Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Zerrin Bölükbaşı Macit

10 theses · Eskişehir Osmangazi University

Master'sOpen AccessTR

Çocukluk deneyimleri ve ebeveynleşmenin cinsel benlik şeması, cinsel kompulsiyonlar ve ilk cinsel ilişki zamanlaması ile ilişkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın genel amacı yetişkin bireylerin kendilerini cinsel yönden tanımlama şekilleri, ritüelleşmiş ya da rutinleşmiş olan cinsel aktiviteleri gerçekleştirmek için duydukları dürtüler ve cinsel ilişkiyi ilk deneyimledikleri yaş ile çocukluk yaşantıla-rındaki deneyimleri ve erken yaşantılardaki ebeveynlik rolünü benimseme tutumları ara-sında ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Bireylerin çocukluk yaşantılarına dair deneyimlerine ilişkin veriler Ma-nap (2015) tarafından geliştirilen "Çocukluk Yaşantıları Ölçeği" ile, ebeveynleşme düzey-lerine ilişkin veriler Közden (2015) tarafından uyarlanan "Ebeveynleşme Envanteri" ile, cinsel benlik şemasına ilişkin veriler Koçak ve Fışıloğlu tarafından uyarlanan "Cinsel Ben-lik Şeması Ölçeği" ile son olarak bireylerin cinsel kompulsiyon düzeyleri ise Akın & Çeli̇k (2015) tarafından uyarlanan "Cinsel Kompulsiyon Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma-ya 498 kadın ve 150 erkek olmak üzere toplamda 648 kişi katılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler ise Yapısal Eşitlik Modeli SPSS 20.0 ve AMOS 20.0 paket programıyla kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre çocukluk deneyimleri, ebeveynleşme, cinsel benlik şeması, cinsel kompulsiyonlar ve ilk cinsel ilişki zamanlaması arasında anlamlı ilişkiler görülmektedir. Aynı zamanda değişkenlerin alt boyutları arasında da farklı düzeylerde anlamlı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Elde edilen yol analizi sonuçlarına göre bağımsız değişkenlerden olan çocukluk yaşantıları alt alanlarından aile yaşantısı bire-yin cinsel benlik şeması alt alanlarından sevgidolu-şefkatli şemasını negatif yönde yorda-maktadır. Benzer şekilde okul yaşantısı bireyin cinsel benlik şeması olan sevgidolu-şefkatli şemasını negatif yönde yordamaktadır. Çocukluk dönemindeki aile yaşantısı ve okul yaşantısı, bireyin cinsel davranışlara yoğunlaşmasını pozitif yönde yordamaktadır. Çocukluk dönemindeki aile yaşantısı ve okul yaşantısı, bireyin cinsel dürtülerde başarısız-lığını pozitif yönde yordamaktadır. Çocukluk dönemindeki okul yaşantısı bireyin ilk cinsel ilişki yaşını negatif yönde yordamaktadır. Çocukluk dönemindeki kişisel sosyal yaşantılar bireyin cinsel benlik şeması alt alanlarından şehvetli-tahrik edici ve dolaylı-açıksözlülüğü negatif yönde yordamaktadır. Ebeveynleşmenin algılanan yararları yaşantısı bireyin cinsel benlik şemasının tüm alt alanlarını pozitif yönde yordamaktadır. Cinsel davranışlara yo-ğunlaşma ebeveynleşmenin algılanan yararları tarafından pozitif yönde yordamaktadır. Cinsel dürtülerde başarısızlığını kardeş odaklı ebeveynleşme negatif yönde yordamaktadır. İlk cinsel ilişkiyi yaşama yaşı ebeveynleşmenin algılanan yararları tarafından pozitif, ebe-veyn odaklı ebeveynleşme tarafından negatif yönde yordamaktadır. Sonuç ve Öneriler: Sonuç olarak, çocukluk deneyimleri ve ebeveynleşme alt alan-larının cinsel benlik şeması, cinsel kompulsiyonlar ve ilk cinsel ilişkisi zamanlaması alt alanlarını anlamlı bir şekilde yordadığı görüşmüştür. Bu araştırmanın sonuçları, cinsel sağlık politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında rehberlik edecek, toplumun cinsel sağlığını geliştirecek ve ergenlerin riskli cinsel davranışlara girmesini önleyecek potansi-yele sahip olabileceği; cinsel kompulsiyonlara ve olumsuz cinsel benlik şemasına sahip olan yetişkin bireylerle yürütülecek psikolojik danışma seanslarında yol haritası çizebile-ceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Çocukluk Deneyimleri, Ebeveynleşme, Cinsel Benlik Şeması, Cinsel Kompulsiyon, İlk Cinsel İlişki Zamanlaması

