Theses supervised by Prof. Dr. Cemal Kurnaz
18 theses · Gazi University
Giryân Seyyid Cemâleddin Kazakî divanı
Seyyid Cemaleddin Giryân Kazakî, 19. yy.ın son yarısında yaşamış mutasavvıf divan şairlerindendir. Mürşidi Yesârîzade Seyyid Hüseyin Hulûsîyyu?l-İstanbulî?dir. Kazakî, Nakşibendî dervişlerindendir. Mir Hamza Nigârî?den oldukça etkilenmiştir. Yesârîzâde Hüseyin Hulûsî, Hamza Nigârî?nin halifelerindendir. Giryân Kazakî, bir eser sahibidir. Birçok gazel yazmıştır. 126 gazeli vardır. Giryân Kazakî, gazel türünden başka şiir yazmamıştır. Şiirlerinde tasavvuf düşüncesini işlemiştir. Şiir dili kendi dönemi için oldukça sadedir. Bunun nedeni tasavvuf görüşlerini yaymaktır. Esrede kendi kişisel düşüncelerine yer vermemiştir. Divandaki Osmanlı alfabesini Latin alfabesine çevirmekten onur duymaktayım. Sonuç olarak bu çalışma, akademik formatta kültür dünyamıza kazandırıldı. Anahtar Sözcükler:Kazakî, Tasavvuf, Nigârî, Yesarizâde, Nakşibendî, Gazel.
Bâkî'nin ses dünyası
Sabahattin Küçük tarafından yayınlanan Bâkî Divanı üzerine yapılan bu çalışma, şairin ritim ve ahengi sağlama yollarını gösteren bir üslup çalışmasıdır. Çalışmada belagat ilminin ahenk konusundaki tespitleri dikkate alınmıştır. Ses incelemesinde fonetikten faydalanılmıştır. Modern yöntemlerin metin çözümleme konusuna yönelik farklı dikkatlerinden istifade edilmiştir. Divan şairlerinin nasıl söylediği yani üsluplarını oluşturan özellik ve ögelerin neler olduğu araştırılırsa, onların ne söyledikleri de daha açık seçik olarak anlaşılır. Divan şairlerinin vezni kullanışı, imale ve medlerin ses sanatı olarak işlevi, ahenk ögeleri, kafiye seçimi, rediflerin çağrışım ögesi olarak ele alınışı, beyitleri oluşturan paralel ve simetrik söz yapıları, kısa ve eksiltili anlatımlar, türlü tekrarlar ve bunların anlama kattığı değerler, sözdizimi gibi şiir dilini oluşturan ögeler ve başka yazınsal değerler üzerinde durmak, onları eserlerinin sanat yönünü açık olarak ortaya koyacaktır. Kaynaklarda büyük bir ses şairi olduğu vurgulanan Bâkî?nin şiirlerindeki ritim ve ahengi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada şairin şiirleri ses, kelime ve kelime grubu tekrarları, vezin ve kafiye kullanımları yönüyle incelenmiştir. Şair vezin, kafiye, sıralama, söz dizimi, cümle yapısı ve tekrarlar yoluyla ritmi sağlamış; seslenmeye dayalı sanatlar, tekrarlar, aliterasyon, asonans ve paralelizm ile ahengi elde etmiştir. Bâkî ses-muhteva ilişkisini başarıyla sağlamıştır. Onun şiirlerinde ahengi sağlayan unsurlar yalnızca estetik bir değer olarak değil, aynı zamanda anlamı destekleyen ve muhtevayı yansıtan bir şekilde kullanılmıştır. Bâkî birbiri ile uyumlu sesleri kullanmayı seven bir şairdir. Onun şiiri baştan sona bir uyumdur. Beyitlerde bir anlam derinliği olmasa da uyum hemen dikkati çekmektedir. O, türlü ahenk yolları ile belirgin kılmak, dikkati çekmek, pekiştirmek, vurgulamak, yansıtmak, çağrıştırmak istemiştir. Şiirlerinde ritmik yapıyı da sağlam bir şekilde kurmuştur. Bir mısrasında ?Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş? diyen şair kendisinden bize hoş bir sada bırakmış, şiirlerini Türkçenin sesiyle taçlandırmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Ahenk 2. Ritim 3. Ses 4. Tekrarlar 5. Armoni
Nûrî İbrahim Divanı
Nûrî İbrahim XVII. yy.da yaşamış bir divan şairidir. Bu çalışmada Nûrî'nin hayatı, sanatı ve divanı ele alınmıştır. Hayatı hakkında net bilgilere ulaşamadığımız şairin divanından başka eseri bulunmamaktadır. Şairin hayatı hakkındaki kısıtlı bilgi ise divanı temel alınarak yazılmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, şairin hayatı ve sanatı anlatılmıştır. İkinci bölümde divan şekil, vezin, dil, muhteva gibi birtakım başlıklar altında incelenmiştir. Divanın transkripsiyonlu metni ise üçüncü bölümü oluşturmaktadır. Nûrî sanatıyla dikkat çekememiş, tezkirelerde kendine yer bulamamış bir şairdir. Şairin en dikkat çekici özelliği bir şiirinde kullandığı gemici dilidir. Bu dili oldukça başarılı kullanan Nûrî divan edebiyatının kelime dünyasına yeni kelimeler armağan etmiştir. Anahtar Sözcükler 1. Nûrî İbrahim 2. Divan 3. XVII. yy. 4. Gemici dili 5. Divan edebiyatı
