Theses supervised by Prof. Dr. Bülent Günsoy
12 theses · Anadolu University
Küreselleşme sürecinde Türkiye'de yoksulluk sorunu
Bu tezin amacı, küreselleşme ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve küreselleşme süreci ile birlikte Türkiye'de derinleşen eşitsizlik ve yoksulluk sorununu rakamsal verilerle irdelemektir. 1980 sonrasında küreselleşme paralelinde gelişen piyasa ve rekabet odaklı iktisadi yapı, Türkiye'de yoksulluğu arttırıcı etkiler meydana getirmiştir. Sıcak paraya dayalı büyüme politikaları, ithalat odaklı üretim stratejisinin hâkim olması, dış ülkelerle yoğun ticari ve finansal ilişkilerin artması işgücü piyasalarını olumsuz yönde etkilemiştir. İşgücü piyasalarının esnekleşmesi ve üretimin yapısında ortaya çıkan değişimler sonucu reel ücretler ve istihdam kapasitesi önemli ölçüde düşmüştür. Üretim ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi gelir dağılımının bozulmasına yol açmıştır. Ayrıca neo-liberal dönüşüm süreciyle birlikte reel ekonomiden transfer ekonomisine geçilmesi, yurtiçi kaynakların üretken alanlarda kullanılamamasına ve gelir eşitsizliğinin artmasında etkili olmuştur. Teknolojideki devasa gelişmeler nitelikli işgücü talebini arttırarak, nitelikli ve niteliksiz işgücü arasındaki ücret farklılıklarının açılmasına neden olmuştur. Tarımsal istihdam olanaklarının azalması sonucu kırdan kente göçün artmasıyla bu durum daha da belirgin bir hâl almıştır. Diğer taraftan, yabancı ülkelerden gelen göçmenlerin etkisiyle kentlerdeki nüfus artmış ve kayıt dışı istihdam yaygınlık kazanmıştır. Özelleştirme ve taşeron uygulamalarının artması sendikaların etkinlik alanlarının büyük ölçüde daralmasına yol açmıştır. Küresel düzen, iktisadi dengeleri altüst etmiş ve ülke ekonomisinde bir işsizlik-yoksulluk sarmalı oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Yoksulluk, İşsizlik, Gelir Dağılımı, Sendikalar
Küreselleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birlik ülkeleri örneği
Küreselleşme son on yıllarda büyüyen bir olgudur. Bu küreselleşmenin, özellikle gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümesine etkisi, çeşitli ampirik analizlerde ortaya çıkmıştır. Dünya ticareti ve doğrudan yabancı yatırımın %2'sinden azı ile Afrika küreselleşmenin dışında görünmektedir. Bu gözlemler, Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (BAEPB) ülkelerinde ekonomik küreselleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisine bakmamıza neden oldu. Bu çalışma, 2000-2014 dönemini kapsayan bir panel seri çerçevesi kullanarak, küreselleşmenin BAEPB ülkelerinde kısa ve uzun dönemde ekonomik büyüme üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Ekonomik küreselleşmenin etkilerini yakalamak için iki tahmin yöntemi kullanılır: kısa vadeli etkileri incelemek için sabit etkiler modeli ve uzun vadeli etkileri yakalamak için dinamik bir panel modeli. Elde edilen sonuçlar küreselleşmenin ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini ve kısa vadede de %10'luk bir anlamlı sahip olduğunu göstermektedir. Uzun vadede, ekonomik küreselleşme ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir ve %5 anlamlıdır. Aslında, uzun vadede, ekonomik küreselleşmede %1'lik bir artış, ortalama olarak, %0.032 ile ekonomik büyümeyi artıracaktır. Bu sonuçlara dayanarak, yerel ekonominin uluslararası pazara açılmasının, BAEPB ülkeleri için uzun vadede daha üretken olduğuna karar verebilmektedir. Anahtar Sözcuükler: Küreselleşme, Ekonomik Büyüme, Sabit etkiler, GMM Sistem,BAEPB, Panel Veri.
