Theses supervised by Prof. Dr. Atilla Senih Mayda
14 theses · Düzce University
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının beden kitle indeksi ile vücut bileşenlerine etkisi
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının ve kahvaltı öğününe karşın tutumlarının saptanması ile vücut analizlerinin yapılarak bunlar arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırma kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde Eylül 2021-Temmuz 2022 tarihlerinde yürütülmüştür. Anket formu yüz yüze uygulanmış, katılımcıların boy ve kilo ölçümleri ile vücut analizleri yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 23.0 paket programı kullanılmıştır. Testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 132'si kadın, 68'i erkek olmak üzere toplam 200 kişi oluşturmuştur. Araştırmaya katılanların çoğunluğu %39.5 (n=79) ile hemşire ve hemşire yardımcısıdır. Araştırmaya katılanların %62'si (n=124) düzenli mesai ile çalışırken %38'i (n=76) nöbet usulü ile çalışmaktadır. BKİ değerlerine bakıldığında kadınlarda ortalama sonuç 25.07±4.29, erkeklerde ise 26.79±3.46'dır. Kadınların %50.8'i normal, erkeklerin %44.1'i hafif kilolu BKİ aralığındadır. Kadınların yağ oranları ortalama %28.27±6.84, erkeklerin ise %21.31±4.89'dur. Çalışma şekli ile kahvaltı yapma sıklığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.018<0.05) bulunduğu görülmektedir. Ayrıca kahvaltı yapma sıklığı ile kronik hastalık varlığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.007<0.05) bulunmuştur. Düzenli kahvaltı yapmayan katılımcılarda kronik hastalık varlığı daha fazladır. BKİ grupları ile medeni durum (p=0.00<0.05), kahvaltının kiminle yapıldığı (p=0.009<0.05) ve kahvaltıda tüketilen besinler (p=0.000<0.05) arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre sağlıklı yaşam tarzı ve doğru beslenme alışkanlığının geliştirilmesi, yanlış beslenme uygulamalarının ortadan kaldırılması için sağlık çalışanlarına beslenme eğitimi verilmesi önerilmektedir. Sadece sağlık çalışanlarına değil, diğer kurum ve kuruluşlarda çalışan farklı meslek gruplarına da sağlıklı beslenme ile ilgili eğitimler verilerek toplumun bilinçlendirilmesi önerilmektedir.
Diyet polikliniğine başvuran hastaların duygusal yeme davranışı, koronavirüs anksiyetesi ve koronavirüs fobisinin beslenme durumuna etkisi
Bu çalışma, koronavirüs (COVID-19) pandemi döneminde diyet polikliniğine yönlendirilen 18-65 yaş arası bireylerin duygusal yeme davranışı, koronavirüs anksiyetesi düzeyi ve koronavirüs fobisinin beslenme durumuna etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Katılımcılara anket formu ve Koronavirüs Fobisi ölçeği (C19P-S), Hollanda yeme davranışı anketi (DEBQ), Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ) uygulanmıştır. Araştırmaya 143 kadın (%79,9), 36 erkek (%20,1) olmak üzere 179 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Beden kitle İndeksi (BKİ) sınıflandırmasına göre katılımcıların %2,8'i normal (n=5), %22,3'ü (n=40) fazla kilolu, %45,8'i (n=82) 1. derece obezite, %16,8'i (n=30) 2. derece obezite ve %12,3'ü (n=22) 3. derece obezite sınıfında yer almıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 39,3±11,6 (min:18, max:65) olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %50,3'nün (n=90) COVID-19 geçirdiği, %49,7'sinin (n=89) geçirmediği tespit edilmiştir. COVID-19 olan bireylerin %35,6'sında (n=32) tat duyusunda değişiklik olmazken, %37,8'inde (n=34) hiç tat alamama, % 26,6'sında (n=24) tatları ayırt etmede zorlanma yaşandığı görülmüştür. COVID-19 geçiren bireylerin %50,0'sinde (n=45) iştahın değişmediği, değişen grupta ise %38,9'unda (n=35) arttığı ve %11,1'inde (n=10) azaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %50,8'i (n=91) COVID-19 döneminde beslenme alışkanlıklarının değişmediğini ifade ederken, %40,2'si (n=72) sağlıksız şekilde değiştiğini, %8,9'u (n=16) sağlıklı şekilde değiştiği ifade etmiştir. COVID-19 döneminde öğün sayısının değiştiğini belirten katılımcı sayısı %44,1'dir (n=79). Katılımcıların % 59,8'i (n=107) paketli ürün tüketim sıklıklarının arttığını, % 10,1'i (n=18) azaldığını ve %30,2'si (n=54) tüketimde değişiklik olmadığını belirtmiştir. Katılımcıların %68,2'sinin (n=122) ağırlıklarının arttığı tespit edilirken, %12,3'ünün (n=22) azaldığı ve %19,5'inin (n=35) ağırlıklarında değişiklik olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların cinsiyetlerine göre ağırlık değişimlerinin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir (X 2=14,2, p=0,01). Katılımcıların eğitim düzeylerine göre ağırlık değişimlerinin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir.(X 2=17,5, p=0,01). Medeni duruma göre kilo değişim düzeylerinin farklılık göstermediği tespit edilmiştir. (X 2=2,0 p=0,37). Katılımcılara uygulanan DEBQ sonuçlarına göre kısıtlı yeme alt boyutunun kilo değişimlerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (F=10,25, p=0,01).