Dil ve anlatım ders kitaplarındaki metinlerin kelime-cümle uzunlukları ve okunabilirlik düzeyleri üzerine bir değerlendirme
Eğitim ve öğretimin gerçekleştirilmesi sırasında, konuların öğretilmesi ve öğrenciye aktarılması için birçok öğretim materyali kullanılmaktadır. Dil ve Anlatım dersinin öğrencilere öğretilmesi ve aktarılması sırasında kullanılan en etkili öğretim materyallerinden birisi ders kitaplarıdır. Ancak ders kitapları incelenerek analiz edildiğinde bunların istenilen seviyede olmadığı ve okunabilirlik açısından yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir.Bu çalışmada 2005 eğitim öğretim yılından itibaren ortaöğretimin 9-10-11-12. sınıflarında okutulan Dil ve Anlatım ders kitaplarında yer alan metinlerin- tiyatro ve şiir metinleri hariç tutulmuştur- öğrencilere okuduğunu anlama becerisini kazandırmada etkili olan okunabilirlik durumları tespit edilmeye çalışılmıştır. Ölçüm için Flesch'in kelime ve cümle uzunluklarına göre geliştirdiği ve Ateşman (1997) tarafından Türkçeye uyarlanan okunabilirlik formülü ve sınıflandırması kullanılmıştır. Doküman incelemesi deseninde gerçekleştirilen araştırmada, ortaöğretimin bütün sınıflarında Dil ve Anlatım ders kitaplarında yer alan 139 metin üzerinde çalışılmış ve metinler, bilgilendirici veya hikâye edici olması özelliklerine göre sınıflandırılmıştır. Araştırma sonucunda ders kitaplarının okunabilirlik düzeyi olarak ?Orta Güçlükte? metinlerden oluştuğu, ayrıca metinlerin cümle ve kelime uzunluğu bakımından ?Kolay? olarak nitelendirilebilecek bir düzeye sahip oldukları tespit edilmiştir. Dört sınıf düzeyine ait ders kitaplarında hikâye edici metinler kelime ve cümle uzunlukları ile okunabilirlik düzeyleri bakımından bilgilendirici metinlere göre daha kolay düzeydedir.Anahtar Kelimeler: Ders kitabı, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi, Metin Seçimi, Okunabilirlik.
İshâk Çelebi Divanı'nda anlatıcı âşık
Divan edebiyatı yüzyıllardır varlığını sürdürmüş ve gelenekler çerçevesinde şekillenmiştir. Bu geleneğin en önemli mirası olan şiirler, Divan edebiyatının tüm yönleriyle anlaşılmasında önemli rol oynamaktadır. Estetik açıdan da oldukça önemli olan bu şiirleri incelemek, sadece dönemin sanat hayatına değil sosyal, siyasi ve kültürel yönlerine de ışık tutulmasını sağlayacaktır. Divan edebiyatı alanında bugüne kadarki çalışmaların çoğu ?sevgili?yi anlatmak için yapılmıştır. Divan şiirinin esas kahramanı olan, sevgiliyi bize tasvir eden ve bu geleneğin okuyucuya aktarılmasında en önemli unsur olan ?âşık? tipi üzerinde çok fazla durulmamıştır.Tezimizin konusu ?İshâk Çelebi Divanı'nda Anlatıcı Âşık? tır. İlk bölümde genel olarak anlatıcı tipleri üzerinde durulmuştur. Üç temel bölümden oluşan tezimizde, üzerinde çalıştığımız divan şairimiz İshâk Çelebi'nin; hayatı, şahsiyeti, sanatı ve eserlerine yer verilmiştir. Divanda âşık ve anlatıcı tipi her yönden incelenmiş ve örnek beyitlerden yola çıkılarak tespitler yapılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Divan şiiri, İshâk Çelebi, aşk, âşık, anlatıcı.
Câzib Divanı inceleme, metin
Bu tez, 19. yüzyıl şairlerinden Câzib'i ve divanını konu edinmektedir. Tezkirelerde adı geçmeyen Câzib hakkındaki temel kaynak, divanıdır. Hakkındaki sınırlı bilgiler de divanı temel alınarak yazılmıştır.Divanın tek nüshası bulunmaktadır. Müstensihin imlâ hataları ve bazı kelimelerin okunamayacak kadar karışık yazılması sebebiyle bazı kısımlar okunamamıştır.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Câzib'in hayatı, şahsiyeti ve divanı; ikinci bölümde divanın şekil ve muhteva incelemesi; üçüncü bölümde ise divanın metni yer almaktadır.Câzib, vasat bir şairdir. Orijinal buluşları ve kendine has bir söyleyişi yoktur. Şiirleri, divan edebiyatı şiir geleneğinin tekrarı gibidir. Şiirlerinde kendi hayatına ait bilgilerin yanında yaşadığı döneme ait bilgilere de rastlanmaktadır. Câzib Divanı'nda kaside, gazel ve tarih düşürdüğü şiirler ön plandadır.
