Theses supervised by Prof. Dr. Erman Coşkun
11 theses · Sakarya University
KOBİ'lerde bilgi ve iletişim teknolojileri benimseme düzeyini etkileyen organizasyonel faktörler üzerine bir çalışma
Küresel çaptaki gelişim ve değişimin meydana getirdiği evrilme, günümüzde meslekleri, çalışma alanlarını ve iş yapma biçimlerini etkiler durumdadır. Bu etkiden payını alan ve çalışmada ilgilenilen örneklem grubu, ülkelerin ekonomilerinde kritik konuma sahip olan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerdir (KOBİ). Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde bulunan Türkiye'de, KOBİ'lerin gelişimleri, ilerlemeleri yakalayacak girişimlerde bulunmaları ve böylece ekonomiye katkı sağlamaları oldukça önemlidir. KOBİ'lerin gelişmişlik seviyelerinde, küreselleşmenin de gerekliliği olan 'bilişim altyapısı'nın önemi ve etkisi büyüktür. Bilişim ve iletişim teknolojileri (BİT); firmaların çağı yakalamaları, yeni oluşan iş fırsatlarını değerlendirmeleri ve ülkelerin ekonomik gelişimleri için gerekli hale gelmiştir. Ekonomiye yön veren KOBİ'lerin ve ilerlemeyi sağlayacak olan BİT'nin artan önemi, yıllar içerisinde bu konu ile ilgili çalışmaları beraberinde getirmiştir. Ancak ülkemizde, bu konu ile ilgili çalışmalar sınırlıdır. Dolayısıyla Türk organizasyon kültürüne sahip ve teknolojik gelişmelere karşı esnekliği sorgulanacak olan KOBİ'ler ile yapılacak olan BİT benimsenmesi ile ilgili çalışmaların hem bilimsel hem sosyoekonomik katkılar sağlayacağı öngörülmüştür. Çalışmada veriler, amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen katılımcılardan nicel veri toplama yöntemlerinden biri olan anket aracılığıyla toplanmıştır. Anket organizasyonel öğrenme yeteneği, organizasyonel yapı ve girişimcilik oryantasyonu ölçeklerinden oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, organizasyonel öğrenme yeteneği, organizasyonel yapı ve girişimcilik oryantasyonunun BİT benimseme üzerideki etkisini belirlemektir. 76 aktif KOBİ'de elde edilen veriler Statistical Packages for Social Sciences (SPSS) 21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, sadece organizasyonel öğrenme yeteneğinin BİT benimsemeyi anlamlı ve güçlü bir şekilde etkilediğini, organizasyonel yapı ve girişimcilik oryantasyonunun BİT benimseme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir.
Türkiye'de doktoralı eleman ihtiyacının belirlenmesine yönelik bir karar destek sistemi mimarisi
Çağımızda teknolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve politik değişimler birçok alanda değişim gerektirmiştir. Özellikle teknolojinin bireylerin ve toplumların yaşamındaki hızla artan etkisi, ülkeler açısından yenilikler ortaya koyacak işgücü yetiştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle üniversitelerin en temel işlevlerinden olan AR-GE fonksiyonlarını geliştirmek ve eğitim-öğretimi desteklemek adına gerekli olan öğretim üyelerini yetiştirmek amaçlı açılan doktora programları gittikçe önem kazanmaktadır. Akademinin yanı sıra özel sektör, kamu sektörü ve bunlara bağlı olan AR-GE merkezlerinin doktoralı işgücü ihtiyacının gün geçtikçe artmasıyla doğru alanlarda doktora derecesine sahip nitelikli işgücü yetiştirme çabası da artmaktadır. Fakat ülkemizde doktora programları yeterince hızlı güncellenememektedir. Bunun sonucunda, bazı bölümler için doktora mezun fazlasından bahsedilirken, bazıları içinse doktora mezun eksikliğinden söz edilebilir (Kalkınma Bakanlığı, 2014). Bu bağlamda, doktora programlarının açılma / kapanma karar stratejilerinin somut mekanizmalar ve analizlere dayanan yöntemlerle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, özel sektörün, kamunun ve akademinin taleplerinin doğru bir şekilde belirlenmesi, ihtiyaç duyulan uzmanlık alanlarının doğru bir biçimde analiz edilmesi ve ihtiyaç duyulmayan alanların verdiği fazla mezun sayısının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, üniversitelerin, kamu kuruluşlarının, AR-GE merkezlerinin ve özel sektörlerin talepleri doğrultusunda doktora programlarının düzenlenmesine imkân sunabilecek bir karar destek sistemi mimarisi hedeflenmiştir. Böylece, bu sektörlerin gelecekte ihtiyaç duyabileceği uzmanlık alanlarında eleman yetiştirilmesi mümkün olacaktır. Bu kapsamda, Türkiye'deki tüm doktora programlarının mevcut durumu ve istatistikleri incelenip, Türkiye'nin hangi alanlarda ne kadar doktoralıya ihtiyaç duyduğu belirlenerek, üniversite, araştırma merkezleri, kamu ve özel sektörlerin doktoralı eleman ihtiyacını karşılayacak şekilde doktora programları planlamasında karar vericilere destek olacak bir sistem tasarlanmıştır. Çalışmada daha önce konuyla ilgili yapılmış bazı çalışmalar ve modeller incelenerek günümüz problemlerine çözüm olabilecek teorik bir model önerilmiştir. Modelin uygulanması halinde doktoralıların arz-talep dengesi sağlanabilirken, geçmiş veriler ve mevcut durum analizleriyle geleceğe yönelik bazı tahminlerde bulunması hedeflenmektedir.