COVID-19 salgınında sağlık çalışanlarında kaygı düzeyi: Bursa Şehir Hastanesi örneği
Bu çalışma, COVID-19 hastalığının sağlık çalışanları üzerindeki kaygısal etkilerini incelemek amacıyla yapılmaktadır. COVID-19, dünya genelinde bir pandemiye neden olan ve sağlık çalışanları için önemli bir stres kaynağı olan bir virüstür. Bu çalışmanın amacı, COVID-19'un yapısı, belirtileri, bulaşma yolları, tanı yöntemleri ve testleri gibi temel bilgileri sunmaktır. COVID-19, genellikle ateş, öksürük, nefes darlığı, kas ağrıları, baş ağrısı ve yorgunluk gibi semptomlarla kendini gösteren bir solunum yolu enfeksiyonudur. Bulaşma yolları arasında damlacık yoluyla temas, yakın temas ve yüzeylere dokunma sonrası enfeksiyon yer almaktadır. Tanı yöntemleri arasında PCR testi, antijen testi ve antikor testleri kullanılmaktadır. Kaygı, kişinin belirsizlik, tehdit veya endişe duygularıyla başa çıkmaya çalıştığı bir psikolojik durumdur. Çalışmada kaygının çeşitleri ve COVID-19 kaygısının özellikleri incelenecektir. COVID-19 kaygısı, virüsün yayılması, enfekte olma riski, sağlık çalışanlarının ailelerine bulaştırma endişesi gibi faktörlerle ilişkilendirilmiştir. Sağlık çalışanlarında kaygı düzeyleri, pandeminin sağlık sistemi üzerindeki etkileri nedeniyle artmıştır. Sağlık çalışanları, hastalarla temas halinde oldukları için enfeksiyon riskine maruz kalmaktadırlar ve bu da kaygı seviyelerini artırabilmektedir. Ayrıca, yüksek iş yükü, kaynak eksikliği, bilgi yetersizliği ve kişisel koruyucu ekipman sıkıntısı gibi faktörler de sağlık çalışanlarında kaygıyı tetikleyebilir. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak sosyodemografik bilgi formu, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Koronavirüs Fobisi Ölçeği kullanılacaktır. Sosyodemografik bilgi formu, katılımcıların demografik özelliklerini, mesleki deneyimlerini ve pandemi sürecindeki maruziyetlerini değerlendirecektir. Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği, katılımcıların anlık ve sürekli kaygı düzeylerini ölçmek için kullanılacaktır. Koronavirüs Fobisi Ölçeği ise katılımcıların COVID-19'a yönelik özel bir korku veya fobi düzeyini değerlendirmek için kullanılacaktır. Bu çalışmanın sonuçları, sağlık çalışanlarının COVID-19 ile ilgili kaygı düzeylerini anlamamıza ve bu kaygıyı azaltmak için uygun müdahalelerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: COVİD 19, Durumluk kaygı, Kaygı etkileri, Sağlık çalışanları, Sürekli kaygı
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi polikliniklerinin gürültü düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Amaç Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde poliklinik bekleme alanlarının gürültü düzeylerini değerlendirmek, gerekli ise gürültü önleyici tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Polikliniklerin bekleme alanlarında, 11 ölçüm noktasında, gürültü düzeyi sürekli beş gün ve günde sekiz saat ölçülmüştür. Kalibrasyon ve ölçüm için Svantek SV 30 kalibratör ve SVAN 957 Ses ve Titreşim Analiz Cihazı kullanılmıştır. Cihaz saatlik ortalama verecek şekilde ayarlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Örneklem alınmamıştır. Veri Analizleri için SPSS paket programı kullanılmış ve Kruskal Wallis, Mann-Whitney U, Friedman ve Wilcoxon testleri yapılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Polikliniklerin bekleme alanlarında ortalama gürültü seviyesi 62.1 dBA (min 48.5 ve max 70.8) dir. Bu değer ve hatta minimum ölçülen değer bile EPA, DSÖ ve Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği'nde belirtilen eşik değerlerin üzerindedir. Gürültü düzeyleri eşik değerlerin üzerinde olmasına rağmen, sadece radyoloji poliklinikleri diğerlerinden anlamlı derecede daha düşük değerlere sahiptir (p<0.05). Gürültü düzeylerinde günler, saatler arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Sonuç: Polikliniklerin bekleme alanlarında gürültü seviyesi eşik değerlerin üzerinde ölçülmüştür. Gürültü önleyici tedbirler düşünülmelidir.
Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi hemşirelerinde mobbing ve anksiyete
Bu çalışma hemşirelerde mobbing ve anksiyete arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma grubunu, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde çalışan 150 (129 K, 21 E) hemşire oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda mobbing mağduru hemşirelerin etkilenme düzeylerinde fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden etkilenme puanı duygusal tacize maruz kalanlarda anlamlı düzeyde yüksek olarak saptanmıştır. Mobbing ve Anksiyete arasındaki ilişki incelendiğinde ise mobbinge maruz kalan hemşirelerin anksiyete düzeyi ortalama puanı anlamlı düzeyde yüksek olarak saptanmıştır. Mobbinge maruz kalma ile anksiyete ölçek puanları arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Mobbinge maruz kalan 13 kişinin şiddetli düzeyde, 23 kişinin ise hafif düzeyde anksiyete yaşadığı saptanmıştır. Duygusal tacize maruz kalma durumu ile çalışılan ünite arasında değerlendirme yapıldığında ise yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ( %45.1 ) diğer birimlere oranla daha fazla duygusal tacize maruz kaldığı görülmüşken, duygusal tacize maruz kalma ve çalışılan ünite arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Hemşirelerde öğrenim durumuna göre mobbing ve anksiyete puan ortalamaları değerlendirildiğinde anlamlı bir fark saptanmazken, öğrenim durumuna göre çalışma ortamı kriterleri arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamızda mobbing uygulanan hemşirelerde anksiyete düzeyinin ve şiddetinin arttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
Düzce Üniversitesi Araştırma Hastanesinde çalışan araştırma görevlilerinde yaşam kalitesi, algılanan stres düzeyi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan araştırma görevlilerinde yaşam kalitesi, algılanan stres düzeyi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi ve elde edilecek sonuçların bu yönde yapılacak iyileştirmeler için yol gösterici olması amaçlanmıştır Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan 145 araştırma görevlisinin 125‟ine ulaşılarak, anket formu uygulanmıştır. Anket formunda birinci bölümdeki sorular hekimlerin sosyodemografik özelliklerine ilişkin sorulardan (30 soru) oluşmaktadır. İkinci bölümdeki sorular Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL_BREF) (27 Soru) ve Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği‟nden (14 Soru) oluşmaktadır. Anket formunda toplam 71 soru bulunmaktadır. Student T Testi, Varyans Analizi (Tek Yönlü ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi, ki-kare yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS (version 22) paket programı kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak 0.05 alınmış ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanlarının 56‟sı erkek (%44.8), 69‟u(%55.2) kadındır. Katılımcıların %56.0'sı gelirinin giderine eşit, %21.6‟sı evi ve %76,8‟i otomobili olduğunu belirtmiştir. Katılımcılarının %66.1 i dahiliye, %29.8‟i cerrahi, %4.0‟ı temel tıp bölümlerde çalışmaktadırlar. Katılımcıların %72,8i nöbet tutmakta, otalama nöbet sayısı 7.8±2.6 dir. Yaşam kalitesi ölçeği güvenirlik katsayıları 0.60-0.65 arasında saptanmıştır. Algılanan stres düzeyi ölçeği güvenirlik katsayısı 0.80 bulunmuştur. Yaşam kalitesi alan puanlarının birbirleriyle pozitif yönde, stres puanı ile ise negatif yönde korelasyon gösterdiği saptanmıştır (P<0.001). Araştırma görevlileri, %80 i yaşam kalitesini kötü , % 20 si iyi olduğu belirlenmiştir. Sağlığınızdan ne kadar hoşnutsunuz sorusuna ise katılımcıların % 38.2‟i sağlığından hoşnut, % 61,8‟i ise hoşnut olmadığını belirtmişlerdir. Araştırma görevlilerinin ii meslek seçimi hakkında düşüncelerinde yanlış ve bazen yanlış seçim yaptığını düşünenlerin oranı kadınlarda yüksek bulunmuştur. Evli olanların sosyal alan puanı, bekarlardan yüksektir. Nöbet tutmayanların bedensel alan, sosyal alan, çevresel alan puanları yüksek bulunmuştur. Gelirim giderimden fazla diyenlerin bedensel, sosyal, çevresel alan puanları daha yüksektir. Sonuç: Hekimlerin verimli olarak çalışmalarını sağlayacak etmenlerin başında yaşam kalitesi gelmektedir. Bu nedenle tıp fakültelerinde çalışan hekimlerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesine yönelik olarak, mesleklerinden kaynaklanan olumsuzluklar önlenmeye çalışılmalı, özlük hakları düzeltilmeli, kendine zaman ayırabilme, yeterli uyku ve dinlenme olanağı sağlanmalıdır. Çalışma ortamı sağlıklı çalışma ortamı haline getirilmeye çalışılmalıdır.
