Theses supervised by Prof. Dr. Ertan Beşe
16 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi
2015 yılından sonra Türkiye'nin sınır ötesi askeri güç kullanımının iç siyasete etkileri
2011 yılında başlayan Arap Baharının etkisiyle Ortadoğu ülkelerini etkisi altına alan ve Güney sınırımızda yer alan Suriye içerinde baş gösteren iç karışıkların sonucunda ülkemize gelen yoğun göçün ve terör saldırılarının önlenmesi açısından, BM'nin 51. maddesi uyarınca başlatılan harekatlar ile, 2015 yılında kısmen "Şah Fırat Operasyonu" ile başlayan harekatların, "2016 Fırat Kalkanı, 2017 İdlip Operasyonu, 2018 Zeytin Dalı Harekâtı, 2019 Barış Pınarı Harekâtı, 2020 yılında ise halen devam eden Bahar Kalkanı Harekâtı" ile devam etmekte olup, Türkiye sınır güvenliğini koruma adına önemli adımlar atılmıştır. Türkiye, yapılan sınır ötesi askeri güç kullanımlarında Türk Savunma Sanayi'nin geliştirmiş olduğu yerli ve milli olarak üretilen teçhizatları kullanmıştır. Genel olarak bakılacak olursa; gerçekleşen operasyonların başarılı olması ve olumlu sonuçların meydana gelmesi neticesi olarak iç politika ekseninde, siyasi partilerinin seçim beyannamelerinde yapılan operasyonların olumlu ve olumsuz görüş bildiren partiler ele alınmış ve siyasi partilerin iç politika ekseninde etkin rol oynama çabası ele alınarak bu çalışma yapılmıştır.
Toplumsal hareketlere katılımda duyguların rol ve etkileri
Bu araştırma, toplumsal hareketleri ve bu hareketler içerisinde yer alan kişilerin (aktivistler) profillerini, sahip oldukları duygular üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda araştırma çeşitli toplumsal hareketlere katılmış gönüllülük esasına dayalı olarak 181 kişi ile yürütülmüştür. Veriler; Sosyal Kişilik Özellikleri (SKÖ), Bireysel Özellikler, Güven Duygusu, Öfke Duygusu, Dışlanmışlık ve Hayal Kırıklığı Duygusu, Umut(suzluk) Duygusu, Korku Duygusu, Güncel Politika/Siyasete İlgi Konusu, Toplumsal Duyarlılık/Farkındalık ve Toplumsal Hareketler ölçekleri ile elde edilmiştir. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla SPSS (Statistical Package for the Social Sciences Version 25.0.0; SPSS Inc., Chicago, IL, ABD) programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların yaşı ve cinsiyetinin SKÖ, bireysel özellikler, öfke duygusu, dışlanmışlık ve hayal kırıklığı duygusu, umut(suzluk) duygusu, korku duygusu ve güncel politika/siyasete ilgi konusu gibi hususlarda grup ortalama düzeylerini etkilediği görülmüştür. Ayrıca katılımcı bireyin çalıştığı sektörün; sosyal kişilik özelliklerini, umut(suzluk) duygusunu ve toplumsal hareketler grup ortalama düzeylerini etkilerken; gelirin, SKÖ ve toplumsal hareketlerin grup ortalama düzeylerini de etkilediği ve yaşanılan şehrin, toplumsal duyarlılık/farkındalık bakımından grup ortalama düzeyleri üzerinde yine benzer şekilde etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında medeni durumun, SKÖ, öfke duygusu ve güncel politika/siyasete ilgi konusunda grup ortalama düzeylerini etkilediği görülmüştür. Ek olarak ailedeki kişi sayısı ve eğitim durumunun ise hiçbir değişkeni etkilemediği tespit edilmiştir.
