Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Yıldırım
11 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Muhammed Et-Tâhir B. Aşûr (1879-1973) ve hadis ilmindeki yeri
Bu araştırmada "Muhammed et-Tâhir b. Âşûr ve Hadis İlmindeki Yeri" konusu ele alınmıştır. İbn Âşûr, İslam dünyasının en buhranlı dönemlerinden biri olan XIX. asrın son çeyreği ile XX. asrın ilk üç çeyreğinde 1879-1973 yılları arasında Tunus'ta yaşamış önde gelen âlimlerdendir. O, 94 yıllık ömründe Mâlikî kadılığı, Şeyhu'l-İslamlık, Zeytûne Üniversitesi'nde rektörlük gibi Tunus'ta önemli görevler yapmıştır. Bunun yanında tefsir, hadis, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı gibi hemen hemen her ilim dalında eser telif etmiş ıslahatçı bir ilim adamıdır. İbn Âşûr, Buhârî'nin Sahîh'i üzerine en-Nazaru'l-Fasîh ve Mâlik b. Enes'in Muvatta'ı hakkında Keşfu'l-Muğatta adlı şerhlerini yazmış, ayrıca Hz. Peygamber ve hadis ile ilgili pek çok makale kaleme almıştır. Bu araştırmada bu çalışmalardan ve diğer eserlerinden hareketle onun hadis ilmindeki birikimi ortaya koyulmuştur. Bu çalışmanın giriş bölümünde İbn Âşûr'un yaşadığı zamanda Tunus'un siyasî, ekonomik ve ilmî durumu ele alınmıştır. İlk bölümde hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri yer almaktadır. İkinci bölümde ise İbn Âşûr'un Hz. Peygamber tasavvuru, hadis ve sünnet ile ilgili görüşleri, sünnetin bağlayıcılığı taksimi, eserlerinden tespit edilen sened ve metin tenkidi örnekleri ve hadis şerhçiliği konuları işlenmiştir
İbn Hacer el-Heytemî (Ö. 974/1567) ve hadis ilmindeki yeri
İslâm ilim ve kültür tarihinin gelişiminde alimlerin katkısı büyük olmuştur. Bunların arasında, İslâm'ın ikinci kaynağı olan hadisler çerçevesinde çalışmalarını gerçekleştiren hadisçilerin ise ayrı ve özel bir konumu bulunmaktadır. Hadis literatürüne bakıldığında sayılamayacak kadar çok eserin üretildiği görülmektedir. Bu eserleri telif eden muhaddislerden bir kısmı, çeşitli vasıfları nedeniyle diğerlerine göre ön plana çıkmış olup, haklarında daha fazla bilgi aktarılmıştır. Bu bağlamda biyografileri, ilmî şahsiyetleri ve eserleri hakkında lehte ve aleyhte muhtelif bilgilere genişçe yer verilmiştir. Bu alimlerden birisi de ilmî birikimi, eserleri ve görüşleri ile ilim dünyasında temâyüz etmiş olan İbn Hacer el-Heytemî'dir. Hicaz bölgesine yerleştikten sonra Mekke kâdısı ünvanı ile anılan Heytemî'nin asıl uzmanlık alanı fıkıh sahasıdır. Kendisi, özellikle mensubu olduğu Şâfiî mezhebi hakkında yapmış olduğu çalışmalarla mezhebin görüşlerine yön vermiştir. Fıkhî formasyonu ile tanınan Heytemî, fıkıh ilminin temel malzemelerinden birisi olan hadislerle de yoğun bir şekilde ilgilenmiş ve muhtelif eserler telif etmiştir. Bu bağlamda hadis fetvaları, kırk hadis ve şerh türü eserler başta olmak üzere hadis ilimlerine önemli katkıları olmuştur. Bu çalışmalar, ilim dünyasında etkiler bırakan ve üzerine çeşitli araştırmalar gerçekleştirilen etkili kitaplar haline gelmiştir. Bu sebeple böyle bir alimin hadis ilmindeki yerini tespit edebilmek, hadis alanındaki özgünlüğünü araştırabilmek ve bir bütün olarak onun hadis anlayışını ortaya koyabilmek, çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaca bağlı olarak Heytemî'nin hadisçiliği kapsamında nakledilen bilgilerle araştırmanın, giriş ve üç bölümden oluşmasına karar verilmiştir. Çalışmada, öncelikle araştırmanın konusu, problemi, amacı ve