Düzce ilinde lise birinci sınıflarda; şiddet algısı, şiddete maruziyet ve şiddet uygulama sıklığı
Amaç: Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğü‟ne bağlı merkez ilçe liselerinde eğitim gören lise birinci sınıf öğrencilerinin, şiddet algısı, şiddete maruziyet ve şiddet uygulama sıklığının belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın evrenini Düzce İli Merkez ilçesinde eğitim gören 4055 lise birinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü 1238 olarak hesaplandı. Örnekleme giren okullar; anadolu lisesi (AL), mesleki teknik anadolu lisesi (MTAL) ve özel anadolu/temel lise (ÖL) olarak tabakalandırıldı. Küme örnekleme yöntemi ile belirlenen 9 lisedeki 1226 öğrenciden anket uygulanarak veriler toplandı. Araştırmadaki veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 22 paket programı ile değerlendirildi. Pearson Kikare testi kullanıldı ve p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 1226 öğrencinin %59.9‟u (n=734) erkek, %40.1‟i (n=492) kızdır, %41.9‟u (n=514) AL‟de, %51.6‟sı (n=633) MTAL‟de ve %6.4‟ü (n=79) ÖL‟de eğitim görmektedir. Öğrenciler en çok "hayvanlara zarar verme"yi şiddet olarak algılamakta, son 1 ayda en az bir kez şiddete maruz kalma sıklığı %22.9, şiddet uygulama sıklığı ise %16.9 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin şiddet gördükleri ve uyguladıkları kişilerin başında %17.5 ve %22.3 ile arkadaşları gelmiş, sonucunda ise çoğu "hiçbir şey yapmadığını/olmadığını" belirtmiştir (%47.6,%25.8). Son bir ayda şiddet nedeniyle okul devamsızlığı yapanların oranı %9.9, okula zarar verici alet getirenlerin oranı ise % 6.0 bulunmuştur. Şiddetten korunmada daha etkili yöntem olarak "durumu okul idaresine" ve "aileye bildirme" yi belirtmişlerdir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmada Düzce‟de liselerde şiddete maruziyet ve uygulama sıklığı Türkiye ortalamasına benzer bulundu. Cinsiyet ve okul türü şiddet içeren davranışların sergilenmesinde önemli faktörlerdir. Okullarda şiddet farkındalığı oluşturmak için öğrencilere eğitimler verilmeli. Eğitim ve öğretimin daha sağlıklı olması için, öğrencilere güvenli okul ortamları sağlanmalıdır.
Düzce ili çiftlik köyü erişkin nüfusta kalp ve damar hastalıkları için risk faktörleri sıklığı ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu araştırmada Düzce ili Çiftlik Köyü'nde yaşayan yetişkinlerde kalp ve damar hastalıkları için risk faktörleri sıklıkları ve yaş, cinsiyet, eğitim gibi sosyo-demografik değişkenlere göre dağılımlarının gösterilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çiftlik köyünde ikamet eden 583 yetişkin araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırma örneklem seçilmeden evrenin tamamında yürütülmüştür. Araştırma süresince 390 kişiye ulaşılmış, araştırma 373 kişi ile tamamlanmıştır. Veriler araştırmacı ve intern doktorlar tarafından yüz yüze anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Katılımcıların fiziksel ölçümleri yapılmıştır. Araştırmadaki veriler bir istatistik paket programı ile değerlendirildi. Yapılan analizlerde p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırma grubunun %47.7'si erkek, %52.3'ü kadındır. Yaş ortalaması 46.50 ± 15.58 olup, en küçük yaş 18, en büyük yaş 84 ve ortanca yaş 48'dir. Eğitim düzeyine göre %49.9'u ilkokul mezunudur. Medeni duruma göre %79.4'ü halen evlidir. Araştırma grubunun %43.7'si ev hanımıdır. %68.1'i gelir getirir bir işte çalışmamaktadır. Sağlık güvencesine göre %71.6'sı SSK üzerinden sağlık sigortasına sahiptir. Aile tipine göre %64.9'u çekirdek ailede yaşamaktadır. %62.2'si kendine göre gelir düzeyini orta olarak ifade etmiştir. Araştırma grubunun %24.4'ü tütün ürünlerinden en az bir tanesini kullandığını belirtmiştir. Lojistik regresyon analizi sonucunda tütün ürünü kullanımı açısından cinsiyete göre erkek olmak 4.204 kat riskli bulunmuştur. Yaşa göre 50 yaş altındakiler, 50 yaş ve üzerindekilere göre 3.643 kat riskli bulunmuştur. Gelir getirir bir işte çalışanlar, çalışmayanlara göre 2.717 kat riskli bulunmuştur. Araştırma grubunun alkollü içecek kullanımına göre %3.0'ı alkollü içecek kullanıyor. Araştırma grubunda günlük ortalama 1.15 ± 0.99 porsiyon meyve, ortalama 1.40 ± 1.05 porsiyon sebze tüketilmektedir. Araştırma grubunun fizik aktivite yapma durumuna göre %57.4'ü fizik aktivite yapmamaktadır. Lojistik regresyon analizi sonucunda fiziksel inaktivite açısından öğrenim düzeyi lise altında olanlar, lise ve üzeri öğrenim görenlerden 1.702 kat riskli bulunmuştur. Araştırma grubunun obezite sıklığına göre %33.0'ı BKİ'ye göre obezdir. Araştırma grubunda hipertansiyon sıklığı %46.4 dür. Lojistik regresyon analizi sonucunda hipertansiyon olma durumu açısından kadınlar, erkeklerden 1.860 kat riskli bulunmuştur. 