Theses supervised by Prof. Dr. Dursun Ali Köse
13 theses · Hitit University
Bazı lantanid grubu metal katyonlarının tek ve karışık ligand komplekslerinin sentezi ve yapısal karakterizasyonları
Lantanid ve Aktinid yarı grublarına ait katyonların koordinasyon bileşiklerinin sentezi ve bu bileşiklerin yapısal özelliklerinin incelenmesine dair çalışmalar çok yenidir. Lantanid yan grubu metal katyonlarının organik ligandlarla yapmış olduğu kompleks yapıları üzerine çalışmalara olan ilgi son yıllarda artmıştır. Geçiş metal katyonlarının koordinasyon bileşikleriyle kıyaslandığında lantanit katyonlarının koordinasyon bileşikleri çok geç keşfedilmişlerdir. Ancak lantanit komplekslerinin gösterdikleri fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından geçiş metallerine göre farklanmaları önemlerini artırmaktadır. Bu metal katyonlarının sahip olduğu +3 yükseltgenme basamağı ve yarıçaplarına bağlı olarak gösterdikleri yüksek koordinasyon sayısı, metal katyonu çevresine bir çok organik ligandın koordinasyonuna kolaylık sağlamaktadır. Anyonik veya nötral özellikli organik ligandlarla yapılan saf metal-organik ligand kompleksleri pek çok özellikleri açısından önemli özelliklere sahiptir. Bu tez çalışması kapsamında, Evropiyum(III), Terbiyum(III), Holmiyum(III), Erbiyum(III) ve İtterbiyum(III) nadir toprak elementlerinin Asesülfam K-Nikotinamid/N,N-dietilnikotinamid ligandlarını içeren karışık ligandlı koordinasyon bileşikleri sentezlenerek yapıları; elementel analiz, fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), termogravimetrik analiz (TGA/DTA), katı ultroviyole-görünür bölge spektroskopisi (UV-VIS), kütle spektroskopisi (GC-MS) ve erime noktası tayini yöntemleriyle aydınlatılmaya çalışıldı. Bu sonuçlara göre sentezlenen komplekslerin molekül formülleri aşağıdaki gibi önerilmektedir: (I) [Eu(C4H4NO4S)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (II) [Tb(C4H4NO4S)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (III) [Ho(C4H4NO4S)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (IV) [Er(C4H4NO4S)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (V) [Yb(C4H4NO4S)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (VI) [Eu(C4H4NO4S)2(C6H6N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (VII) [Tb(C4H4NO4S)2(C6H6N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (VIII) [Ho(C4H4NO4S)2(C6H6N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (IX) [Er(C4H4NO4S)2(C6H6N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S) (X) [Yb(C4H4NO4S)2(C6H6N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (XI) [Eu(C4H4NO4S)2(C10H14N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (XII) [Tb(C4H4NO4S)2(C10H14N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O (XIII) [Ho(C4H4NO4S)2(C10H14N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S) (XIV) [Er(C4H4NO4S)2(C10H14N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S) (XV) Yb(C4H4NO4S)2(C10H14N2O)2(H2O)2](C4H4NO4S).H2O
Dna seçici mikrokürelerin sentezi ve karakterizasyonu
Moleküler baskılama, hedef molekül hafızalı polimerler sentezlemek ve bu sayede de hedef moleküllere karşı seçici materyaller üretmek için bilim insanları tarafından son yıllarda oldukça fazla kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı 6 farklı canlı türünden elde edilen DNA moleküllerini Poli(Glisidil metakrilat), Poli(GMA), mikrokürelerine baskılamak ve bu polimerelere her canlı DNA'sı için ayrı seçicilik kazandırmaktır. Polimerlerin karakterizasyonu için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Frouer Dönüşümlü İnfrared Spektroskopisi (FT-IR), Termal Analiz ve Lazer Taramalı Konfokal Mikroskop Analizi yapılmıştır. DNA baskılanmış polimerlerin seçiciliklerini kıyaslamak için konfokal mikroskop görüntüleri ve GC-MS kütle analizleri yapılmıştır.
