Theses supervised by Prof. Dr. Cemil Hakyemez
10 theses · Hitit University
İslam mezhepleri tarihi açısından Şeyh Müfîd'in Evâilü'l-Makâlât'ı
Tezimizde Şîa'nın oluşumundan itibaren kısaca geçirdiği evrelere, sonrasında da Şeyh Müfîd'in hayatına ve döneminin özelliklerine değinmeye çalıştık. Tezimiz değerlendirme eksenli olduğu için eserin İslam Mezhepleri Tarihi açısından önemine değindiğimiz gibi Şîa'nın ortaya çıkışından İmamiyye'nin gelişim sürecini de ele almaya çalıştık. Abbasî Devleti'nin gerilemesi sonucu ortaya çıkan yeni devletleri özellikle de Büveyhoğullarını anlatmaya çalıştık. Büveyhoğullarının kuruluşu, Bağdad'ın o dönemki yapısına ne gibi etkileri olduğu ve bunların Şiîler ile olan ilişkileri de çok önemlidir. Zira bu dönem, genelde Şîa özelde ise Şîa'nın en önemli kolu olan İmâmiyye'nin çok parlak ve etkili olduğu dönemdir. Entelektüel bir atmosferin içinde yetişen Müfîd, Bağdad'da sadece Şiî İmâmiyye ile değil özellikle Mutezile başta olmak üzere diğer mezheplerin görüşleriyle de yakından ilgilenme fırsatı bulmuştur. Bazı görüşlerde onlara katılmış, bazı görüşlerinde ise onlardan ayrı özgün fikirler geliştirmiştir. Evâîlü'l-makâlât'ı incelediğimiz zaman zaten Müfîd'in Mutezile'den ve diğer fırkalardan ayrıldığı ya da onlarla hemfikir olduğu itikâdi konuları göreceğiz. O, kendisinden önceki Şiî âlimler gibi sadece ahbâra dayalı anlayışta kalmadığı gibi kendinden sonra gelen bazıları gibi de sadece akla dayalı yolu da benimsememiştir. Çalışmamızda Müfîd'in dağınık halde ve farklı yerlerde bulunan görüşlerini on başlık altında birleştirerek sistematik bir şekilde vermeye çalıştık. Şeyh Müfid'in imamet, varlık ve bilgi, ulûhiyet, nübüvvet, kulların fiilleri, Allah'a ait fiiller, sem'iyat, ölüm ve sonrası, melekler ve kur'an hakkındaki görüşlerini anlatmaya çalıştık.
Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi
Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim
İshak Efendi'nin Kâşifü'l- Esrâr ve Dâfiul'l-Eşrâr adlı eserinin İslam mezhepleri tarihi açısından değerlendirilmesi
Harputlu İshak Hoca'nın okumuş olduğumuz kitabı Bektaşîlerin 1871 yılında Hurufî kitaplarından olan Işknâme'yi yayınlamaları üzerine kaleme alınmıştır. Harputlu İshak Hoca padişaha onların durumunu anlatmak ve halkı uyarmak maksadıyla hem Hurufîlerde hem de Bektaşîlerde gördüğü yanlış inanç yapısını ve ibadet hayatları konusundaki eleştirilerini yazmıştır. Harputlu İshak Hoca, Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş bir âlimdir. Bu bağlamda Osmanlı'nın son döneminde yaşanan bütün sıkıntılı durumlardan haberdar olan birisi olarak devletin desteğiyle özellikle inanç alanında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışarak Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerine karşı tepkisini göstermiş ve eserler hazırlamıştır. Bizim çalışmamızda incelediğimiz