Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Kala
19 theses · İstanbul University
İstanbul tekkelerinin kültürel hayata etkileri (Özbek tekkeleri örneğinde)
Tezimizde, Osmanlı zamanında İstanbul gibi bir şehirde tarikatlar ve bu tarikatların oluşturduğu tekkelerin neyi amaçladığını, insanları hangi yönde etkilediğini, devletle ilişkilerini ve genel olarak İstanbul'a ne kattığını ele alan bir konu anlatılmaktadır. Osmanlı döneminde, İstanbul'un gelişiminde büyük rollere sahip olan tarikatlar, onların kurucularının hangi yollardan geçtiği, hangi düşünceye sahip oldukları ve insanları neyi amaçlayarak bir tekke altına topladıklarını geniş bir şekilde ele aldık. Tarikatların hangi dönemde güçlü, hangi dönemde zayıf olduğunu ele alarak, Osmanlıda devlet-tekke ilişkisinin birbiri ile tamamen iç-içe geçmiş olan durumunu analiz ettik. Bu tezde, Osmanlı döneminde ki önemli tekkelerin nelerle uğraştığını, önce cemaatine sonra ise diğer insanlara ne vaat ettiğini, bazı tekke şeyhlerinin gelişimde büyük rollere sahip oldukları gerçekleri ortaya konuldu. Tekkelerin bazen bir ilim mektebi, bazen bir yatakhane, bazen de bir hastane rolünü aldığını detaylandırdık. Tüm bu tekkelerin biri biriyle ortak yanlarını, tarikatlar arası münakaşaları, tarikat ve devletin ilişkilerini ele aldık. Devletin tarikatlara karşı bazen çok sert önlem aldığını, bazen de aynı yönde ilerlediğini tasdik ettik. Tekkelerin oluşumu ve cemiyetle bağlantıları bunu göstermektedir ki Osmanlı İstanbul'unda var olmuş tarikatlar ve tekkeler devrin yaşam biçimini, insanların düşüncelerini ve cemaatlerin söz sahipliğini doğrudan etkileyen bir unsur olmuştur.
Vakıfların iktisadi ve sosyal kalkınmadaki rolü: Erzurum vakıfları örneğinde (XIX. yüzyıl-merkez)
Bu çalışmada XIX. yüzyılda Erzurum şehir merkezinin sosyal ve ekonomik hayatı vakıflar üzerinden değerlendirilmiştir. Sosyal ve ekonomik yapının anlaşılması için vakıfların şehirdeki etkinliği bütüncül şekilde incelenmiştir. Vakıfların sosyal ve ekonomik yönü araştırılırken iktisat tarihi ile kurumsal yapıları vakıf ekonomisinin metot ve yöntemlerinden faydalanılarak Erzurum şehir merkezi üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen temel bulgu, vakfiyeler üzerinden Erzurum şehir merkezindeki ekonomik dönüşümün ana nedeninin, vakıflar aracılığıyla uzun dönemli ekonomik büyüme ve şehirdeki sosyo-kültürel yapının değişimi olduğudur. Din, eğitim, sosyal ve kültürel alanlardaki dönüşüm vakıflar aracılığıyla incelenebilmiştir. Bu bakımdan vakıflardan sağlanan gelirlerin hangi alanlara aktarıldığı, ne kadar pay ayrıldığı yatırım fonlarından tespiti sağlanabilmiştir. Hizmet amaçları tespit edilen vakıfların kuruluşlarındaki ana esaslar da bu şekilde ortaya çıkarılabilmiştir. Vakıfların şehirde aktifleşmesi pek çok yönden şehrin canlanmasına, iktisadi açıdan kalkınmasına pozitif etki sağladığı görülmüştür. Genel olarak bakıldığında Erzurum şehrinin oluşumundan, vakıfların şehirde meydana getirilmesiyle birlikte yaşanan gelişmeler araştırılmıştır. Çalışmada vakıf akarları, bütçeleri gibi yapılar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İktisat Tarihi, Vakıf, Erzurum, Ekonomik, Sosyo-Kültürel
Tanzimat öncesi Osmanlı Devleti'nde piyasa, piyasa düzenlemeleri ve fiyatlar
Bu çalışmada, Tanzimat öncesi dönemde Osmanlı'da fiyat istikrarının sağlanmasının nedenleri ele alınmıştır. Nedenlerin tespit edilebilmesi amacıyla piyasa düzenleyici mekanizmalar incelenmiştir. Bu kapsamda toptan ve perakende piyasaların yapısı ve fiyat oluşum mekanizmaları detaylı olarak ortaya konmuş ve piyasa düzenlemelerinin fiyat istikrarını sağlamadaki etkinliği ampirik olarak test edilmiştir. Çalışmada kadı sicilleri, kanunnameler ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde çeşitli fonlarda bulunan belgeler kaynak olarak kullanılmış, veriler ise çeşitli birincil ve ikincil kaynaklardan derlenmiştir. Elde edilen temel bulgu, toptan ve perakende piyasada ilgili piyasaların kendine özgü dinamiklerine uygun uygulamaların tesis edilmesiyle oluşturulan piyasa düzenlemelerinin fiyatlar genel düzeyinde istikrarı sağlayan temel neden olduğudur.
