Theses supervised by Prof. Dr. Abdurrahman Şermet

10 theses · Dicle University

DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet modelinde antilipidemik rosuvastatin ve pravastatin'in etkileri

Amaç: Bu çalışmada, deneysel diyabet modelinde antilipidemik rosuvastatin ve pravastatinin etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 42 adet erişkin dişi Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar 6 eşit gruba ayrıldı. 1) Sağlıklı kontrol grubu, 2) Diyabetik kontrol grubu, 3) PRV10 grubu, bu gruptaki ratlara 10 mg/kg/gün pravastatin uygulandı. 4) PRV20 grubu, bu gruptaki ratlara 20 mg/kg/gün pravastatin uygulandı. 5) RSV10 grubu, bu gruptaki ratlara 10 mg/kg/gün rosuvastatin uygulandı. 6) RSV20 grubu, bu gruptaki ratlara 20 mg/kg/gün rosuvastatin uygulandı. Sağlıklı kontrol grubu hariç diğer ratlara 40 mg/kg tek doz intraperitoneal streptozotosin enjeksiyonu yapıldı. Sekiz haftalık deney periyodunun sonunda, vücut ağırlıkları, açlık kan glukoz düzeyleri, açlık kan insülin düzeyleri, kan lipid parametreleri ve karaciğer glukoz metabolizmasıyla ilgili enzim düzeyleri belirlendi. Bulgular: Pravastatin açlık kan glukozunda azalmaya neden olurken, rosuvastatinin açlık kan glukozunda artışa neden olduğu görüldü. Her iki statin, özellikle TC ve LDL-K olmak üzere yüksek kan lipid seviyelerini başarılı bir şekilde düşürdü ve kullanılan statinlerin 10 mg'lık dozları ile 20 mg'lık dozları arasında önemli farklılık belirlenmedi. Pravastatin karaciğer glikojen, glikojen sentaz (GS), piruvat kinaz (PK), hekzokinaz (HK) ve glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD) düzeylerinde artışa, laktat dehidrogenaz (LDH), glukoz-6-fosfataz (G6Paz), fruktoz-1,6-bisfosfataz (FBP1) ve glikojen fosforilaz (GP) düzeylerinde ise azalmaya neden olurken, rosuvastatin bunun tersi etki göstermiştir. Sonuç: Pravastatin diyabet ile ilgili parametreleri olumlu etkilerken, rosuvastatin olumsuz etkilemiştir.

Antikolesteremik ajanlarAntilipemik ajanlarDiabetes mellitus+3
Hacer Kayhan Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik nefropati modelinde curcumin'in koruyucu ve tedavi edici etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmadaki amaç; deneysel diyabet modelinde fitokimyasal bir ajan curcumunin diyabetik nefropatide koruyucu ve tedavi edici etkilerini ortaya koymak ve diyabetin tedavisi ile ilgili yeni stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu çalışmada 35 adet erkek 8-10 haftalık Wistar Albino sıçanlar paslanmaz çelik kafeslerde 22±2 ºC de 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlıkta normal diyet ve musluk suyu ile kısıtlama yapılmaksızın beslendirildi. Bu sıçanlar 5 grupta 7 adet olacak şekilde ayrıldı. 1. Grup plasebo grubu olarak sadece serum fizyolojik uygulandı. Diğer gruplara tek doz nikotinamid (110 mg/kg) uygulandı. 15 dak. sonra, sitrat tamponunda hazırlanmış olan streptozotosin çözeltisinden, karın boşluğuna 55 mg/kg tek doz olarak enjekte edildi. 72 saat sonra denekler tartıldı. 2. Gruba sadece diyabet oluşturuldu. 3-4-5. Grublara diyabet oluşturulduktan sonra 3. gruba metformin, 4. gruba diamicron adlı antidiabetik ilaçlar, 5. Gruba da curcumin uygulandı. Her hafta kilo takipleri ile beraber kuyruk veninden açlık kan şekeri ölçüldü. Sekiz haftanın sonunda sıçanlar, 12 saatlik açlığı takiben hafif ketamin anestezisi altında kardiyak ponksiyonla feda edilerek batın açıldı. Böbrek dokularınin ışık mikroskobuyla histopatolojik incelenmesinde diabetik nefropatiyi gösteren glomerüllerde hasar ve konjesyon izlendi. Çalışmanın sonunda antidiabetik ilaç ve curcumin verilen sıçanların böbreklerinin histopatolojik incelemelerinde curcumine alan sıçanlarda bu hasarların daha az olduğu görüldü. Bu bulgular curcuminin antioksidan etkisi nedeniyle deneysel diyabetik sıçanların böbreklerinde koruyucu etki gösterdiğini işaret etmektedir. Bu sebeple, curcuminin diyabet hastalığında antidiyabetik ilaçlara ilaveten yardımcı ilaç olarak kullanılabileceği öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik nefropati, Curcumin, Antioksidan etkisi

