Theses supervised by Prof. Dr. Bayram Şahin
35 theses · Hacettepe University, Ege University, Balıkesir University, İnönü University
Türkiye'de uzun süreli bakım hizmetlerinin paydaşlar açısından değerlendirilmesi
Yaşlı nüfusun artması, kronik hastalıkların öncelikli sağlık sorunu haline gelmesi gibi nedenlerle toplumların uzun süreli bakım (USB) ihtiyacı artmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de USB hizmetlerinde yaşanan sorunların ve çözüm önerilerinin farklı paydaşların (yöneticiler, hizmet sunan ve alanlar) bakış açısıyla ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada nitel ve nicel araştırma yaklaşımları kullanılmıştır. Çalışmanın birinci aşaması olan nitel araştırma kısmında USB alanında yönetici ve uzman olan 20 katılımcının Türkiye'de USB hizmetlerine ilişkin görüşleri derinlemesine görüşme tekniğiyle araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması olan nicel araştırma kısmında ise birinci aşamadan elde edilen bulgulara dayalı olarak geliştirilen anket formu USB çalışanlarına (n=310) ve hizmet alanlara (n=126) uygulanmıştır. Çalışanlar ile hizmet alanların USB alanındaki sorunlara ilişkin görüşleri karşılaştırıldığında; kurumsal bakım hizmetlerinin yeterliliği, hizmete erişim, hizmetin sürdürülebilirliği ve birincil bakım verenler, hizmet alanların kararlara katılımı/memnuniyet boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir. Çalışanlarla hizmet alanların USB alanındaki sorunların çözümüne ilişkin görüşleri karşılaştırıldığında; kurumsal bakım hizmetlerinin yeterliliği, hizmete erişim, uzmanlaşmış bakım hizmetleri, hizmetin sürdürülebilirliği ve birincil bakım verenler, hizmet alanların kararlara katılımı/memnuniyet boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarının USB alanında alınacak politik kararları ve USB hizmeti sunan kurum yöneticilerin yönetsel kararlarını desteklemekte önemli veri ve bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Yoğun bakım ünitelerinin uygunsuz kullanımının incelenmesi: Bir üniversite hastanesi üzerinde araştırma
Günümüzde artan küreselleşme ile birlikte toplumlar yaşlanma eğilimi göstermekte ve buna bağlı olarak hastalıkların artması, yoğun bakım ünitelerine olan ihtiyacın sürekli olarak artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, gereksiz yoğun bakım kullanımı ve uzamış yoğun bakım yatışlarıyla ilgili faktörlerin araştırılması, artan yoğun bakım ihtiyacını karşılamak ve yoğun bakım ünitelerinin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı, Hacettepe Üniversite Hastanesi, İç hastalıkları ABD ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD'deki gereksiz yatışların, uzamış yoğun bakım sürelerinin ve hastaların yatış sürelerinin incelenerek bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmada gereksiz yoğun bakım yatışı öncelik, tanı, objektif parametreler modellerine göre incelenmiş olup uzamış yoğun bakım süresi ise ≥14 gün olarak belirlenmiştir. Çalışma retrospektif olarak Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD ve İç Hastalıkları ABD yoğun bakım ünitelerinde yatan 343 hasta üzerinde gerçekleştirilmiş ve örneklemin seçilmesinde tabakalı rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Öncelik modeline göre, hastaların %7,3'ünün, tanı modeline göre %14,6'sının ve objektif parametreler modeline göre ise %16,3'ünün yoğun bakım yatışının uygunsuz olduğu görülmüştür. Öncelik modeline göre hastaların yatış uygunluğunun hastaların cinsiyeti, yoğun bakıma kabul zamanı ve sevk eden birimden, tanı modeline göre hekimin unvanı ve cinsiyeti, yoğun bakıma kabul zamanı ve sevk eden birimden ve objektif parametreler modeline göre hekimin unvanı ve cinsiyeti, hastanın yaşı ve sevk eden birimden anlamlı bir şekilde etkilendiği tespit edilmiştir (p<0,05). Uygun olmayan yoğun bakım basamağı açısından hastaların %72,3'ünün uygun olmayan yoğun bakım seviyesinde hizmet aldığı ve bunun hekim unvanından anlamlı şekilde etkilendiği (p<0,05), uzamış yatış süresi açısından hastaların %14,6'sının 14 gün ve daha uzun süre yattığı ve bunun mekanik ventilatör süresi ve antibiyotik/mikotik tedavi süresinden anlamlı bir şekilde etkilendiği bulunmuştur (p<0,05). Yoğun bakım hastalarının ortalama yatış süresinin 7,1 ± 9,1 olduğu ve mekanik ventilasyon durumu, mekanik ventilasyon süresi, yoğun bakım öncesi yatış süresi, vazoaktif ajan kullanım durumu, kan transfüzyon süresi ve antibiyotik/mikotik tedavi süresinden etkilendiği görülmüştür. Çalışma bulgularının yoğun bakım hastaları arasında gereksiz ve uzamış yatış sorununun anlaşılması ve uygun yönetsel ve klinik önlemlerin geliştirilmesinde önemli olacağı düşünülmektedir.
