı düzeyini negatif yönde yordamaktadır. Çocukluk çağı travmaları ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasında anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur ve çocukluk çağı travmaları fonksiyonel olmayan tutumları pozitif yönde yordamaktadır.
Anoreksik bedenin ontolojik boyutları: Bir niteliksel meta-sentez çalışması
Benlik ve sosyal rollerle yakından ilişkili bir sorun olan anoreksiya nervoza, beden kontrolünün merkezi hale geldiği kimlik arayışının bir parçasıdır. Söz konusu kontrol ihtiyacı, bedenin kabul edilemez göründüğü bir bedensel yabancılaşma durumu tarafından tetiklenmektedir. Bu nedenle mevcut çalışma, anoreksiya nervoza özelinde bedene yabancılaşma durumunu incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda niteliksel meta-sentez araştırması yapılmış ve incelenecek çalışmaların seçiminde amaca yönelik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda anoreksiya nervoza tanısı almış kadınların deneyimlerini inceleyen on üç nitel çalışma, Sartre'ın beden ontolojisi çerçevesinde, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılarak yeniden incelenmiştir. Analiz sonuçlarından "kendi-için beden", "başkası-için beden", "kendi-için-başkası-için beden" olmak üzere üç ana tema ve "temel acı", "eksiklik hissi", "birincil duygular", "kontrol", "kaçınma", "kimlik", "kişilik", "ikincil duygular", "onay talebi ve diğerleri yönelimlilik" olmak üzere dokuz alt tema ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları, ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve anoreksiya nervozanın yalnızca bedensel bir işlev bozukluğu ya da kültürel bir ürün olmadığı gösterilmiştir.
COVID-19 sürecinde sosyal izolasyonun depresyon ve COVID-19 korkusu ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı COVID-19 sürecinde yaşanan sosyal izolasyonun depresyon ve COVID-19 korkusu ile ilişkisini incelemektir. Ek olarak ise pandemi sürecinde çeşitli demografik değişkenlere göre (Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, depresyon ve kaygı tanısı, evde sosyal izolasyon süresi) depresyon ve COVID-19 korkusu puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmanın katılımcıları Türkiye genelinde 18 yaş üzeri bireylerden oluşmaktadır. Araştırmaya toplamda 518 gönüllü katılmış ve veriler çevrimiçi oluşturulan anket yardımı ile toplanmıştır. Bu araştırmada katılımcıların demografik bilgilerini toplamak adına araştırmacı tarafından hazırlanmış Demografik Bilgi Formu, katılımcıların bu süreç içindeki depresyon düzeylerini ölçmek için Beck Depresyon Envanteri ve COVID-19 korkularını ölçmek içinse COVID-19 korkusu ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak işlenmiştir. Verilerin analizinde basit doğrusal Regresyon analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Bağımsız örneklem T testi araçları kullanılmıştır. ANOVA analizi sonrası hangi gruplar arası fark olduğunu tespit etmek için ise Scheffe ve Tamhane's T2 post hoc testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi sonucunda pandemi sürecinde evde izolasyonda kalma süresinin depresyon puanlarını yordamadığı tespit edilmiş öte yandan yine pandemi sürecinde evde izolasyonda kalma süresinin COVID-19 korkusu puanlarını yordadığı tespit edilmiştir. Bu araştırmada depresyon puanlarında yaş, medeni durum, çalışma durumu ve daha önce depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı alma değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Öte yandan araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda cinsiyet, eğitim durumu ve evde izolasyonda kalma süresi değişkenlerine göre COVID-19 korkusu puanlarında anlamlı bir farklılaşma tespit edilmiştir. Cinsiyet, eğitim durumu, evde izolasyonda kalma süresi değişkenlerine göre depresyon, yaş ve daha önce depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı alma değişkenlerine göre COVID-19 korkusu düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma tespit edilememiştir. Bu araştırmada elde edilen bulguların hem COVID-19 sürecinde hem de sonrasında yapılacak diğer araştırmalara ve çalışmalara katkısı olacağı düşünülmektedir.