İstanbul'da bir kültür rotası örneği (Tasavvuf mirası)
İstanbul tasavvuf mirasının insanı merkeze alan düşünce dünyası; farklı uygarlıkların katkıları ile meydana gelen çok çeşitli, birikimli, özgün kültürel ve kurumsal kimliği ile insanlığın ortak değerini temsil etmektedir. Bu miras, Asya - Avrupa Kıtaları üzerinde, 8000 yıllık sürekli bir yaşamın var olduğu İstanbul'da yer almaktadır. İstanbul, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının başkenti olarak Asya, Afrika, Avrupa Kıtaları'nın hinterlandına uzanan geniş bir coğrafyanın merkezi, kültürler arası doğal bir geçiş alanı ve günümüzde UNESCO Dünya Mirası Alanı'nı bünyesinde barındıran çok ayrıcalıklı ve özel bir şehirdir. Kültür rotası kavramı ise kültür mirasını oluşturan tüm bileşenlerin değerini makro düzeyde kapsayan bütünlükçü, mirasın korunması ve tanıtılmasına yönelik yenilikçi yaklaşımı ile kültür ve turizme yeni nesil bir bakış açısı sunmaktadır. Bu bakış açısı ile miras, tek bir anıt, tarihi alan veyahut doğal mirastan ziyade, mirası oluşturan kültür bileşenlerinin bir araya gelmesiyle sistemli bir birliktelik oluşturmakta ve bu birliktelik ile anlam kazanmaktadır. Aynı zamanda kültür rotası kavramı, mirasın korunmasında etkin, kapsamlı ve katılımcı bir koruma yöntemini benimsemekte, miras yerelden başlamak üzere uluslararası bir koruma programına sahip olabilmektedir. Çalışmanın amacı İstanbul Tasavvuf Mirası Kültür Rotası ile İstanbul'un sahip olduğu zengin ve özgün tasavvuf mirasının korunması, yaşatılması, tanıtılması ve günümüz küresel kültür ve turizm dünyasına eklemlenmesine yönelik bir model önerisi sunmaktır. Model bu zengin mirasın kültür, miras ve turizm kavramları aracılığı ile sertifikalı bir Avrupa Kültür Rotası olarak dünyaya sunulması üzerine kurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Tasavvuf, Kültür, Miras, Rota
Esnaf gedikleri (İstanbul Kadılığı 227 numaralı Sicil Defterine göre)
Osmanlı esnaf teşkilatı bünyesinde büyük bir öneme sahip olmasına karşın, gedik müessesine araştırmacıların yeteri kadar ilgi göstermediğini söylesek mübalağa etmiş olmayız. Esnaf tarihi alanında çalışan, bu konularla ilgilenen araştırmacılar tarafından ortaya çıkartılmayı bekleyen, üzerinde çalışılması ve açıklanması gereken gedik kurumuyla alakalı pek çok sayıda özellik ve uygulama yer almaktadır. Bu kapsamda, çalışmamızda İstanbul Mahkemesi'ne ait, tamamı gediklerle alakalı kayıtlardan oluşan bir şer'iyye sicil defterlerini (nr.227) ele aldık. Bu defter, gediklerle ilgili her türlü muamelenin İstanbul Mahkemesi'nce görülmesini amir 1860 da çıkan bir iradeden sonra tutulmuştur. İncelediğimiz 227 numaralı defter 1868-1870 yıllarına ait kayıtları içermektedir. Çalışmamızın amacı; gedik satışı, hibe, miras yoluyla intikal, ferağ ve benzeri muamelelerin yer aldığı, tamamı Gediklerle ilgili kayıtlardan oluşan 227 numaralı şer'iyye sicil defterlerindeki kayıtlar kapsamında, defter kayıtlarının tutulduğu (1868- 1870) tarihlerde gediklerin nasıl kullanıldığı, ne şekilde el değiştirdiği gibi hususların açıklanması ve Osmanlı esnaf örgütlenmesini ele alarak, Esnaf sistemi bünyesindeki kavram ve kurumları tanımlamaktır. Anahtar Kelimeler: Esnaf, Gedik, Osmanlı hukuku, Esnaf tarihi, İktisat tarihi, Şer'iyye Sicil Defteri, Esnaf teşkilatı, Ebussuud.