Hastane yöneticilerinin hastane tabanlı sağlık teknolojisi değerlendirme yöntemine ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi
Sağlık Teknolojisi Değerlendirme (STD) yöntemi, sağlık teknolojilerinin edinimi ile ilgili kararlarda sıklıkla başvurulan araçlardan biridir. STD'nin hastanelere uyarlanmış hali ise Hastane Tabanlı Sağlık Teknolojisi Değerlendirme (HT-STD) yöntemidir. Türkiye'de de 2012 yılından itibaren STD ile ilgili faaliyetler yürütülmektedir. Hastanelerde ise HT-STD'nin kullanımı ile ilgili yeterince bilgi mevcut değildir. Ancak hastanelerde adı her ne kadar HT-STD olarak tanımlanmasa da bir tıbbi cihaz ve ekipman edinilirken karar sürecine destek olan değerlendirme modellerinin kullanıldığı bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, kamu ve özel hastanelerin tıbbi cihaz ekipman edinme aşamasında, HT-STD yönteminden ne düzeyde yararlandıkları, HT-STD kullanımını etkileyen kişisel ve kurumsal özelliklerin neler olduğunu ve nasıl etkilediklerini araştırmaktır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak geliştirilen soru kâğıdının geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılarak, 24'ü Sağlık Bakanlığı ve 9'u özel hastane olmak üzere toplam 33 hastaneden 186 yöneticiyle görüşülmüştür. Analizler sonucunda, hastanelerde bir tıbbi cihaz/ekipman edinme aşamasında HT-STD yönteminden yararlanıldığı ve HT-STD'nin boyutlarının dikkate alındığı görülmüştür. Yöntemin önemli özelliklerinden biri olan multidisipliner yapı, değerlendirmelerde kullanılmakta, yöneticiler tarafından da tercih edilmektedir. Özel hastanelerin HT-STD'nin tüm boyutlarına, branş hastanelerinin güvenlik boyutuna, eğitim hastanelerinin ise klinik etkililik boyutuna daha fazla önem verdikleri görülmüştür. Tüm yöneticilerin klinik etkililik boyutuna, idari ve mali hizmetler müdür ve yardımcılarının ise maliyetler ve ekonomik değerlendirme boyutu ile stratejik bakış açısı ve politik yönler boyutlarına daha fazla önem verdikleri ve yöneticilerin yaşı arttıkça HT-STD yöntemine karar verme sürecinde çok daha fazla yer verdikleri bulunmuştur. Bununla birlikte, HT-STD'nin kullanımı ve yaygınlaştırılması ile ilgili ulusal düzeyde tasarlanmış sistematik bir yapının olmadığı da görülmüştür. Bu çalışma, hastanelerde HT-STD yöntem ve uygulamalarının varlığını ortaya koymanın yanında, ülke genelinde HT-STD yönteminin gelişiminin sağlık sisteminin her düzeyinde desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Hastaların poliklinik randevularına gitmeme nedenleri ile belirleyicileri: Bir üniversite hastanesi örneği
Hastaların randevularına gitmemeleri, hastane yöneticilerinin ve klinisyenlerin karşı karşıya kaldığı yaygın sorunlardandır. Bu çalışmada bir üniversite hastanesinde poliklinik randevusu alan hastaların randevularına gitmeme nedenleri ile bunların belirleyicilerini tespit etmek ve bu soruna yönelik alınabilecek önlemlere hastaların katılım düzeyini ölçmek amaçlanmaktadır. Çalışmanın yapıldığı Çorum ilinde bulunan Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Ekim 2018-Eylül 2019 arasındaki 1 yıllık süreçte polikliniklerden randevu alan hasta sayısı örneklem büyüklüğünü belirlemek için kullanılmıştır. Araştırmada verilerin elde edilmesinde kullanılmak üzere geliştirilen soru kağıdının geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılarak poliklinik randevusuna gitmeyen hastalara toplam 795 anket uygulanmış ve elde edilen verilere uygun olan istatistiksel testlerin analizi için SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda, 2020 yılı Ocak-Şubat aylarında poliklinikten alınan randevulara gitmeme oranı %16,2 olarak bulunmuştur. Erkekler, 20-39 yaş aralığındakiler, bekar olanlar ile çocuk ve diş polikliniğinden randevu alanlar arasında randevuya gitmeme olasılığının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Poliklinik randevularına gitmeme nedenlerine bakıldığında; unutma, başka bir yerde olma, aileyle ilgilenme, sağlık sorununun düzeldiğinin düşünülmesi başta gelmektedir. Randevuya gitmeme nedenlerini belirlemede ise hastaların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, gelir, iş durumu, yerleşim yeri, randevu alınan poliklinik ile randevu alma sürelerinin etkili olduğu, ayrıca bu özelliklerin randevuya katılmamayı azaltmaya yönelik önlemlerin oluşturduğu boyutlara (bilgilendirme, yaptırım, iyileştirme) katılım düzeylerini de etkilediği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulguların, randevuya gitmeme sorununun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı ve sağlık yöneticileri ve politika belirleyicilere yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Bir üniversite hastanesinde gereksiz laboratuvar test istemlerinin incelenmesi
Dünyadaki tüm sağlık bütçeleri, bir yandan kalite ve hasta güvenliğini sağlamak zorundayken diğer yandan sistemdeki verimsizlikleri gidermek ve maliyetleri düşürmek zorunda kalmaktadır. Yapılan araştırmalar, gereksiz laboratuvar testlerinin, gereksiz sağlık harcamaları üzerinde göz ardı edilemeyecek etkilerinin olduğunu göstermiştir. Gereksiz laboratuvar testi kullanımı, hekimlerin bilinçli veya bilinçsiz, çeşitli faktörlerden etkilenerek, hastalığın seyrinde etkisi olmayan testler istemesi durumudur. Araştırmanın amacı, sık istenen 15 biyokimya testinin kullanım düzeylerini tespit ederek, hekimlerin gereksiz test istemlerinin gerisinde yatan nedenleri ortaya koymaktır. Araştırmada, gereksiz test istem düzeylerini tespit edebilmek amacıyla, laboratuvar kullanım verilerinin retrospektif incelemesi iki test arası minimum zaman kriterine göre yapılmış; hekimleri gereksiz kullanıma yönlendiren olası faktörleri tespit edilebilmek amacıyla ise, veri toplama aracı olarak geliştirilen anketin geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları yapılarak, 179 hekimle görüşülmüştür. Analizler sonucunda, 15 biyokimya testinin 01.01.2018-31.06.2019 tarihleri arasında gereksiz kullanım oranı %9,1 olarak bulunurken, gereksiz laboratuvar testi kullanımının maliyeti 584.186,3 TL olarak gerçekleşmiştir. En fazla gereksiz test isteminin dahili branşlar tarafından ve en fazla İç Hastalıkları bölümünden yapıldığı; gereksiz test isteme olasılığı en fazla olan hekimlerin, unvanına göre uzman ve cinsiyetlerine göre kadın hekimlerden oluştuğu görülmüştür. Erkek hastalar için istenen testlerin gereksiz olma olasılıklarının daha fazla olduğu, hastaların yaşları arttıkça istenen testlerin gereksiz olma olasılıklarının arttığı görülmüştür. Hekimlerin gereksiz laboratuvar test kullanım davranışlarını etkileyen nedenler araştırıldığında ise; hekimlerin geçmiş kötü tecrübelerinin, rutin test istemlerinin, hastaya daha önce uygulanmış testlere ulaşmadaki zorlukların ve hastanın sosyal güvencesinin hekim ve hastaya sağladığı konfor alanının, üzerinde en fazla görüş bildirilen gereksiz kullanım nedenleri olduğu görülürken; hekimlerin cinsiyet, unvan, branş, kurum ve mesleki tecrübe süreleri ile malpraktisle karşılaşma durumlarının gereksiz test isteme ile ilgili olası nedenlere katılım düzeylerini etkilediği görülmüştür. Gereksiz test kullanımının belirleyicileri ile gereksiz test kullanımının olası nedenlerine ilişkin hekimlerin görüşlerini inceleyen bu çalışma sonuçlarının, gereksiz testlerin önlenmesi için öncelikli olarak atılacak adımlar ve yapılacak iyileştirmelerin belirlenmesinde karar vericilere önemli bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerindeki etkisinde tedaviye uyum ve hastalık şiddetinin aracı rolünün değerlendirilmesi: Romatoid artrit hastaları üzerine bir çalışma
Bu araştırmada romatoid artrit hastalarında bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları [sağlık sonuçları (yaşam kalitesi, fonksiyonellik düzeyi ve iş göremezlik) ve tedavi etkililiği] ve hastalık maliyeti (Sosyal Güvenlik Kurumu- SGK ve hasta perspektifine göre) üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin seri çoklu aracılık rolünün olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Romatoloji Polikliniğine başvuru yapan 440 romatoid artrit hastası üzerinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma verileri hem birincil veri kaynağı olan anket yönteminden hem de ikincil veri kaynağı olan hasta dosyaları ve faturalarından elde edilmiştir. Verilerin analizinde geçerlilik (doğrulayıcı faktör analizi) ve güvenirlik (test-tekrar test ve Cronbach's Alpha) analizleri yanında çoklu doğrusal regresyon analizinden ve süreç analizinden faydalanılmıştır. Yapılan analizlere göre; ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu ve bakımın sürekliliğinin tüm tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerinde doğrudan etkisinin olduğu bulunmuştur. Ayrıca, bakımın sürekliliği ile yaşam kalitesi, hastalığa bağlı kaybedilen çalışma süresi ve tedavi etkililiği arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin tekli kısmi aracılık rolünün olduğu görülürken, bakımın sürekliliği ile fonksiyonellik, hastalığa bağlı azalan iş verimliliği ve hastalık maliyeti arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin hem kısmi tekli aracılık hem de seri çoklu aracılık rollerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu bulguların romatoid artrit hastalığının yönetilmesinde klinisyenlere önemli veri ve bilgi sağlayacağı düşünülmektedir.
