Theses supervised by Prof. Dr. Fuat Güllüpınar

19 theses · Anadolu University

Master'sOpen AccessTR

Beyin göçü ve sosyolojik sonuçları: Gürcistan örneği

Bu araştırma, Gürcistan'dan ayrılan yüksek vasıflı bireylerin göç nedenlerini, tercih ettikleri ülkeleri belirlerken etkili faktörleri ve göç deneyimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. İlgili çalışma, Gürcistan'da nitelikli eğitim almış ve uzmanlık sahibi bireylerin genellikle yurt dışında çalışma eğiliminde olduklarını vurgulamaktadır. Bu bireyler, daha iyi fırsatlar elde etme, kişisel gelişimlerini sürdürme ve hak ettikkleri geliri elde etme amacıyla göç etmektedirler. Mevcut araştırma, Gürcü asıllı, en az lisans mezunu olma ve yurt dışında zihinsel emeğe dayalı işlerde çalışma amacına sahip olma kriterlerini göz önünde bulundurmuş ve nitel araştırma tekniğini kullanarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirmiştir. Beyin göçü, özellikle küçük, az nüfuslu ve gelişmekte olan ülkeler için kalkınmayı yavaşlatma riski taşımaktadır. Sözü geçen ülkelerden biri de Gürcistan'dır. Bu doğrultuda elde edilen veriler, Gürcistan'daki yaşam koşulları, çalışma ortamı, ücret düzeyi, siyasi istikrarsızlık gibi faktörlerin, ülkedeki nitelikli iş gücünün refah ülkelerine yönelmesine katkıda bulunduğunu ve Gürcistan'ın kalkınmasını olumsuz etkilediğini göstermektedir. Ayrıca, toplumsal ahlakın ve geleneksel değerlerin beyin göçü olgusuna ciddi düzeyde etki ettiği de saptanmıştır. Beyin göçü, hem göç alan hem de göç veren ülkeler üzerinde doğrudan etkisi olan bir olgudur ve göç alan ülkelerin sunduğu fırsatlarla şekillenmektedir. Ancak, göç veren ülkelerin bu eğilimi kontrol altına almak için politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, göç alan ülkelerin ekonomik durumu ve nitelikli iş gücünün gelişimi ile birlikte, göç veren ülkelerin zayıflaması söz konusudur. Gürcistan'ın önemli sorunlarından biri, beyin göçü veren bir ülke olmasıdır. Bu nedenle, Gürcistan'da beyin göçünü tetikleyen etkenleri araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek büyük önem taşımaktadır.

GöçlerGöçmenler
Lana Kveladze
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Gölgelerde yaşamak: İstanbul'da Pakistanlı düzensiz göçmenlerin göç deneyimleri ve başa çıkma stratejileri

The study examines the survival and coping strategies of irregular migrants of Pakistani origin in Istanbul, with a particular emphasis on the network of individuals involved in facilitating irregular migration both at the migrants' origin and in the transit country. This study scrutinizes the facilitation and organization of irregular migration from different regions of Pakistan to European countries via Türkiye. The predominant trajectory followed by irregular migrants originating from Pakistan entailed traversing the territories of Iran and Türkiye. Later, they embark on a journey from Türkiye to Europe, crossing three distinct routes. The initial path leads them through Greece, followed by a subsequent passage via Bulgaria. Finally, they opt for a sea passage to reach the enchanting shores of Italy. This study's empirical data is derived from qualitative fieldwork conducted in various locations within Istanbul, by employing the snowball technique. A total of 28 semi-structured, in-depth interviews were carried out. This study explores the challenges faced by the participants who are sheltered in Istanbul without proper documentation. These challenges encompass a range of issues, including unhygienic living conditions, exploitation, apprehension regarding arrest and deportation, the threat of torture, financial loss, and the risk of being abducted by human smugglers. The study also investigates the intricate web of actors that participate in the cross-border movement of financial resources. It is found that the principal actors within this enterprise possess robust connections across international borders.

Waheed Ahmad Qureshı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
10
DoctorateOpen AccessTR

Sınıfsal sınırlar ve aile içi yansımaları: Çocuklarda beslenme davranışlarının ilişkisel çözümlemesi

Bu araştırma çocukların beslenme davranışları etrafındaki tutum ve davranış örüntülerini, sınıfsal konuma göre şekillenen aile içi ilişkiler temelinde eleştirel olarak değerlendirmeyi amaçlar. Dönüştürücü sıralı karma desen prensibiyle ebeveyn ve çocuklara anket uygulanmış, ardından bulgular yine ebeveyn ve çocuklar ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerle açımlanmıştır. Demografik Bilgi Formu, Çocuk Beslenme Anketi (ÇBA) ve Ana Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ) ile elde edilen nicel verilerin analiz ve görselleştirmeleri R programlama dili 2023.09.1+494 versiyonu ile, nitel verilerin analizi ise Maxqda Analytics Pro 2023 ve 2024 sürümleri ile tamamlanmıştır. Nihayetinde yapısal kategoriler olarak ele alınan aile, ebeveynlik ve çocukluk; sınıfsal olarak beslenmeye verilen anlamın farklılıkları ve bu farklılıkların birbirleriyle olan ilişkileri üzerindeki izdüşümleri açısından derinlemesine incelenmiştir. Bulgular ebeveynlerin çocuklarının beslenmesine yönelik algıladıkları sorumluluk, onları takip etme sıklıkları, ağırlıklarına dair duydukları endişe, kısıtlama ve yeme baskısı boyutlarının sosyoekonomik düzeylerine göre farklılaştığını göstermektedir. İçsel olarak önem verme ve kontrol kaybı arasında çatışma yaşayan ebeveynler, bir yanda uyulması gereken belli standartlar, davranış setleri, toplumsal norm, baskı ve beklentileri diğer yanda kendi çocukluklarındaki beslenme deneyimlerini yeniden üretme ya da onlardan kaçınma davranışı sergilemekte ve tüm bu süreçler çocuğun tutumları, tercihleri, kendini ifade etme, kabul etme, reddetme stratejileriyle karşılıklı olarak şekillenmektedir. Beslenmeye dair bilgi kaynakları, çocuk üzerindeki kontrolün dayanakları ile imkân ve olanaklar kapsamında şekillenen sosyalleşme ve paylaşım biçimleri ise sınıfsal konuma göre farklılaşmakta ve beslenme süreçleri açısından ebeveyn çocuk ilişkisinin niteliğini değiştirmektedir.