Instagram hikaye efektleri kullanımının estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısı ile ilişkisinin incelenmesi
Çalışmanın temel amacı, Instagram hikaye efektleri kullanımının estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısıyla ilişkisinin incelenmesidir. Günümüz teknolojisinde özellikle Instagram'da hızla yaygınlaşan güzellik efektleri kadınlar tarafından sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bu efektler yüze estetik işlemler ve makyajlar yaparak yüzü adeta kusursuzlaştırmaktadır. Bu kusursuzlaştırma estetik cerrahi uzmanlarının bile hastalara sunamayacağı boyutlardadır. Dolayısıyla efekt kullanımının yaygınlığı düşünüldüğünde bu durumun kadınların güzellik algısını bozabileceği, benlik saygılarını düşürebileceği ve onları estetik cerrahiye yönlendirebileceği öngörülmüştür. Bu çerçevede Instagram Hikaye Efektleri Kullanım Ölçeği (IHEKÖ) geliştirilmiş, estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısıyla ilişkisi incelenmiştir. Çalışma 2022 yılında çevrimiçi ortamda Google Formlar aracılığıyla hazırlanan anketin çeşitli sosyal medya platformlarında (Instagram, Whatsapp, Facebook) ve e-posta gruplarında paylaşılmasıyla ulaşılan 506 Instagram hikaye efektleri kullanıcısı kadının verilerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçlarını Sosyodemografik Bilgi Formu, Instagram Hikaye Efektleri Kullanım Ölçeği, Estetik Cerrahi Kabul Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği oluşturmaktadır. Toplanan veriler, SPSS programı kullanılarak; korelasyon, regresyon, bağımsız örneklem t-test ve one-way Anova testleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışma bulguları Instagram hikaye efektleri kullanımıyla estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısının düşmesi, Instagram hikaye efektlerinin kullanımı ile açıklanabilmektedir. Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu ise Instagram'da hikaye efektlerini kullanmanın güzellik algısını olumsuz etkilediğini göstermektedir.
Covid 19 sürecinde salgın hastalık kaygısı, dini başa çıkma, spiritüel iyi oluş ve huzurun incelenmesi
Bu araştırma, COVID-19 sürecinde salgın hastalık kaygısı, dini başa çıkma, spiritüel iyi oluş ve huzurun incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca, salgın hastalık kaygısı, dini başa çıkma, spiritüel iyi oluş ve huzurun demografik değişkenlere göre göre nasıl farklılık gösterdiği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemin grubunda uygun örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 405 katılımcı yer almaktadır. Araştırmada Tarama Modeli kullanılmıştır. Araştırmada, Sosyodemografik Bilgi Formu, Salgın Hastalık Kaygısı, Dini Başa Çıkma Ölçeği, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği ve Huzur Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-Testi, ANOVA ve PearsonKorelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, salgın hastalık kaygısı ile pozitif ve negatif, dini başa çıkma arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu ancak spritüel iyi oluş ve huzur ile genel olarak anlamlı ilişkiler bulunmadığı belirlenmiştir. Pozitif dini başa çıkma ve negatif dini başa çıkma ile spritüel iyi oluş arasında alt boyutlar bağlamında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu görülmüş; Huzur ölçeği ile negatif dini başa çıkma arasında bir ilişki bulunmazken, negatif dini başa çıkma ile huzur arasında zayıf düzeyde ve negatif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Spritüel iyi oluş ile huzur arasında da pozitif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir.