Uygun olmayan cerrahi antibiyotik profilaksi kullanımını ve maliyetini etkileyen faktörler
Bu çalışma, rehberi olan ve olmayan iki kamu hastanesinde kullanılan cerrahi antibiyotik profilaksisinin (CAP) hastane CAP rehberlerine göre uygun ve uygun olmayan CAP kullanım miktarı, nedenleri ve maliyetini belirlemek ve bu kullanımlarda etkili olan faktörleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Retrospektif, kesitsel bir araştırma tasarımının kullanıldığı çalışmanın evrenini, 1 Ocak 2017 – 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi (YŞH) ve Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi'nde (GMKDH) sürveyansı yapılan 5023 cerrahi işleme ilişkin veriler ve bu hastanelerde görev yapan 61 cerrah oluşturmaktadır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, hipotez testleri, lojistik ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden faydalanılmıştır. İki hastanede rehbere göre profilaktik amaçlı cerrahi öncesi antibiyotik kullanımında genel uygunluk oranı %67,1 olarak bulunmuştur. CAP uygulama süresinin fazla olması ve antibiyotik seçiminin hatalı olması en sık karşılan uygunsuzluk nedenleridir. İki hastanedeki toplam CAP tüketim miktarı tanımlanmış günlük doz (TGD) olarak 60,3 TGD/100 hasta günü iken bunun 17,7 TGD/100 hasta günü kadarı uygun olmayan kullanımlardan kaynaklanmaktadır. Toplam CAP maliyetinin %34,1'i uygun olmayan kullanımlardan oluşmaktadır. CAP rehberine sahip olan GMKDH'de uygun olmayan CAP kullanım oranı %19,5 iken YŞH'nin CAP rehberine sahip olmadığı dönemde bu oran %64,3 olarak bulunmuştur. YŞH'de bir önceki yıla göre uygun CAP kullanım oranının %35,7'den %45,2'ye artmış olması rehberin olumlu etkisinin olduğunu göstermektedir. Cerrahi teknik kullanılmaması, genel cerrahi tarafından yapılan bir işlem ve A3 ve B grubu bir işlem olması genel CAP uygunsuzluğunu ve CAP seçimi ve süresinin uygunsuzluğunu etkileyen ve hastanın yaşı ise anlamlı bulunmayan ortak faktörler olarak bulunmuştur (p<0,05). Operasyon süresi, cerrahi teknik kullanılmaması, antibiyotik türü, servis türü, A3 ve B grubu bir işlem olması, acil bir işlem olması, cerrahın cinsiyeti ve 10 yıldan uzun süre deneyime sahip olması ve uygun olmayan CAP süresi de toplam CAP maliyetini ve postoperatif yatış süresini etkileyen anlamlı ortak yordayıcılardır (p<0,05).
Türk sağlık sisteminde bir kamu özel işbirliği uygulaması olan şehir hastanelerine yönelik sağlık personelinin görüş ve önerilerinin değerlendirilmesi
Türkiye'de ve dünyada son yıllarda yaşanan gelişmeler ve reform süreçleri, sağlık sistemlerini etkilemektedir. Türkiye'de Kamu Özel İşbirlikleri ile hayata geçirilmiş olan şehir hastaneleri, bu kapsamda gündeme gelmiş olan güncel bir modeldir. Bu çalışmada, şehir hastanelerinin, sağlık personelinin görüşlerine dayalı olarak değerlendirilmesi, objektif veri ve bilgi sunulması amaçlanmıştır. Çalışmada kalitatif ve kantitatif araştırma yaklaşımları kullanılmış olup ilk aşamada 40 katılımcı ile kalitatif görüşmeler yapılarak, geçmiş dönem ile kıyasladığında şehir hastanelerini nasıl değerlendirdikleri, güçlü ve zayıf yönleri, sorunlar ve çözüm önerilerine dair görüşleri alınmıştır. Bu görüşlerden ve literatürden yararlanılarak hazırlanan anket Adana, Isparta ve Yozgat şehir hastanelerinde 557 sağlık personeline uygulanmıştır. Anketin yapı geçerliliği açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile değerlendirilerek şehir hastaneleri uygulamasının çeşitli konulara ilişkin etkilerini sorgulayan 58 maddenin kalite ve verimlilik, sağlık hizmetlerine erişim, fırsatlar, riskler, çalışanlar, şeffaflık ve yönetim süreçleri olmak üzere 7; şehir hastaneleri uygulamasına bağlı olarak ortaya çıkan sorunların giderilmesine yönelik 13 önerinin ise denetim ve işbirliği ile çalışanlar olmak üzere 2 boyutta toplandığı görülmüştür. Anketin güvenirliği ise Cronbach alfa katsayısı ile değerlendirilmiş ve kabul edilebilir değerler içinde yer aldığı bulunmuştur. Araştırma verilerinin analizinde, tanımlayıcı istatistikler ve hipotezleri test etmek için çok değişkenli regresyon analizleri kullanılmıştır. Kalite ve verimlilik, sağlık hizmetlerine erişim ve fırsatlar boyutları katılımcıların genel olarak olumlu yönde; riskler, çalışanlar, şeffaflık ve yönetim süreçleri üzerindeki etkileri ile ilgili boyutlar ise olumsuz yönde görüş bildirdikleri boyutlardır. Denetim ve işbirliği ile çalışanlar boyutları hakkında ise katılımcılar, yaşanan sorunların giderilmesine yönelik önerilere ortalamanın üzerinde katılım göstererek, bu alanlarda şehir hastaneleri uygulamasının geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymuşlardır. Katılımcıların şehir hastanelerinin kalite ve verimliliği ile ilgili görüşlerinin daha önce çalışılan kurumun mülkiyetine, yönetsel pozisyonda olmalarına, toplam hizmet sürelerine ve KÖİ ile ilgili bilgi düzeylerine; çalışanlar üzerindeki etkiler ile ilgili görüşlerinin halen çalışılan kurum, meslek ve KÖİ ile ilgili bilgi düzeylerine; çalışanlar boyutunda yaşanan sorunların giderilmesine yönelik öneriler ile ilgili görüşlerinin öğrenim durumu ve mesleklerine; şeffaflık boyutuna ilişkin görüşlerinin ise yönetsel pozisyonda olmalarına ve KÖİ ile ilgili bilgi düzeylerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar gösterdiği bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçların, şehir hastaneleri uygulaması nedeniyle ortaya çıkan sorunların giderilmesinde ve uygulamanın geliştirilmesinde şehir hastanelerinin yöneticilerine ve politika yapıcılara önemli ipuçları sağlayacağı düşünülmektedir.