Açımlayıcı sıralı karma yöntemEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveyn-çocuk çatışması+1
Gizem Şükran Özalkan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerlilerin göçmenlere ve yeniden dağıtım politikalarına yönelik tutumlarının analizi: Almanya vakası üzerine

Dünya ekonomisi bilimin evrimiyle birlikte gelişmekte, tarımdan sanayileşmeye ve ardından küreselleşmeye doğru ilerlemektedir. Ekonomik küreselleşmeyi kabullenmek daha kolay olsa da, ev sahibi toplumların gelen göçmenleri kabullenmesi konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Toplumun biz ve onlar olarak bölünmesi ve sosyal kontrolü diğerine kaptırma korkusu, özellikle Almanya gibi sosyal refah sistemi ile karakterize edilen bir ülkede, yerlilerin göçmenlerle fırsat ve kaynak paylaşımını reddetmesine yol açabilir. Bu nedenle, bu tezde Almanya'nın göç deneyimini anlamak için Almanya'daki göç tarihine genel bir bakış atmaktayız, ardından yıllar içinde artan yabancı doğumlu bireylerin oranının yerlilerin yeniden dağıtımı desteklemesini veya reddetmesini nasıl etkilediğini analiz etmekteyiz. Hipotezimizi farklı kontrol değişkenleri ve ana bağımsız değişkenimiz (yabancı doğumluların payı) ile seçilen değişkenler arasındaki etkileşimleri kullanarak test etmekteyiz. Çalışmamızı hem ESS hem de OECD'nin 2002 ve 2018 yılları arasındaki verilerini kullanarak sürdürmekteyiz. Elde ettiğimiz sonuçlara göre, Almanya'da yabancı doğumluların payı arttıkça yerlilerin yeniden dağıtıma olan desteğinin azaldığı ortaya konmuştur ve bu sonuçlar, ana bağımsız değişkenimiz olan göçmenlerin payı ile yerlilerin göçün ekonomik etkisine ilişkin algısı ve yerlilerin aynı/farklı ırk göçüne desteği gibi diğer değişkenler arasında farklı etkileşimler içeren modellerde da dahil olmak üzere tüm regresyon modellerinde geçerli olmuştur.

Imane Habıtou
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijital kültürde içerik üreticisi ile takipçi ilişkileri: Otorite ve rol modelliği inşası

Bu araştırma, bireyler arası ilişkilerde toplumsal yapıların etkilerinin aşındığı günümüzde, içerik üreticisi ile takipçi arasındaki ilişkileri incelemektedir. Bu ilişkinin karşılıklı yapısı, rol modelliği ve otorite yapılarındaki dönüşümlerin izlerini taşımakta ve yeni bir ilişki biçimine yol açmaktadır. İçerik üreticisi, takipçi üzerindeki otoritesini kullanarak bir rol modeline dönüşmekte, takipçi ise düşünümsel bir şekilde içerik üreticisiyle etkileşim kurmaktadır. Bu ilişkinin mahiyetinin ve ilişkideki karşılıklı algıların anlaşılması, otorite ve rol modelliği yapılarındaki değişmeleri anlamaya yönelik bir imkân barındırmaktadır. Bu amaçla fenomenolojik yaklaşım benimsenerek, 5 içerik üreticisi ve bu içerik üreticilerinin 587 takipçisiyle araştırma gerçekleştirilmiştir. Maksimum çeşitlilik örneklemesiyle seçilen içerik üreticileriyle yapılan mülakatlarda tematik içerik analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgularda içerik üreticiliğinin mahiyeti tartışılmaktadır. Takipçiyle ilişkinin içerik üreticisi için ne anlama geldiği ve içerik üreticisinin takipçi üzerindeki etkileri ortaya koyulmaktadır. Amaca yönelik örneklemeyle seçilen takipçilerle yapılan anketlerde, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilerek İçerik Üreticisini Rol Modeli Olarak Görme Ölçeği oluşturulmuştur. Nicel analizler, geleneksel rol modelleriyle içerik üreticileri arasında karşılaştırmalar yapmaya imkân sağlamıştır. Yapılan araştırmaların birleşmesiyle ortaya çıkan mikro ve makro sonuçlar, örtük otorite ve üçüncü persona kavramları çerçevesinde tartışılmaktadır. İçerik üreticisi ile takipçisinin ilişkisi, geleneksel otorite ve rol modelliği kavramlarındaki değişmeleri ortaya koymaktadır. Anahtar sözcükler: İçerik üreticisi, Takipçi, Rol modeli, Otorite, Sosyal medya.