kaynakları ile ilgili detayların üzerinde durulduktan sonra Heytemî'nin yaşamış olduğu dönemin özelliklerine ve onun biyografisine yer verilmiştir. Doğumu, ismi, nesebi, künyesi, ilmî şahsiyeti, yolculukları, hocaları ve talebeleri hakkında klasik ve modern eserlerden elde edilen bilgiler ortaya konulmuştur. Daha sonra hadis usûlü ve ilimleri çerçevesinde Heytemî'nin hadisçiliği analiz edilmiş, devamında Heytemî'nin hadis şerhçiliği, başta kendi telifi olan şerh türü eserleri merkeze alınarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, hadisleri anlama ve yorumlama metodu ile fıkhî, kelâmî ve tasavvufî bakış açısıyla rivayetlere yaklaşımı incelenmiştir. Heytemî'nin, hadis ilmindeki yeri araştırılırken yalnızca hadis ilmi kriterlerine bağlı kalınarak incelemeler yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda Heytemî'nin, hadis ilimlerinde önemli bir birikimi ve alana hakimiyeti olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca hadisleri kelâm, fıkıh ve tasavvufî bakış açılarıyla farklı yönlerden anlayıp, yorumlaması ile alana zenginlik kattığı belirtilebilir. Bununla beraber hadis tenkidinde, isnad ve metnin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguladığı için tenkitçi bir bakış açısına sahip olduğu belirtilebilir. Fakat bazı hususlarda, belirlediği kurallar ile pratikteki uygulamalarının farklı olduğu görülmektedir. Bunun sebebi olarak da mezhebî ve sosyolojik faktörlerin etkili olduğu söylenilebilir. Şöyle ki, ehl-i sünnet itikadına olan bağlılığı, Şâfiî mezhebine mensubiyeti ve tasavvuf düşüncesine karşı kabullenici yaklaşımı nedeniyle gelenekçi ve özgünlükten uzak tavırları bulunmaktadır. Bunun yanı sıra eserlerinde sahih, zayıf ve uydurma rivayetlerin ayırt edilmesi hususunda mütesâhil davrandığı ifade edilebilir.
Takvimlerde hadis kültürü: 2022 Diyanet takvimi örneği
Zaman ve zamanın doğru, planlı bir şekilde değerlendirilmesi ve bunun ehemmiyeti her nevi izahtan uzaktır. Vaktin idrakine erişmek ve akışını doğru planlamak için geliştirilen takvimlerin çokluğu ve çeşitliliği bu konu etrafındaki tarihi, kültürel ve insani birikimi yansıtır. Zamanın, bir yönüyle hayatın planlanması anlamına gelen takvim, insanlık tarihi kadar eski ve öğreticidir. Yaşı, ırkı, cinsiyeti, rengi, bölgesi, dini, kültürü ve eğitim durumu ne olursa olsun her bir insan için takvim gerekli ve önemli bir araçtır. Zira takvimler, bir taraftan iş ve hayatın akışını planlarken diğer taraftan da doğal ve yaygın bir kültürlenme, öğrenme aracına dönüşür. Bundan dolayıdır ki; kendi kültür, düşünce ve inançlarını yaymak isteyen pek çok kişi ve kuruluş kendi değerlerine uygun takvim bastırmış ve yaymıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı da İslam'ı tanımak, anla(t)maki ve yaşa(t)mak isteyenlere hitap eden takvimler bastırmaktadır. Doğal olarak bahse konu takvim içerisinde Hz. Peygamber'in hadislerine de yer vermektedir. Bu araştırmada takvimler ve takvimlerde hadis kültürü hakkında bilgi verildikten sonra 2022 yılı Diyanet Takvimi'nde yer alan hadisler önce tasnif edilerek edeple ilgili olanların tetkik, tahrici yapılmıştır. Ayrıca bahse konu hadislerin işlendiği bağlam ve yorumlanma tarzı dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmıştır. Önceki yıllarda yapılan araştırmalara ve diğer kurumlar tarafından hazırlanan kimi takvimlere de işaret edilerek mukayese imkânı da sağlanmıştır.