Birinci basamak sağlık kuruluşları ve hastaneler tarafından verilen evde sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi: Ankara ve Eskişehir illeri örneği
Türkiye'de evde sağlık hizmetlerinin sunum ve koordinasyonu 2017 yılında birinci basamak sağlık kuruluşlarından (Toplum Sağlığı Merkezleri, TSM) hastanelere devredilmiştir. Bu çalışmada yapılan bu organizasyonel değişikliğin hizmet kullanım sıklığına ve maliyetlerine etkisini değerlendirmek ve aynı zamanda Eskişehir ve Ankara illerinde evde sağlık hizmetleri uygulamasında yer alan personel ile hasta/ hasta yakınlarının hizmet sunumu ile ilgili bu değişiklik hakkında görüşlerini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada birincil ve ikincil veri kaynaklarından yararlanılmıştır. İkincil veri kaynağı olarak 304 hastanın devir öncesi ve sonrası hizmet kullanımları ve maliyetleri karşılaştırılmış ve kamu hastanelerinde sunulan evde sağlık hizmetlerinin birinci basamak sağlık kuruluşlarında sunulan evde sağlık hizmetlerine göre; bir hastaya yapılan ortalama ziyaret sayısının (3,64'e karşı 2,98), ortalama işlem sayısının (4,74'e karşı 3,80) ve ortalama ziyaret başı giderinin (13,71 TL'ye karşı 10,14 TL) daha fazla olduğu ve bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) olduğu görülmüştür. Çalışmada birinci veri kaynağı olarak ise evde sağlık hizmetlerindeki sağlık personeli ile hasta ve hasta yakınlarının hizmet sunumundaki değişiklikle ilgili görüşlerini belirlemek için 74 sağlık çalışanı ile 322 hasta ve yakınına yüz-yüze görüşme tekniğine dayalı anket uygulanmıştır. Anketin geçerliliği açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile güvenirliği ise Cronbach alfa katsayısı ile incelenmiş ve anketin yapısal olarak geçerli ve sorulara verilen yanıtların kabul edilebilir güvenirlik düzeyinde (0,766) olduğu görülmüştür. Çalışmada hipotezleri test etmek için ise çok değişkenli regresyon analizi ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Ankete cevap veren katılımcılar evde sağlık hizmetlerinin TSM'lerden, kamu hastanelerine devredilmesiyle ziyaret sıklığı ve memnuniyet, izleme değerlendirme, teşhise erişim, sosyo-ekonomik destek ile personel ve mali destek boyutlarında olumlu gelişmeler yaşandığını belirtirken, kurumsal destek boyutu ile özel sektör ve güvenlik desteği ile hakkaniyet boyutuna ilişkin olumsuz gelişmeler yaşandığını ifade etmişlerdir. Evde sağlık hizmetlerinin birinci basamak sağlık kuruluşları ve hastaneler tarafından sunulmasının sağladığı avantaj ve dezavantajı değerlendiren bu çalışmanın evde sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi yönünde geliştirilecek politikalara önemli veri ve bilgi sağlayacağı düşünülmektedir.
Hekim ve hemşirelerin çalışma koşulları ile ilgili tercihlerinin kesikli seçim yöntemi ile incelenmesi
Sağlık hizmetlerinin etkin sunulabilmesi ve sağlık sistemlerinin amacına ulaşabilmesi için sağlık insan gücü kritik bir öneme sahiptir. Buna karşın sağlık insan gücünün adaletli bir şekilde dağılımı gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerin ortak sorunudur. Bu nedenle politika yapıcılar sağlık insan gücünün kırsal ve kentsel bölgelerde adaletli dağıtımı için çeşitli yasal düzenlemeler, uygulamalar ve teşvik paketleri geliştirirler. Çalışmada hekim ve hemşirelerin çalışma koşullarına (bölge, ücret, kreş, lojman, kariyer fırsatı, altyapı, eğitim fırsatı ve iş yükü gibi) ilişkin tercihlerini belirlemek, bazı koşullara sahip olmak için maaşlarından ne kadar fedakârlık yapmaya istekli olduklarını ortaya koymak ve katılımcıların özelliklerine göre belirlenen teşvik paketlerini kabul etme olasılıklarını tahmin etmek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında gelişmişlik düzeyi açısından 1. bölgede yer alan bir il (Ankara) ile 6. bölgede yer alan bir ilde (Ağrı) benzer özelliklere sahip birer devlet hastanesi seçilmiş ve 126 hekim ve 218 hemşire ile görüşülmüştür. Katılımcıların tercihleri üzerinde çalışma koşullarının göreceli etkisini belirlemek için katılımcılara 1. bölge ve 6. bölge için 18 farklı çalışma koşulu senaryosu sunulmuş ve birini tercih etmeleri istenmiştir. Verilerin analizinde mixlogit yöntemi kullanılmış ve çalışma koşullarına yönelik tercihleri etkileyen en önemli özellikler sırasıyla hekimlerde bölge, ücret, eğitim fırsatı, altyapı, kreş, kariyer ve iş yükü iken hemşirelerde ücret, bölge, altyapı, iş yükü, eğitim fırsatı, lojman, kariyer fırsatı ve kreş olarak bulunmuştur. Özelliklerin katsayıları kullanılarak ödeme istekliliği ve belirli özelliklere sahip bir işi kabul etme olasılıkları hesaplanmıştır. Sonuç olarak hekim ve hemşirelerin belirli bir bölgedeki işi kabul etmelerinde farklı çalışma koşullarının farklı düzeylerde etkisinin olduğunu kesikli seçim yöntemine dayalı olarak ortaya koyan bu çalışmanın politika yapıcılar için kanıta dayalı bilgiler sunduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler; Sağlık İnsan gücü, Kesikli Seçim Yöntemi, Hekim ve Hemşire, Çalışma Koşulları, Bireysel Tercih, Sağlık Politikası, Ödeme İstekliliği
Uluslararası hastaların Hacettepe Üniversitesi hastanelerini tercih nedenleri, hizmet ile ilgili değerlendirmeleri ve yaşadıkları sorunlar