Dijital etkileyenlerSosyal medyaSosyal medya platformları+1
Mücahit Baykul
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Anlatıdan gerçekliklere: Kentten kıra dönüş

Hiçbir hikâye birbirine benzemez. Bu sebeptendir ki her hikâyede bulduklarınız da birbirinden farklı renktedir. Bu çalışmanın hikâyesini bilinçli bir tercihle kentten kıra dönüş kararı alan bireylerin yaşadıkları ve sürdürdükleri deneyimin sosyolojik açıdan çizdiği renkler oluşturur. Alanyazında yalnızca işaret edilen ancak oldukça müphem olan bu renkler çalışma yoluyla bir araya getirilmiştir. Nitel araştırma sürecinin adımlarını takip eden bu çalışma aynı zamanda bu adımları araştırmacının deneyimleri ile buluştururken yönteme dair konum alış ve sorgulamaları da içerir. Katılımcı gözlem ve görüşme tekniğinin kullanıldığı çalışma amaçlı seçim yoluyla belirlenen 40 kişiyle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerin yanı sıra tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıkan temaslar yoluyla 11 kişi ile gerçekleştirilen yapılandırılmamış görüşmeleri de kapsar. Araştırma konusu, amacı, yöntemi doğrultusunda etnografi ve temellendirilmiş kuram desenlerinin teması ve birlikteliğini sağlayan bu çalışma kırsal alanlara dönüşün karakterini araştırma öznelerinin sesi ve araştırmacının alan gözlemleri ile betimleme ve analiz etme çabasının sonucudur. Araştırmacı olarak tam gözlemci pozisyon ile tam katılımcı pozisyon arasında gezindiğim çalışmanın saha süreci yaklaşık bir yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Çalışmanın sahası, deneyimin gözlemcisi ve paylaşımcısı olma üzerine inşa edilen metodolojik anlayış doğrultusunda tespit edilen, ulaşılabilen, dahil olmayı kabul eden öznelerin yaşamlarını sürdürdükleri Bursa, Burdur, Eskişehir, İzmit, Muğla, Sakarya illerindeki kırsal alanlardan oluşmaktadır. Sahadan işitilen seslerin değerlendirilmesi sonucunda başka türlü bir gelecek tasavvurunu içerisinde barındıran kırsala dönüş hareketliliğine dair derin bir anlayış kazanmanın yolunun kırsala dönüşçülerin sosyo-biyografileri ve yaşam deneyimlerine odaklanılmasından geçtiği ortaya çıktı. Onların bireysel yaşam deneyimleri hareketliliği kolektif bir çerçevenin içerisine yerleştirdi. Bu yolla alternatif bir yaşam biçiminin diğerlerine göre daha anlamlı, başka bir hissetme ve yaşama şekli açısından taşıdığı potansiyelin ne denli mümkün ve sürdürülebilir olduğu da görüldü.

Kır sosyolojisi
Tuğba Erultunca
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İlişki ağlarının hegemonik etkisi bağlamında yazılım geliştirici göçü: Bir karma desen araştırması

Bu araştırma, Türkiye'den göç eden yazılım geliştiricilerin göç süreçlerine etki eden ilişki ağlarını analiz etmektedir. Araştırmanın amacı, Avrupa'ya göç etmiş yazılımcıların, ilişkisel ve süreçsel bağlamda kararlarını etkileyen faktörleri ortaya koymaktır. Araştırmanın temel problemi, göç eden yazılımcıların; ele alınan tüm aktantların etkisi altında, şirket hacmine bağlı olarak bastırılan bireysel yaratıcılıkları, yeteneklerinden yararlanılması ile hegemonik olduğu iddia edilen değer görme algıları arasında çatışma halinde olan göç motivasyonlarının nasıl oluştuğudur. Karma desen araştırma metodolojisiyle yürütülen çalışmada, nitel veriler Almanya, Hollanda, Çekya, İsveç, Danimarka ve İngiltere'ye göç etmiş toplam 20 katılımcıyla gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlardan, nicel veriler ise Almanya, Berlin'e göç etmiş 160 yazılım geliştiriciden elde edilmiştir. Temellendirilmiş kuram ile nitel veriler açık, eksenel ve seçici kodlama aşamalarıyla analiz edilmiş; nicel veriler ise SPSS kullanılarak frekans analizi, çapraz tablolar ve ki-kare testiyle değerlendirilmiştir. Araştırma, yazılım geliştiricilerin göç tercihlerinin; kültürel sermaye gelişimi ve değer görme ihtiyaçlarının baskınlığı nedeniyle şekillendiğini göstermektedir. Bu doğrultuda ilişki ağlarındaki beş ayrı aktör/aktantın; devletler, şirketler, açık kaynak kodları, programlama dilleri ve bilgi paylaşım platformlarının, yazılım geliştirici göçünde temel ve dönüşümsel rol oynayan aktantlar oldukları görülmüştür. Programlama dillerinin başlıca etken neden olduğu gelişim ihtiyacı nedeniyle göçün başlatıcı aktörlerinden birisi olduğu tespit edilmiştir. Bilgi paylaşım platformlarının da ağ içerisinde dinamikleri değiştirebilme özellikleriyle önemli unsurlardan bir diğeri olduğu ifade edilmiştir. Devletlerin politikaları ve şirketlerin stratejileri, yazılım geliştiricilerin göç motivasyonlarını bütünlüklü biçimde karşılayarak, bireylerin göç kararını kalıcı hale getirmeyi sağladığı gözlemlenmiştir. Antroposentrik teorilere eleştirel bakış açısıyla bulgular, yazılım geliştirici göçündeki tüm aktörler ile süreç temelli analizler yaparak araştırma noktalanmıştır.

Şevket Burak Işık
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijital habitus üzerinden yeni ebeveynlik modeli: Çocuk mahremiyeti ihlali bağlamında "Sharenting"

