Theses supervised by Prof. Dr. A. Kemal Çelebi
11 theses · Manisa Celal Bayar University
Dünyada ve Türkiye'de nüfus artışını teşvik eden kamu mali politikalarının analizi
Toplumların sosyal refaha ulaşmak için yön vermesi gereken unsurlardan biri nüfuslarıdır. Bu noktada gelişmiş ülkelerin sorunu nüfuslarının yaşlanmasıdır. Bunun önüne geçebilmek için ülkeler doğurganlık artışını teşvik eden kamu politikaları uygulamaktadır. Çalışmada bu politikaları ve yarattığı sonuçları analiz etmek amaçlanmış, ilk bölümde nüfusbilim, nüfus ve ekonomik kalkınma ilişkisi ve üreme hakkı kavramı incelenmiştir. İkinci bölümde dünyada nüfus yapısının gelişimi, sonuçları, seçili ülkelerin nüfus artışını teşvik eden mali ve mali olmayan politikaları irdelenmiş, son bölümde ise politikaların 1995-2015 yılları arasında doğurganlık üzerindeki etkisi veriler doğrultusunda analiz edilmiştir. Ücretli izin haklarını, çocuk yardımlarını, kurumsal çocuk bakım desteklerini iyileştirmenin yanında ebeveynlere esnek çalışma hakkı tanıyan İskandinav ülkeleri, Belçika, Fransa, Avustralya ve Rusya'da doğurganlık oranları seçili diğer ülkelerle kıyaslandığında yüksektir. Özellikle kurumsal çocuk bakım desteği, iyileştirilmiş ücretli izin ve esnek çalışma hakkı ile birleştiğinde çalışan kadınların çocuk sahibi olmalarından kaynaklanan fırsat maliyetlerini azaltarak doğurganlık oranlarını arttırmaktadır. Çekya, İtalya, İspanya, Kanada, Japonya, Almanya, Portekiz ve Slovakya'da kamu politika karması zayıf ve doğurganlık oranları daha düşüktür. İrlanda'da 1990'lı yıllarda düşen doğurganlık oranı, günümüzde kamu desteği ile yükselmiştir. Ülkemizde düşen doğurganlık oranları 2008 yılında başlayan pronatalist politikalar ile arttırılmaya çalışılsa da teşvikler, gelişmiş ülkelere kıyasla yetersiz kalmış ve doğurganlık oranı arttırılamamıştır. Seçili ülkelerin çoğunda kürtaj serbestisi ve aile planlaması uygulamalarının doğurganlık artışı önünde engel oluşturmaması, doğurganlık artışının, ailelerin sosyal refahlarının arttırılması yolunda belirli müşevvikler ile gerçekleştirilmeye çalışıldığının bir göstergesidir. Anahtar kelimeler: Nüfus, nüfus artışı, doğurganlık, gelişmiş ülkeler, teşvikler, mali politikalar
Türkiye ve AB ülkelerinde tarımsal destek politikalarının karşılaştırmalı analizi
Tarım yüzyıllardan bu yana insanoğlunun yaşamını devam ettirmesi için stratejik bir sektördür. Bütün dünya ülkelerinde tarım sektörü sahip olduğu özelliklerden dolayı çeşitli şekillerde desteklenmekte, ülke kaynaklarının önemli bir kısmı tarımsal destekleme politikalarıyla bu alana aktarılmaktadır. Kamusal müdahale temelinde yapılan tarımsal destekleme politikaları; kamu kesimi tarafından tarım ürünlerinin fiyatlarına doğrudan ya da dolaylı olarak yapılabilecek çeşitli müdahaleleri içermektedir. Bu müdahaleler, düzenleme şeklinde yapılabileceği gibi, fiyat oluşumuna doğrudan ya da dolaylı olarak etki eden diğer mekanizmalarla da olabilmektedir. Destekleme politikaları tüm dünyada liberalleşme trendine rağmen etkinliğini sürdürmekte, özellikle gelişmiş birçok ülkede tarım halen en çok kollanan sektör olarak varlığına devam etmektedir. Uygulanan politikalar kamu bütçesi, üretici ve tüketici refahı, kaynak