Mehmed Nebil ve Divanı
18.yy'ın sonu ve 19. yy'ın başında yaşamış olan Mehmed Nebil Bey'in hayatı, edebi kişiliği ve Divan'ı tezimizin konusunu oluşturmaktadır.Mehmed Nebil Bey'in doğum tarihi belli değildir. Mehmed Nebil, oldukça tanınmış, kültürlü bir aileye mensuptur. Babası şair Halil Nuri Bey'dir. Kızı ise 19. yy'da yaşamış olan meşhur kadın şairlerimizden Şeref Hanım'dır. Mehmed Nebil farklı kaynaklardaki bilgilere göre 1818 ya da 1820 tarihinde vefat etmiştir ve kabri de Mısır'dadır.Tezimizin giriş kısmı üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şairin hayatı yer almıştır. Daha sonra aile fertleri şairin yetişmesinde önemli görüldüğünden onlardan da ayrı bir başlık halinde bahsedildikten sonra edebi şahsiyetine geçilmiştir. Şair hakkındaki kaynaklar sınırlı olduğundan, ağırlıklı olarak Divan'ındaki kendi şiirlerinden yola çıkılarak saptamalar yapılmıştır. Dil ve üslup özelliklerinden bahsedildikten sonra Divan'daki deyim ve atasözlerine yer verilmiştir. Bu bölümümüzün temel amacı şairi edebiyat dünyasına tanıtmaktır.İkinci bölümde Mehmed Nebil Divanı şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir. Gerektiği yerlerde tablolarla konu açıklanmıştır. Nazım şekilleri işlendikten sonra, Divan'daki kafiye ve rediflere yer verilmiştir. Muhteva bölümünde Divan'da yer alan konular ayrıntılı olarak ele alınmıştır.Üçüncü bölümde ise Mehmed Nebil Divanı metin kısmı yer almıştır.Mehmed Nebil Divanı'nda 16 kaside,151 gazel, 103 kıta, 9 murabba, 3 muhammes, 2 tahmis, 1 müseddes, 3 terkib-bend ve 1 adet de mesnevi bulunmaktadır.Mehmed Nebil dini, tasavvufu, gündelik yaşamı ve beşeri aşkı ustalıkla birleştirebilmiş çok yönlü bir şairdir. Dili oldukça sade ve anlaşılır bir dildir.
Türk edebiyatı 9.sınıf vfe 10.sınıf ders kitaplarındaki divan şiiri örneklerinin çoklu zeka kuramı açısınadan incelenmesi
Araştırmada; 2005 yılı MEB tarafından onaylanmış 9. ve 10. sınıf Türk Edebiyatı ders kitapları ve 1992 yılında onaylanarak uygulanmaya başlanan edebiyat programına göre Şimşek, Serhat ve İnkılap yayınları tarafından hazırlanmış ders kitapları Çoklu Zekâ Kuramı ışığında incelenmiştir. Adı geçen kitaplardaki divan şiirleri tüm zekâ alanlarının içeriği çerçevesinde, temel alındıkları kuram ve hazırlandıkları program ışığında Çoklu Zekâ Kuramına göre incelenmesi, farklarının belirlenmesi ve eksik yönlerinin tespit edilmesi amacıyla yürütülmüştür. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ortaöğretim kurumlarında çalışan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerine uygulanan ankette, 9. ve 10. sınıf Edebiyat ders kitaplarındaki divan şiirlerinin sekiz zekâ alanının geliştirilmesindeki uygunluğu incelenmiştir.Araştırma sonucunda:1.Davranışçı kurama göre hazırlanan 9. ve 10. sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ders kitaplarında sözel zekâ farkına varılmadan fazlasıyla desteklenmişken diğer zekâ alanlarına nadiren rastlanmıştır.2.Yapısalcı yaklaşıma göre hazırlanan edebiyat ders kitaplarının eksik ve yetersiz yönlerinin bulunmasına rağmen Çoklu Zekâ Kuramına uygun olduğu görülmüştür.3.Tezi desteklemek için yapılan anket çalışmasında 2005 edebiyat programına göre hazırlanan, edebiyat ders kitaplarının Çoklu Zekâ Kuramı açısından uygulanabilirliği hakkındaki öğretmen görüşlerinde kitaplar ve Çoklu Zekâ Kuramı arasında bir bütünlük bulunmadığı tespit edilmiştir.Araştırma sonunda edebiyat kitaplarından çıkan bulgulara dayalı olarak araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.
Divan şiirinde at
Bu çalışma 13. ve 19. yüzyıllar arasında kaleme alınmış divanlar ve mesnevilerden hareketle oluşturulmuştur. Basılmış divanlar ile tez halindeki divan ve mesnevi metinleri dikkate alınarak, bu metinlerde yer alan atla ilgili malzemeler tespit edilmiştir. Tespit edilen malzeme ve unsurlar da sınıflandırılarak değerlendirilmiştir.13. ve 19. yüzyıllar arasında kaleme alınmış şiir metinlerinden hareketle tespit edilen atla ilgili malzeme ve unsurların yüzyıllara göre farklı seyirler izlediği görülmüştür. Divan şiirinin ilk dönemlerinde, özellikle de 13. ve 16. yüzyıllar arasındaki şiir metinlerinde yer alan atla ilgili malzemenin daha sonraki yüzyıllara nazaran metin kaynaklarında daha az yer bulduğu görülmüştür. 16. yüzyıldan sonra, özellikle de 17. yüzyılın ortalarından 19. yüzyılın sonlarına kadar atla ilgili malzemenin manzumelerde daha fazla yer bulduğu görülmüştür. Bu, divan şiirinde atın ilk dönemlerden son dönemlere kadar işlene işlene zenginleşmiş bir şiir öğesi konumuna geldiğini göstermektedir.Metinlerde atın kültürel vasıflarıyla birlikte, estetik açılardan da ifade edildiği görülmüş, şairler arası edebî etkileşimler neticesinde atla ilgili kalıplaşmış ifade ve söyleyişlerin oluştuğu saptanmıştır.At, manzumelerde; âşık, sevgili, hükümdar ve övülen kişi bağlamında, genellikle belirli özellikleri ve sıfatları dikkate alınarak anlatılmıştır.Anahtar Sözcükler: Divan şiiri, at, divan, mesnevi, edebî tasvir.