Patent başvurularının yüksek teknolojili ürün ihracatına etkisi: Türkiye örneği
Küreselleşen dünyada, yüksek teknolojili ürün ihracatı büyük önem arz eden konulardan biridir. AR-GE ve inovasyon faaliyetleri de ülkelerin özellikle yüksek teknolojili ürün ihracatında üzerinde durulması gereken faktörlerdir. Beşeri sermaye olgusunun ekonomik büyüme ve kalkınma sürecindeki rolü hiç kuşkusuz ki oldukça fazladır. Bu çalışmada amaç, Türkiye'de beşeri sermayenin 1980-2015 yılları arasında yüksek teknolojili ürün ihracatına olan etkisini ortaya koymaktır. Beşeri sermayeyi temsilen inovasyon kavramı kullanılmıştır. Patent başvurularının sayısı da çalışmada inovasyon değişkeni olarak alınmıştır. Patent başvurularının yüksek teknolojili ürün ihracatına olan etkisini ortaya koymak için ekonometrik analiz yöntemi kullanılmıştır. Verilerin durağanlık durumları genişletilmiş Dickey Fuller Testi (ADF) ve Phillips Perron (PP) Testiyle incelenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için maksimum öz değer ve iz testlerinden yararlanılarak Johansen Eşbütünleşme Testi yapılmıştır. Mevcut değişkenler arasındaki nedensellik yönünün belirlenmesi amacıyla da vektör hata düzeltme modeline dayalı (VECM) Granger Nedensellik testi uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki kısa dönemli ilişkiyi analiz etmek için de etki- tepki fonksiyonları ve varyans ayrıştırması yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan incelemede, patent başvurularının yüksek teknolojili ürün ihracatı üzerinde uzun dönemde olumlu yönde etkili olduğu ve değişkenler arasında nedensellik ilişkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beşeri Sermaye, Yüksek Teknolojili Ürün İhracatı, İnovasyon,Patent
Küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkisi: Bir ARDL modeli uygulaması
Atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun artması ile yer küre ve denizlerde meydana gelen sıcaklık artışlarına küresel ısınma denilmektedir. Küresel ısınma sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği tarım sektörünü olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, 1985-2016 zaman periyodunda küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkilerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, tarımsal GSYH, buğday üretimi, mısır üretimi, çeltik üretimi değişkenlerinin her biri ile ortalama sıcaklık, toplam yağış, toplam karbondioksit miktarı arasındaki ilişki ARDL modeli ile yıllık veri seti kullanılarak tahmin edilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre, tarımsal GSYH ile karbondioksit ve yağış miktarı arasında negatif bir ilişki vardır. Sıcaklık ile tarımsal GSYH arasında negatif bir ilişki bulunamamıştır. Buna karşın, iklim değişikliğinin genel etkisi negatif yöndedir. Yapılan analizlerde çeltik üretimi ile sıcaklık ve yağış değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, karbondioksit miktarının çeltik üretimi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı ortaya çıkmıştır. Mısır üretimi ile iklim değişikliği ilişkisi incelendiğinde ise kısa dönemde yağış ve karbondioksit miktarının üretimi negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Buna karşın uzun dönemde mısır üretimi ile iklim değişikliği arasında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Buğday üretimi ile sıcaklık, yağış ve karbondioksit değişkenleri arasında ise bir eşbütünleşme ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Tarım Sektörü, ARDL.
Ekonomik karmaşıklık ve büyüme ilişkisi: Panel veri analizi
Ekonomik karmaşıklık, bir ülkenin ihraç ettiği ürünler ve aynı ürünleri ihraç eden diğer ülke sayısına göre hesaplanan bir endekstir. Karmaşıklığı yüksek ekonomiler, çeşitlendirilmiş üretim yapısı ve dayanıklılıkları sayesinde genellikle daha yüksek gelir ve ekonomik büyüme seviyelerine ulaşır. Özellikle uzun dönemde ekonomik karmaşıklıklarını artıran ülkeler, daha yüksek ekonomik büyüme oranları yakalayabilmektedir. Bu tez çalışmasında ekonomik karmaşıklık ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, seçilmiş 102 ülke kapsamında 2002-2021 dönemi için panel veri analizi kullanılarak incelenmektedir. Çalışmada ekonomik karmaşıklık endeksinin genel hesaplanan hali, sanayi ve tarım ürünleri ayrıştırılarak hesaplanan karmaşıklık endeksleri bulunmaktadır. Çalışmada öncelikle 102 ülke arasında bir ayrıma gidilmeden analiz yapılmaktadır. Daha ülkeler, gelir seviyelerine göre 3 ülke grubuna ayrılarak analizler uygulanmaktadır. Genel ekonomik karmaşıklık, sanayi ekonomik karmaşıklık ve tarım ekonomik karmaşıklık endekslerinin yer aldığı üç model oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre ise kısa dönemde, genel ekonomik karmaşıklık ve sanayi ekonomik karmaşıklık endekslerinin ekonomik büyüme üzerinde etkisinin olmadığı görülmüştür. Tarım ekonomik karmaşıklık endeksinin ise ekonomik büyümeyi negatif etkilediği ve hiçbir etkisinin olmadığına dair sonuçlar elde edilmiştir. Uzun dönemde ise bu söz konusu genel ekonomik karmaşıklık endeksinin ve sanayi ekonomik karmaşıklık endeksinin, ekonomik büyümeyi pozitif yönlü olarak etkilediği tespit edilmiştir. Tarım ekonomik karmaşıklığının ise uzun dönemde büyümeyi pozitif olarak etkilediği ve hiç etkilemediğine yönelik sonuçlar belirlenmiştir.
Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyümeye etkisi üzerine ekonometrik bir analiz
Küreselleşme olgusuyla birlikte telekomünikasyon ve ulaşım teknolojisinde yaşanan gelişmeler, uluslararası mal ve hizmet ticareti dolaşımının hızlanmasında etkili olmuştur. Bununla birlikte ülkeler gerek uluslararası ticaret standartlarına uymak için, gerekse yabancı sermayeye erişebilmek için dışa açık ticari ve finansal politikalar benimsemişlerdir. Bu gelişmeler, ülkeler arası ekonomik entegrasyonu beraberinde getirmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları özellikle liberalizasyon süreciyle 1980'li yıllardan itibaren ivme kazanarak, dışa açık ekonomik sistemler için temel uluslararası sermaye hareketliliklerinden biri olmuştur. Ev sahibi ülke ekonomisine yalnızca sermaye akışı sağlamakla kalmayan doğrudan yabancı sermaye yatırımları; aynı zamanda ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınması için rekabet gücünü artırıcı bir unsurdur. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ev sahibi ülkeye teknoloji transferini sağlamakta, beşeri sermaye ve yerli yatırımlar üzerinde verimliliği gerçekleştirmektedir. Bu yönleriyle genel refah seviyesinin artışını sağlayan doğrudan yabancı sermaye yatırımları; sürdürülebilir ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları bilhassa kısıtlı ulusal tasarrufa ve yetersiz sermaye birikimine sahip olan gelişmekte olan ülkelerin ekonomisi için hayati önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada 1980-2020 döneminde Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi araştırılmıştır. Birim kök testinde aynı seviyede durağan olmadığı görülen seriler için Toda-Yamamoto nedensellik testi yapılmıştır. DYY'den ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur.
Nöroekonomi kapsamında ödeme sancısı ve para politikası için bir öneri
Davranışsal iktisat, bireylerin ekonomik kararlar alırken birbirlerinden ve rasyonel insandan farklı davranışlar sergilediğini, beklenen kalıpların dışında hareket ettiklerini ifade etmiştir. Bu çalışmada da davranışsal iktisat konularından biri olan ödeme sancısı (pain of paying) kavramını açıklamaya ve farklı yöntemlerle test etmeye çalışılmıştır. Ödeme sancısını yeniden değerlendirme ihtiyacı, pandemi ile birlikte değişen ödeme yöntemleri üzerinden yeniden kendini hissettirmiştir. Ödeme yapmanın sancısı, para çıkışından kaynaklanan olumsuz bir duygudur. Nakit ödemek, kredi kartıyla ödemek, banka kartıyla ödemek ya da temassız, online yöntemlerle ödemek farklı sancılar yaratır mı? Yakın dönemde yaygınlaşan online ödemelerde, ödeme bilgilerimizin kayıtlı olması ile hızlanan ödeme adımı bu konuda etki yaratır mı? Ödeme sancısı psikolojik bir acı mıdır yoksa fiziksel olarak da acı duymamıza yol açar mı? Tüm bu soruların sonucunda, bu ödeme yöntemleri tüketim ya da tasarrufumuzda nasıl bir etkiye sahiptir ve bu etki üzerinden nasıl bir para politikası uygulanması önerilir. Çalışmada bu soruların yanıtlarını anket ve Nöroekonomi yöntemi olan EEG yardımı ile aramak hedeflenmiştir. Bu kapsamda uygulanan yöntemler; anket uygulaması, sancı ölçeği, yüz yüze görüşme, EEG ile salınım analizi, ERP Analizi şeklindedir. Sonuç olarak hedeflenen toplumcu bir çalışma olma gayesiyle optimal olanı bulmak, kontrollü kullanıma işaret edecek bir para politikası önerisinde bulunmaktır.