Toplumsal hareketlerde kadın aktivizminin rolü
Toplumsal hareketler, literatürde eski toplumsal hareket ve yeni toplumsal hareket olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu hareketler; kapsamı, konusu, aktörleri, hedefleri ve ideolojik farklılıkları dolayısıyla kadın aktivizmini şekillendirmektedir. Literatür incelendiğinde görülmektedir ki, yeni toplumsal hareketlerde, kadın aktivizminin rolü ve hareketlere etkisi büyük bir öneme sahiptir. Tarihsel süreç ele alındığında kadın aktivizminin gelişimi, farklı dönemlerde ve farklı ülkelerde çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmamızda kadın aktivizminin, farklı ülkelerde ortaya çıkan yeni toplumsal hareketler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kadın aktivizminin toplumsal hareketlerdeki rolü, üç farklı ülkede meydana gelen toplumsal hareketler ele alınarak analiz edilmiştir. Bu toplumsal hareketler; Fransa'da ortaya çıkan Sarı Yelekliler Hareketi, Afganistan'da meydana gelen Taliban Yönetimi'ne karşı kadın aktivizmi ve son olarak İran'da yaşanan Mahsa Amini Olayı'nın yarattığı toplumsal hareketlerde kadınların etkisi konusudur. Kadın aktivizminin üç farklı ülkede meydana gelen toplumsal hareketler üzerindeki etkisi, sonuç bölümünde çeşitli şekillerde ortaya konulmuştur. Genel olarak, farklı konularda ortaya çıkan toplumsal hareketlerin başlamasında, ortaya çıktığı ülkeye ve uluslararası kamuoyuna yayılmasında, etkisini artırmasında ve hedeflerine ulaşmasında kadın aktivistlerin rolünün önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Jandarma teşkilatı ve tarihi süreç içerisinde gelişimi
Devletin bekasında hayati rol oynayan ve tarihsel gelişimi boyunca çeşitli isimlerle zikredilen güvenlik kuvvetleri ve ordunun kuruluşu, insanların bütün olarak yaşama başladığı veya devletin teşekkül ettirildiği tarih olarak bilinmektedir. Bu çalışmada güvenlik ihtiyacının karşılanmasında önemli bir görev ifa eden jandarma teşkilatı anlatılmaya çalışılmıştır. Toplumlar, insanların güven içinde yaşamaları için zamanın ihtiyaçlarına göre kanunlar çıkarmışlar ve güvenlik teşkilatlarını kurmuşlardır. Bu çalışmada hem teşkilat geçmişleriyle hem de güçlü devlet yapılarıyla ön plana çıkmış ülkelerin jandarma teşkilatı yapılarına değinilmiştir. Jandarma, Kurtuluş Savaşı sırasında ülkenin zorlu şartlarına ve örgütün lojistik gücünün yetersiz olmasına rağmen cephede savaşan birliklerin yanında yer almıştır. Bu çalışmada; Cumhuriyet yıllarından günümüze kadar güçlenen, yenilenen ve zamanla yeni yasalarla güncellenen jandarma teşkilatının bu süreci incelenmiştir. Jandarma ve polis teşkilatları; vatandaşları çeşitli suçlara mağdur olmaktan korumak amacıyla tedbirler alır. Bu çalışmada vatandaşların güvenliğini ve huzurunu sağlayan Jandarma Teşkilatının içyapısı ve işleyişi incelenmiştir. Jandarma teşkilatı yapısı ve işleyişi, İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvvetlerinden ayrılmaktaydı. 668 sayılı KHK ile İçişleri Bakanlığına bağlanan jandarma teşkilatı yeni bir düzen ve işleyiş ile sürecini devam ettirmektedir. Bu çalışamada 668 Sayılı KHK ile İçişleri Bakanlığına bağlanan jandarma teşkilatının değişen idari yapısı ve işleyişi ele alınmış olup uyum sürecine değinilmiştir.