Çiğdem Dicle Arıcan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 Diyabetik Hastalarda Serum Visfatin Fetuin A ve Eotaxin Düzeylerinin İncelenmesi

Diyabet terimi, insülin sekresyonunda, insülin etkisinde yada her ikisindeki hasar sonucu, karbohidrat, yağ ve protein metabolizması bozukluklarıyla kronik hiperglisemi ile karakterize metabolik bir hastalığı ifade etmektedir. Tip 2 diyabet en yaygın diyabet tipidir ve insülin etkisi ve insülin sekresyonu bozukluğu ile karakterizedir. Ancak, bu anormalliklerin gelişmesindeki özel nedenler henüz bilinmemektedir. Tip 2 diyabetli hastaların büyük çoğunluğu obez ve obezitenin kendisi insülin direncine ve insülin direncinin şiddetlenmesine neden olabilir. Aşırı obezite, tip 2 diyabet için en önemli risk faktörü olarak kabul edilir. Obezite, yağ asidi depolanmasındaki artışla karakterizedir. Adipoz doku kitlesinde artış ile iskelet kası ve karaciğer gibi periferal dokularda insülin direncinin gelişimi ile yakından ilişkilidir. Adipoz doku karmaşık ve son derece aktif metabolik ve endokrin bir organdır. Baslıca enerji deposu olarak bilinmesinin yanı sıra, son yıllarda adipoz dokunun adipokinler adı verilen çesitli önemli proteinleri salgılayan metabolik olarak aktif bir doku oldugu gösterilmistir. Topluca adipokinler olarak isimlendirilen bu proteinlerden bazıları leptin, adiponektin, rezistin, visfatin ile tümör nekroz faktörü-alfa (TNF-α) ve interlökin-6 (IL-6) gibi sitokinlerdir. Adipositler tarafından salgılanan çeşitli sinyal moleküllerinin hayvan modelleri ve insanlardaki metabolik çalışmaların sonuçlara göre insülin direnci ve T2DM'lu gelişiminde rol oynadıkları belirtilmiştir. Eotaksin, alerjik solunum yolu hastalıkları, iltihaplı bağırsak hastalığı ve gastrointestinal alerjik hipersensitivitenın patogenezinde önemli bir proinflamatuar sitokin olarak ortaya çıkmıştır. Fetuin -A hepatositlerde sentezlenen 60-kDa luk bir proteindir. Fetuin -A adipoz ve kas dokusunda, insülin reseptörlerine bağlanır in vivo ve in vitro olarak insülin reseptör otofosforilasyonun yanısıra insülin reseptör tirozin kinaz aktivitesini inhibe ettiği ve fetuin – A nın potansiyel olarak insülin direnci ve / veya metabolik sendroma neden olduğu ileri sürülmüştür. Visfatin 2004 yılında tanımlanan bir aipokindir ve ağırlıklı olarak visseral yağ dokudan üretilip salgılandığı için visfatin adını almıştır. Visfatin, adipogenezisi kolaylaştıran, insülin - mimetik özelliklere sahip, plazma glukoz düzeyini düşüren bir adipokindir ve İnsülin mimetik etkisini hepatik glikoz salınımı inhibe etme, adipositlerde ve miyositlerde glikoz alımı arttırma ile trigliserid sentezinde artış ile gösterir. Visfatin birçok hücre ve dokuda üretilir ve önceden B hücresi olgunlaşmasında (pre - B-hücresi koloni uyarıcı faktör) rol alan bir protein olarak belirlenmiştir. Visfatinin, viseral adipoz dokudaki adipositlerden ziyade ağırlıklı olarak makrofajlardan salındığı bulunmuştur. Bu bağlamda, visfatinin yağ dokuya infiltre olan makrofajlarda sentezlendiği ve enflamatuar sinyallere yanıt olarak üretildiği düşünülmektedir. Visfatinin plazma konsantrasyonu ve viseral visfatinin mRNA ekspresyonu obezite ile korelasyon gösterir. Visfatin verilerin geçerliliğini ve insülin direnci, diyabet ve obezite ile olan ilişkisini analiz etmek için çeşitli klinik çalışmalar yapılmıştır. Ancak, bu çalışmaların sonuçlarında çelişkiler vardır. Bazı araştırıcılar tip 2 diyabetli hastalarda visfatin düzeyinin arttığını buldu. Ancak, bazı araştırıcılar diabet ve obezite arasında korelasyon bulamamışlardır. Bu nedenle visfatin ilgili çalışmalar arasında çeşitli farklılıklar bulunmakta ve obezite ile insülin direncinde bu adipositin rolü açık değildir. Visfatin ve fetuin - A düzeyi T2DM hastalarında ayrı ayrı çalışılmış olsa da çalışmaların hiçbiri bu biyoaktif bileşiklerin birbirleri ve eotaxinle olan ilişkisini konu almamıştır. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, serum visfatin, fetuin - A ve eotaxin düzeylerini araştırmak ve glikoz metabolizmasında visfatin, fetuin - A ve eotaxin rolünün aydınlatılmasının yanısıra, obez T2DM hastalarında bu bileşenler arasında herhangi korelasyon olup olmadığını belirlemektir.