Enerji içeceklerinin muhteviyat açısından değerlendirilmeleri
TGK Enerji İçecekleri Tebliği'nde enerji içecekleri ''kafein içeren, taurin, glukoronolakton, inositol, karbohidrat, aminoasitler, vitaminler, mineraller ve diğer gıda ve bileşenlerini içerebilen, aromalandırılmış alkolsüz içeceği" şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji içeceğinin bileşiminde kafein miktarı 150 mg/L'den, inositol 100 mg/L'den, glukoronolakton 20 mg/L'den, taurin 800 mg/L'den fazla olamaz. Sağlıklı genç erişkinlerde kafein, taurin ve glukoronolakton içeren içeceğin tüketimi arteriyel kan basıncını ve platelet agregasyonunu artırdığı ve endotel fonksiyonu azalttığı bildirilmiştir. Enerji içeceklerinde sağlıklı yetişkinler için günlük olarak 400 mg'dan fazla kafein tüketilmesi ve 500 ml'den fazla enerji içeceği tüketilmesi, ayrıca enerji içeceğinin alkol ile birlikte veya beraber tüketilmesi risklidir tavsiye edilmez. Enerji içecekleri çocuklar, 18 yaş altı kişiler, yaşlılar, diyabetikler, yüksek tansiyonu olanlar, gebe ve emzikli kadınlar, metabolik hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar ile kafeine hassas kişiler için risklidir tavsiye edilmez. Enerji içeceklerinin kullanımı son yıllarda Dünya'da ve ülkemizde hızla artmaktadır. Genellikle enerji içecekleri gençler, sporcular ve aktif olarak yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Enerji içecekleri aynı zamanda keyif verici olarak veya mental, fiziksel ve bilişsel performansı artırmak içinde tercih edilmektedir. Enerji içeceği tüketimi çoğunlukla sinirlilik, anksiyete, gastrointestinal rahatsızlık ve taşikardi ile kendini gösteren kafein intoksikasyon sendromu ile bağdaştırılmıştır. Çalışmamızın amacı piyasada kullanılmakta olan birçok enerji içeceğinin GC-MS (Gaz Kromatografisi- Kütle Analizi) cihazı ile kalitatif analizi yapılarak içeriğinin hangi bileşenlerden oluştuğunun ve bileşenlerin etkinliklerinin incelenmesidir. Ayrıca belirlenen maddelerin ve miktarlarının insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenerek pazardaki mevcut enerji içeceklerinin değerlendirilmesidir.
Geçiş metal kompleks katyonlu heptaborat yapıların sentezi ve karakterizasyonu
Geçiş metal kompleks katyonlu heptaborat yapılar sentezlendi elementel analiz, erime noktası tayini, FT-IR, TGA/DTA analizi, UV analizi, X-ışını kırınımı (XRD) analiz metotları kullanılarak karakterize edildi. Heptaborat tuz yapılarının infrared spektrumları ile özellikle geçiş metal kompleksinin varlığını gösteren (-M-N)phen ve (-M-N)prid gerilme titreşimlerine ait pikler teyit edildi. Heptaborat yapısının karakteristik gerilme titreşimleri olarak yapılarda mevcut B-OH bağlarına ait -OH gerilme titreşimleri ve yapılardaki dört adet trigonal borat molekülünün varlığını teyit eden asimetrik ve simetrik gerilme titreşimlerinin keskin şiddetli pikler olarak ortaya çıktıkları tespit edildi. Dengeleyici katyonu geçiş metal katyon olan anyonik heptaborat tuz yapılarının termal analiz bozunma eğrileri alındı. Genellemek gerekirse benzer bozunma basamakları sergileyen moleküllerin bozunma basamakları, bozunma ürünleri ve son bozunma ürünlerine dair veriler elde edildi. Moleküllerin benzer bozunma karakterlerine bağlı olarak tüm yapılarda öncelikle koordinasyon küresinin dışarısında yerleşik olan hidrat sularının tek basamakta yapılardan uzaklaştıkları görülmektedir. Genelde moleküllerin hidrat suyu kaybına ait bozunma basamağının deneysel ve teorik kütle kayıplarının uyum içerisinde olduğu gözlemlendi. Heptaborat tuz yapılarının ikinci bozunma basamağı olarak, tüm yapılarda heptaborat halkasında bulunan -OH gruplarının su buharı şeklinde uzaklaşmasına atfedilebilecek miktarlarda suyun uzaklaşması saptandı. Bu bozunma basamağının tüm yapılarda tek basamakta gerçekleştiği ve ilgili deneysel teorik kütle kayıplarının birbiri ile uyumlu olduğu görüldü. Metal katyon kompleksli heptaborat tuz yapılarının son bozunma basamağı olarak organik ligandların yanarak bozunmaları gözlemlendi. Metal oksit/bor oksit kalıntılarının yapılan toz XRD verileri son bozunma ürünleri olarak görüldü. Yapılan karakterizasyon uygulamaları sonucunda elde edilen bileşik formülleri aşağıdaki gibi önerilmiştir: [Mn(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (I) [Co(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (II) [Ni(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (III) [Cu(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (IV) [Zn(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (V) [Cd(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (VI)