Bugün, dijital çağda sosyal medya ağları günlük yaşama yoğun bir biçimde entegre olmuş; kişilerarası iletişimden aile yaşantısına kadar birçok dinamiği etkilemiştir. Ebeveynlik pratikleri de bu dijital dünyanın içerisinde belli ölçülerde dönüşüme uğramış ve güncel bir kavram olan "sharenting" ortaya çıkmıştır. Sharenting, ebeveynlerin çocukları hakkında sıkça sosyal medya platformlarında, çoğu zaman çocuğun bilgisi ya da izni olmaksızın, paylaşım yapmasını ifade etmektedir. Bu paylaşımlar; mutluluk arayışından ebeveynlik başarılarını sergilemeye kadar çeşitli motivasyonlarla yönlendirilirken, mahremiyet, dijital ayak izi, çevrimiçi temsil etiği gibi kritik endişeleri de beraberinde getirmektedir. Bu karmaşık dinamikleri ele almak adına bu çalışma, Pierre Bourdieu'nun teorik çerçevesini temel alarak habitus, alan, sermaye gibi kavramlarla sharenting olgusunu ebeveyn ve çocuk perspektifinden incelemektedir. Karma yöntem kullanılan araştırmada eş zamanlı olarak nicel ve nitel çalışma yürütülmüştür. İzmir il sınırları içerisinde belirlenen farklı sosyoekonomik bölgelerdeki okullarda 320 öğrenciyle yüz yüze anket, 300 ebeveynle de online anket gerçekleştirilmiş; gönüllü 20 öğrenci ve 20 ebeveynle yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulguları; ebeveynlerin sharenting motivasyonları, mahremiyet farkındalıkları, dijital ebeveynlik bilgileri, çocukların sharentingle ilgili düşünce ve tutumları, dijital mahremiyet farkındalıkları ve özerklik talepleri hakkında önemli değerlendirmeler sunmaktadır. Ayrıca çalışma; sosyoekonomik eşitsizliklerin, cinsiyete dayalı normların ve kültürel anlatıların dijital pratikler üzerindeki etkilerini ortaya koyması açısından önemlidir. Bourdieu'nun teorisi; içselleştirilmiş bir yapı olarak habitusun sharenting davranışlarını nasıl etkilediğini, dijital alanların ise farklı düzeylerdeki kültürel, sosyal ve sembolik sermayeye dayalı uygulamaları nasıl kolaylaştırdığını veya kısıtladığını göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, sharentingin paylaşım yapmayı teşvik ederken çocukların mahremiyeti ve özerkliğini riske atan ikili rolünü tartışmakta ve özellikle çocukların sesini duyurmayı amaçlamaktadır.

Medya sosyolojisiİletişim sosyolojisi
Sevra Su Tatlıoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Duygu sosyolojisi perspektifinden yüksek vasıflı işgücü göçü

Göçün duygusal deneyimler olarak inşasını konu edinen bu çalışma, duygu sosyolojisi ve göç sosyolojisini kesiştirerek yüksek vasıflı göçmenlerin göç sürecinde etkili olan duygular ile aktörlerin bu duyguları nasıl yönettiklerini anlama amacı taşımaktadır. Bu bağlamda bu çalışma, yüksek vasıflı göçmenlerin gündelik yaşamdaki duygusal tutum değerlendirmelerini dikkate alarak, onların deneyimlerinin korku, kaygı, mutluluk, yalnızlık, özlem, nostalji, suçluluk ve şefkat benzeri duygular tarafından nasıl şekillendirildiğini inceleyerek ulusötesi göçmen olarak yaşamanın duygusal boyutunu aktörlerin gözünden anlamaya çalışmaktadır. Niteliksel metodolojiyi takip eden bu araştırmada, veriler Türkiye'den Almanya, Amerika, Avustralya ve İspanya'ya göç etmiş olan ve kartopu örneklem yolu ile ulaşılan 25'i kadın, 19'u erkek olmak üzere 44 yüksek vasıflı göçmen ile gerçekleştirilmiş yarı yapılandırılmış çevrimiçi derinlemesine görüşmeler ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, temel nitel araştırma deseni takip edilerek değerlendirilmiş ve raporlaştırılmıştır. Araştırmanın bulguları değerlendirildiğinde, Türkiye'den göç eden yüksek vasıflı göçmenlerin göç kararının altında yatan temel duyguların güvensizlik ve geleceksizlik olduğu dikkat çekmektedir. Türkiye'deki ekonomik koşullar, kişisel özgürlüklerin kısıtlanması ve kentsel güvenlik endişeleri ile kurumlara yönelik güvensizlik duyguları, göçmenleri göç kararı almaya iten önemli motivasyonlar arasında yer almaktadır. Göç sonrasında ise göçmenler, yeni bir hayata başlamanın getirdiği yalnızlık, özlem, belirsizlik ve kaygı gibi duygularla mücadele etmektedir. Öte yandan, yeni ülkelerine uyum sağlama ile geride kalanların beklentilerini karşılama baskısı ve başarılı olma zorunluluğu, duygusal bir yük oluşturmaktadır. Bu duygusal zorluklarla başa çıkmak için çeşitli stratejiler geliştiren yüksek vasıflı göçmenler, yeni hayatlarında kendilerini güvende ve ait hissetmelerine yardımcı olan sosyal ağlar kurarak yaşam memnuniyetlerini artırmakta ve geleceğe daha umutla bakabilmektedir.

Seda Güven Bayar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çağrı merkezi operatörlerinin çalışma koşulları üzerine sosyolojik bir analiz: Hizmet sektöründe duygusal emek ve sonuçları