Rivayetler ışığında kocanın eşini dövme meselesi
Kadın-erkek ilişkilerinde gördüğümüz kadına fiziksel şiddet uygulanabileceği iddiası İslamiyet ile ilişkilendirilerek önemli bir tartışma alanı oluşturmuştur. Şiddetin dinî kültürden kaynaklandığı düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. Şiddet uygulayan kişilerin kendilerini haklı çıkarabilmek adına pek çok delili ileri sürdükleri görülür. Fakat yaptıkları bu eylemlerin sağlam dayanağı yoktur. Bunu Kur'an ve Sünnetteki dayanaklarla ortaya koymak gerekir. Fakat şiddete başvuran kişilerin ne Kur'an-ı Kerim'de ne sünnette kendilerine gerekçe olarak gösterebileceği bir delil yoktur. Kanaatimize göre bu husus Kur'an'da yer alan ayetin yanlış yorumlanması ve Hz. Peygamber'den bu konuda nakledilen hadislerin delaletlerinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Naslarda geçen ifadeleri doğru anlayıp derinlemesine analiz ederek yaşamak ve tek bir ifadeyi çıkarlar doğrultusunda kullanmamak gerektiği bu meselenin önemli yönlerinden biri olmuştur. Allah Resulü'nün kadına karşı tutumu bilinen bir husustur. Hz. Peygamber, bir erkeğin hayatını paylaştığı eşine karşı merhamet ve şefkatle davranmasını oldukça önemseyerek, hanımlarına karşı iyi davrananların en hayırlı kimseler olduğunu belirtmiştir. Günümüzde yaşanan olaylardan yola çıkarak, kadınlara karşı aşağılayıcı ve baskıcı zihniyete sahip olan insanların uyguladığı davranışların, Kur'an'ın özüne ve Hz. Peygamber'in uygulamalarına uygun olmadığını düşünmekteyiz. Çeşitli bahanelerle kadına karşı gösterilen şiddet ve benzeri hal ve hareketler Hz. Peygamber'in bu konudaki uygulamaları ile tezat teşkil etmektedir.
Hadis ilmi açısından Beyhakî'nin (öl. 458/1066) es-Sünenü'l-Kebîr'i
Hadis ilminde Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini bir araya getirmek için birçok âlim kitap telif etmiştir. Bunlardan birisi de hadis eserlerinin altın çağından sonra hicri beşinci asırda Beyhakî'nin tasnif ettiği es-Sünenü'l-kebîr'dir. Bu çalışmanın amacı, İslâmî literatürde hadis kaynaklarından biri olan Beyhakî'nin es-Sünenü'l-kebîr'inin hadis ilmindeki yerini ve değerini tespit etmektir. Bu amaca bağlı olarak es-Sünenü'l-kebîr üzerinde yapılan tespitlerden hareketle çalışmanın giriş ile dört bölümden oluşmasına karar verilmiştir: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, planı ve kaynakları üzerinde durduktan sonra Beyhakî'nin hayatı, eserleri ve ilmî şahsiyeti ele alınmış, ayrıca es-Sünenü'l-kebîr'in mukaddimesi olan el-Medhal'e yer verilmiştir. Birinci bölümde es-Sünenü'l-kebîr'in tasnif metodu ile rivayet tekniği açısından analizi yapılmış, ikinci bölümde Beyhakî'nin es-Sünenü'l-kebîr'de kendilerinden naklettiği hocaları ve kullandığı yazılı kaynakları tespit edilmiş, üçüncü bölümde sened ve metin tenkidi açısından es-Sünenü'l-kebîr incelenmiş ve dördüncü bölümde ise Beyhakî'nin es-Sünenü'l-kebîr'deki hadis şerhçiliği ve yorumculuğuna temas edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda es-Sünenü'l-kebîr'in zengin içerikli bir hadis kitabı olduğu tespit edilmiştir. Zira Hz. Peygamber'in hadislerinin tahrici için es-Sünenü'l-kebîr'den istifade etmenin yanı sıra hadis usûlü, cerh-ta'dîl, 'ilel ve şerh gibi açılardan da istifade mümkündür. Ayrıca es-Sünenü'l-kebîr'in ahkâmla ilgili hadisleri içermesi ve Beyhakî'nin de eserin birçok yerinde Şâfi'î ile Hanefî mezhebinin arasındaki ihtilafları hadisler çerçevesinde ele alması nedeniyle fıkhî açıdan da ondan yararlanılabilir. Bu yönüyle es-Sünenü'l-kebîr hakkında temel hadis kitaplarının ve şerh eserlerinin altın çağlarının arasında bir geçiş dönemi eseri denilebilir.
