Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Özer
11 theses · Fırat University, Sinop University
Borik asit üretim prosesinde safsızlık kontrolü ve ürün veriminin artırılması
Borik asit, kolemanit cevheri ile sülfürik asit arasındaki reaksiyon gereğince çözelti ortamında üretilir ve kristalizasyon prosesine tabi tutularak kristalize edilir. Bu reaksiyon sırasında cevherin içerdiği yan minerallerin de sülfürik asit ile verdiği reaksiyonlar sebebiyle çözelti ortamında borik asitten başka çeşitli sülfat tuzları (safsızlık unsurları) oluşur. Böylece hem kapalı proses içerisinde devreden çözeltilerde hem de ürün borik asit kristallerinde çeşitli safsızlık unsurları meydana gelmiş olur. Proseste safsızlık unsuru olarak beliren sülfat tuzu konsantrasyonunun kontrol altına alınması bu tez çalışmasının amacını oluşturmuştur. Bu çatının altında da iki farklı aşamada çalışmalar dizayn edilerek prosesteki safsızlık konsantrasyonunun kontrolü sağlanmıştır. Birinci aşama çalışmalarda kolemanit cevheri ile sülfürik asit arasındaki reaksiyon yarı kesikli reaktör (YKR) ortamında gerçekleştirilmiştir. Yarı kesikli reaktörün seçicilik avantajından istifade edilmiş ve yan minerallerin reaksiyon hızları bastırılarak ortamdaki safsızlık konsantrasyonu (sülfat tuzu) azaltılmıştır. Deneysel sonuçlar, YKR kullanımının kesikli reaktör (KR) kullanımına göre hem verim hem de safsızlık kontrolü açısından daha avantajlı olduğunu ortaya koymuştur. YKR, ürün veriminde en az % 5'lik artış sağlarken safsızlık konsantrasyonunda ise ortalama % 40'lık bir azalma sağlamıştır. Bu kazanımlar sağlanırken de işletme süresi açısından bir kayıp yaşanmamıştır. İkinci aşama çalışmalarda ise kapalı devre boyunca proses içerisinde devreden borik asit çözeltisinde (ana çözelti), adsorpsiyon vasıtasıyla safsızlık konsantrasyonunun düşürülmesi üzerine odaklanılmıştır. Emet Bor İşletmelerinden temin edilen ana çözelti ile gerçekleştirilen seçimli adsorpsiyon deneylerinde, sentezlenen kitosan-bentonit biyokompozit film adsorbent olarak kullanılmıştır. Adsorpsiyon çalışmalarında, borik asit çözeltisindeki sülfat (SO42-) anyonu temel safsızlık unsuru olarak dikkate alınmış ve biyokompozit adsorbentin yaklaşık 300 mg/g adsorpsiyon kapasitesi ile sülfat giderebildiği sonucuna varılmıştır.
Atık çay posasındanbiyobozunur ve antimikrobiyal polimerik jel-film üretimi ve karakterizasyonu
Petrol esaslı polimerik malzemelerin çevresel zararları (örneğin küreselısınmaya neden olmak veya aşırı CO2 emisyonu, biyobozunur olmamaları), canlılar üzerindeki toksik etkileri ve petrol rezervinin sınırlı oluşu nedeni ile yakın gelecekte enerji darboğazı ile karşılaşılma ihtimali; polimerik mamullerin üretimi için alternatif ve sürdürülebilir hammadde arayışını doğurmuştur. Bu sebeple, son zamanlarda bitkisel ve hayvansal esaslı sürdürülebilir kaynaklardan biyobozunur ve çevre dostu polimerik mamullerin üretim yöntemlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar artmaktadır. Üretilen biyopolimerlerin petrol esaslı polimerik mamullerle ticari alanda rekabet edebilmeleri için, mekanik/elastik/su dayanım özelliklerinin artırılmasına yönelik spesifik çalışmalar sürdürülmekle birlikte, ticari-teknik-ekonomik ve sürdürülebilir kaynaklar konularındaki mevcut soru işaretleri yerini korumaktadır. Bu çalışmada, daha önce polimerik malzeme üretiminde değerlendirilmemiş evsel atık nitelikli bir biyokütle kaynağı olan çay posası kullanılarak; mekanik/su dayanımı yüksek, nem tutma kapasitesi ve su buharı