Süha Topçu
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travmatik yas, şema başa çıkma biçimleri ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi

Travmatik yas kavramı, alanyazın incelendiğinde travma sonrası stres bozukluğu kriterleri içinde değerlendirilmektedir. Bu durum travmatik yas kavramının, travma sonrası stres bozukluğu gibi patolojik bir tabloyla karıştırılmasına ve travmatik olarak deneyimlenen yas yaşantısının henüz ağır bir bozukluk tablosuna doğru şiddetlenmediği durumlarda bireylerin TSSB tanısı almasına sebep olabilmektedir. İncelenen alanyazında travmatik yas kavramı ile ilgili sınırlı sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Aynı zamanda ulaşılabilen literatürde travmatik yas kavramının şema başa çıkma biçimleri ve psikolojik iyi oluş değişkenleriyle yapılan çalışmalara rastlanmamıştır. Araştırmanın amacı, travmatik yas türünün tek başına bir kavram olarak tanı ve özelliklerini şema başa çıkma biçimleri ve psikolojik iyi oluş değişkenleri çerçevesinde ayrıntılı şekilde incelemek, elde edilen sonuçlar doğrultusunda travmatik yasa sahip bireylere yaklaşım ile ilgili uygulayıcı ve araştırmacılara çeşitli önerilerde bulunmaktır. Sonuç olarak, yakın kaybı yaşamış bireylerin deneyimledikleri travmatik yasın, şema başa çıkma biçimleri tarafından anlamlı düzeyde yordandığı ancak bireylerin psikolojik iyi oluşlarının deneyimledikleri travmatik yası yordamadığı görülmüştür. Şema başa çıkma biçimi alt boyutlarından kaçınmanın, travmatik yasın güçlü bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın alan yazına, araştırmacılara ve uygulayıcılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Merve Behice Al
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencisi olan beliren yetişkinlerde süreklilik kırılması ve algılanan sosyal desteğin ilişkisi

Amaç: Üniversite öğrencisi olan beliren yetişkinlerde süreklilik kırılması ve algılanan sosyal desteğin ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın katılımcıları 2023-2024 eğitim öğretim yılında Eskişehir' de öğrenim gören üniversite öğrencilerinden 1165'i kadın ve 1003'ü erkek olmak üzere toplam 2168 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verileri Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Süreklilik Kırılması Belirleme Ölçeği ile Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Bu araştırmada nicel yöntem takip edilmiş ve ilişkisel tarama yöntemi ile veriler analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma bulgularına göre üniversite öğrencisi beliren yetişkinlerde süreklilik kırılması yaşandığı görülmüştür. Yaşanan süreklilik kırılması ile algılanan sos-yal destek arasında ise negatif yönde korelasyonel ilişki tespit edilmiştir. Süreklilik kırılmasının ise barınma yeri ve sınıf düzeyi değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Süreklilik kırılmasının algılanan sosyal destek ile arasında negatif korelasyon olduğu görülmüştür. Bu sonuçtan yola çıkarak üniversite öğrencilerinin sosyal destek unsurları ile ilişki kurabileceği bağlamların üniversite sosyal yaşamında daha fazla yer verilmesi ve teşvik edilmesi önemli görülmüştür. Aynı zamanda yakın ilişkilerin sağlıklı ilerleyebilmesi adına da eğitici rehberlik etkinliklerinin üniversite ruh sağlığı kurumları tarafından düzenlenmesi de önerilmektedir. Süreklilik kırılması barınma yeri ve sınıf düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Yapılacak başka çalışmalarda üniversite öğrencilerinin süreklilik kırılması yaşamasında etkili olabilecek farklı değişkenleri sürece dahil etmelerinin de literatüre katkı sağlaması açısından önemli görülmüştür. Anahtar kelimeler: Süreklilik kırılması, Süreklilik ilkesi, Çeyrek yaş krizi, Gelişim krizi, Beliren yetişkinlik, Algılanan sosyal destek, Üniversiteye uyum.