TE-SAT raporları çerçevesinde Avrupa Birliği'nin terörizm olgusuna bakışı
Bir olgu olarak terörizm, insanlık tarihi kadar eskidir. 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi (DTM) ve Pentagon binasına yönelik düzenlenen terör saldırıları ile birlikte terörizm, küresel bir boyut kazanmıştır. 1960 ve 1970'li yıllardan itibaren ise bu olgu, hem Avrupa hem de Avrupa Birliği (AB) için de ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu olgu, tüm insanlık için küresel bir tehdit olarak günümüzde de varlığını sürdürmeye devam etmektedir. 11 Eylül saldırılarından önce, AB ve üye devletleri, terör tehditlerine karşı tam anlamıyla hazırlıklı değillerdi. Ancak, 1990'lı yıllardan sonra AB üye devletleri arasında terör konusunda iş birliği ve koordinasyonu sağlamak amacıyla AB tarafından "Avrupa Birliği Kolluk Kuvvetleri İş Birliği Ajansı (Europol)" kurulmuş ve bu kurum, 1999 yılında tam anlamıyla faaliyete geçmiştir. AB, Madrid (2004) ve Londra (2005) terör saldırılarının ardından yeni, potansiyel ve küresel terör tehditleriyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu tür tehditlerin üstesinden gelebilmek için AB bir araç olarak çeşitli stratejiler, programlar, planlar ve belgeler geliştirmiştir. AB'nin terörle mücadele politikalarındaki temel araçlarından biri ise, Europol tarafından 2007 yılından itibaren yayımlanan "Terörizm Durum ve Eğilim Raporları (TE-SAT Raporları)" olmuştur. Bu Yüksek Lisans Tezinin amacı, AB'nin terörizme bakış açısını TE-SAT Raporları çerçevesinde ortaya koymaktır. Bu Raporlar, AB'nin yıllık terörizm durumunu ve eğilimlerini göstermek için AB üye devletleri ve diğer ilgili aktörler tarafından sağlanan nitel ve nicel verilerden oluşmaktadır. Bu Raporlar'ın terörle mücadeledeki kilit rolü, Europol'ün AB'nin terörle mücadele politikaları özelindeki iş birliği ve koordinasyon işlevini yansıtmasıdır.
Moral Panik Kuramı çerçevesinde medyanın göçmen/mülteci/sığınmacılara yönelik algısal etkileri
Bu çalışmada, göçmenlere yönelik olumlu ya da olumsuz genel tutumların veya genelleştirilmiş inançların oluşmasında medya tarafından üretilen moral paniklerin ne denli etkili olduğu ve hipergerçeklik kuramı ile moral panikler arasındaki benzerliğin imkânı sorgulanmıştır. Çalışmada "göçmen/mülteci/sığınmacıları" ele alan yazılı basının dijital platformlarında yer alan haberler moral panik kuramı çerçevesinde ele alınmış ve hipergerçeklik kuramı ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmanın yöntemi "Durum Çalışması" ve "Eleştirel Söylem Analizi" olarak belirlenmiştir.
Kamu güvenlik politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde istihbaratın yeri ve önemi
Bu çalışma, kamu güvenliği politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde istihbaratın rolünü ve önemini incelemektedir. Temel amaç, kamu güvenliği politikalarının etkinliğini artırmak, toplumların güvenliğini sağlamak ve güvenlik tehditleriyle başa çıkmak için istihbaratın nasıl kullanılabileceğini anlamaktır. Literatür taraması ve uzman görüşlerine dayanarak, istihbaratın tanımı, işlevleri ve kamu güvenliği politikalarıyla ilişkisi incelenmiştir. Analitik bir yaklaşımla elde edilen bulgular, istihbaratın etkin bir şekilde nasıl kullanılabileceğini ve güvenlik tehditleriyle nasıl başa çıkılabileceğini vurgulamaktadır. Çalışma, nitel araştırma yöntemi ile birincil ve ikincil kaynaklardan elde edilen verilerin analizine dayanmaktadır. Literatür taraması, akademik makaleler, konuya ilişkin yazılan kitaplar ve diğer ilgili kaynaklar üzerinden yapılmıştır. Ayrıca, uzman görüşleri ve kamu güvenliği politikalarıyla ilgili hazırlık ve uygulama aşamalarının incelenmesi önemli bir yöntem olmuştur. Bu yöntemlerle elde edilen bulgular, kamu güvenliği politikalarının geliştirilmesinde istihbaratın önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, kamu güvenliği politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde istihbaratın kritik bir rol oynadığını göstermektedir. İstihbaratın etkin kullanımı, toplumların güvenliğini sağlama ve güvenlik tehditlerine karşı önlem alma konusunda önemli bir araçtır. Bu nedenle, kamu güvenliği politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında istihbaratın dikkate alınması ve stratejik bir şekilde kullanılması gerekmektedir.