Tarım çalışanlarının pestisitlere maruz kalma yolları ve güvenlik tedbirleri
Pestisitler, tarım üretimini arttırmak ve verimliliğini sürdürmek amacıyla kullanılmakta, aşırı ve bilinçsiz kullanımı hem çalışan sağlığına hem de toplum sağlığına zarar vermektedir. Özellikle Ülkemizde tarım çalışanları tarafından sıklıkla ve yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bu durum, kimyasal maddelere solunum, sindirim, deri ve göz yoluyla maruz bırakmakta ve sağlık problemlerine sebep olmaktadır. Kimyasal maddelere en çok da ilaçlama işlemleri sırasında maruz kalınmaktadır. Pestisitler, iş sağlığı ve güvenliği açısından kimyasal tehlike ve risk oluştururlar. Böcek ilaçlarının hazırlanması, taşınması, depolanması yeni sorunlara neden olmaktadır. Pestisit kullanan ve hazırlayan tarım çalışanları fiziksel, kimyasal, ergonomik, biyolojik ve psikososyal risklere de maruz kalmaktadır. Bu tez çalışmasında; tarım çalışanlarının pestisitlere maruz kalma yolları, önemi, etkisi anlatılarak, literatür taramasından örnek olaylar verilmiş olup, iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlikeli ve riskli durumların neler olduğu üzerinde durulmuştur. Ayrıca çocukların, yetişkinlerin pestisit kalıntılı gıdaları tüketimi sonucu ne tür akut ve kronik sağlık risklerine maruz kalabileceği belirlenmiştir. Bu açıdan tarımda ilaçlanan yiyeceklerin tüketime sunulmadan önce düzenli olarak kontrolünün yapılması, uygulama sıklığının ve pestisit miktarının azaltılması hem çalışanlar açısından hem de halk sağlığı açısından oldukça önemli olduğu ortaya çıkartılmıştır. Pestisitlerin ve diğer zararlı kimyasal maddelerin tarım çalışanları üzerinde tehlike ve risk oluşturmayacak şekilde kullanımının sağlanması ve kapalı ortamlarda, en önemlisi seralarda ortam havalandırılmasının önemine aracı olmaktır.
Günlük besin takviyeleri için bor ester kompleks bileşikleri. Sentezleri, yapısal karakterizasyonları ve sitotoksik incelemeleri
İnsanların daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürebilmesi için koruyucu, önleyici, destekleyici ve tedavi edici bileşiklerin keşfedilmesi yaşadığımız yüzyıl için önemli bir yer teşkil etmektedir. Borun biyolojik etkilerinin çok çeşitli olması bu anlamda umut vaadetmektedir. Bor elementinin, yaşam fonksiyonu gösteren organizmaların üzerinde yaşam döngülerini tamamlamak için önemli olduğu bilinmektedir. İnsan ve hayvanlarda enerji metabolizması, mineral metabolizması, hormon metabolizması, kemik yapısı ve fonsiyonksiyonu ve diğer biyolojik süreçlerde düzenleyici rol oynadığı görülmüştür. DNA'nın korunması oksidatif stres etkili olması gibi her geçen gün faydaları artmaktadır. Bu anlamda bor yeni terapötik ajanların geliştirilmesinde umut vaadetmektedir. Özellikle takviye edici gıda kapsamında bor türevlerinin kullanımı son yıllarda artış göstermektedir. Bu tez çalışmasında sitrik asit, salisilik asit, malik asit, aspartik asit, glisin, askorbik asit, laktoz, glikoz, fruktoz, glukozamin, kondritin sülfat biyolojik ligantları ile bor monoester ve bor diester yapıları sentezlenmiştir. Bor ester yapılarını kararlı kılmak için Na, K, Mg, Ca katyonları kullanılmıştır. Sentezlenen maddelerin yapısal özellikleri, katı halde sulu çözeltilerinden kristallendirilerek/çöktürülerek kazanımları sağlanan moleküllerin, elemantel analiz, erime noktası tayini, infrared spektroskopisi analizi (FT-IR), termal analiz (TGA/DTA), kütle analizi (GC-MS) ve tek kristal yapı analiz (SC-XRD) yöntemleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Yapısal olarak incelenen moleküllerin biyouyumluluk çalışmaları kapsamında sitotoksik özellikleri incelenmiştir.