Algılanan sosyal destekOkula uyum
Buse Melis Emeksiz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Evlilik doyumu ve toplumsal cinsiyet rollerine dair tutumlar arasındaki ilişkinin cinsel öz yeterlik ve ilişkisel öz yeterlik aracılığı ile yapısal bir model çerçevesinde sınanması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve evlilik doyumu arasındaki ilişki bağlamında ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterlik düzeylerinin aracılık rolünü Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) aracılığıyla incelemektir. Bu hedef doğrultusunda oluşturulan ve araştırma kapsamında test edilen model kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı sınanmıştır. Yöntem: İlişkisel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada evli bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve evlilik doyum düzeyleri arasındaki ilişkide, ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterliğin aracılık rolü incelenmiştir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden nedensel karşılaştırma yöntemine başvurulmuş ve modelin test edilmesinde YEM kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri evli bireylerin evlilik doyumu, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları, ilişkideki öz yeterlikleri ve cinsel öz yeterlik düzeyleridir. Bu araştırmanın çalışma grubunu evlilik ilişkisi devam eden 276 erkek ve 374'ü kadın olmak üzere toplam 650 birey oluşturmaktadır. Mevcut araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutum Ölçeği, İlişki Özyeterlik Ölçeği, Cinsel Özyeterlik Ölçeği ve Evlilik Yaşam Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ele alınan değişkenlerin ölçülmesinde kullanılan tüm ölçme araçlarının yapı geçerlilikleri test edilmiştir. Bulgular: YEM analizleri sonucunda doğrudan etkiler değerlendirildiğinde; erkek cinsiyet rolü ile ilişkide özyeterlik arasındaki yolun anlamlı ve pozitif yönde olduğu, ilişkide özyeterlik ile cinsel özyeterlik arasındaki yolun da anlamlı ve pozitif yönde olduğu, son olarak cinsel özyeterliğin evli bireylerin evlilik doyumlarını doğrudan pozitif yönde yordadığı tespit edilmiştir. Diğer doğrudan etkiler ise anlamlı bulunmamıştır. Elde edilen model evli bireylerin evlilik doyumlarının %12'sini açıklamıştır. Sonuç olarak, yukarıda gösterilen değerler çerçevesinde, evli bireylerin ilişkide öz yeterlikleri ve cinsel öz yeterliklerinin erkek cinsiyet rolü ile evlilik doyumları arasındaki ilişkide aracı role sahip olduğu söylenebilir. Evli bireylerin ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterliklerinin erkek cinsiyet rolü ile evlilik doyumları arasında dolaylı aracılık etkilerinin anlamlı olduğu belirlenmiştir b= 0.075, 95% GA [0.012, 0.317]. Benzer şekilde, ilişkide öz yeterlik ile evlilik doyumu arasında cinsel özyeterliğin aracı olduğu dolaylı etkiler de anlamlıdır b= 0.091, 95% GA [0.049, 0.149]. Diğer taraftan, modelde yer alan diğer dolaylı etkiler anlamlı değildir. Bu sonuca dayalı olarak, evli bireylerin erkek cinsiyet rollerinin ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterlikleri aracılığıyla evlilik doyumlarını etkilediği ifade edilebilir. Erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı test edilen her iki modelde de toplumsal cinsiyet rollerinden sadece erkek cinsiyet rolü ile evlilik doyumu arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, genel modelde olduğu gibi sonuçlar her iki model için de benzer çıkmıştır. Ayrıca, açıklanan varyansın erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmanın amacı doğrultusunda, evli bireylerin evlilik doyumuna ilişkin bir model önerisi sunulmuştur. Test edilen yapısal modelde; toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel tutum (erkek cinsiyet rolü) ilişkide özyeterliği pozitif yönde ve anlamlı düzeyde, ilişkide özyeterlik cinsel özyeterliği pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ve cinsel özyeterlik de evlilik doyumunu pozitif yönde ve anlamlı düzeyde yordamıştır. Mevcut çalışmanın, doyum sağlanan evlilik ilişkisinde toplumsal cinsiyet rolleri, özyeterlik ve cinselliğin oynadığı rolleri belirlemeye yönelik yürütülebilecek daha geniş ve kapsayıcı araştırmaların bir parçası olabileceği düşünülmektedir. Elde edilen bulgular çerçevesinde hem uygulayıcılara hem de araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur.