Bu çalışma, sınıfsal bir bakış açısıyla genelde hizmet sektörü çalışanlarının, özelde ise çağrı merkezi çalışanlarının sergilediği duygusal emek davranışlarına ve bu davranışlar neticesinde ortaya çıkan süreçlere odaklanmaktadır. Duygusal emek perspektifi temele alınarak yapılan bu çalışmada çağrı merkezi çalışanlarının sınıfsal konumları, meslek algıları, tüketim alışkanlıkları ve sarf ettikleri duygusal emek gücü neticesinde ortaya çıkan çalışma pratikleri ele alınmaktadır. Buradan hareketle çalışmanın ana problemleri, "Çağrı merkezi çalışanlarının çalışma koşullarıyla iş yaşamındaki duygusal emek süreçleri arasında nasıl bir ilişki vardır?", "Çağrı merkezi çalışanlarının çalışma koşulları onların gündelik yaşamını nasıl etkilemektedir?", "Çağrı merkezi çalışanlarının kendine özgü çalışma koşullarında deneyimledikleri duygusal emek süreçlerinde yaşadıkları sorunlar ve bunların sonuçları nelerdir?" gibi sorular etrafında şekillenmektedir. Nitel araştırma modelinin kullanıldığı çalışmada çağrı merkezi çalışanlarıyla ve bu sektörde faaliyet gösteren sendika çalışanlarıyla yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ve odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 24 çağrı merkezi çalışanıyla ve 2 sendika yetkilisiyle görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşülen çağrı merkezi çalışanları telekomünikasyon, e-ticaret ve bankacılık sektörlerinde çalışmaktadır. Çalışanlarla yapılan görüşmeler online olarak Zoom, Instagram ve WhatsApp üzerinden görüntülü olarak gerçekleştirilmiştir. Zoom platformu üzerinden gerçekleştirilen görüşmelerde katılımcıların onayı doğrultusunda ses ve görüntü kaydı alınmıştır. Görüşmeler sonucunda veriler kodlama ve not alma yöntemiyle kategorilendirilmiştir. Bu kategoriler aracılığıyla verilerin analizi sağlanmıştır. Araştırma sonucunda çağrı merkezi çalışanlarının çalışma koşulları göz önünde bulundurulduğunda oldukça yoğun biçimde duygusal ve duygulanımsal emek sarf ettikleri görülmüştür. Bu durumun temel sebebi, çalışanların standardize edilmiş iletişim biçimleriyle üretim gerçekleştirmeleri olarak açıklanmıştır. Aynı zamanda araştırma sonucunda çağrı merkezi çalışanlarının sınıfsal aidiyetlerinin aldıkları ücretler, çalışma koşulları ile zihinsel ve duygusal emek süreçlerinden etkilendiği görülmüştür. Bir diğer açıdan araştırma kapsamında çağrı merkezlerinde duygusal emeğin yoğun bir şekilde kullanılıyor olmasının bir sonucu olarak çalışanların büyük çoğunluğunun genç ve kadınlardan oluştuğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuç, gençlerin ve kadınların çağrı merkezinde çalışmaktan kaynaklanarak farklı olumsuz deneyimler yaşadığını ve çağrı merkezlerine dair sınıfsal analizler gerçekleştirilirken bu farklılıkların gözetilmesinin önemini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: duygusal emek, duygulanımsal emek, hizmet sektörü, çağrı merkezi, kuralsız istihdam, esnek çalışma

Bilgi yoğun iş hizmetleriDuygusal emekEsnek çalışma+5
Hande Köse
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin gönüllülük faaliyetlerine ilişkin tutumlarının sosyolojik bir analizi: İzmir Gençlik Merkezleri örneği

Bu araştırma tarihsel, olgusal ve kavramsal çerçeve içerisinde, gençlerin kamuya ait gençlik merkezlerinde gönüllülüğü nasıl deneyimlediğine ve genç kimliğine bağlı olarak gönüllülüğü kendi yaşamında nasıl anlamlandırdığına odaklanmaktadır. Bu doğrultuda, hangi profillerin gönüllülük ile hangi yollarla tanıştığına, hangi motivasyonlarla gönüllülük faaliyetlerinde bulunduğuna ve gönüllülük faaliyetlerinde bulunarak hayatlarında ne tür maddi ve manevi faydalar sağladığına ilişkin bulgular sosyal sermaye kuramı üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırma süresince "Gençlik Merkezi" olgusunun ortaya çıkış koşulları, Türkiye'de gönüllülük tartışmaları, Türkiye'de yürütülen gençlik çalışmalarının Avrupa Birliği politikaları ile ilişkileri ve bir kamu merkezinde gönüllü olmanın etkileri incelenmiştir. Araştırmada İzmir'de yerel yönetime bağlı Alsancak Havagazı Gençlik Merkezi'nde gönüllülük faaliyetlerine katılan 17-30 yaş arası 16 gençle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma modeli kullanılarak beş ay boyunca katılımcı gözlem yapılmış ve etkinliklerde farklı rollerle aktif katılım sağlanmıştır. Türkiye'deki gençlik araştırmaları ile gençliğe tarihsel bakış konusunda Lüküslü'nün gençlik miti kavramsallaştırmasından; gençlerin gönüllülük deneyimlerinin kendilerine ne tür bir konfor sağladığına yönelik tartışmada ise Böhnisch'in hayatla baş etme kavramından faydalanılmıştır. Ayrıca araştırma bulguları, bir kurumda gönüllü olmanın, bireysel gönüllü eylemlerde bulunmaktan farklı olarak düzenli katılım ve zamanında hazır bulunma gibi zorunluluklar gerektirdiğini ve bu durumun katılım sıklığını etkilediğini ve kurum içinde bir tür tabakalaşmaya neden olduğunu ortaya koymuştur. Yaşam koşullarına bağlı olarak daha sık katılım fırsatı bulan gençlerin, gençlik merkezindeki ilgili faaliyetlerden daha anlamlı faydalar elde ettiği, gençlik merkezinde yürütülen gönüllülük faaliyetlerinin gençleri "proje üreten gençler" ve "proje ile gidilen gençler" olarak ayrıştırdığı bulgusu dikkat çekmiştir. Bu durum, Bourdieu'nün "yeniden üretim" kavramıyla açıklanmıştır.