Üniversite analitiği (Üniversite yönetiminde iş zekası ve iş analitiği uygulamaları)
Bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ve küreselleşme ile yükseköğretimde meydana gelen değişimler neticesinde iş zekâsı ve iş analitiği uygulamaları üniversitelerin yönetiminde önemli araçlar haline gelmiştir. Bununla birlikte iş zekâsı ve iş analitiği uygulamaları yükseköğretim alanında akademik analitik, öğrenme analitiği, eylem analitiği gibi farklı kavramlar ve yaklaşımlar altında ele alınmaktadır. Söz konusu kavram ve yaklaşımların her biri konunun sadece bir eksenine odaklanmakta ve konunun bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesinde yetersiz kalmaktadır. Ayrıca kimi zaman kavramların kesiştikleri ortak noktalar nedeniyle benzer uygulamaların farklı kavramlar altında değerlendirilmesi veya benzer kavramların farklı uygulamalar için kullanılması da söz konusu olabilmektedir. Bu durum yükseköğretimde iş zekâsı ve iş analitiği uygulamalarına yönelik yeni bilimsel bilgi üretimini zorlaştırmakta ve uygulamaya yönelik konularda karmaşaya neden olmaktadır. Bu karmaşanın ve problemin giderilmesi amacıyla bu tez çalışmasında "üniversite analitiği" yaklaşımı geliştirilmiştir. Üniversite analitiği yaklaşımı ile yükseköğretimde iş zekâsı ve iş analitiği uygulamaları bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmakta ve üniversitenin etkin bir biçimde yönetilebilmesi için üniversitenin karar alma süreçlerinde iş zekâsı ve iş analitiği uygulamalarının kullanımı önerilmektedir. Üniversite analitiği modelinin geliştirilmesi ve önerilmesinden sonra uygulamaya dair konulara ilişkin olarak Türkiye'deki 8'i devlet, 4'ü vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 12 üniversitede durum çalışması yapılmıştır. Bu çalışmalar ile üniversite analitiği yaklaşımı baz alınarak Türkiye'deki üniversitelerin iş zekâsı ve iş analitiği uygulamaları açısından durumları değerlendirilmiştir. Çalışmalar sonucunda Türkiye'deki üniversitelerde iş zekâsı ve iş analitiği konusunda birtakım çalışmaları olan üniversiteler olmakla birlikte büyük çoğunluğun henüz bu konuda çok yetersiz olduğu görülmüştür. Halihazırda iş zekâsı, veri ambarı altyapısına sahip olup tanımlayıcı analitik uygulamalardan etkin biçimde faydalanan birkaç vakıf üniversitesi olduğu ancak onların da kullandıkları SAP sistemi sayesinde bu yapıya sahip oldukları belirlenmiştir. Devlet üniversiteleri içinde bir tane üniversitede iş zekâsı projesinin hayata geçtiği, IBM Cognos iş zekâsı aracı ile tanımlayıcı analitik uygulamaları etkin bir biçimde kullandıkları görülmüştür. Bununla birlikte hiçbir üniversitede tahminleyici ve önerici analitik uygulamaların kullanımına rastlanmamıştır. Üniversitelerdeki bu durumun nedenlerinin başında ise organizasyonel faktörlerin geldiği görülmüştür. Organizasyonel faktörler içinde ise insan kaynağı faktörü öne çıkmaktadır. İş zekâsı ve iş analitiği uygulamaları için gerekli insan kaynağının istihdam sorunu, üst yönetim desteği gibi konular Türkiye'deki üniversitelerin üniversite analitiği açısından zayıf kalmalarının önemli nedenlerindendir. Elde edilen bu bulgular sonrasında ise Türkiye'deki üniversiteler için bir yol haritası hazırlanmış ve üniversite analitiği yaklaşımının nasıl hayata geçirilebileceği adım adım belirlenmiştir. Bu açıdan bu tez çalışmasının hem literatüre hem de uygulamaya önemli katkılar sunacağı beklenmektedir.