Sağlık turizmi son yıllarda tüm dünyada gelişme göstermiş ve gidilen şehir veya ülkeye katma değer sağladığından ötürü alternatif bir turizm türü olarak birçok alan ve sektör tarafından önemsenmeye başlanmıştır. Yaşadığı yerde istediği sağlık hizmetini edinemeyen insanların daha iyi hizmet alacağı yerlere gitmeleri sağlık sektöründe hizmet kalitesinde ve rekabette artışı da beraberinde getirmiştir. Sağlık turizmi konusunda Türkiye'nin sağlık turizmindeki mevcut durumunun tespit edilmesi ve gelecekte atılması gereken stratejik adımlara ilişkin çeşitli çalışmalar yapılmış olmasına rağmen uluslararası hastaların tercihleri, aldıkları hizmetle ilgili değerlendirme ve karşılaştıkları sorunlar konusunda bir çalışmaya ulaşılmamıştır Bu çalışmada 2015 yılında yaklaşık 3249 uluslararası hastanın hizmet aldığı ve Türkiye'nin önemli bir referans sağlık merkezi olan Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinin uluslararası hastalar tarafından tercih edilme nedenlerini, aldıkları hizmet ile ilgili değerlendirmelerini ve karşılaştıkları sorunları tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma Hacettepe Üniversitesi Hastanelerine Temmuz 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında yurt dışından sağlık hizmeti almak için başvuran, Türkçe ya da İngilizce bilen ve 18 yaş üzeri 344 ayakta ve yatan hastayı kapsamıştır. Araştırma sonucunda, uluslararası hastaların Hacettepe Üniversitesi hastanelerini tercih etmelerinin en önemli nedeninin "doktorların uluslararası arenada ünlü olması" olduğu, hizmet alım sürecinde en fazla destek hizmetler konusunda en az ise randevu konusunda sorunlar yaşadıkları, aldıkları hizmetle ilgili olarak en çok hekimlerden en az ise proseslerden memnun kaldıkları tespit edilmiştir. Katılımcıların hizmet alım sürecinde yaşadıkları sorunların; geldikleri ülke, yaş, gelir, eğitim, daha önce başka bir ülkede ya da Hacettepe Hastanelerinden hizmet alma durumu, hastaneye başvuru şekli ve hastane hakkında bilgi kaynağına göre anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Uluslararası hastaların aldıkları hizmetle ilgili memnuniyetlerinin ise hizmet alım sırasında karşılaştıkları sorunlardan, geldikleri ülkeden, yaşlarından, Hacettepe Hastanelerinden daha önce hizmet alıp almamalarından ve hastane hakkındaki bilgi kaynaklarından etkilendiği bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların %87,4'ünün başkalarına bu hastaneyi tavsiye edebilecekleri, %91'inin ise ihtiyaç olması halinde tekrar bu hastaneyi tercih edeceğini ifade ettiği görülmüştür. Hastaların Hacettepe Üniversitesi Hastanelerini başkalarına tavsiye etme düzeyinin proseslerden (işlemlerden) duyulan memnuniyet ile gelir düzeylerinden anlamlı şekilde etkilendiği, ihtiyaç olması halinde Hacettepe Üniversitesi Hastanelerini tekrar tercih etme düzeyinin ise yine proseslerden duyulan memnuniyet, cinsiyet ve eğitim düzeylerine göre farklılaştığı belirlenmiştir. Araştırma bulgularının sağlık turizmi alanında hizmet veren hastane yöneticilerine uluslararası hasta potansiyelinin artırılabilmesi yönünde yapılacaklar konusunda veri ve bilgi sağlaması ve sağlık turizmi literatürüne katkıda bulunması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık turizmi, sağlık turisti, uluslararası hasta, hastane tercih nedenleri, sağlık hizmetleri, hasta memnuniyeti, Türkiye
Hastanelerin performansı ve kaynak yönetimi ile hastane yöneticilerinin örgütsel özdeşleşme ve bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hastanelerde performans ve kaynak yönetimi kavramları sağlık harcamalarının sürekli artması sebebiyle son yıllarda daha fazla önem kazanarak hem örgüt hem de yönetici özellikleri ile ilişkileri konusunda yapılan çalışmalara gereksinim duyulmuştur. Bu çalışmada; hastane ve yönetici özellikleri, yönetici örgütsel özdeşleşme ve bağlılık düzeyleri ile hastane performans ve kaynak yönetimi kapasitesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma, İstanbul ve Ankara illerindeki Sağlık Bakanlığı'na bağlı 41 hastane ve 232 hastane yöneticisi üzerinde yapılmıştır. Çalışmada birincil ve ikincil veri kaynakları kullanılmıştır. Birincil veri kaynağı olarak anket yöntemi kullanılarak yöneticilerin demografik özellikleri, örgütsel ve mesleki bağlılıkları, özdeşleşme düzeyleri ile çalıştıkları hastanenin kaynak yönetimi kapasitesi ve algılanan performans düzeyine ilişkin görüşleri belirlenmiş, ikincil veri kaynağı olarak ise araştırma kapsamındaki hastane istatistiklerine başvurularak hastanelerin özelliklerine ve objektif performanslarına ilişkin veriler elde edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda; hastanelerin faaliyet süresinin ve yöneticilerin örgütsel özdeşleşme düzeylerinin hastanelerin algılanan performans düzeyleri üzerinde, hastanelerin türü ve hizmet sunduğu tıp uzmanlığı sayısının objektif performans düzeyleri üzerinde anlamlı etkileri olduğu bulunmuştur (P<0,05). Buna karşın yöneticilerin görevi, cinsiyeti, toplam yöneticilik süresi, çalışmış olduğu hastanedeki yöneticilik süresi, formal yönetim eğitimi alma durumunun ve yöneticilerin örgütsel ve mesleki bağlılık düzeylerinin hastanelerin performansı üzerindeki etkisinin anlamlı olmadığı sonucuna varılmıştır (P>0,05). Hastanelerin kaynak yönetimi kapasitesi üzerinde ise hastane yöneticilerinin örgütsel bağlılık düzeylerinin güçlü bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır (P<0,05). Buna karşın yöneticilerin cinsiyeti, görevi, toplam yöneticilik süresi, bu hastanedeki yöneticilik süresi, mesleki bağlılık ve örgütsel özdeşleşme düzeyleri ile hastanelerin türü, hizmet sunduğu tıp uzmanlığı sayısı ve faaliyet süresinin hastane kaynak yönetimi kapasitesi üzerindeki etkisinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir (P>0,05). Ayrıca hastanelerin kaynak yönetim kapasitesinin algılanan ve objektif performans üzerinde aracı bir etkisi olup olmadığı incelendiğinde; objektif performans üzerinde aracı bir etkiye sahip olmadığı buna karşın algılanan performans üzerinde aracı etkiye sahip olduğu görülmüştür (P<0,05). Bu sonuçların hastanelerin performans ve kaynak yönetimi kapasitesi ile ilgili iyileştirmeler için önemli ipuçları sağlayacağı düşünülmektedir.