eserinde de Hurufîlerin ve Hurufîlerden etkilendiklerini söylediği Bektaşîlerin yanlış bulduğu inançlarını anlatmıştır. Özellikle Fazlullah Hurufî'ye ilahlık atfedildiğini Hurufîlerin kendi kitaplarından naklederek anlatmıştır. Biz de çalışmamızda İslam Mezhepleri Tarihi'nin tarafsızlık ilkesi gereği Hurufîlerin kitaplarını inceleyerek bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Hurufîlerin eserleri olan Câvidânnâme, Işknâme, Hakîkatnâme'de bu konuya cevap aradık. Bektâşiler hakkında kısa bir malumat verdikten sonra Bektaşîlerin Hurufîlerden etkilenip etkilenmedikleri konusunda araştırma yaptık. İshak Hoca'nın hayatı, yaşadığı dönem ve eserleri hakkında bilgi verdik. Yine İshak Hoca'nın kitabında eleştirilen Fazlullah Hurufi'nin hayatı, eserleri ve kurmuş olduğu Hurufîlik hakkında malumat verdik. Kâşifü'l-Esrâr isimli eseri incelememizdeki sebep, geçmişten günümüze hiçbir zaman önemini kaybetmeden, bilakis ivme kazanarak tartışılmaya devam eden mezhep ya da tarikat benzeri birtakım oluşumlar hakkında Osmanlı ulemasının ne düşündüğünü anlamak, ne yaptığını görmektir. Harputlu İshak Hoca da, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış bir âlim olarak, dönemin Osmanlı yönetiminin de teşvikleriyle bu çalışmalarda yer almış önemli bir şahsiyettir. Onun, Hurufilerin Bektaşîlik içinde kendilerini gizlediklerini söyleyip onlardan bahsetmesi, araştırmamıza sebep olan en önemli etkendir. Böylelikle bu meselenin, Osmanlı'nın kuruluşundan çöküşüne kadarki süreci hakkında bilgi elde etmemizi sağlamıştır. Çalışmamızın sonunda, İshak Hoca'nın Osmanlıca'dan Türkçe'ye aktarmaya çalıştığımız eserini sunduk. Anahtar Kavramlar: Harputlu İshak Hoca, Hurufîlik, Bektaşîlik, Câvidânnâme, Işknâme.
İslam mezhepleri tarihi kaynakları açısından Cebriyye
İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları Açısından Cebriyye adlı bu çalışmamızın amacı tezin ilgi alanına giren Cebriyye olarak nitelenen hareketleri bilimsel yöntemlerle araştırmak ve bununla ilgili bilimsel bilgi üretmektir. Bu amaç ile günümüze kadar ulaşan bütün bilgi, belge ve bulgular araştırılmış ve Cebriyye adının hangi yerde, hangi zaman diliminde, nasıl doğduğu, hangi olaylarla irtibatlı olduğu ve süreç boyunca ortaya çıkan görüş ve düşüncelerin İslam düşüncesine ne gibi katkılarının olduğu irdelenmiştir. Ayrıca Cebriyye kavramının anlamı, cebrî düşüncenin müslümanlar arasında ortaya çıkma sebepleri, Cebriyye ile bağlantılı olaylar, İtikadî İslam Mezheplerinin Cebri düşünceye yaklaşımları ve İslam Mezhepleri Tarihi eserlerinde Cebriyye'nin nasıl konumlandırıldığı araştırılmıştır. Cebrî düşünceyi ve Cebriyye olarak nitelendirilen kesimleri tanıttığımız bu çalışmamız İslam Mezhepleri Tarihi kaynakları açısından ele alındığı için özgün bir çalışmadır. İslam Mezhepleri Tarihi'nde takip edilen bir kaç bilimsel