Trafik kaza analizinde iş zekâsı tabanlı bir model önerisi
Trafik kazaları tüm Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de toplumun en önemli sorunlarından biridir. Ülkemizde yük ve yolcu taşımacılığının büyük bir çoğunluğunun karayolları üzerinden gerçekleştirilmesi, yollarımızın bu taşıma yoğunluğunu kaldıracak altyapıya sahip olmaması ve toplumsal olarak trafik kültürümüzün gelişmiş ülkelerin seviyesinde olmaması gibi nedenlerle karayolu trafik kazalarının analizi her geçen gün önem kazanmaktadır. Bu noktada analizleri gerçekleştirecek olan kurum yada kuruluşlara entegre bir sistem sunulursa kazaların gerçek nedenleri doğru tespit edilebilir ve önleyici tedbirler alınarak yeni politikalar geliştirilebilir. Bu çalışma, Türkiye'de karayolu trafik güvenliği konusunda paydaş olan kurumların ortak olarak faydalanabileceği, bir iş zekâsı sistemi üzerine kurulu çok boyutlu analiz ve dinamik raporlama sistemi kurulmasının gerekliliğini ve uygulanabilirliğini göstermek amacıyla tasarlanmıştır. Bu modelde önerilen sistemin gerçekleştirilmesi için çok boyutlu modele dayalı bir veri ambarı yapısı üzerine kurulu OLAP teknolojisi kullanılmıştır. Microsoft Sql Server Integration Services (SSIS) ile çekme-dönüştürme-yükleme sürecinden geçirilen operasyonel veriler, veri ambarında saklanacak yapıya dönüştürülerek mevcut hatalarından arındırılmıştır. Böylelikle kaliteli veriler veri ambarına aktarılmıştır. Bu çalışmada teknik ekip eksikliği ve zaman kısıtından dolayı Microsoft Sql Server Analysis Services (SSAS) aracı ile çok boyutlu küplerin nasıl oluşturulabileceği ve verilerin nasıl modellenmesi gerektiği adımları sınırlı olarak anlatılmıştır. Prototip olarak geliştirilen sistem için analiz kısmında iş zekâsı aracı olan Microsoft Power BI Desktop kullanılarak veri modellemesi yapılmıştır. Analiz kısmında ise Sakarya ili polis bölgesinde 2013 ile 2019 yılları arasında meydana gelen ölümlü ve yaralanmalı karayolu trafik kaza verileri prototip sistem aracılığıyla çevresel faktörlere, karayolu geometrik özelliklerine ve sürücü özelliklerine göre analiz edilmiştir. Kazaya karışan araç türlerine göre (ağır taşıt, ticari taşıt, otomobil, motosiklet ve bisiklet) hazırlanan detaylı analizler Microsoft Power BI Desktop uygulaması ile görselleştirilmiştir. Ayrıca dijital harita üzerinde aynı yıl içerisinde aynı kaza oluş türünden üç veya daha fazla tekrar eden noktalar belirlenerek bu noktalarda neler yapılabileceğinden bahsedilmiştir.