geçirgenliği düşük (su buharı bariyeri gibi davranan), çevresel uyarıcılara (pH, sıcaklık) duyarlı, biyobozunur, antimikrobiyal polimerik jel film üretilmesi amaçlanmıştır. Üretilen polimerik jel filmin çevresel pH değişimine cevabı, geleneksel akıllı polimerlerik jellerin aksine şişme ve büzülme hareketi ile değil, pH değişimi ile jel filmin renk değişimi şeklinde gerçekleştirilmiştir. Polimerik jel filmin pH ve sıcaklığa karşı duyarlılığı, antimikrobiyal ve mekanik dayanımı sırasıyla polimerik yapıya katılan doğal bitkisel pH indikatörü (mor lahana ekstraktı), komonomerler, bitkisel uçucu yağlar (nane, biberiye, kekik, ardıç vb.) ve doğal katkı maddeleriyle (kitin, kitosan, montmorillant, bentonit) sağlanmıştır. Jel filmin su dayanımı ise polimerik jelin çapraz bağlı ağ yapısı ile sağlanmıştır. Çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, yerel piyasadan temin edilen çay posası uygulanan ön işlemleri takiben ekstraksiyon yöntemi ile temel bileşenlerine (selüloz-hemiselüloz-lignin) ayrıştırıldı ve elde edilen bileşenler uygun enstrümantal yöntemler (FTIR, XRD ve H-NMR) kullanılarak karakterize edildi. İkinci aşamada, üretilen polimerik jel filme pH duyarlılığı kazandırmak için mor lahanadan renk pigmenti su ile ekstrakte edildi ve yapısı FTIR ile analiz edildi. Üçüncü aşamada, ekstraksiyon işlemi sonucu elde edilen ve karakterize edilen hemiselülozun polimerizasyonu ile pH ve sıcaklık duyarlı polimerik jel film üretilerek karakterize edildi. Jel film çözelti döküm tekniğine uygun olarak üretildi. Üretilen jel filmlerin fizikokimyasal özellikleri ve çevresel uyarıcılara duyarlılığı üzerine; komonomer, çapraz bağlayıcı ve başlatıcının tür ve miktarı, doğal indikatörün miktarı, antimikrobiyal bitkisel ürünlerin türünün etkisi incelendi. Sentezlenen polimerik jel filmlerin yapısal, morfolojik, fizikokimyasal, termal ve optik özellikleri belirlenerek karakterizasyonları sağlandı. Bu amaçla, sentezlenen jel filmlerin FTIR, SEM ve DSC analizleri yapılarak, su buharı geçirgenlik testi, nem tutma kapasitesi testi, denge ve dinamik şişme testleri, ışık geçirgenlik testleri gerçekleştirildi. Hemiselüloz bazlı jel filmlerin %100 bağıl nem içeren ortamda maksimum %1, nem sorbe ettiği belirlenmiştir. Tez kapsamında üretilen polimerik filmlerin ortalama çözünürlük değerlerinin, yaklaşık olarak % 0.4 ile % 1.8 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Üretilen filmler içinde en düşük su buharı geçirgenliğine (5.88x10-10g/sn.Pa.m) sahip filmin, kitosan katkılı film olduğu saptanmıştır. Mor lahana ekstratı ekleyerek hazırlanan jel filmlerin farklı pH ortamlarına konduğunda geri dönüşümlü bir renk değişimi gösterdiği gözlenmiştir.Hemiselüloz esaslı polimerik jel filmlerin ışık geçirgenliğinin yaklaşık% 45 ila% 65 arasında değiştiği ve opaklık/kalınlık değerlerinin 0.0027-0.0011 μm-1aralığında olduğu belirlenmiştir.Bu çalışma kapsamında üretilen biberiye, kekik, karanfil ve ısırgan uçucu yağları içeren polimerik filmlerin antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu ve E-coli üzerinde önemli bir inhibitör etkisi olduğu gösterilmiştir.Sentezlenen hemiselüloz bazlı jel filmlerin beklendiği gibi biyobozunur olduğu belirlenmiştir. Farklı koşullar altında üretilen polimerik filmlerin, 60 gün sonra toprakta% 80-98 oranında bozulduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Biyobozunur, antimikrobiyal, polimer, jel film, çay posası, alkali oksidatif ekstraksiyon, doğal indikatör, pH ve sıcaklığa duyarlı polimerler.
