Theses supervised by Prof. Dr. Dilek Özcengiz

15 theses · Çukurova University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğanların anestezisinde morfin ve remifentatinilin etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, yenidoğanların anestezisinde morfin ve remifentanilin etkilerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun ve ebeveynlerin onayı ile torakotomi veya laparatomi uygulanacak, yaşları 0-28 günlük, Amerikan Anestezi Cemiyeti Sınıflaması (ASA) I-II sınıfına giren, 43 hasta çalışma kapsamına alındı. Rastgele iki gruba ayrılan hastalarımızda anestezi indüksiyonu 1 mg/ kg ketamin ile sağlandı. Anestezi idamesinde Grup 1'de (n=20) 30 ?g/kg morfin tek doz, Grup 2'de (n=23) 0,25 ?g/kg/dk remifentanil infüzyonu uygulandı. Elektrokardiyografi, sistolik, diyastolik arter basınçları, periferik oksijen satürasyonu, end-tidal karbondioksit, operasyon sonu idrar miktarı, ekstübasyon süresi ve yoğun bakımda kalış süreleri kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri benzerdi (p>0,05). Çalışmamızda 1 m/kg ketamin ile indüksiyon sonrası hemodinamik değişikliklerin (KAH, SAB, DAB) başlangıç değerleri ile indüksiyon ve entübasyon sonrasındaki değerlere göre farklılık göstermediği saptandı. Yenidoğanlara entübasyon sonrasında tek doz morfin 30 ?g/kg uygulandı, operasyon süresince hemodinamik stabilitenin sağlandığı ve SAB, DAB, KAH değerlerinin preoperatif değerler ile benzer olduğu saptandı. Diğer gruba ise entübasyon sonrasında 0,25 ?g/kg/dk remifentanil infüzyonu uygulandı. Bu gruptada hemodinamik stabilitenin sağlandığı ve SAB, DAB, KAH değerlerinin preoperatifdeğerler ve morfin grubundaki hemodinamik veriler ile benzerlik gösterdiği saptandı. Her iki grupta postoperatif ekstübasyon süresinin morfin grubunda 9,86±13,42 dk, remifentanil grubunda 19,95±28,83 dk olduğu ve istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını saptandı (p>0,05). Yoğun bakımda kalış süresini morfin grubunda 165,1 saat, remifentanil grubunda ise 86,7 saat olarak saptandı. Her ne kadar remifentanil grubunda daha kısa kalış süresi saptanmış olmasına rağmen, yoğun bakımda kalış süreleri açısından iki grup arasında anlamlı bir fark saptandı (p>0,05).Sonuç: Torakotomi veya laparatomi operasyonu geçiren yenidoğanlarda ketamin ile indüksiyon sonrası tek doz morfin ve remifentanil infüzyonu ile sağlanan anestezi yöntemlerinin intraoperatif yeterli anestezi derinliği ve hemodinamik stabilite sağladığı, postoperatif ekstübasyon ve yoğun bakımda kalış sürelerinin benzer olduğu, ciddi yan etkilere yol açmadığı, bu nedenle yenidoğan anestezisinde genel anestezi yöntemi olarak güvenle kullanılabilecekleri kanısına varıldı. Anahtar Sözcükler: Ketamin, morfin, remifentanil.

Çiğdem Silibuldu
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda lumbar paravertebral ve kaudal bloğun postoperatif ağrı tedavisindeki etkileri

Amaç: Bu çalışmamızda tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis olgularında yapılan lumbar paravertebral ve kaudal blokta levobupivakainin peroperatif anestezik ajan tasarrufu ve postoperatif ağrı tedavisi analjezi üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun ve ebeveynlerin onayı alındıktan sonra tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis nedeniyle çocuk cerrahisi tarafından cerrahi uygulanan, Amerikan Anestezi Cemiyeti (ASA) I-II grubu, 1-12 yaşları arasındaki 70 çocuk çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı.I. Gruba maske ile indüksiyon sonrası ameliyat edilecek üstte kalacak şekilde lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,2 ml/kg volüm ile paravertebral blok uygulandı.II. Gruba maske ile indüksiyon sonrası sol lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,5 ml/kg volüm ile kaudal blok uygulandı.Olguların sevofluran konsantrasyonları ile intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp atım hızları kaydedildi. Ağrı (CHEOPS) skorları, ebeveyn memnuniyeti dereceleri, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri, hemodinamik parametreleri bizbirine benzerdi. İntraoperatif 10., 15., 30., ve 60. dakikalarda kaydedilen sevofluran konsantrasyonu Grup I'de Grup II'den daha düşük olarak saptandı. (p=0,001) Postoperatif ilk 24 saatte analjezik gereksinimi olan olgu sayısı, Grup I'de 5, Grup II'de 12 olarak belirlendi. (p=0,050) Olguların postoperatif analjezi süresinin Grup I'de Grup II'ye oranla istatistiksel olarak uzun olduğu saptandı. (p=0,050) Grup I de ebeveyn memnuniyeti açısından mükemmel ve iyi şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla iken Grup II de iyi ve kötü şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla idi. (p=0,010) Postoperatif CHEOPS değerleri her iki grupta 120. dk dışında benzerdi. Hiçbir olguda hipotansiyon, bradikardi ve solunum depresyonu gözlenmedi.Sonuç: Çocuklarda lumbar paravertebral blok uygulamasının kaodal bloğa göre peroperatif anestezik gereksinimi daha çok azalttığı, daha uzun postoperatif analjezi sağladığı, ek analjezik gereksinimi daha çok azalttığı ve ebeveyn memnuniyetini arttırdığı kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, lumbar paravertebral blok, levobupivakain, kaudal blok, postoperatif ağrı, peroperatif anestezik ajan tasarrufu.