Türkiye'de kamu ve özel sektör dış borçları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki
Dış borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, uzun süredir üzerinde tartışılan ve ampirik analizler yapılan bir konudur. Dış borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisini araştıran ampirik çalışmalar incelendiğinde, literatürde bir görüş birliğinin bulunmadığı görülmektedir. Bu çalışmada, dış borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmektedir. Bu kapsamda, Türkiye'nin toplam, kamu ve özel sektör dış borçları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki 1989-2021 dönemini kapsayan yıllık veri seti kullanılarak test edilmektedir. Öncelikle kullanılan serilerin durağanlık seviyelerini belirlemek için geleneksel ve yapısal kırılmaya izin veren birim kök testleri kullanılmıştır. Kullanılan değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için, ARDL sınır testi, Toda-Yamamoto nedensellik testi ve Hatemi-j asimetrik nedensellik testinden faydalanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular, sabit sermaye oluşumunun, iş gücüne katılım oranının ve ihracatın ekonomik büyümeyi pozitif; toplam, kamu ve özel sektör dış borç stokun da ekonomik büyümeyi negatif yönde etkilendiğini göstermektedir. Ayrıca, büyümenin pozitif şokları ile toplam ve kamu sektörü dış borç stoku değişkenlerinin pozitif şokları arasında, büyümeden toplam ve kamu sektörü dış borç stokuna doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Bu bulgular, politika yapıcılara Türkiye'nin toplam, kamu ve özel sektör dış borç stokunda meydana gelen artışların büyümeyi olumsuz yönde etkilediğini göz önünde bulundurmaları gerektiğini göstermektedir.
Sosyoekonomik değişkenler ile gösteriş tüketimi ilişkisi üzerine bir uygulama
Tüketim hacmi dünya genelinde her yıl büyümekteyken tüketilen mal ve hizmetlerin tüketim amacı, bireyler için fonksiyonel bir amaç olmanın ötesine geçmiş ve birçok mal ve hizmet itibar görmek amacıyla da tüketilmeye başlanmıştır. Bu amaçla yapılan tüketim çeşidi gösteriş tüketimi olarak adlandırılmış, Thorstein Veblen'in Aylak Sınıfın Teorisi eseriyle literatüre kazandırılmıştır. Gösteriş tüketiminin daha üst sınıftan bireyleri temsil ettiği düşünülse de Veblen eserinde toplumun her kesiminden bireyin gösteriş tüketimi yaptığını öne sürmektedir. Bugün günümüzde de farklı sosyoekonomik düzeyden pek çok birey, kendi yaşam tarzını yansıtabilmek maksadıyla serbest zamanlarını nasıl geçirdiğini, hobilerini, gezip gördüğü yerleri, denediği farklı yiyecekleri çevresindeki bireylerle paylaşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gösteriş tüketimini farklı sosyoekonomik değişkenler bağlamında incelemektir. Çalışmada öncelikle tüketimin sanayi devriminden günümüze evrilmesi incelenecek olup, ardından gösteriş tüketiminin kavramsal çerçevesi çizilecektir. Çalışmanın son bölümünde, Eskişehir ilinde yaşayan 302 kişiye anket çalışması yapılmış olup, oluşturulan hipotezlerin testi için t-testi, tek yönlü ANOVA ve iki Yönlü ANOVA analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; ev sahibi olma durumuna, çalışılan sektöre, medeni duruma ve yaş gruplarına göre bireylerin gösteriş tüketimi eğilimleri arasında anlamlı farklılık varken, eğitim durumu, gelir düzeyindeki ve cinsiyet değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ancak en düşük gelir düzeyinde erkekler, bu gruptaki kadınlara göre daha fazla gösteriş tüketimi yapmaktayken, lisans mezunu bekarlar evlilere göre, yüksek okul mezunu evliler ise bekarlara göre daha fazla gösteriş tüketimi yapmaktadır.