Cinsel özyeterlilikCinsiyet rolleriEvlilik doyumu+6
Maarif Mammadov
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Evlilik doyumu ve toplumsal cinsiyet rollerine dair tutumlar arasındaki ilişkinin cinsel öz yeterlik ve ilişkisel öz yeterlik aracılığı ile yapısal bir model çerçevesinde sınanması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve evlilik doyumu arasındaki ilişki bağlamında ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterlik düzeylerinin aracılık rolünü Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) aracılığıyla incelemektir. Bu hedef doğrultusunda oluşturulan ve araştırma kapsamında test edilen model kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı sınanmıştır. Yöntem: İlişkisel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada evli bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve evlilik doyum düzeyleri arasındaki ilişkide, ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterliğin aracılık rolü incelenmiştir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden nedensel karşılaştırma yöntemine başvurulmuş ve modelin test edilmesinde YEM kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri evli bireylerin evlilik doyumu, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları, ilişkideki öz yeterlikleri ve cinsel öz yeterlik düzeyleridir. Bu araştırmanın çalışma grubunu evlilik ilişkisi devam eden 276 erkek ve 374'ü kadın olmak üzere toplam 650 birey oluşturmaktadır. Mevcut araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutum Ölçeği, İlişki Özyeterlik Ölçeği, Cinsel Özyeterlik Ölçeği ve Evlilik Yaşam Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ele alınan değişkenlerin ölçülmesinde kullanılan tüm ölçme araçlarının yapı geçerlilikleri test edilmiştir. Bulgular: YEM analizleri sonucunda doğrudan etkiler değerlendirildiğinde; erkek cinsiyet rolü ile ilişkide özyeterlik arasındaki yolun anlamlı ve pozitif yönde olduğu, ilişkide özyeterlik ile cinsel özyeterlik arasındaki yolun da anlamlı ve pozitif yönde olduğu, son olarak cinsel özyeterliğin evli bireylerin evlilik doyumlarını doğrudan pozitif yönde yordadığı tespit edilmiştir. Diğer doğrudan etkiler ise anlamlı bulunmamıştır. Elde edilen model evli bireylerin evlilik doyumlarının %12'sini açıklamıştır. Sonuç olarak, yukarıda gösterilen değerler çerçevesinde, evli bireylerin ilişkide öz yeterlikleri ve cinsel öz yeterliklerinin erkek cinsiyet rolü ile evlilik doyumları arasındaki ilişkide aracı role sahip olduğu söylenebilir. Evli bireylerin ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterliklerinin erkek cinsiyet rolü ile evlilik doyumları arasında dolaylı aracılık etkilerinin anlamlı olduğu belirlenmiştir b= 0.075, 95% GA [0.012, 0.317]. Benzer şekilde, ilişkide öz yeterlik ile evlilik doyumu arasında cinsel özyeterliğin aracı olduğu dolaylı etkiler de anlamlıdır b= 0.091, 95% GA [0.049, 0.149]. Diğer taraftan, modelde yer alan diğer dolaylı etkiler anlamlı değildir. Bu sonuca dayalı olarak, evli bireylerin erkek cinsiyet rollerinin ilişkide öz yeterlik ve cinsel öz yeterlikleri aracılığıyla evlilik doyumlarını etkilediği ifade edilebilir. Erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı test edilen her iki modelde de toplumsal cinsiyet rollerinden sadece erkek cinsiyet rolü ile evlilik doyumu arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, genel modelde olduğu gibi sonuçlar her iki model için de benzer çıkmıştır. Ayrıca, açıklanan varyansın erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmanın amacı doğrultusunda, evli bireylerin evlilik doyumuna ilişkin bir model önerisi sunulmuştur. Test edilen yapısal modelde; toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel tutum (erkek cinsiyet rolü) ilişkide özyeterliği pozitif yönde ve anlamlı düzeyde, ilişkide özyeterlik cinsel özyeterliği pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ve cinsel özyeterlik de evlilik doyumunu pozitif yönde ve anlamlı düzeyde yordamıştır. Mevcut çalışmanın, doyum sağlanan evlilik ilişkisinde toplumsal cinsiyet rolleri, özyeterlik ve cinselliğin oynadığı rolleri belirlemeye yönelik yürütülebilecek daha geniş ve kapsayıcı araştırmaların bir parçası olabileceği düşünülmektedir. Elde edilen bulgular çerçevesinde hem uygulayıcılara hem de araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur.