kullanım seçeneklerini değiştirmekte, üretim, istihdam, dış ticaret, gelir dağılımı gibi makro politikaları etkilemekte ve ulusal gelir ve refah üzerinde seçilen politikalar doğrultusunda belirleyici etkiler oluşturmaktadır. Avrupa Birliği?nde tarım sektörünün desteklenmesi ve yönlendirilmesi Ortak Tarım Politikası (OTP) kapsamında yürütülmektedir. OTP, AB?nin ilk ortak politikası olup birlik bütçesinin de yaklaşık yarısı bu amaçla kullanılmaktadır. Avrupa Birliği?nin tarımsal politikasının temel amacı; topluluğa üye ülkelerin tarımsal üretimini artırmak, üreticilere daha iyi bir yaşam sağlamak, çevre dostu tarım uygulamalarını teşvik etmek, bitki ve hayvan sağlığı standartlarının yaygınlaştırılması, kırsal bölgeler arasında işbirliği ve kırsal gelişmeyle ilgili deneyim ve bilgi alışverişini sağlamak ve arzın devamlılığını sağlamak için tarım piyasalarını istikrara kavuşturmaktır. Türkiye?nin AB uyum çalışmalarında en kapsamlı alanı tarım sektörü oluşturmakta, AB tarım politikalarına entegrasyonun sağlanması birliğe tam üye olabilmek en önemli koşul olarak Türkiye?nin karşısına çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye?de ve AB?de uygulanan destekleme politikaları, yaşanılan önemli siyasi ve sosyal olaylara göre tarihsel dönemlere ayrılarak değerlendirilmiş, yapılan desteklerin hangi amaçla verildiği ve belirlenen amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığı araştırılmıştır. Avrupa Birliği?nde uygulanan desteklerle, Türkiye?de uygulanan desteklerin karşılaştırılması sonucu Türkiye için başlıca kısıtlar ve farklılıklar ortaya konulmuş, uyuma yönelik yapılması gereken başlıca önlemler belirlenmiş ve reform önerileri tartışılmıştır.
Çevreye yönelik kamusal politika araçları: Avrupa birliği ve Türkiye karşılaştırması
Çevre uzun yıllar ekonomik birimler tarafından göz ardı edilmiştir. Çünkü çevre bitmez ve tükenmez serbest bir mal olarak görülmüştür. Ancak durumun sanıldığı gibi olmadığı son yüzyılda anlaşılmıştır. Çevrenin özellikle kamusal bir mal oluşu ve sorunlarının dışsallık içermesi ekonomistleri çevreyle ilgilenmeye yöneltmiştir. Hakikaten günümüz dünyasında çevre sorunları önemli boyutlara ulaşmıştır. Artık ülkeler bu sorunla mücadelede beraber hareket etmektedir. Birçok uluslararası kuruluş ve ülke toplulukları çevre politikalarına önem vermeye başlamıştır. Avrupa Birliği de üye olan ülkelere benzer politikaları uygulama konusunda baskı yapmaktadır. Bununla beraber, ülkeler kendileri kamusal politikalar uygulayabilmektedir. Bu kapsamda, vergi, yasal düzenleme, standart, sübvansiyon, kirletme haklarının tanımlanması gibi kamusal önlemler ülkelerin uygulandıkları başlıca politika araçlarıdır. Bu politika araçları ile çevre sorunları giderilmeye ve çevrenin korunması sağlanmaya çalışılmaktadır. Gerek Avrupa Birliği ülkeleri gerekse Türkiye ifade edilen kamusal politika araçlarını kullanarak çevre sorunları ile mücadele etmektedir. Fakat bu konuda ne kadar başarılı oldukları tartışmalıdır. Çevre sorunlarının önemli boyutlarda olduğu Türkiye'de Avrupa Birliğine kıyasla politikaların başarılı olmadığı söylenebilir. Bunun için hangi önemlerin alınması gerektiği düşünülmelidir. Çalışmamızda bu kapsamda Avrupa