Farklı biyokütle kaynaklarından hemiselüloz, selüloz ve ligninin ayrıştırılması ve karakterizasyonu
Bu çalışmada farklı atık türlerinin sürdürülebilir biyo-rafineri yaklaşımıyla katma değeri yüksek ürünlere dönüşüm potansiyelleri karşılaştırmalı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla kayısı çekirdeği kabuğu, ceviz kabuğu, şeker pancarı küspesi, çay posası ve çam odununun talaşı değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk adımında, biyokütlenin kimyasal yapısının hemiselüloz, selüloz, ligninin izolasyon verimleri üzerine etkisi araştırılmıştır. İkinci adımda ise alkali ön işlem sürecine ait parametrelerin temel bileşenlerin izolasyon verimi üzerine etkisi araştırılmıştır. Etkisi incelenen parametreler, alkali konsantrasyonu, peroksit konsantrasyonu ve temas süresidir. Üçüncü adımda elde edilen temel bileşenler enstrümantal analiz metotları ile karakterize edilmiş ve elde edilen veriler literatürle kıyaslanmıştır. Karakterizasyon sürecinde, biyokütlelerin ve izolasyon ürünlerinin FTIR, TGA, H-NMR ve XRD analizleri gerçekleştirilmiştir. Biyokütlenin lignin içeriğinin hemiselüloz ekstraksiyon verimi üzerine etkisinin olmadığı buna karşılık lignin verimini etkilediği belirlenmiştir. Kullanılan biyokütlenin kimyasal analiz sonuçları ile temel bileşenlerin izolasyon verimlerinin uygunluk içinde olduğu tespit edilmiştir. Çay posasının hemiselüloz izolasyon veriminin (% 25) ceviz kabuğunun ise lignin izolasyon veriminin (%19) diğer biyokütle türlerinden daha yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Kaysı çekirdeğinden elde edilen hemiselülozun diğer biyokütle kaynaklarından elde edilenlere kıyasla daha açık renkli olduğu deneysel olarak gözlemlenmiştir. Alkali ön işlem parametrelerinin etkisi çay posası ve kaysı çekirdeği atıkları ile yapılan çalışmalarda incelenmiştir. Optimum izolasyon şartları olarak temas süresinin 6 saat, alkali konsantrasyonunun 20g/L, peroksit konsantrasyonunun % 2-4, sıcaklıklığın 55 °C olduğu belirlenmiştir. Hemiselüloz, selüloz ve ligninin optimum şartlarda elde edilen izolasyon verimleri (hammadde temeli üzerinden) çay posası için sırasıyla yaklaşık % 36, % 25, % 23, kayısı çekirdeği kabuğu için ise % 26, % 34, % 24 olarak tespit edilmiştir.
Kitosan bazlı polimerik jel partiküllerin üretimi ve sorpsiyon-desorpsiyon etkinliklerinin araştırılması
Bu çalışmada kitosanın pozitif yüklü (zayıf bazik gruplardan dolayı) hidrofilik bir polimer olma özelliğinden hareketle, kitosan esaslı jel partikül üretimi ve sorbent olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kitosandan iki farklı metotla (çöktürme-toplama metodu ve emülsiyon çapraz bağlama metodu) polimerik partikül üretimi gerçekleştirilmiştir. Üretilen partiküller uygun enstrümantal ve analitik metotlarla karakterize edilmiştir. Son olarak partiküllerin bazik boyar madde (bazik mavi 41, BB41), su ve yağ asidi (oleik asit) sorpsiyon etkinlikleri araştırılmıştır. BB41 boyar maddesinin sorpsiyon verimi üzerine sorpsiyon parametrelerinin (sıcaklık, başlangıç pH değeri, kitosan miktarı, başlangıç boyar madde konsantrasyonu, temas süresi vb.) etkisinin belirlendiği adımda çöktürme toplama metodu ile üretilen kitosan partiküller kullanılarak optimum sorpsiyon şartları belirlenmiştir. Deney sonuçları Langmuir, Freundlich, Temkin ve Dubinin-Radushkevich (D-R) izoterm modelleri uygulanarak değerlendirilmiştir. Bu aşamada elde edilen verilerin Langmuir izotermi modeline oldukça iyi derecede uyduğu belirlenmiştir. Çalışmada kinetik parametreleri hesaplamak ve adsorpsiyon sürecinin ideal mekanizmasını belirlemek için yalancı birinci derece, yalancı ikinci derece model eşitlikleri kullanılmıştır. Yalancı ikinci dereceden modelin deneysel verileri açıklamak için daha uygun olduğu gözlenmiştir. BB41 boyar maddesinin sorpsiyon verimi üzerine kitosan partikül üretim şartlarının irdelendiği ikinci adımda, partikül üretim şartları (çapraz bağlayıcı türü, oranı, çapraz bağlanma süresi, kitosanın deasetilasyon derecesi, kitosanın molekül ağırlığı vb.) optimize edilen sorpsiyon şartlarında araştırıldı. Bu adımda emülsiyon ile çapraz bağlanmış partiküller kullanılmıştır. Sentez şartlarının BB41 boyar maddesinin sorpsiyonu üzerine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Sunulan çalışmada iki farklı metotla üretilen partiküllerin karakterizasyonu ve sorpsiyon etkinliği karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çapraz bağ yoğunluğunun, çapraz bağlanma mekanizmasının sorpsiyon verimi üzerine etkisi tartışılmıştır. Ayrıca bu çalışmada kitosan bazlı partiküllerin karakteristik özellikleri ve sorpsiyon etkinliği üzerine deasetilasyon derecesinin ve molekül ağırlığının etkisi yorumlanmıştır.