Hacer Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kan bağışında bulunan sağlıklı erişkinlerde kardiyovasküler hemodinamiklerin ve aortik sertlik özelliklerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada kan bağışı sonrası erken dönemde kardiyovasküler hemodinamikler ve aortik sertlik parametrelerinin değişimini göstermeyi amaçladık. Bilinen herhangi bir hastalığı olmayan 20-42 yaş aralığında olan (%93'ü erkek) 30 sağlıklı kan bağışı gönüllüsü ve benzer özelliklerde 30 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Kan basıncı ve aortik sertlik ölçümleri için ossilometrik metot ile ölçüm yapan arteriografi cihazı (Mobil-O-Graph 24 h PWA Monitor) kullanıldı. Kan bağışı grubunda 450 ml kan bağışı sonrası ölçümler tekrar edilirken kontrol grubunda 5 dakika istirahat sonrası ölçümler tekrarlandı. Kontrol grubundaki tekrar edilen ölçümlerde kardiyovasküler hemodinamiklerin ve aortik sertlik özelliklerinin karşılaştırılmasında hiçbir parametrede istatistiksel fark izlenmemiştir. Çalışmaya alınan kan bağışı gönüllülerinin kan bağışı sonrasında sistolik ve ortalama kan basınçları ve nabız basıncı düşerken, diyastolik kan basıncı ve nabız değerleri değişmemiştir. Sistolik kan basıncında ortalama 4,5 mmHg düşme izlenmiştir. Periferik kan basınçlarına benzer olarak, merkezi sistolik ve merkezi nabız basınçları düşmüştür. Kardiyak output ve kardiyak indekste değişiklik izlenmemiştir. Arteryel sertlik parametrelerinden augmentasyon basıncı ve augmentasyon indeksinde istatistiksel olarak önemli olmayan bir azalma izlenirken kan bağışı sonrası nabız dalga hızı anlamlı olarak azalmıştır. Kan bağışının nabız dalga hızında meydana getirdiği değişim ile sistolik kan basıncında meydana getirdiği değişim arasında güçlü pozitif korelasyon izlenirken (r=0,882, p<0,001), augmentasyon indeksinde meydana getirdiği değişim ile nabızdaki değişim arasında orta dereceli pozitif korelasyon izlendi (r=0,474, p=0,008). Çalışmamızda kan bağışı sonrası aortik sertlik parametrelerindeki düzelmenin sistolik kan basıncındaki düşmeye bağlı olduğu gösterilmiştir.