GençlerGençlik merkezleriGönüllü katılım+4
Elif Nur Bayram
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Etno-kültürel karşılaşmalar ve toplumsal kabul: Konya'daki mülteci çocukların gündelik yaşam deneyimleri

Gündelik hayat sıradan kişilerin sıradan hikayelerinin altında yatan buz dağını görebilmek adına araştırmacıya derin bir bakış açısı sağlayabilir. Onun bu gücünden faydalanarak bu araştırma Konya'da yaşayan Suriyeli, Afgan, Iraklı ve Sudanlı çocukların gündelik yaşam deneyimlerini irdeliyor. Çocukların gündelik yaşamlarını "mülteci" ya da toplumun bir "yabancısı" olarak nasıl deneyimledikleri sorusundan yola çıkarak, içerisinde yer aldıkları daha geniş toplumsal çevrenin etno-kültürel dokusunu ve nihayetinde etnik grupların karşılıklı toplumsal kabullerini analiz ediyor. Metodolojik olarak etnografi ve temellendirilmiş teorinin (grounded theory) güçlü yönlerini birleştiren bu araştırmada, veri toplama yöntemi olarak derinlemesine mülakat, katılımcı/katılımsız gözlem ve odak grup görüşmesi kullanıldı. Araştırma, mültecilerin yoğun olduğu gözlemlenen dört ayrı mahalle ve mülteci çocuklardan pek çoğunun devam ettiği iki ayrı imam hatip ortaokulunda yürütüldü. Yaklaşık bir yıllık araştırma sürecinde, toplamda 65 mülteci çocukla ve onların aile üyelerinden oluşan 50 mülteci yetişkinle; yerel halktan (Türk/Kürt/Roman/Abdal) 12 çocuk ve 18 yetişkinle derinlemesine mülakat gerçekleştirildi. Araştırma kapsamında ziyaret edilen iki devlet okulunda ise toplamda 27 öğretmenle derinlemesine mülakat, toplamda 41 öğrenci ile ise 6 ayrı odak grup görüşmesi yapıldı. Tüm bu mekânlarda derinlemesine gözlemlere yer verildi. Analiz sonucunda ulaşılan "deneyim mekânları", "sınır üretimi" ve "kimliksel diyaloglar" kategorilerinin karşılıklı olarak birbirlerini besledikleri görüldü. Çocukların belirli mekânlar üzerinde gerçekleşen deneyimlerinin mahiyeti onları belirli etnik gruplar içerisine zorunlu olarak yerleştirmekte; çocukların kendilerini toplumda konumlandırış biçimleri ise geri dönüşlü olarak mekânların ve deneyimlerin türünü belirlemektedir. Bu döngüsel ilişkinin sonucunda ise araştırma, toplumsal kabulün zayıflığına rağmen mülteci çocukların etnik kimliklerine hapsolmak yerine -günümüz küresel dünyasının da bir sonucu olarak- "ulusötesi kimlikler" inşa ettiklerini savunuyor. Anahtar Sözcükler: mülteci çocuk, gündelik yaşam, etnisite, kimlik, toplumsal kabul, entegtegrasyon

Gamze Kaçar Tunç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemisinin toplumsal eşitsizliklere etkileri: Eskişehir'de bir saha araştırması

Bu tez, Covid-19 pandemisinin toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini; insanların salgın döneminden nasıl etkilendiklerini, pandeminin ne gibi eşitsizlikler yarattığını, var olan toplumsal eşitsizliklere etki edip etmediğini etki ettiyse nasıl etki ettiğini toplumsal sınıf yapısıyla ilişkilendirmeyi hedefleyen bir çalışmadır. Bu çalışmada, pandemi döneminde bireylerin yaşam pratiklerinden yola çıkılarak pandeminin ortaya çıkardığı sonuçların sınıf konumuna göre farklılaşma biçimi sorunsallaştırılmıştır. Covid-19 pandemisi hakkında yapılan çalışmalarda genellikle hastalığın tıbbi ve ekonomik boyutuna odaklanıldığı görülürken genellikle pandeminin sosyal boyutunun ihmal edildiği görülmektedir. Bu bağlamda araştırmada sınıf perspektifine dayanarak pandeminin daha çok sosyal boyutu ele alınmıştır. Araştırma kapsamında yarı-yapılandırılmış derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak alt, orta ve üst sosyoekonomik sınıfın her birinden 10'ar kişi olmak üzere toplamda 30 kişi ile yüz yüze veya online olarak Zoom veya WhatsApp uygulamaları üzerinden görüşme gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerde farklı sosyoekonomik sınıfta yer alan kişilerin pandemi deneyimlerinin birbirinden farklılaştığı görülürken bunun temel sebebinin ekonomik farklılaşma olduğu açıklanmıştır. Yapılan görüşmelerde alt sosyoekonomik sınıfta yer alan bireylerin pandemi döneminde diğer sosyoekonomik sınıflarda yer alan bireylere göre daha çok iş ve gelir kaybı yaşadıkları ve bu yüzden sosyal risklere daha açık hale geldikleri görülmüştür. Görüşmelerden elde edilen bir diğer önemli bulgu ise bu dönemde kendini pandemiye karşı izole ettiğini düşünen katılımcıların çoğunun üst sosyoekonomik sınıfta yer alan katılımcılar olmasıdır. Pandemi döneminde esnek çalışma, dönüşümlü çalışma gibi alternatif çalışma biçimlerini en az deneyimleyenlerin alt sosyoekonomik sınıfta yer alan bireyler olduğu görülürken ortaya çıkan bu farklılaşmaya bağlı olarak alt sosyoekonomik sınıfta yer alan bireylerin pandemiye karşı kendilerini daha güvensiz hissettikleri elde edilen önemli bulgular arasındadır.

Burak Can Belge
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mülteci lise öğrencilerinin yoksulluk deneyimleri: Eskişehir'de bir saha çalışması