Cinsel özyeterlilikCinsiyet rolleriEvlilik doyumu+6
Maarif Mammadov
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim öğretmenlerinin meslekteki tükenmişlik düzeylerinin, bilinçli farkındalık ve psikolojik ihtiyaçları tarafından yordanması

Amaç: Bu araştırmanın temel amacı, özel eğitim öğretmenlerinin mesleki tükenmişlikleri üzerinde bilinçli farkındalık ve psikolojik ihtiyaçlarının etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmanın katılımcıları Millî Eğitim Bakanlığına bağlı özel ve resmi özel eğitim kurumlarında çalışan 163 erkek ve 340 kadın özel eğitim öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırma verileri, Maslach Tükenmişlik Envanteri, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Bu araştırmada nicel yöntem takip edilmiş ve ilişkisel tarama yöntemi ile veriler analiz edilmiştir. Özel eğitim öğretmenlerinin cinsiyet, meslekteki çalışma yılı ve çalışılan öğrenci grubu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesinde bağımsız t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Ayrıca mesleki tükenmişlik, psikolojik ihtiyaç ve bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre, bilinçli farkındalık ve psikolojik ihtiyaçlar cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Tükenmişliğin duyarsızlaşma alt boyutu cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Özel eğitim öğretmenlerinin tükenmişlik, psikolojik ihtiyaç ve bilinçli farkındalık düzeyleri ile meslekteki çalışma yılları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmamaktadır. Özel eğitim öğretmenlerinin bilinçli farkındalık ve tükenmişlik düzeyleri ile çalıştıkları öğrenci grubu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Özel eğitim öğretmenlerinin psikolojik ihtiyaçlarının ilişkisellik alt boyutuna ait ortalama puanları ile çalıştıkları öğrenci grubunun düzeyi anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Sonuç ve Öneriler: Hafif düzey engele sahip öğrencilerle çalışan özel eğitim öğretmenlerinin ilişkisellik puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Özel eğitimin önemli bileşenlerini oluşturan aile ve çocuk ile öğretmen arasında iletişimi arttırmaya yönelik sosyal etkinliklerin planlanması önemli görülmüştür. Özel eğitim öğretmenlerinin tükenmişliğinde rol oynayan etmenler yöneticiler, diğer öğretmenler, öğrenciler ve aileler eksenli olduğundan dolayı sorunların önüne geçmeye yönelik çözüm odaklı yöntemlere başvurulması ve sağlıklı bir iletişimin sağlanması önemli görülmüştür.

Bilinçli farkındalıkOkul tükenmişliğiPsikolojik danışmanlık+7
Selçuk Altundaş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim öğretmenlerinin meslekteki tükenmişlik düzeylerinin, bilinçli farkındalık ve psikolojik ihtiyaçları tarafından yordanması