Bezier benzeri eğrilerin spiral olma şartları ve geçiş eğrileri
Bu tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Bilgisayar destekli geometrik tasarım (BDGT) alanının kısa bir tarihi ve bu tezde elde edilen sonuçların alt yapısı gerekçeleri ile birlikte sunulmuştur. Bu bölümde ayrıca çalışılan konunun literatürde hangi boşluğu doldurduğu verilmiştir. İkinci bölümde, tezde kullanılacak temel kavramlar, tanımlar ve teoremler verilmektedir. Üçüncü bölümde, Bezier eğrilerine benzer olarak inşa edilen, üstel Bezier benzeri eğriler için spiral olma şartları bulunmakta ve bu spiral eğrisi yardımıyla beş tür geçiş eğrisi elde edilmektedir. Dördüncü bölümde, iki şekil parametreli düzlemsel trigonometrik eğriler için spiral eğrisi olma şartları elde edilmektedir ve geçiş eğrisi olma durumları incelenmektedir. Bezier ve Bezier benzeri bu eğrilerin, Bloss ve Grabowski eğrisi olma durumları beşinci bölümde incelenmektedir. nahtar sözcükler: Bezier Eğrileri, Spiral Eğriler, Bloss Eğrileri, Grabowski Eğrileri, BDGT, Bilgisayar Destekli Geometrik Tasarım.
Oskülatör regle yüzeyler
Bu tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konu ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde tez boyunca kullanılan eğri, yüzey ve çatılarla ilgili temel kavramlar verilmektedir. Üçüncü bölümde regle yüzeyler ve bazı özel regle yüzeylerin özellikleri verilmektedir. Dördüncü bölümde oskülatör regle yüzeyler verilmekte ve singüler noktaları incelenmektedir. Beşinci bölümde özel yüzeyler üzerinde eğriler ele alınmakta ve oskülatör regle yüzeye olan etkisi incelenmektedir.
Doğru kongrüansları ve geometrik modellemesi
Bu doktora tezi altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışılan konu hakkında genel bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde, Smarandache eğrileri, regle yüzeyler, jeodezikler ve kongrüanslarla ilgili temel kavramlar sunulmuş ve gerekli teoremler verilmiştir. Tezin oriijnal bölümleri üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerdir. Üçüncü böümde, 3-boyutlu Öklid uzayında Frenet çatısına göre TN-Smarandache taban eğrili regle yüzeylerin singüler noktaları ve bazı geometrik invaryantları incelenmiştir. Daha sonra da elde edilen invaryantlardan bazı önemli sonuçlar bulunmuştur. Dördüncü bölümde, 3-boyutlu Öklid uzayında Frenet çatısına göre TN-Smarandache taban eğrili regle yüzeylerin Christoffel sembolleri ve jeodezik denklemleri araştırılmıştır. Beşinci böümde, 3-boyutlu Öklid uzayında Frenet çatısına göre doğru kongrüansında Smarandache taban eğrili parametre regle yüzeylerin invaryantları incelenmiştir. Son bölümde, dördüncü ve beşinci bölümde bulunan sonuçları gerçekleyen örnekler verilmiştir. Anahtar sözcükler: Frenet çatısı, Doğru kongrüansı, Smarandache eğrisi, ,Christoffel sembolleri, Jeodezik denklemler .
Riemann submersiyonlar ve düzlemsel normal kesitler
Bu doktora tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; submersiyonlar, Riemann submersiyonlar, düzlemsel normal kesitler, anti-invaryant Riemann submersiyonlar ve kompleks manifoldlar kavramlarının ortaya çıkış süreçlerine ve literatürdeki gelişimlerine ilişkin bilgiler sunulmuştur. Bunun yanında kısaca bu tezde ele alınan problemlerin içeriğine değinilmiştir. İkinci bölümde, tez boyunca kullanılan temel tanım, teorem ve ek bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, ilk olarak noktasal k-düzlemsel normal kesit tanımı hatırlatılmış bu tanım ışığı altında Riemann submersiyonlar boyunca noktasal k-düzlemsel yatay kesit kavramı tanımlanmıştır. Daha sonra bu tanıma ilişkin sınırlandırmalar ve karakterizasyonlar elde edilmiştir. Son olarak noktasal k-düzlemsel yatay kesitlere sahip submersiyonların geometrik anlamları verilmiştir. Dördüncü bölümde, ilk olarak Kahler manifoldlardan Riemann manifoldlara tanımlı tamamen umbilik liflere sahip anti-invaryant Riemann submersiyon kavramı tanımlanmış ve bu tip dönüşümler için karakterizasyonlar elde edilmiştir. Bunu takiben O'Neill tensör alanları cinsinden yeni sonuçlar verilmiştir. Bunun yanında kompleks uzaylardan Riemann manifoldlara tanımlı anti-invaryant Riemann submersiyonlar kavramı üzerine çalışılmıştır.
Biharmonik dönüşümler
İki Riemann manifoldu arasında tanımlı bir diferansiyel dönüşümün biharmonik olması için Euler-Lagrange denklemi elde edilmiştir. Kompleks manifoldlarda biharmonik dönüşümler ve Sasakian manifoldlarda Legendre eğrilerinin biharmonikliği üzerine çalışılmıştır.
Metalik yapılara sahip manifoldlar
Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konunun tarihsel altyapısı ve motivasyon verildi. İkinci bölümde, tez boyunca kullanılan temel tanım, teorem ve ek bilgiler ifade edildi. Üçüncü bölümde, altın oran, Riemann manifoldu üzerindeki altın yapısı ve özellikleri ile örnekler verildi. Dördüncü bölümde ise Riemann manifoldlarında metalik yapı ve özellikleri ifade edilip, Metallik Riemann yapıların indirgenen yapıların altmanifoldlarının geometrisi incelendi.