Osmanlı Devleti'nde askeri ve sivil teknolojilerin iktisadî dinamiği
Çoğu tarihe mal olmuş büyük teorisyenlerin doğu-batı mukayesesine dayalı iktisadî fikirlerini bir tarafa bırakarak ne tam bir Doğu imparatorluğu ne de tam bir Batı devleti hüviyetine sahip Osmanlıları, paradigmaları, dinamizmi ve duruşunun tarihi boyunca kendine has bir gelişme çizgisi takip ettiği şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini araştırdığımız tezimizde, Osmanlıdaki iktisadî ve teknolojik gelişmelerin arkasındaki dinamikler ele alınmaktadır. Tezimizde iktisat tarihi açısında insan doğada mevcudiyetini devam ettirebilmek maksadıyla sürekli çalışmak ve üretmek ile zorunluluğundan yola çıkarak avcı ve toplayıcı toplumdan, tarım toplumlarına geçiş sürecini, özellikle Anadolu'da su gücünün doğal enerji üretimine ilişkin gelişmelere değinilmiştir. Su gücü ile birlikte, rüzgâr ve hayvan gücü de bu sürece dâhil edilmiş ve bunu takip eden buhar gücünün, elektrik enerjisinin, nükleer enerjinin kullanımı ile birlikte insan bugüne kadar kendi işini başka eleman, makine ve otomatlara yaptırmak için sürekli bir enerji arayışı içerisinde olmuştur. Bu iş üretme yöntemi paradigmaları toplum tarafından kabul görmüş rasyonel bir iktisadi sistemin varlığı ile mümkün olmuştur. Tezimizde; Osmanlı özelinde teknolojik, sanayi ve iktisadi gelişmelerin günümüze yansımalarını arşiv belgeleri ve birinci el kaynaklardan istifade ile yansıtmaya çalışacağız.
Vakfın kurumsal felsefesi ve sosyal işletme
Vakıf kurumu ve düşüncesini konu edinen bu çalışmada, vakıf kurumunun yüzlerce yıl boyunca varolabilmesini sağlayan "kurumsal varlık felsefesi" ve bu felsefeden neşet eden "organizasyonel karakteri" araştırılmıştır. Araştırmada, 10. ve 13. yüzyıllar arasında gerilemekte olan İslam medeniyetinin yeniden ayağa kalkmasını sağlayan "medeniyet zihni"nin, aynı zamanda medeniyete ait "kurumlar manzumesi"nin de varlık felsefesi olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Söz konusu varlık felsefesiyle ilgili kavramlar "kurucu mihver şahsiyetler üzerinden" incelenmiştir. Vakıf kurumunu ve tarihsel gelişimini farklı bir açıdan ele alan çalışmanın izlediği çok boyutlu yaklaşım, iktisadi ve tarihi yönlerinin yanı sıra felsefi boyutunun da detaylı bir şekilde incelenmesini zaruri kılmıştır. Yenilenmenin Anadolu'da vücut bulması ve ortaya çıkan medeniyet şubelerine (Anadolu Selçuklu ve Osmanlı) ithafen söz konusu medeniyet felsefesi "Anadolu İslam Tasavvuru" olarak tanımlanmış ve bu tasavvurun özünde bulunan "varlığın birliği" anlayışı da bu yenilenmenin "kurucu varlık felsefesi-ya da zihni" olarak takdim edilmiştir. İslam medeniyetinin yeniden güçlenmesi ile güncellenen vakıf kurumunun gayesi ve faaliyet karakteri, bu varlık felsefesi üzerinden ele alınmıştır. Bu kurucu felsefeden hareketle, vakıflar aracılığıyla teşebbüs edilen maddi ve manevi imar ve inşa faaliyetleri "şenlendirme" kelimesi altında yeni bir okumaya tabi tutulmuştur. Para vakıfları ve sandıklar üzerinden gösterilen örnekler ile, vakıf kurumunun varlık felsefesi, sosyal işletmelerin kuruluş gayesi ile karşılaştırılmıştır.