Narsistik kişilik özellikleri ve mükemmeliyetçiliğin yaşam doyumu ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, Narsisizm ve Mükemmeliyetçiliğin Yaşam Doyumuna etkisini incelemeyi hedeflemiştir. Araştırma genel olarak; Kuramsal Açıklamalar, Yöntem, Bulgular ve Tartışma olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Kuramsal Açıklamalar bölümünde narsisizm, mükemmeliyetçilik ve yaşam doyumu kavramları açıklanıp ele alınmış ve teorik çerçeveleri birer birer ortaya konmuştur. Narsisizm daha çok kişilik özelliği ve kişilik bozukluğu şeklinde iki ayrı boyutta incelenmiş bundan ayrı olarak narsisizmle ilgili kendilik psikolojisi gibi kuramlardan bahsedilmiştir. Mükemmeliyetçilik ise alt boyutlar şeklinde incelenmiş ve narsisizm ile olan ilişkisine değinilmiştir. Yaşam doyumu ise bazı kuramlar çerçevesinde ele alınmış ardından hedonik uyum, kişilik, narsisizm ve mükemmeliyetçilik ile ilişkisine değinilmiştir. Yöntem kısmında araştırmanın yöntemi hakkında bilgi verilirken, bulgular kısmında hukuk fakültesi, tıp fakültesi ve sağlık bilimleri fakültesi öğrencileri olmak üzere toplamda 310 kişiye uygulanan Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBM), Narsistik Kişilik Envanteri (NKE) ve Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ) anketlerinin sonuçlarından elde edilen bulgular ortaya konmuştur. Tartışma bölümünde ise bu bulguların hipotezler ve daha önceki çalışmalar ile karşılaştırılması yapılmıştır.
Mühendislik, psikoloji ve tiyatro bölümlerinde okumakta olan üniversite öğrencilerinde iletişim ve empati becerilerinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, İstanbul ili içerisindeki 3 farklı üniversitenin 3 ayrı fakültesinde okuyan öğrencilerin empatik eğilim ve iletişim becerilerini karşılaştırmaktır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili içerisindeki 3 fakültenin; tiyatro, psikoloji ve mühendislik fakültesi öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma grubu; 101 psikoloji, 70 tiyatro ve 99 mühendislik olup 139 kız, 131 erkek öğrenci toplam 270 öğrenciden oluşmaktadır. Bu araştırmada model olarak nedensel - karşılaştırmalı yöntem kullanılmıştır. Araştırma da Empati Ölçeği ve İletişim Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma analizi için bağımsız T test, Anova, Pearson korelasyon kullanılmıştır. Bu çalışmada empati ve iletişim becerileri konusunda bölümler arasındaki farklılığa dair önemli bulgular saptanmıştır. Araştırma sonucunda empati ve iletişim becerileri konusunda öğrencilerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bölümler arası farklılıklara bakıldığında ise; psikoloji öğrencilerinin empati ve iletişim becerileri konusunda tiyatro ve mühendislik öğrencilerinden daha iyi olduğu, tiyatro öğrencilerinin de mühendislik öğrencilerinden daha iyi olduğu saptanmıştır. Erkek öğrencilerin bilişsel empati açısından kızlardan daha iyi olduğu, empatik ilgi-sempati açısından da kızların erkeklerden daha iyi olduğu saptanmıştır. Kız öğrencilerin iletişim becerileri konusunda erkek öğrencilerden uyum yetenekleri, konuşmayı idare etmeleri ve konuşmaya karşı alakaları açısından daha yüksek çıktığı görülmüştür. Araştırma sonuçları, elde edilen bulgular ışığında tartışılmış ve gelecekteki çalışmalara dair öneriler verilmiştir.
Bakım merkezlerinde psikoz hastalarına bakım vericilerde bağlanma stili, iş stresi yükü ve iyilik hali
Bu çalışmada, bakım merkezlerinde psikoz hastalarına bakım vericilerde, bağlanma stilleri, iş stresi yükü ve iyilik hali arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bakım vericilerin iyilik halinde, bağlanma stillerinin ve iş streslerini algılama arasında nasıl bir ilişki olabileceği konusunda inceleme yapılmıştır. Araştırmaya, gönüllülük esasına dayalı 80 katılımcı katılmıştır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak form ve ölçekler kullanılmıştır. Katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Bağlanma Stilleri Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve İş Stresi Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Depresyon, Kaygı, İş stresi ve güvensiz bağlanma stilleri ile cinsiyet farklılıkları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p> .05). Depresyon ve kaygı ile öğrenim durumu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>.05). İş stresi ile öğrenim durumu arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<.05). Depresyon,kaygı ve iş stresi ile medeni durum, aylık net gelir ve çalışma süresi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>.05). Ayrıca yapılan korelasyon analizine göre, bağlanma alt ölçekleri olan güvenli, korkulu, saplantılı ve kayıtsız bağlanma stilleri ile depresyon, kaygı ve iş stresi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05). Güvensiz bağlanma stilleri ile depresyon, kaygı ve iş stresi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05). İş stresi ile depresyon ve kaygı arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05).