AnaljeziAnestetiklerAnestezi+5
Remzi Tuğ
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SIRS ve sepsis hastalarında deksmedetomidin ve propofolün immün sistem üzerine etkileri

Amaç: SIRS ve sepsis gelişiminde immün sistem mediyatörlerinin ve sitokinlerin önemi bilinmekte. Çalışmamızda SIRS ve sepsis hastalarında dekmedetomidin ve propofol kullanımının immün sistem üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra SIRS ve sepsis tanısı alan 40 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı; grup I'de deksmedetomidin en az 24 saat süreyle 0,3- 0,7 mg/kg saat infüzyon şeklinde kullanıldı. Grup II'de propofol en az 24 saat süreyle 1-3 mg/kg saat infüzyon şeklinde kullanıldı. Sedasyon başlamadan önce APACHE II değerleri hesaplandı, prokalsitonin, CRP, TNF alfa, IL 1, IL 6, platelet, laktat değerlerine bakıldı. Hastalara ek analjezik ihtiyacı duyulduğu zamanlarda fentanil veya morfin uygulandı. Sedasyon, hastanın klinik durumuna göre, en az 24 saat mutlak olmak üzere, ihtiyacı oldugu sürece uygulandı. Hastalar 2 gün boyunca takip edildi. Hastaların takibinde de APACHE II skoru kullanıldı. APACHE II skoru gün içindeki en kötü değerler kullanılarak hesaplandı. Bunun dışında günlük olarak prokalsitonin, CRP, TNF alfa, IL I, IL6, platelet, laktat takipleri yapıldı. Hastaların 30 günlük mortalite takipleri de yapıldı.Bulgular: Gruplar arasında demografik olarak, APACHE ve glaskow değerleri açısından, sitokin değerleri, akut faz reaktanları, beyaz küre, platelet değerleri, hemodinamik değerler, böbrek fonksiyon parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Bununla birlikte grup I'de IL-6'nın SAB, DAB, MAB ile negatif korelasyonu saptandı. Grup I ve II'de IL-6 ile CRP arasında pozitif korelasyon saptandı.Sonuç: SIRS ve sepsis hastalarında deksmedetomidin ve propofol kullanımı arasında, gruplar arası fark saptanmadı. Grupların içinde sitokin değerlerinin yükselmemiş olması nedeniyle bu ilaçların sitokin artışını inhibe ettiği sonucuna ulaştık.Anahtar Kelimeler: SIRS, sepsis, deksmedetomidin, propofol, TNF-?, IL-1

C reaktif proteinDeksmedetomidinPropofol+6
Ardanur Erkoçu Karadal
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda sevofluran ve sevofluran-remifentanil uygulamalarında bispektral indeks değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamız pediatrik elektif cerrahilerde anestezi sağlamak amacıyla kullanılan ajanların anestezi derinliği,sevoflurane tüketimi ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza fakülte etik kurulu ve ebeveyn onayları alınarak, yaşları 3-10 yaş arasında değişen, ASA I-II grubu 1 saatten uzun sürecek elektif cerrahi geçirecek 60 adet çocuk hasta alındı.Hastalar monitörize edildikten sonra 2 gruba ayrıldı ve tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sevofluran inhalasyonu ile yapıldı.Birinci grupta indüksiyonu takiben anestezi idamesi MAK:%0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu ile sağlandı. İkinci grupta indüksiyonu takiben 0,5 µ/kg remifentanil 1 dakikada yüklendi ve idame için 0,25 µ/kg/dk remifentanil infüzyonu ve MAK: %0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu verildi.Her iki grupta da peroperatif devamlı olarak bispektral indeks değerleri takip edildi ve 5 dakikada bir kaydedildi. Aynı zamanda peroperatif kalp atım sayısı, sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri, oksijen saturasyonu, end-tidal sevofluran konsantrasyonu, gözyaşı, terleme, öksürme ve ıkınma gibi otonomik yanıtlar takip edilerek 5 dakikada bir kaydedildi.Bulgular: Yapılan tüm ölçümlerde KAH'nın istatistiksel olarak Grup 2'de Grup 1'e göre daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sistolik ve diyastolik kan basınçları arasında ise her iki grupta fark yoktu (p>0,05). Çalışmamızda endtidal sevofluran konsantrasyonlarının Grup 1'de istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). BİS ölçümlerinin değerlendirilmesinde ise Grup 2'de değerlerin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmaya alınan olguların hiçbirinde otonomik yanıtlara rastlanmadı; dolayısıyla bu parametre istatistiksel değerlendirmeye alınmadı.Sonuç: Çalışmamızda sevofluran ve remifentanil uygulanan grupta, sadece sevofluran uygulanan gruba göre BİS değerlerinin daha yüksek olduğu, fakat endtidal sevofluran konsantrasyonlarının daha düşük olduğu saptandı. Sonuçta; remifentanilin BİS değerleri üzerine bir etkisi olmadığı, sadece hemodinamik yanıtı baskıladığı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Bispektral indeks, sevofluran, remifentanil.