Hz. Aişe'nin itirazı bağlamında ölünün arkasından ağlamayla ilgili rivayetlerin isnad-metin analizi
İnsanlık, hayat mefhumunun ayrılmaz bir parçası kabul edilen ölüm gerçeği ile Hz. Adem'den beri karşı karşıya kalmaktadır. Öyle ki insanlar zamanla değişime uğramak kaydıyla, ölümle ilgili gerek inancın gerek kültürün getirdiği bazı ritüeller geliştirmişlerdir. Nitekim bu uygulamalar arasında ölünün yıkanması, kefenlenmesi, cenaze töreni, cenaze namazı, ölüyü gömme veya yakma, ölüye telkin, ölüye yas, ağıt yakma gibi eylemler zikredilebilir. Bu çalışmaya ise hadis literatüründe yer alan ölüm sonrası uygulamalardan ağıt yakma ve ölüye ağlama rivayetleri konu edilecektir. Her ne kadar ölünün ardından ağıt yakılmasının nehyedildiğine kesin olarak hükmedilse bile, bu ağıt yakma işlemi nedeniyle ölünün azabolunacağı rivayeti, sahabe döneminden asırlardır ve günümüzde tartışma konusu olmakta güncelliğini korumaktadır. Bu rivayetlerin anlaşılmasına yardımcı olacak isnad-metin çalışması ise elzem görülüp bu teze konu edilmiştir. Hz. Âişe'nin itirazı bağlamında, ölünün ardından ağlanmasıyla ilgili hadislerin bütün varyantları kitaplardan titizlikle toplanılmıştır. Daha çok bu hadisleri haber veren râvilerin güvenilirlikleri ve haber verdikleri metinleri incelenen bu tezde, elde edilen veriler ışığında, güvenilir râvilerden oluşan hadisler tespit edilmiş ve bu hadisler metin analizine dahil edilmiştir. Tablolar halinde karşılaştırılan hadis metinlerinde, fazlalıklar, eksiklikler, râvi tasarrufları, hadisin tarihiliği tespit edilmiştir.
Namazda sehiv (Yanılma) hadisleri ve değerlendirilmesi
İnsanların ilki olan Hz. Âdem'in cennette başlayan unutma olayı, insanın doğası gereği, onun hayatının her aşamasında yaşadığı bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki, bu duruma Kur'an'da değinilmiş ve unutmanın çeşitli şekillerine yer verilmiştir. Peygamberler de unutma olayını zaman zaman yaşamışlardır. Bu yaşadıkları durumlara dair örnekleri Kur'ân-ı Kerimde bulmak mümkündür. Peygamberlerin hayatlarında meydana gelen unutma hâdiselerine ve peygamberlerin unutmadaki sınırları konusundaki düşüncelere çalışmamızda yer verilmiştir. Peygamberlere has sıfatlardan olan ismet sıfatı ve zelle kavramı da bu kapsam içine alınarak konuya bütünlük kazandırılmıştır. Ayrıca psikologlar da unutmayı kendi açılarından değerlendirerek, bölümlere ayırmışlardır. Sehiv ile unutma kavramları genellikle iç içe kullanılmıştır. Bu bakımdan sehiv secdesinin namazdaki unutma-yanılma durumlarıyla alakalı olduğu ve bundan dolayı ilave secdeler yapıldığı görülmektedir. Hz. Peygamberin yanıldığı namaz ve namazlar konusunda farklı rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlerin bazıları benzerlik gösterirken bazılarının farklı olduğu görülmektedir. Sehivle ilgili rivayetler namazda bir hüküm oluşmasına kapı aralamış ve bu durum mezhepler arasında farklı yorumlamalara sebep olmuştur. Mezhepler sehiv secdesinin hükmü, sebebi, yeri ve sıfatları konusunda görüşlerini ileri sürmüş ve rivayet edilen hadisleri kendilerine delil olarak kullanmışlardır.