Ülkemizde itfaiyecilik mesleğinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi
İtfaiyecilik her türlü yangın, deprem, trafik kazaları, toprak kayması, göçükler, tehlikeli kimyasallar, intihar vakaları, sel ve su baskınları, baca temizliği, su altı ve su üstü gibi arama kurtarma faaliyetlerinin yürütüldüğü, belediyelere bağlı kamu kurumu tarafından yürütülen kombine bir iştir. İtfaiye teşkilatları hizmet ettikleri bölgenin coğrafi ve fiziki koşullarına göre çok çeşitli olaylara müdahale etmektedirler. Gelişen dünyanın sanayi ve teknolojik yeniliklerle revize olması, yeni zorlukları da beraberinde getirmektedir. Yüksek katlı binaların yapılması, sanayi ve teknolojik alanda gerçekleşen yenilikler yeni yeni müdahale şekillerinin uygulanmasını beraberinde getirmektedir. Çok yönlü müdahale farklılıkları itfaiye ekipmanlarının da çok çeşitli olmasını beraberinde getirmektedir. İtfaiye teşkilatları farklı görev risklerinden dolayı en riskli ve tehlikeli meslek gruplarından biridir. Bu denli çok yönlü olaylara müdahale eden bir teşkilatta iş sağlığı ve güvenliği açısından çok büyük riskler bulunmaktadır. Farklı bir kamu kurumunda bu risklerle personelin karşılaşma olasılığı itfaiyecilere göre çok daha düşüktür. Yerel yönetimlere bağlı hizmet veren itfaiyeler ülkemizde coğrafi bölgelere göre de il ve ilçe ya da büyükşehir itfaiye teşkilatları da birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. Ülkemizde itfaiyecilik mesleğinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi çalışmamızın ana fikrini oluşturmaktadır. Bu amaçla doğru sonuçların elde edilebilmesi için İtfaiye teşkilatları il, ilçe ve büyükşehir olacak şekilde itfaiye personellerinin demografik yapısı, itfaiye teşkilatında genel iş sağlığı ve güvenliği ve güvenlik kültürüne bakış, kişisel koruyucu donanımlar (KKD) ve kullanımı, itfaiye personelinin yangınla ilgili acil durum farkındalığı ve itfaiye personelinin tükenmişlik düzeyi verilerinin elde edilebilmesi için anket çalışması yapılmıştır. Bu amaçla Sungurlu İlçe İtfaiye Müdürlüğü, Çorum Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı personellerinden 301 kişinin katılımıyla bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu anket çalışmasında elde edilen veriler ANOVA testi, ''t'' testi, Kruskal Wallis Analizi ve Mann Whitney ''U'' testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlarda itfaiye personellerinin demografik özellikleri, İtfaiye Teşkilatında Genel İş Sağlığı ve Güvenliği ve Güvenlik Kültürüne Bakış, Kişisel Koruyucu Donanımlar ve Kullanımları, İtfaiye Personelinin Yangınla İlgili Acil Durum Farkındalığı ve İtfaiye Personelinin Tükenmişlik Düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
İş sağlığı ve güvenliği kültürü açısından Türkiye ve Japonya değerlendirmesi
Bu çalışma, Türkiye ve Japonya arasında iş sağlığı ve güvenliği kültüründe mevcut olan benzersizlikleri ve bu iki ülkenin yasal düzenlemelerin hazırlanması ve günlük yaşama entegrasyonundaki farklı yaklaşımlarını inceler. Hem Türkiye hem de Japonya, dünya ekonomisinde önemli oyuncular olup iş sağlığı ve güvenliği kültürlerindeki farklılıklar iş kazaları ve meslek hastalıklarının engellenmesi için önemlidir. Japonya'nın çalışma düzenindeki detaylılık, disiplin ve organizasyon, ülkenin uzun yıllardır devam eden kültürel değerlerine dayanmaktadır. Öte yandan Türkiye'nin daha esnek, adapte olabilen ve çeşitli sektörlerde hızla değişebilen çalışma kültürü, tarihsel, sosyal ve ekonomik koşulların bir yansımasıdır. Bu çerçevede, Japon kültürünün Türkiye'deki uygulamalarla neden çeliştiğini ve benzer yasal düzenlemelerin farklı bir kültürde neden aynı başarıyı elde edemediğini anlamak için Hofstede'nin Kültürel Boyutlar Teorisi'ni de kullanarak bir değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Hofstede'nin Kültürel Boyutlar Teorisi, ulusal kültürlerin iş dünyasındaki etkilerini