Otel yöneticilerinin kişilik özellikleri ve duygu durumlarının, etik karar almalarına etkisi
Otel işletmeleri pek çok farklı kültüre ve düşünce sistemine sahip işgörenlerin, ziyaretçilerin ve yöneticilerin bir arada bulunduğu alanlardır. Bireysel etkileşimin oldukça fazla yaşanması otel işletmelerinde etik konusunu daha hassas hale getirmiştir. Etik dışı uygulamaların ve kararların işletmeyi, işgörenleri ve tüketicileri etkileyeceği bilinen bir gerçektir. Araştırmanın iki amacı bulunmaktadır. Otel yöneticilerin kişilik özellikleri ve duygu durumunun etik karar alma üzerine etkisini araştırmak ve yöneticilerin kişisel özelliklerine göre araştırma değişkenleri arasında farklılıkları incelemektir. Araştırma, İstanbul'da faaliyet gösteren uluslararası beş yıldızlı otel işletme yöneticileri üzerinde gerçekleşmiştir. Toplamda 412 otel yöneticisine ulaşılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler modeller kurularak incelenmiş ve yapısal eşitlik modeliyle analiz edilmiştir. Yapısal eşitlik modellerinin sınanması SmartPLS hazır yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda; uyumluluk, deneyime açıklık, dışa dönüklük ve duygusal denge kişilik özellikleri ile rölativizm görüşü arasında aynı yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Sorumluluk kişilik özelliği ve idealizm görüşü arasında aynı yönde istatistiksel açıdan anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Pozitif ve negatif duygu durumlarının ise otel yöneticilerinin etik karar almalarına dolaylı yönde etki ettiği belirlenmiştir. Pozitif duygu durumları otel yöneticilerinin karar almalarını işbirlikçi yönde desteklemektedir. Negatif duygu durumunun ise bazı kişilik özelliklerinde rölativizm görüşünü azalttığı tespit edilmiştir. Otel yöneticilerinin çalıştıkları departmanlara göre pozitif ve negatif duygu durumlarına sahip olmaları ile idealizm ve rölativizm görüşleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Etik-Ahlak, Etik Karar Alma, Kişilik Özellikleri, Duygu Durumu, Otel İşletmeleri
Bilgi ifşası, bireysel etik değerler ve örgütsel bağlılık ilişkisi: Seyahat işletmesi çalışanları örnekleminde incelenmesi
Bilgi ifşası, örgütlerde hatalı uygulamaların, sorunu çözebilme yeteneğine sahip içsel ya da dışsal taraflara gönüllülük esasına dayalı olarak, faaliyeti sonlandırmak adına açıklanmasıdır. Karmaşık bir yapıya sahip olan bilgi ifşası, yaş, cinsiyet, eğitim durumu gibi bireysel faktörlerden, yasal düzenlemeler, misilleme gibi durumsal faktörlerden, örgüt iklimi, örgütün büyüklüğü gibi örgütsel faktörlerden etkilenmektedir. Bilgi ifşasıyla örgüte, örgüt üyelerine ve genel anlamda topluma zarar veren yanlış bir uygulamanın ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu noktada bilgi ifşasının ahlaki bir zemine sahip olduğu, kişinin ahlaki ideolojisini oluşturan etik değerlerinin bilgi ifşasına yönelik tutumu olumlu olarak etkilediği belirtilebilir. Çünkü etik değerlere sahip bireyler örgütsel hatalara sessiz kalmayacak, tepki gösterecektir. Örgütsel bağlılık ise çalışanın dahil olduğu kurum ile özdeşleşmesi, örgütün çıkarları adına çaba harcaması ve örgüte yönelik sadakatini kapsayan bir davranıştır. Örgütlerine kendilerini adamış çalışanlar, örgütün çıkarlarını korumak ve zarar görmesini engellemek adına israf, kötü yönetim uygulamaları, taciz, mobing gibi etik dışı ve bilgi ifşası kapsamında ele alınabilecek, örgüte zarar veren faaliyetlere karşı tepki gösterecektir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, araştırma problemi, araştırmanın amacı, önemi, varsayımlar, sınırlılıklar ve tanımlar belirtilmiştir. İkinci bölüm kuramsal çerçeveyi kapsamakta ve üç alt başlıktan oluşmaktadır. Bu alt başlıklar sırasıyla bilgi ifşası, etik ve örgütsel bağlılık şeklindedir. Üçüncü bölüm yöntemden oluşmaktadır. Dördüncü bölüm bulgular ve yorumlar, son bölüm ise sonuç ve önerilerden oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, seyahat işletmesi çalışanlarının bilgi ifşasına yönelik tutumlarının, bireysel etik değerlerinin ve örgütsel bağlılıklarının incelenmesidir. Bu kapsamda bilgi ifşası, örgütsel bağlılık ve bireysel etik değerler arasındaki ilişkiler ve etkiler test edilmiş, demografik faktörler açısından farklılık yaratıp yaratmadığı istatistiki analizler aracılığıyla araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda duygusal bağlılığın ve idealizmin, içsel ve dışsal bilgi ifşasına yönelik tutumu etkilediği bulunmuştur. Ayrıca etik konum ölçeğinin doğruluk boyutu, devam bağlılığı ve gayri resmi bilgi ifşasına yönelik tutum arasındaki ilişkiyi etkilemektedir. Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu ise özelikle dışsal bilgi ifşasına yönelik tutumun sosyo demografik değişkenler açısından anlamlı farklılıklar göstermesidir. Genel olarak değerlendirildiğinde araştırmaya katılan seyahat acentası çalışanlarının içsel bilgi ifşasına daha olumlu tutum sergiledikleri, idealizm ve rölativizm puanları açısında durumsalcı yapıya sahip oldukları görülmüştür. Bu durum Türk toplum yapısı ile benzer nitelik taşımaktadır. Bağlılık ile ilgili elde edilen sonuçların ise yakın zamanda deneyimlenen pandemi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.
Ziyaretçi motivasyonu, SOKÜM algısı, deneyim ve sadakat ilişkisi: Deve güreşleri örneği
Son yıllarda bireylerin seyahate yönelik beklenti ve taleplerinin farklılaşmasıyla birlikte seyahat tercihleri açısından kültürel miras turizmi dikkat çekmektedir. Kültürel manzaralar, ilgi çekici yerler ve yerel etkinlikler seyahat için önemli bir motivasyon kaynağı haline gelmektedir. Kültürel varlıkların tanınması, gezilip görülmesi ve bu kapsamdaki etkinliklerde yer alırken ziyaretçilerin bu farkındalıkta olması, hem kültürel mirasın sürdürülebilirliği hem de turizm açısından önemlidir. Bu kapsamda somut olmayan kültürel miras değerleri açısından zengin bir birikime sahip olan deve güreşlerinin turizme kazandırılması kültürün yaşatılarak korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından önemli görülmektedir. Bu araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. Çalışmada ilk olarak devecilik kültürü ve deve güreşlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel yönleriyle turizm açısından değerlendirilmesine yönelik 16 deveci ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sonraki aşamada ise deve güreşlerine katılan ziyaretçilerin motivasyon unsurları, somut olmayan kültürel miras algıları, unutulmaz turizm deneyimleri ve sadakat eğilimleri arasındaki yapısal ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda deve güreşlerine katılan 418 ziyaretçiye yüz yüze anket uygulanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde araştırmanın problemi, amacı, önemi, varsayımları, sınırlılıkları ve tanımları yer almaktadır. Sonraki bölümde kuramsal çerçeve kapsamında motivasyon, kültürel miras, unutulmaz turizm deneyimi ve sadakat başlıkları yer almaktadır. Üçüncü bölümde araştırmanın yöntemine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü bölüm araştırmanın nitel ve nicel boyutuna ait bulgular ve yorumlardan oluşmaktadır. Son bölümde ise sonuçlara yer verilmiş ve bu doğrultuda öneriler geliştirilmiştir. Araştırma sonucunda somut olmayan kültürel miras algısının ziyaretçilerin motivasyonu ve unutulmaz turizm deneyimi üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Unutulmaz turizm deneyiminin ise sadakat üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Nitel verilerden elde edilen bulgulara göre devecilik kültürü ve deve güreşlerinin develerin zarar gördüğü düşüncesi, Türkiye'de deve yetiştirilmemesi, yasal sorunlar, tanıtım eksikliği, yeterli desteğin verilmemesi gibi sorunlarla karşı karşıya kaldığı ve turizme kazandırılması adına daha çok çaba sarf edilmesi gerektiği görülmektedir.