Sanayileşme sürecinde Feshane-i Amire
Kuruluşundan itibaren hem Avrupa hem de Tunus'ta üretilen feslere karşı rekabet etmek zorunda kalan Feshane-i Amire, Osmanlı Devleti için iktisadi ve siyasi öneme haizdir. Fabrikanın kuruluş amacı, kaliteli fakat pahalı Tunus fesleri ile ucuz fakat kalitesiz Fransız feslerine karşı ithal ikameci bir politikayla yerli üretimi başarıya ulaştırmak olmuştur. Başarısızlıkla sonuçlanan ilk girişimlerden sonra fes üretimine nâzır olarak Ömer Lütfi Efendi atanmış ve eksik olan teknik bilgiyi edinmek için üretimde mahir Tunuslu ustalar 1832'de Feshane'ye getirilmiştir. Yerli kıvırcık koyunu yapağısı fes üretiminde istenilen sonucu vermediğinden Tunusluların kullandığı gibi İspanya Merinos koyunu yapağısının ithaline başlanmıştır. Teknik bilgi ve kaliteli hammadde ile üretim yoluna girmiş ve elde edilen kârda artış meydana gelmiştir. Daha güvenli bir piyasa sunan devlet alımlarının aksine, halka yapılan satışlarda uluslararası rekabette öne geçmek için üretim maliyetlerini düşürüp daha ucuza satış yapmak amaçlanmış ve 1841'de Fransa'dan makineler ithal edilmiştir. 1843'te ise daha önce İngiltere'den ithal edilen buhar makinesi kullanılmaya başlanarak fabrikada inorganik enerjiye geçilmiştir. Bu tarihten sonra fabrikanın kârları kullanılarak İngiltere, Fransa, Belçika ve Saksonya'dan tarak, vargel, şardon-perdaht makineleri ithal edilmiş hatta elle örmeye ikame olarak örme makineleri dahi satın alınmıştır. Sonuç olarak, rekabete ve hammadde sıkıntısına rağmen Feshane, devletin talebini karşılamanın ötesine geçerek sivil piyasada da büyük pay sahibi olmuş, kendi mekanizasyonunu kârlarıyla gerçekleştirerek yıllık yüz binlerce fes üretim hacmine ulaşmış, kuruluş ve gelişmesinde başarılı olmuştur.
Azerbaycan petrol endüstrisi ve gelişim aşamaları
Konunun amacı, ülkedeki petrol ve gaz endüstrisinin gelişimini teşvik eden bilimsel yenilikleri gözden geçirmek ve bilim adamlarının bu alanda söyledikleri teorik konuları, konu bilgisini sistemleştirerek kullanmaktır. Ülkenin petrol ve doğal gaz kompleksinin karşı karşıya olduğu ana görev, petrol stratejisinin başarısını güçlendirmek, ekonominin ve nüfusun enerji kaynaklarına olan talebinin daha eksiksiz bir şekilde tatmin edilmesini sağlamaktır. Bu önemli görevi yerine getirmek için Azerbaycan Cumhuriyeti Akaryakıt ve Enerji Kompleksinin Geliştirilmesi Devlet Programı (2005-2015), bu kompleks tarafından kapsanan alanların geliştirilmesi için tanımlı tedbirler ve bunların uygulanması için özel tedbirler kazanılmasıyla petrol ve gaz endüstrisindeki ortak ekonomik sorunların araştırılmasında yeni niteliksel değişiklikler yapılmıştır. Eski ekonomik ve ideolojik sistemin dağılması ve liberal değerler temelinde pazar ekonomisi ile değiştirilmesi, soruna daha uygun çözümlerin yolunu açmıştır. Şimdi, daha stratejik, ileri görüşlü, bilimsel olarak zorlayıcı çözümler, kapsamlı araştırmalar ve pratik uygulamalar için beklemektedir. Bu bağlamda, verimlilik, istikrar, eski petrol sahalarında ekonomik büyüme, potansiyel ve kaynakların rasyonel kullanımı, finansal güç, ekonomik esnekliğin artırılması, alanda yeni pazar ilişkilerinin oluşturulması, petrol üretimi ve genel endüstri için metodolojik yönlerin belirlenmesi gibi temel öncelikler araştırma konusunun incelenmesi gerektirmektedir. Bu nedenle "Azerbaycan petrol endüstrisi ve gelişim aşamaları" araştırmasının amacı Azerbaycan petrol endüstrisinin incelenmesidir.