yöntem vardır. Bu çalışmada kullandığımız bilimsel yöntem, veri toplama, tasnif etme ve veriler üzerinde çalışma şeklindedir. İlk önce Cebrî düşünce ve Cebriyye ile ilgili farklı kaynaklardan veri toplanmıştır. Daha sonra bu veriler konu başlıklarına göre tasnif edilmiş ve veriler üzerinde çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslam Mezhepleri Tarihi, İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları, Makalât, Milel-Nihal, Cebriyye, Cehmiyye
Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin Kitâbü'l-İmâme ve'r-Red ale'r-Râfiza isimli eserinin İslâm mezhepleri reddiye literatürü açısından değerlendirilmesi/Evaluation of Ebû Nuaym al-Isfahâni's 'Kitâbu'l-Imame ve'r-Red Ale'r–Râfiza' in terms of the literature of rejection of Islâmic sects
Bu tez çalışmasında Ebû Nuaym'ın hayatı ile birlikte dönemindeki siyasi, sosyal ve mezhebî durum incelenerek onun temel bazı görüşlerine yer verilmiş ve Kitâbü'l-İmâme adındaki reddiye eserini neden, ne zaman, kimleri muhatap alarak yazdığı tespit edilmeye çalışılmıştır. İslâm coğrafyasının Karmatîler, Fâtımîler, Büveyhîler, Hamdânîler gibi Şiî devletlerle çevrili olduğu bir siyasi harita içerisinde Ebû Nuaym'ın doğup büyüdüğü ve ömrünü tamamladığı şehir olan İsfahan'ın tarihî, siyasi, kültürel, ekonomik ve mezhepsel durumu ele alınmıştır. Konu ve olaylar, Ebû Nuaym'ı daha iyi tanımak, fikir ve düşünce dünyasını anlayabilmek amacıyla zaman-mekân fikir-hadise-insan ilişkisi gözetilerek incelenmiştir. İsfahan'da doğan ve doksan dört senelik ömrünü İsfahan'da geçiren Ebû Nuaym'ın burada nasıl bir aile ortamında doğup büyüdüğü, aile fertleri, ne tür bir eğitim aldığı ve bazı hocalarına yer verilmiştir. Ayrıca onun îtikâdî mezhebi, sûfî olup olmadığı, hakkındaki Şiîlik iddiaları, döneminin farklı mezheplerden âlimleri ve yazmış oldukları eserlerin Ebû Nuaym ve konumuz olan Kitâbü'l-İmâme ile bağlantıları incelenmiştir. Ebû Nuaym, Fâtımî Devleti ve Büveyhî Devleti'nin güç ve hakimiyet sahibi olmakla birlikte aynı zamanda Şiîlerin siyasi, sosyal ve kültürel hayattaki canlılıklarının daha öteye giderek sahâbeye hakaret, Gadîr-i Hum kutlamaları, ağıt ve matem törenlerinin rutin bir devlet politikası haline getirdiği dönemden sonra, Ehl-i Sünnet akidesini ve halîfeyi destekleyen Gaznelilerin önemli bir güç olmasıyla birlikte kendisini ve görüşlerini ifade etmekte daha rahat olabilmiştir. Tezin en önemli kısmında Ebû Nuaym'ın bir hadis âlimi olarak telif ettiği, rivâyetlerden müteşekkil eserlerinden farklı olarak, hadislere birtakım kelamî görüşleri dâhil ederek telif ettiği Kitâbü'l-İmâme'yi ele aldık. Bu çerçevede eserin yazılma amacını, muhataplarını, ne zaman yazıldığını ve Ebû Nuaym'ın söz konusu eserdeki görüşlerini ve vermek istediği mesajları tespit ederek Mezhepler Tarihi Literatürü açısından değerlendirmeye çalıştık.