Birliği ile Türkiye'de uygulanan çevreye yönelik kamusal politika araçları karşılaştırılarak, Türkiye açısından önerilerde bulunulmayı çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle çevre ve sorunları ile çevrenin ekonomik-mali yönü ve çevreye yönelik kamusal politika araçları açısından teorik açıklamalarda bulunulmuştur. Sonraki kısımda ise Avrupa Birliği çevre politikaları, Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan çevreye yönelik kamusal politika araçları, Türkiye'de çevre politikaları ve çevreye yönelik kamusal araçlar açıklanmıştır. Yine bu kısımda Avrupa Birliği ile Türkiye açısından karşılaştırma yapılarak Türkiye için tespit ve önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin istihdam üzerindeki etkileri : Avrupa Birliği ile bir karşılaştırma
İstihdamla ilgili sorunlar, ülkelerin ekonomik yapıları farklı olması nedeniyle her ülkede farklı ekonomik ve sosyal etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle istihdam ve işsizlik sorununa ülkeler çok önem vermektedir. İstihdam ve işsizlik sorunu birçok ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli sorunudur. Özellikle artan işsizlik oranı Türkiye'de bu problemin nasıl çözüleceğine dair yolların bulunma çabalarının artmasına neden olmuştur. Bu konudaki genel görüşe göre istihdam sorununun ağırlaşmasına yol açan bir çok sebep vardır. Ancak en önemlisi istihdam üzerindeki ağır vergi yüküdür.Son dönemlerde istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi yolunda işçi ve işveren arasında bir fikir birliğinin olduğu söylenebilir. İşçi açısından istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi daha çok ücret elde etmesi anlamı taşımaktadır. Bu durum işveren açısından ise işgücü maliyetinin düşmesine karşılık gelmektedir. Bu nedenle hemen hemen tüm ülkelerde istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi eğilimi gözlenmektedir. Böylelikle yerli ve yabancı sermayenin önü açılarak yatırım ve istihdam artışının sağlanması hedeflenmektedir.Bu çalışmanın amacı Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi yükünü tespit etmek ve vergi yükünün istihdam ve işsizlik oranlarını hangi yönde etkilediğini bulunmaya çalışmaktır. Ayrıca yine bu çalışmada istihdam üzerindeki vergi yükü AB ülkeleri ile karşılaştırılarak, Türkiye'nin durumu hakkında daha net bilgilere ulaşılması amaçlanmaktadır.
Küresel ve bölgesel kamusal malların küresel yoksulluğu önlemedeki rolü
Küreselleşme sürecinin hakim ideolojisi durumundaki neoliberalizm, dünya ekonomisinin dönüşümü ve ulusal ekonomilerin entegrasyonu yönünde önemli bir başarı sağlarken, küresel düzeyde eşitsizliklerin ve adaletsizliğin artışında da önemli etkide bulunmuştur. Günümüzde, Dünya Bankası ve UNDP gibi önemli uluslar arası kuruluşların raporlarında da açıkça görülebileceği gibi, yoksulluk hem artış göstermekte, hem de 20 - 30 yıl öncesine göre nitelik değiştirmektedir.