Sosyal ağlarda odağın ağ ve davranış dinamikleri üzerindeki etkisinin matematiksel bir model yardımıyla ölçülmesi
Sosyal ağlar, doğrudan ya da dolaylı olarak etkileşimde bulunan bireylerden oluşan sosyal sistemlerdir. Birey, sosyal yaşamında farklı türde ilişkilere sahiptir ve bu ilişki türlerine bağlı olarak farklı ağ yapılarında yer almaktadır. Sosyal ilişkilerden her biri, sosyal yaşam unsurlarının bir parçası olup, kendi iç dinamiğine sahip ve farklı karakteristik özellikleri olan yapılardır. Bu nedenle, ağdaki ilişkilerin yapısal özelliklerinin analizi için sosyal ağ yapılarının karakteristik özelliklerinin incelenmesi gereklidir. Bu çalışma, sosyal ağlarda meydana gelen değişimlerin dinamik bir çevrede modellenmesine odaklanmaktadır. Sosyal bir ağda, bir aktörün ağdaki pozisyonunda meydana gelen değişimi ifade eden ağ değişimi ve ilgili aktörün davranış veya tutumunda meydana gelen değişimi ifade eden davranış değişimi olmak üzere iki tür değişim yaşandığı varsayılır. Genel olarak, çalışmada, (1) sosyal etkileşim temelinde ağın aktörleri arasındaki bağlantıların zamanla nasıl değiştiğinin ve (2) sosyal etkileşimin neden olduğu davranış değişiminin dinamiklerinin belirlenmesi ile ilgilenilmektedir. Snijders ve arkadaşları tarafından önerilen Stokastik Aktör Bazlı Model (1997) yardımıyla bu iki tür değişim gözlemlenebilmekte ve seçim ve etki süreci ile eşleştirilmiş olan değişimler, benzerlik temelinde açıklanmaktadır. Modelde, değişimin olasılığı, aktörün bağlantılarına ve aktör ikililerine bağlıdır. Çalışmada, her bir sosyal etkileşim değişkeninin/ağ odağının aktörün davranış veya tutumu üzerinde farklı etkiye sahip olduğu ve ağdaki değişimi açıklamada ağ odağının birincil mekanizma olduğu iddia edilmektedir. Stokastik aktör bazlı modelde odaklanıldığı üzere, ağ yapısı, yalnızca aktörün bireysel özelliklerine ve aktör ikililerinin etkileşimine bağlı olarak değil, aynı zamanda, ağın özelliğine bağlı olarak da değişmektedir. Bu bağlamda, çalışmada, yapılanma teorisinin sistematik bakış açısı kullanılarak, odak teori bağlamında Stokastik Aktör Bazlı Model yeniden ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, odak temelinde, aktörlerin, politik eğilim değişimlerinin nedenlerinin anlaşılmasıdır. Bu kapsamda, çalışmada, politik eğilim kümeleri arasındaki yakınlık kullanılarak ağ odağının etkisini gösteren matematiksel bir model önerilmektedir. İki farklı odağa sahip ağlar üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarından, politik tartışma ağına ilişkin modelin, arkadaşlık ağına ilişkin modele göre politik eğilim değişimini açıklamada çok daha iyi performans gösterdiği sonucuna varılmaktadır. Bu sonuçtan hareketle, spesifik bir ağ odağının, diğer ağ odakları ile karşılaştırıldığında, bireyin davranış veya tutum değişimini açıklamada birincil etkiye sahiptir savı doğrulanmaktadır. Sosyal bir ağda yaşanan değişimi açıklamada, bireye odaklanmaktan ziyade, öncelikle genel resme bakıp aktörün farklı misyonlar üstlendiği ağın odağının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, önerilen model ile arkadaşlığın zamana bağlı etkisinin bir fikrin benimsenmesi ve maruziyeti üzerinde farklı düzeylerde olduğu gözlemlenmektedir. Kaybedilen arkadaşlığın etkisi, sürdürülen arkadaşlığın etkisinden daha küçük iken, sürdürülen arkadaşlığın etkisi de, kazanılan arkadaşlığın etkisinden küçüktür. Sosyal ağların dinamik yapısı gereği, zamana bağlı ilişkilerin aktörün davranışı üzerinde farklı şiddette bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Önerilen model ile zamana bağlı direk ve dolaylı etkileşimin etkileri de ölçülmektedir. Sonuç olarak, stokastik aktör bazlı modelde değinildiği gibi bireysel karakteristikler ile aktör ikililerinin özellikleri ağdaki değişimi açıklamada yetersiz kalmaktadır. Çalışmada önerilen model, yakınlık kısıtı bağlamında ağ odağının aktör üzerindeki etkisini yansıtması nedeniyle ağdaki değişimi açıklamada yeni bir bakış açısı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Ağ, Sosyal Ağ Analizi, Stokastik Aktör Bazlı Model, Odak Teori, Yakınlık