Menengiç tohumlarından yağ ekstraksiyonu şartlarının belirlenmesi
Yağlı tohum ve çekirdeklerden ham yağ elde etmek için birçok teknik geliştirilmesine rağmen, yağlı tohum endüstrisindeki teknolojik gelişmeler, köklü bir değişimi amaç edinmemekle birlikte, bu sahadaki iyileştirme çalışmaları iyi bir ürün kalitesi ve yüksek verim elde etmek için uygun işleme koşullarını bulmak üzerinde yoğunlaşmıştır.Bu çalışmada, yağlı tohum olarak Elazığ bölgesinde yetişen ve çedene adı ile de anılan Pistacia terebinthus L. yada diğer bir ismi ile menengiç tohumları kullanılmıştır. İlk olarak menengicin besin öğeleri açısından (ham yağ, ham protein, ham selülozv.b.) bileşimi tayin edilmiştir. Bu doğrultuda Elazığ bölgesinde yetişen menengiç tohumlarının yaklaşık % 47 oranında ham yağ içerdiği tespit edilmiştir. Sonrasında Soxhlet ekstarktöründe ekstraksiyon çalışmaları gerçekleştirilmiş ve ekstraksiyon üzerinde etkili olan parametrelerin (süre, sıcaklık, katı/sıvı oranı, çözücü türü ve tanecik boyutu) yağ verimini ve elde edilen yağ kalitesini nasıl etkilediği incelenmiştir.Çözücü olarak n-hekzan, n-heptan, CCI4 ve petrol eteri gibi apolar çözücüler kullanılmıştır. Bu amaçla ilk olarak ekstraksiyon süresinin etkileri incelenmiştir. Ekstraksiyon süresi 10-60 dakika aralığında 10'ar dakikalık periyotlarla değiştirilmiş ve bütün çözücüler ile yapılan ekstraksiyon işleminde 60'ıncı dakikadan sonra sürenin yağ verimini etkilemediği tespit edilmiştir. n-hekzan ile 30 dakikalık ekstraksiyon süresi sonunda yağın % 98.4'ünün, n-heptan ile 40 dakikalık ekstraksiyon süresi sonunda yağın % 100'ünün, petrol eteri ile 20 dakikalık ekstraksiyon süresi sonunda yağın % 97.1'inin ve CCI4 ile 40 dakikalık ekstraksiyon süresi sonunda ise yağın % 98.3'ünün ekstrakte edildiği tespit edilmiştir.Ekstraksiyon sıcaklığının yağ verimi üzerindeki etkisinin incelendiği deneylerde, n-hekzan ve CCI4 ile yapılan ekstraksiyon işlemlerinde sıcaklığın yağ verimini kayda değer ölçüde etkilemediği gözlenmiştir. n-hekzan ile 48 oC sıcaklıkta mevcut yağın % 97.2'si, CCI4 ile 56 oC de yağın % 95.2'si ekstrakte edilebimiştir. Diğer taraftan, n-heptan ve petrol eteri ile yapılan ekstraksiyon işlemlerinde ise ekstraksiyon sıcaklığının artması ile ekstrakte edilen yağ veriminin de arttığı tespit edilmiştir. n-heptan ile 98 oC sıcaklıkta yağın % 100'ü, petrol eteri ile 50 oC sıcaklıkta yağın % 97.1'i ekstrakte edilmiştir.Katı/sıvı oranının etkisininin incelendiği deneyler, sabit ekstrasktör hacminde (250 ml) ekstrakte edilecek olan numune miktarı 10 g ile 60 g aralığında artırılarak gerçekleştirilmiştir. Sabit ekstraktör hacminde numune miktarı arttıkça, bütün çözücüler ile yapılan çalışmalarda ekstrakte edilen yağ veriminin düştüğü, bu düşüşün 40 g numune miktarından sonra daha belirgin bir hal aldığı tespit edilmiştir.Tanecik boyutunun etkisinin incelendiği deneylerde T=KDn eşitliğinden yararlanılmıştır. Menengiç tohumlarının tanecik boyutu 2 katına çıkartıldığında, içerdiği yağı % 1'e düşürmek için gereken süreninde 2.3 kat arttığı tespit edilmiştir.Ekstraksiyon sırasında yağın difüzyon katsayısını hesaplamak için, Fick'in 2.kanunu uygun sınır şartları kabul edilerek çözülmüş ve elde edilen denklem sadeleştirilerek difüzyon katsayısının hesaplanması için uygun hale getirilmiştir. Bunun için 0.55 mm partikül boyutundaki tohumlar her bir çözücünün kaynama sıcaklığında ekstraksiyon işlemine tabi tutuldu. Çözücü olarak n-hekzanın, n-heptanın, petrol eterinin ve CCI4'ün kullanılması halinde difüzyon katsayıları sırasıyla 2.68x10-7, 1.66x10-7, 7.26x10-8 ve 1.8x10-7 m2/saat olarak hesaplanmıştır.Her bir çözücü ile elde edilen menengiç yağının serbest asitlik, peroksit değeri, iyot sayısı, sabunlaşma sayısı, sabunlaşmayan madde miktarı, tortu, viskozite, özgül ağırlık, kırılma indisi gibi özellikleri tayin edilmiştir. Elde edilen ham menengiç yağının yağ asidi bileşimi ise ortalama değerler üzerinden % 24.27 palmitik, % 3.78 palmitoleik, % 1.7 stearik, % 45.8 oleik, % 23.93 linoleik ve % 0.47 linolenik asit olarak GC-FID ile belirlenmiştir.