50 yaş ve üzeri kişiler, 50 yaş altı kişilerden 5.100 kat riskli bulunmuştur. Geniş aileler, çekirdek-tek ebeveyni olanlardan 1.829 kat riskli bulunmuştur. Araştırma grubunda hipertansiyon tanısı olanlardan %23.6'sının tansiyonu kontrol altında bulunmuştur. Hipertansiyon tanısı olmayanlardan %33.6'sı hipertansif olarak saptanmıştır. Sonuç ve Öneriler: Araştırma sonuçlarına göre tütün ve alkol kullanımı erkekler ve yaşı küçük olanlarda fazla görülmekte, obezite ve hipertansiyon kadınlarda ve yaşlılarda daha fazla görülmektedir. Kalp ve damar hastalıkları, risk faktörleri konusunda topluma yönelik bilgilendirici kampanyalar sürdürülmeli. Toplumda kalp ve damar hastalıkları ve risk faktörleri farkındalığının arttırılmasını sağlayarak kalp ve damar hastalıkları gelişimi riskinin azaltılması sağlanmalıdır.
Düzce merkez ilçedeki birinci basamakta çalışan sağlık personeli ile üniversite hastanesi asistan hekim ve hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Düzce merkez ilçedeki 1. basamak sağlık kurumlarında çalışan sağlık personelinin ve üniversite hastanesinde çalışan asistan hekim ve hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan hemşire ve asistan hekimler ile halk sağlığı müdürlüğü, merkez toplum sağlığı merkezi, merkez ilçedeki 19 tane aile sağlığı merkezinde çalışan toplamda 485 kişiye 105 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Evren 581 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Örneklem seçilmemiştir. Anketin birinci bölümünde 26 soru sosyodemografik özellikler ve sağlıkla ilgili bazı davranışları sorgulayan bazı sorular, 2. bölümde 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları- II Ölçeği, 3. bölümde 27 soruluk Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Versiyonu (WHOQOL-BREF-TR) kullanılmıştır. Araştırma kesitsel tiptedir. Bağımsız Gruplar T Testi, Varyans Analizi (Tek Yönlü ANOVA), Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Spearman Korelasyon Analizi, ki-kare yapılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir.Bulgular: Araştırmaya katılanların %71.3'ü kadın, % 28.7'si erkektir. % 3.3'ü zayıf, % 54.5'i normal, % 30.4'ü fazla kilolu, % 11.9'u obezdir. Katılımcıların. % 11.4'ü lise mezunu, % 12.4'ü yüksekokul, %31.9'u üniversite mezunu iken, % 44.2'si yüksek lisans, doktora ya da uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. % 21.4'ünün geliri giderinden az, % 59.2'sinin geliri giderine eşit, % 19.3'ünün geliri giderinden fazladır. SYBD-2 ölçeğinden en yüksek puanları manevi gelişim ve kişiler arası ilişkiler en düşük puanı fiziksel aktivite alt ölçeğinden almışlardır. SYBD-2 ölçeğinden alınan puanlar yaş grubu, cinsiyet, meslek, çalışılan kurum, eğitim, meslekte çalışma süresi, medeni durum, çocuk sahibi olma, gelir durumu kendini iş yaşamında verimli bulma, iş ortamından memnuniyet, düzenli ilaç kullanımı, sağlık algısı ve bazı sağlık davranışlarına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Katılımcılar WHOQOL-BREF-TR ölçeğinden en yüksek puanları psikolojik ve sosyal alanda almışlardır, sonra fiziksel, en son da çevre-TR alanı gelmektedir. Yaşam kalitesiyle ilgili alan puanları cinsiyet, meslek, BKİ, medeni durum, çocuk sahibi olma, çalışılan kurum, kendini iş yaşamında verimli bulma, iş ortamından memnuniyet, gelir durumu, alkol kullanımı, tanı konulmuş hastalık varlığı, diş hekimine gitme durumu, düzenli ilaç kullanımı, sağlık problemi olduğunda sağlık kuruluşuna başvurma, alkol kullanımı, sağlık durumu algısına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Sonuç: Bu çalışmada sağlık çalışanlarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Ancak her ikisini de etkileyen pek çok faktör olup bu faktörlere yönelik düzeltmeler yapılmalıdır.
Hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin tutumları ve bu tutumlara etki eden faktörleri belirlemektir. Tanımlayıcı tipte olan çalışma gurubunu, bir Üniversite hastanesinde çalışmakta olan 320 hemşire oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmeden evrenin tamamına ulaşılmak istenmiş, ancak veri toplama işleminin yapıldığı tarihlerde izinde ya da raporlu olan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olmayan hemşirelerin var olması sebebiyle 291 (%91,25) kişi araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. Veri toplama işleminden önce gerekli kurum ve etik kurul izinleri alınmıştır. Araştırmanın verileri 15.08.2018-15.09.2018 tarihlerinde toplanmıştır. Araştırma verileri, kişisel ve ailesel özelliklerine yönelik kişisel bilgi formu ve hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla Kanbay'ın 2016 yılında geliştirdiği" İSKEBE Tutum Ölçeği" aracılığıyla elde edilmiştir. Verilerin değerlendirme aşamasında, sayı-yüzdelik hesaplamaları, Kruskal Wallis testi, Man Whitney U testleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %60,1 'i kadın, %46,3'ü lisans mezunu ve % 47,4 'ü 26-35 yaş grubundadır. Hemşirelerin % 51,9 u yaşamının her hangi bir döneminde şiddete maruz kaldığını belirtmiş, %49,1'i aile içinde şiddet deneyimlemiş ve aile için şiddete maruz kalanların % 21,8 i eşlerinden % 20,0 babalarından şiddet gördüklerini belirtmiştir. Çocuk sahibi olan hemşirelerin % 27,5 i kendi çocuklarına şiddet uyguladığını belirtmiştir. İSKEBE Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 112,17±27,84 olarak bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin, şiddet türlerini öğretme ve var olan bilgilerini geliştirmeye yönelik eğitim programları hazırlanmalı, kadın algısı ve kadının toplumdaki yeri konularında geliştirici öğretim programları düzenlenmeli, kendi çocuklarına şiddet uygulayan hemşirelere aile içi iletişim ve öfke yönetimi eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir
Üniversite öğrencilerinde teknoloji ile ilgili bağımlılıklar ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışmada, Düzce üniversitesi öğrencilerinde teknoloji ile ilgili bağımlılıkların boyutunu ve sosyodemografik özellikler, sahip olunan olanaklar ve ilgili teknolojileri kullanmaya başlama yaşı gibi faktörler ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni Düzce Üniversitesi merkez kampüsünde bulunan 4 yıllık öğrenim gören 13925 kişiden oluşmaktadır. Kesitsel tipte olan bu çalışmada örneklem büyüklüğü 1304 olarak hesaplanmıştır. Her fakülte bir tabaka kabul edilerek, tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Evren/Örneklem oranı üzerinden, örneklem genişliği yaklaşık 10 kişide bir olarak hesaplanmış, çalışmaya 1465 öğrenci dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında 67 sorudan oluşan bir anket formu ile birlikte geçerli ve güvenilir oldukları gösterilmiş, internet, akıllı telefon, sosyal medya ve dijital oyun ölçekleri kullanılmıştır. Ölçeklerden alınan puanların sosyodemografik özellikler, sahip olunan olanaklar ve ilgili teknolojileri kullanmaya başlama yaşı gibi faktörlerle olan ilişkileri incelenmiştir. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmış, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri ile birlikte, Spearman Korelasyon ve Çoklu Regresyon analizleri yapılmıştır. P<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan 1465 öğrencinin %56,9'u kadın, %43,1'i erkektir. Çalışmada ölçeklerden alınan pun ortalamalrı; internet bağımlılığında 28,07±8,46, akıllı telefon bağımlılığında 26,59±11, sosyal medya bağımlılığında 50,75±14,34, dijital oyun bağımlılığında ise 13,41±6,87 bulunmuştur. Ölçeklerde alınan puan ortalamaları, internet ve dijital oyun bağımlılıklarında erkeklerde, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılıklarında kadınlarda fazla bulunmuştur. Düzenli olarak spor yaptığını belirten kişilerde ortalama akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puanları, sağlık durumunu ve akademik başarısını iyi olarak algılayanlarda ise ortalama punlar dört bağımlılık türünde de düşük bulunmuştur. İnterneti sörf yapmak amacı ile kullananlarda internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puan ortalamaları daha yüksek, ödev yapmak amacı ile kullananlarda akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur. İnternet ile erken yaşlarda tanışanlarda dört bağımlılık türü de fazla, cep telefonu ve akıllı telefon ile erken yaşlarda tanışanlarda akıllı ii telefon bağımlılığı, erken yaşlarda bilgisayar kullananlarda ise oyun bağımlılığı pun ortalamaları fazla bulunmuştur. İnternet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı arasında güçlü korelasyon (0,694;0,662;0,730), dijital oyun bağımlılığı ile diğer bağımlılıklar arasında ise zayıf korelasyon bulunmaktadır (0,359;0,255;0,270). Sonuç: Üniversitede internet bağımlılığı puan ortalaması literatüre göre yüksek bulunmuştur. Teknolojik bağımlılıklar öğrencilerin akademik başarısını düşürmektedir. Öğrencilerin erken yaşta bilgisayar ve telefon kullanmaya başlamaları ve dijital oyun oynamaları bağımlılık riskini artırmaktadır. Teknolojik bağımlılıkların prevelansını ve risk faktörlerini belirlemeye yönelik çalışmalar yapılarak, önleme politikaları geliştirilebilir.
Bir devlet hastanesinde çalışan hemşirelerde obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışma Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi, Köroğlu Ünitesi'nde hemşire kadrosunda çalışanlar (sağlık memuru, ebe, hemşire) üzerinde obezite sıklığının belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini İzzet Baysal Devlet Hastanesi, Köroğlu Ünitesi'inde belirlenen tarihler arasında çalışan 206 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeden evrenin tamamı alınmıştır. 174(%84,46) sağlık personeli araştırma grubunu oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Obezite Değerlendirme Formu bulunan anket formu uygulandı. Araştırmada veri analizi SPSS(ver: 22.0) programında yapıldı.anket sonuçlarına ilişkin verilerin analizinde; Kruskal Walls Testi, Mann-Withney U Testi ve Ki kare testleri kullanıldı. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının %54.5'i normal kiloda (95 kişi) iken, %31'i (54) fazla kilolu, %11,5'i (20 kişi) obez olarak değerlendirilmiştir. Öte yandan sağlık çalışanlarının %2.9'u (5 kişi) zayıf grubunda yer almaktadır. Hemşirelerde obeziteyi etkileyen faktörler incelendiğinde; evli olan sağlık çalışanlarında, sağlık memurlarında, eğitim düzeyi düşük olanlarda, çalışma yılı yüksek olanlarda, şu anda çalışmış olduğu kurumda çalışma yılı fazla olanlarda, çocuk sayısı fazla olanlarda, aşırı kilolu olduğunu düşünenlerde, cerrahi tedavi alanlarda, kronik hastalığı olanlarda ve daha az yürüyenlerde obezite sıklığı yüksek bulundu. Sonuç olarak Sağlık çalışanlarında obezite sıklığı yüksektir ve obezite sıklığını arttıran birtakım faktörler kontrol altında alınabilir ve engellenebilir özelliktedir. Obezite konusunda bilinçli ve örnek olması gereken sağlık çalışanlarında obezite sıklığı yüksek olmakla beraber, sağlıklı beslenmeyle ilgili farkındalık oluşturacak şekilde eğitim programlarının düzenlenmesi obezite sıklığının düşürülmesi yönünden önemli olduğu görüşüne varıldı.