Üniversite öğrencilerinde siber zorbalık ve siber mağduriyetin duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş açısından incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde siber zorbalık ve siber mağduriyetin duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Siber zorbalık, siber mağduriyet, duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiler ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 450 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada İlişkisel Tarama Modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak 'Sosyodemografik Bilgi Formu', 'Siber Zorbalık Ölçeği', 'Siber Mağduriyet Ölçeği', 'Psikolojik İyi Oluş Ölçeği' ve 'Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği- KF' kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örnek t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, siber zorbalık ve siber mağduriyet arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte; siber zorbalık ve psikolojik iyi oluş, siber mağduriyet ve psikolojik iyi oluş, siber zorbalık ve duygusal zeka, siber mağduriyet ve duygusal zeka, duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı kabul edilebilecek düzeyde ilişkili olmadığı belirlenmiştir.
Tikler için uyarıcı dürtü ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlama çalışması
Bu çalışmada çocuk ve ergenlerde Tikler için Uyarıcı Dürtü Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır. Tik bozuklukları ile diğer bozukluklar arasında ayrımı yapmak, tik yapmadan önce gelen uyarıcı dürtüleri tanımlayabilmek için ölçeğe ihtiyaç vardır. Araştırmanın hedefi bu eksikliğe ve literatüre katkı sağlamaktır. Araştırma Adana ve Ankara ilinde hizmet veren 2 hastanede tedavi gören 102 çocuk ve ergen ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Tikler için Uyarıcı Dürtü Ölçeği (TUDÖ), Yale Genel Tik Ağırlığını Derecelendirme Ölçeği (YGTADÖ) ve Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılmıştır. Uyarlama çalışmasında önce geçerlik ve güvenirlik incelenmiştir. Geçerlik incelemesi için AFA ve DFA yapılmıştır. Ölçeğin güvenirlik incelemesi için Cronbach's Alfa iç tutarlılık ve eşdeğer test korelasyonuna bakılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi ve güvenirlik testleri için SPSS 21.0, doğrulayıcı faktör analizi için SPSS Amos 25.0 kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda TUDÖ' nün çocuk ve ergenlerde uygulanması için yeterli geçerlik ve güvenirliğe sahip olduğu saptanmıştır. Ayrıca TUDÖ ile YGTADÖ arasında düşük düzey, pozitif ve anlamlı bir korelasyon olduğu, TUDÖ ile GGA arasında anlamlı bir ilişki ortaya çıkmamıştır.