anlamak için altı temel boyutta incelenmesini önerir. Örneğin, Japonya genellikle yüksek belirsizliğe tahammül seviyesine sahip bir ülke olarak kabul edilir, bu da planlama ve detaylara verdikleri önemi açıklar. Aynı zamanda, Japonya kolektivist bir toplum olup bireyin değil grup ya da topluluğun menfaatinin önce geldiği bir yaklaşım sergiler. Türkiye'de ise, kolektivist ve bireycilik arasında bir denge söz konusudur. Bununla birlikte, iki ülke arasındaki iktidar mesafesi ve erillik-dişillik boyutlarında da farklılıklar bulunmaktadır. Bu çalışma, Hofstede'nin Kültürel Boyutlar Teorisi'ni temel alarak Türkiye ve Japonya arasındaki iş sağlığı ve güvenliği kültürel farklılıklarını aydınlatmayı amaçlarken iki ülkenin kültürel özelliklerinin bu kritik alanda nasıl etkili olduğunu anlamak, global iş birliği ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının daha etkin bir şekilde nasıl gerçekleştirileceği konusunda önemli içgörüler sağlayacaktır. Türkiye'de, toplumun birçok kesiminde görülen kadercilik ve tevekkül anlayışı, iş sağlığı ve güvenliği alanında da belirli etkilere neden olmaktadır. Kadercilik, bireylerin olayların ve sonuçların önceden belirlendiğine, kontrol dışı olduğuna inanmaları olarak tanımlanabilir. Tevekkül ise, önlem aldıktan sonra olası sonuçları kabullenme ve yüksek bir güce, genellikle Allah'a, tam bir güven içinde olma hali olarak tanımlanabilir. Bu iki kavramın iş sağlığı ve güvenliği bağlamında Türkiye'deki etkileri şu şekillerde görülebilir; Önlem almada gecikme: Kadercilik anlayışı, bazen bireylerin riskleri minimize etmek için proaktif adımlar atmalarını engelleyebilir. Eğer bir olayın ya da kazanın gerçekleşeceğine inanılıyorsa bu, önlem alma ya da güvenliği artırma konusundaki motivasyonu azaltabilir. Reaktif yaklaşım: Tevekkül anlayışı, kazaların ve olayların ardından bireylerin bu durumları kabullenmelerine ve "olması gerektiği gibi oldu" şeklinde düşünmelerine neden olabilir. Bu da oluşan sorunların kökenine inilmesini ve gelecekte benzer olayların engellenmesi için gerekli adımların atılmasını zorlaştırabilir. Eğitim ve farkındalık: İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri sırasında, bu tür bir kaderci yaklaşımın üstesinden gelmek için ekstra çaba sarf edilmesi gerekebilir. Çünkü bireyler, güvenlik prosedürlerinin gerçekten etkili olup olmadığı konusunda şüpheye düşebilirler. "Ne gerek var" ihmali kazayı doğurabilir. Yönetim yaklaşımı: Üst düzey yöneticiler ve işverenler de bu kavramlardan etkilenebilir. Özellikle maliyet ve zamanla ilgili baskılar altında iken bazı yöneticiler, güvenlik önlemlerini ihmal edebilir veya azaltabilir ve bu idrak ile "eğer bir şey olacaksa zaten olur" şeklinde bir ihmaller zincirine sebebiyet verebilir. Kültürel farkındalık ve değişim: Kadercilik ve tevekkül anlayışının iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki bu etkilerini anlamak, organizasyonların bu konulara nasıl yaklaşması gerektiği konusunda rehberlik edebilir. Kültürel değerlerin farkında olmak ve bu değerlere saygı duyarak yaklaşım geliştirmek, iş yerinde daha etkili ve sürdürülebilir bir güvenlik kültürünün oluşturulmasına yardımcı olabilir. Sonuç olarak, Türkiye'deki kadercilik ve tevekkül anlayışının iş sağlığı ve güvenliği üzerinde yüksek etkileri bulunmaktadır. Bu etkileri anlamak ve ona göre stratejik yaklaşımlar geliştirmek, iş yerlerinin hem daha güvenli olmasına hem de çalışanların bu konudaki farkındalığını ve katılımını artırmaya yardımcı olabilir. Japonya, hem kültürel hem de tarihi açıdan iş sağlığı ve güvenliği konularına özgün bir perspektifle yaklaşır. Özellikle "hazırlık varsa endişe olmaz" anlayışı, Japon kültürünün bir parçasıdır ve toplumun çeşitli alanlarında –özellikle iş hayatında- görülür. Ayrıca, Japon dini inançları ve toplumsal değerleri, bireylerin sorumluluk almasını ve işlerini en iyi şekilde yapma eğilimini de destekler.