AnestetiklerAnesteziBilinçli sedasyon+5
Feride Karacaer
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukların havayolu yönetiminde laringeal mask airway, cobra perilaringeal aırway ve yüz maskesinin karşılaştırılması

Amaç: Çalısmamız elektif inguinal bölge cerrahisi uygulanan pediatrik olgulardahavayolu açıklığı sağlamak için kullanılan laringeal maske (LMA), Cobra perilaringealairway (Cobra PLA) ve yüz maskesinin (YM) spontan ventilasyon sırasında etkilerininkarsılastırılması amacıyla planlandı.Gereç ve yöntem: Fakülte etik kurulu ve ebeveyn onayları alınarak, elektifinguinal cerrahi uygulanacak ASA I-II grubu, yasları 1-14 arasında 90 olgu çalısmakapsamına alındı. Olgular rastgele seçimle 3 gruba ayrıldı. Grup I LMA, Grup II CobraPLA, grup III ise YM grubu olarak belirlendi. Ebeveynleriyle ameliyat odasına alınanhastalara anestezi indüksiyonu, uygun yüz maskesi kullanılarak, % 6-8 sevofluran, % 50azot protoksit ve % 50 oksijen karısımı ile sağlandı. Hastalara intravenöz yol açıldıktansonra yeterli anestezi derinliği sağlanarak Grup 1 ve 2'ye çocukların ağırlığına uygunsupraglottik havayolu gereçleri yerlestirildi. Her iki grupta da anesteziyoloğun güvenlihava yolu sağlamak için geçirdiği süre ve kaçıncı denemede basarılı olduğu kaydedildi.Olguların, sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp hızı ve periferik arteriyel oksijensatürasyonu preoperatif, indüksiyon sonrası, enstrümantasyon sonrası, peroperatif 5-10-15. ve 30. dk'da kaydedildi. Hastaların inhale ettikleri sevofluran konsantrasyonu, endtidal sevofluran konsantrasyonu, tidal volüm, plato basıncı, pik inspiratuar basınç,pozitif end ekspiratuar basınç ve end tidal karbondioksit değerleri indüksiyon sonrası,enstrümantasyon sonrası, peroperatif 5-10-15. ve 30. dk'da kaydedildi.Tüm olgularda olusan komplikasyonlar kaydedildi.Bulgular: Yapılan ölçümlerde hemodinamik parametreler arasında istatikselaçıdan fark saptanmadı (p>0.05). Olguların sevofluran ve end tidal sevoflurankonsantrasyonları tüm gruplarda benzer olarak saptandı (p>0.05). Enstrümantasyonsüresinin Grup 2'de istatistiksel olarak daha kısa olduğu kaydedildi (p<0.05). ?lkdenemede enstrümantasyon basarısı Grup 1'de % 63,3 iken Grup 2'de %83,3 olarakbelirlenirken istatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Tidal volüm ölçümleri arasındaistatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Grup 2'de pozitif end ekspiratuar, plato ve pikinspiryum basınçlarının Grup1 ve Grup 3'e göre istatistiksel olarak düsük olduğusaptandı (p<0.05). ETCO2 değerinin grup 2'de daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05).Komplikasyonlar değerlendirildiğinde üç grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı(p>0.05).Sonuç: Sonuç olarak hava yolu güvenliği ve olusabilecek komplikasyonlaraçısından LMA ve Cobra'nın yüz maskesine alternatif olabileceği; Cobra PLA'nınLMA'ya göre daha hızlı ve kolay bir sekilde yerlestirilerek daha düsük hava yolubasınçları sağlayacağı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Cobra perilaringeal airway, hava yolu güvenliği, Laringealmask airway

AnesteziLaringeal maskelerMaskeler+3
Beyza Bayrak
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk cerrahisinde transvers kesi ile yapılan laparotomilerde preoperatif ultrasonografi eşliğinde, levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda, çocuklarda transvers kesi ile yapılan laparotomilerde, USG eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, intraoperatif sevofluran tüketimi ve postoperatif analjezik tüketimine etkisini araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve ebeveyn izni alınarak yapıldı. Çocuk Cerrahisi kliniğinde transvers kesi ile batın ameliyatı uygulanacak 3-18 yaş arası, ASA I-II grubu, 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalarımız rastgele seçilen ve toplam 40 hastadan oluşan 2 gruba ayrıldı.Grup I hastalara genel anestezi sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain 0,2 ml/kg ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II hastalara ise genel anestezi ve operasyon sonrası 0,1 mg/kg morfin yükleme dozu iv. olarak yapıldı. Postoperatif ağrı için her iki gruba da morfin ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,01 mg/kg bolus ve 30 dk. kilit süresi ile kuruldu.Her iki grubun da operasyon süresince inspire edilen (%) ve tüketilen (ml/saat) sevofluran konsantrasyon ve miktarları, intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basınçları, kalp atım hızları, oksijen saturasyonları gibi hemodinamik veriler ölçülerek kaydedildi. Postoperatif HKA ile analjezik tüketimi, ağrı skorları (FLACC), sedasyon düzeyi, bulantı kusma, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler izlenerek not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri ve hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi. İntraoperatif dönemde inspire edilen ve tüketilen sevofluran miktarlarının grup I hastalarda, grup II hastalardan daha düşük olduğu saptanmış; ortalama sevofluran tüketimi grup I hastalarda 18,7±2,1 ml/saat, grup II hastalarda ise 21,5 ±2,9 ml/ saat olarak belirlenmiştir (p<0,001).Postoperatif hemodinamik veriler karşılaştırıldığında ise; sistolik arter basınçları, grup I hastalarda, grup II hastalara göre daha düşük bulunmuş, diğer parametreler benzer bulunmuştur.Hastaların postoperatif FLACC ve sedasyon skorlarının ve 24 saatlik kümülatif morfin tüketiminin grup I hastalarda, grup II'ye göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.001). Grup II'de 3 hastada bulantı görülürken, grup I'de hiçbir hastada bulantı- kusma görülmemiş, yine postoperatif hiçbir hastada ek analjezi ihtiyacı olmamıştır.Sonuç: Sonuç olarak preoperatif rektus kılıf bloğu uygulanan hastalarda, postoperatif iv. morfin uygulanan hastalara göre, peroperatif sevofluran tüketiminin ve HKA yöntemi ile postoperatif morfin tüketiminin daha az olduğu gözlenmiştir.Çalışmamızın sonucunda USG eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulamanın etkin ve güvenilir bir analjezi sağladığı kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi.