Vejetaryen ve vejetaryen olmayan bireylerin sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri, empati eğilimleri ve saldırganlık davranışları açısından karşılaştırılması
Araştırmada vejetaryen bireylerin sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri, empati eğilimleri ve saldırganlık davranışlarının vejetaryen olmayan bireyler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Nicel ve betimsel metod çerçevesinde yürütülen araştırmada, İstanbul'da ikamet eden 120 vejetaryen ve 120 vejetaryen olmayan katılımcıya anket uygulanmıştır. Kullanılan anket formunda, Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Empatik Eğilim Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği yer almaktadır. Vejetaryen olanların ve olmayanların verilerinin karşılaştırılmasında t-test uygulanmıştır. Sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri, empati eğilimi ve saldırganlık tutumlarının etkileşiminin incelenmesinde regresyona başvurulmuştur. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, vejetaryen ve vejetaryen olmayan grupların her ikisi de otonomik kişilik özelliğine sahip iken; vejetaryenlerin sosyotropi ve otonomi puanları vejetaryen olmayanlardan anlamlı bir şekilde yüksektir. Vejetaryenlerin empatik eğilimleri vejetaryen olmayanlardan daha yüksektir. Vejetaryen olmayanların fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve dolaylı saldırganlıkları vejetaryenlerden anlamlı şekilde yüksektir. Vejetaryenlerin sözel saldırganlıkları ise vejetaryen olmayanlardan daha yüksektir. Bu doğrultuda toplumda sadece bir beslenme şekli olarak görülen vejetaryenliğin aslında bir yaşam biçimi olduğuna yönelik bilinç oluşturmak üzere çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Benlik saygısı ve ego gücünün problem çözme becerisi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, benlik saygısı ve ego gücünün problem çözme becerisi ile ilişkisini inceleyerek literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Ego Sağlamlık Ölçeği ve Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. Araştırmaya 385 gönüllü üniversite öğrencisi katılmıştır. Verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Araştırmada demografik sorular ile ölçekler arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Araştırma sonucunda ego sağlamlık ile problem çözme becerisi arasında anlamlı ilişki; ego sağlamlık ile benlik saygısı arasında anlamlı ilişki; problem çözme becerisi ile benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca yapılan istatistiksel çalışma sonucunda yalnızca benlik saygısı ile gelir durumu arasında anlamlı ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Kişinin gelir düzeyi arttıkça benlik saygısının da arttığı saptanmıştır.
Bilinçli farkındalık düzeyinin algılanan stres ve somatizasyon bozukluğu semptomları ile arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde bilinçli farkındalık düzeyinin algılanan stres ve somatizasyon bozukluğu semptomları ile arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Katılımcıların bu bağlamda algılanan stres seviyeleri ve somatik semptomları da bazı özlük niteliklerine göre incelenmiştir. Araştırma verilerinin büyük çoğunluğu Bahçeşehir Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nde öğrenim gören hazırlık, 1., 2., 3., 4. sınıf ve yüksek lisans öğrencilerinden uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Veriler 393 katılımcıdan toplanmıştır. Daha sonra nihai analiz 386 kişi üzerinden yapılmıştır. Katılımcıların 296'sı (%76.7) kadın ve 90'ı (%23.3) erkektir ve yaş aralıkları 18 ile 33 yıl arasında değişmekte olup, ortalaması 22,98 yıldır. Araştırmada, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Somatik Semptom Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda cinsiyet değişkeni açısından öğrencilerin bilinçli farkındalık puanları arasında anlamlı düzeyde farklılaşma bulunmuştur. Kadınların bilinçli farkındalık düzeyleri erkeklerden anlamlı şekilde yüksektir. Kadınların somatik semptomları erkeklerden anlamlı şekilde yüksektir. Somatik semptom ile bilinçli farkındalık puanları arasında da negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Bilinçli farkındalık puanları ile algılanan stres puanları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Somatik semptom puanları ile algılanan stres puanları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Algılanan stres puanları ve alt boyutlarının puanlarında gelir düzeyine göre anlamlı fark çıkmıştır. Gelir düzeyi düşük olanların algılanan stres oranı, gelir düzeyi orta ve yüksek olanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bilinçli farkındalık ölçeği puanında eğitim durumuna göre anlamlı farklılık vardır. Buna göre, bilinçli farkındalık ölçek puanında üçüncü sınıf öğrencilerinin ölçek puanı, yüksek lisans öğrencilerinin ölçek puanından anlamlı şekilde daha yüksektir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri, sosyal görünüş kaygısı ve akademik erteleme ile ilişkisinin incelenmesi
Araştırma üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri, sosyal görünüş kaygısı ve akademik erteleme ile ilişkisinin incelenmesi üzerine ilişkisel tarama modeline göre hazırlanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Beykent Üniversitesi öğrencileri oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise Beykent Üniversitesi 1. Sınıfı, 2. Sınıf, 3. Sınıf ve 4. Sınıfı öğrencileridir. Bu araştırmada veriler, Üniversite Öğrencilerine uygulanan Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Kullanımı, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, DEHB Kendi Bildirim Ölçeği ve Akademik Erteleme Davranışı Ölçeği ile elde edilmiştir. Kadınların sosyal görünüş kaygısı puan ortalaması ile erkeklerin sosyal görünüş kaygısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Sosyal görünüş kaygısı düşük olan katılımcıların sosyal medya kullanımı puan ortalaması, sosyal görünüş kaygısı orta düzeyde olan katılımcıların sosyal medya kullanımı puan ortalaması ve sosyal görünüş kaygısı yüksek olan katılımcıların sosyal medya kullanımı puan ortalamasının en az ikisi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir.