Bireycilik ve toplumculuk ekseninde Türkiye'de TV dizilerinin kültürel değişime etkileri
Bu çalışmada Türk televizyon dizileri ve diğer dijital platformlar üzerinden sosyal mühendislik ya da toplum mühendisliğinin söz konusu olup olmadığının incelemesi yapılacak ve bu nitelik, bireycilik ve toplumculuk kuramları ekseninde gerçekleştirilecektir. Bu inceleme ile birlikte bu durumun toplumsal ve kültürel etkileri açıklanmaya çalışılacaktır. Söz konusu etkilerin toplumsal düzen, toplumsal refah ve toplumsal güvenlik açısından önemini vurgulamak ve sosyal bilincin diziler ve dijital içerikler tarafından nasıl bir etki altına alındığının gözlemlenmesi ve konu ile ilgili sorunların çözümlerini ifade etmeye çalışmak amaçlanmaktadır. Bu çalışma Bireycilik, Toplumculuk ve bu konulara dair kuramların oluşturduğu fikirleri, televizyon ve dijital platform dizilerinin popüler kültür akımlarını ne kadar temsil ettiğini, küreselleşmenin toplumsal düzen üzerindeki etkisinde televizyonun rolünü ve kültürel değerlerin neden dikkatle korunması gerektiği konularını kapsamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri olan gözlem, temel kaynak ve yayınların incelenmesi(literatür taraması) gibi teknikler kullanılmıştır. Bulgulara göre Bireycilik ve Toplumculuk kuramları genellikle yanlış yorumlanmakta ve toplumu oluşturan bireyler kültürel değerleri farklı açılardan ele almaktadır. Doğu-Batı kültür ve medeniyet çatışmaları devam etmekte ve Doğu kendini Batı'nın her anlamda gerisinde konumlandırmaktadır. Batı'nın ekonomik, teknolojik ve siyasi üstünlüğü, Doğu toplumlarını "Batı Özentisi" haline getirmekte ve dolayısıyla kültürel değişim "olması gereken" değil "olması gerektiğine inanılan" şeklinde gerçekleşmektedir.
