Prof. Dr. Abdurrezzak Tek danışmanlığındaki tezler
15 tez · Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Ebu Abdurrahman es-Sülemî'nin Tabakâtu's-Sûfiyye'sinde haller ve makamlar"
Ebû Abdurrahman Es-Sülemî'nin Tabakâtu's-Sûfiyye'sinde Haller ve Makamlar Ebû Abdurrahman es-Sülemî (ö. 412/1021) sünnî tasavvufun oluşmasına kaynaklık eden eserleriyle tasavvufun teşekkül döneminin önde gelen isimlerinden kabul edilmektedir. Bu çalışmada merkeze alınan Sülemî'nin Tabakâtu's-Sûfîyye adlı eseri günümüze ulaşmış ilk tabakât olma vasfını taşımaktadır. Sülemî, tabakâtında sûfîlerin biyografilerine kısaca yer verdikten sonra öncelikle onların rivayet ettiği hadislerden birer örnek vererek sûfîlerin meşru bir zemine dayandığını göstermiş ve sonrasında onların söz ve menkıbelerini aktarmıştır. Bu çalışmanın "Makamlar" ve "Haller" adlarını taşıyan iki bölümünde Tabakâtu's-Sûfîyye'deki aktarımlar kavram merkezli tasnif edilerek tasavvufî ıstılâhların izi sürülmüştür. Söz konusu kavramların kimler tarafından ne şekilde kullanıldıkları araştırmanın temel sorusunu teşkil etmektedir. Bu noktadan hareketle kavramlar incelenirken Tabakât'ta konuyla ilgili eğer var ise/yer alan ayet-hadis-işârî yorum belirtilmiş; ıstılâhların ilk kullanımları, anlam genişlemeleri ve farklılıkları, terimlerin birbirleriyle irtibatları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bahsi geçen kavramla ilgili öğretilerin açıklamalarında yer yer Sülemî'nin muasırları ve Tabakât'ta yer alan kişilerle aynı dönemde kaleme alınan eserlerden faydalanılmıştır. Araştırmaya konu olan kavramların II-V./VIII-XI. yüzyıllardaki değişimlerinin tabakât türü bir eserde belirlenmesi sûfîlerin yorumlarını bütüncül olarak değerlendirme imkanı sunmuştur.
Safer Dal Efendi ve tasavvufî mirası
1926-1999 yılları arasında yaşayan Safer Dal Efendi, eserleri ve yetiştirdiği insanlarla son yüzyıla ışık tutmuş önemli bir mutasavvıftır. Dönemin şartları sebebiyle yok olmaya yüz tutan tasavvuf kültürünü yeniden canlandırmayı ve ayakta tutabilmeyi başararak gelecek nesillere aktarımını sağlamıştır. Hayatı hakkında ulaşılan bilgiler aynı zamanda yakın tarihe kaynak teşkil etmektedir. Veri toplama sürecinde Safer Dal Efendi'yi tanıyan on sekiz ayrı isimle röportaj yapılmış,yakınında bulunan bazı insanlar hakkında yapılan tez çalışmalarından faydalanılmış ve hakkında yapılmış olan anma programlarındaki konuşmalardan edinilen bilgiler kullanılmıştır.
Sûfilere ve filozoflara göre nefsin mahiyeti
Tasavvuf ve İslam felsefesi İslam düşüncesini inşa eden ilimlerin başında gelmektedirler. Bu iki ilmin temelinde bulunan kavramların en önemlilerinden biri nefistir. Bu çalışmanın tasavvuf ve İslam felsefesine göre nefis kavramının mahiyeti, kötü sıfatların kaynağı olması, arınması ve mertebeleri ele alınmıştır. İnsanın mahiyetini açıklayan nefis, kalp ve ruh kavramlarının birbiriyle bağlantısı ele alınmıştır. Son olarak İslam filozoflarının ele aldığı mesele olan nefsin kuvveleri ve yetkinlik bakımından çeşitleri incelenmiştir. İki tarafın bu konulardaki görüşleri ayrıntılı şekilde incelenip karşılaştırmalar yapılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda aynı ya da farklı düşündükleri meseleler ortaya konulmaya çalışılmıştır.