Fındık kabuklarından aktif karbon elde edilmesi ve karakterizasyonu
Sulu ortamdaki mikrokirleticilerin adsorpsiyonla uzaklaştırılmasında kullanılan en genel adsorbentlerden biri aktif karbondur. Aktif karbon ticari olarak odun, antrasit, linyit ve bitümlü kömürler gibi karbon içeriği yüksek maddelerden üretilmekle birlikte, fındık ve hindistan cevizi kabukları, zeytin ve şeftali çekirdekleri ile şeker kamışı bagası gibi bazı tarımsal yan maddelerin de aktif karbon üretiminde kullanıldığı çalışmalar mevcuttur. Aktifleştirme işlemi genellikle karbonizasyon esnasında ortamdan su buharı veya karbon dioksit geçirilerek yapılabildiği gibi, kullanılan başlangıç maddelerinin uygun aktifleştirici maddelerle aktifleştirilmesini takiben uygulanacak karbonizasyonla da gerçekleştirilebilir.Bu çalışmada, başlangıç maddesi olarak fındık kabukları kullanılarak aktif karbon elde edilmesi amaçlanmıştır. Aktifleştirme işlemi 50 g fındık kabuğu 24 ile 72 saat arasında değişen sürelerde 200 ml farklı konsantrasyondaki fosforik asit çözeltileri ile temas ettirilerek gerçekleştirilmiştir. Aktifleştirme işlemini takiben fındık kabukları, borusal bir fırında değişik sıcaklık (350-650 °C) ve sürelerde azot gazı akımında karbonize edildi.Üretilen aktif karbonun verimi büyük ölçüde karbonizasyon sıcaklığı ve süresine bağlıdır. Karbonizasyon sıcaklığı ve süresi ne kadar yüksekse üretilen aktif karbon miktarı da o kadar düşüktür. Aktif karbon örneklerinin kül içeriği % 5.32-39.00 arasında değişmektedir. Düşük sıcaklıklarda yapılan karbonizasyon işlemleriyle elde edilen aktif karbon örneklerinin karbon içeriği daha yüksektir. Ancak sıcaklık ve sürenin artırılması durumunda elde edilen aktif karbon örneklerinin karbon içeriği azalmaktadır. Aktif karbon örneklerinin asitte çözünmeyen inorganik madde miktarı, karbonizasyon şartlarına bağlı olarak değişmektedir. 2 saat süreyle 650 °C'de gerçekleştirilen karbonizasyon işlemiyle elde edilen aktif karbon örneğinin asitte çözünmeyen inorganik madde miktarı % 51.65 olarak tespit edilmiştir. Bu değer tayin edilen en yüksek değerdir. Hazırlanan aktif karbon örneklerinin iyot adsorplama kapasitesi oldukça yüksektir. Fındık kabuklarının 650 °C'de 2 saat süre ile karbonizasyonuyla elde edilen örneğin iyot sayısı (IS) 397.7 mg I2/g olarak tayin edilmiştir. Aktif karbon örneklerinin yüzey alanları ise BET yöntemiyle tayin edilmiştir. Fındık kabuklarından elde edilen aktif karbon örneklerinden % 30'luk fosforik asit çözeltisi ile 72 saat boyunca aktifleştirilerek 600 °C'de 2 saat süreyle karbonize edilen örneğin BET yüzey alanı 362.83 m2/g olarak hesaplanmıştır. Yüzey alanı tayin cihazından bu değer 397.63 m2/g olarak tayin edilmiştir. By değer tayin edilebilen en yüksek değerdir.