Etnik kimlik, göç ve organize suç ilişkisi
Tezin Başlığı: Etnik Kimlik, Göç ve Organize Suç İlişkisi Tezin Yazarı: Esra BİLGİOĞLU Üniversite/Enstitü: Çankırı Karatekin Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalı: Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı/ Tezli Yüksek Lisans Programı Danışman: Prof. Dr. Ertan BEŞE Sayfa Sayısı: 117 Bu çalışma, organize suç örgütlerinin yapısal ve işlevsel dönüşümünü göç ve etnik kimlik ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Küreselleşme ve modernleşmeyle birlikte sınırların daha geçirgen hâle gelmesi, göç hareketlerinin yoğunlaşmasına ve bu hareketlerin organize suç örgütleriyle kesişmesine neden olmuştur. Göçmen ve mültecilerin yasa dışı yollarla ülkeler arası geçiş yapmaları, onları suç örgütlerinin ağına düşürme riskini artırmakta; hedef ülkelerde ise dışlanma, fırsat eşitsizliği ve ayrımcılık gibi sebeplerle bu bireylerin organize suç yapılarına katılımı kolaylaşmaktadır. Etnik kimlik bu bağlamda, yalnızca kültürel bir aidiyet değil, aynı zamanda örgütlenme ve korunma aracı olarak da işlev görmektedir. Çalışma, göç ve etnisitenin organize suç yapıları üzerindeki etkisini sosyolojik ve kriminolojik kuramlar çerçevesinde değerlendirmektedir. Temel araştırma soruları; etnik kimlik ve göç olgularının organize suçtaki rolü ile bu yapıların söz konusu olguları nasıl bir fırsata dönüştürdüğünü sorgulamaktadır. Tezde nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, betimleyici ve yorumlayıcı analiz yaklaşımıyla örnek olaylar üzerinden karşılaştırmalı örnek olay analiziyle incelenmiştir. Japonya'dan Yakuza, ABD'den Mara Salvatrucha, İtalya'dan Ndrangheta ve Türkiye'deki organize suç yapıları teorik çerçeveyle ilişkilendirilerek incelenmiştir. Çalışma, literatürde çoğunlukla ayrı ele alınan göç, etnik kimlik ve organize suç konularını bir araya getirerek disiplinlerarası bir boşluğu doldurmakta ve politika yapıcılar için uygulanabilir öneriler sunmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle hem akademik hem toplumsal düzeyde önemli katkılar sunmaktadır.
Örgütsel sinizmin demokrasi kültürüne etkisi
Organizational cynicism has become a significant area of interest in organizational behavior and management studies due to its potential impact on employee attitudes and behaviors. This study explores organizational cynicism's effect on democratic culture within the workplace. Organizational cynicism may be characterized by a pervasive sense of distrust and disappointment toward organizational practices and leadership, often stemming from unmet expectations and perceived injustices. It poses significant challenges to fostering a democratic culture characterized by open communication, participation, and shared decision-making. This study gathers data from literature regarding participants' experiences and perceptions of cynicism and democratic engagement within their organizations. Key themes explored include the origins of cynicism, its manifestations in everyday workplace interactions, and its impact on participatory practices. The study aims to uncover the underlying factors contributing to cynicism and how it influences the overall culture of democracy in the workplace. The analysis reveals that organizational cynicism significantly undermines democratic principles by creating an atmosphere of distrust, reducing employee engagement, and limiting collaborative decision-making. The findings indicate that leaders' communication styles and perceived transparency play crucial roles in either exacerbating or alleviating feelings of cynicism among employees. This study highlights the urgent need for organizational interventions to cultivate a democratic culture. Recommendations include fostering transparent communication, implementing inclusive decision-making processes, and actively listening to employee concerns. By addressing the roots of cynicism, organizations can enhance trust, promote engagement, and ultimately strengthen their democratic culture.
Premodern dönem siyasal meşruiyet anlayışlarının epistemolojik açıdan değişimi
Bu çalışmada, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan değişimi ele alınmıştır. Siyasal meşruiyet, iktidarın varlığını mümkün kılabilmek için insanların onayını sağlayan değer referanslarına işaret etmektedir. Siyasal meşruiyete ilişkin fikirlerin tarih boyunca farklı sosyal, siyasal ve iktisadi koşullar etkisinde değiştiği söylenebilmektedir. Çalışmanın amacı, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyete dair düşüncelerin epistemolojik değişimini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda siyasal meşruiyet kavramsallaştırmasının çerçevesi ve tarihi seyri incelenmiştir. Ardından Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirleri kronolojik bir değerlendirmeyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra da bu fikirlerin siyasal epistemoloji açısından ne gibi bir değişimi yansıttığı tahlil edilmiştir. Çalışmada nitel yaklaşım tercih edilmiş, seçili siyasal meşruiyet düşünceleri üzerinden değişen siyasal epistemoloji somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Literatürdeki kitaplar, kitap bölümleri, bilimsel makaleler ve çevrimiçi internet sitelerinden yararlanılarak, doküman analizi yöntemiyle Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin değişimi açığa çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyetin epistemolojik açıdan metafizik referanslara dayandığı görülmüştür. Siyasal iktidarın meşruluğunun atalar kültü, mit, efsaneler ve din gibi metafizik unsurlara dayalı olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte Erken Modern Dönem'le beraber siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan, dünyevi siyasal iktidarlara, insana, bilime ve hukuka atıfla oluşturulduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma siyaset felsefesi ve siyasal düşünceler tarihini, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik değişimi bakımından değerlendirmeyi önermektedir. Böylece yapılacak çalışmalarla siyasal meşruiyet fikirleri daha kapsamlı biçimde irdelenebilecek, siyasal düşünceler tarihi ve siyaset felsefesi literatüründeki siyasal meşruiyet mülahazalarının birçok açıdan tahlili mümkün olacaktır.