Türkiye'deki İslamcı dergilerde İhvan-ı müslimin hareketinin algılanış biçimleri
Tez konumuzu, İhvan'ı Müslimin'in Türkiye'de yayın yapan İslamcı dergilerdeki algılanış biçimi oluşturmaktadır. Bu çerçevede İhvan'la ilgili fikirlerin Türkiye'ye ne zaman intikal ettiği ve bu faaliyetlerde şahıs olarak kimlerin çabası bulunduğu araştırılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İhvan'ın İslamcı dergilerde nasıl algılandığının ortaya çıkarılmasında önem arz eden İslamcı dergiler ve İhvan-ı Müslimin Hareketi'nin tarihsel seyri ve gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde ise belirlenen on altı dergi içinde İslamcı dergilerde İhvan algısı araştırılmıştır. İhvan-ı Müslimin, 1928 yılında Mısır'da ortaya çıkmış ve çeşitli İslam coğrafyalarına etki etmiş en önemli dini hareketlerden biridir. Bu hareket içerisinde Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh, Said Havva gibi şahsiyetler faaliyet göstererek kendi alanlarında birçok eser kaleme almışlardır. Onlar, dönemin Mısır siyaseti içerisinde baskı ve şiddete maruz kalsalar da, ortaya koydukları fikirlerle İslamcılık düşüncesi içerisinde vazgeçilmez isimlerden olmuşlardır. İslamcı dergilerin tarihsel seyrinin, Türkiye'nin siyasi, dini ve sosyal hayatından bağımsız ele alınması mümkün değildir. II. Meşrutiyet dönemiyle birlikte İslamcılık düşüncesinin fikri alanda kendine yer bulduğu söz konusu dergicilik faaliyetleri, Cumhuriyet dönemi reformlarıyla birlikte 1923 yılından 1947 yılına kadar devam edecek olan bir kesinti dönemine girmiştir. 1950 yılında Demokrat Parti iktidarıyla birlikte kısmı demokrasi ortamının sağlanması, İslamcı fikriyatın tekrar yayın yapma alanına kavuşmasını sağlamıştır. Özellikle de Hareket ve Büyük Doğu dergileri hariç tutulursa diğer dergiler bu dönemde başlayan rahatlama ortamı ile yayın hayatına başlamış ve bu alanda ciddi bir çeşitlenme yaşanmıştır. 1960'lı yılların ortalarından itibaren İslamcılık düşüncesinin ivme kazanmasına yönelik yayın faaliyetlerini de etkileyen yeni bir döneme girilmiştir. Tercüme faaliyetleri olarak adlandırılan bu dönemde 60'lı ve 70'li yıllarda Mısır ve Pakistan'da, 80'li yıllarda da İran'da yazılıp Türkçe'ye çevrilen kitapların Türkiyeli okuyucularla buluşması hedeflenmiştir. Tercüme faaliyetleriyle birlikte Hasan el-Benna ile Seyyid Kutub başta olmak üzere Abdulkadir Udeh, Said Havva gibi isimler tarafından kaleme alınan kitapların tercüme edilmesi Türkiye'de dini, fikri, siyasi ve sosyal düşüncede değişimler yaşanmasına sebep olmuştur. Bu amaca hizmet eden en önemli İslamcı dergi Hilal dergisidir. Hilal dergisi bu faaliyetlere öncülük ederek kendi ifadeleriyle Türkiye'deki İslami uyanışa İhvan'ın eserlerinin Türkiye'de tanınmasıyla katkı yapacağını düşünmüştür. Hilal başta olmak üzere İslamcı dergilerin büyük bölümünde, İhvan'ı Müslimin Hareketi'ne yönelik yaklaşımın olumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunlar arasında söz konusu hareketle bağlantılı olarak tasavvuf, Selefilik, tekfircilik, cahili toplum gibi kavramlara yönelik eleştirilerin olduğu da görülmektedir. Bu doğrultuda Cemalettin Efgâni ve Muhammed Abduh gibi isimler merkeze yerleştirilmiştir. Özellikle İslami Hareket isimli derginin İhvan'ın Efgâni ile ilişkisini reddetmesi dikkat çekicidir. Ayrıca Büyük Doğu dergisi de İhvan'ı, Seyyid Kutub özelinde eleştirilere tabi tutmaktadır.