İmâmiyye Şîa'sı hadis kaynaklarına göre sahâbe tasavvuru
İmâmiyye Şîa'sı hadis kaynaklarından hareketle İmâmiyye Şîa'sının sahâbe anlayışını orta koymaya çalıştığımız bu çalışma bir giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan müteşekkildir. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, problemi, sınırları, amacı, önemi, kaynakları, planı, metodu ve tezin üzerine bina edildiği kavramsal çerçeve ele alınmıştır. Birinci bölümde "İmâmiyye Şîa'sına Göre Sahâbe ve Sahâbenin Adaleti" İkinci bölümde "İmâmiyye Şîa'sına Göre Sahâbîlerin Ta'dil ve Cerhi Meselesi" işlenmiştir. Üçüncü bölümde "İmâmiyye Şîa'sının Ta'dil Veya Cerh Ettiği Sahâbîler ve Onlardan Gelen Rivâyetlerin Değerlendirilmesi" konusu irdelenmiştir. Bütün bunların sonucunda Şîa'nın sahâbe tasavvurunun merkezinde Hz. Ali ve onun imâmetinin olduğu görülmüştür. Bu bağlamda Hz. Ali'yi destekleyip onun yanında yer alan sahâbîleri İmâmiyye Şîa'sı âdil kabul etmektedir. Ona muhalefet edenleri ise âdil olarak kabul etmemektedir. Şîa, âdil olarak kabul etmediği sahâbîlerinin bazısını kâfir, bir kısmını münâfık ve bir kısmını da fâsık olarak görmektedir. Bu tezlerini savunabilmek için kendi kaynaklarının yanı sıra Ehl-i Sünnet kaynaklarından da faydalanma yoluna gitmişlerdir. Özet olarak denilebilir ki İmâmiyye Şîa'sının sahâbe tasavvuru tamamen siyasi olayları merkeze alan bir tasavvurdur.
Hadislerde beşerî gelişimin temelleri
Beşerî gelişim insan hayatında bir süreçtir. İnsanın bu süreci dikkate alıp en iyi şekilde değerlendirmesi gerekir. Hadislerde insanın beşerî gelişimin temellerini konu edinen bu tez bir giriş dört bölümden oluşmaktadır. Girişte beşerî gelişimin tarifi, hedefleri, esasları, İslamî bakış açısından en bariz özellikleri izah edilmiştir. Birinci bölümde, beşerî gelişimin unsarları olan ruhî gelişim, inanç gelişimi ve ibadet gelişimi üzerinde durularak ilgili hadislere yer verilmiştir. Daha sonra sosyal ahlak gelişimi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; fikri gelişim başlığı altınada ilmî gelişim ve aklî gelişim, kavrayış ve yapıcı eleştiri son olarak da yaratıcı düşünce açıklanmıştır. Bu bağlamda yaratıcı düşüncenin gerekleri izah edilmiştir. Bu bağlamda yaratıcı düşüncenin gereği olarak beyin fırtınasına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; beden ve sağlık gelişimi başlığı altında sporun tanımına, insan bedenine yararına, akıl ve kişi üzerindeki etkisine, ayrıca sosyal ve ekonomik hayat üzerindeki faydalarına yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise; ekonomik gelişim başlığı altında, öncelikle hayırlı işler ve üretimle uğraşanların beşerî yeteneklerine değinilmektedir. Ayrıca emniyet ve askerî gelişimi üzerinde durularak, öncelikle güçlü bir istihbarat ağı kurmak, düşmandan haberdar olmak, haberlerin sızmasını engellemek ve düşmana karşı taktik geliştirmek, sonra askerî kabiliyetler ve savaş yetenekleri, silah kullanımı ve askeri stratejilerin önemi açıklanmıştır. İslam, gelişim, ilerleme ve dönüşüm dinidir. İslam dini, Müslüman bireyin gelişimi ile ilgili ilkeler ortaya koymuş, bunların bir kısmı Hz. Peygamber'in hayatına ve hadislerine dayanmaktadır. Bu tezde de bunların tespiti yapılarak ortaya konmaya çalışılmıştır.