Çalışmanın temelini oluşturan küresel ve bölgesel kamusal malların ortaya çıkışı ile küreselleşme süreci arasında önemli bir paralellik bulunmaktadır. Buna göre, küreselleşmenin tipik göstergeleri olarak kabul edilen dünya ticaret hacminin büyümesi, teknolojideki ilerlemeler, sermaye piyasalarında finansal serbestleşme ile artan finansal akımlar, insanlar ve malların ülkeler arası hareketliliği gibi faktörler, küresel boyutta olumsuz dışsallıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Söz konusu olumsuz dışsallıklar, küresel düzeyde söz konusu olabildiği gibi bölgesel düzeyde de söz konusu olabilmektedir.Kamu maliyesi literatüründe yaygın olarak ele alınan küresel ve bölgesel kamusal mallar; çevre, sağlık, barış ve güvenlik, bilgi, finansal istikrar ve yönetişimdir. Küresel yoksulluğun azaltılması ise bazı yazarlar tarafından ayrı bir küresel kamusal mal olarak ele alınırken, diğer bazı yazarlar tarafından ise küresel kamusal mal sayılmayıp, küresel kamusal malların etkin olarak sunulması sonucu elde edilmesi amaçlanan temel bir sonuç olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada, küresel yoksulluğun azaltılması bir küresel kamusal mal olarak ele alınmıştırÇalışmanın amacı, küresel ve bölgesel kamusal malların küresel yoksulluğu azaltma konusundaki etkisini kuramsal olarak ortaya koymaktır. Çalışmanın temel varsayımı, küresel ve bölgesel kamusal malların dünya genelinde etkin olarak sunulması halinde küresel yoksulluğu azaltmada oldukça etkili olacağıdır. Çalışmanın amacı ortaya konulmaya çalışılırken küresel kamusal malların, küresel boyutlardaki yoksulluğu azaltmada oynayacağı rol, iki farklı yaklaşımla ele alınmıştır. Birinci yaklaşımda, küresel yoksulluğu önlemede küresel kamusal malların doğrudan etkisi söz konusu iken, ikinci yaklaşımda küresel yoksulluğu önlemede küresel kamusal malların dolaylı etkisi söz konusu olmaktadır.
Tevkifat uygulamasının vergi kayıplarını önlemedeki rolü ve AB ülkeleri ile bir karşılaştırma
Tevkifat yöntemi gelirin elde edilmesi ile vergilendirilmesi arasındaki zamanı en aza indiren vergi tahsil yöntemidir. Verginin tevkifat yoluyla alınması gelirin kaynağında vergilendirilmesini ifade eder.Tevkifat yöntemi zaman içerisinde tahsil yöntemi olmanın yanı sıra bir vergilendirme tekniği olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Bu hallerde tevkifata tabi tutulan gelirler dolayısıyla beyanname verilmemekte hatta başka gelirler dolayısıyla beyanname verilse bile bu gelirler beyana dahil edilmemektedir.Tevkifat yöntemi tahsilâtta kolaylık sağlaması, vergi idaresinin işini kolaylaştırması, mükellefleri şekli yükümlülüklerden kurtarması ve vergi kayıplarını önlemesi gibi nedenlerle tercih edilen bir uygulama olmuştur. Bu nedenlerle uygulama alanı yapılan düzenlemeler ile devamlı genişletilmiştir.Küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak ülkeler vergilendirme alanında sorun yaşamaktadırlar. Bu süreçte meydana gelen yeni olanaklar mükelleflere vergiden kaçınma veya vergi kaçırma imkanları yaratmaktadır. Bu durum günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin gündeminde önemli bir sorunu teşkil etmektedir. Ülkeler vergi kayıplarıyla mücadele amacıyla aldıkları çeşitli vergi güvenlik önlemlerinin yanı sıra tevkifat uygulamasını da bu amaç doğrultusunda kullanılabilmektedir.Sağladığı bir çok kolaylık nedeniyle günümüzde tevkifat uygulaması Türkiye'deki kadar geniş bir biçimde olmasa da Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemlerinde de yer almaktadır.