AnaljeziAnestetiklerLaparotomi+3
Aydın Halefoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Jinekolojik cerrahide ultrasonografi eşliğinde yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkileri

Amaç: Çalışmamızda jinekolojik cerrahide pfannenstiel (transvers) kesi ile yapılan miyomektomi ve histerektomi olgularında ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, peroperatif sevofluran ve postoperatif tramadol tüketimi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve yazılı hasta onayı alınarak yapıldı.Çalışmaya Jinekolojik Cerrahi kliniğinde pfannenstiel kesi ile miyomektomi ve histerektomi operasyonu yapılacak 20-70 yaş arası, ASA I-II grubu, 75 hasta alındı.Hastalar rastgele seçilen ve toplam 75 hastadan oluşan üç gruba ayrıldı.Grup I (n=25) hastalara genel anestezi indüksiyonu ve entübasyon sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II (n = 25) hastalara peroperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile insizyon bölgesinden açık teknik ile rektus kılıf bloğu, grup III (n = 25) hastalara peroperatif operasyon bitiminden 30 dakika önce 2 mg/kg intravenöz tramadol yapıldı.Postoperatif ağrı tedavisi için her üç gruba da tramadol ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,2 mg/kg bolus doz ve 10 dakika kilit süresi ile kuruldu.Her üç grupta da peroperatif inspire edilen (%) sevofluran konsantrasyonu, peroperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı,oksijen saturasyon değerleri ölçülerek kaydedildi.Ayrıca yine postoperatif dönemde HKA ile tüketilen total tramadol miktarı,VAS ağrı skoru değerleri ile bulantı-kusma,ek analjezik gereksinimi,gaz-gaita çıkışı olan olgu sayısı ve olası yan etkiler izlenerek kayıt edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri,operasyon süreleri ve preoperatif hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi.Peroperatif dönemde inspire edilen sevofluran konsantrasyonu (%), grup I hastalarda grup II ve grup III hastalara göre anlamlı oranda daha düşük saptandı (p = 0,0001), grup II ve III arasında ise istatistiksel fark yoktu (p > 0,05).Postoperatif dönemde ise sistolik-diyastolik arter kan basınçları, kalp atım hızları her üç grupta klinik açıdan hemodinamik sınırlar içerisinde ve birbirine benzer saptandı. 24 saatlik kümülatif tramadol tüketimi grup I ve grup II hastalarda birbirine benzer (p>0,05), grup III hastalardan ise düşük bulundu (p = 0,0001), grup I ve II'de ise benzer bulundu (p>0,05). VAS ağrı skoru da grup I hastalarda postoperatif 30. dk, 1., 2., 4., saatlerde grup II ve III'den daha düşük olarak saptandı (p = 0,021) (p = 0,020) (p = 0,045) (p = 0,044). Grup II ve grup III arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Gruplar arasında bulantı-kusma ve ek analjezik gereksim insidanslarında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup III hastalarda gaz-gaita çıkışı saptanmamış iken, grup I hastaların 5'inde, grup II hastaların 1'inde gaz-gaita çıkışı saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Sonuç: Preoperatif (preempitif) ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğu uygulamasının, peroperatif inspire edilen sevofluran konsantrasyonunu (%) ve postoperatif tramadol gereksinimini azalttığı, etkin bir analjezi sağladığı, hemodinamik parametreleri klinik anlamlı etkilemediği ve ciddi yan etkilere yol açmadığı sonucuna varıldı.Anahtar sözcükler: Jinekolojik cerrahi, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi

AnaljeziAnestetiklerAğrı+4
Şule Cüneyitoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Günübirlik cerrahilerde çocuklara bilgilendirme videosu gösteriminin preoperatif anksiyete ve taburcu sonrası davranış değişimlerine etkisi

Amaç: Hastane ortamı ve cerrahi girişim korkusu, anne ve babadan ayrılma, ağrılı ve invaziv girişimlerin yarattığı stres, psikolojik travmaya neden olabilmekte ve kalıcı davranış bozuklukları yaratabilmektedir. Preoperatif anksiyeteyi azaltmak için geliştirilen nonfarmakolojik yöntemlerden olan model alma temelinde hazırlanmış video gösterimi uygulamaları anestezi literatürüne son zamanlarda girmiş uygulamalardır. Çalışmamızda günübirlik cerrahilerde çocuklara preoperatif bilgilendirme videosu gösteriminin anestezi indüksiyonu sırasındaki anksiyete ve taburcu sonrası davranış değişimine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve yöntem: Fakülte etik kurulu ve ailelerin bilgilendirilmiş onamları alınarak, günübirlik cerrahi planlanan ASA I-II grubu, yaşları 5-12 arasında çocuklar çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele, Grup 1: preoperatif bilgilendirme videosu izleyenler, Grup 2: preoperatif bilgilendirme videosu izlemeyenler şeklinde iki gruba ayrıldı. Grup 1'de anestezi uygulanacak olan çocuğa anestezi indüksiyonu, analjezi yöntemi, 12'den sonra yemek yememesi gerektiği, ameliyat sonrasında verilecek ilaçları düzenli bir şekilde kullanması gerektiği model kullanılarak preoperatif video gösterimiyle açıklandı. Grup 2'de hastalara, preoperatif video gösterimi olmaksızın sözel olarak bilgilendirme yapıldı. Anestezi indüksiyonu sırasında, hastalarda M-YPAS kullanılarak anksiyete değerlendirildi. Hastaların taburcu sonrası davranış değişimleri ise ?Hastaneye Yatış Sonrası Davranış Sorgulaması? ile değerlendirildi.Bulgular: Model alma temelinde hazırlanmış video gösteriminin, çocukların anestezi indüksiyonundaki anksiyetelerini azalttığı ve taburcu sonrası davranışlarında video izlemeyen gruba göre daha az negatif değişimler olduğu saptandı.Sonuç: Nonfarmakolojik premedikasyon yöntemlerinden olan model alma temelinde hazırlanmış video gösteriminin preoperatif anksiyeteyi ve hastaneye yatış sonrası negatif davranış değişimlerini azaltmada etkin bir yöntem olabileceği kanısındayız.Anahtar Sözcükler: Preoperatif anksiyete, model alma, video gösterimi, davranış değişimleri.