Kamu güvenliği ve politikaları açısından bireysel ve toplumsal şiddetin etkileri
Kamu güvenliği, bireylerin ve toplumların huzur içinde yaşamasını sağlayan temel bir unsurdur. Bu bağlamda, bireysel ve toplumsal şiddet, kamu güvenliğini tehdit eden önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bireysel şiddet, genellikle bir bireyin diğerine karşı gerçekleştirdiği fiziksel veya psikolojik zarar verici eylemleri kapsamaktadır. Bu tür şiddet, kurbanlarda travma, korku ve güvensizlik duyguları yaratmakta ve toplumda da benzer hissiyatların yayılmasına neden olmaktadır. Toplumsal şiddet ise etnik çatışmalar, terör saldırıları ve kitlesel protestolar gibi daha geniş çaplı ve kolektif eylemleri içermektedir. Toplumsal şiddet, kamu düzenini doğrudan etkileyerek toplumsal barışı ve istikrarı bozmaktadır, ayrıca ekonomik kayıplara ve sosyal parçalanmaya yol açmaktadır. Her iki şiddet türü de kamu güvenliği politikalarının şekillendirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bireysel şiddete karşı alınacak önlemler, genellikle eğitim, farkındalık kampanyaları ve sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesini gerektirmektedir. Toplumsal şiddetin önlenmesi için ise daha kapsamlı stratejiler gerekmekte olup; bu stratejiler çoğunlukla toplumsal anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesini, adaletin sağlanmasını ve sosyal adaletin teşvik edilmesini içermektedir.
Türkiye'de kamu diplomasi faaliyetleri bakımından kurumsal ve bürokratik yapılanma
Politika ve bürokrasi bağıntısı geçmişten beri siyaset biliminin yanı sıra kamu yönetimi disiplininin de ana inceleme konularından biri olmuştur. Modernleşme süreciyle beraber "devletler üstü" kuruluşların sayısı artmış ve bu bağlamda konvansiyonel savaşlar azalmıştır. Bunun sonucunda, "kamu diplomasisi" anlayışı modern devletlerde çeşitli araçlarla olgunlaşarak kurumsallaşmıştır. Söz konusu "politika-bürokrasi" ilişkisine "kamu diplomasisi "kavramı eklemlenmiştir. Bu kurumsallaşmadan Türkiye'de etkilenmiş olsa da dünyaya oranla daha geç sayılabilecek bir zaman diliminde kamu diplomasisi kurumlarını oluşturmuştur. Bu kurumsallaşma sürecinde Türk devlet geleneğinin köklü pratikleri önemli bir role sahiptir. Ancak söz konusu geleneksel pratikler, bazı dönemlerde bu süreci kötü yönde etkilemiş, nihayetinde günümüzde bu ilişkilerin daha fazla sorgulanıyor olması ve söz konusu kamu diplomasisi kurumlarının daha hızlı bir şekilde değişime uğrayarak bürokratikleşmesi bu konuyu çalışmaya değer kılmıştır. Bu çerçevede çalışma; siyaset, kamu diplomasisi ve bürokrasi kuramlarının modernleşmeye bağlı gelişimleriyle, imparatorluk tecrübesine sahip Türkiye'de söz konusu gelişimlerin nasıl şekillendiğinin ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda tezin temel hipotezi, Türkiye'de bulunan kamu diplomasisi kurumlarının eksikliğinden yola çıkarak Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı yönetimsel dönüşümün bu eksikliğin giderilmesi hususunda önemli bir kilometre taşı olduğu iddiasını içermektedir. Çalışmada "yorumsamacı" bir yaklaşım kullanılmıştır. Bu çerçevede "eleştirel literatür taraması" yöntemi benimsenmiştir. Tezin ana konusunu oluşturan "kamu diplomasisi kurumlarının bürokratikleşmesi" sürecini açıklamada birincil kaynaklar olarak; kamu diplomasisi kurumlarının politikaları, kurum yöneticilerinin beyanatları, devletin yönetim kademesinde sürece yön verenlerin çalışmaları, kamu diplomasisinin bürokratikleşmesini sağlayan hukuki düzenlemeler, söz konusu süreci yönetme iddiasıyla yola çıkan siyasal partilerin tüzükleri ve beyannamelerinden yararlanılmıştır.
Güvenlik kültürü ve iç politikaya etkileri bağlamında "Mavi Vatan" kavramı ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası
Türkiye bulunduğu coğrafi ve jeopolitik konum itibariyle küresel ve bölgesel birçok konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Bu tezin amacı, "Mavi Vatan" kavramı çerçevesinde son dönemde Doğu Akdeniz'de gerçekleşen askeri, ekonomik ve diplomatik gelişmelerin, Türk iç politikasına ne derece etki ettiği sorusuna siyasi aktörler ve düşünce kuruluşları zaviyesinden cevap arayıp literatüre katkı sağlamaktır. 'Politika ile ilgili hiçbir mesele tümüyle dışa ya da içe ait değildir. Bu tespitten hareketle dış politikanın, iç ve dış ilişkilerin ve aktörlerin karmaşık ortamında üretilen/uygulanan bir politika olduğunun altı çizilmelidir. İçte ve dışta farklı aktörlerin ve menfaatlerin bir araya getirilmesi ve bunların somut uygulamalara dönüşmesi zaman içerisinde değişebilen koalisyonlara dayanmaktadır'. 'Dış politika' esasen dışarıya ilişkin gibi görünse de temelde iç siyasi dinamiklerle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir kavram olma özelliğine sahiptir. İç politikada halk ve ülke içi siyasi aktörlerin hem fikir oluşturma, hem de ortak bir politikayı destekleme düşüncesi, mevcut ülkenin uluslararası camiada daha kararlı ve güçlü adımlar atmasını kolaylaştırır. "Mavi Vatan" ve "Doğu Akdeniz" meselesinde de bu durum aynen geçerli ve izlenmesi gereken yol olarak dikkate değerdir. Sonuç olarak elde edilen bulgular çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin haklarını askeri, hukuki ve bürokratik alanlarda olabildiğince savunduğu ve etkin bir dış politika izlediğini söylemek mümkündür. Belli farklılıklar dışında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ki haklılığı gerek İktidar ve muhalefet açısından ve gerekse de belirlenen Düşünce Kuruluşları açısından haklı görülmüştür.