Osmanlı savunma sanayi ve teknolojisi: Tüfekhane-i Amire
Osmanlı'da modern tüfekhanenin kuruluş ve üretim sürecinin konu edildiği bu çalışmada, modern tüfekhanenin inşa süreci, üretim ve istihdamı ele alınmıştır. Ateşli silah teknolojisinin tarihsel gelişimi ve Osmanlı Devleti tarafından kullanılması ile Osmanlı ordusunda tüfekhanenin kuruluşuna kadar yaşanan gelişmeler incelenmiştir. Ordunun silah ihtiyacı doğrultusunda yeni bir tüfekhanenin kurulması ve üretim süreci detaylı şekilde analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecinde hem sermaye kaynaklı hem de yabancı uzman istihdamından kaynaklanan bir takım sıkıntılar yaşadığı görülmüştür. Tüfekhanenin üretime başlamasından sonra 1841-1848 dönemi arasında, Osmanlı birçok silah üretimi yapmakla birlikte ihtiyaca göre silah üretimini azaltmış veya arttırmıştır. Arşiv kayıtlarının temel alındığı bu çalışmanın sonucunda Osmanlı Devleti modern ve yerli bir silah sanayinin kurulabilmesi için oldukça erken bir dönemde yoğun çaba sarf ettiği tespit edilmiştir.
Büyük altyapı projelerinin finansmanı: İstanbul (Ulaşım yatırımları) örneği
Büyük Altyapı Projelerinin Finansmanı: İstanbul (Ulaşım Yatırımları) Örneği konulu tez çalışması, üç bölüm olarak incelenmiştir. İlk bölümde Büyük Altyapı Projelerinin tanımı yapılarak özellikleri belirtilmiş ve Büyük Altyapı Projelerinin türleri, faydaları ve etkileri açıklanmıştır. İkinci bölümde Büyük Altyapı Projelerinin ne şekilde finanse edildiği merkezi hükümet ve yerel yönetimler olmak üzere iki başlık altında incelenmiş, otoritelerin yapacakları Büyük Altyapı Projelerinin finansmanlarını ne şekilde karşılayabilecekleri belirtilmiştir. Büyük Altyapı Projelerinin finansmanında merkezi hükümet yap-işlet-devret modelini ağırlıklı olarak tercih ederken yerel yönetimler ağırlıklı olarak harici borçlanma yoluna gitmektedirler. Otoritelerin tercih ettiği finansman türleri ile ilgili takip etmesi gereken yasal süreçler ayrıca belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise Büyük Altyapı Projelerinin finanse edilmesinde İstanbul örneği incelenmiş, İstanbul'da yapılan ulaşım ile ilgili Köprü Projeleri, Raylı Sistemler Projeleri, Tüp Geçit Projeleri ve Havaalanı Projeleri ayrı ayrı incelenerek Büyük Altyapı Projelerinin maliyetlerinin ne şekilde finanse edildiği tek tek gösterilmiştir. İstanbul'da YİD modeli ile finansmanı sağlanan Büyük Altyapı Projelerinde, projenin üstlenicisi konsorsiyumların maliyetlerini ne şekilde finanse ettikleri de ayrıca belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise finansman çeşitleri finansmanı kullanan otoriteye bağlı olarak değerlendirilmiş avantajlı ve dezavantajlı yönleri ortaya konulmuştur. Netice olarak Büyük Altyapı Projelerini gerçekleştiren otoritelerin son zamanlarda projeleri finanse etmek için yöneldiği finansman çeşitlerinin en faydalı yöne doğru yöneldiği tespiti yapılmıştır. Anahtar Kelime: Büyük alt yapı projeleri, finans, mahalli idare, Merkezi hükümet
Fetih öncesi müslüman seyyahlara göre İstanbul
Fetih öncesi Müslüman seyyahlar konusu az çalışılmış bir konudur. Tarihsel olarak Ortaçağ Bizans'ına denk gelen bu süreçte bazı seyyahlar doğrudan İstanbul'u gezmiş ve izlenimlerini seyahatnamelerine aktarmış, bazıları da daha önce buraya elçilik, ticaret, esir değiş tokuşu gibi amaçlarla gelen kişilerin yazdıklarından yararlanmıştır. Daha önce Türkçeye yapılan seyahatname çevirileri, çoğunlukla batılı diller üzerinden çevrilmiştir. Bu çalışmada Harun Bin Yahya, Mesudi, Herevi, İdrisi, İbni Battuta, El Verdi adlı altı seyyahın seyahatnamelerinin İstanbul ile ilgili kısımları Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde İslam uygarlığı, Bizans-İslam siyasi ilişkileri, Arap-İslam edebiyatında İstanbul konuları irdelenmiş, ayrıca, seyyahların neden gezdiği, seyahatlerinin sınırları, seyahatlerini nasıl finanse ettikleri, seyahat esnasında karşılaştıkları zorluklar gibi konulara da değinilmiştir. Seyyahların izlenimlerinin metni olan seyahatnamelerin öznel yorumlar içermesi doğaldır. Bu yüzden seyyahların tasvir ve değerlendirmelerinde yetiştikleri kültürün etkisi kaçınılmazdır. Bu bakımdan, Müslüman kültürde yetişmiş seyyahların fetih öncesi İstanbul'u kendi gözlerinden nasıl anlattıklarını araştırmak bu çalışmanın çıkış noktasıdır.