AnksiyeteCerrahiDavranış+5
Aslı Batuman
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Major abdominal cerrahi uygulanacak çocuklarda ultrasonografi eşliğinde yapılacak rektus kılıf bloğunda farklı volümlerde kullanılan lokal anesteziğin peroperatif anestezik ajan ve postoperatif analjezik ajan tüketimi üzerine etkisinin araştırılması

ÖZETMajor Abdominal Cerrahi Uygulanacak Çocuklarda Ultrasonografi Eşliğinde Yapılacak Rektus Kılıf Bloğunda Farklı Volümlerde Kullanılan Lokal Anesteziğin Peroperatif Anestezik Ajan Ve Postoperatif Analjezik Ajan Tüketimi Üzerine Etkisinin AraştırılmasıAmaç: Çalışmamızda, çocuklarda yapılacak major abdominal cerrahilerde, USG eşliğinde yüksek volüm levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğu ile, az volümle uygulanan bloğa oranla peroperatif sevofluran tüketimini ve postoperatif analjeziyi daha da azaltmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi ve Reanimasyon A.D. ve Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş rıza onam formu alınarak yapılması planlandı.Yaşları 1-16 arasında, transvers insizyonla major batın cerrahisi yapılacak ASA I-II grubu 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Grup I (n=20)'deki hastalara 0,1 ml/kg levobupivakain(% 0,5) 0,1 ml/kg serum fizyolojik içinde, Grup II (n=20)'deki hastalara 0,1 ml/kg levobupivakain(% 0,5) 0,4 ml/kg serum fizyolojik içinde preoperatif ultrasound eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulandı. Postoperatif takipte ek analjezi için, gerektiğinde 0,1 mg/kg iv morfin uygulanması planlandı.Operasyon sırasında hastaların hemodinamik parametreleri ve sevofluran tüketimi, operasyon sonunda ağrı düzeyleri, sedasyon düzeyleri, bulatı, kusma ve diğer yan etkiler kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri ve hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi. İntraoperatif dönemde inspire edilen ve tüketilen sevofluran miktarları her iki grupta da benzer olup, toplam sevofluran tüketimi grup I hastalarda 106,85±28,6 ml, grup II hastalarda ise 91,50±36,6 ml olarak belirlenmiştir (p>0,05).Postoperatif hemodinamik veriler karşılaştırıldığında, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.Hastaların postoperatif ağrı skalaları ve sedasyon skorları, ek analjezik ihtiyacı benzer olup, Grup I'de 7 hastada, Grup II'de 3 hastada ek analjezik ihtiyacı olmuştur. Hiç bir hastada bulantı-kusma ve yan etki görülmemiştir.Sonuç: Sonuç olarak major abdominal cerrahi uygulanacak çocuklarda preoperatif yüksek volümle rektus kılıf bloğu uygulananlarda, normal volümle uygulananlara göre intraoperatif sevofluran tüketiminde ve postoperatif ek analjezik ihtiyacında istatistiksel olarak fark olmadığı gözlenmiştir. Yine ultrason eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulamanın etkin ve güvenilir bir analjezi sağladığı kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, Rektus Kılıf Bloğu, Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Sevofluran, Ultrasonografi.

AnaljeziAnestetiklerAnestezi+4
Serkan Yıldırmaz
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda perkütan nefrolitotomi ameliyatlarında ultrason eşliğinde yapılan torakal paravertebral bloğun hemodinami ve postoperatif ağrı üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada böbrek taşı nedeniyle perkütan nefrolitotomi ameliyatı planlanan pediatrik hastalarda bupivakain ile ultrason eşliğinde yapılan torakal paravertebral bloğun peroperatif anestezik ajan tüketimi ve postoperatif analjezi üzerine etkinliğinin araştırılması planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınarak yapıldı. 1-5yaşarası, böbrek taşı nedeniyle perkütan nefrolitotomi yapılması planlanan 40 hasta çalışmaya dahil edildi ve hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastalara genel anestezi uygulandı ve entübe edildi. Grup I hastalara pron pozisyon verildikten sonra ultrason eşliğinde 0.5ml/kg bupivacain %0.5 ile torakal paravertebral blok (T10-T11, T11-T12, T12-L1); Grup II hastalara ise postoperatif analjezik olarak 15 mg/kg parasetamol yapılması planlandı. Postoperatif dönemde eğer FLACC > 4 ise 1 mg/kg tramadol yapılması planlandı. Olguların intraoperatif sevofluran konsantrasyonları ile intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basınçları, kalp atım hızı, oksijen saturasyonu kaydedildi. Postoperatif dönemde ağrı skoru (FLACC), ebeveyn memnuniyet derecesi, ek analjezik ihtiyacı olan olgu sayısı ve yan etkiler (bulantı, kusma, hipotansiyon, bradikardi, solunum sıkıntısı vb.) kaydedildi. Bulgular: Demografik özellikler, operasyon süreleri, hemodinamik parametreler gruplar arasında benzerdi. İntraoperatif sevofluran konsantrasyonu istatistikse lolarak GrupI'de GrupII'den daha düşük saptandı (p=0,000). Postoperatif GrupI'de analjezik gereksinimi olan olgu yokken, GrupII'de 18 (%90) olgu belirlendi. GrupI'de ebeveyn memnuniyeti açısından mükemmel ve iyi şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı, GrupII'de ise iyi ve kötü şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı yüksek bulundu. Postoperatif FLACC değerleri GrupI'de GrupII'den istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (p=0,000). Olguların hiç birinde hipotansiyon, bradikardi ve solunum depresyonu gözlenmedi. Sonuç: Pediatrik olgularda ultrason eşliğinde torakal paravertebral blok uygulamasının, sistemik analjezi uygulanımına göre perioperatif anestezik gereksinimi ve ek analjezik gereksinimi daha çok azalttığı ve ebeveyn memnuniyetini arttırdığı kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Ultrason eşliğinde torakal paravertebral blok, perkütan nefrolitotomi, çocuk.