Muhammed Et-Tâhir B. Aşûr (1879-1973) ve hadis ilmindeki yeri
Bu araştırmada "Muhammed et-Tâhir b. Âşûr ve Hadis İlmindeki Yeri" konusu ele alınmıştır. İbn Âşûr, İslam dünyasının en buhranlı dönemlerinden biri olan XIX. asrın son çeyreği ile XX. asrın ilk üç çeyreğinde 1879-1973 yılları arasında Tunus'ta yaşamış önde gelen âlimlerdendir. O, 94 yıllık ömründe Mâlikî kadılığı, Şeyhu'l-İslamlık, Zeytûne Üniversitesi'nde rektörlük gibi Tunus'ta önemli görevler yapmıştır. Bunun yanında tefsir, hadis, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı gibi hemen hemen her ilim dalında eser telif etmiş ıslahatçı bir ilim adamıdır. İbn Âşûr, Buhârî'nin Sahîh'i üzerine en-Nazaru'l-Fasîh ve Mâlik b. Enes'in Muvatta'ı hakkında Keşfu'l-Muğatta adlı şerhlerini yazmış, ayrıca Hz. Peygamber ve hadis ile ilgili pek çok makale kaleme almıştır. Bu araştırmada bu çalışmalardan ve diğer eserlerinden hareketle onun hadis ilmindeki birikimi ortaya koyulmuştur. Bu çalışmanın giriş bölümünde İbn Âşûr'un yaşadığı zamanda Tunus'un siyasî, ekonomik ve ilmî durumu ele alınmıştır. İlk bölümde hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri yer almaktadır. İkinci bölümde ise İbn Âşûr'un Hz. Peygamber tasavvuru, hadis ve sünnet ile ilgili görüşleri, sünnetin bağlayıcılığı taksimi, eserlerinden tespit edilen sened ve metin tenkidi örnekleri ve hadis şerhçiliği konuları işlenmiştir
Bişr el-Hâfî (150/767-227/841) ve hadis ilmindeki yeri
"Bişr el-Hâfî (150/767-227/841) ve Hadis İlmindeki Yeri" adlı bu çalışmada, h. II. asrın yarısında, Horasan'ın Merv şehrinde dünyaya gelen Bişr el-Hâfî'nin hayatı ve hadis ilmindeki yeri incelenmiştir. Gençlik yıllarının bir kısmı hariç, hayatının büyük bir bölümünü ilim tâlimi ve ibadetle geçiren Bişr el-Hâfî, muhaddislik yönü bulunan sûfîlerden birisidir. Giriş ve iki bölümden müteşekkil bu çalışmanın birinci bölümünde mevzuun daha iyi anlaşılabilmesi adına Bişr el-Hâfî'nin yaşadığı dönem itibariyle İslâm coğrafyasının idaresini elinde bulunduran Abbâsîler'in siyasî, sosyal, ekonomik ve ilmî durumuna kısaca temas edilmiştir. Bunun yanında yine aynı bölümde Bişr el-Hâfî'nin hayatı, uzleti, manevî ve ilmî yönü gibi hususlar işlenmiştir. Araştırmanın ana temasını oluşturan ikinci bölümde ise Bişr el-Hâfî'nin Hz. Peygamber'in sünnetine bakışı, hadis usûlü ile ilgili bazı açıklamaları, hadis rivayetinden uzaklaşması, hadis talebi uğrundaki rihleleri, elindeki kitaplarını imha etmesi, hadis rivayetinde bulunduğu hocaları, kendisinden hadis rivayet edenler, tesbit edilen merfû ve mevkûf rivayetleri, rivayetlerin özellikleri vb. konular ele alınarak hadisçi kimliği ortaya konulmaya çalışılmıştır.