Sayısal uçurumun ölçülmesi için model geliştirilmesi: Sakarya liseleri örneği
Bilişim teknolojilerinin hızla yaygınlaştığı günümüzde bir toplumun gelişmişlik düzeyi bu teknolojilerin ne derecede yaygın olduğu ve kullanıldığı ile doğru orantılıdır denilebilir. Sayısal uçurum, bilişim teknolojileri ile ilgili bir toplumda öncelikle bu teknolojilere sahip olma bakımından incelenmiş, sonraları ise kullanma becerileri, bilişim okuryazarlığı düzeylerine göre incelenmeye başlamıştır. Günümüzde ise bunlara ek olarak bu teknolojileri kullanarak bilgi edinme ve bilgi üretme seviyeleri bakımından sayısal uçurum araştırma aşamasına gelmiştir. Türkiye'de sahip olma bakımından uçurum azalmaya başlasa bile, kullanma becerileri, bilişim okuryazarlığı bakımından uçurum önemli ölçüde varlığını sürdürmektedir. BT sahipliği, kullanma becerileri, bilişim okuryazarlığı, BT kullanarak bilgi edinme, bilgi üretme ve paylaşma tutumlarını ölçmek amacıyla bu çalışmada model geliştirilerek Sakarya'daki Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Özel Anadolu Lisesi ve Spor Lisesi olmak üzere beş farklı okul türü belirlenerek bu okullardaki 9,10,11 ve 12. sınıf öğrencileri ile velilerine anket uygulanmıştır. Dağıtılan 1000 öğrenci ve 2000 veli anketinden analiz edilen anket sayısı 477 öğrenci, 883 veli (anne ve baba) dir. Öğrencilerde sayısal uçurum değişkenleri olarak okul türü, cinsiyet, sınıf seviyesi, başarı ortalaması dikkate alınırken, velilerde öğrencinin okul türü, cinsiyet, çalışılan sektör, meslek ve gelir durumu dikkate alınarak analizler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; akıllı telefon sahipliği, bilişim okuryazarlığı, bilgi edinme becerileri, bilgi üretme ve paylaşma becerileri puanlarının öğrenciler ile veliler arasında uçurum bulunmaktadır. İnternet kullanım amaçlarının bilişim okuryazarlığı, bilgi edinme becerileri, bilgi üretme ve paylaşma becerileri ile pozitif ama zayıf bir ilişki ortaya çıkmıştır. Öğrenci-veli karşılaştırmalarında ise genelde zayıf bir ilişki ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Sayısal uçurum, bilişim, bilişim okuryazarlığı, bilişim teknolojileri,eğitim
Sürekli tavlama hatlarında enerji giderinin kalite ve boyut değerlerine göre optimize edilmesi ve geçişlerde operatör davranışlarının modellenmesi
Tavlama esnasında malzeme kalitesini etkileyen faktörler arasında, şerit sıcaklığı anahtar konumdadır. Kaliteli ürün üretmek için her fırının çıkışındaki şerit sıcaklığını istenilen değerlerde tutturmak çok önemlidir. Her şeridin tavlama sıcaklığı tavlama kalitesine bağlı olarak değişir. Ayrıca, şerit kalınlığı, şerit genişliği, şerit hızı ve fırın sıcaklığı koşulları diğer tavlamada etkili faktörlerdir. Bu faktörlere bağlı olarak siparişin işlenmesi sırasında uygun sıcaklıkların bulunması rekabet koşulları altındaki piyasada uygun enerji maliyetlerin sağlanması için önemlidir. İlk kısımda hatta girmesi kesinleşen on bobin için çok hedefli karar verme tekniği kullanılarak fırın kapasite sınırlılıkları altında en uygun tavlama sıcaklıklarının bulunması amaçlanmıştır. İkinci kısımda ise kalite ve boyut geçişleri sırasındaki ısıtma miktarları fırın kapasite sınırlarını aştığı için işlem matematiksel modeller ile karşılanamamaktadır. Bu durumlarda operatörlerin yaptığı uygulamalar YSA ile modellenmiştir. Üretilecek bobinler için tavlama kalitesi veya şerit boyutlarının değişimleri esnasında fırın içinde bobin uzunluklarının son %50'si kaldığında operatör uygulamalarının kayıt edildiği verilerden yararlanılarak yapay sinir ağı oluşturulmuş ve eğitilmiştir.