Metinler arasılık kavramı ve bu kavramın Türk edebiyatı öğretim programına göre hazırlanmış dokuzuncu ve onuncu sınıf Türk edebiyatı kitaplarında okutulan şiir metinlerinde uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, metinler arasılık ve metinler arasılığın yeni programa göre hazırlanmış lise ders kitaplarındaki şiir metinlerinde uygulanıp uygulanmadığını belirleme amacıyla hazırlanmıştır. Metinler arasılığın ilköğretim programındaki yeri, lise programındaki yeri, 9?10.sınıf ders kitaplarındaki şiir metinlerinde ne derece uygulandığı ve iki sınıfın ders kitapları arasındaki gönderim olup olmadığı başlıkları da bu araştırmanın alt problemlerini gerçekleştirmektedir. Araştırma 9. ve 10.sınıf ders kitaplarındaki şiir metinlerinin incelenmesi ve metinler arasılığa müfredatta ne kadar yer verildiğinin tespitiyle yapılandırılmıştır. Araştırmanın evrenini Ortaöğretim 9?10.sınıf Türk Edebiyatı ders kitapları oluşturmuştur. Örneklem olarak MEB tarafından hazırlanmış Türk Edebiyatı 9? 10.sınıf ders kitaplarındaki (MEB, İstanbul, 2006) 79 şiir metni incelenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, 2006?2007 öğretim yılında kullanılan ders kitapları ve bu kitaplardaki şiir metinlerindeki metinler arası gönderimler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda şiir metinlerinin; temalar arası, geleneğe, önemli kaynaklara, atasözü ve deyimlere gönderimlerde bulunduğu tespit edilmiş, fakat gönderimde bulunan şiirlerin her iki sınıf kitaplarında da kendi aralarında gönderimde bulunduklarına ve sınıflar arası gönderim yaptıklarına pek rastlanmamıştır. Sonuç olarak bu şiirlerin ders kitaplarına gelişi güzel yerleştirildiği tespit edilmiştir. Ders kitabı ve müfredat hazırlayıcılarının bu konu üzerine daha bilinçli yaklaşmaları gerektiği öngörülmüştür.
Dokuzuncu sınıf öğrencilerinin imla ve noktalama kurallarına ulaşma düzeyi
Bu çalışma, ortaöğretim 9. sınıf öğrencilerinin yazım ve noktalama kurallarına ulaşma düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, genel olarak bakıldığında ve metot yönünden incelendiğinde betimsel bir niteliktedir. Araştırmanın evreni Ankara'da öğrenim gören dokuzuncu sınıf öğrencilerinden meydana gelmektedir. Örneklemi ise tesadüfî olarak belirlenmiş olan, 3 ortaöğretim okulundaki 150 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin, yazım ve noktalama kurallarına ulaşma düzeyini belirlemek için onlara, dokuzuncu sınıf Dil ve Anlatım ders kitabından seçilen metinler, kurallara uymayan şekliyle verilerek öğrencilerden bu metinleri kurallara uygun hale getirmeleri istenmiştir. Ayrıca, öğrencilere Türk Dili ve Edebiyatı dersine yönelik tutumlarını ölçmek için geliştirilen, Likert tipi beş dereceli tutum ölçeği de uygulanmıştır. Derse yönelik tutum ve başarı düzeyi arasında anlamlı bir fark olup olmadığı incelenmiştir. Bunlara ek olarak, öğrencilerin sosyo-ekonomik düzeylerini belirlemek üzere onlara bazı sorular yöneltilmiştir. Bu uygulama sonucunda ise öğrencinin yaşadığı ortamın başarı düzeyine etkisi değerlendirilmiştir. Yapılan uygulamalar sonuncunda elde edilen verilerin analizinde SPSS 11.5 (Statistic Package For Social Science) programı kullanılmıştır. iii Verilerin incelenmesi sonucunda, bilişsel alanın, bilgi ve kavrama düzeyinde yeterli bilişsel farkındalığa sahip olmayan öğrencilerin, hem yazım hem de noktalama kurallarını uygulama düzeyinde yetersiz kaldığı görülmüştür. Yazım kurallarını uygulama düzeyi bakımından, öğrencilerin program hedeflerine erişimleri iyi olarak değerlendirilebilir. Noktalama kurallarını uygulamada ise orta seviyededirler. Bu bakımdan yazım ve noktalama kuralları arasında, yazım kurallarının lehine anlamlı bir fark ortaya çıkmaktadır. Genel olarak öğrencilerin Türk Dili ve Edebiyatı dersinin etkinliklerine ilişkin tutumları arasında, özellikle okuma-yazma ve yazma-yazım ve noktalama kuralları arasında anlamlı farkların olduğu, okuma-yazım ve noktalama kurallarına ilişkin tutumları arasında ise anlamlı farkın olmadığı görülmektedir Öğrencilerin Tutum puanları ile Yazım ve Noktalama kurallarını uygulama düzeyleri arasında düşük düzeyde, olumlu ve anlamlı korelâsyonların olduğu görülmektedir. Yani, Türk Dili ve Edebiyatı dersine olumlu tutuma sahip öğrencilerin yazım ve noktalama kurallarını uygulama başarılarında anlamlı bir fark yarattığı söylenebilir. Ayrıca, yazım kurallarını uygulamada başarılı olan öğrencilerin noktalama kurallarını uygulamada da başarılı olabilecekleri, iki ayrı beceri olarak kabul edilen bu etkinliklerin birbirlerini olumlu ve anlamlı bir şekilde destekledikleri, öğrencilerin öğrenme ve uygulama düzeyinde aralarında olumlu transfer sağladıkları ifade edilebilir. Öğrencilerin yazım ve noktalama kurallarını uygulama düzeyi puan ortalamaları cinsiyete göre kızların lehine anlamlı bir fark göstermektedir. Kızların yazım ve noktalama kurallarını uygulama düzeylerinin erkek öğrencilere göre daha iyi durumda olduğu söylenebilir. Öğrencilerin yazım ve noktalama kurallarını uygulama düzeyleri ile babanın eğitim durumu arasında anlamlı bir fark göstermemektedir. Aynı şekilde annenin eğitim durumu ile öğrencilerin yazım ve noktalama kurallarını uygulama düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı saptanmıştır. iv Öğrencilerin yazım ve noktalama kurallarını uygulama düzeyleri ile sosyoekonomik durumlarına, evde kendine ait odası olup olmama durumlarına, evde kendine ait çalışma masası olup olmama durumuna, ortalamaları evde bir kitaplık bulunup bulunmama durumuna göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Ayrıca süreli yayın takip etme durumu ile öğrencilerin yazım ve noktalama kurallarını uygulama düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı belirlenmiştir.