AnesteziAğrı-postoperatifCerrahi-ürolojik+5
Fatma Gülşah Akıncı
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ventilatör ilişkili pnömonide presepsinin rolü

Giriş: Yoğun bakım ünitelerinde, akut solunum yetmezliği tedavisinde mekanik ventilasyon önemli bir yere sahiptir. Mekanik ventilasyonun en korkulan komplikasyonlarından birisi olan ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) yatış sürelerini ve maliyeti arttırması yanısıra, morbidite ve mortalite için de önemli bir risk faktörüdür. Bu durum agresif tedavi gerektiren yüksek riskli VİP hastalarının erken tanımlanması ihtiyacını doğurur. Amaç: Bu çalışmanın amacı, yoğun bakımdaki VİP tanısı almış hastaların APACHE II skoru hesaplanarak, yeni bir biyomarkır olan Presepsin ile birlikte rutinde kritik hastaların takibinde bakılan WBC, CRP, PCT ve Laktat değerlerinin, hastaların erken tanısı ve mortalitelerine olan etkilerini değerlendirerek hastalığın prognozu hakkında öngörüde bulunmaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma prospektif olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurul izni alındıktan sonra Kasım 2015-Temmuz 2016 tarihleri arasında Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde ve Dahiliye Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde yapıldı. Çalışmamıza yoğun bakım ünitesinde 120 saatten fazla yatan 18 yaş ve üzeri VİP tanısı almış 60 hasta dahil edildi HIV enfeksiyonu olan, aktif tüberkülozu olan, immün supresif tedavi alan, postsplenektomili hastalar ve nötropenik hastalar ise çalışmaya dahil edilmedi. VİP tanısı konulan ilk gün içerisinde APACHE II skorunu oluşturan değişkenlerin en kötü değerleri alınarak APACHE II değeri hesaplandı ve kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 1. 3.ve 7. gününde Presepsin, WBC, CRP, PCT ve Laktat değerlerini bulmak için kan örnekleri alındı. Çalışmaya dahil edilen hastalar 28. Güne kadar takip edildi ve şifa, takibe devam veya exitus olarak kayıt edildi. Sonuç: VİP tanısı almış hastalarda Presepsinin diagnostik bir özelliğinin olmadığı, APACHE II değerlerinin ise bu hastalarda prognostik özelliklere sahip olduğunu ve artmış sonuçlarının mortalite ile ilişkili olduğu kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: APACHE II, Presepsin, Ventilatör İlişkili Pnömoni, WBC, CRP, PCT, Laktat.

APACHE skorlama sistemiC reaktif proteinKalsitonin+5
Ramazan Kara
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında akut böbrek yetmezliğinin erken tanısında presepsinin rolü