Bağlanma kuramı çerçevesinde turistlerin risk algıları, destinasyon aidiyetleri ve davranışsal niyetleri ilişkisi
Turizm, dünya ekonomisinde önemli bir yeri olan öncü endüstrilerden biridir. Ekonomik kalkınma ve kültürel açıdan büyük önem taşımaktadır ve turistlerin seyahat kararlarını etkileyen faktörlerin anlaşılması, bir destinasyonun sürdürülebilirliği ve rekabet edebilirliği açısından önemli bir rol oynamaktadır. Çeşitli psikolojik ve davranışsal faktörlerin etkileşimi doğrultusunda çok yönlü bir endüstri olarak ön plana çıkan turizm bağlamında hem destinasyonların yönetimi hem de turizm akademisinin ilerlemesi adına bu faktörlerin anlaşılma çabası günümüzde dünyasında kaçınılmaz bir durumdur. Destinasyon aidiyeti kavramı bir turistin destinasyona duygusal ve psikolojik olarak bağlayan bir unsur olduğunu belirtilmekte bağlanma kuramı ile ilişkilendirilmektedir. Turizm araştırmacılarında destinasyon aidiyeti vb. kavramlar ile ilişkiler incelenirken bağlanma stillerinin bu konuda henüz değerlendirilmediği ifade edilebilir. Her turist destinasyonla bağ kurma açısından aynı olmamaktadır ve turizm endüstrisi turistlerin destinasyonlarla kurdukları ilişkileri etkileyen süreçleri anlamak için çaba göstermeli ve buna göre aksiyon almalıdır. Bu araştırma, turistlerin risk algısı, destinasyon aidiyeti ve davranışsal niyetlerinin bağlanma kuramı çerçevesinde incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada nicel yöntem benimsenmiş ve veriler, 2024 yılının Haziran–Ağustos ayları arasında Antalya'yı daha önce turistik amaçla ziyaret etmiş 18 yaş ve üzeri bireylerden anket yoluyla toplanmıştır. SPSS programı aracılığıyla yapılan analizlerde, açıklayıcı faktör analizi, güvenilirlik analizi, korelasyon ve regresyon tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular, güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin daha düşük risk algısına, daha yüksek destinasyon aidiyetine ve davranışsal niyete sahip olduklarını ortaya koymuştur. Risk algısının davranışsal niyeti olumsuz etkilediği, buna karşın destinasyon aidiyetinin davranışsal niyeti olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, turist davranışlarının daha iyi anlaşılması ve destinasyon pazarlama stratejilerinin oluşturulması açısından teorik ve pratik katkılar sunmaktadır.
Gastronomi turizmi açısından Tatar mutfak kültürü: Eskişehir örneği
Bu araştırma, Eskişehir'deki Tatar mutfak kültürünü inceleyerek, bu kültürün gastronomi unsurlarını, kaybolma riski taşıyan özgün lezzetlerini, geleneksel yemeklerini ve turizm potansiyelini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Literatür taranmış olup ilgili alanyazın derlenmiştir. Örneklem olarak da amaçlı örneklem yöntemlerinden kartopu örnekleme tekniği kullanarak görüşmeler gerçekleştirilmiş, görüşmelerden elde edilen veriler deşifre edilerek içerik ve betimsel analizlere tabi tutulmuştur. Çalışma kapsamında, Tatar kökenli bireyler ve Tatar mutfağına ait yemekleri sunan işletme yöneticileriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, Tatar mutfağının en bilinen yemeği olan "çiğbörek" başta olmak üzere, "göbete", "tabak börek", "balaban köfte" ve "sorpa" gibi yemeklerin bu kültürün önemli unsurları olduğunu göstermiştir. Ancak, "alişke çorbası", "saraylı", "sarburma" gibi bazı geleneksel yemeklerin zamanla unutulduğu veya daha az yapıldığı tespit edilmiştir. Tatar mutfağına özgü yemeklerin özellikle doğum, ölüm, düğün ve bayram gibi özel günlerde kültürel bir miras olarak yaşatıldığı, ancak bu geleneklerin modern yaşamın etkisiyle giderek azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca geleneksel mutfak eşyaları ve pişirme tekniklerinin de modern mutfak araçları karşısında kaybolma riski taşıdığı ortaya çıkmıştır. Katılımcılar, genç nesillerin bu kültüre ilgisizliği ve hazır gıdalara yönelim gibi faktörlerin Tatar mutfak kültürünün gelecek nesillere aktarılmasını zorlaştırdığını ifade etmiştir. Turizm açısından değerlendirildiğinde ise Tatar mutfağının özellikle çiğbörek ve balaban köftesi gibi yemeklerle Eskişehir'de tanındığı ve turistlerin ilgisini çektiği görülmüştür. Ancak, çiğbörek dışındaki yemeklerin yeterince tanınmadığı ve bu durumun Tatar mutfağının turizme kazandırılmasını sınırladığı belirlenmiştir. Ayrıca bu yemeklerin çiğbörek yemeğinin gölgesinde kaldığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak Tatar mutfağının turistler tarafından oldukça ilgi gördüğü ve turizmde önemli bir yer tuttuğu tespit edilmiştir. Son olarak, Tatar mutfak kültürünün korunması, tanıtılması ve turizme kazandırılması için; tanıtım, geleneklerin korunması ve genç neslin teşvik edilmesi, çiğbörek algısının değiştirilmesi, kaliteli hizmet sunumu gibi konularda daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği ve Tatar mutfağına özgü kaybolmakta olan yöresel ürünlerin standartlaştırılması ve coğrafi işaret almalarının sağlanması gibi önemli öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Gastronomi Turizmi, Tatar Mutfak Kültürü, Eskişehir.
Riemann manifoldları arasındaki konform dönüşümler
Üç bölümden oluşan bu tezin birinci bölümü giriş kısmına ayrılmıştır. Burada, tezin amacı ve kullanım alanları belirtilmiştir.İkinci bölümde, üçüncü bölüm için temel teşkil eden Riemann manifoldları, Riemann altmanifoldları, Riemann submersiyonları ve Riemann manifoldları üzerindeki bazı operatörler incelenmiştir.Son olarak üçüncü bölümde, daha önce elde edilen ifadelerin konform dönüşümler ve konform submersiyonlar altındaki bazı özellikleri incelenmiştir. Bunlara bağlı olarak Riemann manifoldları arasındaki konform dönüşümler verilmiştir.