Bu çalışmanın amacı zorunlu göçle Türkiye'ye gelip Eskişehir'e yerleşmiş ve farklı türde liselerde öğrenim gören mülteci lise öğrencilerinin çok boyutlu yoksulluk deneyimlerini, yoksulluk nedeniyle yaşadıkları sorunları ve yoksullukla baş etmek için ne tür stratejilere başvurduklarını ortaya koymaktır. Karma yöntemin açımlayıcı sıralı deseni ile hazırlanan bu çalışmada Afganistan, Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden gelmiş ve Eskişehir il merkezindeki farklı türde liselerde öğrenim gören 976 mülteci öğrenci çalışma evrenini oluşturmaktadır. Örneklem gruplarının belirlenmesi için; nicel boyutta basit seçkisiz örnekleme yöntemi, nitel boyutta ise amaçlı örnekleme yönteminin ölçüt ve maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Bu bağlamda, 276 mülteci öğrenci nicel boyuttaki; 27 mülteci öğrenci ise nitel boyuttaki örneklemi oluşturmaktadır. Verileri toplamak için 87 sorudan oluşan bir anket; derinlemesine görüşmeler için 43 soruluk bir yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Nicel veriler için SPSS veri analiz programıyla betimleyici istatistiki analizler; nitel boyutta betimsel analiz ve içerik analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda mülteci lise öğrencilerinin barınma, tüketim, eğitim, kişisel ihtiyaçların karşılanması, katılım, serbest zaman, teknoloji, sosyal ilişkiler, sağlık vb. gibi alanlarda çok boyutlu bir yoksulluğu deneyimledikleri tespit edilmiştir. Çoğunun kirada oturduğu, bir kısmının okul saatleri dışında garsonluk, karton toplayıcılığı, kuaför ve kasap çırağı, komilik ve pazarcılık gibi işlerde çalıştığı görülmüştür. Ayrıca, katılımcıların, okul saatleri dışında daha çok aileleriyle vakit geçirdiklerine; serbest zaman faaliyetlerine katılmayı pek tercih etmediklerine de ulaşılmıştır. Son olarak, katılımcılardan bazılarının ulusötesi göçmen ağları üzerinden ulusötesi yoksullukla baş etme stratejilerine başvurdukları ve çeşitli yardımlar alma yoluna gittikleri; bunun da köken ülkeleri aynı olan mülteciler arasındaki ulusötesi diğergamlığı ve ağları canlı tuttuğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Göç, Mülteci, Yoksulluk, Çok Boyutlu Yoksulluk, Mülteci Öğrenci, Eskişehir.

Mehmet Aksoy
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

İranlı mülteci kadınların kimlik arama sürecinde din değiştirmeleri: Eskişehir'de bir saha araştırması

After the 1979 revolution, laws against "religious conversion" or leaving "Islam" are more strictly observed, and the propagation of other faiths is heavily punished. Despite these criticisms, the desire of Iranians to leave "Islam" and join other religions is significant. One of the religions that Iranians tend towards is "Christianity." The emotional effects on the new believers led many to leave Iran and follow their beliefs in another country. This research was conducted in the city of "Eskisehir." "Eskisehir" is one of several cities hosting refugees in "Turkey." In the study, different churches in this city were visited frequently between 2019-2022, observations were made, and in-depth interviews were conducted with 27 Iranian women from these other churches. This study presents some models for Iranian "Christianized" "refugee" women and indicates that most women are searching for a new identity. According to the model drawn, women tend to leave "Islam" along with the migration process due to the social pressures, harm, and painful experiences they have experienced in Iran. Due to the dominance of family members and the state's power in "Islam," women experience problems in their identity construction processes. Early marriage, domestic violence, lack of education, and many more prevented women from realizing their personal and social needs. As a result, the women interviewed in this study, considering all the problems they experienced, tended to move away from "Islam" and converted to "Christianity." These women emphasized that "Christianity" allows women to change their religion and name, testify, be cleansed of their sins, and finally be reborn.

Change of faithReligious identityEskişehir+7
Rayehe Mozafarıan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Suç korkusu ve risk algısı: Eskişehir'de iki mahallenin sosyolojik analizi

Numerous studies on the fear of crime, which is believed to have a negative impact on an individual's quality of life, sense of social cohesion, and mutual trust, have been conducted primarily in Europe and the United States. For this reason, this research, the primary objective of which is to produce descriptive information on fear of crime and risk perception through two neighbourhoods and to determine the factors affecting fear of crime, is important for understanding the dynamics in Turkiye and comparing it to other studies. In numerous studies, it has been asserted that there are several factors that influence fear of crime, including gender, socioeconomic status, individual perceptions of their own neighbourhoods, prior crime victimisation, and risk perceptions. In this sense, the study provides a comprehensive analysis of these factors, which are assumed to influence fear of crime. In the Yenibağlar and Gültepe neighbourhoods of Eskişehir, a total of 260 individuals, including 130 men and 130 women, were surveyed. According to the findings of the study, women are more fearful than men, and this disparity becomes even more pronounced when sexual offences are considered. While individuals' perceptions of disorder in their neighbourhoods can increase their fear of crime and risk perception, a weak negative correlation between neighbourhood cohesion and fear of crime was discovered. The relationship between risk perception and fear of crime is robust and positive. The most unexpected finding of the research is that 70 out of 260 individuals have been victimised in the past year and that those who have been victimised have less trust in police. Finally, while avoidance behaviour reduces fear of crime and risk perception, defensive behaviour can increase fear and risk.

CopingDisorderEskişehir+4
Alper Erdem
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sembolik şiddet olarak belirsizlik şiddeti: İstanbul'da tanınma-tanınmama sınırında Afgan sığınmacıların deneyimleri