Amaç: Böbrek yetmezliği kritik hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Bu nedenle kritik hastaların bakımında böbrek hasarının tanınması amacıyla RIFLE VE AKI sınıflamaları geliştirilmiştir. Yoğun bakımlardaki böbrek hasarı genellikle sepsis zemininde gelişir. Presepsin sepsis tanısında kullanılan yüksek sensitivite ve spesifiteye sahip yeni bir biyomarkerdır. Ancak literatürde böbrek yetmezliğinde presepsin düzeylerinin rolünü gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada böbrek yetmezliği olan kritik hastalarda idrar ve kan presepsin düzeylerinin tanıdaki rolünün araştırılması hedeflendi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon A.D. ve Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş rıza onam formu alınarak yapıldı.Çalışmaya yoğun bakımda yatmakta olan, yaşları 18-75 arasında erişkin 60 hasta alındı. Hastalar iki grupta incelendi. Grup 1(n=30) yoğun bakıma kabülünde böbrek yetmezliği mevcut olmayan, Grup 2 (n=30) yoğun bakıma kabülünde böbrek yetmezliği mevcut olan hastalar olarak belirlendi. Böbrek hasarı değerlendirmesi RIFLE sınıflaması ile yoğun bakım hastalık şiddeti ise APACHE II ve SOFA skorlama sistemi ile yapıldı. Nötropenik olan, HIV enfeksiyonu olan, kronik böbrek yetmezliği olan, hemodiyaliz uygulanan ve septik şokta olan hastalar çalışma dışı bırakıldı.Yoğun bakıma yatışın 1. 2. ve 7.günlerinde kan ve idrarda presepsin, kanda Hb, Htc, WBC, platelet, PCT, CRP, biluribin, Na, K, üre, kreatinin, laktat düzeylerine bakıldı. Veriler SPSS 17.0 programı ile kayıt altına alınarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik AD tarafından analiz edildi. Bulgular: Hastaları demografik özelliklerine göre incelediğimizde; grup 2'deki hastaların yaş ve APACHE II skorlarının, grup1'e göre anlamlı olarak daha yüksekti.(p <0,05). Gruplar arasında SOFA ve cinsiyet dağılımları arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). 7. gün kan Presepsin, WBC ve CRP değerleri grup 2'de anlamlı olarak yüksek bulundu. Grupların zaman içindeki kan presepsin değerlerindeki değişim incelendiğinde; grup1'in değerleri zaman içerisinde azalırken; grup 2'de arttığı saptanmıştır (p=0.001). PCT değerleri grup 2'de anlamlı olarak yüksek bulundu (p <0,005). Her iki grupta da hastaların PCT değerleri zaman içinde azaldı (p<0,05). Üre ve sKr düzeyleri grup 2'de grup 1'e göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p <0,0001). Grup1'in kreatinin değerleri zaman içerisinde azalırken; grup 2'de arttığı saptandı (p=0.001). Grup 2'de GFR düzeyleri grup 1'e göre anlamlı olarak düşük bulundu. Kan ile idrar presepsini arasındaki ilişki karşılaştırıldığında ikisi arasında anlamlı bir korelasyon saptandı (p <0,0001, r=0,65). Kan ve idrar presepsini ile PCT arasındaki ilişki karşılaştırıldığında ikisi arasında negatif korelasyon saptandı. Sonuç: Yoğun bakımda yatan akut böbrek yetmezliği tanısı alan hastalarda olmayanlara göre presepsin ve prokalsitonin konsantrasyonları kanda belirgin olarak yüksek görülmektedir. Ancak idrar presepsin düzeylerine bakıldığında akut böbrek yetmezlikli hastalarda olmayanlara göre fark yoktur. Akut böbrek yetmezliği olan hastalarda kan presepsin konsantrasyonu ile hastalık şiddeti ilişkilidir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akutKalsitonin+6
Fatma Kubat
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toraks cerrahisi uygulanan hastaların postoperatif entegre pulmoner indeks ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; toraks cerrahisi uygulanan hastalarda bakılan postoperatif entegre pulmoner indeks (EPİ) skorunun postoperatif komplikasyonlar, mortalite ve morbidite üzerine etkinliğinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 01.08.2020 ve 31.01.2021 tarihleri arasında, elektif torakotomi ve video yardımlı toraks cerrahisi (VATS) yapılan, ASA I-III sınıfı, 18 yaş ve üzeri, çalışmaya katılmaya gönüllü olan toplam 97 hasta dahil edildi. Postoperatif ünitede 15. dakika, 30. dakika, 1. saat ve 2. saatte ölçülen sistolik, diyastolik ve ortalama kan basıncı değerleri, SpO2, EtCO2, kalp atımı, solunum sayısı ve EPİ değerleri ile arter kan gazı analizleri kaydedildi. Postoperatif dönemde 6. saat, 12. saat, 18. saat, ve 24 saatte ziyaret edilen tüm hastaların sistolik, diyastolik ve ortalama kan basıncı, nabız, solunum sayısı, satürasyon ve arteriyel kan gazı analizleri, yoğun bakım ihtiyacı, hastanede yatış süresi, olası komplikasyonlar ve 28 günlük mortalite değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil olan 97 hastanın yaş ortalaması 50,26±16,3 olup % 58,8'i erkek, % 41,2'si kadındı. Hastaların %32'si ASA-I, % 68'i ASA-II sınıfında yer almaktaydı. Ameliyatlar % 70,1 oranında VATS olarak, bunların % 46,4'ü sağ, % 23,7'si sol VATS şeklinde yapıldı. Torakotomi % 29,9 oranında uygulanırken %20,6'si sağ, %9,3 sol torakotomi şeklinde idi. Ortalama anestezi süresi 135,7 ± 47,3 dakika iken ortalama cerrahi süresi 113,2 ± 44,5 dakika idi. Hastaların ortalama EPİ skoru ilk 15. dakikada 8,1 ± 1,3, ilk 30. dakikada ise 8,7 ± 1,1 idi. Hastaların postoperatif 28 günlük takiplerinde % 30,9 hastada postoperatif komplikasyon tespit edildi. Ortalama taburculuk süresi 5,63 ± 4,54 gün olarak tespit edildi. Kan gazı pH değerleri ile postoperatif EPİ skorları, ek hastalık ile postoperatif EPİ skorları, ASA sınıfı ile postoperatif EPİ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulundu. Ancak, bakılan diğer parametreler ile postoperatif EPİ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunamadı. Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen verilere göre EPİ skoru toraks cerrahisi sonrası erken dönem hasta izleminde kullanılabilecek basit ve güvenli bir noninvaziv monitörizasyon yöntemidir. Postoperatif hastalarda EPİ monitörü kullanımının standart klinik bakıma kıyasla, gelişebilecek olası respiratuvar komplikasyonların daha erken dönemde tespitini, derlenme odalarında hemşire müdahalelerinin artışını, dolayısıyla mortalite ve morbiditede azalmayı sağlayabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Entegre pulmoner indeks, monitörizasyon, postoperatif komplikasyon, toraks cerrahisi

Göğüs cerrahisiMonitörizasyon-fizyolojikMorbidite+4
Zaıd Alı Abdulkarem Abdulkarem
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pleth variability indeks ile sıvı açığı öngörülen hastalarda anestezi indüksiyonu ile oluşabilecek hipotansiyonu önlemede izotonik infüzyonunun etkisi