Divan şiirinde sosyal hayat (14 ve 15.yüzyıl)
Bu çalışma 14 ve 15. yüzyıllarda kaleme alınmış divan metinleri üzerinde yürütülmüştür. Bu dönemdeki toplam 18 divan metni incelenmiş ve bunlarda yer alan sosyal hayatla ilgili malzemeler tespit edilmiştir. Tespit edilen unsurlar da konularına göre tasnif edilerek değerlendirilmiştir. 14 ve 15. yüzyıllardaki şiir metinlerinde Osmanlı toplumuna ait birçok değer yargısı ve inanış biçiminin yer aldığı örneklerle ortaya serilmiştir. O dönem Osmanlı toplumunun, hükümdar merkezli olan devlet yapısının bir uzantısı olarak zihniyet olarak da her şeyin merkezine hükümdarı aldığı ve sosyal hayatın hükümdara göre şekillendiği ve uzayıp giden bir hiyerarşik düzenin bulunduğu ve bunun sanata dahi yansıdığı görülmüştür. Nitekim toplam 6741 şiirden elde edilen, sosyal hayatla ilgili yaklaşık 10 000 civarındaki beytin çoğu padişah ve onunla ilgili unsurlara gönderme yapan ifadelerle doludur. Bu husustaki bütün kullanımlar tarihî kaynaklar ve o dönemdeki kimi seyyahların gözlemleriyle de desteklenerek tasvir edilmiştir. Her divan şairi, az ya da çok, mutlaka sosyal hayatla ilgili unsurlara şiirlerinde gönderme yapmış; kültürel değerleri bünyesinde taşıyan dili, kendi imkanları nispetinde kullanmıştır. Şiirlerde, sosyal hayatla ilgili veriler çoğunlukla birebir yer almamış, fakat stilize edilerek; şairlerin dilinde estetik ifadelerle yer almıştır. Daima sevgili ve âşığa ait unsurlarla benzerlik içerisinde düşünülmüştür. Şiirlerde; görsel ve maddi kültür unsurlarının yer almasının yanında devrin zihniyet dünyasına ışık tutacak inanış şekilleri ve değer yargılan da zaman zaman dile getirilmiştir. Her divanda mutlaka en çok, hükümdar ve onunla ilgili unsurlar teşbih ve mecazlara konu olmuştur. En az ise yeme-içme ile ilgili unsurlara yer verilmiştir.
Hanyalı Kâmi ve dîvânı
Divan Edebiyatı'nın 18. yüzyıl sonu, 19. yüzyıl başlarındaki Girit'teki temsilcilerinden olan Yahya Kâmî 1773'de Suda kalesinde doğmuş, 1788'de Hanya'ya göç etmişlerdir. Döneminin medrese ilimlerini tahsil etmiş, uzun yıllar gümrük kâtipliği yapmış ve 1802'de İstanbul'a göç etmiştir. Nerede ve nasıl öldüğü hakkında elimizde bilgi bulunmamaktadır. Kâmî, yerel bir şair olarak kalmış, Türk Edebiyatı'nın bütününü kucaklayan bir özelliğe sahip olamamıştır. Divanı'nın 4 tane yazma nüshası da bulunmaktadır. Bu durum şairin belirli bir çevrede tanındığını göstermektedir. Kâmî, Divan Edebiyatı'nın genel sanat anlayışına aykırı, zaman zaman bu sanat anlayışını zorlayan şiirler de yazmıştır. Kâmî, aynı zamanda mutasavvıf bir şairdir. Kadirî tarikatı şeyhlerinden Mehmet Emin Kadiri'ye bağlanmıştır. Asıl etkilendiği şahıs ise Celvetiye tarikatı şeyhlerinden Salacıoğlu Mustafa Celveti'nin halifelerinden Nuri Efendi'dir. Kâmî, Divan Edebiyatı'nın önde gelen şairlerinin divanlarını okumuş, bunlardan da en çok Nâbi, Nedim ve Nuri Efendi'den etkilenmiştir. Nuri'yi üstadı olarak görmekte, bir hayranlıkla bahsetmektedir. Nâbî'nin hikemi tarzından etkilenmiş, bir gazelini tahmis etmiştir. Nedim'in sokağa açılan şiir anlayışından etkilenerek, sevgilinin cinselliğini ön plana çıkartan şiirleri de bulunmaktadır. Böylelikle Nuri'nin tasavvuf anlayışı, Nâbî'nin hikemi anlayışı ve Nedim'in sokağa dönük şiiri arasında bocalamış, yeni bir anlayış ortaya koyamamıştır. Divan'ında 224 şiir bulunmaktadır. Şiirlerinin dağılımı şöyledir: Kaside: 24, (% 10.7) Gazel: 132 (% 58.9) Kıt'a: 42 (% 18.75) Nazm: 11 (% 4.9) Beyit: 2 (% 0.8), Mesnevi: 6 (% 2.6), Terkib-i Bend: 1 (% 0.4), Tahmis: 5 (% 2.2), Muhammes: 1 (%0.4) Kâmî; Adalar, Girit ve Hanya'daki Türk Edebiyatı, Türk sosyal ve kültürel hayat için önemli bir şairdir.