İstanbul kongre ve fuar turizminin incelenmesi (2000 yılı sonrası)
İstanbul dünyanın en eski ve en önemli şehirlerinden birisidir. Çok büyük bir tarihe ve eşsiz bir coğrafi konuma sahip olan İstanbul'da turizm sektörü önemli bir gelir kaynağıdır. Döviz girdisi ile ekonomiye katkı yapan turizm sektörü hizmet alanında gereksinim duyulan iş gücü ile istihdam sorununa da çözüm sağlamaktadır. Kongre ve fuar organizasyonları turizm sektörünün önemli alanlarından bir tanesidir. Kurumsal şirketlerin, üniversitelerin, siyasi partilerin, vakıf ve derneklerin büyüyerek gelişmesi ile uluslararası kongre toplantılarına talep artmaktadır. Ürettikleri ürünleri tanıtmak, yeni pazarlar yaratmak isteyen şirketler dünyanın önemli şehirlerinde fuarlara katılmaktadırlar. Bu çalışmada İstanbul'da kongre ve fuar turizminin 2000 yılı sonrası gelişmesi, günümüzde gelmiş olduğu yer, İstanbul'un konaklama ile kongre ve fuar merkezleri konusunda potansiyeli, ulaşım ve yeme içme imkanları, turizm sektörünün istihdama katkısı, kongre ve fuar turizmine dair sorunlar ile çözüm önerileri araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda İstanbul'un bu alanda çok önemli potansiyele sahip olduğu, sektör için gerekli olan bütün birleşenlere sahip olduğu ancak bazı dönemler ülke olarak yaşadığı istikrarsızlıklar yüzünden ivme yakalanamadığı bazı dönemler ise yakalanan ivmenin bozulmaya uğradığı tespit edilmiştir. Ayrıca İstanbul'un kongre ve fuar turizmi alanında dünyada ilk 5 şehirden birisi olma iddiasını koruduğu belirlenmiştir.
İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşmasının İstanbul açısından değerlendirilmesi (1930-1964)
1923'te Türkiye ile Yunanistan arasındaki mübadele anlaşmasıyla milyonlarca Türk ve Rum iki ülke arasında yer değiştirmiş; Mübadele dışında bırakılan İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri, Lozan Antlaşmasında yaşadıkları ülkelerin "azınlık" statüsündeki vatandaşları olarak kabul edilerek ikamet ettikleri bölgelerde bırakılmıştır. 1930'da Türkiye ve Yunanistan hükümetleri "İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması" adıyla anılan; iki ülke ilişkilerini geliştirmeyi ve mübadeleden kalan sorunlarını çözmeyi amaçlayan bir antlaşma imzalanmıştır. Atatürk ile Venizelos arasındaki antlaşma sayesinde, her iki ülke vatandaşları diğerinin ülkesinde istediği yerde yerleşme (ikamet), mal edinme, serbest dolaşım ve ticaret yapma haklarına sahip olacaklardı. Antlaşma iki yıllık sürelerle yenilenerek 34 yıl boyunca yürürlükte kalmıştır. Antlaşmaya istinaden yaklaşık 12.000 Yunanistan uyruklu Rum İstanbul'a yerleşmiştir. Bu süreçte, askerlik hizmeti yapmak istemedikleri için Türk vatandaşlığından ayrılıp, Yunanistan uyruğuna geçen Rumlarla birlikte İstanbul Rum cemaati 100.000 civarında bir nüfusa erişmiştir. 1963-64'te Kıbrıs'ta alevlenen ve EOKA terör örgütünün Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak amacıyla yaptığı katliamlara Yunanistan'ın açık desteği ve İstanbul'da yaşayan bazı Rumların amacı ENOSİS politikalarına hizmet olan illegal örgütlerdeki faaliyetlere iştirakleri gibi olumsuz gelişmeler karşısında Türk kamuoyunda oluşan infiale istinaden Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, 16 Mart 1964 tarihinde "İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşmasını" tek taraflı olarak feshetmiştir. İllegal faaliyetleri tespit edilenlerin 24 ila 48 saat içinde; Yunanistan uyruklu diğer Rumların ise en geç iki yıl içinde Türkiye'yi terk etmeleri istenmiştir. Antlaşmanın feshiyle yurtdışına çıkarılanlar için günümüzde bazı yayın organlarında, "sürgün" ve "tehcir" gibi yanlı ifadelerin kullanılması ve bu işlemden dolayı Türkiye Cumhuriyeti'nin benzer birtakım mesnetsiz ithamlara maruz bırakılması büyük bir haksızlıktır. Çünkü, 1930'daki antlaşma; iki devletin dostluk ve iyi niyet göstergesi olarak imzaladığı iki yıllık sürelerle tahdit edilmiş olan bir tür geçici oturum ve serbest dolaşım "vize" anlaşmasıdır. 