Giriş: Cerrahi hastalar için preoperatif açlık, anestezik ajanlar ve pozitif basınçlı ventilasyon gibi çeşitli faktörlerin tümü, dolaşımdaki etkin kan hacminin azalmasına katkıda bulunur. Anestezi uygulanacak hastalar sıklıkla intravasküler volüm açığı ile başvururlar. Pleth variability indeks (PVİ), nabız oksimetresi dalga formu genliğindeki solunum varyasyonlarının otomatik ve sürekli olarak hesaplanmasını sağlayan yeni bir yöntemdir. Pleth variability indeksin sıvı duyarlılığını stroke volüm varyasyonu kadar doğru bir şekilde tahmin ettiği gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı PVİ ile intravasküler volüm açığı öngörülen hastalarda anestezi indüksiyonu ile oluşacak hipotansiyonu önlemede 500 ml izotonik %0,9 NaCl infüzyonunun etkilerini gözlemlemek. Metod: Prospektif, randomize, kontrollü olarak planlanan çalışmaya 18-80 yaş arası, ASA (American Society of Anesthesiologists) I-II, PVİ > %15 olan; genel anestezi, mekanik ventilasyon ve endotrakeal entübasyon gerektiren 260 hasta dahil edildi. İndüksiyon her iki grupta 2 mg/kg propofol, 0,6 mg/kg roküronyum ile sağlandı. Grup 1'e anestezi indüksiyonu öncesi ek medikal tedavi uygulanmaz iken Grup 2'ye 500 ml izotonik %0,9 NaCl 10 dakika infüzyon şeklinde uygulandı. Hastaların demografik verileri, preoperatif, indüksiyon sonrası 1, 2 ve 3. dakika PVİ, sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB), ortalama arter basıncı (OAB), nabız ve saturasyon değerleri kaydedildi. Bulgular: Grup 1'de indüksiyon sonrası 3. dakikada hastaların % 38,4'ünde OAB <65 mmHg; Grup 2'de hastaların %6,9'unda OAB <65 mmHg bulundu. İndüksiyondan sonra Grup 2'nin SKB, DKB ve OAB değerleri daha yüksek bulundu. İndüksiyon sonrası 1. dk, 2. dk ve 3. dakikada Grup 1'deki PVİ değerleri Grup 2'den yüksek bulundu. Sonuç: Preoperatif hastalarda PVİ ile öngörülen sıvı açığı yerine konarak anestezi indüksiyonunda propofole bağlı oluşabilecek hipotansiyon sıklığı azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Pleth variability indeks; anestezi indüksiyonu; hipotansiyon; serum fizyolojik; propofol.

AnesteziHipotansiyonPleth değişkenlik indeksi+3
Yekta Kuşsever
Çukurova University
2023
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postoperatif yoğun bakım ihtiyacı olan toraks cerrahisi hastalarının analizi

Postoperatif Yoğun Bakım İhtiyacı Olan Toraks Cerrahisi Hastalarının Analizi Amaç: Çalışmamızın amacı; cerrahi sonrası yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) takip edilen toraks cerrahisi hastalarının retrospektif analizini yaparak postoperatif dönemde gelişen komplikasyonlar için risk faktörü analizini yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2020-Aralık 2023 yılları arasında göğüs cerrahisi tarafından opere edilen ve postoperatif dönemde yoğun bakım ünitesinde takip edilen 91 hasta dahil edildi. Hastaların demografik, anestezi ile cerrahiye ilişkin verileri, preoperatif ve postoperatif laboratuvar değerleri, YBÜ'ye çıkma sebebi, YBÜ tedavi verileri, postoperatif gelişen komplikasyonlar, YBÜ ve hastane kalış süreleri retrospektif olarak hastane elektronik veri sistemi ve arşiv hasta dosyaları yardımıyla taranarak kaydedildi. Bulgular: Çalışma periyodu boyunca hastanemiz göğüs cerrahisi bölümü tarafından 1255 hasta ameliyat edildi ve 91 tanesinin (% 7,25) postoperatif dönemdeki tedavisine YBÜ'de devam edildi. Hastaların 66'sı erkek (% 72,5), 25'i kadın (% 27,5), yaş ortalaması ise 52,27±21,90 yıl idi. 49 hasta (% 53,8) ASA III, 38 hasta (% 41,8) ASA II, 4 hasta (% 4,4) ASA I grubundaydı. Modifiye Charlson skoru 27 hastanın hafif (1-2), 25 hastanın orta (3-4), 39 hastanın ağır (>4) olarak hesaplandı. Sigara öyküsü olan hasta sayısı 58 (% 63,7) idi. Ek hastalığı olan hasta sayısı 77 (% 84,6) idi, bunların 32'sinde hipertansiyon (% 35,2), 26'sında (% 28,6) diyabet, 26'sında (% 28,6) kardiyovasküler hastalık, 21'inde ise KOAH (% 23,1) mevcuttu. En sık gözlenen kabul nedenleri postoperatif takip (% 54,9) ve solunumsal nedenler (% 46.2) idi. Preoperatif ortalama FEV1 1833±803 mL, FVC 2644±731 mL, FEV1/FVC % 73,63±11,25 idi. Rejyonel teknik uygulanan ve uygulanmayan hastalar arasında postoperatif komplikasyon gelişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Diğer incelenen parametrelerin ise postoperatif komplikasyon gelişimi üzerine etkisi gösterilemedi (p>0,05). Sonuç: Toraks cerrahisi sonrası YBÜ'de takip edilen hastalar genellikle erkek cinsiyette, orta yaşta, ASA skoru ve Modifiye Charlson risk indeksi yüksek, sigara öyküsü olan ve komorbiditeye sahip hastalardır. Yoğun bakıma kabulün en sık gözlenen iki nedeni yakın monitörizasyon amaçlanması ve solunumsal problemlerdir. Postoperatif analjezi için uygulanan rejyonel teknikler postoperatif dönemde gelişebilecek komplikasyon sıklığını ve hastane yatış süresini azaltır. Anahtar Kelimeler: Postoperatif analjezi, postoperatif komplikasyon, rejyonel teknik, toraks cerrahisi, yoğun bakım ünitesi

Burak Cerit
Çukurova University
2024
00

Other supervisors