İlmi Dede el-Mevlevi el-Bağdadi hayatı, sanatı, eserleri ve divanı (inceleme ve tenkitli metin)
İlmi Dede el-Mevlevi el-Bağdadil6. yy şairidir. Bu dönemin diğer şairlerine nazaran onun şiirleri daha çok dini didaktik tarzdadır. İlmi Dede el-Mevlevi el-Bağdadi'nin hayatı hakkında, elimizdeki mevcut kaynaklarda geniş bir bilgi yoktur. Bu çalışmamızda, İlmi Dede'nin hayatı hakkında şiirlerinden hareketle hayatı ve edebi kişiliği hakkında elimizden geldiğince bilgiler vermeye çalıştık. 16. yy'da divanların birçoğu harekesiz metindir. Çalışmamamıza konu olan divan da dönemin özelliklerine uygun olarak harekesizdir. Çalışmalarımız sırasında karşılaştığımız bazı kelimelerden hareketle, dil çalışmalarına da yararlı olabilecek bir eser olduğu kanaatine vardık. Divan muhtevası yönünden ve dini malzeme bakımından zenginlik gösterdiği gibi, gazel ve kaside türlerine de zenginlik katmaktadır. Divanda değişik nazım şekilleri olduğu gibi, bu türlerin değişim çizgisini yansıtan nazım şekillerine de rastlamak mümkündür. İlmi Dede el-Mevlevi el-Bağdadi'nin divanına ait bazı katalog yanlışlarını da düzeltmiş bulunuyoruz. Mesela kataloglara İlmi Dede'nin divanı olarak geçen bir eser aslında şairin el-Nazm fi- İlme'l Akaid isimli bir başka eseridir. İlmi Dede el-Mevlevi el-Bağdadi'nin hayatını, edebi kişiliğini ve divanının güvenilir bir metnini edebiyatımıza kazandırmış bulunuyoruz.
Resmi Ali Baba ve Divanı
ÖZET: Resmi Ali Baba Giritli olup XVIII. Asırda yaşamış bir Bektaşi şairidir. Girit'te yaşadığına dair kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Yunanistan ve Türkiye'de bulunduğunu bilmekteyiz. Mezar taşı İstanbul Davutpaşa'dadır. Vefat ettiği sene 1789'dur. Resmi Ali Baba Bektaşi tarikatına mensup bir şairdir. Divanından Yunanistan Dimetoka'daki ünlü Bektaşi dergahı, Seyyid Ali Sultan dergahından icazet aldığını anlıyoruz. Şair, Hz. Ali'ye, on iki imama, Hacı Bektaş-ı Veli'ye ve mürşidine derin bir muhabbet beslemektedir. Şiirlerinde onlara olan sevgisini ve bağlılığını sık sık dile getirmektedir. Divanda Resmi Ali Baba'nm Bektaşi inanışlarını, kültürünü ve sevgisini ifade eden şiirleri ağırlıktadır. Bu şiirlerin haricinde Klasik Divan şiiri tarzında da başarılı şiirleri vardır. Bilhassa gazel ve murabbaları döneminin Divan şiiri estetiğini çok güzel bir şekilde yansıtmaktadır. Resmi Ali Baba Divanı'nın Türkiye'de 5; Almanya'da 1 olmak üzere toplam 6 nüshası mevcuttur. Almanya'daki nüshanın varlığından geç haberimizin olması nedeniyle tenkitli metin diğer 4 nüshadan oluşturulmuştur. Bu nüshalardan biri, Resmî Ali Baba'nın müstensihi olduğu bir "Şiirler Mecmuası" dır. Şair bu mecmuaya kendi şiirlerini de dahil etmiştir. Diğer nüshaların bulunduğu kütüphaneler ise şunlardır: Süleymaniye Kütüphanesi, Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı, Milli Kütüphane. Resmi Ali Baba'nın Divanı dışında iki eseri daha vardır: Uyûnü'l- Hidâye ve Bektaşilik Risalesi. Uyûnü'l- Hidâye mensur olup tasavvufı bir eserdir. Eserin tespit edebildiğimiz 20 nüshası vardır. Bektaşilikle ilgili inanışların anlatıldığı Bektaşilik Risalesi'nin ise 3 nüshası mevcuttur. Resmi Ali Baba ve Divanı, Girit'teki Türk edebiyatı ve Bektaşi kültürünün varlığını ortaya koyması açısından son derece mühim bir çalışmadır.