1964'te Türkiye Cumhuriyeti'nin antlaşmayı tek taraflı olarak yürürlükten kaldırması, antlaşmanın 36. maddesinde tanımlanmış olan tek taraflı fesih hakkının kullanılmasından ibarettir ve tamamen hukukidir. Tezimiz, 1964'te antlaşmanın feshine sebep olan unsurlar ile özellikle fesihten sonraki sürecin İstanbul'un ticari ve sosyal hayatına tesirleri ve nihayet İstanbul'un demografik yapısı içinde Rum cemaatinin giderek azalmasında bu fesih işleminden doğan etkilerin olup-olmadığını tespit etmek amacındadır. Çalışmamız, döneme tanıklık edenlerin ifadelerine ve elde edilen bilgi ve belgelere dayandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması, Yunan Uyruklu Rum, 1930, İstanbul, 1964
Eyüp Nişancası'nda Sivâsî Efendi tekkesi haziresinin incelenmesi
İstanbul'da mezarlıklar ve hazireler, kentin Osmanlılar tarafından fethedilmesinden önce de, Osmanlıların 600 yıl süren saltanatları süresince de kent dokusunda hatırı sayılır alanlara sahip olmuşlardır. Nüfus artışı ve modernleşme ile birlikte artan kentsel ihtiyaçları karşılamak üzere yapılan düzenlemeler, tarihi kent dokusunda olduğu gibi, yaşam alanlarıyla iç içe geçen mezarlıklar ve hazirelerde de değişim ve dönüşümlere sebep olmuştur. İstanbul'da nicelik olarak ciddi bir çalışma alanını sunan kültürel miras ürünleri Osmanlı mezar taşları üzerine yapılan çalışmalara katkı olarak sunulan tezde, Sivâsî Efendi Tekkesi Haziresindeki mezar taşları incelenmiştir. Bu kapsamda Eyüp Nişancası'nda bulunan tekke, türbeler ve hazirenin bulunduğu alanın tarihsel süreç içerisinde mekansal dönüşümleri tespit edilerek, mezar taşları kitabeleri okunmuş ve medfûn kişilerin biyografik bilgileri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
A field study the contribution of the cultural activities of foundations and associations based in Bağcılar and Esenler to İstanbul (2010-2015)
This study investigates the contribution of the cultural activities of foundations and associations to the development of the city of İstanbul between the years 2010-2015 in the form of a field study. The motivation behind this study is the fact that İstanbul was the capital city of the Byzantine Empire and the Ottoman Empire along with its being home for many civilizations throughout history. Moreover, İstanbul is the most prominent city in Turkey concerning cultural activities, it is rich with the activities of foundations and associations and it was selected the European Capital of Culture in 2010. This study consists of four chapters including the Introduction. The first chapter provides information about the subject, aim, hypotheses, methodology and limitations of this study. The second chapter examines the development processes and the cultural activities of Foundations and Associations, focusing on the conceptual and hypothetical framework. The third chapter focuses on the methodology of the study. In the fourth and last chapter, the technical details of the interviews and analyses are presented along with the results of the analyses including the evaluations and suggestions of the results.