Ali el-Kerekî'nin İsnaaşerî Şiiliği üzerindeki etkisi
Geçmişten günümüze İran halkları, bulundukları coğrafya için oldukça önemli bir konumda durmayı başarmışlardır. Onlar için kritik öneme sahip bazı zaman dilimleri vardır ki bu yıllar ülkenin geleceğini şekillendirmiştir. Safevî Devleti bu zaman dilimlerinin belki de en önemli eşiğini oluşturmaktadır. Çünkü Safevî Devleti'nin kuruluş aşamasında karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlara yönelik uygulamak istediği politikaların bilinmesi bugün dahi birçok sorunun çözülmesine sebep olacaktır. Böylelikle ilk bölümde, Safevî Devleti'nin İsnaaşeri Şiîliğini kabul sürecinde kendi toprakları dışından getirip yazdıkları eserlerden ve fikirlerinden oldukça faydalandığı muhâcir ulemânın burada ne tür bir işleve sahip olduğunu incelemeye çalışmak ve özelde Kereki'nin buradaki konumu mümkün oldukça ortaya çıkarmak temel hedefimiz olmuştur. Ali el-Kereki'nin hayatı, hocaları ve eserlerini incelediğimiz ikinci bölümde, yetiştiği ortam ve ilim seyahatleri hakkında değerlendirmelerde bulunarak fikirlerinin oluşum sürecinin ipuçlarını aradık. Ayrıca gaybet düşüncesiyle bağlantılı bir şekilde durumu ele almaya çalıştık. Çünkü Şiî fıkhının oluşum süreci içerisinde mütekellimler tarafından bina edilen bu fıkhın temeline gaybet düşüncesi tüm ağırlığıyla oturmuştur. Şiî mütekellimlerin her bir fikrine neredeyse müdahele eden bu anlayış, oluşma sürecinden gelişme sürecine kadar birçok yoruma muhatap olmuştur. Ali el-Kerekî'nin fikirlerinin oluşum aşamasında Usûlî-Ahbâri ayrışmasının da incelenmesi gereken ayrı bir konu olarak ele alınması gereğini düşündük. Farklılıkları hakkında çok detaya inmeden yüzeysel bir şekilde inceleyerek durumun ayrışma yönlerine dikkat çekmeye çalıştık. Çünkü ayrışma noktalarını anlamak Kerekî ve Kerekî gibi düşünen ulemânın daha anlaşılır olmasında sağlayacaktır. Üçüncü bölümde Ali el-Kereki'nin fikirleri üzerine yoğunlaştık. Şu bir geçektir ki İsnaaşeriyye fıkhında ahbâr anlayıştan gelen gaybet anlayışı fıkhı durağanlaştırmıştı. Zamanla Usûlî ulemânın çabasıyla temel kaynaklarda akli istidlâl metodları kullanılarak bu durum aşılmaya çalışılmıştır. Safevîler döneminde Usûlî anlayışın devlet gücünüde bir şekilde yanında hissetmesi durumu dahada kolaylaştırmış gözükmektedir. Ali el-Kerekî, bu gücün farkında olarak onu kullanmayı bilmesi, geleceğin fakih-sultan ilişkilerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Eserlerinde ve verdiği fetvalarla Şiî fakihlerine ayrıcalıklı bir konum oluşturmuştur. Özellikle Cuma namazı, haraç ve İmamın nâibliği konusunda fakihe yüklediği misyon onun konumunu her zamankinden daha çok güçlendirmiştir.