Sinop kıyılarından yakalanan Liza saliens türü kefal balığının metazoan parazit faunasının belirlenmesi
Dünya'nın birçok bölgesinde bulunan ve ülkemiz denizlerinde de dağılım gösteren Liza saliens (Risso, 1810) ekonomik öneme sahip olan bir kefal balığı türüdür. Bu araştırmada, Karadeniz'in Sinop kıyılarından Eylül 2015 – Ağustos 2016 tarihleri arasında yakalanan kefal balığının parazit faunasını belirlemek amacıyla 165 adet kefal balığının iç (böbrek, safra kesesi, üriner kese, mide, bağırsak, karaciğer, gonad) ve dış organları (solungaçlar, yüzgeçler ve vücut yüzeyi) mikroskobik olarak Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarında incelenerek, 5 filuma ait (Platyhelminthes, Acanthocephala, Arthropoda, Cnidaria, Nematoda) 11 tür (Schikhobalotrema sparisomae, Saccocoelium tensum, Saccocoelium obesum, Ligophorus cephali, Solostamenides mugilis, Neoechinorhynchus (Hebesoma) agilis, Ergasilus lizae, Myxobolus parvus, Myxobolus sp., Sphaerospora mugilis, Hysterothylacium aduncum) parazitin varlığı belirlenmiştir. Tanımlanan parazitlerin mikrohabitatları, enfeksiyon oranları, enfekte balık başına ortalama parazit sayıları ve incelenen balık başına ortalama parazit sayıları hesaplanarak, istatistiki analizleri yapılarak, elde edilen bulgular tablo ve şekillerle verilmiştir. Buna göre, incelenen kefal balığında genel enfeksiyon oranı, enfekte balık başına ortalama ve incelenen balık başına ortalama parazit sayıları güven aralıklarıyla beraber sırasıyla; %65.5 (57.9–72.4), 26.2 (20.1–36.0) ve 17.2 (12.6–23.3) olarak belirlenmiştir. En yüksek enfeksiyon oranı monogen L. cephali türünde saptanırken, bu türü sırasıyla Myxosporea'lara dahil bir tür olan M. parvus ve ardından da Digenea-grubu izlemiştir, Diğer türler ise inceleme süresince daha az oranlarda tespit edilmiştir. Maksimum enfekte balık başına ortalama ve incelenen balık başına ortalama parazit sayılarına dair değerler L. cephali türüne ait iken, bu türü bir kopepod olan E. lizae ve bir nematod olan H. aduncum izlemiştir. Mevsimsel dağılımlarına göre en yüksek enfeksiyon oranları, Digenea-grubu, N. (H) agilis ve H. aduncum için ilkbaharda, L. cephali türü için kış ve M. parvus ile Myxobolus sp. türleri için ise sonbahar mevsiminde belirlenmiştir. Ergasilus lizae, Sp. mugilis ve So. mugilis türleri örnekleme döneminde yalnızca bir mevsimde tespit edilmiştir. Mevsimsel enfeksiyon oranları arasındaki farklılıklar incelendiğinde; Digenea-grubu, L. cephali ve N. (H) agilis türlerine ait değerlerde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunurken, diğer parazit türlerinde ise mevsimler arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Cinsiyet dağılımlarına göre; Digenea-grubu, E. lizae ve M. parvus türü parazitler dişi balıklarda daha yüksek enfeksiyon oranlarına sahip iken; L. cephali N. (H) agilis, Myxobolus sp. ve H. aduncum türü parazitlerin de erkek balıklarda daha yüksek enfeksiyon oranına sahip oldukları tespit edilmiştir. Ligophorus cephali türüne ait balık cinsiyetine göre belirlenen enfeksiyon oranları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulunurken, diğer parazit türlerinin enfeksiyon oranları ile enfekte/incelenen balık başına ortalama sayılarının balık cinsiyetine göre anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Bu araştırma ile ülkemizin Karadeniz kıyılarından yakalanan Liza saliens türü kefal balığı ilk defa paraziter yönden oldukça detaylı bir incelemeye tabi tutulmuş olup, elde edilen bulguların tamamının, bu balık türünün kültüre alınmasına yönelik ileride yapılacak çalışmalarda karşılaşılması muhtemel paraziter hastalıkların önceden belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınmasına yönelik stratejilerin geliştirilebilmesi açısından oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, bu çalışmaya benzer şekilde kurgulanacak olan diğer parazitolojik araştırmalar açısından da önemli bir kaynak olacağı öngörülmektedir. Anahtar: Kefal balığı, Liza saliens, parazit faunası, Karadeniz