XIX. yüzyıl İstanbul kültüründe Ramazan eğlenceleri
Bu çalışma, XIX. yüzyıl İstanbul kültüründe Ramazan eğlence, merasim ve âdetlerini konu edinmektedir. Çalışmamız boyunca, dönemin önemli mecmuaları ile arşiv kayıtlarından, yerli ve yabancı araştırma ve eserler ile seyyahların eserlerinden istifade edilmiştir. XIX. yüzyılın önemli gelişmelerinin Ramazan eğlence ve âdetlerine kuvvetli tesirleri olmuştur. Müslüman ve Gayr-i Müslim topluluklar arasındaki eğlence ve adetler arasındaki uyum varlığını muhafaza etmiştir. Ramazan öncesi ve sürecindeki şehrin iâşe temini hususunda ciddi hazırlıklar yapılmıştır. Ramazan boyunca halkın genel yaşantısına dair dikkat etmesi gereken meseleleri içeren tembihnâmeler ve hükümler yayınlanmıştır. Çalışmamızda, İstanbul'un Ramazan eğlence, âdet ve merasimleri 'konak ve saraylarda', 'sosyal mekânlarda' ve 'dini mekânlarda' ayrı olarak incelenmiştir.
Merv şehrinin-Şehristanın kuruluşu ve gelişimi (Arkeoloji raporlarına göre)
Bu çalışmada, Merv şehrinin kuruluşundan Moğol istilasına kadar olan şehirleşme tarihi analiz edilerek bölgeye İslam'ın ve Türklerin gelmesi ile şehrin geçirdiği fiziki değişimi ele almak amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamındaki tarihi bilgiler, Merv'e dair yapılmış arkeolojik çalışmalar ile birlikte karşılaştırmalı şekilde analize dahil edilmiştir. İlk bölümde önemli kaynaklardan olan V. A. Jukovski'nin "Razvaliny Starago Merva" eserinin Merv arkeolojik raporunu içeren bölümü Rusça aslından Türkçeye tercüme edilmiştir. İkinci bölümde son dönemlerde yapılan arkeolojik çalışmaların bulguları verilmiştir. Son bölümde ise tercümesi yapılan eserin değerlendirilmesi ve Türk-İslam Şehirciliğinin dinamikleri, unsurları Merv şehri özelinde gösterilmeye çalışılmıştır.
Osmanlı coğrafyasında petrol alanları, çıkartılması, işletilmesi, imtiyazları ve ekonomide değerlendirilmesi (1876- 1914)
Kapitülasyonlar ve Tanzimat Dönemi maliye politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan Düyun-ı Umumiye İdaresi Osmanlıyı meşgul ediyor ve egemenlik hakkının kullanımını tartışmaya açıyordu. Osmanlı Devleti bazı yabancı azınlıklara verilen hakların mevcut düzeni bozmamasına çabalarken ülkenin mali kaynaklarını tam olarak idare edemiyordu. Tüm bunlar idari zafiyetlere neden oluyordu. Devletin mali ve idari yönetimi yabancıların etkisi altındaydı. 33 yıl süren iktidarında II. Abdülhamit, daima bir dış mücadele ve iç çekişme ile uğraşmak zorunda kalmıştı. II. Abdülhamit'in iktidarının ilan edilmesiyle 31 Ağustos 1876'da başlayan ve I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu için resmen başladığı 30 Ekim 1914'e kadar geçen süre, Ortadoğu, Türk ve İslam tarihleri açısından bir dönüm noktasıdır. Bu zaman dilimine petrol ekonomisi üzerinden bakıldığında yaygın olan kömür kullanımın yerini petrolün almasını Dünya Savaşıyla artan askeri tüketim hızlandırmıştır. İngiltere'nin savaş gemilerinde petrolü kullanmaya başlaması Osmanlı topraklarını öncelikli hedefine koymasına sebep olmuştur. İngiltere artan ihtiyacını karşılamak petrol coğrafyasında yürüttüğü gizli siyasi çalışmalarla bugünün S. Arabistan, Kuveyt ve B.A.E topraklarını bölge liderleri ile yaptığı anlaşmalarla kendi çözülmesini durdurmakla meşgul Osmanlı'dan ele geçirmeyi başarmıştır. Osmanlı bu dönemde balkanlarda ve orta doğuda çözülmeye karşı Bağdat Demiryolu Projesini hayata geçirmeyi seçmişti. Petrol, Dünya sahnesinde bir sonraki gelişim kaynağı olduğunda da artık sahip olduğumuz bir kaynak değildi. Anahtar Kelimeler: Petrol, Osmanlı, Ekonomi, Abdülhamit, Maliye.