Afetler için sosyal ve ekonomik zarar görebilirlik endeksi geliştirilmesi: Türkiye'deki iller üzerinde bir uygulama
Dünyada afetlerin oluş sıklığında meydana gelen artış, nüfusun tehlikeli bölgelerde toplanması, yanlış yapılaşma ve şehirleşme, gelir dağılımındaki dengesizlikler, sosyal yapıdaki farklılıklar ve diğer başka unsurlarla birleşince, afetlerin neden olduğu kayıplar da artmaktadır. Ancak benzer afetlerin neden olduğu zararlar bölgeden bölgeye değişmektedir. Özellikle dikkat çeken, yaşanan kayıpların az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelere kıyasla daha fazla olduğudur. Hem kayıp potansiyelindeki artış, hem de afetlerin verdiği zararın ülkeden ülkeye hatta bazen şehirden şehre değişkenlik göstermesi, afetlerle ilgili çalışmalarda zarar ve zarar görebilirlik azaltma konularına daha detaylı odaklanılması ihtiyacını doğurmuştur. Yaşanan kayıpların kronikleşmiş doğasının incelenmesi, sadece fiziksel olarak zarar görebilirlik önlemlerinin alınması ile kayıp potansiyelinin istenen düzeyde giderilemeyeceğinin veya azaltılamayacağının anlaşılması, zarar görebilirliğin başka nedenlerinin de olabileceğinin dikkate alınması, özellikle sosyal ve ekonomik zarar görebilirliğin üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir.Bu çalışmanın temel amacı; bilimsel çalışmalarda ve uygulamada daima ön planda olan depremler için, fiziki zarar görebilirlik dışında, başka zarar görebilirliklerin de olduğunu ve bunların da detaylı çalışılması gerektiğinin vurgulanması ve bunlardan özellikle sosyal ve ekonomik zarar görebilirliğin incelenmesidir. Bu amaçla bu çalışmada, zarar görebilirliğin iki önemli bileşeni olan sosyal ve ekonomik zarar görebilirliği iller bazında ölçmek için bir endeks geliştirilmiştir. Detaylı bir literatür taraması sonucu, sosyal ve ekonomik zarar görebilirliği etkileyen faktörler belirlenmiş, bunlardan Türkiye'nin yapısına uygun olanlar seçilmiş ve bu göstergeler için zarar görebilirlik alanındaki uzmanlardan değerlendirmeler, gösterge ağırlıkları olarak alınmıştır. Çalışmanın verileri başta TÜİK olmak üzere çeşitli kuruluş ve kurumlardan sağlanmış ve daha sonra bu veriler ve uzmanların belirledikleri ağırlıklar kullanılarak sosyal ve ekonomik zarar görebilirlik endeks değerleri, Türkiye'deki tüm iller için hesaplanmıştır.Çıkan sonuçlar incelendiğinde, sosyal ve ekonomik zarar görebilirliğin büyük oranda, gelişmemişlik ya da az gelişmişlik sorunu olduğu ve ekonomik ve sosyal alanlarda az gelişmiş bazı bölgelerin deprem yaşaması halinde, meydana gelebilecek kayıpların daha fazla olabileceği ortaya çıkmıştır. Bunun ötesinde, sahip olunan kısıtlı kaynakların, bu bölgelerde afetten sonra iyileşme sürecini de olumsuz etkilemesi ve normal hale dönüş sürecinin de uzaması ve toplumsal çöküntü yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Bu çalışma bu konulara dikkat çekmektedir. Çalışmanın sonuçlarının karar vericilere alınması gereken tedbirler ve kıt kaynakların bölgeler ve iller arasında dağıtımı kararlarının daha bilimsel veri ve ilkelerle alınmasına yardımcı olması umulmaktadır.