Pazardaki noodle (hızlı makarna) ürünlerinde sodyum polifosfat içerik analizlerinin yapılması ve toplum sağlığı açısından değerlendirilmesi
Küresel açıdan dünyanın dört bir yanına yayılmış bulunun hazır gıdalar arasında noodle (hazır makarna-erişte) aktif bir alana sahiptir. Nüfusa bağlı hızlı kentleşme oranı her geçen gün artmaktadır. Nüfus artışıyla doğru orantıda fazla çalışma saatleri ortaya çıkmaktadır. İnsanların ekonomik olarak hayatlarını idame ettirebilmeleri için yoğun çalışma koşullarına bağlı zaman sıkıntısı gibi olası birçok sebepten kaynaklı hazır gıda tüketimi artış göstermektedir. Hazır gıda ürünlerinden noodle çeşitlerine yoğun bir biçimde gıda endüstrisi alanında arz-talep ilişkisi artmaktadır. Pazardaki hazır noodle türevleri yüksek kalorili besin değerleri açısından yeterli talep görmektedir. Noodle içerik çeşitleri birçok farklı alternatifi tüketiciye sunmaktadır. Ekonomik açıdan uygun olması sebebiyle hızlı ve fazla tüketimin önünü açmaktadır. Tez çalışmasında nicel yöntemlerden İyon Kromatografisi (IC) ve Görünür Bölge Spektrofotometresi (UV-Vis) ile polifosfat miktar tayinleri yapılmıştır. Nitel kaynaklardan mevcut yayınlanmış tez, makale, kanun maddeleri ve yönetmeliklerden yararlanılarak çalışma desteklenmiş ve tarafımızdan bulunan miktar içerikleri ile kıyaslanması yapılmıştır. Tez çalışması ile noodle olarak adlandırılan ürünlerin, pazardaki benzer özelliklere sahip ürünlerle karşılaştırılmasının yapılmasını mümkün hale getirmektedir. Ürün içerik analizleri içerisinde farklı formülasyonda hazırlanan ham maddelerin oransal olarak sodyum polifosfat ve diğer katkı maddelerinin oranlarının incelenmesi, halk sağlığı açısıdan etkilerinin araştırılması hususunda ciddi önem arz etmektedir.
Bazı geçiş metal katyonlarının anisik asit -nikotinamid/N,N'-dietilnikotinamid/1,10-fenantrolin ligandlarını içeren karışık ligand komplekslerinin sentezi, yapısal karakterizasyonu ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Anisik asit (p-metoksibenzoik asit) ilk olarak 1841 yılında Fransız kimyager ve bilim insanı Auguste Cahours tarafından anetolün (C10H12O) oksitlenmesinden sentezlenmiştir. Anetol anasonda etken madde olarak bulunan bir yağdır. Cahours tarafından sentezlenen anisik asit, seyreltilmiş nitrik asitle yeniden kristallendirme yöntemi ile anason özünden saflaştırılmıştır. Anisik asit p-metoksibenzoik asit olarak, ticari olarak da dragonik asit isimleriyle de anılmaktadır. Anisik asit farmasötik endüstride ilaçların ham maddesi olarak, gıda endüstrisinde tatlandırıcı ve koruyucu olarak, kozmetik endüstrisinde antimikrobiyal özelliklerinden dolayı koruyucu bir madde olarak, aroma ve koku endüstrisinde ve plastik endüstrisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Ayrıca organik kimyada önemli bir ara madde olan anisik asit, özellikle metoksi grubu ve karboksilik asit içermesi nedeniyle çeşitli reaksiyonlarda başlangıç maddesi olarak kullanılır. Bu geniş kullanım alanları, anisik asidin hem endüstriyel kimyada hem de tüketici ürünlerinde önemli bir bileşik olmasını sağlar. Bu tez çalışması kapsamında, Mn(II), Co(II), Ni(II), Cu(II) ve Zn(II) geçiş metallerinin p-metoksibenzoik asit ile nikotinamid (NA)/N,N-dietilnikotinamid (DENA)/1,10-fenantrolin (PHEN) ligandlarını içeren karışık ligandlı 14 adet kompleks ilk defa sentezlenmiştir. Sentezlenen komplekslerin molekül formüllerinin aşağıdaki gibi olduğu önerilmektedir: [Mn(C8H7O3)2(C6H6N2O)2(H2O)] (I) [Co(C8H7O3)2(C6H6N2O)2(H2O)2].H2O (II) [Ni(C8H7O3)2(C6H6N2O)2(H2O)2] (III) [Cu(C8H7O3)2(C6H6N2O)2(H2O)] (IV) [Zn(C8H7O3)2(C6H6N2O)2(H2O)2] (V) [Mn(C8H7O3)2(C10H14N2O)2(H2O)2] (VI) [Co(C8H7O3)2(C10H14N2O)2(H2O)2].2H2O (VII) [Ni(C8H7O3)2(C10H14N2O)2(H2O)2] (VIII) [Cu(C8H7O3)2(C10H14N2O)2(H2O)] (IX) [Zn(C8H7O3)2(C10H14N2O)2(H2O)2].H2O (X) [Co(C8H7O3)2(C12H8N2)].H2O (XI) [Ni(C8H7O3)2(C12H8N2)].H2O (XII) [Cu(C8H7O3)2(C12H8N2)(H2O)].2H2O (XIII) [Zn(C8H7O3)2(C12H8N2)(H2O)] (XIV) Sentezlenen komplekslerin yapıları elemental analiz, FT-IR spektroskopisi, tek kristal X-ışını kırınımı difraktometresi, manyetik duyarlılık ve erime noktası tayini yöntemleriyle analiz edilmiştir. Moleküllerin termal bozunma davranışlarının karakterizasyonu için de termal analiz (TGA/DTA/DrTGA) metodları kullanılmıştır. Yapıları karakterize edilen kompleks moleküllerin son olarak biyolojik aktiviteleri hücre kültürü ortamında incelenmiştir.
Geçiş metal kompleks katyonlu heptaborat yapıların sentezi ve karakterizasyonu
Geçiş metal kompleks katyonlu heptaborat yapılar sentezlendi elementel analiz, erime noktası tayini, FT-IR, TGA/DTA analizi, UV analizi, X-ışını kırınımı (XRD) analiz metotları kullanılarak karakterize edildi. Heptaborat tuz yapılarının infrared spektrumları ile özellikle geçiş metal kompleksinin varlığını gösteren (-M-N)phen ve (-M-N)prid gerilme titreşimlerine ait pikler teyit edildi. Heptaborat yapısının karakteristik gerilme titreşimleri olarak yapılarda mevcut B-OH bağlarına ait -OH gerilme titreşimleri ve yapılardaki dört adet trigonal borat molekülünün varlığını teyit eden asimetrik ve simetrik gerilme titreşimlerinin keskin şiddetli pikler olarak ortaya çıktıkları tespit edildi. Dengeleyici katyonu geçiş metal katyon olan anyonik heptaborat tuz yapılarının termal analiz bozunma eğrileri alındı. Genellemek gerekirse benzer bozunma basamakları sergileyen moleküllerin bozunma basamakları, bozunma ürünleri ve son bozunma ürünlerine dair veriler elde edildi. Moleküllerin benzer bozunma karakterlerine bağlı olarak tüm yapılarda öncelikle koordinasyon küresinin dışarısında yerleşik olan hidrat sularının tek basamakta yapılardan uzaklaştıkları görülmektedir. Genelde moleküllerin hidrat suyu kaybına ait bozunma basamağının deneysel ve teorik kütle kayıplarının uyum içerisinde olduğu gözlemlendi. Heptaborat tuz yapılarının ikinci bozunma basamağı olarak, tüm yapılarda heptaborat halkasında bulunan -OH gruplarının su buharı şeklinde uzaklaşmasına atfedilebilecek miktarlarda suyun uzaklaşması saptandı. Bu bozunma basamağının tüm yapılarda tek basamakta gerçekleştiği ve ilgili deneysel teorik kütle kayıplarının birbiri ile uyumlu olduğu görüldü. Metal katyon kompleksli heptaborat tuz yapılarının son bozunma basamağı olarak organik ligandların yanarak bozunmaları gözlemlendi. Metal oksit/bor oksit kalıntılarının yapılan toz XRD verileri son bozunma ürünleri olarak görüldü. Yapılan karakterizasyon uygulamaları sonucunda elde edilen bileşik formülleri aşağıdaki gibi önerilmiştir: [Mn(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (I) [Co(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (II) [Ni(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (III) [Cu(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (IV) [Zn(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (V) [Cd(C12H8N2)2(C5H5N)2](B7O9(OH)5).2H2O (VI)
Enerji içeceklerinin muhteviyat açısından değerlendirilmeleri