Bazı kemikli balıkları enfekte eden miksozoa parazitlerinin morfolojik ve moleküler yöntemlerle belirlenmesi
Karadeniz'in Sinop kıyılarında gerçekleştirilen bu tez çalışmasında bazı kemikli balıkları enfekte eden miksozoa parazit türlerinin morfolojik ve moleküler yöntemlerle belirlenmesi ve filogenetik ilişkilerinin ortaya çıkarılması amacıyla Eylül 2015- Ağustos 2016 tarihleri arasında 15 balık türüne ait örnekler (Alosa immaculata, Spicara maena, Atherina hepsetus, Diplodus annularis, Trachurus trachurus, Neogobius melanostomus, Gobius niger, Gaidropsarus mediterraneus, Scorpaena porcus, Solea solea, Parablennius tentacularis, Parablennius sanguinolentus, Sarda sarda, Engraulis engrasicolus ve Symphodus cinereus) miksozoa parazitleri yönünden incelemeye tabi tutuldu. İncelenen balık türlerinden 13 tanesinde toplamda 16 parazit türü morfolojik olarak tanımlandı. Bu balıkların enfekte olan dokularındaki miksozoa parazitlerinin enfeksiyon oranları (%) ve yoğunlukları ile varlığı tespit edilen parazit türlerinin tamamında morfolojik ve 5 tür için moleküler düzeydeki tanımlamalar yapıldı. Elde edilen bulgulara göre Kudoa niluferi, K. anatolica ve Ortholinea sp1 türlerinin bilim dünyası için yeni tür kaydı yapıldı. Ayrıca, mevcut literatürde genellikle üriner kese ve nadiren de safra kesesi ve böbrek paraziti olarak bilinen Sinuolinea rebae türünün balık kas dokusunda da bulunduğu ilk kez belirlendi. Bu tez kapsamında ayrıca Ortholinea gobiusi türü parazitin ilk moleküler düzeyli tanımlanması ile Zschokkella iskovi ve Ceratomyxa scorpaeni türü parazitlerin Karadeniz parazit faunasına yeni kaydı sağlandı. Ceratomyxa scorpaeni türüne ait moleküler düzeydeki bulgular Akdeniz'den bildirilen bu türün Karadeniz soy hattı ile olan ilişkilerin tespitine yönelik önemli bulgular içermektedir.
Bafra balık göllerinde (Kızılırmak Deltası, Samsun) yaşayan bazı kefal balıklarının parazit faunasının konak ve çevresel faktörlere göre dağılımı ve histopatolojisi
Bu çalışmada, Bafra balık göllerindeki (Kızılırmak Deltası) has kefal Mugil cephalus L., 1758 ve altınbaş kefal Liza aurata R., 1810 balıklarının paraziter faunası bir yıl süreyle (15 Aralık 2010-14 Aralık 2011) mevsimsel olarak belirlendi. Araştırma süresince 254 adet has kefal ve 46 altınbaş kefal balığı elektroşok cihazı, serpme ağı, kasnak ve uzatma ağları kullanılarak yakalandı, Sinop Su Ürünleri Fakültesi laboratuarına getirildi ve iç ve dış parazitlerinin balık boyuna, bazı fiziko-kimyasal parametrelere ve mevsimlere göre dağılımları belirlenirken, bazı parazitlerden kaynaklanan solungaç dokusundaki histopatolojik değişimler de incelendi. Ayrıca, balıklarda saptanan parazit türlerine ait enfestasyon/enfeksiyon oranlarının ve enfeste/enfekte balık başına ortalama parazit sayılarının mevsimlere, balık türü ve boy sınıflarına göre dağılımları da belirlendi.Bu araştırmada has kefal balığında 13 tür (Trichodina puytoraci, Trichodina lepsii, Gyrodactylus sp., Ligophorus cephali, Ligophorus chabaudi, Microcotyle mugilis, Ascocotyle longa, Diplostomum spathaceum, Posthodiplostomum sp., Tylodelphys clavata, Haplosplanchnus pachysomus, Neoechinorhyncus agilis ve Ergasilus lizae) ve altınbaş kefal balığında ise 10 tür (Trichodina puytoraci, Trichodina lepsii, Ligophorus cephali, Ligophorus chabaudi, Microcotyle mugilis, Ascocotyle longa, Tylodelphys clavata, Haplosplanchnus pachysomus, Neoechinorhyncus agilis ve Ergasilus lizae) parazitin varlığı tespit edildi.