Amaç: Bu araştırmanın temel amacı, özel eğitim öğretmenlerinin mesleki tükenmişlikleri üzerinde bilinçli farkındalık ve psikolojik ihtiyaçlarının etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmanın katılımcıları Millî Eğitim Bakanlığına bağlı özel ve resmi özel eğitim kurumlarında çalışan 163 erkek ve 340 kadın özel eğitim öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırma verileri, Maslach Tükenmişlik Envanteri, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Bu araştırmada nicel yöntem takip edilmiş ve ilişkisel tarama yöntemi ile veriler analiz edilmiştir. Özel eğitim öğretmenlerinin cinsiyet, meslekteki çalışma yılı ve çalışılan öğrenci grubu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesinde bağımsız t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Ayrıca mesleki tükenmişlik, psikolojik ihtiyaç ve bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre, bilinçli farkındalık ve psikolojik ihtiyaçlar cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Tükenmişliğin duyarsızlaşma alt boyutu cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Özel eğitim öğretmenlerinin tükenmişlik, psikolojik ihtiyaç ve bilinçli farkındalık düzeyleri ile meslekteki çalışma yılları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmamaktadır. Özel eğitim öğretmenlerinin bilinçli farkındalık ve tükenmişlik düzeyleri ile çalıştıkları öğrenci grubu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Özel eğitim öğretmenlerinin psikolojik ihtiyaçlarının ilişkisellik alt boyutuna ait ortalama puanları ile çalıştıkları öğrenci grubunun düzeyi anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Sonuç ve Öneriler: Hafif düzey engele sahip öğrencilerle çalışan özel eğitim öğretmenlerinin ilişkisellik puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Özel eğitimin önemli bileşenlerini oluşturan aile ve çocuk ile öğretmen arasında iletişimi arttırmaya yönelik sosyal etkinliklerin planlanması önemli görülmüştür. Özel eğitim öğretmenlerinin tükenmişliğinde rol oynayan etmenler yöneticiler, diğer öğretmenler, öğrenciler ve aileler eksenli olduğundan dolayı sorunların önüne geçmeye yönelik çözüm odaklı yöntemlere başvurulması ve sağlıklı bir iletişimin sağlanması önemli görülmüştür.

Bilinçli farkındalıkOkul tükenmişliğiPsikolojik danışmanlık+7
Selçuk Altundaş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlere yönelik ADDT (Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi) yaklaşımı temelli mobil uygulama geliştirilmesi ve uygulamanın iletişim becerisi, bilişsel esneklik ve akılcı olmayan inançlar üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı ergenlere yönelik ADDT temelli mobil uygulama geliştirmek ve uygulamanın iletişim becerileri, bilişsel esneklik ve akılcı olmayan inançlar üzerindeki etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmada nicel ve nitel analizlerin bir arada kullanıldığı karma desen kullanılmıştır. Çalışmanın nicel boyutunu iki grup (deney grubu ve kontrol grubu) ve üç ölçüm (ön test, son test ve izleme) olarak tasarlanmış yarı deneysel desen oluşturmuştur. Çalışmanın bağımsız değişkenini ergenlere yönelik geliştirilen Think In mobil uygulamasının uygulanması, bağımlı değişkenlerini ise ergenlerin iletişim becerileri, bilişsel esneklik ve akılcı olmayan düzeyleri oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, 2023-2024 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde yüz yüze eğitime devam eden gönüllü lise öğrencilerinden -rastgele- oluşturulmuştur. Çalışma grubu deney grubunda 9, kontrol grubunda 8 olmak üzere toplam 17 kişiden oluşmuştur. Çalışma grubuna uygulama öncesinde (ön-test), uygulama sonrasında (son-test) ve uygulama tamamlandıktan 4 hafta sonra (son-test) "İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Mantıksız İnançlar Ölçeği-Ergen Formu" uygulanmıştır. Deney grubu, araştırma kapsamında geliştirilen mobil uygulamayı telefonlarına indirip uygulamış, kontrol grubuna herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Elde edilen verilerin analizinde öncelikle verilerin normal dağılımı için basıklık, çarpıklık ve Shapiro Wilk anlamlılık değerleri incelenmiştir. Varyans homojenliği için Levene testi, küresellik varsayımı için Mauchly Küresellik Testi uygulanmıştır. Deney ve kontrol gruplarının ön test puanlarını karşılaştırmak için Bağımsız Gruplar T-testi analizi yapılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının ön test ve son test puanların değişkenler açısından karşılaştırmak için Karma Ölçümlü İki Yönlü ANOVA kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda fenomenolojik desen tercih edilmiştir. Nitel verilerin elde edilmesi için araştırmacı tarafından deneysel çalışmanın tamamlanmasının ardından uygulamayı tamamladıktan sonraki bir hafta içinde deney grubu katılımcılarıyla yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen nitel veriler tümevarımsal analiz çerçevesinde betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada elde edilen nicel bulgular ergenlere yönelik geliştirilen ADDT temelli mobil uygulamanın ergenlerin iletişim becerileri, bilişsel esneklik ve akılcı olmayan inanç düzeylerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Araştırmada elde edilen nitel bulgular, uygulama tamamlandıktan sonra deney grubu ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşme analizlerinde; katılımcıların kendini tanıma, iletişim becerilerinde olumlu değişim, duygu kontrolü, esnek düşünme, akılcı ve akılcı olmayan inançları tanıma ve düşünceleri sınıflandırma konularında yeni beceriler kazandıklarına ilişkin görüşlere sahip olduklarını göstermiştir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmadan elde edilen nicel bulgular, geliştirilen uygulamanın ergenlerin iletişim becerisi, bilişsel esneklik ve akılcı olmayan inançları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Ancak deney grubu katılımcıları ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen nitel bulgular, katılımcıların öz farkındalıklarının artması, düşünce süreçlerini kontrol etmeleri, olumsuz duygularla başa çıkabilmeleri, iletişimlerinin daha iyi olmasına yönelik ifadeleri; uygulamanın araştırmanın değişkenleri olan iletişim becerileri, bilişsel esneklik ve akılcı olmayan inançlar üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Söz konusu bilgi ve becerilerin kazanımına yönelik ifadeler, uygulamanın katılımcılar üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermekte olup ergenlik dönemindeki bireylerin gelişim süreçlerine destek olması amacıyla kullanımı uygundur.