AortAortAteroskleroz+5
Hasan Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi hentbol takımındaki bayan ve erkek sporcuların antrenman öncesi ve sonrası plazma visfatin ve eotaxin düzeylerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda günümüzün önemli metabolik hastalıklarına yol açan adipoz dokudan salgılanan visfatinin hentbol sporu yapan bayan ve erkek sporcularda antrenman öncesi ve sonrası kan ölçümlerinin alınarak laboratuvar bulgularıyla karşılaştırılması amaçlandı. Bu amaçla Dicle Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor bölümünde okumakta olan ve okulun hentbol takımı sporcusu olan 12 bayan 8 erkek sporcunun 2 haftalık plan çerçevesinde Hentbol maçı öncesi ve sonrasında plazma visfatin seviyelerinin karşılaştırılması amacıyla kan örnekleri alındı ve alınan örnekleri çalışma sonlanana dek fizyoloji laboratuvarında bekletildi. Bununla birlikte deneklerin fiziksel özelliklerinin karşılaştırılabilmesi için de antrenman öncesi ve antrenman sonrası olmak üzere yaş, kilo, boy, bel çevresi, boyun çevresi vücut kütle indeksi ve vücut yağ oranı ölçümleri yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre, deneklerin yaş ortalaması 21,65▁(+) 1,79, boy ortalaması 169,25▁(+)8,16 cm olarak hesaplanmıştır. Deneklerin kilo ortalaması antrenman öncesinde 59,80▁(+)9,41, antrenman sonrasında ise 59,20▁(+)8,89; antrenman öncesindeki bel çevresi ortalaması 69,35▁(+)6,93, antrenman sonrasındaki ise 68,95▁(+)6,56; kalça çevresi ortalaması antrenman öncesinde 93,35 ▁(+) 4,34, sonrasındaki ise 92,95 ▁(+) 4,12 olarak hesaplanmıştır. Bununla birlikte, antrenman öncesi vücut kitle indeksleri ortalaması 20,70 ▁(+) 2,24 ve vücut yağ oranı ortalaması 24,45 ▁(+) 4,10 olarak hesaplanırken; antrenman sonrasında ise bu değerler sırası ile 20,54 ▁(+) 2,03 ve 23,55 ▁(+) 4,37 olarak değişmiştir. Antrenman öncesi ve sonrasında meydana gelen değişimlerin tamamı istatistiksel olarak anlamdır (p<0,05). Plazma visfatine ait ortalama antrenman öncesinde 7,43 ▁(+) 2,49 ng/ml antrenman sonrasında 5,09 ▁(+) 2,81 ng/ml; antrenman öncesi eotaxin ortalaması 70,03 ▁(+) 18,11 pg/ml iken, antrenman sonrasında 60,66 ▁(+) 20,60 pg/ml olarak ölçülmüştür. Plazma visfatin ve eotaksin değerlerinde meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamdır (p<0,05). Deneklerin cinsiyeti; antrenman sonrası plazma visfatinin, antrenman öncesi eotaxin, antrenman öncesi ve sonrasındaki vücut ağırlığı, antrenman öncesi ve sonrasındaki vücut kitle indeksi, antrenman öncesi ve sonrasındaki vücut yağ oranı, antrenman öncesi ve sonrasındaki bel çevresi ve antrenman öncesi kalça çevresi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiler yaratmaktadır. Sporcuların antrenman öncesinde ve antrenman sonrasında sahip oldukları plazma visfatin değeri sadece eotaxin tarafından manidar bir şekilde yordanmaktadır. Deneklerin antrenman öncesi sahip olduğu eotaxin değeri boyun çevresi ve plazma visfatin tarafından anlamlı bir şekilde yordanırken, antreman sonrasında sahip olunan eotaxin değerinin tek yordayıcısı plazma visfatindir. Anahtar Kelimeler: Plazma visfatin, eotaxin, hentbol

AdipokinlerAntrenmanHentbol+4
Cem Durmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabetik nefropati modelinde bazı adipokinlerin olası rolü