Yapay sinir ağları ile afet yönetiminde sosyal zarar görebilirlik riskinin belirlenmesi
Son yıllarda insan düşünüş ve yargısını bilgisayarlar aracılığı ile gerçekleştirmeyi hedefleyen Yapay Zeka konusu önem kazanmış ve teknoloji ve yazılım alanındaki gelişmeler ile Yapay Zeka'nın farklı alanlarda uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu tezin amacı Yapay Zeka teknikleri olan Yapay Sinir Ağları ve Bulanık Mantık'ın detaylı incelenmesi ve depremden sosyal zarar görebilirliğin tahmininde bu tekniklerin yardımcı olabileceğinin gösterilmesidir.Ülkemizde sıkça rastlanan doğal afet türlerinden biri olan depremin meydana getirebileceği zararlar fiziksel, ekonomik ve sosyal olmak üzere üç kategoride incelenmektedir. Fiziksel zarar görebilirlik literatürde detaylı olarak çalışılmıştır. Ancak özellikle sosyal zarar görebilirlik ülkemizde çok fazla çalışmanın yapılmadığı bir alandır. Hızlı nüfus artışı, iç ve dış göçler, bilgi ve eğitim eksikliği gibi faktörler sosyal zarar görebilirlik kavramını oluştururken bu faktörlerin iyileştirilememesi zaman içerisinde doğal afetin etkilerinin artmasına neden olmaktadır. Fiziksel zarar görebilirliğin yanı sıra sosyal zarar görebilirliğinde çalışılması gerekmektedir ki yaşanan afetlerin yarattığı kayıpların minimum düzeye indirilmesi mümkün olabilsin.Tezde bu temele dayanılarak Yapay Zeka tekniklerinden Yapay Sinir Ağları kullanılarak sosyal faktörlere göre Türkiye'deki iller sınıflara ayrılmıştır. Oluşturulan sınıflarla sosyal faktörler arasında Yapay Sinir Ağları ile ilişki kurulabildiğinin gösterilmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla çalışmada öncelikle Yapay Sinir Ağları kapsamlı bir literatür taraması yapılarak anlatılmış, sonrasında SPSS Clementine programı kullanılarak kümeleme analiziyle illerin sosyal sınıfları belirlenmiştir. Daha sonra ise MATLAB programının Yapay Sinir Ağı modülü kullanılarak analizler tamamlanmıştır. Analiz sürecinde kullanılan 81 ile ait tablolar Türkiye İstatistik Kurumu'ndan alınan ikincil veriler doğrultusunda hazırlanmıştır.Çalışma sonunda ise Yapay Sinir Ağları kullanılarak sosyal faktörlerle, oluşturulan sosyal sınıfların ilişkilendirilebildiği yapılan analiz ve testlerin sonuçlarıyla desteklenmiştir.
Türk işletmelerinde pazarlama bilişim sistemleri kullanımı üzerine bir araştırma
Siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik değişiklikler, değişimin giderek hızlı gerçekleştiği ekonomi toplumunda, strateji ve taktiklerini toplumun temellerinden türeten pazarlama alanında da paralel olarak radikal değişikliklere sebep olmuştur. Rekabet hareketlerinin arttığı, arz talep dengesinin üreticinin değil tüketicinin yanında yer aldığı ve müşteri sadakatinin düştüğü günümüz iş dünyasında, müşterinin istek ihtiyaç, talep ve değer algılarını analiz edebilmek, onları anlayabilmek ve onlarla ortak değerleri paylaşabilmek adına pazarlama bilgi sistemleri, işletmelerin elindeki en büyük güç olmuştur.Pazarlama bilgi sistemlerinin kullanım düzeyini inceleyecek olan bu tez, bilgi ve bilişim sisteminin pazar büyüklüğü ile orantılı olup olmadığını, işletmelerin demografik farklılıklarının pazarlama bilgi sistemlerinin kullanımını nasıl etkilediğini, işletme kültürü veya bakış açısının bu sistemler üzerindeki etkisini ve pazarlama bilgi sisteminin işletmelerin performansına etkisini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır.Bu çalışma, işletmelerin ve Türkiye pazarındaki köklü sermayelerin kullanmış oldukları bilgi sistemlerinin pazarlama ve satış hacmine olan etkisini, ülkemizdeki bilgi sistemleri kullanım düzeyini ve bilgi sistemlerinin hangi alanlarda, ne gibi şartlarla ilişkili olduğunu ortaya koyan Türkiye'deki ilk çalışma olma niteliğini taşıdığı için önemli ve gerekli görülmüştür.Bu temel amaç doğrultusunda literatür taraması yoluyla bir teorik çerçeve oluşturulmuş ve işletmelerde pazarlama, yönetim bilişim sistemleri ve pazarlama bilgi sistemleri alanından yapılan çalışmalar araştırılmıştır. Oluşturulan teorik çerçeve ile ilişkilendirilmek üzere özellikle büyük ve köklü işletmeler başta olmak üzere, çeşitli büyüklüklerdeki işletmeler üzerinde ampirik bir araştırma yapılmıştır.Bu çalışmada, işletmelerin ve kullanıcıların demografik yapıları ele alınmış, çalışan özelliklerinin pazarlama bilgi düzeyine etkisi, işletme yapısının pazarlama bilgi sistemi kullanımı üzerine etkisi, işletme odaklılığının PBS kullanımı üzerine etkisi, PBS'nin işletmelerce kullanıldığı alanlar ve sistemlerin etkinlikleri incelenmiştir.Tezin ilk bölümünde temel pazarlama bilgileri verilmiştir. İkinci bölümde ise PBS'nin ne olduğu ve pazarlama ile olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son aşamada ise araştırma hakkında açıklamalar yapılmış ve analiz sonuçları ele paylaşılmıştır.