İmâm-ı Rabbanî'nin Mektûbat'ı ve Mektûbât'ta öne çıkan tasavvufî kavramların ilk dönem sûfîlerle mukayesesi
İmâm-ı Rabbanî Ahmed el-Farûkî en-Nakşıbendî (ö. 1624) yaşadığı dönemde Hint coğrafyasında son derece etkili sûfi kimliğine sahip yetkin bir alimdir. Başta "Mektûbât" olmak üzere farklı alanlarda eserleri vardır. Mektûbât'taki mektupları talebesi Yâr Muhammed el-Cedîd el-Bedahşî et-Tâlekânî toplamıştır. Mektuplarında ve yazdığı eserlerde tasavvufî terbiyeye dair yeni bir bakış açısı sunan ve tasavvuf kültürüne yeni bir yorum kazandıran İmâm-ı Rabbanî; tasavvufta ahlakî eğitimi konu alan kavramları ve tasavvufî düşüncenin ince meselelerini ve terbiye sürecinde (sulûk) karşılaşılan hallere dair ince meseleleri ele almıştır. Tasavvuf tarihinde 16.yy ve 17.yy Hint coğrafyasında kaleme alınan "Mektûbât" adlı eserde dönemin ihtiyaç ve meselelerini mektuplarında bahsetmekte birlikte tasavvufî bazı kavramlara ve varlığa dair görüşlerine geniş bir şekilde yer verilmiştir. Bu çalışmada söz konusu kavramlar ilk dönem litaratüründeki sûfilerin görüşleriyle karşılaştırılarak ele alındı.
Tasavvufta ölüm
Bu çalışmamızda ilk dönemden itibaren son döneme kadar yaşamış olan mutasavvıfların ölümle ilgili görüş ve yaklaşımları üzerinde durulmuştur. Tezimiz giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu ve önemi, çalışmanın metodu, tezde izlenen yöntem ve başvurulan eserler hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde ölümün dini literatürdeki ve sûfîlere göre tanımı yapılmıştır. Ayrıca ölümün türleri, konusu ve mahalli gibi genel bilgilerden bahsedilmiştir. İkinci bölümde tasavvufî terbiye yöntemi olarak ölüm konusu hakkında bilgi verilmiştir. Burada önce ölüme hazırlanma, ardından seyrü sülûk ve ölümle ilgili âdab üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise ölümle ilgili kavram ve işârî yorumlara yer verilmiştir. Ölümle bağlantılı olarak değerlendirilen ve üzerinde durulan bu kavramlar genellikle menâzil kitaplarında ve diğer tasavvufî eserlerde yer aldığı şekilde ilk mertebelerden üst mertebelere doğru ele alınmıştır. Yine bu kısımda sûfîlerin, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan ölümle ilgili ayetlere getirdikleri işârî yorumlar üzerinde durulmuştur. Bu yorumlar da kavramlarda olduğu gibi bir tertib ve sınıflandırmaya tâbî tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Ölüm, Nefis, Fenâ
Tâhirülmevlevî ve Mesnevî şerhçiliği
Yenikapı Mevlevîhanesi son mesnevîhanlarından Tâhirülmevlevî (ö. 1951) kaleme aldığı eserler ile Mevleviyye tarikatının son yüzyılına ışık tutan önemli temsilcilerden biri olmuştur. En önemli eserlerinden biri Mesnevî Şerhî'dir. Çalışmamızda ana kaynak olarak kullandığımız bu eser, Mesnevî'ye yapılan kapsamlı şerhlerden biridir. Çalışmamızda müellifin şerh metodolojisi, tasavvufî terbiye ile ilgili görüşleri ve kullandığı tasavvufî kavramların analizine detaylıca yer verilmiştir.