Zeynep Haşimi
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerde ilişki istikrarının yordayıcısı olarak algılanan ebeveyn tutumları ve flört şiddeti

Amaç: Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerdeki ilişki istikrarının algılanan ebeveyn tutumları ve flört şiddeti tarafından yordanıp yordanmadığının belirlenmesidir. Bununla birlikte algılanan ebeveyn tutumu, flört şiddeti ve ilişki istikrarı ile ilgili olabileceği düşünülen cinsiyet, şiddete maruz kalma ve şiddet uygulama gibi çeşitli değişkenlerle arasındaki ilişkiye de bakılmıştır. Yöntem: Bu araştırmada araştırmanın bağımsız değişkeni olan algılanan ebeveyn tutumları ile araştırmanın bağımlı değişkenleri olan flört şiddeti ve ilişki istikrarının ilişkileri inceleneceğinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Zamansal taramalar bağlamında incelendiğinde yapılan çalışma kesit alma yaklaşımına uygun gerçekleştirilmiştir. Yapılmış olan bu araştırmanın evreni beliren yetişkinlik döneminde olan ve daha önce flört ilişkisi deneyimi geçirmiş ya da halen deneyimleyen genç bireyler olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda üniversitede öğrenim gören ya da üniversite hazırlık döneminde olan 475 kadın ve 206 erkek katılımcıya veri toplama aracı uygulanmıştır. Çalışma grubu için faktör analizi tekniğinin kullanımı uygun görülmüştür. Örneklem seçiminde amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi uygulanmıştır. Araştırma kapsamında öğrencilerin aile yaşantılarında hangi ebeveyn tutumuna göre yetiştirildiğini tespit edebilme amacıyla "Anne-Baba Tutum Ölçeği", gençlerin flört ilişkisinde şiddete yönelik tutumlarını belirleme amacıyla "Flört Şiddeti Tutum Ölçeği" ve son olarak partnerlerin ilişki istikrarını belirleme amacıyla "İlişki İstikrarı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın hedefine uygun olarak t testi, anova, korelasyon ve regresyon analizleri teknikleri uygulanmıştır. Bulgular: Algılanan ebeveyn tutumlarının ve flört şiddetinin ilişki istikrarı alt boyutları olan ilişki doyumu, seçeneklerin niteliğini değerlendirme, yatırım ve bağlanım ile ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Regresyon analizleri sonucu farklı ebeveyn tutumları ve flört şiddeti türlerinin ilişki istikrarını pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Sonuç ve Öneriler: Sonuç olarak algılanan ebeveyn tutumlarının flört şiddeti ve ilişki istikrarını yordadığı görülmüştür. Bu çalışmanın ilişki istikrarı alanyazınına ve ebeveyn-çocuk ilişkisini güçlendirici çalışmalar yapılması açısından uygulayıcılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Esmahan Coşgun
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerin köken aile fonksiyonları ve ilişki öz düzenlemeleri arasındaki ilişkide benlik ayrımlaşmasının aracı rolü