Türkiye için rasyonel beklentiler hipotezinin geçerliliği üzerine üç deneme
İlk kez Muth (1961) tarafından ortaya atılan rasyonel beklentiler hipotezine göre, ekonomik birimler mevcut tüm bilgiyi etkin şekilde kullanarak gelecekle ilgili doğru tahminlerde bulunurlar. Hipoteze göre ekonomik birimler hatalı tahminlerde bulunsalar dahi, mevcut bilgiyi kullanarak yapılan hatayı düzeltmeye yönelik beklentilerini şekillendirirler ve bu şekilde sistematik hata yapmazlar. Bu çalışmada Türkiye için rasyonel beklentiler hipotezinin geçerliliği, makroekonomik değişkenlere ait beklentiler özelinde test edilmektedir. Bu kapsamda çalışmada fiyat, faiz, kur ve cari işlemler dengesine dair beklentilerin yansızlığı ve etkinliği incelenerek, beklentilerin rasyonel olup olmadığı ortaya konmaktadır. Çalışmanın bulgularında tüm makroekonomik değişkenlere dair beklentiler için etkinlik hipotezi kabul edilirken, beklentilerin yansızlığı reddedilmiştir. Bu da mevcut bilginin kullanılıyor olmasına rağmen, ekonomik birimlerin doğru tahminlerde bulunamadığı anlamına gelmektedir. Sonuç olarak çalışmaya konu olan dönemlerde Türkiye için rasyonel beklentiler hipotezi fiyat, faiz, kur ve cari işlemler dengesi beklentileri özelinde reddedilmiştir.
Türkiye ile Çad ekonomik ilişkileri "fırsatlar ve riskler"
Bu çalışmada, 2008-2018 döneminde Türkiye ile Çad arasındaki ekonomik ilişkiler Çad'ın sahip olduğu yatırım firsatları ve riskleri doğrultusunda incelenmektedir. Çad, başta madencilik olmak üzere; petrol, tarım ve hayvancılık sektörüne dayalı bir ekonomiye sahip iken Türkiye ekonomisi, ağırlıklı olarak sanayi ve hizmet sektörüne dayanmaktadır. Sanayi sektörünün az gelişmiş olduğu Çad, tarıma elverişli geniş arazileri ve genç nüfusu ile birçok alanda fırsatlar barındıran bir ülkedir. Ancak Türkiye ile Çad arasındaki ekonomik ilişkiler, iş adamlarının ve yatırımcıların bilgi eksikliği nedeniyle yıllar içinde potansiyel gelişme gösterememektedir. Bu nedenle bu çalışmada, iki ülkenin de sunduğu yatırım fırsatları ile yatırımcıların ve iş adamlarının karşılaştığı risklerin ortaya konulması açısından önem taşımaktadır. Araştırma sonucu, Çad'ın yatırım fırsatları, Türkiye'nin sahip olduğu teknoloji, uluslararası deneyim, finans ve girişimcilik ile birleştirildiğinde oldukça verimli sonuçlar alınabileceği öngörüsü güçlendirmektedir. Anahtar Kelimeler: Çad, Türkiye, Ekonomik İlişkileri, Fırsatlar, Riskler
Kredi derecelendirme kuruluşları ve ülke kredi notlarının makroekonomik belirleyicileri: Panel veri analizi
Bu çalışmada kredi derecelendirme kuruluşları tarafından belirlenen ülke kredi notları ile makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu kapsamda, çalışmada üç büyük kredi derecelendirme kuruluşundan biri olan S&P'un derecelendirdiği 105 ülke, panel veri ekonometrik teknikleri yardımıyla analiz edilmektedir. Ülkelerin alt ve orta gelirli ülkeler ile yüksek gelirli ülkeler başlıkları altında incelendiği çalışmada, ekonometrik yöntem olarak Sıralı Probit ve Sıralı Logit tahmin yöntemleri tercih edilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarında alt ve orta gelirli ülkelerde Kişi Başına Düşen Gelir Düzeyi, Büyüme Oranı, Enflasyon Oranı, Kamu Borcu, Bütçe Dengesi ve Cari İşlemler Dengesinin, yüksek gelirli ülkelerde ise Kişi Başına Düşen Gelir Düzeyi, Enflasyon Oranı, İşsizlik Oranı ve Kamu Borcunun ülke kredi notlarının belirlenmesinde önemli makroekonomik değişkenler olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan alt ve orta gelirli ülkeler için İşsizlik Oranı, yüksek gelirli ülkeler için ise Büyüme Oranı, Bütçe Dengesi ve Cari İşlemler Dengesi ile kredi notları arasında sistematik bir ilişkiye rastlanılmamıştır. 105 ülkenin tümü için yapılan analizde ise her iki tahmin yönteminin ortak sonucu olarak Kişi Başına Düşen Gelirin, Enflasyon Oranının, Bütçe Dengesinin ve Kamu Borcunun ülke kredi notlarının temel belirleyicileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.