Anadolu'da son dönem Rifâî kültürünün temsili "Abdullah Gürbüz Baba" örneği
XX. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Abdullah Gürbüz Efendi, Rifâiyye tarikatının Anadolu'daki önemli temsilcilerinden biri olmuştur. O, hayatının çok büyük bir kısmını tasavvufun içerisinde geçirmiş ve insanlara bu yolu sevdirmek için üstün bir gayret göstermiştir. Türkiye'nin birçok yerinden müntesipleri olmuştur. Abdullah Efendi, Çorum'da Şeyh Ebubekir Efendi tarafından kurulmuş olan Rifâî Dergâhı'nın başta Nevşehir olmak üzere Türkiye'nin birçok şehrinde yaygınlaşmasını ve tanınmasını sağlamıştır. Onun bu hizmetleri tarikatına zâhirî bir icâzetle bağlanmadığından kimi zaman eleştirilere sebep olmuştur. Bu çalışmada, Abdullah Efendi'nin tasavvufa olan katkısı merkeze alınmış, hakkındaki ihtilaflı meselelerdeki görüşleri olduğu gibi verilmiş, bu anlamda akademik bir kaygı içerisinde kaleme alınmıştır. Ayrıca yetiştiği tarikatın silsilesi de bu vesileyle detaylı bir çalışmayla ele alınmış ve bazı kapalı hususlar açığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.
Ömer Nüzhet Efendi'ye göre 18.yy'da bir Sufi Biyografisi: Neccârzâde Mustafa Rıza Efendi (Menkıbe-i Evliyâiyye Fî Ahvâli Rızâiyye)
18. yüzyıl Osmanlı coğrafyasında Nakşibendî-Müceddidiyye temsilcilerinden biri olan Neccârzâde Mustafa Rıza Efendi (ö. 1679/1746), yaşadığı dönemde son derece etkili bir sûfîdir. Celvetî hilafeti olmasının yanı sıra mesnevîhan ve şair olma yönleri de vardır. Başta Dîvân'ı olmak üzere çeşitli türde eserleri mevcuttur. Ancak bu çalışmada esas olarak Neccârzâde'nin müridlerinden Ömer Nüzhet Efendi'nin menâkıbnâme türünde kaleme aldığı Menkıbe-i Evliyâiyye fî Ahvâli Rızâiyye adlı eseri incelenmiştir. Eserde Mustafa Rıza Efendi'nin hayatı geniş bir şekilde ele alınmakla birlikte eserleri, tekkesi ve tasavvufî görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Müellif nüshası bulunan eser, bu çalışmada günümüz Türkçesine aktarılıp ek olarak sunulmuştur.
Tasavvuf tarihi araştırmalarına kaynaklık açısından Tomâr-ı Turuk-ı 'Aliyye
Sâdık Vicdânî hem Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına şahitlik etmiş önemli bir yazar ve mutasavvıftır. Mektupçuluk, tahrirat müdürlüğü, başkâtiplik yaparak resmi makamlarda görev almıştır. 22 Ekim 1939'da İstanbul'da vefat etmiş, Merkezefendi Kabristanı'na defnedilmiştir. Vicdânî, ıstılahları içeren Kamus-ı Turuk-ı Aliyye ve silsileleri ihtiva eden Tomâr-ı Turuk-ı 'Aliyye adını verdiği iki kısımdan oluşan bir külliyat planlamış ancak bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı dört kitaptan oluşan (Melâmiyye, Kâdiriyye, Halvetiyye, Sûfî ve Tasavvuf) Tomâr-ı Turuk-ı 'Aliyye isimli eserini yayımlamıştır. Bu çalışmada Tomâr-ı Turuk-ı 'Aliyye diğer kaynaklarla mukayese edilmiş, Vicdânî'nin bahsettiği tasavvûfî kavramların ve tarikat silsilelerinin sıhhati değerlendirilmiştir.