Türkiye'deki İslamcı dergilerde İran İslam Devrimi algısı
1979 yılında Humeyni önderliğinde gerçekleştirilen İran İslam Devrimi'nin İslam dünyası üzerinde etkisi büyüktür. İran Şahı pek çok konuda Batı'yı örnek almış ve bu yönde çalışmalar yapmıştır. Şah'ın Batı tarz yönetimi din âlimleri ve halk tarafından istenmemiş ve bu yüzden İranlılar tarafından Şah'a karşı büyük bir devrim gerçekleştirilmiştir. Bu devrimin sonucunda da İran'ın yönetim şekli değişmiştir. Tezimizin amacı, İran İslam Devrimi sonrasında Türkiye'de yayınlanan İslamcı dergilerdeki İran ve Şiilik algısı ve bunun günümüze kadar geçirdiği değişimi ortaya koymak ve analiz etmektir. Yirminci asrın en önemli hadiselerinden biri olarak değerlendirilen ve İran'ın adını "İran İslam Cumhuriyeti'ne dönüştüren İran İslam Devrimi, İslam dünyasında ciddi bir heyecan dalgası yaratmıştır. İslam dünyasında Devrim'e yönelik olumlu ve olumsuz muhtelif yaklaşımların benimsendiğini söylemek mümkündür. Türkiye'de Devrim'e, İran'a ve Şiî düşünceye yönelik fikirlerin değişim sürecini de tespit etmek ancak bu ve benzeri yayınlar sayesinde mümkün olacaktır. Devrim'in Türkiye'deki yansımalarını bütüncül bir bakış açısı ve süreç takibi ile analiz etmek, İran-Türkiye ilişkilerinin seyrinin anlaşılmasına da önemli bir katkı sunacaktır.
Fahreddin er-Râzî'ye göre Ehl-i Sünnet kavramı
Tezimizde Eş'arî kelâmcısı olan Fahreddin er-Râzî'nin, Ehl-i Sünnet kavramına yaklaşımını ortaya koymayı amaçlamaktayız. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç şeklinde tertip edilmiştir. Konu, Râzî'nin (ö. 606/1209) yaşadığı döneme ve onun mezhepler tarihi alanındaki çalışmalarına mutabık kalınarak sınırlandırılmıştır. İlkin, literatürde geniş bir yer tutan Ehl-i Sünnet kavramının muhtevasına kısaca yer verilmiştir. Ardından, Fahreddin er-Râzî'yi daha iyi tanıyabilmek için onun yaşadığı ortamın sosyal-siyasal durumu, gördüğü ilmi tahsili, yazdığı eserleri, yapmış olduğu seyahatleri, devlet adamları ile olan ilişkileri ve katıldığı tartışmaları gibi konular ele alınmıştır. Tezimizin birinci bölümünde Râzî öncesi Eş'arî gelenekte Ehl-i Sünnet'in durumu, nasıl algılandığı gibi hususlar hakkında inceleme yapılmıştır. Bu bölümde Eş'arî başta olmak üzere Bâkıllânî, Bağdâdî, Gazzâlî ve Şehristânî gibi Eş'arî geleneğe mensup müellifler incelemeye tabi tutulmuştur. Söz konusu âlimlerin yaşadıkları dönemin siyasal ve toplumsal arka planına ışık tutularak tarihi bir süreç içerisinde ele alınmıştır. Eş'arî, Bâkıllânî, Bağdâdî, Gazzâlî ve Şehristânî'nin Ehl-i Sünnet tanımlaması bir kavram olmaktan ziyade yaşanan dönemin sosyal ve siyasal şartların bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şartların değişkenlik görtermesi bakımından Ehl-i Sünnet düşüncesinde ortak noktalarda buluştukları gibi görüş ayrılıkları yaşadıkları görülmektedir. İkinci bölümde Râzî'nin Ehl-i Sünnet dışı olarak nitelediği Hâricî, Mu'tezile ve Şiâ fırkaları hakkındaki düşünceleri incelenmiştir. Râzî'nin eserlerinde bu fırkaları isimlendirmesi ve görüşlerine yaklaşımının nasıl olduğu hakkında çalışılmış ve önceki kısımlarda elde edilen verilerle birlikte analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Râzî'nin Ehl-i Sünnet'e ve diğer mezheplere bakışı ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede özellikle yetmiş üç fırka hadisi olarak meşhur olmuş Fırka-i Naciye rivayeti incelenmiştir. Bu hadis rivayetini sahih gören Râzî'nin Ehl-i Sünnet olarak kimleri kastettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Râzî'nin İslam mezheplerini nasıl tasnif ettiğinin ortaya konulması için İtikâdâtü Fırakı'l-Müslimîn ve'l-Müşrikîn adlı eseri temel kaynak olarak ele alınmıştır. Ayrıca, bir fırak müellifi olan Râzî'nin İtikâdât'ı milel-nihal türü eserler arasındaki yeri ve önemi de tespit edilmek istenmiştir. Bu sayede İtikâdâtü Fırakı'l-Müslimîn ve'l-Müşrikîn adlı eserin İslam Mezhepler Tarihi kaynakları içerisindeki yeri belirlenmek istenmiştir. Yine bu bölümde Ehl-i Sünnet'i oluşturan alt gruplarla olan irtibatı da ele alınmaya çalışılmıştır.