Avrupa birliği ülkeleri ve Türkiye'de araştırma-geliştirme faaliyetlerine yönelik mali teşviklerin karşılaştırmalı analizi
Küreselleşme sürecinde ülkeler yoğun bir rekabetle karşı karşıyadırlar. Teknolojik alanda yaşanan hızlı gelişim bu durumun temel nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Teknolojik ilerlemelerin en önemli kaynağını ise Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri oluşturmaktadır. Hem ekonomi teorisi hem de ampirik analizler ekonomik büyümede Ar-Ge faaliyetlerinin önemini vurgulamaktadır. Ar-Ge faaliyetleri inovasyona yol açmakta, inovasyon ise verimlilikte artışa yol açmaktadır. Ar-Ge faaliyetlerinin yeterli düzeyde gerçekleştirilememesi piyasa başarısızlığı denen olguya dayanmaktadır. Bu olgu aynı zamanda devletin özel sektör Ar-Ge faaliyetlerine müdahalesinin de gerekçesini oluşturmaktadır.Pek çok devlet özel sektör Ar-Ge yatırımlarına yönelik çeşitli teşvikler uygulamaktadır. Bu teşviklerden birisi de mali teşviklerdir. Bu tez özel sektör Ar-Ge faaliyetlerine yönelik mali teşvikleri incelemektedir. Mali teşvikler (i) Ar-Ge vergi teşvikleri ve (ii) Ar-Ge finansal teşvikleri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.Tez çalışmasında öncelikle özel sektör Ar-Ge yatırımlarına yönelik mali teşvikler teorik olarak incelenmiş, sonrasında bazı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve Türkiye'de uygulanan mali teşvikler incelenmiştir. Son kısım ise hem Ar-Ge göstergeleri hem de uygulanan mali teşvikler bakımından AB ülkeleri ile Türkiye'nin karşılaştırmalı analizine ayrılmıştır.
Türk Vergi Hukukunda kamu alacaklarının korunması
Sosyal refah devleti anlayışının sonucu olarak artan kamu hizmetleri, kamu harcamalarının da artmasına neden olmaktadır. Devlet, kamu hizmetlerini yerine getirmek için gerek duyduğu finansmanı kamu gelirleri ile sağlamaktadır. Bu nedenle kamu alacaklarının zamanında ve eksiksiz tahsil edilmesi, kamu hizmetlerinin aksamaması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, kamu alacaklarının tahsili özel alacaklardan farklı olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile düzenlenmektedir.6183 sayılı Kanun'da kamu alacaklarının tahsilinde etkinliğin sağlanması ve kamu alacaklarının korunması amacıyla bazı uygulamalar öngörülmektedir. Buna göre, kamu alacaklarının korunması ve güvence altına alınması bakımından başlıca yöntemler; teminat, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk, rüçhan hakkı, iptal davası ve sorumluluk gibi müesseseler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu çalışmada, Türk Vergi Hukukunda kamu alacaklarını doğrudan koruma altına alan müesseseler ile dolaylı olarak koruma altına alan müesseseler incelenmiş ve uygulamada karşılaşılan durumlar hakkında bilgi verilerek tartışmalı konuların çözümü noktasında öneriler sunulmuştur.
Finansal kiralama işlemleri ve vergilendirilmesi
Ülkemizde, sermaye piyasasının, bankacılık sektörünün, finansal kiralama sektörünün yeterince gelişememiş olması 1980 sonrası dönemde yüksek enflasyon süreci ile birlikte tasarrufların kısa vadeli getirisi yüksek alanlara yönlenmesine neden olmuştur. Bu durum bir taraftan yatırımların finansmanında kaynak sıkıntısı yaşanmasına, diğer yandan borçlanma gereksinimimizin artmasına bağlı olarak reel faizlerin yükselmesi sonucunu doğurmuştur.3226 sayılı kanunla 1985 yılından itibaren ülkemizde uygulanmaya başlayan finansal kiralama; yatırımcıların yapmak istedikleri yatırımları kendi öz kaynaklarından karşılamak yerine kullanabilecekleri alternatif finansman yöntemlerinden biridir. Bu yöntemde malın kullanım hakkı sözleşme ile belirli bir kira bedeli karşılığında, belirli bir süre için kiracıya bırakılmaktadır.Finansal kiralama kanunun çıkarılış amacı, genellikle işletme kredisi