Toplumsal hareketlerde yeni bir dönem olarak meydan hareketleri
Özellikle 2010 yılı sonrası ekonomik problemler ve demokrasi krizi ile karşı karşıya kalan insanlar, genel bir hüsran, öfke ve acizlik duygusuyla ve kolektif bir bilinçle meydanlarda seferberlik oluşturmuşlardır. Bireyler mevcut sorunlara ve hoşnutsuzluklara karşı sunulan ekonomik ve sosyal politikaların, krizle mücadele edebilecek yeterlilikte olmadığını düşünmemekteydi. Çevrimiçi platformlarda, kendilerinin endişelerini ve önceliklerini temsil eden çağrılarda bulunmuşlar ve kolektif bilinç oluşturmuşlardı. Binlerce insan hoşnutsuzluklarını görünür kılmak için, meydanlarda toplanmaya başlamışlardı. Meydan hareketleri olarak kavramsallaştırılan bu hareketler, halk egemenliğini savunmak amacıyla eşitlik, eylem, özen ve müşterek değerleri vurgulayarak, liberal temsili demokrasiyi yeniden icat etmeye çalışma gayretiyle ortaya çıkmıştır. Sosyal medya ve sosyal ağ uygulamaları, bu süreçte kritik bir rol oynamıştır. Bu süreçle birlikte, sadece bilgi kanalları değil, aynı zamanda dijital platformların kullanımıyla artık çok daha kolay ölçeklenebilen yeni müzâkere ve katılımcı karar alma arenaları oluşmuştur. Bu çalışmada, meydan hareketleri olarak değerlendirilebilen günümüz hareketlerinin, temel dinamiklerine, ortaya çıkış nedenlerine, gelişim süreçlerine ve sosyal medya ile olan ilişkisine yer verilecektir. Bu hareketler, farklı hedefler ve sorunlar içerse de ortak niteliklere de sahiptirler. İşçi hareketleri gibi eski hareketlerin aksine ''meydan hareketleri'' oldukça farklı toplumsal problemlere ve taleplere sahip olan, oldukça çeşitli grupların beklentileri ile ilgilenmektedir. Ancak modern demokrasiler, bu beklentileri karşılamakta yetersiz kaldığı gibi, temsil mekanizmalarındaki problemler de siyasal katılımın önünde ciddi bir engel olarak yer almaktadır.
Medikal istihbaratın ulusal güvenlik üzerindeki etkisi
Bu araştırmada; günden güne değişen güvenlik algısıyla birlikte, devletin varlığının temeli olan ulusal güvenliğin sağlanmasında Medikal İstihbarat faktörünün tartışılmaz önemi araştırılmıştır. Araştırmada öncelikle 'güvenlik' kavramının farklı tanımlarına yer verilerek ortak bir tanıma ulaşılmak amaçlanmış; güvenlik ve tehdit arasındaki ilişki incelenerek sonuca varılmaya çalışılmıştır. 'Tehdit' kavramının çok boyutlu ve asimetrik bir olgu haline geldiği anlatılmış, ulusal güvenliği etkileyen medikal tehditlerin genel çerçevesi çizilmiştir. Tarih boyunca kimi zaman ciddi olayların seyrini değiştirebilecek asimetrik etkiye sahip salgın hastalıklardan örnekler verilmiş; günümüzde biyoteknolojik ve medikal tehditlerin insan güvenliğini, sağlığını ve dolayısıyla ulusal güvenliği tehdit ettiği örneklendirilerek anlatılmıştır. İnsan ve doğa sağlığına ciddi zararlar verebilen salgınların doğal yollarla oluşup oluşmadığının kolaylıkla tespit edilemeyecek kadar derin etkilere sahip olduğu açıklanmıştır. 'Medikal tehdit' veya 'medikal istihbarat' olgularının kötüye kullanılmasıyla, bireysel veya ulusal güvenliğe karşı oluşturduğu ciddi tehditler örneklendirilmiş; bu tehditler neticesinde devletlerin yeni güvenlik tedbirleri almak zorunda kalmasıyla daha da önem kazanan 'medikal istihbarat' kavramı analiz edilmiştir. 'Medikal istihbarat' faaliyetlerinin, devletlerin ulusal güvenliklerini sağlayabilmesi, sınırlar içinde veya dışındaki bulaşıcı hastalıkları, sağlığı tehdit edebilecek birçok tehdidi önceden tespit edip vaktinde uyarmasıyla ne denli önleyici bir güç olabileceği açıklanmıştır.