Karadeniz'in Sinop kıyılarında yaşayan Akdeniz midyesinin (Mytilus galloprovincialis Lamarck, 1819) parazit faunasının belirlenmesi
Ülkemizi çevreleyen diğer denizler ile Karadeniz'de de yaşayan bir midye türü olan Akdeniz midyesi (Mytilus galloprovincialis Lamarck, 1819) ekonomik öneme sahip bir su ürünüdür. Bu araştırmada, Karadeniz'in Sinop kıyılarında 3 farklı ekosistemi temsil edecek üç istasyondan 15 Ağustos 2012 - 14 Ağustos 2013 tarihlerini kapsayan toplam 12 aylık sürede her ay Akdeniz midyesi örneklemesi gerçekleştirilerek ülkemizde ilk defa olmak üzere parazit faunalası belirlendi. Nematopsis legeri (de Beauchamp, 1910), Urastoma cyprinae (Graff, 1882), Parvatrema duboisi (Dollfus, 1923), Polydora ciliata (Johnston, 1838) ve Peniculistoma mytili (Morgan, 1925) Jankowski, 1964 olmak üzere toplamda 5 adet parazit türü tanımlandı. Midye örneklerinde tanımlanan parazitlerin enfeksiyon / enfestasyon oranları, enfekte / enfeste midye başına ortalama parazit sayıları ve incelenen midye başına ortalama parazit sayıları hesaplamalarla ortaya konuldu. Elde edilen bulgular hem şekil hem de çizelgeler ile gösterildi. Parazit türlerinden Parvatrema duboisi ve Nematopsis legeri histolojik doku örneklerinde görüntülendi. Tanımladığımız parazit türlerinin tamamı ülkemiz parazit faunası için yeni kayıtlar olup, araştırma süresince elde edilen tüm bulgular bu alanda yapılacak diğer araştırmalara önemli yol gösterici ve katkı yapıcı özelliktedir.
Karadeniz'de yaşayan bazı balıkların miksozoa parazit faunalarının belirlenmesi
Ülkemizde balıkların miksozoa faunalarını belirlemeye yönelik ilk kapsamlı çalışma olan bu araştırmada 15.02.2013 ve 15.11.2014 tarihleri arasında Karadeniz'de yaşayan 31 adet balık türünden toplam 816 adet balığın miksozoa parazit faunaları araştırıldı. Ondört balık türünde toplamda 19 adet parazit türü (Sphaeromyxa sevastopoli türü Parablennius sanguinolentus balığında, Myxidium parvum türü P. tentacularis ve Salaria pavo balığında, M. gadi türü Merlangius merlangus balığında, Enteromyxum leei türü Chromis chromis balığında, Ortholinea gobiusi türü Neogobius melanostomus balığında, O. divergens türü P. sanguinolentus balığında, O. orientalis türü Mullus barbatus ve Alosa tanaica balıklarında, Ceratomyxa merlangi türü M. merlangus balığında, Myxobolus muelleri türü Diplodus annularis balığında, M. asymmetricus türü P. tentacularis ve P. sanguinolentus balıklarında, M. parvus türü Liza saliens ve M. barbatus balıklarında, M. rotundus türü Symphodus cinereus balığında, Myxobolus sp1. türü N. melanostomus balığında, Myxobolus sp2. türü Gobius paganellus balığında, Myxobolus sp3.türü G. niger balığında, Myxobolus sp4.türü L. saliens balığında, Henneguya sp. türü P. tentacularis balığında, Sinuolinea rebae türü Solea solea balığında, Polysporoplasma mugilis türü L. saliens balığında) bulundu. Tanımlanan 19 miksospor türünden 3 adedi (E. leei, O. orientalis ve S. rebae) Karadeniz parazit faunası için yeni kayıt, 12 adedi (S. sevastopoli, M. parvum, E. leei, O. gobiusi, O. divergens, O. orientalis, M. asymmetricus, M. parvus, M. rotundus, Henneguya sp., S. rebae ve P. mugilis) Türkiye parazit faunası için yeni kayıt ve 10 adedi için (M. parvum için S. pavo; O. gobiusi için N. melanostomus, O. orientalis için M. barbatus ve A. tanaica, M. muelleri için D. annularis, M. asymmetricus için P. sanguinolentus, M. parvus için M. barbatus, M. rotundus için S. cinereus, Myxobolus sp2. için daha önce hiç Myxobolus bildirilmeyen G. paganellus ve Henneguya sp. için daha önce hiç Henneguya bildirilmeyen P. tentacularis) yeni konak olarak kaydedildi. Araştırma süresince elde edilen tüm bulgular bu alanda yapılacak diğer araştırmalara önemli yol gösterici ve katkı yapıcı özelliktedir.