Çalışma neticesinde işletmelerin gerek iç ve dış çevre ile iletişimini, gerekse işletmelerin entegrasyon'unu sağlayabilmek adına PBS'nin pazarlama yöneticilerine ışık tutarak satış ve pazarlama stratejilerinin doğru bir şekilde belirlenerek gerçekleştirilmesinde hayati bir rol oynadığı ortaya çıkmaktadır.Araştırma bulguları; işletmelerdeki çalışan sayısı, sermaye büyüklüğü veya yabancı sermayeli işletme olma durumu ile PBS kullanımı arasında doğrusal bir ilişki durumunun söz konusu olduğunu göstermektedir. İşletme çalışanlarının edindikleri bilgiler veya PBS hakkında sahip oldukları farkındalık durumu iş yaşamında elde ettikleri tecrübe ile paralellik göstermektedir. PBS sadece işletmelerin toplamış oldukları bilginin depolanmasını değil aynı zamanda organizasyonlardaki iş yapış şeklini ve karar sürecinide etkileyen önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak pazarlama alanında 4P olarak bilinen pazarlamanın temel yapıtaşı olan pazarlama karmasının oluşturulması, düzenlenmesi ve dengelenebilmesi için PBS kullanımı anahtar bir rol üstlenmektedir.
Kurumsal kaynak planlama sistemleri için genişletilmiş bilişim sistemleri başarı modeli önerisi
Bilişim Sistemlerine geçiş, organizasyonların uçtan uca dönüşümünü gerektiren yüksek maliyetli ve riskli dijitalleşme hareketleridir. Bu süreçte, beklentilerin çok altında performans, uzayan proje süreleri, yükselen maliyetler ve hatta projenin sonlandırıldığı örnekler görülmektedir. Organizasyonların, bilişim sistemlerini değerlendirme çabalarına destek olacak geniş bakış açılı ve kapsamlı ölçüm çerçevelerine gereksinimleri vardır.Çalışmanın amacı, Bilişim Sistemleri etkililiği modellerinden biri olan Bilişim Sistemleri Başarı Modelinin Türkiye örneğinde incelenmesi ve uyarlanması, Bilişim Sistemlerinin başarısında etkilerinin saptandığı Bilişim Sistemlerinin organizasyonu, insan (ekip) ve süreçlerle ilgili faktörlerin modele eklenmesidir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın araştırma sorusu ve hipotezleri geliştirilmiş ve araştırılmak üzere önerilen model tasarlanmıştır. Modelin ve modelde önerilen değişkenlerin ölçülebilmesi amacıyla öncelikle gerekli veri anket yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmanın amaçları ve hipotezlerine uygun olarak, nedensel araştırma yöntemi benimsenmiş ve modelde yer alan değişkenler ile aralarındaki ilişkilerin birincil veriler kullanılarak ölçümü hedeflenmiştir. Anket formunda yer alan ifadelerin, değişkenleri ölçme gücünün, elde edilen veriler aracılığı ile açıklanabilmesi için, verilere Doğrulayıcı Faktör Analizi uygulanmıştır. Genel olarak modelin Bilişim Sistemlerinin Organizasyon, İnsan (Ekip) ve Süreçlerle ilgili önerilen değişkenler için çalışıp çalışmadığını kontrol etmek amacıyla Yapısal Eşitlik Modeli kullanılarak analizler yapılmıştır.Sonuç olarak, Bilişim Sistemleri Başarı Modeli için önerilen Bilişim Sistemlerinin Organizasyonu, İnsan (Ekip) ve Süreçlerle ilgili faktörlerin, Bilişim Sistemlerinin Bireysel ve Organizasyonel Etkilerinden oluşan Net Faydaları olumlu ve anlamlı bir şekilde etkilediği yönünde kanaat oluşmuştur. Organizasyon Kalitesi, Süreç Kalitesi ve İnsan Kalitesinin kullanım üzerinde anlamlı etkisi bulunamamıştır. Sistem Kalitesinin kullanım ve memnuniyet üzerinde etkisi doğrulanırken, Bilişim Kalitesinin Kullanım üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Genel olarak önerilen modelin uyum değerleri anlamlı bulunmuş ancak önerilen tüm ilişkiler anlamlı çıkmamıştır. Bu nedenle önerilen modelin daha detaylı çalışmalarda geliştirilmesi önerilmiştir.