Bu çalışma Türkiye'de sığınma arayan Afganistan menşeli sığınmacıların göç deneyimlerinin hangi etkenlerle şekillendiğini, hukuki statü alma süreçlerinde ve kendileri adına kalıcı bir çözüm bulununcaya kadar maruz kaldıkları uzun süreli bekle(t)me ve öngörülemezlik sürecini nasıl deneyimlediklerini, bu sürecin kendilik algıları ve toplumsal yaşamdaki konumlanışları ile sosyal ilişkilerini nasıl biçimlendirdiğini ve maruz kaldıkları belirsizlik şiddetinin göç hareketlerini, umutlarını ve beklentilerini nasıl dönüştürdüğünü ortaya çıkarmayı hedeflemiştir. Sığınmacıların yaşadıkları belirsiz sürece ilişkin yapılan çalışmalarda yoğun olarak statü belirleme görüşmelerinden sonra gelen yeniden yerleştirme prosedürlerinin zaman maliyetine odaklanılmış ve belirsizlik süreci egemenlik ve tabiiyet ilişkileri bakımından simgesel şiddet ile bağlantılandırılmamıştır. Söz konusu çalışmadaysa şiddetin tarihsel olarak toplumsal ve siyasal yaşamda nasıl konumlandığına değinilerek, belirsizlik şiddetini simgesel şiddetin bir alt türü olarak, otorite, hukuk, egemenlik kavramlarıyla ilişkilendirmeye çalışılmış ve bu ilişkinin sığınmacıların göç deneyimlerini nasıl şekillendirdiğinin yanıtları aranmıştır. Bu kapsamda İstanbul ili Zeytinburnu ilçesinde ikamet eden on beş Afganistan menşeli sığınmacıyla yüz yüze yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler neticesinde, Türkiye'de sığınma arayan Afganistan menşeli sığınmacıların mülteci statüsü alma sürecinin her aşamasında uzun süreli bir belirsizliğe ve beklemeye maruz kaldıkları,bunun gelecekleri konusunda öngörüde bulunma yetilerini ve kendi hayatları üzerinde irade sahibi hissetmelerini zedeleyen bir etkide bulunduğu ortaya çıkarılmıştır. Öte yandan Afganistanlı sığınmacıların belirsizlik şiddetini kaydolamama ve belge edinememe, idari gözetime alınma, sınır dışı edilme ve düzensiz sınır geçişlerinde geri itme ve kötü muameleye maruz kalma ile ilişkili olarak deneyimledikleri tespit edilmiştir. Son olarak çalışmada Afganistan menşeli sığınmacıların belirsizlik şiddetine maruz kalmalarının bir başka ülkede sığınma arama motivasyonlarını artırdığı ve bu yönüyle belirsizlik şiddetinin göç otoriteleri tarafından bir göç yönetim stratejisi olarak kullanılıyor olabileceği sonucuna varılmıştır.

AfganlılarBelirsizlikGöçler+6
Begüm Çiftçioğlu Aktaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Toplumsal hareketler, direniş ve medya uygulamaları: Gine Cumhuriyeti'ndeki sosyopolitik çatışmalar ve eşitsizlik

Over the past 20 years, Africa has experienced major political crises and intense protests. These political crises sometimes take forms that are difficult to understand. From climate change and the food crisis to the questioning of the quality of democracy and the type of regime that citizens themselves are trying to define, there is no doubt that much remains to be done. Since 2010, Guinea has been grappling with structural crises after elections, both political and ethnic, and has seen hundreds of demonstrations. It is clear that strategies to gain power and influence have taken precedence over justice, and that social inequalities have been sidelined. The lack of trust between political parties and the government, with local media sometimes seen as too partisan, paves the way for a new category of actors to assert themselves in the digital public sphere. This study provides a detailed analysis of social movements in Guinea based on field research. Through a sequential mixed explanatory study, a survey of 350 respondents was conducted between 2019 and 2021, and in-depth interviews with 25 respondents were conducted to further explain the findings of the quantitative study. In conclusion, this study addresses a number of endogenous factors that have led to instability in the Republic of Guinea and seeks to explain the relationship between endogenous and exogenous factors and the possibilities and capacities of social movements for resistance, media opportunities and sources of social inequality.

ResistanceGuineaPower+6
Soumaila Ibrahima Dore
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çevrimiçi davranışsal reklamlar aracılığıyla yaratılan tüketim fantazmagorisinde sıradanlaşan veri gözetimi

Dijitalleşme ve dijital dönüşüm süreçlerinin toplum ve gündelik yaşam düzlemlerinde meydana getirdiği köklü değişim ve dönüşüm, gözetim mefhumuna da sirayet etmiş, özellikle panoptikon merkezli gözetim anlatılarının geçerliliği sorgulanmaya başlamıştır. Bu bağlamda bedenden ziyade verinin gözetime konu olduğu dijital teknoloji toplumunun halet-i ruhiyesini gözler önüne sermek amacıyla ortaya koyulan post-panoptikon, güncel gözetim tartışmalarına yön veren başat bir kavram haline gelmiştir. Ekonomik bir hammadde olarak verinin artan değeriyle birlikte çevrimiçi davranışsal reklamcılık modeline dayalı gözetim kapitalizmi mantığı çerçevesinde gerçekleştirilmeye başlanan dijital gözetimin bu yeni şekli, tüketim eksenli post-panoptik gözetime karşılık gelmektedir. Tüm bunların ışığında bu tez çalışmasının çıkış noktalarından ilki, gözetim kapitalisti platformların salt ticari saiklerle dikkati manipüle ederek topladıkları kişisel ve davranışsal verileri, zaafları tetikleyerek anlık/hedonik satın alma davranışı yaratabilecek çevrimiçi davranışsal reklamlar sunmak için kullandıkları ve bu durumun gözetimi kanıksamış, rasyonel düşünme, özgür karar alma ve mahremiyet hakkı elinden alınmış pasif tüketiciler topluluğu yaratma amacına hizmet ettiği şeklindedir. İkinci çıkış noktasıysa mahremiyete ve veri güvenliğine yönelik mevcut endişelerine rağmen bireylerin dijital veri gözetiminin işleyişi, aktörleri ve perde arkası hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıkları, öğrenme ve keşfetme konusunda da son derece pasif kaldıklarıdır. Dolayısıyla bu tez çalışması, dikkatleri sömürülen ve verileri gözetim kapitalisti şirketlerin elinde bir hammadde gibi işlenen, karar ve seçimleri yönlendirilen, özgür iradeleri ve mahremiyetleri tehdit altında olan bireylerin tüm bunlara rağmen gözetimi sıradanlaştırma eğilimlerini, çevrimiçi davranışsal reklamlar özelinde tüketim kültürü ve dikkat ekonomisi kavramları üzerinden okumayı ve tartışmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Dijital Veri Gözetimi, Çevrimiçi Davranışsal Reklam, Gözetim Kapitalizmi, Tüketim Kültürü, Dikkat Ekonomisi.

Fatma Kübra Kaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Other supervisors