Deneysel Diyabetik Nefropati Modelinde Bazı Adipokinlerin Olası Rolü. Amaç: Adiponektin, adipsin ve visfatin gibi adipokinlerin Diyabetik Nefropati ile olası ilişkilerini deney hayvanlarında, plazma parametrelerini baz alarak analiz edip tanımlamak ve sonuçlara ulaşmak. Methot: 25 adet Wistar-Albino rat alınarak, kontrol (n=5) ve diyabet (n=20) grubu olmak üzere iki gruba ayırdık. Diyabet grubu oluşturmak için her bir rata 0,1 M sitrat tamponu içerisinde 50 mg/kğ dozunda STZ uygulandı. STZ uygulamasından 72 saat sonra plazma glukozu, glukometre ile ölçülerek, >350 mg/dl glukoz düzeylerine sahip olan ratlar diyabet grubu olarak tanımlandı ve çalışmaya alındı. İki aylık bir süreçten sonra ketamin anestezisi altında intrakardiyak yöntemle kan dokusu uygun tüplere alındı ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi merkez laboratuvarı olanakları kullanılarak plazma Adiponektin, Adipsin, Visfatin, BUN, Kreatinin, seviyeleri ölçüldü. İstatistik analizleri kullanılarak ölçülen bu parametrelerle tümevarımsal, nedensel ve diyalektik analiz yöntemleri ile DN ve adipokinler arasında doğrudan, dolaylı ve diğer parametrelerle beraber var olan ilişkilerin niteliği üzerine sonuçlar ve çıkarımlara ulaşıldı. Sonuçlar ve Tartışma: Yaptığımız çalışma sonucunda adipokinlerden; adiponektin ve visfatinin, plazma kreatinin düzeyini etkilediği ve ilişki içerisinde olduğu buna karşın adipsinin plazma kreatinin seviyesi üzerinde herehangi bir etkiye sahip olmadığı. Ayrıca adiponektin ve visfatin değerlerinin kendi aralarında pozitif bir ilişki içerisinde olduğu halde plazma adipsin değerleri ile herhangi bir korelasyona sahip olmadıklarını, analiz sonuçları ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Diyabetik Nefopati, Adipokin, Adiponektin, Adipsin, Visfatin

AdipokinlerAdiponektinAdipsin+4
Sadık Başkara
Dicle University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda serum vaspin düzeyleri ile diğer bazı adipositokinler arasında olası ilişkilerin araştırılması

Amaç: Yapmış olduğumuz araştırma projesinde amacımız; öncelikle diyabet oluşturacağımız bu sıçanlarda serum vaspin seviyelerindeki farklılıkları incelemek ve bu olası farklılıkların glikoz metabolizmasına etkilerini araştırmak, diyabetle ilişkili olduğu bildirilen hormonlarla serum vaspin seviyeleri arasında olası ilişkileri ortaya koymak ve böylece diyabetin tedavisinde de yeni yaklaşımlar ve alternatif tedavi seçeneklerinin de artışına katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada 21 adet Wistar Albino erkek erişkin sıçan her birinde 7 tane olacak şekilde 3 grup oluşturuldu: 1-Kontrol Grubu, 2-Diyabetik Grup, 3-Tedavi (Metformin) Grubu Diyabet oluşturmak için sıçanların karın boşluğuna tek doz nikotinamid (110 mg/kg) uygulandıktan 15 dakika sonra sitrat tamponunda çözülmüş streptozotosin (60 mg/kg) karın boşluğuna enjekte edildi. Kontrol grubuna ise aynı yoldan sadece placebo (sitrat tamponu) verildikten sonra streptozotosin uygulanan gruptan 48 saat sonra kuyruktan kan örnekleri alınarak açlık kan glikoz düzeyi kontrol edildi ve kan glikoz düzeyi 11 mM ( 200 mg/dl ) 'den yüksek olanlar diyabetik gruba alındı. Diyabetik sıçanlar her birinde yedişer adet olacak şekilde iki gruba ayrıldı ve gruplardan biri 6 hafta ağız yolundan (orogastrik) Metformin (500 mg/kg/gün) ile tedavi edilerek diğer gruba placebo (su) verildi. Kan örneklerinde serum vaspin, leptin, adiponektin, açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin (HbA1c), insülin direnci ve lipit metabolizmasıyla ilgili parametreler tespit edilerek SPSS programında uygun istatistiksel yöntemlerle (Varyans, Turkey) literatür bilgileri ışığında değerlendirildi. Bulgular: Yağ metabolizmasıyla ilgili parametreler, glikoz metabolizmasıyla ilgili enzimler ve parametreler, adipokin seviyeleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara bakılarak bu değerler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş sağlıklı kontrollerle kıyasladığımızda aralarındaki farkın istatiki açıdan önemli olduğu görülmüştür. Sonuç: Sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırdığımızda diyabetik grupta leptin, adiponektin, vaspin seviyeleri düşük çıkmış bu da düşük leptin, adiponektin ve vaspinin glukoz toleransı ve insülin direnci ile aralarında ilişki olabileceğini düşündürmüştür. Anahtar Sözcükler: Vaspin, Diyabet, Sıçanlar, Adipositokinler, Diyabetik sıçanlar

AdipokinlerDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+3
Gülsüm Asilkan Kaldık
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda serum adiponektin adipsin ve visfatin düzeylerinde olası değişikliklerin incelenmesi

Amaç: : Diyabetes Mellitus (DM); pankreastan yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen, ciddi komplikasyonlara neden olabilen bir hastalıktır. Diyabet, oluşturduğu komplikasyonlarla çeşitli organ yetmezliği ve ölüme yol açan başlıca nedenlerden biridir. Ayrıca, tedavi maliyeti oldukça yüksek bir sağlık sorunudur. Son yıllarda adipokinler olarak ifade edilen, yağ dokularından salgılanan, birçok biyoaktif molekülerden bazılarının diyabeti kötüleştirdiği, diğer bir kısmının ise antidiyabetik etkilere sahip olduğu ve diyabetik komplikasyonları azalttığı ortaya atılmıştır. Mevcut literatür bilgileri dikkate alındığında; adiponektin, adipsin ve visfatin adıyla bilinen adipokinlerin şeker hastalığının ortaya çıkışı konusundaki rolleri ve birbirleri ile aralarındaki olası ilişkilerin yeterince açıklığa kavuşmadığı görülmektedir. Bu nedenle yapmış olduğumuz deneysel araştırma projesinde; diyabetik sıçanlarda söz konusu adipokinlerin serum düzeyleri ve olası değişiliklerin glikoz metabolizmasına etkileri araştırılacaktır. Ayrıca, adı geçen adipokinlerin biribirleriyle ilişkileri belirlenecektir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Birimi'nden, ağırlıkları 380-434 gr arasında değişen 21 adet Wistar albino erkek sıçan temin edildi. Deney boyunca bu sıçanlar 12 saatlik karanlık 12 saatlik aydınlık ritminde ışıklandırılan ortamda bulunmuş olup odanın ısısı 22±2 °C olacak şekilde ayarlanmıştır. %55 nem oranına sahip odalarda bazal diyet ile beslendi. 21 adet erişkin erkek Wistar Albino sıçan her birinde 7 adet olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Grup I (Sağlıklı kontrol grubu 7 sıçan) Grup II (Diyabetik kontrol grubu 7 sıçan) ve Grup II (Tedavi (Metformin) grubu 7) olarak belirlendi. Grupların adiponektin, visfatin ve adipsin seviyeleri kan serumları alınarak kaydedildi. Gruplar arasında istatistiksel anlamda farklılık olup olmadığını bulmak için SPSS 21.0 programı ile değerlendirildi. Bulgular: Diyabetik grup ratların vücut ağırlıkları işlem sonrasındaki ölçümlerde oldukça düşük ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Ayrıca kan glukoz değerleri hem diyabetik grup hem de metformin grup ratlarda işlem öncesine göre oldukça yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.001). Açlık insülin değerleri sırasıyla kontrol, diabetik ve metformin grubu (1,43 ± 0,11/ 0,74 ± 0,12/ 1,07 ± 0,13) olarak bulundu. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Adiponektin ve adipsin seviyesi diyabetik gruptaki değerler hem kontrol hem de metformin grubuna göre düşük ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca visfatin seviyesi diyabetik grupta kontrol grubuna göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.05). Sonuç: Diabetik ratlarda glukoz seviyesi ve visfatin değerleri kontrol ve metformin grubuna göre yüksek bulunurken, adiponektin, adipsin ve insülin direnci değerleri düşük bulundu.