TGK Enerji İçecekleri Tebliği'nde enerji içecekleri ''kafein içeren, taurin, glukoronolakton, inositol, karbohidrat, aminoasitler, vitaminler, mineraller ve diğer gıda ve bileşenlerini içerebilen, aromalandırılmış alkolsüz içeceği" şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji içeceğinin bileşiminde kafein miktarı 150 mg/L'den, inositol 100 mg/L'den, glukoronolakton 20 mg/L'den, taurin 800 mg/L'den fazla olamaz. Sağlıklı genç erişkinlerde kafein, taurin ve glukoronolakton içeren içeceğin tüketimi arteriyel kan basıncını ve platelet agregasyonunu artırdığı ve endotel fonksiyonu azalttığı bildirilmiştir. Enerji içeceklerinde sağlıklı yetişkinler için günlük olarak 400 mg'dan fazla kafein tüketilmesi ve 500 ml'den fazla enerji içeceği tüketilmesi, ayrıca enerji içeceğinin alkol ile birlikte veya beraber tüketilmesi risklidir tavsiye edilmez. Enerji içecekleri çocuklar, 18 yaş altı kişiler, yaşlılar, diyabetikler, yüksek tansiyonu olanlar, gebe ve emzikli kadınlar, metabolik hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar ile kafeine hassas kişiler için risklidir tavsiye edilmez. Enerji içeceklerinin kullanımı son yıllarda Dünya'da ve ülkemizde hızla artmaktadır. Genellikle enerji içecekleri gençler, sporcular ve aktif olarak yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Enerji içecekleri aynı zamanda keyif verici olarak veya mental, fiziksel ve bilişsel performansı artırmak içinde tercih edilmektedir. Enerji içeceği tüketimi çoğunlukla sinirlilik, anksiyete, gastrointestinal rahatsızlık ve taşikardi ile kendini gösteren kafein intoksikasyon sendromu ile bağdaştırılmıştır. Çalışmamızın amacı piyasada kullanılmakta olan birçok enerji içeceğinin GC-MS (Gaz Kromatografisi- Kütle Analizi) cihazı ile kalitatif analizi yapılarak içeriğinin hangi bileşenlerden oluştuğunun ve bileşenlerin etkinliklerinin incelenmesidir. Ayrıca belirlenen maddelerin ve miktarlarının insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenerek pazardaki mevcut enerji içeceklerinin değerlendirilmesidir.
Bazı III A grubu metal katyonlarının tek ve karışık ligand komplekslerinin sentezi, termal ve yapısal karakterizasyonları
Bu tez çalışması kapsamında, 3A grubunda bulunan ve +3 yükseltgenme basamağına sahip olan Alüminyum (Al) ve İndiyum (In) metal katyonlarının asesülfam ligandı ile tek ligand ve asesülfam-nikotinamid, N,N-dietilnikotinamid ve 1,10-fenantrolin içeren karışık ligandlı kompleks yapılarının sentezlenmesi amaçlanmıştır. Sentezlenen karışık ligand komplekslerin bileşimleri elemental analizle, yapısal özellikleri FTIR, UV-GB ve GC spektroskopisi ile, ısısal davranışları TGA/DTA/DrTGA analizi yöntemleri ile çalışılmıştır. Suni tatlandırıcı molekülü olarak endüstride çok sık kullanılan asesülfam ligandı yapısında bulundurduğu birçok aktif grup sayesinde koordinasyon kimyası içinde değerli bir ligand olarak dikkat çekmektedir. Kompleks yapılarında tek kristal elde edilecek şekilde çökelen katı malzeme oluşturma yeteneği ile de çalışılması kolay olan bir liganddır. Literatürde daha çok geçiş metalleri ile yapılmış olan çalışmaları bulunmakla beraber toprak elementleri ile olan çalışmalarına henüz rastlanmamıştır. Literatüre katkısı ve elde edilecek yapıların karakterizasyon çalışmaları ile endüstri için kullanılabilecek malzeme yönünden yapılacak çalışmalar önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Asesülfam, Nikotinamid, 1,10-fenantrolin, N,N-dietilnikotinamid.