Fenayi Cennet Mehmed Efendi ve Divanı
Fenâyî Cennet Mehmed Efendi, 17. yüzyılda Üsküdar'daki Celveti Dergâhı 'nda Aziz Mahmud Hüdâyî tarafından yetiştirilmiş ve aynı dergâhta şeyhlik yapmış mutasavvıf bir şairdir. Ayet ve hadislerden yaptığı alıntılar ve divânındaki Farsça iki şiir, şairin Arapça ve Farsça'yı iyi derecede bildiğini göstermektedir. H. 1075/ M. 1664'te vefat eden Fenâyî'nin şiirlerini topladığı divânından başka Tecelliyât, Talikât, Bihiştiyâ fi'l- Ma'ârif al- İlâhiyâ adlı eserleri vardır. Bu tezde Fenâyî'nin divânı mevcut yedi nüshası dikkate alınarak tenkitli metin halinde hazırlanmış, divân dinî-tasavvufî açıdan incelenmiştir. Şiirlerinde Fenâyî mahlasını kullanan şair, Yunus Emre'nin tesiriyle yetişmiştir. Bu durum şiirlerinin muhtevasından ve şiirlerinde kullandığı rediflerin Yunus Emre'yle ortak olmasından anlaşılmaktadır. Fenâyî şiirlerinde anlaşılır bir dil kullanmıştır. Eski Anadolu Türkçesi'ne ait "işbu, kanda, kanı, ur-" kelimelerine ve "-avuz/evüz, -dukda/-dükde, -gıl/-gil, -gur/-gür, -madın/-medin, -sar/-ser, -uban/ -üben," eklerine şiirlerinde yer vermiştir. Aruz ölçüsüne uydurmak için Türkçe kelimeleri. "n'ider, n'eyler" Arapça kelimeleri "Hızır" şeklinde kullanmıştır. Divân nazım şekilleri, ölçü ve kafiye bakımından incelendiğinde birkaç şiir dışında Fenâyî'nin başarılı bir şair olduğu görülmektedir. Divânın muhtevası dinî-tasavvufî açıdan tahlil edilmiştir. Bu incelemede Fenâyî'nin Dinî- Tasavvufî Divân Edebiyatı 'na ait mefhumları yerinde ve anlamlarına uygun olarak kullandığı görülmektedir. Fenâyî, ayet ve hadisleri ya aynen ya kısmen ya da mealen şiirlerinde işleyen bir şairdir. Ayet ve hadislerden yapılan alıntıların şiir içerisinde bulundukları yer dikkate alındığında anlamlarına uygun olarak yerleştirildikleri görülmektedir. Hazırlamış olduğumuz Fenâyî Cennet Mehmed Efendi ve Divânı adlı bu tez, Fenâyî'nin şahsiyeti ve eseri ile Türk edebiyatına katkıda bulunan bir şair olduğunu ortaya koymaktadır.
Lami`i Çelebi Şerefü`l-İnsan
Onaltıncı yüzyıl Osmanlı Devleti'nin hemen her sahada geliştiği ve bu gelişmeyi sürdürdüğü dönemdir. Muhteşem devletin idarecileri de adına layık sanat ve sanatçıları desteklemeye devam etmişler, hatta bizzat eser vermişlerdir. Sosyal bünyenin de buna uygunluğu dolayısıyla, edebiyat tarihimizin mükemmel yapısı ortaya çıkmıştır. Çağatay, Azeri ve Osmanlı sahasında kendisini gösteren bu edibi oluşum, özellikle Osmanlı topraklarında iyice gelişmiş, türlü yönlerden kendisine örnek aldığı İran edebiyatını aşma gayreti içine girmiştir. Daha sonraki devirlerde ise bütün alanlarda O'nu aşmıştır. Artık boy ölçüşebileceği bir İran edebiyatından bahsedilemez hale gelmiştir. Muhteşem Sultan Süleyman (Muhibbî)'nın güçlü ve velüd şairliği ve edibleri desteklemesi, telif ve tercüme pek çok eserin kaleme alınmasına vesile olmuştur. İşte Lâmi'î de böyle bir ortam içerisinde pek çok eser yazmış ve bunlardan bazılarını devlet erkanına takdim etmiştir. 933'te telifine başlayıp 934 (1 526- 1527)'de 55 yaşında tamamladığı "Şerefü'l-İnsân", bu devre has tüm özellikleri ve müellifin kudretini yansıtan önemli bir eserdir. Dil ve üslup yönünden oldukça ağır olan Şerefü'l-İnsân, Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinin zenginliklerini ihtiva eden, muhteva yönünden de dînî, ahlâkî, tasavvufî, felsefî ve edebî konuları işleyen bir yapı göstermektedir. Kanuni Sultan Süleyman'a sunulan Şerefü'l-İnsân, kırktan fazla eseri olan şairin en fazla beğenilen, en fazla okunan ve en fazla nüshası bulunan telifidir. Dünyanın pek çok yerinde nüshalarına tesadüf edilen ve bugüne kadar üzerinde hiç çalışma yapılmamış eseri edebiyat dünyasına kazandırmanın büyük bir hizmet olacağı fikri hakimdir.XII Bu çalışma temelde iki ana bölümden meydana gelmiştir: Birinci bölümde Lâmi'î Çelebi'nin hayatı, eserleri, edebî ve tasavvuf! yönü ile esere yönelik inceleme çalışması yapılmıştır. Eserin konu olarak oldukça ilginç ve zenginliği dolayısıyla, ilhamını aldığı kaydedilen ve Aristo mantığı ile İslâmî düşünceyi değerlendiren, hicrî IX yüzyılda Basra'da ortaya çıkan İhvânu's-Safâ düşüncesi ve risaleleri incelenmiş, Şerefü'l-İnsân'la bağlantısı