AdiponektinAdipsinDiabetes mellitus+4
Zekiye Sevinç Aydın
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antrene olmuş futbolcular ve sedanter kişilerde egzersiz sonrası toparlanma sürecinde kan laktat düzeylerine B vitaminlerinin etkisi

Kan laktat düzeyi anaerobik metabolizmanın bir göstergesidir. Birçok egzersizin başlangıcında solunum-dolaşım sistemi kasların oksijen ihtiyacını karşılayamadığı için kanda laktat artar. Oksijenin yetersiz kaldığı kısa süreli maksimal şiddetteki egzersizlerde, egzersiz sonrası ilk 5.dakikada kan laktat düzeyi 200 mg/dl'ye yükselebilir. Laktik asitin yüksek seviyelere ulaşması, kişide kas yorgunluğu ve metabolik asidoza yol açabilir.Enerji üretiminin normal düzeyde sürdürülebilmesi için B vitaminleri miktarının dokularda optimal düzeyde olması zorunludur. Ancak, egzersizde performansı ve dayanıklılığı arttırmak amacıyla diyete B vitaminleri ilave edilmesiyle ilgili çalışmalardan elde edilen sonuçlar çelişkilidir. B komleks vitaminlerinin egzersiz sonrası kan laktat düzeylerine etkisini kesin olarak belirtmek için bilgilerimiz henüz yeterli değildir. Bu nedenle yapmış olduğumuz çalışmada spor yapmayan erkek bireylere ve antrene olmuş futbolculara 15 gün oral olarak B kompleks vitaminleri uygulandı. Vitamin uygulamadan önce ve uygulandıktan sonra deneklerin kan laktat düzeyleri belirlendi ve kısa süreli egzersiz programı (koşu bandında 10 dakika süreli,10 km/saat ) uygulandı. Egzersiz öncesi ve hemen sonrası deneklerin kan laktat düzeyleri tekrar ölçüldü.Spor yapmayan genç erkekler ve antrene olmuş futbolculara 15 gün B kompleks vitaminleri uygulanması deneklerin kan laktat düzeylerinde önemli bir değişiklik oluşturmadı. Ancak, B kompleks vitaminleri uygulaması, hem spor yapmayanlarda hem de antrene olmuş genç futbolcularda egzersiz sonrası kan laktat düzeylerini kontrol değerlerine göre önemli ölçüde azaltı.Sonuç olarak bu çalışmamızdan elde edilen bulgular; B kompleks vitaminlerinin sedanter bireyler ve antrene olmuş futbolcularda egzersiz sonrası kan laktat düzeylerini önemli ölçüde azalttığını ve buna bağlı olarak toparlanma sürecini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir.

AntrenmanEgzersizFutbol+4
Rıdvan Barut
Dicle University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda resveratrol, gliklazid ve losartanın antidiyabetik etkilerinin karşılaştırılması

Tip 2 diyabetes mellitus hemen hemen tüm toplumlarda sıklığı giderek artan, yüksek sağlık harcamaları, sakatlık ve ölüme neden olabilen kronik bir hastalıktır.Bu nedenle etkin tedavi ve uygun maliyet sağlayabilecek seçeneklere olan ilgi artmaktadır. Bu çalışmada birçok yararlı özelliği ortaya konmuş ve diyabetes mellitus için de olası yararlarından bahsedilen resveratrol , gliklazid ve losartanın kan şekeri üzerine olan olası etkisini mekanizmalarıyla araştırmayı amaçladık.Kan örneklerinden alınan sonuçlar Resveratrolün kan şekeri üzerinde gliklazide benzer şekilde iyileştirici etkisinin olduğunu ancak HbA1c düzeylerinde gliklazid kadar etkili bir düşüş sağlayamadığını gösterdi. Diğer taraftan karaciğer homojenat örneklerinden çalışılan enzim düzeyi değerleri ise resveratrolün kan şekerinde düşüşe katkı sağlayabileceğini düşündürdü

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselGliklazid+5
Ümit Can Yazgan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2014
00

Other supervisors