Düzce İli Beyköy aile sağlığı merkezine bağlı pospartum dönem kadınların gebelikten korunma durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu kesitsel çalışmanın amacı Düzce ili Merkez ilçesine bağlı Beyköy Aile Sağlığı Merkezine (ASM) başvuran postpartum dönem kadınların gebelikten korunma durum ve faktörlerinin, uygulan ankete göre tutarlı olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni Düzce ili Merkez ilçesinde bulunan Beyköy ASM kayıtlı 01.01.2016 ile 01.01.2018 tarihleri arasında doğum yapan 118 kadındır. Katılımcıların aile planlamasına yönelik tutumlarının ölçülmesi amacıyla hazırlanan 34 maddeden oluşan Aile Planlaması Tutum Ölçeği formu kasım-aralık 2018 tarihleri arasında kadınlara yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmaya katılanların aile planlaması bilgi ve seçme durumuna göre, kadınların %71,7'sinin bilgi kaynağı olarak sağlık personeli olduğu, %94,3'ünün aile planlaması hakkında bilgi sahibidir. Kadınların %84'ünün en az bir AP yöntemi kullanmayı düşündüğü, %16'lık hayır diyen grubun sebepleri arasında %5,7'sinin eşinin istemediği,%3,8'inin hazır olmadığı saptandı. Yöntemi seçenlerin arasında %32,1'i kondom, %20,8'i RİA yöntemini seçmek istediğini, yöntemi seçme nedenleri arasında %58,5'inin yan etkisi olmadığı için, %12,3'ünün ise etkili olduğu için tercih ettiği saptandı. Aile Planlaması Tutum Ölçeğine verilen cevaplarda, kadınların sosyo-demografik özellikler ve obstetrik özellikleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın bulunmadığı, ancak APTÖ puanları göz önüne alındığında sosyo-ekonomik özellikler kapsamında, üniversite mezunlarının, çalışanların, sosyal güvencesi olanların, ekonomik durumu iyi olanların ve obstetrik özellikler kapsamında ise düşük ve kürtaj öyküsü olanlarındaha yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmektedir. Sonuç olarak postpartum dönemdeki kadınlarda aile planlaması algısının yüksek olup, bu dönemdeki kadınların, aile planlamasına olumlu destek verdikleri, aile planlaması kapsamında doğum kontrol yöntemlerinden yararlandıkları, postpartum dönemde gebelikten kaçındıkları ve uygulamayı tercih ettikleri yöntemlerin başında modern/etkili doğum kontrol yöntemlerinin geldiği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu olumlu sonuçlara rağmen, bu durumun daha da yaygınlaştırılması için çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar sözcükler:Postpartum dönem, Aile planlaması, Gebelikten korunma
Düzce ilinde anaokuluna giden çocuklarda obezite ve ilişkili faktörler
Çalışmada Düzce'de iki anaokuluna devam eden 3-5 yaşları arasındaki çocuklarda obezite sıklığı ve obezite ile ilişkili risk faktörlerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Araştırma 2018-2019 eğitim öğretim yılında Şükran Öney Anaokulu ve Merkez Anaokulu öğrencileri ile yapılmıştır. Çalışmanın yapıldığı dönemde Şükran Öney Anaokulunda 143, Merkez Anaokulunda 133 olmak üzere toplam 276 öğrenciden 275'inin (%99,6) boy ve kilo ölçümleri yapılmıştır. Öğrenci velilerinin tamamına 49 sorudan oluşan anket formları öğretmenler aracılığı ile veya okula gelen velilere araştırmacı tarafından dağıtılmıştır. Ailelerin 198 tanesi (%71,7) anket formlarını doldurmuştur. Boy ve kilo ölçümlerinin değerlendirilmesinde WHO Antro ve WHO Antroplus programları, verilerin analizinde spss paket programı kullanılmıştır. Analizlerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular Düzce Şükran Öney anaokuluna devam eden öğrencilerde obezite sıklığı %5,6, fazla kilolu olma sıklığı %14,1; Düzce Merkez Anaokulunda bu sıklıklar sırası ile %5,3 ve %15,3 olarak bulunmuştur. Çalışma gurubunun tamamında fazla kilolu ve obez olanların sıklığı %20,8 olarak bulunmuştur. Obez ve fazla kilolu olma sıklıkları; anne eğitim seviyesi üniversite altında olanlarda, yemek seçen çocuklarda, hafta sonu tv izleme süresi fazla olanlarda, internet kullanımı ailesi tarafından kısıtlanmayan çocuklarda ve fast food tükettiği belirtilen çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç ve öneriler Çalışma gurubunun tamamında fazla kilolu ve obez olanların oranı %20,8 olarak bulunmuştur. Obezitenin önlenmesinde öğretmenler, çocuklar ve ailelerin sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili konularda düzenli olarak bilgilendirilmesi ve çocukların boy ve kilo ölçümlerinin yapılması ve değerlendirilmesi ailenin konu ile ilgili olarak bilgilendirilmesi etkili olabilir. Anahtar kelimeler: okul öncesi, çocuk, obezite, fazla kiloluluk