tespit edilmiştir. Konu hayvanlarla insanlar arasında geçen bir münazaraya dayandığından, önceki asırlarda bu konuyu işleyen eserlerle bağlantısı ortaya konulmuştur. İslâmî ilim dallarından faydalanılarak ve iktibaslar yapılarak münazara zenginleştirilmiştir. Tartışma esnasında özellikle Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerden iktibaslar yapılarak savunulan görüşler ispata çalışılmıştır. Arap ve İran şairlerinden, Kelamcılardan, İslâm filozoflarından, Şehnâme'den, mutasavvıflardan çokça bahsedilmekte ve konunun seyrine uygun ifadeler kullanılmaktadır. Bu arada atasözleri ve darb-ı mesellerden de istifade edilmektedir. İnceleme kısmında Şerefü'l-İnsân'm bu kurum ve eserlerle ilişkisi ve kaynakları ele alınmıştır. Eser, Padişah Sultan Süleyman'a dua ile başlamaktadır. Başlangıç kısmında büyük mutasavvıf ve müellifin Şeyhi Emir Ahmed Buharî'ye bir medhiye vardır. Hazret-i Adem ile başlayan insan, hayvan ve cinniyan münasebeti, meşhur Acem hükümdarı Keyümers ve O'nun ifritlerle mücadelesiyle devam eder. İnsanların zulüm ve eziyyetinden bıkan hayvanlar, bir araya toplanarak Demâver dağında yaşayan tecrübeli kuzguna giderler. Şikayetlerini arz edip, çare bulmasını isterler. Süleyman Peygamber dönemindeki insan-hayvan ilişkisinden de bahsedildikten sonra, Hazret-i Peygamber ve Hulefa-i Raşidin devrindeki rahat ve huzurlu günlerini dile getirirler. Sonraki devirlerde bu denge tekrar bozulur ve hayvanların temsilcileri 7 meclis kurup, 7 temsilci seçerler. Bu temsilciler, alemin 7 ülkesinin hakîmleriyle adil sultan ve veziri huzurunda; yaratılış ve efdaliyyet konusunda uzun uzadıya tartışmaya girerler. Münazarada, insanların açık delilleri ve târtışılamayacak ispatları sayesinde "Şeref" payesi insanlarda kalır. Eser, tabiat dengesinin bozulmaması, hayvanata eziyet çektirilmemesi tavsiyeleri ile son bulur. Olayların işlenişi ve kullanılan malzemeler yönünden oldukça zengin, güzel ve başarılı olan Şerefü'l-İnsân adlı çalışma, sona eklenen genel dizin ve fotoğraflarla desteklenmiştir. Ayrıca bu çalışmanın sonuna bazı yazma nüshalardan alınan fotokopiler eklenmiştir.
Ömer Ferit Kam ve Asar-ı Edebiye Tedkikatı
ÖZET Ferit Kam ve Asâr-ı Edebiye Tedkikatı, Haz. Halil ÇELTİK, Danışman: Prof.Dr. Cemâl KURNAZ, Gazi Ün. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 1997. Ömer Ferit Kam, 1864-1944 yıllan arasında yaşadı. Özel dersler alarak felsefe ve edebiyat alanında kendisini yetiştirdi. Tercüme Kalemi'nde memuriyet hayatına başladı. Darülfünun Edebiyat Fakültesi Edebiyat-ı Türkiyye müderrisliğine atandı. Burada Âsâr-ı Edebiye Tedkikatı ve Şerh-i Mütûn derslerini okuttu. Bu derslere ait notlarını Âsâr-e Edebiye Tedkikatı adıyla yayımladı. Ferit Kam eserine uzunca bir girişle başlar. Burada edebiyat, ahlâk; Arap ve İran edebiyatıyla tasavvuf! edebiyat hakkında bilgiler verir. Âsâr-ı Edebiye Tedkikatı'nın tanımını yapar. Eserinde divan şairlerinin kullandıktan kelimeleri ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğini belirtir. Ferit Kam, divan şairlerinin kullandıkları kelimeleri "bitkiler, hayvanlar, içkiler, süs eşyası, musikî âletleri, savaş araçları ve yıldızlarla ilgili efsaneler" olmak üzere yedi grupta değerlendirmiştir. Bitkiler grubunda 21 ağaç, 16 meyve ve 25 çiçek tanıtmıştır. Hayvanlar grubunda 40 adet hayvanla birlikte at, atın 22 değişik ismi, at takımıyla ilgili 26 adet eşya; 44 kuş, 3 1 böcek ve haşere incelemiştir. İçkiler grubunda 24 içki ve 19 kadeh çeşidine yer vermiştir. Süslenme bölümünde 16 kıymetli taş, 12 takı ve 13 kokuyu tanıtmıştır. Musikî bölümünde 23 adet çalgı çeşidini anlatmıştır. Savaş âletleri grubunda ise 26 tane silah ve savaş aracım eserine almıştır. Her gruba aldığı maddeleri alfabetik olarak sıralamıştır. I Divan şairlerinin kullandıkları kelimelerin pek çoğu, Ferit Kam tarafından ilk defa bu eserde toplanıp tasnif edilmiştir. Bu tasnif, daha sonra yapılan "sistematik divan tahlili" çalışmalarında bazı ilâvelerle birlikte kullanılmıştır. Ferit Kam'n bu eseri, divan şiirimizin ilk sözlüklerinden olması, sistematik divan tahlili yöntemini başlatması ve diğer benzeri eserlere kaynaklık etmesi sebebiyle önemlidir.