Nakşibendî-Hâlidî geleneğin temsilcilerinden Mustafa Fevzi b. Nu'man'ın Mizânü'l-İrfân adlı eserindeki tasavvufî muhtevanın tahlili
20. yüzyıl Osmanlının son zamanlarına Cumhuriyet'in kuruluş dönemine tekabül eden vakitlerde Nakşibendî-Hâlidî geleneğin temsilcilerinden biri olan Mustafa Fevzi b. Nu'man (ö. 1924) kâtiplik vasfıyla Hâlidiyye kolunun Ziyâiyye şubesinde etkili bir sûfi şairdir. Mustafa Fevzi Efendi'nin manzum olarak kaleme aldığı eserlerin en önemlisi Kitâb-ı Ziyâiyye'dir. Bu eser İsbâtü'l Mesâlik ve Mizânü'l-İrfân adlı iki kısımdan oluşmuştur ve bu kısımlar müellif tarafından ayrı ayrı kitaplaştırılmıştır. Bu çalışmada esas olarak Matbaa-i Bahriyye'de basılmış, Kitâb-ı Ziyâiyye'nin ikinci kısmı olan Mizânü'l-İrfân adlı eser incelenmiştir. Eserde tasavvufun metafizik konuları, tasavvufî ıstılahlar ve Ziyâiyye ekolünün tasavvuf ve tarikat âdâbına dair görüşleri detaylıca anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mustafa Fevzi b. Nu'man, Nakşibendî-Hâlidî, Ziyâiyye, Mizân, İrfân, Tasavvuf
Bursalı Mehmed Tahir'in Osmanlı Müellifleri adlı eserinin tashihi: Tarikatlar ve Meşayıh faslı
Bursalı Mehmed Tahir hem Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına şahitlik etmiş önemli bir müellif ve mutasavvıftır. Askeri okullarda eğitim hayatını devam ettirirken tasavvufa olan meyli artmış ve mürşid arayışına başlamıştır. İlk olarak Harîrîzâde'ye intisap ederek Melâmîlik yoluna girmiş ardından şeyhinin vefatıyla birlikte Muhammed Nûrü'l-Arabî'ye bağlanıp seyrini onunla tamamlamıştır. Rüşdiye müdürlüğü, tabur kumandanlığı, Dîvân-ı Harp âzalığı ve tahkik memuriyeti gibi çeşitli resmi makamlarda görev almıştır. 28 Ekim 1925'te vefat eden Bursalı Tahir, Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı hazîresinde toprağa verilmiştir. Yaklaşık on sekiz kadar eseri bulunan Tahir'in son ve aynı zamanda hacim bakımından en geniş çaplı kitabı Osmanlı Müellifleri'dir. Bu eser yirmi beş yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Üç cilt halinde yayımlanan eserin iç başlıkları; Meşâyih Faslı, Ulemâ Faslı, Şuarâ Faslı, Etıbbâ Faslı, Müverrihîn-i Osmâniyye Faslı, Riyâziyyûn Faslı, Coğrafiyyûn Faslı şeklindedir. Bu çalışmada Osmanlı Müellifleri geçmiş ve günümüze yakın diğer kaynaklarla mukayese edilip Meşâyıh Faslı'ndaki sûfîlerle ilgili verilen bilgilerin sıhhati değerlendirilerek hatalı bulunan bilgiler tashih edilmiştir.
Abdullah Bosnevî'de varlık-imkân ve yokluk
Mîlâdî 16. yy'ın sonu ile 17.yy'ın ilk yarısında yaşamış olan Abdullah Bosnevî, vahdet-i vücûd düşüncesinin en önemli ve etkin savunucularından biridir. Onun tüm düşüncesini, genelde vahdet-i vücûdun, özelde ise varlık-birlik-yokluk ve imkân kavramlarının anlam haritaları oluşturmaktadır. Bu bağlamda, varlık-yokluk ve imkân problemini, ontik ve epistemik boyutlarıyla Abdullah Bosnevî özelinde incelediğimiz bu çalışma, onun bu kavramlara getirdiği açıklamaları, ürettiği yeni kavramları ve yaklaşım biçimini dikkatlere sunmaktadır. Buna göre İbn Arabî'ye kadar olan varlık tartışmalarının tarihi seyrinin gözler önüne serilmesi amacını güden birinci bölümde, varlık kavramının, düşüncenin tarihi seyri içinde geçirdiği mühim kırılma noktaları üzerinde durulmuştur. Böylelikle İbn Arabî öncesi, varlık kavramının arkeolojisi yapılmış, arka planının fotoğrafı çekilmiştir. Ardından Bosnevî'nin, varlık tartışmalarının, kat'iyyen son noktası olarak telakki ettiği ve bu açıdan hâtemü'l-evliyâ olarak gördüğü İbn Arabî'nin, kendinden önceki düşünürler tarafından şekillendirilen varlık problemine katkısının neler olduğu sorgulanmıştır. Onun düşüncesinin orijinal yanları belirtilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Bosnevî'nin, "Varlık" ve "Bir" kavramlarına bakışı, üçüncü bölümde Bosnevî'nin varlık-imkân ve yokluk kavramlarının çeşitli açılardan birbirleriyle olan ilişkilerine dair görüşleri tespit ve analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde de yokluk kavramına getirdiği yeni açılımlar tartışmaya açılmıştır.
Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kûtü'l-Kulûb adlı eserinde tevekkül kavramının tasavvufî seyirdeki yeri
Bu çalışmada Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kûtü'l-Kulûb adlı eserini merkeze alarak tevekkül kavramının seyrini ele almaya çalıştık. Tasavvuf manevi bir yolculuk olduğundan dolayı ve tevekkülün seyrinden bahsedeciğimizden mütevellit öncelikle seyir, seyr u sülûkun esasları, nefis, nefsin mertebelerine değinerek tezimize başladık. Tezimizin ikinci bölümünde Kur'an'da, hadislerde ve kelâm ilminde tevekküle yüklenen anlamlara tasavvuf klasikleri, işâri tefsirler ve kelâmî tefsirlerden yararlanarak ışık tutmaya gayret ettik. Tezimizin üçüncü bölümünde, çalışmanın ana omurgasını oluşturan Kûtü'l-Kulûb'da yer alan makamlara ve müstakil olarak değinilmese de çokça bahsedilen hallerle tevekkülün irtibatını ortaya koymaya çalıştık. Tezimizin son bölümünde tevekkülün basamakları olarak kabul edilen tefvîz, sika ve teslime akabinde ise tevekkülle ilgili bazı meselelere yer vererek tezimizi nihayete erdirdik.
İlk dönem tasavvufuna yöneltilen eleştiriler
Tasavvuf, temel İslâmî ilimler içerisinde kaynağı, yöntemi ve uygulamaları bakımından en fazla eleştiriye maruz kalan ilimdir. Günümüzde de yaşanan bazı olaylar sonrasında tasavvuf aleytarlığı artış göstermiştir. Ancak söz konusu menfi tutumun yeni değil, hicrî ilk asırdan itibaren süregelen bir durum olduğu ve ilk sûfî müelliflerin eleştirileri tüm yönleriyle ele aldığı görülmüştür. Tasavvufa yöneltilen eleştirilerden bazıları tasavvufla doğrudan ilişkili olup, tasavvufa mâl edilen pek çok tenkitle karşılaşmak da mümkündür. Söz konusu eleştirilerde selefî âlimler başta olmak üzere, zâhirî ilim ehlinin ilk dönem sûfîlerinden ayrıştığı pek çok konu başlığı bulunmaktadır. Bu çalışmada zikredilen konu başlıklarının değerlendirilmesi ve ilk dönem sûfî müelliflerinin eserlerinden hareketle eleştirilerin günümüz açısından tartışılması amaçlanmıştır. Tasavvufun bilgi kaynağı, fenâ telakkisi, ricâlü'l-gayb gibi meselelerin gerçek tartışma konuları olduğu ve mümkün mertebe ilmî çerçevede tartışılabildiği görülmüştür. Ancak tasavvufun menşei, zühd, velayet, dilencilik gibi konuların spekülasyona açık olduğu ve çoğu kez manipüle edildiği tespit edilmiştir. Zâhir ulemasının eleştirilerinde, sûfîlerin ise savunmalarında tutarlı olukları veya çelişkiye düştükleri hususlar objektif bir biçimde ortaya konmaya çalışılmıştır.
Kehf Suresinin tasavvufi yorumu
Kur'ân-ı Kerîm'in 18. Suresi olan Kehf suresi, Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 110 ayettir. Sure, Yüce Allah'ın varlığı ve birliği, Hz. Peygamber'e öğütler, iman edenler ile mükâfatları ve inkâr edenler ile başlarına gelecekler, Ashâb-ı Kehf, Hz. Musa-Hızır ve Zülkarneyn kıssaları gibi konuları ihtiva etmektedir. Bu çalışmada Kehf suresinin tasavvufi yorumu ele alınmış, ayetler sûfilerin penceresinden gösterilmeye çalışılmıştır. Kehf suresi hakkında genel bilgiler verilmiş, belirlenen tasavvufi tefsirler arasındaki benzer ve farklı yorumlara değinilerek genel bir tablo sunulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Kehf suresi ile ilişkilendirilen tasavvuf kavramlarına ve bu kavramların ayetlerle bağlantılarına temas edilmiştir.