bulamayan kişilere işletme kredisi temin etmek ya da işletmelerin modernizasyonunu gerçekleştirmektir. Dolayısıyla söz konusu kanun ile gerçekleştirilmek istenen yatırımların arttırılması neticesinde tam istihdamın sağlanması ve ekonomik büyümenin gerçekleştirilmesidir.Bu çalışmada, 1985 yılından itibaren ülkemizde uygulanmaya başlanan finansal kiralama kanunu ve finansal kiralama işlemlerinin tabi olduğu vergi mevzuatı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucu olarak da çalışmada vergi politikalarında görülen değişimler ve bu değişimlerin finansal kiralama sektörüne etkileri üzerine durulmuştur.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına yönelik uygulanan vergi teşviklerinin etkinliği Türkiye örneği
Dünya ekonomisi özellikle 1990'lı yıllardan itibaren sürekli gelişen bir küreselleşme süreci içerisine girmiştir. Benimsenen bu olgu ile birlikte ülkeler arasındaki ekonomik sınırlar ortadan kalkmaya başlamış ve ekonomik işbirlikleri gündeme gelmiştir. Ekonomik süreç bu şekilde ilerleme kaydedince, doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYSY) gündeme gelmiş ve DYSY'yi çekmek isteyen ülkeler arasında rekabet yaşanmaya başlamıştır. Bu bağlamda, kendi ülkesine daha fazla yatırım çekmek isteyen ülkeler çeşitli ekonomik argümanlardan yararlanma yoluna gitmişlerdir ki bunların başında da vergi teşvik araçları gündeme gelmektedir. Günümüzde de bir çok ülke tarafından uygulanmakta olan vergi teşvikleri, ülkelerin benimsemiş oldukları ekonomi politikasına ve içinde bulundukları ekonomik koşullara göre şekil almakta ve çeşitleri bakımından ülkeden ülkeye değişiklik arz etmektedir.Çalışmanın amacı, vergi teşviklerinin DYSY üzerinde ne derece etkin olduğunu göstermek ve Türkiye'deki durumun açıklanmasıdır. Bu kapsamda tez çalışmasında öncelikle DYSY'ye yönelik teorik çerçeve çizilmeye çalışılmış ve beraberinde DYSY yönelik uygulanan vergi teşvik türleri incelenmiştir. Son bölümde ise, Türkiye'de DYSY dağılımına yer verilerek, uygulanmakta olan vergi teşviklerinin DYSY üzerindeki etkinliği irdelenmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de enflasyonla mücadelede uygulanan para ve maliye politikaları: 2001-2011 yılları analizi
Türkiye, yüksek enflasyon olgusuyla 1970'li yıllarda tanışmıştır. Petrol fiyatlarındaki artış, kamu sektörü açıkları, bu açıkların Merkez Bankası kaynakları ile finanse edilmesi ve borç stokunun fazlalığı ülkemizde yüksek enflasyona neden olan başlıca etkenler arasındadır. Otuz yılı aşkın süreyle ülkede ekonomik faaliyetler yüksek enflasyon baskısı altında sürdürülmüş, gelir dağılımı bozulmuş, spekülatif yatırımlar artmış, dış ticaret dengesi bozulmuş ve kalkınma süreci sekteye uğramıştır. Ülke ekonomisinin diğer yapısal sorunları ile birlikte enflasyon olgusu, kısa aralıklarla tekrarlanan ve ağır sonuçları olan ekonomik krizlere neden olmuştur. Üstelik bu ekonomik krizler enflasyon oranını daha da ciddi boyutlara taşımıştır.Yaşanan ekonomik krizlerden sonra IMF ile yapılan Stand-By anlaşmaları ile enflasyonu düşürmeye yönelik istikrar programları uygulanmıştır. Ancak bu istikrar programları cari işlemler açığının yüksekliği, mali sektörün sağlıksız yapısı ve yüksek kamu borç stoku nedeniyle başarısız olmuştur.2001 krizi sonrası uygulanmaya başlanan IMF desteğindeki ?Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı? ile son on yılda enflasyon tek haneli rakamlara indirilmiştir. Bu programın başarılı olmasında birçok faktör etkilidir. Bu faktörler mali sistemin yeniden yapılandırılmasına yönelik yapılan yasal ve kurumsal düzenlemeler, özellikle sıkı para ve maliye politikası uygulaması sonucu kamu finansman yapısının iyileştirilmesi ve para - maliye politikalarının koordinasyonunu sağlayan enflasyon hedeflemesi rejimidir.