İshak Efendi'nin Kâşifü'l- Esrâr ve Dâfiul'l-Eşrâr adlı eserinin İslam mezhepleri tarihi açısından değerlendirilmesi
Harputlu İshak Hoca'nın okumuş olduğumuz kitabı Bektaşîlerin 1871 yılında Hurufî kitaplarından olan Işknâme'yi yayınlamaları üzerine kaleme alınmıştır. Harputlu İshak Hoca padişaha onların durumunu anlatmak ve halkı uyarmak maksadıyla hem Hurufîlerde hem de Bektaşîlerde gördüğü yanlış inanç yapısını ve ibadet hayatları konusundaki eleştirilerini yazmıştır. Harputlu İshak Hoca, Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş bir âlimdir. Bu bağlamda Osmanlı'nın son döneminde yaşanan bütün sıkıntılı durumlardan haberdar olan birisi olarak devletin desteğiyle özellikle inanç alanında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışarak Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerine karşı tepkisini göstermiş ve eserler hazırlamıştır. Bizim çalışmamızda incelediğimiz eserinde de Hurufîlerin ve Hurufîlerden etkilendiklerini söylediği Bektaşîlerin yanlış bulduğu inançlarını anlatmıştır. Özellikle Fazlullah Hurufî'ye ilahlık atfedildiğini Hurufîlerin kendi kitaplarından naklederek anlatmıştır. Biz de çalışmamızda İslam Mezhepleri Tarihi'nin tarafsızlık ilkesi gereği Hurufîlerin kitaplarını inceleyerek bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Hurufîlerin eserleri olan Câvidânnâme, Işknâme, Hakîkatnâme'de bu konuya cevap aradık. Bektâşiler hakkında kısa bir malumat verdikten sonra Bektaşîlerin Hurufîlerden etkilenip etkilenmedikleri konusunda araştırma yaptık. İshak Hoca'nın hayatı, yaşadığı dönem ve eserleri hakkında bilgi verdik. Yine İshak Hoca'nın kitabında eleştirilen Fazlullah Hurufi'nin hayatı, eserleri ve kurmuş olduğu Hurufîlik hakkında malumat verdik. Kâşifü'l-Esrâr isimli eseri incelememizdeki sebep, geçmişten günümüze hiçbir zaman önemini kaybetmeden, bilakis ivme kazanarak tartışılmaya devam eden mezhep ya da tarikat benzeri birtakım oluşumlar hakkında Osmanlı ulemasının ne düşündüğünü anlamak, ne yaptığını görmektir. Harputlu İshak Hoca da, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış bir âlim olarak, dönemin Osmanlı yönetiminin de teşvikleriyle bu çalışmalarda yer almış önemli bir şahsiyettir. Onun, Hurufilerin Bektaşîlik içinde kendilerini gizlediklerini söyleyip onlardan bahsetmesi, araştırmamıza sebep olan en önemli etkendir. Böylelikle bu meselenin, Osmanlı'nın kuruluşundan çöküşüne kadarki süreci hakkında bilgi elde etmemizi sağlamıştır. Çalışmamızın sonunda, İshak Hoca'nın Osmanlıca'dan Türkçe'ye aktarmaya çalıştığımız eserini sunduk. Anahtar Kavramlar: Harputlu İshak Hoca, Hurufîlik, Bektaşîlik, Câvidânnâme, Işknâme.