Amaç: Geçmiş zamanlardan beri, insanlar yakın ilişkiler içinde olmayı ve bu bağları sürdürebilmeyi amaçlamıştır. İlişkilerin daha sağlıklı hale gelmesi için gösterilen ilişki öz düzenleme becerisinin, bireylerin ilişki memnuniyetiyle güçlü bir bağlantısı olduğu ifade edilmektedir. Köken aile fonksiyonları üzerine yapılan araştırmalar, sağlıklı bir köken aile iklimine sahip bireylerin evlilik hayatlarında ilişki öz düzenleme stratejilerini daha olumlu şekilde kullandıklarını göstermektedir. Köken ailesinde sağlıklı etkileşimler yaşayan bireyler, daha özerk olup kendi fikirlerine dayanarak yeni bir hayata adım atar. Başka bir ifadeyle, ebeveynlerin ilişki dinamikleri çocukların özerklik, benlik farklılaşması ve sağlıklı ilişkiler kurma becerilerini olumlu yönde destekleyebilir. Benlik ayrımlaşması ve öz düzenleme üzerine yapılan araştırmalar, bireyin ayrımlaşma düzeyi yükseldikçe öz düzenleme ve öz denetim becerilerinin de arttığını ortaya koymaktadır. Alan yazına bakıldığında, ilişki öz düzenlemenin benlik ayrımlaşması ve köken aile fonksiyonları ile ele alındığı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Benlik ayrımlaşmasının, köken aile fonksiyonları ile yakın ilişkilerde öz düzenleme arasındaki etkileşimde aracı bir rol oynayıp oynamadığını incelemenin önemli olduğu değerlendirilmiştir. Yöntem: Bu araştırmanın çalışma grubunu Eskişehir ve İstanbul illerinde yaşayan 18-54 yaş aralığında evli bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların köken aile fonksiyonlarını ölçmek amacıyla Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ), benlik ayrımlaşma düzeyini ölçmek için Benlik Ayrımlaşması Ölçeği (BAÖ) ve ilişki öz düzenleme düzeylerini ölçmek için Etkili İlişkiler için Davranışsal Öz Düzenleme Ölçeği (EİDÖDÖ) araçları kullanılmıştır. Bu araştırmaya ait veriler Google Formlar aracılığıyla toplanmıştır. ADÖ'nün faktör yapısının elde edilen veriler ile ne ölçüde uyumlu olduğunu test etmek adına Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. Evli bireylerin ilgili ölçeklerden aldığı puanlar arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile incelenmiştir. İlgili değişkenlerin evlilik süresi, eğitim durumu ve cinsiyet değişkenlerine göre farklılaşma durumları ANOVA ve Welch t test ile analiz edilmiştir. Benlik ayrımlaşmasının köken aile fonksiyonları ve ilişki öz düzenleme arasındaki ilişkide aracılık rolünü test etmek amacı ile Bootstrap analizi uygulanmıştır. Bulgular: ADÖ'nün alt boyutlarından problem çözme, iletişim ve roller ile ilişki öz düzenleme arasındaki ilişkide benlik ayrımlaşmasının aracı rol oynadığı bulunmuştur. Katılımcıların köken aile fonksiyonları, benlik ayrımlaşması ve ilişki öz düzenleme düzeylerinin demografik değişkenlere göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Evlilik süresi açısından incelendiğinde 11-20 yıl evli olan bireylerin iletişim fonksiyonu 21-30 yıl evli olanlara göre daha işlevsel olduğu bulunmuştur. Eğitim durumu açısından bakıldığında eğitim düzeyi daha yüksek olan katılımcıların roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü, genel işlevler fonksiyonları daha işlevsel olurken, ilişki öz düzenleme becerileri daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyet değişkeni açısından incelendiğinde erkekler kadınlara göre problem çözme, iletişim fonksiyonunda daha işlevsel olup benlik ayrımlaşma değişkeninde daha yüksek düzeye sahiptir. Kadınlar ise gereken ilgiyi gösterme fonksiyonunda erkelere göre daha işlevsel olmuştur. Sonuç ve Öneriler: Evli bireylerde köken aile fonksiyonları ilişki öz düzenlemeyi etkilemektedir. Bu ilişkide benlik ayrımlaşmasının aracılık etkisi olduğu görülmektedir. Bu araştırmanın, literatüre, araştırmacılara ve uygulayıcılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Münevver Demirkaya
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Educational Sciences
2025
00

Other supervisors