Obsesif-kompulsif semptomların yaşam doyumuna etkisinde algılanan sosyal desteğin aracı rolü
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin yaşam doyumlarının, Obsesif-Kompulsif belirti düzeylerinin ve algıladıkları sosyal destek düzeylerinin demografik özelliklerine göre farklılaşması; ayrıca yaşam doyumları ile Obsesif-Kompulsif belirti düzeyleri arasındaki ilişkide algıladıkları sosyal destek düzeylerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde İstanbul'da bulunan Beykent ve İstinye Üniversitelerinde lisans öğrenimlerine devam eden, yaşları 18-27 aralığında değişen (X ̅=20.63, SS=1.72) 220'si kadın (%55) ve 180'i erkek (%45) olmak üzere, toplam 400 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada, katılımcıların yaşam doyumu seviyelerini belirlemek için Yaşam Doyumu Ölçeği, Obsesif-Kompulsif semptomları değerlendirmek için Maudsley Obsesif-Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) ve algılanan sosyal destek seviyesini belirlemek amacıyla Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinden faydalanılmıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin demografik özellikleri araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, kadınların Yaşam Doyumu Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Maudsley Obsesif-Kompulsif Soru Listesinden, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği aile ve arkadaş alt boyutlarından, Maudsley Obsesif-Kompulsif Soru Listesi temizlik ve ruminasyon alt boyutlarından aldıkları ortalama puanların erkeklerin aldıkları ortalama puanlardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, üniversite öğrencilerinin Obsesif-Kumpulsif belirtileri, yaşam doyumu ve algıladıkları sosyal destek düzeleri kardeş sıralarına göre farklılaşmamaktadır. Ayrıca, kırda yasayanların Maudsley Obsesif-Kompulsif Soru Listesi temizlik alt boyutundan aldıkları ortalama puanların kentte yasayanlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Obsesif-Kompulsif semptomlar ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin tam aracılık etkisinin olduğu da tespit edilmiştir.
Akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla akıllı telefon kullanan bireylerde akıllı telefon bağımlılığı belirtileri, bu belirtilerin kişilerin uyku kaliteleri ve yaşam kaliteleri üzerine nasıl bir etki ettiği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 406 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla, Sosyo-demografik Form, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu, Richards Campbell Uyku Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) kullanılmıştır. Analizler sonucunda akıllı telefon bağımlılığı, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi ölçeklerinden alınan puanlara göre yaşa, medeni duruma ve eğitim durumuna göre anlamlı farklılık saptanmıştır. Uyumadan önce akıllı telefon kullanma durumuna göre akıllı telefon bağımlılığı, uyku ve yaşam kalitesi puanlarında anlamlı farklılık vardır. Akıllı telefon bağımlılığı ölçeği puanlarının ortalamasının altında veya üstünde olma durumuna göre uyku ve yaşam kalitesi ölçek puanlarında anlamlı farklılık vardır. Akıllı telefon bağımlılığı ölçeği puanlarının ortalamasının altında olanların uyku ve yaşam kalitesi ölçek puanları arasında anlamlı korelasyon vardır. Ayrıca akıllı telefon bağımlılığı ölçek puanlarının uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerine etki ettiği saptanmıştır.